T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/2154 - 2026/634 T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/2154 KARAR NO : 2026/634 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :KOCAELİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ :15/10/2025 NUMARASI :2023/381 Esas - 2025/639 Karar DAVACI :NETYAP PROJE HAFRİYAT İNŞAAT TAAH. TİC. L…
T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/2154 - 2026/634 T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/2154 KARAR NO : 2026/634 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :KOCAELİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ :15/10/2025 NUMARASI :2023/381 Esas - 2025/639 Karar DAVACI :NETYAP PROJE HAFRİYAT İNŞAAT TAAH. TİC. LTD. ŞTİ. - ... VEKİLİ :Av. ... DAVALI :... VEKİLİ :Av. ... DAVA :Alacak (Adi Ortaklıktan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ :15/09/2014 KARAR TARİHİ :06/04/2026 KR. YAZIM TARİHİ :24/04/2026 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirketin sahipleri ... ve ... tarafından Kocaeli ili Körfez ilçesi ... ada ... parselerde bulunan taşınmazlarda inşa işlemi yapmak için arsa sahipleri ... ve ... ile anlaştıklarını, akabinde davacı şirket ile davalı ... arasında 26.12.2009 tarihinde yapılan tüm işlere %50 ortak olunduğuna dair sözleşme imzalandığını, böylece inşa işlerinden yapılacak kardan ve zarardan tarafların %50'şer ortak olduğunu, davacı şirketin davalıdan yaklaşık 500.000,00-TL daha alacağı bulunduğunu, davalının ortaklığının tespitine karar verilerek davalının ödemesi gerekip de ödemediği inşaat yapım maliyeti için şimdilik fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak üzere 50.000,00-TL'nin ticari faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalının, davacı şirkete borcu olmadığını, inşaatla ilgili taşeronlara yapılan ödemelere ilişkin bir kısım makbuzları ve ödeme açıklamalarının yer aldığı dokümanlara ait fotokopilerin dosyaya sunulduğunu, davacıya yapıldığı belirtilen ödemelere ilişkin bir kısım makbuz fotokopileri, döviz bozma belgeleri ve ödeme listelerinin dosyaya sunulduğunu, davalının davacıya borcu olmadığı ve yapması gereken ödemelerin yapıldığını belirterek davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ: İlk derece mahkemesince; "... Davanın REDDİNE ..." şeklinde hüküm kurulmuştur. İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı ...'in, kendi üzerine düşen dairelerin tescilini aldıktan sonra davacıya ödemesi gereken maliyet gereği ödemeleri yapmayı kestiğini, resmiyette de tüm sorumluluğun ve dairelerin 3. kişilere satışının davacı şirketçe yapıldığından, davacı tarafından binanın yapımına devam edilerek 2012 yılının sonlarına doğru daire sahiplerine teslim edildiğini, davacı şirketçe davalı ...'e devamlı olarak yapım maliyetinin yarısı oranında ödemesi gereken paranın istendiğini, davalı ... tarafından ise davacı şirket yetkilileri oyalanarak en sonunda ödeme yapılmayacağının bildirildiğini, dolayısıyla davalı ...'in işbu ortaklıktan doğan sorumluluğunu yerine getirmediğinden işbu davayı ikame etme zorunluluğunun hasıl olduğunu, yerel mahkemece ise ikame edilen işbu davaya ilişkin olarak sunulan belgeler ve deliller bilirkişice eksik incelemeye dayalı olarak hesaplandığından ve bilirkişi raporları arasında çelişki bulunduğundan bu raporlara dayanılarak gerekçeli karar oluşturulduğunu belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. Davalı vekili tarafından istinaf başvurusuna karşı cevap dilekçesi verilmemiştir. DELİLLER:Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 15/10/2025 tarih, 2023/381 Esas - 2025/639 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; adi ortaklıktan kaynaklanan alacak istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İnceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosyanın incelenmesinde, davacı şirket tarafından Kocaeli ili Körfez ilçesi ... ada ... parselde bulunan taşınmazlarda inşa işlemi yapmak için arsa sahipleri ... ve ... ile anlaşma yapıldığı, akabinde davacı şirket ile davalı ... arasında 26.12.2009 tarihinde yapılan tüm işlere %50 ortak olunduğuna dair sözleşme imzalandığı, böylece taraflar arasında adi ortaklık kurulduğu, davacı tarafından, davalı yanca maliyete ilişkin eksik ödeme yapıldığından kaynaklı eldeki davanın açıldığı, taraflarca inşaatın tamamlandığı, dairelerin teslim alındığı ve hak sahiplerine teslim edildiği, Mahkemece davanın reddine karar verildiği, davacı tarafından kararın istinaf edildiği görülmektedir. 6098 sayılı Kanun'un 620 nci maddesinin birinci fıkrasına göre; adi ortaklık sözleşmesi, iki ya da daha fazla kişinin emeklerini ve mallarını ortak bir amaca erişmek üzere birleştirmeyi üstlendikleri sözleşmedir. Adi ortaklığın sona ermesi ile birlikte ortaklık tasfiye aşamasına girer. Ortaklar arasındaki hukuki bağ, tasfiye tamamlanmadan ortadan kalkmış kabul edilemez. Tasfiye, ortaklar arasındaki ortaklık ilişkisinin tamamen sona erdirilmesine yönelik kanuni bir usuldür. Tasfiye ile artık ortaklık malvarlığı para haline dönüştürülecek, borçlar ödenecek, sermaye değerleri ortaklara iade edilecek ve geri kalan meblağ ortaklar arasında kar ve zararın paylaşılması esasına göre dağıtılacaktır. Adi ortaklığın tasfiyesi ya tarafların anlaşması suretiyle ya da bizzat mahkemece yapılır. Taraflar tasfiye konusunda anlaşmadığı takdirde ortaklığın tasfiyesinin Mahkemece 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 642 vd. madde hükümlerine uygun olarak yapılması gerekir (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2022/7419 esas 2023/2989 karar sayılı ilamı). Davacının sermaye payının iadesi talebi aynı zamanda adi ortaklığın fesih ve tasfiyesini de kapsamaktadır. Davanın bu şekilde hukuki nitelendirmesinin yapılmasının gerekliliği karşısında mahkemece adi ortaklığın fesih ve tasfiyesine karar verilmelidir (Yargıtay 13. Hukuk Dairesinin 2011/5962 esas 2011/12753 karar sayılı ilamı, Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2014/16281 esas 2015/9224 karar sayılı ilamı). Ortaklardan birinin sermaye payını istemesi nedeniyle uyuşmazlığın; adi ortaklığın tasfiyesi hükümleri (TBK'nun 620 ve devamı maddeleri) gereğince ve 642. maddelerindeki tasfiye hükümlerinin somut olaya uygulanması suretiyle çözümlenmesi gerekmektedir. Adi ortaklık ilişkisi, TBK'nın 639. maddesinde sayılan sona erme sebeplerinden birinin gerçekleşmesi ile sona erer. Bu şekilde ortaklığın sona ermesinin başlıca iki sonucu ortaya çıkar. Bunlardan ilki, yöneticilerin görevlerinin sona ermesi, diğeri de ortaklığın tasfiyesidir. Tasfiye, ortaklığın bütün mal varlığının belirlenip, ortakların birbirleri ile alacak verecek ve ortaklıktan doğan tüm ilişkilerinin kesilmesi yoluyla ortaklığın sonlandırılması, malların paylaşılması ya da satış yoluyla elden çıkarılmasıdır. Diğer bir anlatımla tasfiye memuru tarafından yapılacak bir arıtma işlemi olup; hesap ve işlemlerin incelenip, bir bilanço düzenlenerek, ortaklığın aktif ve pasifi arasındaki farkı ortaya koymaktır. Bir ortak tarafından adi ortaklığa ilişkin olan sermaye payının istenmesi, ortaklığın faaliyetlerinden dolayı uğradığı zararın veya kâr payının talep edilmesi, aynı zamanda ortaklığın feshini ve tasfiyeyi de kapsar. Uyuşmazlık, bu bağlamda değerlendirilip, çözüme kavuşturulmalıdır. Bu durumda, mahkemece; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanununun 620 ve devamı maddelerinde düzenlenen adi ortaklık hükümleri dikkate alınmalı, Türk Borçlar Kanununun 642.madde ve devamı hükümlerine göre tasfiye işlemi gerçekleştirilmelidir. Tasfiye usulünü düzenleyen Türk Borçlar Kanununun 644.maddesine göre; "Ortaklığın sona ermesi hâlinde tasfiye, yönetici olmayan ortaklar da dâhil olmak üzere, bütün ortakların elbirliğiyle yapılır. Ancak, ortaklık sözleşmesinde, ortaklardan biri tarafından kendi adına ve ortaklık hesabına belirli bazı işlemlerin yapılması öngörülmüşse, bu ortak, ortaklığın sona ermesinden sonra da o işlemleri tek başına yapmak ve diğerlerine hesap vermekle yükümlüdür. Ortaklar, tasfiye işlerini yürütmek üzere tasfiye görevlisi atayabilirler. Bu konuda anlaşamamaları hâlinde, ortaklardan her biri, tasfiye görevlisinin hâkim tarafından atanması isteminde bulunabilir. Tasfiye görevlisine ödenecek ücret, sözleşmede buna ilişkin bir hüküm veya ortaklarca oy birliğiyle verilmiş bir karar yoksa tasfiyenin gerektirdiği emek ile ortaklık mal varlığının geliri göz önünde tutularak hâkim tarafından belirlenir ve ortaklık mal varlığından, buna imkân bulunamazsa, ortaklardan müteselsilen karşılanır. Tasfiye usulüne veya tasfiye sonucunda her bir ortağa dağıtılacak paya ilişkin olarak doğabilecek uyuşmazlıklar, ilgililerin istemi üzerine hâkim tarafından çözüme bağlanır.". Aynı Yasanın kazanç ve zararın paylaşımı başlıklı 643. maddesinde ise "Ortaklığın borçları ödendikten ve ortaklardan her birinin ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve koymuş olduğu katılım payı geri verildikten sonra bir şey artarsa, bu kazanç, ortaklar arasında paylaşılır. Ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse, zarar ortaklar arasında paylaşılır." hükmü yer almaktadır. Katılım payı olarak bir şeyin mülkiyetini koyan ortak, ortaklığın sona ermesi üzerine yapılacak tasfiye sonucunda, o şeyi olduğu gibi geri alamaz; ancak koyduğu katılım payına ne değer biçilmişse, o değeri isteyebilir. Bu değer belirlenmemişse, geri alma, o şeyin katılım payı olarak konduğu zamandaki değeri üzerinden yapılır.( TBK' nun 642. md.) Keza, aynı yasanın kazanç ve zarara katılma başlıklı 623. maddesine göre de; "Sözleşmede aksi kararlaştırılmamışsa, her ortağın kazanç ve zarardaki payı, katılım payının değerine ve niteliğine bakılmaksızın eşittir. Sözleşmede ortakların kazanç veya zarara katılım paylarından biri belirlenmişse bu belirleme, diğerindeki payı da ifade eder. Bir ortağın zarara katılmaksızın yalnız kazanca katılacağına ilişkin anlaşma, ancak katılma payı olarak yalnızca emeğini koymuş olan ortak için geçerlidir." hükmünü ihtiva etmektedir. Bundan sonra ise, tasfiye işlemleri; hakim tarafından öngörülecek üçer aylık (uyuşmazlığın mahiyetine göre süreler uzatılıp kısaltılabilir) dönemlerde tasfiye memuru tarafından 3 aşamada gerçekleştirilmelidir. Birinci aşamada; ortaklığın sona erdiği tarih itibariyle ortaklığın tüm mal varlığı (aktif ve pasifi ile birlikte) belirlenmeli, yönetici ve idareci ortaktan ortaklık hesabını gösterir hesap istenmeli, verilen hesapta uyuşmazlık çıktığı takdirde, taraflardan delilleri sorularak toplanmalı, tasfiye memurunun belirlediği mal varlığı bilançosu taraflara tebliğ edilmeli, bu husustaki itirazları da karşılanıp, toplanacak delillere göre değerlendirilmelidir. İkinci aşamada; ortaklığın mal varlığına ilişkin satış ve nakte çevirme işlemi (TMK'nun 634. vd. maddelerinde düzenlenen resmi tasfiye işlemi kıyasen uygulanmak suretiyle) gerçekleştirilmeli, şayet bu mallar mevcut değilse, değerleri bilirkişi marifetiyle saptanmalıdır. Üçüncü ve son aşamada ise; yukarıdaki işlemler sonucu oluşan değerden, öncelikle ortaklığın borçları ödenmeli ve ortaklardan her birinin, ortaklığa verdiği avanslar ile ortaklık için yaptığı giderler ve katılım payı geri verilmeli, bundan sonra bir şey artarsa, bu kazanç veya (ortaklığın, borçlar, giderler ve avanslar ödendikten sonra kalan varlığı, ortakların koydukları katılım paylarının geri verilmesine yetmezse) zarar da belirlenerek ortaklara paylaştırılmak üzere son bilanço düzenlenmelidir. Bu aşamalardan sonra ise; tasfiye memurunun yaptığı tasfiye işleminin sonuç bilançosuna göre hakim, (HMK'nun 297.maddesi uyarınca) tarafların hak ve yükümlülüklerini saptayıp, tasfiye işlemini sonlandırmalı ve bu doğrultuda hüküm oluşturmalıdır (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2014/16281 esas- 2015/9224 karar sayılı ilamı). Somut olayda; davacı tarafından yukarıda yapılan tasfiyenin tam tersi bir yol izlenerek dava açılmıştır. Taraflarca ortaklık sözleşmesine konu iş ifa edilmiş, daireler paylaşılmış ve fiili tasfiye tamamlanarak dağılım yapılmış, ortaklığın kurulduğu iş tamamlanmakla, ortaklık fiilen sona ermiş, ortaklığın bir malının kalmadığı da anlaşılmıştır. Davacı tarafından, davalının inşaat maliyetine kendi üzerine düşen kısım kadar katlanılmadığı iddia edilmiş ve eldeki dava açılmıştır. Yani davalı tarafından üzerine düşen maliyete katlanıldığı ispatlandığı takdirde, taraflarca yapılan tasfiyenin yerinde olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır. Mahkemece de bu doğrultuda yargılama yapılmış ve davalı tarafından inşaat maliyetine katlanıldığı kanaatine varıldığından ve zaten adi ortaklığın tasfiyesine karar verildiğinden davanın reddine karar verilmiştir. Adi ortaklığın amacına ulaştığı, dairelerin dağıtıldığı ve zaten tasfiyenin tamamlanmış olması nedeniyle de, davanın reddine karar verilmesi ile ayrıca adi ortaklığın fesih ve tasfiyesine karar verilmemesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. İlk Derece Mahkemesi tarafından alınan 25.01.2022 tarihli bilirkişi raporuna göre dava konusu inşaatın toplam maliyetinin 3.277.779,64-TL olduğu, buradan toplam maliyetin, %50 oranlı eşit paylı ortaklar arasında 1.638.889,92-TL olmak üzere paylaştırılması gerektiği tespit edilmiştir. Tasfiye memurunun 15/01/2024 tarihli raporunda davalı tarafından inşaatın %50 maliyetinin üzerinde olmak üzere 1.680.830,53-TL ödeme yapıldığı tespit edilmiştir. Tasfiye memuru olarak görevlendirilen SMMM bilirkişinin 04/09/2025 tarihli raporunda davalının 1.711.830,53-TL ödeme yaptığı tespit edilmiştir. Her iki rapor gereğince davalının üzerine düşenden daha fazla ödeme yaptığı tespit edilmiştir. Bilirkişiler tarafından yapılan hesaplamada, davacının dava dilekçesindeki davalının ilk etapta elden ödeme yaptığına ilişkin beyanı, davalı tarafından yapılan ödeme olarak kabul edilmiştir. İkrar, görülmekte olan bir davada, taraflardan birinin, diğer tarafça ileri sürülen ve kendisi aleyhine hukuki sonuç doğurabilecek nitelik taşıyan maddi vakıanın doğruluğunu kabul etmesidir (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. II, Ankara, 2001, s. 2037 vd.; Postacıoğlu, İlhan E./Altay, Sümer: Medenî Usul Hukuku Dersleri, İstanbul, 2014, s. 595 vd.; Üstündağ, Saim: Medeni Yargılama Hukuku, C. 1- 2, İstanbul 2000, s. 628 vd.). Başka bir deyişle ikrar, açıklayan tarafından hasmının karara bağlanmasını istediği hakkın veya hukuki durumun meydana gelmesine esas olan ve hasmınca ileri sürülen maddi olayların tümünün veya bir bölümünün doğru olduğunun bildirilmiş olması demektir. İkrardan söz edilebilmesi için, bir tarafın bir vakıa ileri sürmüş olması, diğer tarafın da bu vakıanın doğru olduğunu bildirmesi gerekir. İkrarın konusu, ancak karşı tarafın ileri sürdüğü vakıalar olabilir. Başka bir deyişle sadece tarafların iddia ve savunmalarını dayandırdıkları maddi vakıalar ikrara konu teşkil edebilir. Bir tarafın, kendisinin ileri sürdüğü bir vakıanın doğruluğunu bildirmesi ikrar niteliği taşımayacağı gibi, karşı tarafın ileri sürdüğü hukuki sebepler de ikrara konu olamazlar. Yukarıda açıklandığı üzere; İkrar, görülmekte olan bir davada, taraflardan birinin, diğer tarafça ileri sürülen ve kendisi aleyhine hukuki sonuç doğurabilecek nitelik taşıyan maddi vakıanın doğruluğunu kabul etmesidir (Kuru, Baki: Hukuk Muhakemeleri Usulü, C. II, Ankara, 2001, s. 2037 vd.; Postacıoğlu, İlhan E./Altay, Sümer: Medenî Usul Hukuku Dersleri, İstanbul, 2014, s. 595 vd.; Üstündağ, Saim: Medeni Yargılama Hukuku, C. 1- 2, İstanbul 2000, s. 628 vd.). Tarafların veya vekillerinin mahkeme önünde ikrar ettikleri vakıalar, çekişmeli olmaktan çıkar ve ispatı gerekmez. (6100 sayılı yasanın 188/1.maddesi) Davacı tarafından dava dilekçesinde "...İlk etaplarda taraflar eşit şekilde inşaata paralar harcamış, ... tarafından müvekkilim şirkete 500,000'e yakın ödeme yapılmış, bir kısımda müvekkilim şirkete elden paralar ödenmiştir..." şeklinde davalı tarafından şirkete ödeme yapıldığı ikrar edilmiştir. Bu durumda davacı tarafından, davalı yanca yapılan ödemelerin bu ödeme içinde olduğu iddia edilmiş ise de, buna ilişkin dosyaya yansıyan herhangi bir delil bulunmadığından, bu ödemeden bağımsız olarak davalı tarafından yapılan ödemeler ile birlikte hesap yapılmasında bir isabetsizlik görülmemiştir. Bu kapsamda davalı tarafından inşaat maliyetine katlanıldığı ispatlanmış kabul edildiğine göre, taraflarca yapılan fiili tasfiyede bir usulsüzlük bulunmadığı değerlendirilmiş ve davanın bu nedenle reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik görülmemiştir. Mahkemece, gerekçeli karar başlığında; davalının T.C. kimlik numarasının yazılmamış olması, 6100 sayılı HMK'nın 297/1-b maddesine aykırı olmakla birlikte sonuca etkili olmadığından, kaldırma nedeni yapılmamış ve bu hususa eleştiri getirilmekle yetinilmiştir. Tüm bu açıklamalara, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına, HMK'nın 355. maddesi uyarınca; kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmaması nazara alınarak, davacının istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca; ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Alınması gereken 732,00-TL istinaf karar harcından, istinafa gelirken peşin alınan 615,40-TL'nin mahsubu ile kalan 116,60-TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, harç tahsili ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin HMK'nın 302/5 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine, 4-İstinaf eden tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına, 5-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf avansından kullanılmayan kısmının HMK'nın 333. maddesi uyarınca; karar kesinleştikten sonra ilk derece mahkemesince istinaf edene iadesine, 6-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; kararın dairemizce taraflara tebliğine, İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ilamın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay ilgili hukuk dairesine TEMYİZ yasa yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.06/04/2026 Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*