T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/349 Esas KARAR NO : 2025/1444 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ: 27/10/2021 NUMARASI : 2020/372 Esas, 2021/1152 Karar DAVANIN KONUSU: KOOPERATİFİN DAĞILMASI İSTEMLİ KARAR TARİHİ: 06/11/2025 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili da…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/349 Esas KARAR NO : 2025/1444 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ: 27/10/2021 NUMARASI : 2020/372 Esas, 2021/1152 Karar DAVANIN KONUSU: KOOPERATİFİN DAĞILMASI İSTEMLİ KARAR TARİHİ: 06/11/2025 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin 18/08/1981 tarihinde tescillenerek kurulan davalı kooperatifin üyesi olduğunu, 20/07/1991 tarihinde yapılan genel kurulda alınan karar ile tasfiyesine karar verilen kooperatifin tasfiye aşamasına sokulmasına rağmen kooperatif yönetiminin değişmesinin akabinde kooperatifin tasfiye aşamasından kötüniyetli olarak çıkarıldığını ve neredeyse 30 senedir hiçbir gayesi kalmamasına rağmen elde edilen gelirler sebebiyle kooperatifin usulsüz olarak devam ettirildiğini, 1163 sayılı Kanununun 81. maddesi uyarınca ferdi mülkiyete geçilip yapıların ortaklar adına tescil edilmesiyle konut ve yapı kooperatiflerinin amacına ulaşmış sayılıp dağılacağının düzenlendiğini, ayrıca aynı Kanunun atıf yaptığı TTK'nun 529. maddesi uyarınca da anonim şirketlerin işletme konusunun gerçekleşmesi ile sona ereceğini, somut olayda ise ana sözleşmede gösterilen tüm işleri tamamlandığını ve ferdi mülkiyete geçilerek dükkânların ortaklar adına tescil edildiğini, kanuni düzenleme uyarınca amacını gerçekleştirmesi sebebiyle kooperatifin kendiliğinden dağılmış olduğunu, müvekkilinin, kooperatifin tasfiye olmaması sebebiyle yasal takibata uğramamak için hâlâ aidat ödemeye devam ettiğini, bu aidatların ise hangi amaçla toplandığı ve nerelere harcandığı bilgisinin verilmediğini, kanuni düzenlemeler gereği, yapı kooperatiflerinin denetlenmesi ile tasfiyesindeki görev ve yetkileri sebebiyle davanın Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’na ihbar edilmesi gerektiğini belirterek ferdi mülkiyete geçen ve herhangi bir amacı ve işlevi kalmayan kooperatifin dağılmış olduğunun tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir.Davalı vekili yasal süresinden sonra sunduğu cevap dilekçesinde; 1991 yılında kooperatifin yönetim kurulu başkanı olan davacı yasa gereği intibak işlemlerini zamanında yerine getirmediğinden kooperatifin münfesih duruma düştüğünü, davacının 1991 yılından 1997 yılına kadar kooperatifin tasfiye kurulu başkanı olarak hiçbir faaliyette bulunmamaya devam ettiğini, 1991 yılında alınan tasfiye kararından altı yıl sonra kooperatif arsa tapusunu alındıktan sonra 17/08/1997 tarihinde yapılan genel kurulda kooperatif yönetiminin değiştiğini ve davacının yönetimden ayrıldığını, göreve gelen yeni yönetim kurulunun ise kooperatif arsasının ifraz ve parselasyon işleri ile proje tasdik ve ruhsat işlemlerini tamamlamasıyla 2002 yılından itibaren ortaklara şahsi tapularının verilmeye başlandığını, müvekkili kooperatife ait bazı taşınmazların, 20/07/1991 tarihli genel kurulun 11. maddesinde alınan karara göre düzenlenen vakıf senedi ve Üsküdar 3. Asliye Hukuk Mahkemesinin 1992/110 Esas sayılı kararı ile kurulan dava dışı ... Sanayi Sitesi Eğitim Öğretim ve Kültür Hizmet Vakfı'na özgülendiğini, davacının 1992 yılından itibaren hem kooperatifin tasfiye kurulu başkanlığını hem de kurulan vakfın başkanlığını yürütmeye başladığını, bahsi geçen gündemin 11. maddesinin açılan dava neticesinde Kadıköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 1999/905 Esas 2000/332 Karar sayılı kararı ile mutlak butlan gerekçe gösterilerek iptal edildiğini, iptal kararından sonra bazı ortakların vakfın iptali ve vakfa özgülenen malların iadesi için tescil kararı veren Üsküdar 3. Asliye Hukuk Mahkemesine başvurduğunu, müvekkili kooperatifin de aynı şekilde açtığı Üsküdar 2. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2001/259 Esas sayıyı davası ile, öncelikle tescil kararının iptalini, bu mümkün olmaz ise terditli olarak vakıf tescil kararının düzeltilerek müvekkili kooperatife ait bağımsız bölümlerin vakfiyeden çıkarılmasını talep ettiğini, mahkemece yetkisizlik kararı verilmesi üzerine Ümraniye 1. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2003/244 Esas sayılı dosyası ile görülen davanın daha sonra İstanbul Anadolu 12. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2010/200 Esas sayılı dosyası ile görülmeye devam ettiğini ve davanın reddine dair verilen kararın Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 2016/60 Esas 2017/1775 Karar sayılı kararı ile onandığını, mahkemenin 11/02/2020 tarihli yazısı ile dava konusu taşınmazlar üzerine konulan tedbirin kaldırıldığını, bunun üzerine Mart 2020 tarihinde özgülenen bazı taşınmazların mülkiyetinin Vakıf adına tescil edildiğini, vakfın, müvekkili aleyhine İstanbul Anadolu 11. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/38 Esas sırasında kayıtlı davayı açtığını, müvekkili kooperatifin de vakıf aleyhine 30. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2019/400 Esas sırasında kayıtlı el atmanın önlenmesi ve ecrimisil davasını açtığını, ayrıca müvekkili kooperatifin, vakfa özgülenen malların usulsüz tescil edildiği gerekçesi ile açtığı İstanbul Anadolu 15. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2020/404 Esas sırasında kayıtlı davanın derdest olduğunu, taşınmazların vakfa özgülenmesine yönelik karar sebebiyle müvekkili kooperatifin 5 ortağına dükkanlarını teslim edemediğini, bu 4 ortağın, müvekkili kooperatif aleyhine açtığı davaların derdest olduğunu, ... adlı ortağın ise, müvekkili kooperatif ile arabuluculuk sürecinde olduğunu, davacının, vakfı müvekkili kooperatif tasfiye kurulu olarak kurduğunu, ancak vakıf senedinde vakıf organlarının bilinçli olarak eksik düzenlendiğini, bu eksiklik İstanbul Vakıflar 2. Bölge Müdürlüğü tarafından 2005 yılından bu yana yapılan bütün denetimlerde tespit edilmesine rağmen vakıf başkanı olan davacı tarafından davalar bahane edilerek ötelendiğini, davacının kural ve yasa tanımazlığa devam ederek vakıfta 28 yıldır sürdürdüğü işgaline devam etmek amacıyla kendi seçtiği 10 kişi ile vakıf tadilini gerçekleştirerek İstanbul Anadolu 21. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2020/621 Esas 2020/205 Karar sayılı kararı ile tescil ettirdiğini, bu kararın hem müvekkili kooperatif hem de Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından kaldırılması talebi ile İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine başvurulduğunu, ayrıca müvekkili kooperatifin, dava dışı vakfa kayyım tayin edilmesi için İstanbul Anadolu 28. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2020/166 Esas sırasında kayıtlı davayı açtığını, davacının, huzurdaki davayı kazanması halinde 281 ortağın küçük tasarrufları ile oluşturduğu taşınmazlar üzerinde bir oldu bitti ile kurdurduğu ve 28 yıldır işgali altındaki vakıfta istediği gibi tasarrufta bulunacağını, müvekkili kooperatifin halen çalışan 7 personeli olduğunu, sitenin güvenliği de dahil bütün iş ve işlemlerini yaptığını, kooperatifin gelir-giderlerinin her yıl düzenli olarak yapılan genel kurullarda ortaklar tarafından incelendiğini ve yönetim-denetim kurullarının aklandığını, aidatların da genel kurulda üyeler tarafından tespit edildiğini, kooperatiflerin işlevlerinin ve devamlarının sadece ferdileşmeyi gerçekleştirmekle sınırlı olmadığını, müvekkili kooperatifin derdest olan davaları olduğunu, bu nedenlerle de müvekkili kooperatifin tasfiyeye geçme aşamasında olmadığını belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. İLK DERECE MAHKEME KARARI: İlk derece mahkemesince; tüm dosya kapsamının tetkikinde, davacı vekilince, davalı kooperatifin ana sözleşmedeki tüm işlerini tamamladığı ve herhangi bir amaç ve işlevinin kalmadığından bahisle, Kooperatifler Kanununun 98. maddesi atfı ile TTK'nun 529. maddesi gereğince, dağılmış olduğunun tespitine karar verilmesini talep ettiği, oysa davalı kooperatif ana sözleşmesine göre, tüm ortaklara işyerlerinin devri kooperatifin kuruluş amacı olup dosyaya suretleri sunulan derdest tapu iptali ve tescil istemleri davaları dikkate alındığında, tüm ortaklar yönünden bu amacın gerçekleşmediğinin tespit edildiği, davacı tarafça ileri sürülen iddianın sübut bulmadığı, bunun yanı sıra davalı kooperatifin davacısı ve davalısı bulunduğu derdest hukuk davalarının da bulunduğu gerekçelerine istinaden davanın reddine dair karar verilmiştir. İSTİNAF NEDENLERİ: Karar yasal süresinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davacı vekili istinaf dilekçesinde; davaya konu edilen vakıaların tümünün tamamen hakimin hukuki bilgisi ile beraber çözümleyebileceği bir uyuşmazlık olması karşısında bilirkişi raporu alınmasının kanuna aykırılık teşkil ettiğini, üstelik alınan bilirkişi raporunda yer verilen hukuki değerlendirme ve tespitlerin mahkemece hükme esas alındığını, davalı yapı kooperatifinin ana sözleşmede gösterilen tüm işleri tamamladığını ve ferdi mülkiyete geçilip konutların ortaklar adına tescil edildiğini, kaldı ki 20/07/1991 tarihinde de tasfiye kararı alınmak suretiyle tasfiye işlemlerine başlandığını, ancak kanuna aykırı şekilde tasfiye halinden çıkarıldığını, müvekkili tarafından davalı hakkında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na denetlenme talebi ile şikayetlerde bulunulduğunu, Bakanlık müfettişlerinin hazırladıkları rapor ile kooperatifin tasfiyeden kanuna aykırı olarak çıkarıldığına ilişkin inceleme raporu hazırladığını, ancak mahkemece bu rapora gerekçeli kararda değinilmediğini, Kooperatifler Kanununun atfı gereği TTK'nun "Tasfiyeden Dönme" başlıklı 548. maddesinin kooperatifin tasfiyeden dönmeye ilişkin alacağı genel kurul kararlarında da uygulama alanı bulacağını, tasfiyeden dönmeye ilişkin kararın alındığı 19/12/2010 tarihli genel kurulun yapıldığı tarihlerde kooperatifin 241 üyesi olmasına rağmen 91 oy ile karar yeter sayısı sağlanmaksızın tasfiyeden dönmeye ilişkin karar alındığını, mezkur kararın TTK'nun 548. maddesine aykırılık olduğundan hükümsüz ve mutlak butlan ile batıl olduğunu, bilirkişi raporu kendi içinde çelişmesine rağmen raporun denetime uygun kabul edilerek hükme esas alınmasının usule ve yasaya aykırı olduğunu, bilirkişilerin kooperatif defterlerini yeteri kadar incelemeyerek salt ferdi mülkiyete geçmenin kooperatifi sonlandırmayacağına ilişkin görüş bildirdiğini, ancak kooperatifin usulüne uygun olarak tasfiyeye girdiği ilk genel kurul tarihinde sözleşmedeki tüm işleri ve ferdi mülkiyete geçişi sağlamasına karşın mevcut kooperatif yönetimince tasfiye engellenmek maksadıyla birçok kanuna aykırı iş ve işlem gerçekleştirildiğini, bu hususların tümünün bilirkişi tarafından görmezden gelindiğini, mahkemenin de hatalı bilirkişi raporuna itirazlarını dikkate almadan eksik inceleme ile kanuna aykırı karar verdiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde, istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dava, davalı kooperatifin dağılmış olduğunun tespitine karar verilmesi istemine ilişkindir.İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nun 355. maddesi uyarınca istinaf başvurusunda ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılmıştır.Bilirkişi tarafından sunulan 12/07/2021 tarihli raporda; dosyadaki delillere göre, davalı kooperatif ortaklarının kendilerine tahsis edilen dükkanların genel kurul kararına dayalı olarak davacının yöneticisi olduğu vakfa bağışlanmış olduğu gerekçesi ile davalı kooperatif aleyhine tapu iptali ve tescil davaları açtığının anlaşıldığı, tahsislerin ise dönemin yönetim kurulu başkanı olan ve halen dava dışı vakfın yöneticisi olan davacı tarafından yapıldığı, işyerlerine ait tapuların ortakların tamamına intikal etmediği sürece kooperatifin dağılması ve tasfiyesinin sonlandırılmasının mümkün olmadığı, ana sözleşmenin 3. maddesi hükmüne göre, bir yapı kooperatifinin amacına ulaştığının kesin olarak ortaya konulabilmesi için kooperatifin ortaklarına tahsis ve inşa ettiği işyerlerinin tapu devirlerini eksiksiksiz olarak tüm ortaklara yapması gerektiği, bu nedenle kooperatifin tasfiyesinin sonlandırılamayacağı, ayrıca tasfiye işlerinin sonuçlandırılıp kooperatifin ticaret sicilinden silinebilmesi için açılmış ve devam etmekte olan hukuk davalarının sonucunun da beklenmesi gerektiği bildirilmiştir.Uyuşmazlık, davalı kooperatifin dağılmasına/sona ermesine yönelik yasal şartların oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.Kooperatiflerin dağılma sebepleri 1163 sayılı Kooperatifler Kanununun 81. maddesinde düzenlenmiştir. Maddenin 1. fıkrasında, anasözleşme gereğince, genel kurul kararı ile, iflasın açılmasıyla, kanunlarda öngörülen diğer hallerde ilgili bakanlığın mahkemeden alacağı karar üzerine, diğer bir kooperatifle birleşmesi veya devralınması suretiyle, üç yıl olağan genel kurulunu yapmaması halinde, amacına ulaşma imkanının bulunmadığının ilgili Bakanlıkça tespiti halinde mahkemeden alacağı kararla kooperatiflerin dağılacağı; 2. fıkrasında ise, yapı kooperatiflerinin, anasözleşmede gösterilen işlerin tamamlanması ve ferdi mülkiyete geçilip konutların ve/veya işyerlerinin ortaklar adına tescil edilmesiyle amacına ulaşmış sayılıp dağılacağı, ancak tescil işleminden sonra usulüne uygun şekilde anasözleşme değişikliği yapılarak kooperatifin amacının değiştirilmesi halinde dağılmaya ilişkin hükmün uygulanmayacağı belirtilmiştir. Davalı kooperatifin ana sözleşmesinin 59. maddesinde sayılan hallerden birinin gerçekleşmesi halinde, genel kurul kararı ile kooperatifin feshedilerek tasfiyesi cihetine gidileceği düzenlenmiştir. Bu haller 3 bent halinde "1. maddede belirtilen sürenin dolması; bu süre dolmamış olsa dahi, kooperatifin amaçları tamamen yerine getirilmiş, bütün alacakları toplanmış ve borçları da ödenmiş bulunursa; kanunlarda öngörülen diğer hallerde Köyişleri ve Kooperatifler veya İmar ve İskan Bakanlıklarının mahkemeden alacağı karar üzerine" şeklinde sayılmıştır. Ana sözleşmenin 60. maddesinde ise, ortak sayısının 7'den aşağı düşmesi, kooperatifin iflas etmesi, kooperatifin sermayesinin 2/3'ünün karşılık kalması hallerinden birinin gerçekleşmesi halinde kooperatifin dağılacağı düzenlenmiştir.Davalı kooperatif aleyhine ortakları..., ..., ... ve ...tarafından açılan davalar ile, kooperatif tarafından kendilerine tahsis edilen dükkanların mülkiyetinin genel kurul kararı ile ... Sanayi Sitesi Öğretim Eğitim ve Kültüre Hizmet Vakfı'na bağışlanarak geçtiği gerekçesi ile tapu iptali ve tescil, bu talebin kabul görmemesi veya taşınmazın 3. kişiye devredilmesi halinde ise taşınmazın değerinin faizi ile tahsiline karar verilmesi talep edilmiş olup açılan davaların halen derdest olduğu anlaşılmaktadır. Ayrıca davalı vekili tarafından, ortak ...'ın aynı yöne ilişkin taleplerinin arabuluculuk sürecinde olduğu belirtilmiştir. Bunlar dışında davalı kooperatif tarafından ... Sanayi Sitesi Öğretim Eğitim ve Kültüre Hizmet Vakfı'na karşı açıan tapu iptali-tescil davası bulunduğu gibi buna karşılık vakıf tarafından da kooperatife karşı açılan men'i müdahale ve ecri misil tazminatı talepli dava bulunmaktadır. Somut olayda, davalı kooperatif ana sözleşmesinin "Kooperatifin Amacı ve Çalışma Konuları" başlıklı 3. maddesinde kooperatifin amacı 5 bent halinde sayılmış olup bu amaçlardan biri de "E" bendinde; ortakların ihtiyaçlarına ve projede gösterilen yerleşme planına göre, işyerlerini, her tip işyerleri arasında kur’a ile ortaklara devretmek olarak açıklanmıştır. Ancak yukarıda belirtildiği üzere kooperatif ortakları tarafından kooperatife karşı açılan derdest davaların bulunduğu dikkate alındığında anılan bent kapsamında sayılan halin gerçekleştiğinden söz edilemez. Ayrıca bu davalar ile bunun dışında davalı kooperatifin davacı ve davalı konumunda olduğu davaların bulunduğu dikkate alındığında kooperatifin tasfiyesinin tamamlanarak sicilden terkin edilmesi de mümkün değildir. Eldeki davada kooperatifin dağılmasına ilişkin şartların gerçekleşmesi söz konusu olmadığından Mahkemece tesis edilen karar isabetli olmuştur.Davacı vekili istinaf başvurusunda ayrıca, kooperatifin denetlenmesine yönelik şikayet başvuruları üzerine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı müfettişlerince düzenlenen raporun dikkate alınmadığını ileri sürmüştür. Bahsi geçen 20/01/2021 tarihli raporda, kooperatifin 19/12/2010 tarihinde yapılan olağan genel kurulunda gündemin 8. maddesinde 241 ortağın bulunduğu, kooperatifin 91 oy çokluğu ile tasfiyeden dönmesine ilişkin aldığı kararın 6102 sayılı TTK'nun 548. maddesine aykırı olduğu, buna göre kooperatifin tasfiyeden dönme kararı ve bu kararın Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlanmasının kanuna aykırı olduğu, kooperatifin sicilde tekrar tasfiye haline dönmesi veya genel kurulda tasfiyeye girmesi için gündem maddesi eklenmesi gerektiği belirtilmiştir. Ancak kooperatifin 19/12/2010 tarihli genel kurulunda bahsi geçen 8. madde ile alınan kararın iptaline yönelik açılan davada Kadıköy 4. Asliye Ticaret Mahkemesinin 30/04/2012 tarih ve 2011/53 Esas 2012/546 Karar sayılı kararı ile davanın reddine karar verilmiş olup kararın Yargıtay 23. Hukuk Dairesinin 2012/4674 Esas 2012/7554 Karar sayımı ilamı ile onandığı, aynı Dairenin 2013/2132 Esas 2013/4039 Karar sayılı ilamı ile ise karar düzeltme talebinin reddedildiği anlaşılmıştır. O halde kesinleşen mahkeme kararı ile bahsi geçen raporda belirtildiğinin aksine kooperatif tarafından evvelce alınan tasfiye kararının kaldırılmasına yönelik gündemin 8. maddesi ile alınan kararın kanuna aykırı olmadığı sabit hale geldiğinden davacının bu hususa yönelik istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir.Açıklanan sebeplerle, ilk derece mahkemesince tesis edilen kararda usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf başvurusunun reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere; 1-İstanbul Anadolu 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/372 Esas, 2021/1152 Karar sayılı ve 27/10/2021 tarihli kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 bendi gereğince esastan REDDİNE,2-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından davacı tarafından peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 556,10 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA,3-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde bırakılmasına,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.1 bendi ile aynı Kanunun 361.1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Temyiz Kanun Yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.06/11/2025