TÜRK MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 10/04/2025 NUMARASI : 2024/41 Esas, 2025/313 Karar DAVANIN KONUSU: Tazminat KARAR TARİHİ : 17/03/2026 Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme son…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 53.HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/779 KARAR NO : 2026/394 TÜRK MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 10/04/2025 NUMARASI : 2024/41 Esas, 2025/313 Karar DAVANIN KONUSU: Tazminat KARAR TARİHİ : 17/03/2026 Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ : I. DAVA Davacı yargılamanın yenilenmesi talepli dilekçesinde özetle; Kadıköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi 1997/940 E., 2002/744 K.sayılı dosyasında lehine karar verilen davalı tarafın karara tesir eden hileli davranışta bulunması, bilirkişilerin hükme esas alınan husus hakkında kasten gerçeğe aykırı beyanda bulunulduğunun sabit olması nedeniyle yargılamanın iadesini, kabul edildikten sonra kök davanın hukuki nedenlerle ıslahı ile cayma cezasının ihtarname tarihinden itibaren bilirkişi marifetiyle hesaplanarak tarafına ödenmesini, karara tesir eden davalının hileli bir davranışta bulunmuş olması nedeniyle davalı hakkında, bilirkişilerin hükme esas alınan husus hakkında kasten gerçeğe aykırı beyanda bulunduğunun sabit olması nedeniyle dava bittikten sonra bilirkişi hakkında resen suç duyurusunda bulunulmasını, simsarlık aracılığı hizmeti ile ilgili davalının aldatma, yalan, hileli, kandırmaya dayalı aşırı yaralanmalı olumsuz eylemi, ağır kusuru nedeniyle belirsiz simsarlık aracılığı hizmet bedeline ait gerçek değerin güncel parasal değerde hesaplanarak tarafına ödenmesini, sözleşmedeki proje+TUS ile ilgili cayma cezasının güncel, dava tarihi itibariyle bilirkişi marifetiyle hesaplanarak tarafına ödenmesini, Üsküdar 2. Noterliğince düzenlenen 16/10/1995 tarih ve ... yevmiye no.lu kat karşılığı sözleşmenin 10. maddesinde arsa sahipleri kendi paylarına düşen 92 bağımsız birimden 1 adedini tarafına bedelsiz vermeyi kabul ettiklerinden kat mülkiyetine geçiş sırasında bu hususa göre işlem yapılacağı beyanları ile lehine hüküm verilen 1 adet dairenin güncel değeri kadar maddi zararın tazminat olarak tarafına ödenmesini talep ve dava etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının yargılamanın yenilenmesine yönelik dilekçesinde bildirdiği tüm beyanlarına itiraz ettiklerini ve kabul etmediklerini, davacının tüm taleplerinin esasa girilmeden reddinin gerektiğini, davacının taleplerinin hukuken dinlenemez nitelikte olması nedeniyle reddine karar verilmesini, talebin kanuni süre içerisinde yapılmamış olması halinde de davacının haksız talebinin reddini talep ettiklerini, öncelikle davacının dava dilekçesinin münasebetsiz evrak olarak değerlendirilmesini ve kendisine iadesini, gerek işbu cevap dilekçesi ve gerekse önceki yargılama aşamasında bildirilen tüm beyanları doğrultusunda gerçeğe aykırı ve hukuki temelden yoksun davacının davasının ve taleplerinin usulden ve de esastan reddine karar verilmesini talep etmiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece, yargılamanın iadesine konu 1997/940 E.sayılı dosya incelendiğinde; davanın reddi gerekçesi olarak davacının arsa bedelini aldığı, projelendirmeye ilişkin olarak sözleşmedeki edimini yerine getirmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği, davacının, hileli davranış olarak ileri sürdüğü 14/05/1996 tarihli sözleşmenin ne şekilde hileli olduğunu, hileli davranışı ne şekilde, ne zaman öğrendiğini beyan etmediği gibi, sözleşmenin hileli olduğuna ve davanın sonucuna tesir ettiğine dair delil sunmadığı, bu hususta ileri sürülen iddiaların soyut iddiadan öteye geçmediği, dolayısıyla yargılamanın iadesi dilekçesi ve ekleri incelendiğinde, lehine karar verilen davalı tarafın, sonuca etki eden hileli bir davranışta bulunduğunu gösteren herhangi somut bir delile rastlanmadığı, HMK'nın 375/1-f maddesi uyarınca yargılamanın iadesi için bilirkişinin hükme esas alınan husus hakkında kasten gerçeğe aykırı beyanda bulunmuş olmasının sabit olması gerektiği, maddenin 2. fıkrasında "Birinci fıkranın (e), (f) ve (g) bentlerindeki hâllerde yargılamanın iadesinin istenebilmesi, bu sebeplerin kesinleşmiş bir ceza mahkûmiyet kararı ile belirlenmiş olması şartına bağlıdır. Delil yokluğundan başka bir sebeple ceza kovuşturmasına başlanamamış veya mahkûmiyet kararı verilememiş ise ceza mahkemesi kararı aranmaz. Bu takdirde dayanılan yargılamanın iadesi sebebinin, yargılamanın iadesi davasında öncelikle ispat edilmesi gerekir." hükmüne yer verildiği, yargılamanın iadesi dilekçesi ve ekleri incelendiğinde, bilirkişiler hakkında suç duyurusunda bulunulduğuna veya dava açıldığına dair herhangi bir iddia, vakıa ileri sürülmediği, bu hususta bir delil gösterilmediği, ortada maddede belirtilen anlamda bir ceza mahkemesi kararı bulunmadığı gibi, suç duyurusunda dahi bulunulmadığı, nitekim davacının duruşmada "bilirkişiler hakkında şikayette bulunmadık. Bu nedenle dava da açılmamıştır" şeklinde beyanda bulunduğu, açıklanan nedenlerle, davacı ...'ın yargılamanın iadesi talebinin HMK'nın 379/2. maddesi uyarınca esasa girilmeden reddine, dava dışı .... Ltd. Şti'nin yargılamanın iadesinin istendiği dava dosyasında taraf olmadığı, dava dışı ....Ltd.Şti'nin yargılamanın iadesi talebinin aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. Karara karşı, davacı tarafça istinaf yoluna başvurulması üzerine Dairemizin ...tarihli ...e, ...k sayılı ilamı ile mahkeme kararı kaldırılmıştır. Kaldırma sonrası yapılan yargılama sonucunda, davacı ...'ın yargılamanın iadesi talebinin HMK'nın 379/2. maddesi uyarınca esasa girilmeden reddine, dava dışı .... Ltd. Şti'nin yargılamanın iadesinin istendiği dava dosyasında taraf olmadığı, dava dışı ....Ltd.Şti'nin yargılamanın iadesi talebinin aktif husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF SEBEPLERİ Davacı vekili istinaf dilekçesinde; İstanbul Anadolu 1. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 10.04.2025 tarih ve 2024/41 Esas, 2025/313 Karar sayılı kararıyla davanın “mevcut bir uyuşmazlık bulunmadığı” gerekçesiyle reddine karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, taraflar arasında 27.09.1995 tarihli kat karşılığı inşaat sözleşmesi ile 14.05.1996 tarihli protokol bulunduğunu, söz konusu sözleşme ve protokol hükümleri uyarınca davacı şirketin proje, harita mühendisliği ve teknik hizmetler kapsamında üstlendiği edimleri yerine getirdiğini, buna rağmen ilk derece mahkemesince taraflar arasındaki sözleşmesel ilişkinin ve tarafların karşılıklı edimlerinin gereği gibi değerlendirilmeden, dosya kapsamındaki belgeler ile fatura ve teknik hizmetlere ilişkin deliller incelenmeden davanın reddine karar verildiğini ileri sürmüştür. Davacı vekili ayrıca, yargılama sırasında yapılan bilirkişi incelemesinin eksik ve hatalı olduğunu, sözleşmenin 10. maddesi kapsamında davacı tarafından yerine getirilen harita mühendisliği hizmetleri ile bu hizmetlere ilişkin düzenlenen fatura ve belgelerin dikkate alınmadığını, taraflar arasında imzalanan 14.05.1996 tarihli protokol ile davacıya verilmesi kararlaştırılan bağımsız bölümlerin tesliminden kaçınmak amacıyla davalı tarafça hukuken geçerli olmayan sebepler ileri sürüldüğünü ve bu suretle sözleşmenin uygulanmasının engellendiğini, davalı kooperatif yönetiminin sözleşmenin tarafı ve uygulayıcısı konumunda bulunduğunu, yönetim kurulu üyelerinin davacı şirket tarafından gerçekleştirilen teknik hizmetlerden yararlanmasına rağmen sonradan sözleşme hükümlerini geçersiz kılmaya yönelik işlemler yaptıklarını, bu durumun dürüstlük kuralı ve sözleşmeye bağlılık ilkesi ile bağdaşmadığını, mahkemenin uyuşmazlığın esasına girmeksizin karar verdiğini, dosyada bulunan sözleşme, protokol, fatura ve diğer belgeler ile Yargıtay içtihatlarının birlikte değerlendirilmesi gerektiğini, sözleşmeye dayalı uyuşmazlıklarda sözleşmenin tarafı olarak hareket eden ve sözleşmeyi fiilen uygulayan kişilerin de sorumluluğunun bulunduğunu, bu yönlerin göz ardı edilerek hüküm kurulmasının hatalı olduğunu, davalı lehine vekâlet ücretine hükmedilmesinin de usule aykırı bulunduğunu, yargılamanın iadesi talep edilen davada, davalı tarafın hile yaparak lehine karar verilmesini sağladığının ispatlanmış olmasına rağmen mahkemece bu hususun göz önüne alınmadığını, yargılamanın iadesi talep edilen davada hükme esas alınan bilirkişi raporunu veren bilirkişilerin kasden gerçeğe aykırı beyanda bulundukları sebebine dayanıldığını, HMK'nın 375/2 maddesinde yer alan, birinci fıkranın (e), (f) ve (g) bentlerindeki hâllerde yargılamanın iadesinin istenebilmesi, bu sebeplerin kesinleşmiş bir ceza mahkûmiyet kararı ile belirlenmiş olması şartına bağlıdır, delil yokluğundan başka bir sebeple ceza kovuşturmasına başlanamamış veya mahkûmiyet kararı verilememiş ise ceza mahkemesi kararı aranmaz hükmü gereğince ceza davası açılmış olması gerekmediğini belirterek kararın kaldırılmasına, davanın kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. V. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE Dava, yargılamanın iadesi talebine ilişkindir. Davacı asil kendi adına asaleten, şirket adına temsilen verdiği dilekçe ile Kadıköy 1 ATM'nin 1997/940 E., 2002/744 K. Sayılı kararının kesinleştiğini, bu davada davalının karara tesir eden hileli davranışı bulunduğunu, ayrıca hükme esas alınan bilirkişi raporunda bilirkişilerin kasten gerçeğe aykırı beyanda bulunduklarını belirterek HMK 375/f ve h bentleri gereğince yargılamanın iadesine karar verilmesini talep etmiş, ilk derece mahkemesince, gerekçeli karar başlığında davacı olarak şirket adına yer verilmeksizin, sadece gerçek kişiyi davacı olarak yazarak, davacının hile iddiasını ispata yarar somut delil sunulmadığı, ispatlanamadığı, bilirkişiler hakkında suç duyurusunda bulunulmadığı, ceza davası açılmadığı yargılamanın iadesi şartları oluşmadığı, yenilenmesi talep edilen davanın tarafları arasında davacı şirketin bulunmadığı gerekçesi ile davacı şirket yönünden aktif husumet yokluğu nedeniyle, davacı asil yönünden yargılamanın iadesi koşulları oluşmadığından HMK'nın 379/2 maddesi ile reddine karar verilmiştir. Davacı şirket yönünden, yargılamanın iadesi istenen davada taraf sıfatı ile yer almadığı anlaşılmakla bu davacı yönünden davanın aktif husumet nedeniyle reddi doğrudur. Diğer davacı yönünden yapılan istinaf incelemesinde; Yargılamanın iadesini talep etme süresi, HMK'nın 377/1. Maddesinde " a) Mahkemenin kanuna uygun olarak teşekkül etmemiş olduğunun öğrenildiği, b) 375 inci maddenin birinci fıkrasının (b) ve (c) bentlerinde öngörülen hâllerde, kararın davalıya veya gerçek vekil veya temsilciye tebliğ edildiği; alacaklı veya davalı yerine geçenlerin karardan usulen haberdar olduğu, c) Yeni belgenin elde edildiği veya hilenin farkına varıldığı, ç) 375 inci maddenin birinci fıkrasının (d), (e), (f) ve (g) bentlerindeki hâllerde, ceza mahkûmiyetine ilişkin hükmün kesinleştiği veya ceza kovuşturmasına başlanamadığı yahut soruşturmanın sonuçsuz kaldığı, d) Karara esas alınan ilamın bozularak kesin hüküm şeklinde tamamen ortadan kalkmasından haberdar olunduğu, e) 375 inci maddenin birinci fıkrasının (i) bendinde yazılı sebepten dolayı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kesinleşmiş kararının tebliğ edildiği, tarihten itibaren üç ay ve her hâlde iade talebine konu olan hükmün kesinleşmesinden itibaren on yıldır." şeklindedir. Bu haller için belirtilen bu 3 aylık sürenin, hükmün kesinleşmesinden itibaren en geç 10 yıl içinde kullanılması gerekir. Yani, hükmün kesinlemesinden itibaren 10 yıl geçmiş ise yargılamanın iadesi yoluna gidilemeyecektir (Prof. Dr. Ejder YILMAZ, Hukuk Muhakemeleri Kanunu Şerhi, 4. Cilt, 4. Baskı, Ankara 2011, syf.5186). Buna göre somut olayda, Kadıköy 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 1997/940 E., 2002/744 K. sayılı kararının Yargıtay denetiminden geçerek 20/02/2004 tarihinde kesinleştiği görülmüştür. Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda , ilk derece mahkemesince, HMK'nın 377. maddesinde belirtilen 10 yıllık hak düşürücü süreden sonra dava açıldığı ve bu gerekçe ile talebin reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçe ile yargılamanın iadesi talebinin reddine karar verilmesi doğru olmamış; ilk derece mahkemesi kararının gerekçe yönünden kaldırılması gerekmiştir. Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf talebinin kabulü ile, yerel mahkeme kararının HMK'nın 353/1-b-2. bendi gereğince gerekçe yönünden kaldırılarak davanın reddine dair yeniden esas hakkında karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; A)1-Davacı vekilinin istinaf talebinin KABULÜNE, 2-İSTANBUL ANADOLU 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 10/04/2025 tarih ve 2024/41 Esas, 2025/313 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3- Davanın REDDİNE, B) İLK DERECE MAHKEMESİ YÖNÜNDEN 1-Alınması gereken 732,00 TL maktu karar ve ilam harcının peşin alınan 179,00 TL harçtan mahsubu ile 553,00 TL harcın davacılardan müştereken ve müteselsilen alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA, 2-Davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA, 3-Davalı tarafından yapılan 150,00 TL posta masrafının davacılardan müştereken ve müteselsilen tahsili ile davalıya VERİLMESİNE, 4-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte olan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi uyarınca 30.000,00 TL vekâlet ücretinin davacılardan ayrı ayrı tahsili ile davalıya VERİLMESİNE, Taraflarca yatırılan gider avansından harcanmayan kısmın hüküm kesinleştiğinde yatıran tarafa İADESİNE, C) İSTİNAF İNCELEMESİ YÖNÜNDEN 1-Davacılar tarafından yatırılan istinaf karar harcının hüküm kesinleştiğinde ve talep halinde davacı tarafa İADESİNE, 2-Davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerine BIRAKILMASINA, 3-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere 17/03/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.