T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:Denizli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi KARAR TARİHİ:27/10/2021 DAVANIN KONUSU:Menfi Tespit GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ:29/09/2025 İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVACILARIN İDDİALARININ ÖZETİ: Davacılar veki…
T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:Denizli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi KARAR TARİHİ:27/10/2021 DAVANIN KONUSU:Menfi Tespit GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ:29/09/2025 İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVACILARIN İDDİALARININ ÖZETİ: Davacılar vekili; müvekkillerinin uzun zamandır ... Cad. ... Sk. ... Apt. No:... ... Alanya/Antalya adresinde yaşadıklarını, müvekkillerinden ...'ın gayrimenkulleri üzerinde Denizli 5. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasıyla haciz konulduğunu öğrendiğini, Denizli 5. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası incelendiğinde müvekkili ...'dan başka kocası ...'ın ve oğlu ...'ın senette kefil, lehtar ve ciranta yapılarak ...'e borçlandırıldığı ve bu suretle ... isimli bir şahıs tarafından icra takibi yapıldığının görüldüğünü, ...'in müvekkillerinden ...'ın ablasının oğlu (yeğeni) olduğunu, senetle icra takibi yapan ...'ı ise müvekkillerinden hiçbirisini tanımadığını, müvekkillerinin 320.000,00-TL tutarda hayatları boyunca kimseye borçlanmadıklarını ve hiçbir zaman böyle bir senedin altına imza atmadıklarını, müvekkillerinin hiç haberi olmadan birileri tarafından senetle borçlandırıldıklarını, yine haberleri olmadan müvekkillerinden ...'ın gayrimenkullerinin haczedildiğini, senetteki müvekkillerine ait tüm imzaların sahte olduğunu, birileri tarafından müvekkillerin imzasının taklit edilmeye çalışıldığını beyanla müvekkillerinin dava konusu bono ve takip nedeniyle borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. DAVALININ SAVUNMASININ ÖZETİ: Davalı ... vekili; dava dosyasına ilişkin dava dilekçesinin müvekkiline tebliğ edilmiş olup, icra dosyasında vekille takip edildiği halde dava dilekçesinin asile gönderilmesinin usule uygun olmadığını, davaya konu senedin miktarı ve icra takip çıkışı açıkça belirli iken dava değerinin 15.000,00-TL olarak gösterilmesinin yerinde olmadığını, takip alacaklısı müvekkilinin takip yetkisinin olmadığı yönündeki iddiasının da yerinde olmadığını, senedi elinde bulunduran kişinin hukuken alacaklı olarak kabul edilmesi gerektiğini, dava konusu senedin kambiyo vasfında olmadığı yönündeki iddianın da mesnetsiz olduğunu, davaya konu icra dosyasına ilişkin ödeme emri senet üzerinde yazılı olan adrese tebliğ yapılmış olup müvekkilinin adres araştırma yükümlülüğü bulunmadığını, ayrıca haczedilen gayrimenkullerden birisinin bu adreste olduğunu, bu nedenle davacıların soyut iddialarının ancak kötü niyet olarak kabul edilmesi gerektiğini, dava dilekçesinden anlaşıldığı üzere diğer borçlu ...'in davacılardan ...'ın yeğeni olduğu beyanı karşısında davacılarla diğer davalının müvekkiline karşı birlikte kötü niyetli hareket etmesi olarak kabul edilmesi gerektiğini, zira müvekkilinin üçüncü kişi olup davacı keşidecileri tanımasının mümkün olmadığını, bu sebeple davacıların iddiaları bir an için kabul edilirse davacılarla diğer borçlu davalı ...'in müvekkilini dolandırma niyeti ile hareket ettiklerinin kabul edilmesi gerektiğini, müvekkilinin iyi niyetli üçüncü kişi olup, davacıların teminatsız olarak satışı önler şekilde talebinin de yerinde olmadığını, bu nedenlerle davanın reddine karar verilerek davacılar aleyhine %40 dan aşağı olmamak üzere inkar tazminatına hükmedilmesini, yargılama giderleri ile ücret-i vekaletin davacılara tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ...'nun cevap dilekçesi sunmadığı görülmüştür. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece; davanın işlemden kaldırıldığı ve 3 aylık yasal süre içerisinde yenilenmediği gerekçesiyle davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Karara karşı, davacılar vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Dairemizin 12/06/2020 tarihli ve ... Esas ve ... Karar sayılı ilamı ile; "...1-Dairemizce yapılan istinaf incelemesi sırasında davacı ...'ın öldüğü anlaşılmış, ölüm tarihinin nüfus kaydına göre, .... tarihi olduğu görülmüştür. Bu durumda HMK'nın 55. maddesi uyarınca, davacının mirasçılarına tebligat çıkarılarak davaya devam edip etmeyeceklerinin sorulması, davacının mirasçılarının mirasın reddi işlemi yapıp yapmadıklarının araştırılması ve sonucuna göre hüküm kurulması gerekirken, bu husus gözden kaçırılarak sonuca gidilmesi doğru görülmemiştir. 2-İlk derece mahkemesi tarafından dava dosyasının işlemden kaldırılmasına ve davanın açılmamış sayılmasına karar verilmiştir. Davacılar vekili, duruşma günü için mazeret dilekçesi sunmuş, mahkemece vekilin mazereti kabul edilerek duruşma 10/07/2019 tarihine ertelenmiş, 10/07/2019 tarihli celsede ise, mazeret dilekçesi sunulmadığı ve tarafların ve vekillerinin duruşmaya katılmadığı gerekçesiyle dava dosyası işlemden kaldırılmıştır. Ancak, dava dosyasının işlemden kaldırılabilmesi ve bunun sonucunda davanın açılmamış sayılabilmesi için 6100 sayılı HMK'nın 150/1 maddesi uyarınca tarafların usulüne uygun bir şekilde duruşmaya davet edilmiş olmaları gerekmektedir. Duruşmaya davet usulü aynı yasanın 147/2. maddesinde gösterilmiştir. İlk derece mahkemesi ara kararında ise duruşma gününü gösterir tebligat yerine, davacılar vekilinin duruşma gün ve saatini UYAP sistemi üzerinden öğrenmesi yönünde karar verilmiştir. Bu durumda, değinilen uygulamanın yasa düzenlemesi ile örtüşmediği, mazereti kabul edilen tarafa masrafı kendisinden alınmak üzere duruşma gün ve saatini gösterir davetiye gönderilmesi gerektiği anlaşıldığından, davacılar ... ve ... vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına" karar verilmiştir. Dairemizin kaldırma kararı sonrasında yapılan yargılama neticesinde İlk Derece Mahkemesince; "...Hükme esas alınan Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesinin .... tarihli raporundan takibe konu senet üzerindeki imzaların davacılar ..., ... ve ... eli ürünü olmadığı, Küçükçekmece 12. Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasında alınan Adli Tıp Kurumu raporunda senet üzerindeki yazı ve imzaların davalı ...'in eli ürünü olduğunun tespit edilmesi karşısında davanın kabulü ile; davacıların Denizli 5. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasına konu bono nedeniyle borçlu olmadıklarının tespitine, davalı ...'ın atılan imzaların davacılara ait olmadığın bildiği ispat edilemediğinden şartları oluşmadığından davalı aleyhine kötü niyet tazminatı talebinin reddine" karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Karara karşı, davacılar vekili ve davalı ... vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davacılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; dava konusu olayın özellikleri dikkate alındığında ilgili senedin düzenlenme tarihi (2008) itibariyle ülke şartlarında çok yüksek miktarlı bir senet olduğunu, müvekkili ... ile müteveffa ...'ın oğulları ...'ın emrine 320.000,00-TL bedelli nakden kaydıyla senet düzenlenmesinin, yine senet borçlularının ve lehtarın senetteki adresinin İstanbul olmasına rağmen düzenleme yerinin Denizli olarak gösterilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, yine müvekkillerinin Alanya'da yaşamasına rağmen icra dosyasında yapılan ödeme emri tebligatlarının senette yer verilen ...'in adresine ve davalı ...'e yapıldığını, bu durumun davalıların birlikte hareket ettiğini gösterdiğini, davalılar arasında yüksek miktarlı bir senedin verilmesini gerektirir ne gibi bir ilişki olduğu hususunun dava esnasında mahkemeye açıklanmadığını, yüksek miktarlı bir senedin herhangi bir teminat olmaksızın ve senet borçlularından senedin sıhhati konusunda bir teyit alınmaksızın davalılar arasında el değiştirmesinin de hayatın olağan akışına uygun olmadığını, senetteki yetki kısmının davalı alacaklının ikametgahı esas alınarak davalılarca birlikte yazıldığını, davalının en azından senedin bir kısmının sonradan doldurulduğuna vakıf olduğu hususları açık olduğundan kötüniyet tazminatı talebinin reddinin usul ve yasaya uygun olmadığını istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür. Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı borçlu ...'in davacılardan ...'ın yeğeni olduğunu, bu nedenle borçlu davalı ... ve davacıların müvekkilline karşı birlikte kötü niyetli olarak hareket ettiklerini, müvekkilinin iyi niyetli üçüncü kişi olduğunu, davacının keşidecileri tanımasının mümkün olmadığını, müvekkilinin davacılar ile diğer davalı ... arasındaki ilişkilerini, ...'in davaya konu senedi nasıl düzenlediğini ve benzeri hususları bilmediğini, müvekkilinin hem alacağını alamadığını hem de bu dava sonucunda verilen yargılama gideri vb. konulardaki karar ile ikinci kez mağdur olduğunu, Küçükçekmece 12. Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... Esas ve ... Karar sayılı kesinleşen mahkeme ilamı ile de sabit olduğu üzere bu davanın davalısı müvekkili ...'ın ve ceza dosyasının sanığı olan babası ...'ın beraat ettiğini, bu davaya konu senedin tanzimi hususunda herhangi bir katkılarının olmadığını, öncelikle müvekkili davalı ... yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirken davanın kabulü şeklinde karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davanın kabulüne karar verilmesi halinde bile davaya konu senedin tanziminde herhangi bir katkısı olmayan ve süreçte de bir dahili olmayan müvekkili davalı ...'a da yargılama giderleri ve avukatlık ücreti yönünden müşterek ve müteselsil sorumluluk yüklenmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinden diğer davalı ...'in münferiden sorumlu tutulması gerektiğini istinaf sebebi olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: Dava; İİK'nın 72/3. maddesi uyarınca kambiyo senedinden kaynaklı icra takibinden sonra açılan menfi tespit davasıdır. Mahkemece yazılı gerekçeyle, davanın kabulüne karar verilmiştir. Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Senede karşı mutlak defiler, senet hamili olan herkese karşı ileri sürülebilir. Gerek doktrinde ve gerekse uygulamada “imzanın sahte olması”, “senet metninde sahtekarlık (tahrifat) yapılmış olması”, “borçlunun borçlanma ehliyetinin bulunmaması”, “senette zorunlu şekil koşullarının bulunmaması”, “imza sahibinin temsil yetkisinin bulunmaması”, “senedin zamanaşımına uğramış bulunması” vb. defiler senedin hükümsüzlüğüne yönelik olup, her hamile (iyiniyetli olsa dahi) karşı ileri sürülebilen mutlak def’i olarak kabul edilmektedir. Borçlunun hamil/alacaklıya karşı senet metninde imzaya ilişkin iddiası mutlak def’idir. Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin ... Esas ve ... Karar sayılı ilamında; "....Senetteki imzanın inkarı halinde, imzanın borçluya ait olduğunu ispat yükü belgeyi elinde bulunduran senet alacaklısına aittir. Yargılama sırasında takibe konu senedin kaybolmuş olduğu tespit edildiğinden davalılar imzanın davacı borçlu şirket yetkilisine ait olduğunu ispatlayamamıştır. İmzada sahtecilik iddiası kambiyo senetlerinde mutlak defi olup, lehdar ve ciro yolu ile hamil olan cirantalara ve son hamile karşı ileri sürülebilir....." belirtilmiştir. Yargıtay kararından da anlaşılacağı üzere, senette sahtecilik iddiası mutlak defi olarak herkese karşı sürülebilir. Burada ispat yükü senetteki imzanın davacıya ait olduğunu iddia eden tarafa aittir. Yukarıda açıklanan yüksek yargı kararı ve yasal düzenlemeler ışığında somut uyuşmazlığa dönüldüğünde; bağımsız borç ikrarını içeren kambiyo senedinin hüküm ifade edebilmesi için davacılar olan keşideci, lehtar ve kefil adına atfen atılı bulunan imzaların davacıların eli ürünü olması gerekmektedir. Dosya kapsamında yapılan teknik bilirkişi incelemesi sonucunda bonodaki imzaların davacıların eli ürünü olmadığı anlaşılmıştır. Her ne kadar davalı ... senedin nasıl düzenlendiğini ve diğer davalı ile aralarındaki ilişkiyi bilemeyeceklerini, bu sebeple imzanın davacıya ait olup olmadığını bilebilecek durumda olmadığını ileri sürerek aleyhine açılan davanın reddi ile yargılama giderlerinden sorumlu olmamaları hususunda istinaf talebinde bulunmuş ise de, imza itirazı kabul edildiğinde senet hükümsüz hale geleceğinden herkese karşı ileri sürülebilecek mutlak defi olduğundan davalı yanın istinaf istemi yersizdir. Küçükçekmece 12. Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... Esas ve ... Karar sayılı ilamında; müştekilerin ..., ... ve ... olduğu, şüphelilerin ..., ... ve ... olduğu, resmi belgede sahtecilik suçundan yargılama yapıldığı, yapılan yargılama sonucunda sanık ...'in katılan ve mağdurlara karşı üzerine atılı resmi belgede sahtecilik suçunu işlediği sabit olduğundan mahkumiyetine karar verildiği, sanıklar ... ve ...'ın sahte senedi düzenlemediklerinin Adli Tıp Kurumu tarafından düzenlenen raporla sabit olduğu, sanıkların senedin sahte olduğunu bilerek icra takibi başlattıklarına ilişkin ise dosyaya yansıyan her türlü şüpheden uzak, yeterli delil elde edilemediği anlaşıldığından şüpheden sanık yararlanır ilkesi uyarınca katılan ve mağdurlara karşı üzerlerine atılı suçu işledikleri sabit olmadığından CMK'nIn 223/2-e maddesi uyarınca beraatlerine karar verildiği, davalı ...'in resmi belgede sahtecililik suçu yönünden istinaf aşamasında düşme kararı verildiği, davalı ... yönünden verilen beraat kararının istinaf edilmeksizin kesinleştiği anlaşılmıştır. Ceza dosyasında verilen beraat kararı, sanıkların üzerlerine atılı suçu işlemediğinin sabit olduğu gerekçesiyle değil, şüpheden sanık yararlanır ilkesi çerçevesinde, sanıkların üzerlerine atılı suçu işlediğini ispata yarar yeterli delilin bulunamaması nedeniyle verilmiştir. Bu haliyle delil yetersizliğinden verilen beraat kararı hukuk mahkemesi hakimi yönünden bağlayıcı da değildir. Bu nedenle davalı yanın bu hususa ilişkin istinaf istemi de yerinde değildir. Öte yandan, İlk Derece Mahkemesince davalının kötüniyetli olduğu ispat edilemediğinden kötüniyet tazminatı talebinin reddine karar verilmiş davacı vekili kötüniyet tazminatı talebinin reddi kararını istinaf etmiştir. 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu'nun 72. maddesi uyarınca menfi tespit davası açan borçlunun tazminat isteme hakkı vardır. Anılan maddenin 5. fıkrası aynen; “Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir. Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olamaz.” hükmünü içermektedir. Madde metninden de açıkça anlaşıldığı üzere menfi tespit davası açmak zorunda bırakılan borçlunun tazminat talep edebilmesi için gerekli koşullar; bu yönde bir talep olması, borçluya karşı icra takibi yapılmış bulunması ile takibin haksız ve kötüniyetli olmasıdır. Takibin haksız olması tek başına yetmemekte, ayrıca kötü niyetli olması da gerekmekte olup, ispat yükü takibin kötü niyetli olduğunu iddia eden davacı borçlunun üzerindedir. Somut olayda; takip konusu senette davacıların keşideci, lehtar ve kefil olduğu, senet keşidecisinin ise diğer davacı kefilin eşi, lehtarın da oğulları olduğu, davalı ...'a diğer davalı ... tarafından dava konusu senedin kendisine hazır olarak getirildiğini beyan ettiği bu beyan ve savunmasının aksinin ispatına yarar dosyada somut delil bulunmadığı, bu nedenle senedi takibe koyan davalının, davacıların imzasının sahteliğini bildiği ya da bilecek durumda olduğunun ispatlanamadığı dikkate alındığında kötü niyet tazminatı talebinin reddine karar verilmesinde de bir isabetsizlik görülmemiştir. HMK m. 359/3 uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, HMK m. 355/1. gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; davacılar vekili ve davalı ... vekilinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden HMK m. 353/1-b-1. gereğince istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine karar vermek gerektiği anlaşıldığından aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacılar vekili ve davalı ... vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-a- Davacı ... yönünden 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 615,40-TL maktu istinaf karar harcından peşin olarak yatırılan 59,30-TL harcın mahsubu ile bakiye 556,10-TL istinaf karar harcının davacı ...'dan tahsili ile Hazineye GELİR KAYDINA, harç tahsil müzekkeresinin İlk Derece Mahkemesince YAZILMASINA, b-Diğer davacılar yönünden harç peşin alındığından yeniden alınmasına YER OLMADIĞINA, 3-Davalı ... yönünden 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 21.859,20-TL maktu istinaf karar harcından peşin olarak yatırılan 5.465,00-TL harcın mahsubu ile bakiye 16.394,20-TL istinaf karar harcının davalı ...'dan tahsili ile Hazineye GELİR KAYDINA, harç tahsil müzekkeresinin İlk Derece Mahkemesince YAZILMASINA, 4-Tarafların istinaf başvurusu nedeniyle yapılan yargılama masraflarının kendi üzerilerinde BIRAKILMASINA, 5-Kullanılmayan istinaf gider avansının 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca karar kesinleştiğinde İlk Derece Mahkemesince ilgililerine İADESİNE, 6-İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, 7-Kararın Dairemiz tarafından taraflara TEBLİĞİNE, Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 04/06/2025 tarih 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 20. maddesi uyarınca parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktarı esas alınmak suretiyle 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince Dairemiz kararının tebliğinden itibaren İKİ HAFTALIK süre içinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi.29/09/2025 ...