T.C. TEKİRDAĞ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/1273 KARAR NO : 2025/1086 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP : İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ....... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : NUMARASI : DAVACI : VEKİLİ : DAVALI : VEKİLİ : DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali DAVA TARİHİ : KARAR TARİHİ : KARAR YAZIM TARİHİ : Taraflar arasında görülmekte olan davada ilk derece mahkemesince veri…
T.C. TEKİRDAĞ BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/1273 KARAR NO : 2025/1086 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I BAŞKAN : ÜYE : ÜYE : KATİP : İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : ....... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : NUMARASI : DAVACI : VEKİLİ : DAVALI : VEKİLİ : DAVANIN KONUSU : İtirazın İptali DAVA TARİHİ : KARAR TARİHİ : KARAR YAZIM TARİHİ : Taraflar arasında görülmekte olan davada ilk derece mahkemesince verilen ve yukarıda tarih ve numarası gösterilen 'davanın görev yönünden reddine' dair karara karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla, dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ : A) DAVACININ İDDİASI VE İSTEMİ: Davacı vekili 24/04/2025 tarihinde sunduğu dava dilekçesinde; müvekkili......'nin ....... Noterliği ...... tarihli Düzenleme Şeklinde Taşınmaz Satış Vaadi ve Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi uyarınca hak edişi olan ve kendisine ait olacak olan ....... ili, ...... ilçesi, ........ mahallesi,.... ada ....parsel, ... Kat ... numaralı ..... bağımsız bölümü, .......Noterliği'nin .....tarih ve ......-Yevmiye No.lu Düzenleme Şeklinde Temlik Sözleşmesi ile davalı .....'a devrettiğini, ancak davalının sözleşmede kararlaştırılan bedel olan 500.000 TL'yi davacı müvekkili şirkete ödemediğini, Davacı müvekkilinin aralarındaki sözleşmeye güvenerek, dava konusu bağımsız bölümü taşınmaz satış vaadi ve arsa payı karşılığı sözleşmesi uyarınca hak edişi olan ... numaralı ..... bağımsız bölümün devredilmesi konusunda, malik ..........'a talimat vererek dairenin davalıya devir ve tescil edilmesini bildirdiğini, malik ......'ın da tanık ve şahit olduğu üzere, davalının dairenin temlik bedeli olan 500.000 TL'yi devir ve tescil tarihinden sonra ödeyeceğini gerek davacı müvekkile gerekse de malik ............'a söylemesine rağmen davalı tarafından herhangi bir ödeme yapılmaması üzerine ........ İcra Müdürlüğü'nün ....../..... Esas sayılı dosyası ile davalı aleyhine icra takibine girişildiğini, ancak takibin davalıın itirazı üzerine durduğunu davacı müvekkiline borçlu olmadığını iddia eden davalının bunu yazılı belge ile (Banka Dekontu, Havale İşlemi vs.) ispat etmesi gerektiğini tapuda resmi satış bedelin 120.000 TL olmasına karşın taraflar arasında akdedilen temlik sözleşmesinde 500.000 TL karşılığında ilgili bağımsız bölümün devredileceği kararlaştırıldığını, davacı müvekkilinin limited şirket olması, davalı tarafın emlakçı olması ve ....... Taşınmaz Ticareti Yetki Belgesi uyarınca taşınmaz alım satımı, komisyonculuk, emlakçılık faaliyetleriyle uğraşması nedeniyle eldeki uyuşmazlığın ticaret hukukundan kaynaklandığını, Ticari Dava Şartı olan Arabuluculuk başvurularının (........ Arabuluculuk Bürosu'nun ..../...-Büro,..../......-Arabuluculuk numalaralı) anlaşamama ile sonuçlandığını ileri sürerek, davalının ....... İcra Müdürlüğünün ..../.... Esas sayılı icra takibine vaki itirazının iptaline ve takibin 732.380,14 TL üzerinden devamına, davalı-takip borçlusunun itirazında haksız ve kötü niyetli olması nedeniyle takip miktarının %20’sinden az olmamak üzere icra ve inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep etmiştir. B) DAVALININ SAVUNMASI: Davalı vekili cevabında; davalı müvekkilinin ticaret sicil kaydı bulunmadığını, tacir konumunda olmadığından taraflar arasındaki hukuki ilişkinin ticari ilişki olmadığını, Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmeleri ile Kat Karşılığı (Alacağın Temliki Suretiyle) İnşaat Sözleşmesi arasında farklılıklar olduğunu, alacağın temliki suretiyle yüklenicinin daireyi 3. Kişilere satma amacıyla yapmış olduğu sözleşmelerden kaynaklanan uyuşmazlıkların çözüm yerinin tüketici mahkemeleri olduğunu, bu nedenle davanın Tüketici Mahkemesinde görülmesi değil ise, asliye hukuk mahkemesinde görülmesi gerektiğini; davanın TBK 82. Maddesi gereği hak sahibinin geri isteme hakkı olduğunu öğrendiği tarihten başlayarak iki yıl içinde açılması gerekmektiğini, bu nedenle davanın zamanaşımına uğradığını; davacının taleplerine reeskont-avans faizi oranında faize hükmedilmesine ilişkin taleplerinin de yerinde olmadığını, ancak yasal faiz talep edilebileceğini, esas yönünden de, davacının iddialarının hukuki dayanaktan yoksun oluğunu, taraflar arasındaki sözleşmede devrin 30/06/2023 tarihinde yapılacağı belirtilmesine ve Sözleşme uyarınca belirtilen bedel müvekkil tarafından davacıya ödenmesine rağmen devir işleminin ancak 08/12/2023 tarihinde yapıldığını, işbu sebeple geç teslim dolayısyla müvekkilimin uğradığı zararlara yönelik tazminat talep ve dava haklarını saklı tutmakta olduklarını, 08/12/2023 tarihinde tapuda yapılan satışta, davacı şirket yetkilisi de hazır bulunduğunu ve herhangi bir alacağının olmadığını devir işlemini yapan memura beyan ettiğini, zaten davacının dava dilekçesinde de dava konusu taşınmazın devrinin davalı müvekkiline yapılması için satıcı-malik .......'a açıkça talimat verdiğini ikrar ettiğini, tapu devri ile birlikte taşınmazın zilyetliğinin de müvekkiline devrediliğini, müvekkili davalının işbu taşınmaza asma tavan, kalorifer radyatörleri, elektrik tesisatı işlemleri yaptırdığını ve su aboneliğini üstüne aldığını, Davacı mutfak dolaplarını yaptırmış olmasına rağmen, söküp başka daireye taşıttığını bu nedenle mutfak dolaplarını da müvekkilinin kendisinin yaptıracağını, davacının iddia ettiği gibi taşınmaz bedeli ödenmemiş olsa, 29/08/2022 tarihli sözleşme ile taşınmazın devrinin 30/06/2023 tarihinde yapılması kararlaştırıldığı hâlde bundan 5 ay sonra 08/12/2023 tarihinde dava konusu taşınmaz devrinin yapılması hayatın olağan akışına aykırı olacağını, sözleşmede kararlaştırılan bedel iddia olunduğu gibi müvekkili tarafından ödenmemiş olsa, davacı tarafından taşınmazın satışına/devrine muvafakat ve talimat verilmeyeceğini, davcının iddia ettiği gibi bedelin yani semenin sonradan ödeneceği kararlaştırılmış olsa TMK 893. maddesi hükmü uyarınca satış bedeli üzerinden ipotek yaptırılmasının mümkün bulunduğu ayrıca TBK 217. maddesi delaletiyle 211. maddesi hükmü gereğince bedel ödenmediği takdirde taşınmazın mülkiyetinin iade edileceğine dair ihtirazi kayıt konabileceğini, davacı dava dilekçesinde müvekkilimin temlik bedelinin ödendiğini banka dekontu veya havale işlemi ile ispat etmesi gerektiğini belirtmiş ise de, bedel ödemesinin yazılı belge ile ispatı zorunluluğu bulunmadığını, bedelin ödendiğinin ispatının tapu devrinin davacı tarafın açık rızası, muvafakati ve talimatı ile yerine getirilmesi, alacağın bulunmadının resmi memur önünde beyan edilmesi olduğunu, HMK 200. Md gereği davada senetle ispat zorunluluğu bulunduğundan karşı tarafın tanık dinletme talebine muvafakatleri bulunmadığını, İcra takibinde talep edilen faizin başlangıç tarihi temlik sözleşmesinin yapıldığı tarih olduğunu, talep edilen faiz türü ile birlikte değerlendirildiğinde davacının tutumunun iyi niyet kuralları ile bağdaşmayacağını, hakkın kötüye kullanılması niteliğinde olduğunu, davanın görevsizlik nedeniyle, zamanaşımı nedeniyle, yasal dayanaktan yoksun bulunması nedeniyle reddi gerektiğini belirterek, davanın reddi ile, icra takibinde kötüniyetli olan davacıın %20'den az olmamak üzere kötüniyet tazminatına mahkûm edilmesini talep etmiştir. C) İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: ........ Asliye Ticaret Mahkemesinin ...... tarih ve ......../...... Esas sayılı kararı ile; Dosya kapsamı değerlendirildiğinde, uyuşmazlık mutlak ticari dava olmadığından, davanın ticaret mahkemesinde görülmesi için davacı tacir olmakla birlikte davalının tacir olup olmadığı hususunda araştırma yapılmakla, gelen müzekkere cevapları ile dava tarihi itibari ile davalının tacir olmadığı anlaşılmakla, somut olayda nispi ticari dava da bu nedenlerle söz konusu olmadığından mahkememizin görevsiz olduğu anlaşılmakla, görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu kanaati ile davanın görev nedeniyle usulden reddine dair aşağıda belirtilen şekilde karar verilmiştir." gerekçesi ile; "Dava dilekçesinin görev yönünden REDDİNE, Mahkememizin GÖREVSİZLİĞİNE; Kararın kesinleşmesinden itibaren ya da kanun yoluna başvurulmuş ise bu başvurunun reddi kararının tebliğ tarihinden itibaren iki hafta içinde taraflarca müracaat edildiğinde dosyanın yetkili ve görevli ....... NÖBETÇİ ASLİYE HUKUK MAHKEMESİNE GÖNDERİLMESİNE" karar verilmiştir. D) İSTİNAF NEDENLERİ: Karara karşı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuş olup, istinafında; müvekkili davacının limited şirket olması, davalı tarafın emlakçı olması ve ................ Taşınmaz Ticareti Yetki Belgesi uyarınca taşınmaz alım satımı, komisyonculuk, emlakçılık faaliyetleriyle uğraşmasından dolayı eldeki uyuşmazlığın ticaret hukukundan kaynaklandığı aşikar olmasına ve davalı tarafın emlak alım satımı - emlakçılık yaptığına dair gerekli belgeleri dosyaya sunmuş olmalarına rağmen ilk derece mahkemesince usûl ve yasaya aykırı bir şekilde gerekçesiz olarak görevsizlik kararı verildiğini, davacı müvekkilinin arsa sahipleriyle ve davalıyla temlik sözleşmesiyle imzalamış olduğu sözleşmelerin ticari davanın konusu olduğunu belirterek, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve Ticaret Mahkemelerinin görevli olduğunun tespitine karar verilmesini talep etmiştir. E) DELİLLER: .......... Asliye Ticaret Mahkemesinin ...../.... Esas sayılı kararı ile; dosyası kapsamı F) DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ, HUKUKÎ SEBEPLER VE GEREKÇE: Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir. Davacı vekili, müvekkili şirketin ....... Noterliği ........ tarihli Düzenleme Şeklinde Taşınmaz Satış Vaadi ve Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi uyarınca hak edişi olan ve kendisine ait olacak olan ....... ili, ....... ilçesi, .... mahallesi, .... ada ... parsel, ..... Kat .... numaralı ..... bağımsız bölümü, ......Noterliği'nin ....... tarih ve .... yevmiye No.lu Düzenleme Şeklinde Temlik Sözleşmesi ile davalı...'a devrettiğini, ancak davalının sözleşmede kararlaştırılan bedel olan 500.000 TL'yi davacı müvekkili şirkete ödemediğini, alacağın tahsili için ..... İcra Müdürlüğü'nün ..../..... Esas sayılı dosyası ile davalı aleyhine icra takibine girişildiğini, ancak takibin davalıın itirazı üzerine durduğunu ileri sürerek, davalının İcra takibine vaki itirazının iptali ile takibin devamına ve davalının takip miktarının %20'sinden az olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesini talep etmiştir. Davalı, mahkemenin görevine itiraz etmiş, zamanaşımı definde bulunmuş, öncelikle usûl yönünden, değilse esas yönünden davanın reddi gerektiğini savunmuştur. ...... Asliye Ticaret Mahkemesinin ....... tarih ve E....../...., K...../..... sayılı kararı ile, 'davanın mutlak ticari dava olmadığı, davacı tacir olmakla birlikte davalının tacir olup olmadığı hususunda yapılan araştırmada davalının tacir olmadığı anlaşılmakla, nispi ticari davanın da söz konusu olmadığı, görevli mahkemenin asliye hukuk mahkemesi olduğu' gerekçesi ile, davanın görevsizlik nedeni ile usûlden reddine karar verilmiş, karara karlı davacı vekilince istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesi, dairemizce 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 355. maddesi uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve re'sen kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Öncelikle belirtmek gerekir ki, karar başlığında davacı ile vekilinin adresinin, davalı vekilinin adresinin yazılmaması, 6100 sayılı HMK'nin 297. maddesine aykırı ise de, bu eksikliğin mahallinde her zaman düzeltilebileceğini değerlendiren Dairemiz anılan hususu eleştirmekle yetinmiştir. Göreve ilişkin düzenlemeler, HMK'nin 1. maddesi uyarınca kamu düzenine ilişkin olup yargılamanın her aşamasında re'sen dikkate alınır. 6102 sayılı TTK m. 4 hükmünde, bir davanın ticarî dava niteliğinde olup olmadığının tespiti bakımından üç ayrı kıstas kabul edilmiştir: (i) Bunlardan ilki, tarafların sıfatına ve işin ticarî işletme ile ilgili olup olmadığına bakılmaksızın ve başka hiçbir şart aranmaksızın TTK veya diğer kanunlarda ticarî sayılan davalardır (mutlak ticarî davalar). Mutlak ticarî davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticarî niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalardan olup; TTK m. 4/1 hükmünde (a) ilâ (f) bentlerinde sayılmıştır. (ii) İkincisi ise, yalnızca bir ticarî işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticarî nitelikte kabul edilen davalardır. TTK m. 4/1-son cümle hükmü uyarınca ikinci grup ticarî davalar, yalnızca bir tarafın ticarî işletmesini ilgilendiren havale, vedia (saklama) sözleşmesi ile fikir ve sanat eserlerine ilişkin haklardan doğan davalardır. Bu nevi davaların ticarî nitelikte sayılması için yalnızca bir tarafın ticarî işletmesiyle ilgili olması TTK’da gerekli ve yeterli görülmüştür. (iii) Üçüncü grup ise, nispî ticarî davalar olup, TTK m. 4/1 hükmü uyarınca her iki tarafın ticarî işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticarî dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticarî dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticarî işletmesini ilgilendirmesi, hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticarî iş niteliğinde olması veya ticarî iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticarî sayılması davanın ticarî dava olması için yeterli değildir. TTK m. 19/2 hükmü uyarınca, taraflardan biri için ticarî iş niteliğindeki bir sözleşmenin diğer taraf için de ticarî sayılması, davanın niteliğini ticarî hale getirmeyecektir. Zira TTK, kanun gereği ticarî dava sayılan davalar haricinde, ticarî davayı “ticarî iş” esasına göre değil, “ticarî işletme” esasına göre belirlemiştir. Hâl böyle olunca, işin ticarî nitelikte olması tek başına davayı ticarî dava haline getirmez. Öte yandan, 507 sayılı Kanun'un 2. maddesinde ''İster gezici olsun ister bir dükkan veya bir sokağın belli yerinde sabit bulunsunlar ticari sermayesi ile birlikte vücut çalışmalarına dayanan ve geliri o yer ve gelenek ve teamülüne nazaran tacir niteliğini kazanmasını icap ettirmeyecek miktarda sınırlı olan ve bu bakımdan ticaret sicili ve dolayısıyla ticaret ve sanayi odasına kayıtları gerekmeyen, ayni niteliğe (sermaye unsuru olsun olmasına) sahip olmakla beraber, ayrıca çalıştığı sanat, meslek ve hizmet kolunda bilgi, görgü ve ihtisasını değerlendiren hizmet, meslek ve küçük sanat sahipleriyle bunların yanında çalışanlar ve geçimini sınırlı olarak kamyonculuk, otomobilcilik ve şoförlükle temin eden kimselerin 1. maddede belirtilen amaçlarla kuracakları dernekler bu kanun hükümlerine tabidir” denilmektedir. 507 sayılı Kanun, 21/06/2005 tarihinde Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren ..... Esnaf ve Sanatkarlar Meslek Kuruluşları Kanunu’nun 76. maddesi ile yürürlükten kaldırılmış ve maddenin 2. cümlesi ile diğer yasaların 507 sayılı Yasaya yaptıkları atıfların 5362 sayılı yasaya yapılmış sayılacağı belirtilmiştir. Yeni yasal düzenlemede esnaf ve sanatkar tanımı değiştirilmiş olup Yasa'nın 3. maddesine göre esnaf ve sanatkar, ister gezici ister sabit bir mekanda bulunsun, Esnaf ve Sanatkar ile Tacir ve Sanayiciyi Belirleme Koordinasyon Kurulunca belirlenen esnaf ve sanatkar meslek kollarına dahil olup, ekonomik faaliyetini sermayesi ile birlikte bedenî çalışmasına dayandıran ve kazancı tacir veya sanayici niteliğini kazandırmayacak miktarda olan, basit usulde vergilendirilenler ve işletme hesabı esasına göre deftere tabi olanlar ile vergiden muaf bulunan meslek ve sanat sahibi kimseleri olarak belirtilmiştir. Diğer yandan, TTK'nın 12. maddesinde "Bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla halka bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Bir ticari işletme açmış gibi, ister kendi adına, ister adi bir şirket veya her ne suretle olursa olsun hukuken var sayılmayan diğer bir şirket adına ortak sıfatıyla işlemlerde bulunan kimse, iyiniyetli üçüncü kişilere karşı tacir gibi sorumlu olur." hükmü ile anılan Yasa'nın 11. maddesinde "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir.” düzenlemesi yine TTK’nin 15. maddesinde de "İster gezici olsun ister bir dükkânda veya bir sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedenî çalışmasına dayanan ve geliri 11. maddenin ikinci fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." düzenlemesi bulunmaktadır. Bir kimsenin Vergi Usul Kanunu'na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda'ya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez. Mülga 6762 sayılı TTK'nın 1463. maddesine göre, Bakanlar Kurulunca 18/06/2007 tarihinde kararlaştırılıp, 21/07/2007 tarih ve 26589 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan, 2007/12362 sayılı Bakanlar Kurulu Kararında esnaf-tacir ayırımının nasıl yapılacağı belirlenmiştir. 6103 sayılı Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun'un 10. maddesinde ticari işletmeler hakkında 6102 sayılı TTK'nın 11/2 madde ve fıkrasında öngörülen Bakanlar Kurulu kararı çıkarılıncaya kadar yürürlükte bulunan düzenlemelerin uygulanacağı belirtildiğinden Bakanlar Kurulu kararının uygulanmasına devam edilerek esnaf ve tacir ayrımının anılan kararda belirtilen kıstasların değerlendirilmesi suretiyle yapılması gerekecektir. 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun’un 3. maddesinin (ı) bendinde Sağlayıcı: Kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye hizmet sunan ya da hizmet sunanın adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, (i) bendinde Satıcı: Kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla tüketiciye mal sunan ya da mal sunanın adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, (k) bendinde Tüketici: Ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden gerçek veya tüzel kişiyi, (l) bendinde Tüketici İşlemi: Mal veya hizmet piyasalarında kamu tüzel kişileri de dâhil olmak üzere ticari veya mesleki amaçlarla hareket eden veya onun adına ya da hesabına hareket eden gerçek veya tüzel kişiler ile tüketiciler arasında kurulan, eser, taşıma, simsarlık, sigorta, vekâlet, bankacılık ve benzeri sözleşmeler de dâhil olmak üzere her türlü sözleşme ve hukuki işlem olarak tanımlanmış, aynı kanunun 73. maddesinde de tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğabilecek uyuşmazlıklara ilişkin davalarda tüketici mahkemelerinin görevli olduğu belirtilmiştir. Bir hukuki işlemin sadece 6502 sayılı Yasa'da düzenlenmiş olması tek başına o işlemden kaynaklanan uyuşmazlığı tüketici mahkemesinde görülmesini gerektirmez. Bir hukuki işlemin 6502 sayılı Yasa kapsamında kaldığının kabul edilmesi için taraflardan birinin tüketici, diğer tarafın ise satıcı, sağlayıcı ya da müteşebbis olması gerekir. Tüketici sözleşmesinde iki taraf mevcut olup, zıt amaçların güdülmesi gerekmektedir. Başka bir anlatımla satıcı ve sağlayıcı tanımında da yer verildiği gibi satıcı ve sağlayıcının işlem yaparken ticari veya mesleki amaçlarla hareket etmesi, karşısında yer alan kişinin ise bunun tersine bir amaçla yani ticari veya mesleki olmayan amaçla (kâr elde etme amacı olmaksızın) hareket etmesi gerekir (......., ....; Tüketici Hukuku Dersleri, Ankara 2015, s. 59,60). Tüketici mahkemesinin görevli olması için öncelikle uyuşmazlığın bir tüketici uyuşmazlığı olması gerekir. Hangi tür uyuşmazlıkların tüketici uyuşmazlığı olduğu ise dava konusu işlem veya uygulamanın taraflarından birinin tüketici, diğerinin ise girişimci/satıcı/sağlayıcı olmasına göre belirlenmektedir (....., ......; Tüketici Mahkemeleri, Ankara 2018, s.37). Bu açıklamalar ışığında somut olaya bakıldığında; Mahkemece, Vergi Dairesinden gelen 14/05/2025 tarihli müzekkere cevabı, ....... Esnaf ve Sanatkarlar odaları Birliğinden gelen 07/05/2025 tarihli müzekere cevabı ve ........ Ticaret Sicil Müdürlüğünden gelen 02/05/2025 tarihli yazı cevabına göre, davalının tacir sıfatını haiz olmadığı eldeki davanın ticari dava olmadığı usûlünce belirlenmiş olup, davacının görevli mahkemenin ....... Asliye Ticaret Mahkemesi olduğuna yönelik istinaf itirazına itibar edilmemiştir. Ne var ki, davalının davacı müteahhitten dava konusu ..... konut niteliğini haiz bağımsız bölümü satın alma işleminde tüketici sıfatı ile mi hareket ettiği, yoksa -iştigal ettiği emlakçılık işine istinaden- mesleki ve gelir getirici amaçla mı hareket ettiği hususu mahkemece usûlünce belirlenmemiş, böylelikle davalının tacir olmaması nedeniyle davaya bakmakla görevli olmadığı yönündeki tespiti doğru olan mahkemenin, davaya bakmakla görevli mahkemenin tayininde - görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi mi yoksa Tüketici Mahkemesi mi olduğunun belirlenmesi noktasında- eksik inceleme ile sonuca gittiği görülmektedir. Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kamu düzenine ilişkin açıklanan bu nedenle kabulü gerekmiştir. Bu itibarla, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kamu düzenine ilişkin açıklanan nedenle kabulü ile inceleme konusu ilk derece mahkemesi kararının HMK'nin 353/1-a.6. maddesi uyarınca kaldırılmasına, dosyanın, davanın yeninden görülmesi için mahkemesine gönderilmesine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM : Yukarıda açıklanan nedenler ile; 1-)Davacı vekilinin istinaf başvurusunun kamu düzenine ilişkin açıklanan nedenle kabulü ile inceleme konusu ilk derece mahkemesi kararının HMK'nun 353/1-a.6 maddesi uyarınca KALDIRILMASINA, 2-)Davanın yeniden görülmesi için dava dosyasının mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 3-) İstinaf eden tarafça yatırılan peşin istinaf karar ve ilam harcının istek hâlinde İADESİNE, 4-) İstinaf eden tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin ilk derece mahkemesince yeniden verilecek kararda dikkate alınmasına, 5-) Dairemiz kararının taraflara tebliğinin ilk derece mahkemesince yapılmasına, Dair, dosya üzerinden yapılan inceleme neticesinde, HMK'nun 362/1-g maddesi uyarınca 20/11/2025 tarihinde KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi. Başkan E-İmza Üye E-İmza Üye E-İmza Katip E-İmza * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*