Atıf Şekli Cite As: TORAMAN Barış, “İflâs Davasının Arabuluculuğa Elverişli ve Dava Şartı Arabuluculuk Kapsamında Olup Olmadığı Üzerine”, SÜHFD., C. 28, S. 3, 2020, s. 1027-1059. İntihal Plagiarism: Bu makale intihal programında taranmış ve en az iki hakem incelemesinden geçmiştir. This article has been scanned via a plagiarism software and reviewed by at least two referees. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ DERGİSİ Selçuk Law Review Araştırma Makalesi Research Article G
Atıf Şekli Cite As: TORAMAN Barış, “İflâs Davasının Arabuluculuğa Elverişli ve Dava Şartı Arabuluculuk Kapsamında Olup Olmadığı Üzerine”, SÜHFD., C. 28, S. 3, 2020, s. 1027-1059. İntihal Plagiarism: Bu makale intihal programında taranmış ve en az iki hakem incelemesinden geçmiştir. This article has been scanned via a plagiarism software and reviewed by at least two referees. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ DERGİSİ Selçuk Law Review Araştırma Makalesi Research Article Gönderim Received: 29.05.2020 Kabul Accepted: 10.08.2020 10.15337/suhfd.744755 İFLÂS DAVASININ ARABULUCULUĞA ELVERİŞLİ VE DAVA ŞARTI ARABULUCULUK KAPSAMINDA OLUP OLMADIĞI ÜZERİNE Dr. Öğr. Üyesi Barış TORAMAN Öz Dava şartı arabuluculuğun kapsamının giderek genişlemesi ve TTK m. 5/A hükmündeki belirsizlik, çeşitli davaların arabuluculuğa ve dava şartı arabulu- culuğa elverişli olup olmadığını tartışmalı hale getirmiştir. Öte yandan Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m. 1, f. 2 hükmü gereği, bir uyuş- mazlığın arabuluculuğun konusunu oluşturabilmesi için, her şeyden önce onun üzerinde serbestçe tasarruf edilebilmesi gerekir. Buna karşılık iflâs, Türk huku- kunda geleneksel olarak kamu düzenine ilişkin bir konu olarak kabul edilmek- tedir. İşte bu çalışmada, iflâs yargılamasının arabuluculuğa elverişli ve dava şartı arabuluculuk kapsamında kabul edilip edilmeyeceği tartışılmıştır. Bu yapı- lırken, giriş kısmında arabuluculuk yoluna ilişkin temel kurallardan ve iflâsın genel özelliklerinden yola çıkılmış, daha sonra konu, takipli iflâs ve doğrudan iflâs bakımından ayrı ayrı ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler İflâs • İflâs Davası • Doğrudan İflâs • Arabuluculuk • Dava Şartı Arabuluculuk Dr. Öğr. Üyesi, Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi, Medenî Usûl ve İcra-İflâs Hukuku Anabilim Dalı, Eskişehir, Türkiye Asst. Prof., Anadolu University, Faculty of Law, Department of Civil Procedure Enforcement – Bankruptcy Law, Eskişehir, Turkey. Bu çalışmayı okuyan ve değerli görüşlerini benden esirgemeyen Kıymetli Hocam Prof. Dr. Ali Cem Budak ile Kıymetli arkadaşım Dr. Öğr. Ü. Mehmet Kodakoğlu’na ve makaleyi son bir kez gözden geçiren Kıymetli asistanım Ar. Gör. Gökçe Varol’a teşekkürlerimi sunarım. ***@***.*** • 0000-0002-9275-746X 1028 | Dr. Öğr. Üyesi Barış TORAMAN AN ANALYSIS OF WHETHER THE BANKRUPTCY LITIGATION IS ELIGIBLE TO MEDIATION (AND SUBJECT TO MANDATORY MEDIATION) OR NOT TO Abstract The application of the mandatory mediation rules to certain type of actions is a controversial topic, the scope of mandatory mediation becoming wider and the formulation of the article 5/A of Turkish Commercial Code being still uncertain. On the other hand, according to the Code on Mediation in Civil Disputes, article 1 paragraph 2, the civil dispute should be arised solely from an act or proceeding which the parties may freely dispose. However, bankruptcy is traditionally treated as an issue of public order in Turkish jurisprudence. In this study this matter is discussed whether the bankruptcy litigation is eligible to mediation and, it is also subject to mandatory mediation or not. In this context, departing from the main rules of mediation and the characteristics of bankruptcy, than, the question is analysed separately about the types of bankruptcy. Key Words Bankruptcy • Bankruptcy Litigation • Direct Bankruptcy • Mediation • Mandatory Mediation GİRİŞ Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu (HUAK) m. 1 hükmü, yabancılık unsuru taşıyanlar da dâhil olmak üzere, ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümlenmesinde uygulanacağına, bununla birlikte aile içi şiddet iddiasını içeren uyuşmazlıkların arabuluculuğa elverişli olmadığına işaret etmektedir. Arabuluculuğun en temel özelliği, onun ihtiyarî (isteğe bağlı) bir alternatif uyuşmazlık çözüm yolu olmasıdır. Bu, ilkesel bakımdan iradi- lik veya gönüllülük şeklinde de ifade edilmektedir1. Arabuluculuk Türk 1 Nitekim HUAK, m. 2, f. 1, b. (b) hükmü, arabuluculuğun ihtiyarî olarak yürütülen bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olduğuna işaret ettikten sonra, hemen m. 3 hükmünde eşitlik ile birlikte iradilik ilkesini temel ilkeler arasında öncelikle düzenlemektedir. Elbette ihtiyarîlik veya iradilik salt arabuluculuk yoluna başvuruda değil, süreç bo- yunca egemen olan bir husustur. Açıklamalar için genel olarak bkz. Ekmekçi, Ö./Özekes, M./Atalı, M., Hukuk Uyuşmazlıklarında İhtiyarî ve Zorunlu Arabuluculuk, İstanbul 2018, s. 25 vd. İflâs Davasının Arabuluculuğa Elverişli ve Dava Şartı Arabuluculuk… | 1029 hukukunda ilk başta ihtiyarî bir yöntem olarak kabul görmekteyken, 2018 yılı itibariyle iş uyuşmazlıklarının2, 2019 yılı itibariyle ise ticarî uyuşmazlıkların önemli bir kısmı bakımından zorunlu, kanunda kulla- nılan ifadesiyle dava şartı (HUAK m. 18/A; HMK m. 114 vd.) haline gelmiştir. Nitekim konuya ilişkin olarak ticari uyuşmazlıklarda dava şartı arabuluculuğu düzenleyen Türk Ticaret Kanunu (TTK) m. 5/A hükmü de, Bu Kanunun 4 üncü maddesinde ve diğer kanunlarda belirtilen ticari dava- lardan, konusu bir miktar paranın ödenmesi olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olmasının dava şartı olduğunu öngörmektedir. Ticari davalarda dava şartı arabuluculuğa ilişkin hükümlerin yü- rürlüğe girmesinin ardından öğretide tartışmaların konusunu oluşturan esas mesele, itirazın iptali ve özellikle menfi tespit davalarının bu kap- samda değerlendirilip değerlendirilemeyeceği olmuştur3. Mesele çok 2 7036 s. İş Mahkemeleri Kanunu (İşMK) m. 3, f. 1. 3 Ticari uyuşmazlıklar özelindeki tartışmalar bakımından bkz. Budak, A. C., “Ticari Davalarda Dava Şartı Olarak Arabuluculuk”, MİHDER, C. 42, 2019/1, ss. 25 – 40; Tanrıver, S., “Dava Şartı Arabuluculuk Üzerine Bazı Düşünceler”, TBB Dergisi, 2020 (147), ss. 111 – 147, özellikle s. 123 vd.; Ermenek, İ./Azaklı Arslan, B., “İcra ve İflâs Hukuku Açısından Ticari Davalarda Arabuluculuğa Başvuru Zorunluluğu, TTK m. 5/A”, TBBD, 2020/148, ss. 135 – 196; Koçyiğit, İ./Bulur, A., Ticari Uyuşmazlıklarda Dava Şartı Arabuluculuk, Ankara 2019, s. 73 vd.; Kurt Konca, N., Ticari Davalarda Dava Şartı (Zorunlu) Arabuluculuk, Seta Persptektif, S. 225, Aralık 2018, setav.org (erişim tarihi: 15 Mayıs 2020); Özekes, M./Çiftçi, P., “Menfi Tespit Davalarını Zo- runlu Arabuluculuğa Tâbi Saymanın Gereksizliği Üzerine (İstanbul BAM Kararları Örneğinden Bir Bakış)”, TBBD, 2020 (148), ss. 101 – 134; Toraman, B., “Takip Huku- kuna Özgü Bazı Davaların Dava Şartı Arabuluculuğa Tâbi Olup Olmadığı Sorunu”, ÇÜHFD, C. 5, S. 1, Nisan 2020, Arş. Gör. Ceren Damar Şenel Armağanı, C. III, ss. 3141 – 3170, s. 3142 vd.; Atalı, M./Erdoğan, E., “Türk Ticaret Kanunu’nun 5/A Maddesi Çerçevesinde Menfî Tespit Davaları Sorunu”, ÇÜHFD, C. 5, S. 1, Nisan 2020, Arş. Gör. Ceren Damar Şenel Armağanı, C. I, ss. 205 – 221, s. 206 vd.; Paslı, A., “Ticari İş- letme ve Ticaret Şirketleri Bakımından Zorunlu Arabuluculuğun Değerlendirilmesi: Türk Ticaret Kanunu 5/A Maddesinin Yorumlanması, Ticari Uyuşmazlıklarda Zorun- lu Arabuluculuk (Ed.: Süral Efeçınar, C./Yardım, M. E.), Ankara 2019, ss. 13 – 25; Yar- dım, E., “Ticari Uyuşmazlıklarda Zorunlu Arabuluculuğa Başvuru”, Ticari Uyuş- mazlıklarda Zorunlu Arabuluculuk (Ed.: Süral Efeçınar, C./Yardım, M. E.), Ankara 2019, ss. 89 – 110, s. 99, 100; Yılmaztekin, H. K./İnce, Z., “Dava Şartı Arabuluculuk Ekse- ninde Bazı Fikrî Mülkiyet Uyuşmazlıkları”, Terazi Hukuk Dergisi, C. 14, S. 159, Ka- sım 2019, ss. 2171 – 2185, s. 2172 vd.; Yılmaz, A., “Bölge Adliye Mahkemesi Kararla- 1030 | Dr. Öğr. Üyesi Barış TORAMAN sayıda bölge adliye mahkemesi kararının da konusunu oluşturmuştur4. Nihayet Yargıtay 11. Hukuk Dairesi yakın tarihli bir kararında menfi tespit (ve istirdat) davasının bir miktar para alacağına ilişkin uyuşmaz- lıktan kaynaklandığı takdirde arabuluculuğa tâbi olduğunu, aksi du- rumda bu kapsamda değerlendirilemeyeceğine işaret ederken; bu kararı takiben Yargıtay 19. Hukuk Dairesi ise, menfi tespit davasının dava şartı arabuluculuğa tâbi olmadığı yönünde bir karar vermiştir5. Önemi gereği birkaç cümle ile sınırlı olsa da belirtmemiz gerekir ki sorun TTK m. 5/A hükmünün dile getiriliş biçiminden kaynaklıdır. Ne var ki kanımızca burada kanun koyucunun muradı, meseleyi belli bazı rı Işığında Ticari Davalarda Dava Şartı Arabuluculuk ve Tüketici Sözleşmeleri”, AndHD, C. 4, S. 1, Ocak 2018, ss. 219 – 238, s. 220 vd.; Karaca, O. U., “Dava Şartı Olan Arabuluculuk: Sınai Mülkiyet Gündeminde Bana Yeniden Yer Açın”, IPR Gezgini, iprgezgini.org/author/oukaraca/, 2 Temmuz 2020 (Son erişim: 7 Temmuz 2020). 4 İtirazın iptali davası ile menfi tespit davasının dava şartı arabuluculuğa tâbi olduğu yönünde çok sayıda karar arasında bkz. Kayseri BAM 6. HD, 6.12.2019, 93/91; İs- tanbul BAM 14. HD, 26.4.2019, 861/616; İstanbul BAM 9. HD, 29.11.2019, 3346/3808; Ankara BAM 15. HD, 7.11.2019, 2091/2718; Ankara BAM 23. HD, 6.11.2019, 2420/1789, Ankara BAM 3. HD, 3.5.2019, 856/834; Konya BAM 3. HD, 12.7.2019, 665/667; İst. BAM 24. HD, 15.11.2018, 4521/2274; Bursa BAM 3. HD, 30.12.2019, 4672/3687; İstanbul BAM, 32. HD, 29.11.2019, 2721/3129; Sakarya BAM 9. HD, 6.11.2019, 1602/3700 (uyap.gov.tr). Aksi yöndeki kararlar arasında bkz. İstanbul BAM 19. HD, 11.4.2019, 1060/936 (ve aynı dairenin bir diğer kararı) (nakleden Pek- canıtez, H./Atalay, O./Sungurtekin Özkan, M./Özekes, M., İcra ve İflâs Hukuku, Ankara 2019, s. 108, dn. 6); İst. BAM 16. HD, 15.11.2019, 2603/2482; İstanbul BAM 16. HD, 8.11.2019, 2520/2418; İzmir BAM 9. HD, 4.7.2019, 848/1540. İst. BAM 16. HD, 15.11.2019, 2568/2485 (uyap.gov.tr). Burada zikredilen ve benzer içerikteki kararlar ve bunlara yönelik açıklamalar için bkz. Toraman, Dava Şartı Arabuluculuk, s. 3150 vd.; Özekes/Çiftçi, s. 104 vd.; Atalı/Erdoğan, s. 210 vd.; Yılmaz, Dava Şartı Arabulu- culuk, s. 220 vd. 5 Bu kararda Yargıtay 11. Hukuk Dairesi kısaca, menfi tespit ve istirdat davalarının ticarî dava olması ve konusunun bir para alacağına ilişkin olması hâlinde dava şartı arabuluculuğa tâbi olduğuna işaret edebilmekle birlikte, şayet talep dava şartı ara- buluculuğa tâbi olmayan bir diğer taleple birlikte dava edilmişse, bu kapsamda de- ğerlendirilemeyeceğine oy çokluğuyla karar vermiştir. Bkz. Y. 11. HD, 17.2.2020, 197/1578 (uyap.gov.tr). Buna karşılık Yargıtay 19. Hukuk Dairesi ise, bölge adliye mahkemelerinin farklı ve birbiri ile çelişen kararlarına dair içtihat aykırılıklarını gi- dermek amacıyla verdiği kararda, bir kez daha menfi tespit davası özelinde, doğ- rudan dava konusu kavramında yola çıkarak ve öğretide aynı yöndeki görüşlere de atıfla, zikredilen davanın dava şartı arabuluculuğa tâbi olmadığını kabul etmekte- dir. Bkz. Y. 19. HD, 13.2.2020, 85/454 (uyap.gov.tr). İflâs Davasının Arabuluculuğa Elverişli ve Dava Şartı Arabuluculuk… | 1031 dava türleri bakımından kategorize etmek değil, tersine mümkün oldu- ğu ölçüde uyuşmazlıkları, bunların arabuluculuğa elverişli olması ve bir miktar para alacağını konu etmesi kaydıyla dava şartı arabuluculuğa tâbi tutmak yönündedir. Mesele şudur: Arabuluculuğun genel teorisi, taraflar arasındaki bir “davayı” değil, “uyuşmazlık” kavramını esas alır. Buradan yola çıktığımızda neyin dava şartı arabuluculuğa tâbi olduğu sorusunun cevabını kanımızca dava konusunda değil, dava sebebinde aramak gerekir. Bu itibarla uyuşmazlığın “hangi” davaya sebebiyet ver- diği de aslında önemli değildir. Son kertede, gerek itirazın iptali davası gerek menfi tespit ve istirdat davalarının (uyuşmazlık bir miktar para alacağının ödenmesi hakkında olduğu müddetçe) dava şartı arabulucu- luğa tâbi olduğu görüşündeyiz6. Burada incelemek istediğimiz mesele ise, yukarıda kısaca aktardı- ğımız tartışma konularından daha farklı bir yerde durmakta olup, esa- sen takipli (genel veya kambiyo senetlerine özgü) iflâs yolunda açılan iflâs davası ile doğrudan iflâs yargılamasının ilk plânda arabuluculuk yoluna elverişli olup olmadığı, bunu takiben bir ticarî dava olarak dava şartı arabuluculuk kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği- dir. 6 Bu konu hakkındaki açıklamalar bkz. Toraman, Dava Şartı Arabuluculuk, s. 3144 vd. Kısaca itirazın iptali, hukukî niteliği bakımından bir alacak, diğer bir söyleyişle bir eda (tahsil) davasıdır. Ne var ki söz konusu dava Türk hukuku bakımından İsviçre hukukundan daha farklı bir yere sahiptir. Ne olursa olsun İsviçre hukukunda da bu davanın bir alacak (tahsil) davası olduğu noktasında bir tereddüt yoktur. Türk hu- kuku bağlamında ise davanın takip hukukuna ilişkin özellikleri, söz konusu davayı dava şartı arabuluculuğa tâbi olmaktan çıkarmamaktadır. Uygulamada iş uyuş- mazlıkları bakımından bu konuda bir problem yaşanmış olmasa da, ticari uyuş- mazlıklar özelinde BAM kararlarının önemli kısmı zikredilen davanın dava şartı arabuluculuğa tâbi olduğuna işaret edebilmektedir. Açıklamalar, aksi yönde görüş- ler ve ilişkin BAM kararları konusunda bkz. Toraman, Dava Şartı Arabuluculuk, özellikle s. 3149 vd. Menfi tespit ve istirdat davaları bakımından ise, kanımızca kötü kaleme alınmış Kanun metninin “dava konusunu” ve bu itibarla (sonucu olarak) eda davasını değil, tersine, arabuluculuk faaliyetinin doğasına da uygun olarak “uyuş- mazlık konusunu” (veya dava sebebini) esas aldığı görüşündeyiz. Nitekim bu görü- şün gerekçeleri ve sonuçları konusunda bkz. Toraman, Dava Şartı Arabuluculuk, s. 3160 vd. Zikredilen davalar bakımından aynı yönde bkz. ve karş. Budak, Dava Şartı Arabuluculuk, s. 33; Kurt Konca, s. 5; Koçyiğit/Bulur, s. 67, 140 vd.; Yılmaz, Dava Şartı Arabuluculuk, s. 226 vd. Aksi yönde bkz. Tanrıver, s. 123, dn. 11; Öze- kes/Çiftçi, s. 104 vd.; Ermenek/Azaklı Arslan, s. 145 vd.; Atalı/Erdoğan, s. 215 vd. 1032 | Dr. Öğr. Üyesi Barış TORAMAN Konu iflâsın amacı ve hukukî niteliği düşünüldüğü vakit, en azın- dan takipli iflâs yolunda açılan iflâs davası bakımından çetrefil bir mese- le arz etmektedir. İlgili başlıklar altında ayrıca değinecek olmakla birlik- te iflas hukukunun niteliği bağlamında öğretide kaleme alınan görüşler de, hem iflâs tasfiyesinin hem iflâs davasının (veya başvurusunun) ka- musal karakterini ön plana çıkarmaktadır7. Arabuluculuk bakımından ise mesele öğretide zikrettiğimiz dava türleri kadar tartışılmış veya tespit edebildiğimiz kadarıyla bir yüksek mahkeme kararının konusunu henüz oluşturmuş değildir. Bununla bir- likte meseleye genel yaklaşım biçimi, iflâsın ve iflâs davasının kamu düzenine ilişkin olması sebebiyle, arabuluculuğun (ve dava şartı arabu- luculuğun) konusunu oluşturamayacağı yönündedir8. Ne var ki iflas yargılamasının farklı iflâs yolları bağlamında karşımıza çıkan özellikle- rinin, konu hakkında doğrudan aynı sonuca ulaşabilmemiz için yeterli olmadığı kanısındayız. İflâs hukukuna ilişkin hükümlerin amacı, geçmişten bugüne, iflâsı önlemek, bu gerçekleştirilemiyorsa, müflisin artık iflâs masasını (İİK m. 184) meydana getiren haczi kabil malvarlığını tasfiye etmek ve bu tasfi- ye sonunda elde edilen miktarı iflâs alacaklıları arasında eşit bir şekilde paylaştırmak biçiminde ifade edilir9. Bununla birlikte burada dile getiri- len amaçlardan hangisinin ön plâna alınacağı, bir diğer söyleyişle etkin bir tasfiyenin sağlanmasına mı, yoksa iflâsı önlemeye dönük tedbirlere mi ağırlık verileceği, ekonomik yaşamın gerek işletmeler gerek gerçek kişiler bakımından ne durumda olduğuna göre değişebilmektedir. Bazı 7 Bu konuda iflâs tasfiyesi bağlamında özellikle bkz. Başözen, A., Müflisin Tasarruf Yetkisi, Ankara 2005, özellikle s. 79 vd., s. 94 vd.; Deren-Yıldırım, N., “İflâsın Hu- kuki Mahiyeti”, İÜHFM, 1994 (1-4), ss. 331 – 346, s. 337 vd. İflâs davası bakımından Özbek, M., “İflâs Davasının Hukuki Mahiyeti”, AÜHFD, 61 (1), 2012, ss. 207 – 274, özellikle bkz. s. 217 vd. 8 Nitekim bkz. Tanrıver, Dava Şartı Arabuluculuk, s. 115, dn. 2; Koçyiğit/Bulur, s. 17; Ermenek/Azaklı Arslan, s. 177. 9 Açıklamalar için bkz. Umar, B., İcra ve İflâs Hukukunun Tarihi Gelişimi ve Genel Teori- si, İzmir 1973, s. 38; Berkin, N., İflâs Hukuku, İstanbul 1972, s. 16; Başözen, s. 6 vd; Deren-Yıldırım, s. 331; Yıldırım, M. K./Oruç, Y., “İcra ve İflâs Kanunu ile Alman Aciz Kanunu Bakımından İflâs Kurallarının Amacının Değerlendirilmesi”, DÜHFD, 2019, C. 24, S. 41, ss. 361 – 403, s. 363 vd. Ayrıca bkz. Yıldırım, M. K./Deren- Yıldırım, N., İcra ve İflâs Hukuku, 7. Bası, İstanbul 2016, s. 345. İflâs Davasının Arabuluculuğa Elverişli ve Dava Şartı Arabuluculuk… | 1033 yazarlar bu durumu, iflâsın amacına ilişkin geleneksel ve modern yakla- şım biçimleri çerçevesinde ele almaktadırlar10. Ancak bu amaçlar borçlu, alacaklılar ve iflâsın sonuçlarından etkilenecek diğer kişilerin menfaatle- rinin dengelenmesini de gerektirmektedir. Son kertede iflâsın önlenmesine ilişkin tedbirlerden beklenen fay- danın sağlanamaması durumunda iflâs açılacak (İİK m. 165) ve tasfiye işlemlerine başlanacaktır. İflâs tasfiyesinin ve bu kapsamda yapılan iş- lemlerin hukukî niteliği bakımından egemen teori, kamu hukuku teorisi olup, bu teori uyarınca iflâs tasfiyesi, onun amacına ulaşmak için kamu- sal organların sıkı denetimi ve sıkı şekil şartları altında yürütülecek bir faaliyet biçiminde değerlendirilmektedir11. Ancak iflâs hukuku, borçlu ile alacaklılar arasındaki bir anlaşma veya uzlaşma ihtimalini dışlamamaktadır. Gerek adî (İİK m. 289 vd.) ve iflâs içi konkordatoya (İİK m. 289) ilişkin düzenlemeler gerek Türk hu- kukunda hiç uygulama alanına sahip olamasa da, uzlaşma yoluyla ye- niden yapılandırmaya (İİK m. 309/m vd.) ilişkin hükümler bu kapsamda düşünülebilir. Hiç şüphe yok ki bu hususları zikrederken, söz konusu müesseselerin Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunuyla ve TTK m. 5/A kapsamında düzenlenen dava şartı arabuluculuk yoluyla eş tutmak gibi bir yanlışa da düşmemek gerekir. Konkordato ve bunu taki- ben yeniden yapılandırma birer takip hukuku müessesesidir12. Ne var ki, iflâs kamu düzenini ne kadar yakından ilgilendirirse il- gilendirsin, uzlaşma, modern iflâs hukukuna uzak bir kavram değildir13. 10 Örneğin bkz. Yıldırım/Oruç, s. 366 vd. 11 Bu konuda bkz. Başözen, s. 79 vd.; Deren-Yıldırım, s. 339; Berkin, s. 27 vd.; Altay, S., Türk İflâs Hukuku, C. I, İstanbul 2004, s. 6, 7 vd.; Üstündağ, S., İflâs Hukuku (İflâs, Konkordato, İptal Davaları), 6. Bası, İstanbul 2002, s. 10. 12 Konkordatonun hukukî niteliği konusunda genel olarak bkz. Kuru, B., İcra ve İflâs Hukuku, C. IV, İstanbul 1997, s. 3585; Pekcanıtez/Atalay/Sungurtekin Öz- kan/Özekes, s. 465 vd.; Sarısözen, S., İcra – İflâs ve Konkordato Hukukundaki Yenilik- ler, 3. Bası, Ankara 2019, s. 86. Ayrıca bkz. ve karş. Tanrıver, S., Konkordato Komiseri, Ankara 1993, s. 3. Uzlaşma yoluyla yeniden yapılandırma müessesesinin niteliği konusunda bkz. Taşpınar Ayvaz, S. İcra – İflâs Hukukunda Yeniden Yapılandırma, Ankara 2006, s. 291 vd. 13 Öyle ki bu çalışmanın kapsamı dışında olsa da, uzlaşma yoluyla yeniden yapılan- dırma yoluna ilişkin hükümlerin kaynağı olan Amerika Birleşik Devletleri Federal İflâs Kanununun meşhur 11. Bölümünde düzenlenen (Chapter XI) “yeniden örgüt- 1034 | Dr. Öğr. Üyesi Barış TORAMAN Öte yandan alternatif uyuşmazlık çözüm yollarının Türk iflâs hukukun- daki yerine ve önemine 2001 ekonomik krizi sonrası dönemde dahi işa- ret edildiğini görüyoruz14. Bu vesileyle ayrıca dile getirmek isteriz ki, iflâsın hukukî sonuçları salt iflâsı talep eden ve onun açılmasını sağlayan alacaklıyı değil, borç- lunun tüm alacaklılarını, bu kişiler ile hukukî ve ekonomik ilişki içinde olan sair üçüncü kişileri ve nihayetinde kamusal (veya toplumsal) men- faatleri doğrudan ilgilendirmektedir15. Bu çalışmaya başladığımız anda- ki bakış açımız, ilk plânda, iflâs davasını (indirgemeci bir yaklaşımla) doğrudan arabuluculuk faaliyetine elverişli görmek noktasında olmadı- ğı gibi, bunun aksine bir görüş de taşımadık. Ne var ki bu çalışmanın kaleme alındığı sırada Yeni Koronavirüs (Covid-19) pandemisinin eko- nomik hayat üzerindeki etkileri her gün biraz daha hissedildiği gibi, pandemi sona erdikten sonra da, (icra ve) iflâs takiplerinin artacağı anla- şılmaktadır. Bu duruma, öğretide de haklı olarak işaret edilmektedir16. lenme” usulünün de tek başına bir alternatif uyuşmazlık çözümü olduğu yönünde görüşler dile getirilebildiği gibi (örn. bkz. Fenning, L. H. “Late-Stage Case”, Bank- ruptcy Mediation, Alexandria VA 2016, ss. 38 – 52, s. 42), öğretide Amerikan huku- kunda iflâsın bir alternatif uyuşmazlık çözümü olarak kabul gördüğüne dikkat çe- kilmektedir (bkz. Özbek, M. S., Alternatif Uyuşmazlık Çözümü, 2. Bası, Ankara 2009, s. 375. Ayrıca bkz. Özbek, M. S., “Amerika Birleşik Devletleri İflâs Hukuku Siste- minde Borçlu ve Alacaklılara Ait Haklar”, TBBD, 2002/2, ss. 21 – 64, s. 22 vd, s. 56 vd. 14 Bu konuda özellikle bkz. Özbek, ABD İflâs Hukuku…, s. 60. 15 Bu konuda bkz. Umar, s. 37. 16 Nitekim bkz. Atalay, O., “Covid-19 Salgını Sebebiyle Gerçekleşen Takip Tatili Son- rasına İlişkin Bazı Düşünceler ve Öneriler”, blog.lexpera.com.tr, 21.5.2020 (Son erişim: 24.5.2020) “…Üç ay boyunca hiç veya yeterli gelir elde edemeyen, zarar eden işletmelerin, üç aydır birikmiş olanlarla birlikte tüm borçları için kendilerinden talepte bulunulduğunda bu talepleri karşılayamayacakları tartışmasızdır. Bu durumun kaçınılmaz sonucu, binlerce tacirin ödeme aczine düşmesi ve iflâs ile karşı karşıya kalmasıdır…”. Aynı şekilde bkz. Arslan, A. S., “Covid-19 Salgını Sebebiyle İcra Takiplerine İlişkin Düzenlemelerin Değerlendirilmesi”, TBBD, 2020 (148), ss. 197 – 234, özellikle s. 201 vd. Pandeminin birinci dalgası toplumsal yaşamı doğrudan etkilemiş, bu da gerekli tedbirlerin alınması sonucunu doğurmuştur. Bu tedbirlerin temel hukukî dayanağı İcra ve İflâs Kanununun “Fevkalade hallerde tatil ve mühlet” başlıklı 15. Bap’ın içerisinde yer alan (İİK m. 317 vd.) “Fevkalade Hallerde Tatil” başlığını taşıyan İİK m. 330 hük- müdür. Nitekim bu hüküm çerçevesinde 2279 sayılı Cumhurbaşkanı kararı ile ta- kipler durdurulmuş, bunu 7226 sayılı Kanun takip etmiştir. Fevkalade hallerde tatil konusundaki açıklamalar için genel olarak bkz. Kuru, B., İcra ve İflâs Hukuku El Ki- İflâs Davasının Arabuluculuğa Elverişli ve Dava Şartı Arabuluculuk… | 1035 Hayatın olağan(üstü) akışı bu şekilde devam ederken, alacaklı ve iflâsa tâbi borçlunun, olası iflâs talepleri bakımından (HUAK bağlamında) bir arabulucu karşısında bir araya gelme ihtimallerini veya iflâs yolunun buna elverişli olup olmadığını sorgulamanın, işin bu yönüyle, küçük de olsa bir anlam ifade edebileceği inancını taşıyoruz. Bu kısa açıklamalardan sonra, belirtmek gerekir ki, arabuluculuğa elverişlilik ve dava şartı arabuluculuk konusu, hukukumuzda çeşitli çalışmaların konusunu oluşturmuştur. Bununla birlikte, meseleye bir temel teşkil etmesi açısından ilk olarak bir uyuşmazlığın arabuluculuk yoluna elverişliğini ve dava kapsamı arabuluculuğa ilişkin tartışılan ölçütleri konumuzla ilgili olduğu ölçüde nakletmek uygun olacaktır (§1). Bunu takip eden başlıklar altında ise, iflâs başvurularının arabulu- culuğa elverişli ve elverişliyse dava şartı arabuluculuk kapsamında olup olmadığını, ilk olarak takipli iflâs yolunda açılan iflâs davası (§2), ikinci olarak ise doğrudan iflâs başvurusu (§3) bakımından değerlendirmeye çalışmaktayız. § 1.- Genel Olarak Arabuluculuk Yoluna Elverişlik ve Dava Şartı Kapsamında Arabuluculuk Yoluna İlişkin Temel Bazı Ölçütler Giriş kısmında belirttiğimiz üzere, inceleme konumuz açısından temel düzenlemeler, arabuluculuğa elverişli hukuk uyuşmazlıklarına ilişkin HUAK m. 1 ile ticari davalarda dava şartı arabuluculuğa ilişkin TTK m. 5/A hükümleridir. Her iki maddeye bakıldığında bir ticari uyuşmazlığın dava şartı arabuluculuğa tâbi olup olmadığının belirtile- bilmesi için, her şeyden önce söz konusu uyuşmazlık genel olarak ara- buluculuğa elverişli olmalıdır. Bunun ise somut uyuşmazlık bakımından o uyuşmazlığın ve uyuşmazlık sebebiyle açılan davanın, tarafların üze- tabı, 2. Bası, Ankara 2013, s. 1578. Covid-19 Pandemisinin takip hukukuna etkileri özelinde ayrıca bkz. Budak, A. C./Ak, A., “Medenî Usul ve İcra – İflâs Hukuku Alanında Covid-19 Sebebiyle Alınan Tedbirler”, İstanbul Ticaret Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Covid-19 Hukuk Özel Sayısı, Y. 19, S. 38, Yaz 2020/2 (Covid-19 Özel Ek), ss. 1 – 19, s. 2 vd.; Atalay, O./Özekes, M., “İcra ve İflâs Kanunu m. 330 Hük- münü Uygulayan Cumhurbaşkanlığı Karar ile İlgili Ortaya Çıkan Bazı Sorular ve Tartışmalara Cevaplar”, https://blog.lexpera.com.tr, 20.3.2020 (Son erişim: 14.7.2020); Pekcanıtez, H./Erişir, E., “Koronavirüs (Covid-19) Salgınına Karşı Alınan, Medenî Usul ve İcra-İflâs Hukukunu İlgilendiren Önlemler”, legal.com.tr/blog, 3.6.2020 (Son erişim: 14.7.2020). 1036 | Dr. Öğr. Üyesi Barış TORAMAN rinde serbestçe tasarruf edebilecekleri bir husus olup olmadığının tespi- tinden geçtiği görülmektedir. Arabuluculuğa ilişkin literatürde tarafların uyuşmazlık üzerinde serbestçe tasarruf edebilmeleri, sıklıkla kamu düzeni kavramıyla beraber anılmaktadır. Bir diğer söyleyişle bir uyuşmazlık kamu düzeninden ka- bul edilmiyorsa, o takdirde arabuluculuğa elverişli görülmektedir17. Kamu düzeni(nin) ise çok çeşitli tanımları verilmekle birlikte, medenî usul ve icra – iflâs hukuku bakımından hem yargı örgütüne ilişkin mese- leleri18, hem özel hukuk bağlamında korunması gereken (toplumsal) menfaatleri bünyesinde barındırmaktadır19. Nitekim “iflâs” da ilk plânda arabuluculuğa elverişli bir görünüm arz etmemektedir. İflâsın açılması ve bunun sadece talepte bulunan ala- caklıyı değil de tüm alacaklıları ilgilendirmesi bakımından bu yaklaşım biçimini normal kabul etmek gerekir. İflâs davasının kamu düzenine ilişkin olduğu ve onun kamu düzenini ilgilendiren yönleri bazı Yargıtay kararlarına da yansımaktadır. Ancak dikkat edilecek olursa bu kararla- rın her birinin iflâsın sonuçlarına veya aşağıdaki başlıklar altında yer verdiğimiz, iflâs yargılamasına ilişkin (bazı) temel noktalara ilişkin ol- duğu görülmektedir20. İnceleme konumuzla ilgisi dolaylı olmakla birlik- te bu durum iflâs davasının tahkime elverişliliği konusundaki tartışma- lar bakımından da kendisini göstermektedir21. Kısaca, bir sonraki başlık 17 Genel olarak bkz. Koçyiğit/Bulur, s. 11; Azaklı Arslan, B., Medenî Usul Hukuku Açısından Zorunlu Arabuluculuk, Ankara 2018, s. 104, 105. Tarafların üzerinde ser- bestçe tasarruf edebilecekleri uyuşmazlıklar, sulh olabilecekleri uyuşmazlıklar ola- rak da açıklanmaktadır. Nitekim bkz. Koçyiğit/Bulur, s. 73; Yılmaztekin/İnce, s. 2175. 18 Nitekim bkz. Konuralp, H., “İstinafta Kamu Düzeni Kavramı”, Medenî Usul ve İcra – İflâs Hukukçuları Toplantısı VI, İzmir/Çeşme, 19 – 20 Ekim 2007, Ankara 2008, ss. 133 – 148, s. 144 vd. Kamu düzeni kavramına usul hukuk literatüründe verilen bir tanım için ayrıca bkz. Tanrıver, S., “Yabancı Hakem Kararlarının Türkiye’de Tenfizi Bağ- lamında Kamu Düzeninin Etkisi”, Hukuki-Ekonomik Perspektiflerden Uluslararası Tahkim ve Kamu Hizmeti, Ankara 2001, s. 94 (Konuralp, s. 140’dan naklen). 19 Bkz. Aktepe Artık, S., “İstinaf Kanun Yolunda Kamu Düzeni Kavramı”, TBB Dergi- si, 2018, 134, ss. 257 – 291, özellikle bkz. s. 261 vd. 20 Bkz. aşa. §2, B, III’te yer verdiğimiz kararlar. 21 Bu konuda konuyu geçmişten bugüne yapılan tartışmalar ve çeşitli kararlar bağla- mında ele alan yakın tarihli bir çalışma olarak bkz. Dinç, İ., “Genel (Âdi) İflâs Yo- İflâs Davasının Arabuluculuğa Elverişli ve Dava Şartı Arabuluculuk… | 1037 altında da ele alacağımız üzere, belli miktardaki para alacağı dolayısıyla bir iflâs takibi yapılması ve bu takip çerçevesinde iflâs davasının açılma- sı, arabuluculuk yolu özelinde de tartışılmaya değerdir. Ne var ki, TTK m. 5/A hükmünün de konumuz bakımından ayrıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Zikrettiğimiz madde metninde kulla- nılan ifadeler, hangi davaların bu kapsamda değerlendirileceğini ortaya koymakta yetersiz kalmaktadır22. Bu konuda ilgili madde metinlerinden yola çıkılarak ticari bir uyuşmazlığın dava şartı arabuluculuğa elverişliğine ilişkin olarak takım ölçütlere işaret edilmektedir. Buna göre sırasıyla: Uyuşmazlığın tarafların serbestçe tasarruf edebileceği nitelikte olması, uyuşmazlığın teknik anlamda bir dava olması; uyuşmazlığın bir ticarî dava niteliğinde olması; davacının talebi- nin belli miktar paranın ödenmesine (veya tazmin talebine) ilişkin olması gere- kir23. Takip eden başlıklarda da iflâs yargılamasının bu ölçütlere ne öl- çüde karşılık gelip gelmediğine dair açıklamalarda bulunmaya çalışaca- ğız. § 2.- Takipli İflâs Yolunda Açılan İflâs Davasının Arabuluculuğa Elverişli Olup Olmadığı A.- Genel Olarak İflâsa tâbi gerçek ve tüzel kişiler (kural olarak tacirler) her türlü para veya teminat borçlarından dolayı iflâsa tâbidirler. Nitekim bir para borcunun ödenmemesi (kaynağı ne olursa olsun) Türk hukukunda genel iflâs sebebi olarak kabul edilmektedir. Bu iflâs sebebini doğrudan iflâs sebeplerinden ayırmak için onun şeklî niteliğine de vurgu yapılmakta- dır24. luyla Takibe İtirazın Kaldırılması ve İflâs Davasının Tahkime Elverişliliği”, TAAD, Ocak 2020, Y. 11, S. 41, ss. 427 – 462, s. 428 vd. 22 Nitekim bkz. Paslı, s. 17; Yardım, s. 99. Ayrıca bkz. Toraman, Dava Şartı Arabulucu- luk, s. 3161. 23 Bu ölçütler için bkz. ve karş. Yardım, s. 92 vd.; Yılmaztekin/İnce, s. 2173. 24 Genel olarak bkz. Pekcanıtez/Atalay/Sungurtekin Özkan/Özekes, s. 374 vd.; Kuru, C. III, s. 2600; Atalay, O., Anonim Şirketlerin İflâsı, İzmir 1996, s. 13; Umar, s. 29 vd.; Berkin, s. 89; Postacıoğlu, İ. E., İflâs Hukuku İlkeleri, C. I, İflâs, İstanbul 1978, s. 16; Üstündağ, s. 4. Ayrıca bkz. Rüzgaresen, C., “Türk Hukukunda ve Mukayeseli Hu- kukta İflâs Sebepleri ve Yeni Bir İcra ve İflâs Kanunu İçin Öneriler”, MİHBİR, 13. Antalya Toplantısı, 9 – 10 Ekim 2015, Antalya 2017, ss. 59 – 106, s. 59 vd. 1038 | Dr. Öğr. Üyesi Barış TORAMAN Buna göre, ileri sürülen iddia belli bir miktar para borcunun ödenmemesinden ibaretse, alacaklı genel veya (alacağın kambiyo sene- dine dayanması hâlinde) kambiyo senetlerine özgü iflâs yoluyla takip yoluna başvurmalıdır (İİK m. 154 vd.; m. 171 vd.). Borçlu icra dairesi tarafından gönderilen iflâs ödeme emrine itiraz etsin etmesin, ödeme emrinin tebliğinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre zarfında iflâs davası açılmalıdır (İİK m. 156). Şayet belirtilen süre içinde dava açılma- dığı takdirde, takip alacaklısı, aynı takip içinde borçlunun iflâsını isteme hakkını kaybeder. Takipli iflâs yolunda açılan iflâs davasının bu ölçütlere karşılık ge- lip gelmediğini, ilk olarak borçlunun iflâs ödeme emrine itiraz etmiş olması (B.) ikinci olarak ise ödeme emrine itiraz etmemiş olması (C.) ihtimallerine göre değerlendirmek gerekir. B.- Borçlunun İflâs Ödeme Emrine İtiraz Etmiş Olması Hâlinde I.- İflâs Davasının Hukukî Niteliği Bakımından İflâs davasının hukukî niteliği konusunda bir görüş birliği yoktur. Hatta tartışılan şey, iflâs davasının gerçekten bir dava olup olmadığıdır: Postacıoğlu’na göre iflâs davası, gerçek anlamda bir dava değil, iflâs takibinin bir hadisesi niteliğindedir25. Tanrıver, müessesenin dava niteliğini tanımakta ancak onun taki- bin devamını sağlamaya yöneldiğine ve iflâsın sonuçlarından sadece davacı alacaklıların değil, borçlunun tüm alacaklılarının etkileneceğine dikkat çekmektedir26. Biraz daha nüansla Özbek, dava teriminin kulla- nılmasını uygun görmekte, ancak burada bir alacak davasından farklı olarak gerçek anlamda borçluya yöneltilmiş bir talebin bulunmadığını, bu talebin Devlete (kamu gücüne) yöneltildiği görüşündedir27. Öte yandan Altay, Önen ve diğer bazı yazarlar iflâs kararının inşai niteliğine vurgu yapmaktadırlar28. 25 Postacıoğlu, s. 21. Benzer şekilde bkz. Berkin, s. 93, 94. 26 Tanrıver, Dava Şartı Arabuluculuk, s. 115, 116, dn. 2. 27 Özbek, İflâs Davasının Niteliği, s. 218 vd. 28 Altay, s. 126; Önen, E., İnşaî Dava, Ankara 1981, s. 141. Aynı görüşte Postacıoğlu, s. 34. İflâs Davasının Arabuluculuğa Elverişli ve Dava Şartı Arabuluculuk… | 1039 Kuru ise iflâs davasını bir eda (alacak) davası olduğu görüşünde- dir29. Bu görüş diğer bazı yazarlar tarafından da takip edilmektedir30. İflâs davasında iki talebin bulunması, bu taleplerin bölünüp bö- lünmeyeceği tartışmasını da beraberinde getirmektedir. Bu bölünme ise, esasen borçlunun itirazının kaldırıldığı anı esas almaktadır. Buna göre iflâs davası, özellikle üzerinde serbestçe tasarruf edilip edilemeyeceği bakımından ikili bir ayrım altında da ele alınabilecektir. Nitekim, iflâs takibi (ve davası) ile uyuşmazlığın tarafları arasında tahkim şartının varlığı noktasındaki tartışmalar bakımından bu ayrıma öğretide özellik- le dikkat çekilmektedir31. Bu ayrımın, iflâs davasının arabuluculuğa el- verişliliği bağlamında bir sonuca varmak adına tek başına yeterli olma- yacağı kanısındayız. Çünkü, aşağıdaki alt başlıklarda da aktarmaya ça- lıştığımız üzere, itirazın kaldırılması hâlinde dava, o ana kadar olan sey- rinden başka bir mecraya evrilse de, tarafların dava konusu üzerindeki tasarruf yetkisi varlığını korumaya devam etmektedir. Bu ve davanın hukukî niteliği hakkındaki diğer bazı görüşleri ko- numuz açısından değerlendirecek olursak, kanımızca iflâsın hukukî niteliği ve iflâsın açılmasının gerek müflis gerek alacaklılar bakımından sonuçları, öğretide de işaret edildiği üzere bu davanın bir eda (alacak) davası niteliğini dışlamamaktadır32. Özellikle ödeme emrine itiraz edil- miş olması karşısında, ortada bir ihtilafın bulunduğu ve davanın çekiş- meli yargıya dahil olduğunun da kabulü gerekmektedir33. Nitekim yukarıda giriş kısmında da dile getirmeye çalıştığımız gi- bi, genel kabul gören görüş uyarınca iflâs hukuki niteliği bakımından, 29 Kuru, C. III, s. 2674; Kuru, B., El Kitabı, s. 1113, dn. 10, 1114. 30 Kırtıloğlu, S., İflâs Davası, Ankara 2009, s. 77 vd. Yazar, inşai karar konusundaki görüşe katılmakla birlikte eda hükmünün göz ardı edilemeyeceği görüşündedir. Yine iflâs davasının bir alacak davası olduğu yönünde bkz. Muşul, T., İflâs ve Kon- kordato Hukuku, 2. Bası, Ankara 2019, s. 141, 142 vd. 31 Açıklamalar ve tartışmalar için bkz. Dinç, s. 442 vd. Ayrıca bkz. “…iflâs davalarında tahkim şartının uygulanamayacağına ilişkin kural, alacağın tesbiti aşamasına ilişkin olma- yıp, iflas kararı verilmesi konusundaki devlet egemenliği ilkesi açısından hüküm ifade eder…” Y. 23. HD, 4.3.2019, 1512/796 (KBİBB) (Tahkim şartı – iflâs davası ilişkisi bağlamında zikrettiğimiz ve benzer bazı kararlar hakkındaki açıklamalar için bkz. Dinç, s. 426 vd.). 32 Bkz. Kırtıloğlu, s. 79. 33 Bkz. ve karş. Özbek, İflâs Davasının Niteliği, s. 222. 1040 | Dr. Öğr. Üyesi Barış TORAMAN borçlunun (müflisin) malvarlığı üzerinde tasarruf imkânını ortadan kal- dıran, bu malvarlığının iflâsın özel organları tarafından ve cebri icra organlarının denetiminde tasfiye edilmesi suretiyle alacaklıların tatmi- nini öngören bir toplu tasfiye yöntemidir. İflâs, bu yönüyle koruma ted- birlerine yaklaşır34. Buna karşılık iflâs davasının hukuki niteliği bakımından karma bir karakter arz ettiğini, burada iç içe geçmiş iki talep bulunduğunu kabul etmek kanımızca daha doğru olacaktır35. Yargıtay da, iflâs davasının kendine özgü karakterine işaret etmektedir. Buna göre “…itirazın kaldı- rılması ve iflas davaları öncelikle davacının alacaklı, davalının ise borçlu oldu- ğuna ilişkin bir maddi hukuk yargılamasını, sonrasında şartların mevcudiyeti halinde borçlu-davalının iflasına karar verilen davalardandır…”36. Diğer yandan bu davanın bir mutlak ticarî dava olduğundan da tereddüt etmemek gerekir37. Bununla birlikte arabuluculuk yolu bakı- mından bir sonuca varabilmek için iflâs davasının hukukî niteliği gerek dava sebebi gerek yargılama usulü bakımından incelenmelidir. Bu aynı zamanda, iflâs yolları bakımından hangi hususların kamu düzenine iliş- kin olup olmadığının tespiti bakımından da önem taşır. Birinci olarak iflâs davasının amacı, belli bir miktar paranın öden- mesini, aksi takdirde iflâsın açılmasını sağlamaktır: Nitekim, takipli iflâs yolunda ödeme emrine itiraz üzerine açılan iflâs davasında asliye ticaret mahkemesi, tipik (herhangi) bir alacak davasında olduğu gibi, tarafların iddia ve savunmalarını genel hükümlere göre inceler, borçlunun gerçek- ten borçlu olup olmadığını araştırır. Bu yönüyle iflâs davası, takip alacak- 34 Bkz. ve karş. Deren – Yıldırım, s. 340 vd.; Başözen, s. 23 vd. Ayrıca bkz. yuk. dn. 7’de anılan yazarlar. İflâsın açılmasının bir müeyyide sayılabileceği konusunda ay- rıca bkz. ve karş. Özbek, ABD İflâs Hukuku…, s. 26. 35 Bkz. Yılmaz, E., İcra ve İflâs Kanunu Şerhi, Ankara 2016, s. 857. 36 Y. 23. HD, 4.3.2019, 1512/796 (KBİBB). Ayrıca bkz. Y. 19. HD, 19.11.1993 T., 6975/7800 (LegalBank). Yine de belirtmek gerekir ki Yargıtay bazı kararlarında da onun inşaî karakterine vurgu yapmaktadır. Örn bkz. HGK, 6.4.1983, 12-963/335 (nakleden Altay, s. 211 vd. 37 Nitekim bkz. Tanrıver, S., Medenî Usul Hukuku C. I, Temel Kavramlar ve İlk Derece Yargılaması, Ankara 2018, s. 156, 157; Pekcanıtez/Atalay/Sungurtekin Öz- kan/Özekes, s. 379; Ermenek/Azaklı Arslan, s. 175 (ve bkz. aynı yer dn. 83’te anılan yazarlar ve Y. 15. HD, 20.11.2017, 2048/4015). Ayrıca bkz. Y. 15. HD, 11.6.2015, 2014/5062 E., 2015/3271 K. (LegalBank); Y. 19. HD, 19.3.2006, 1248/2638 (KBİBB). İflâs Davasının Arabuluculuğa Elverişli ve Dava Şartı Arabuluculuk… | 1041 lısının borçlusuna aynı sebeple açabileceği herhangi bir alacak (eda) da- vasından farklı değildir38. Buna karşılık borçlunun ödeme emrine itirazı kaldırıldığı ve borçluya gönderilen depo emrine rağmen bu emrin gere- ği yedi gün içinde yerine getirilmediği takdirde verilecek iflâs kararı, niteliği gereği inşai (yenilik doğuran) bir karardır39. Bu itibarla alacaklı- nın sair bir eda davasında olduğu gibi alacağına doğrudan kavuşması da söz konusu değildir40. Dava sebebi ve dava konusu bakımından ise, iflâs davasının sebebi (davaya dayanak teşkil eden vakıa)41 belli miktarda para alacağının, iflâs yoluyla takip talebinde bulunulması üzerine gönderilen ödeme emrine rağmen ödenmemiş olduğu iddiasıdır. Davanın konusu (talep sonucu)42 ise, ilk etapta borçlunun ödeme emrine vaki itirazının kaldırılması ve iflâsın açılmasına karar verilmesidir. Diğer taraftan, iflâs kararının verilebilmesi için borçlunun itirazı- nın kaldırılması tek başına yeterli olmayıp, asliye ticaret mahkemesi tarafından gönderilen depo emrinin gereğinin yerine getirilmemesi de gerekir ki, takip ve davaya konu miktar ödendiği takdirde, en azından bu dava özelinde ve başkaca bir sebeple borçlunun iflâsına karar veril- mesi mümkün değildir. Kaldı ki bu faraziyede de zaten iflâs davasının reddi gerekir43. 38 Nitekim bkz. Kuru, B., İcra ve İflâs Hukuku, C. III, İstanbul 1993, s. 2674. 39 Önen, E., İnşaî Dava, Ankara 1981, s. 141; Sungurtekin Özkan, M., “İnşai Karar ve Özellikleri”, Prof. Dr. Bâki Kuru Armağanı, Ankara 2004, ss. 553 – 576, s. 559; Budak, Üçüncü Kişilerin Korunması, s. 23. 40 Bkz. ve karş. Özbek, İflâs Davasının Niteliği, s. 218, 219; Arslan/Yılmaz/Taşpınar Ayvaz/Hanağası, s. 458. 41 Dava sebebinin vakıalar olduğu özelinde genel olarak bkz. Kuru, B., “Hukuk Usu- lünde Dava Sebebi”, Makaleler, İstanbul 2006, ss. 215 – 246, s. 216 vd. 42 Dava konusu kavramı, ona ilişkin teoriler ve meseleye yönelik tespitler için özellik- le bkz. Ercan Özler, M., Medenî Usul Hukukunda Dava Konusu, Doktora Tezi, Konya 2019, s. 184 vd. Dava konusu kavramının dava şartı arabuluculuk yolu ile ilişkisi bakımından ayrıca bkz. ve karş. Ermenek/Azaklı Arslan, s. 141 vd.; Toraman, Dava Şartı Arabuluculuk, s. 3160 vd.; Atalı/Erdoğan, s. 217, 218. 43 Hatta öyle ki, depo kararının yerine getirileceği süre, depo kararının verildiği otu- rumu izleyen kararın oluşturulması için belirlenen duruşmaya kadar uzanır. (bkz. Altay, S., Türk İflâs Hukuku, C. I, İstanbul 2004, s. 141; Y. 19. HD, 21.2.1995, 462/1383 (Altay, s. 326). Ayrıca bkz. Çağa, T., “İflâs Davalarında Depo Kararına Dair”, BA- TİDER, 1987, C. XIV, S. 1, ss. 3 – 21, s. 4; Uzgören Baykal, E., “İflâs Davasında Depo 1042 | Dr. Öğr. Üyesi Barış TORAMAN II.- İflâs Yargılamasının Taşıdığı Özellikler Bakımından İddialar, savunmalar ve bunların dayanağı olan delillerin ileri sürülmesi bakımından: İflâs davasında basit yargılama usulü uygulanır (HMK m. 316 - 322). Bu itibarla davayı değiştirme ve genişletme yasağı davacı bakımından davanın açılması, davalı bakımından ise mahkemeye cevap dilekçesinin sunulması, yani davaya cevap verilmesi ile başlar. Davalı (borçlu) esasen ödeme emrinde ileri sürdüğü itiraz sebeple- ri ile bağlı değildir. Ne var ki onun davaya cevap dilekçesinde ileri sür- mediği ve dosyadan anlaşılmayan itirazlar (yahut defiler) mahkeme tarafından re’sen araştırılmayacaktır. Bir diğer söyleyişle iflâs davasında kural olarak taraflarca hazırlama ilkesi egemendir44. İflâs davası, deliller bakımından da bir özellik arz etmez. Diğer alacak davaları bakımından olduğu gibi, delillerin gerek ileri sürülmesi gerek bunların değerlendi- rilmesi Hukuk Muhakemeleri Kanununun konuya ilişkin hükümleri dairesindedir45., Kararı (Emri)”, BATİDER, 2001, C. XXI, S. 1, ss. 191 – 211, depo emrinin gereğinin süresinde yerine getirilmemesi fakat duruşmadan önce borcun ödenmesi halinde iflâsa karar verilmediği konusunda bkz. s. 199, 200. 44 Örneğin, bkz. Y. 23. HD, 9.3.2015, 8910/1466 (LegalBank). İflâs davasının arabulucu- luğa (ve dava şartı arabuluculuğa) elverişli olup olmadığını tartışan Ermenek ve Ars- lan Azaklı’dan ayrıldığımız noktalardan biri de budur ki, Sayın Yazarlar, bu davada re’sen araştırma ilkesinin uygulanacağı görüşündedirler (bkz. ve karş. Erme- nek/Azaklı Arslan, s. 176). Metinde belirttiğimiz gerekçeler çerçevesinde bu görüşe katılamıyoruz. Sayın yazarların ileri sürdüğü görüşün kabulü, ilgili sebebin (alacak iddiasının) gerçekliğinin asliye ticaret mahkemesi tarafından re’sen araştırılması sonucunu doğurur ki, bu ise ancak doğrudan iflâs başvurusu bakımından (doğru- dan iflâs sebepleri çerçevesinde) tartışılabilecek bir konudur. Ancak yazarların bir davanın re’sen araştırma ilkesine tâbi olmasının tasarruf yetkisini kural olarak or- tadan kaldırmadığına yönelik açıklamalarına da hiç şüphe yok ki katılmak gerekir. 45 Genel olarak bkz. Kuru, C. III, s. 2674; Altay, s. 161. Kısaca, uyuşmazlık konusu alacak iddiası bir hukuki işlemden kaynaklandığı ve miktar veya değeri 2.500 TL’nin üzerinde olduğu takdirde kesin delille ispat zorunluluğu ve bunun istisnala- rı söz konusu olacak, para alacağı iddiasının dayanağı bu sınırın altında kalan hu- kuki işlemler yahut hukuki fiiler bakımından ise alacak iddiası veya bunun aksi her türlü delille ispat edilebilecektir. Nitekim takipli iflâs yolunda iflâs davasının açıl- ması, her ne kadar borçluya bir iflâs ödeme emrinin gönderilmesi şartına bağlanırsa da, bu yol ile genel haciz yoluyla takip bağlamındaki itirazın kaldırılması (m. 68) yolu arasındaki benzerlik, salt kullanılan terim bakımındandır. Bu konuda ayrıca bkz. Muşul, s. 144; Karslı, s. 484. “…İtirazın kaldırılması ve iflas davalarında mahkeme itirazı genel hükümlere göre inceler. Borçlu ödeme emrine itiraz ederken bildirdiği itiraz se- İflâs Davasının Arabuluculuğa Elverişli ve Dava Şartı Arabuluculuk… | 1043 Davadan feragat bakımından: Feragat (HMK m. 307), bir maddi hu- kuk işlemidir ve usulüne göre mahkemenin huzurunda yapıldığı du- rumda mahkemenin ayrı bir hükmüne ihtiyaç duymaksızın kesin hük- mün hukuki sonuçlarını doğurur46. İflâs davasından da feragat kural olarak mümkündür. Kanun (İİK m. 165) iflâs kararından sonra feragat edilemeyeceğini emretmiştir. Ancak bunun sebebi ise iflâs açıldığı anda tüm alacaklıların iflâs tasfiyesinin sonuçlarından yararlanabilecek olmasıdır47. Aksi du- rumda iflâsın açılması ile alacaklılar arasında başlayacak olan eşitlik davayı açan alacaklının davadan feragat etmesiyle bozulacaktır. Son kertede ilk derece yargılaması devam ettiği sürece, iflâs alacaklısının (davacının), açtığı iflâs davasından feragat etmek yoluyla davayı sona erdirmesine engel olan herhangi bir usul hükmü yoktur. Kanımızca davacı alacaklı kanun yolları aşamasında dahi alacak hakkından feragat edebilir. Ancak bu feragat beyanının mevcut iflâs kara- rına herhangi bir etkisi olmayacaktır; burada feragat, olsa olsa bu alaca- ğın iflâs masasına (İİK m. 184) yazdırılamaması (İİK m. 218, 219, b. 2) sonucunu doğuracaktır. Tarafların sulh olması bakımından: İflâs davasında tarafların sulh olup olamayacağı, somut mesele bakımından ayrıca önem taşır. Sulh (HMK m. 313 vd.), bir maddi hukuk sözleşmesidir. Bununla birlikte mahkeme huzurunda yapıldığı takdirde feragat bakımından olduğu gibi kesin hükmün hukuki sonuçlarını doğurur48. bepleri ile bağlı değildir. Genel hükümlere göre yapılan inceleme de basit yargılama usulüne göre yapılır...” Y. 15. HD, 14.3.2019, 5474/1150 (KBİBB). 46 Genel olarak bkz. Kuru, B., İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medenî Usul Hukuku, İs- tanbul 2016, s. 524 vd., ayrıca s. 536; Budak, A. C./Karaaslan, V., Medenî Usul Huku- ku, 3. Bası, Ankara 2019, s. 305 vd.; Görgün, Ş./Börü, L./Toraman, B./Kodakoğlu, M., Medenî Usul Hukuku, 8. Bası, Ankara 2019, s. 604 vd. Feragatin maddî ve usuli yönleri bakımından ayrıca bkz. Meriç, N., “Medeni Yargılama Hukukunda Tasar- ruf ve Taleple Bağlılık İlkesinin Kapsamı ve Bazı Güncel Kararların Değerlendiril- mesi”, SDÜ Hukuk Fakültesi Dergisi Mihbir Özel Sayısı, 2014, C. 4, S. 2, ss. 23 – 63, s. 48 vd. 47 Altay, s. 130. Ayrıca bkz. ve karş. Akyol Aslan, L., Medenî Usul Hukukunda Davadan Feragat, Ankara 2010, s. 312. 48 Bkz. Kuru, Usul, s. 552 vd.; Budak/Karaaslan, s. 308; Görgün/Börü/Toraman/ Ko- dakoğlu, s. 613 vd. 1044 | Dr. Öğr. Üyesi Barış TORAMAN İflâs davası ilk derece mahkemesi nezdinde devam ettiği sürece ta- raflar iflâs takibine konu edilen miktar üzerinde sulh olabilirler. Bir di- ğer söyleyişle sulh, takipli iflâs davası bakımından her iki tarafın da üze- rinde tasarruf edebileceği ve onların iradesine tâbi bir konudur. Taraflar hiç şüphe yok ki iflâs talebi hakkında sulh olamazlar; ancak iflâs kararı verilmeden önce alacak miktarı üzerinde sulh olabilirler49. Burada kısaca eklemek isteriz ki, duruşmaya her iki taraf mazeret- siz olarak katılmaz veya mazeretsiz olarak duruşmaya katılmayan tara- fın yokluğunda gelen taraf dayı takip etmeyeceğini bildirirse iflâs dava dosyası işlemden kaldırılır (HMK m. 150). İtirazın kaldırıldığının ve takibin kesinleştiğinin ilânı ve diğer alacaklıla- rın davaya müdahalesi bakımından: İflâs davası bağlamında en ilgi çekici noktalardan bir tanesi, itirazın kaldırılması hâlinde yapılacak ilân (m. 166) üzerine diğer alacaklıların derdest iflâs davasına müdahalesidir (İİK m. 158). Ancak, bu müdahale iflâs kararının verilmesini değil, tersi- ne iflâsın açılmasına yer olmadığını hedeflemektedir. Bir diğer söyleyiş- le muvazaalı iflâs takiplerine karşı üçüncü kişileri korumaya yöneliktir50. III.- İflâs Yargılamasında Kamu Düzeninden Sayılan Hususlar Bakımından İflâs davası bakımından tarafların üzerinde serbestçe tasarruf ede- bilecekleri bir uyuşmazlığın söz konusu olup olmadığının ortaya konu- labilmesi için bu davanın kamu düzenine ilişkin yönlerinin de dikkate alınması gerekir. Nitekim iflâs davasında kamu düzeni kavramı alacağın varlığının incelenmesi noktasında değil, yetkili mahkeme (İİK m. 154, f. 3) ve davalı- nın iflâsa tâbi olup olmadığının asliye ticaret mahkemesi tarafından re’sen araş- tırılması (İİK m. 165) ve nihayet giriş kısmında da belirttiğimiz gibi iflâs kararının sonuçları bağlamında tartışılabilir. Buna göre: 49 Nitekim bkz. Kırtıloğlu, S. S., İflâs Davası, Ankara 2009, s. 211 vd. 50 Ayrıca bkz. Budak, A. C., Medenî Usul Hukukunda Üçüncü Kişilerin Korunması, İs- tanbul 2000, s. 118 vd.; Altay, s. 135 vd.; Muşul, s. 146 vd. İflâs Davasının Arabuluculuğa Elverişli ve Dava Şartı Arabuluculuk… | 1045 Yetkili mahkeme bakımından: İflâs davası ancak iflâsa tâbi kişinin “gerçek” işlem (muamele) merkezi mahkemesinde açılabilir51. Gerçek işlem merkezinden anlaşılması gereken, tacirin işletmelerinin bulundu- ğu yer değil, üçüncü kişilere karşı işlerini idare ettiği yer, yani onun ida- re merkezidir. Özellikle şirket ana sözleşmesinde yazılı olan yer ile or- ganların bulunduğu yer farklıysa, organların bulunduğu yer gerçek ida- re merkezi olarak kabul edilmektedir52. Bu “kesin (kamu düzenine ilişkin) yetki” kuralının amacı, iflâsın açılmasına karar verildiği takdirde, tasfiyenin iflâsa tâbi borçlunun ger- çek işlem merkezinde yapılmasının sağlamak (tasfiyenin etkinliği) ve bu sayede alacaklıların menfaatini korumaktır53. Yalnız belirtmek gerekir ki “kamu düzeninden” kabul edilen bu kural, salt iflâs davası bakımından öngörülmüş olup, iflâs takipleri bakımından yetki ne kesin ne de kamu düzenine ilişkindir. Hatta taraflar, HMK m. 17 vd. hükümlerinde öngö- rülen şartlar dairesinde, genel yetkili icra dairesinin dışındaki bir daireyi de, iflâs takibi bakımından yetkili kılabilirler54. Borçlunun iflâsa tâbi olup olmadığının araştırılması bakımından: İflâs takibi bakımından iflâsa tâbi olunmadığı, esasen bir ödeme emrine itiraz sebebi olarak öngörülmüştür (İİK m. 155). Bununla birlikte iflâs tasfiye- sinin salt iflâsa tâbi kişilerin malvarlığı üzerinde gerçekleştirilebilmesi sebebiyle, bu durumun mahkeme tarafından re’sen gözetilmesi gerek- mektedir. 51 Çok sayıda karar arasında genel olarak bkz. YHGK, 29.2.2012, 780/110; YHGK, 4.5.2011, 151/275; Y. 12. HD, 13.2.1985, 14266/1215; Y. 23. HD, 23.10.2015, 9858/6839; Y. 23. HD, 24.9.2019, 689/3829 (LegalBank). 52 Örneğin bkz. Y. 11. HD, 17.10.1988 T., 7079/5853 (Karar metni için bkz. Altay, s. 102, 103); Gerçek idare merkezi konusundaki tartışmalar için ayrıca bkz. Öztürk, P., “İİK m. 154/III Uyarınca İflas Davasında Yetkili Mahkemenin Borçlunun İşlem (Muamele) Merkezine Göre Belirlenmesi”, İBD, Mart 1998, s. 116-128), s. 119, 120. 53 Bkz. Öztürk, 119 vd.; Ermenek, İ., İflâsın Ertelenmesi, Ankara 2009, s. 232 vd.; Öz- bek, ABD İflâs Hukuku…, s. 34, dn. 35. Ayrıca bkz. Altay, s. 80 vd.; Karslı, A., İcra ve İflâs Hukuku, 3. Bası, İstanbul 2014, s. 477 vd. 54 Genel olarak bkz. Kuru, El Kitabı, s. 1106; Arslan, R./Yılmaz, E./Taşpınar Ayvaz, S./Hanağası, E., İcra ve İflâs Hukuku, 5. Bası, Ankara 2019, s. 451; Özbek, ABD İflâs Hukuku…, s. 34, dn. 35. Ki usulüne uygun bir yetki sözleşmesi dahi icra dairesinin yetkisini kesin hâle getirmeyecektir. 1046 | Dr. Öğr. Üyesi Barış TORAMAN Söz konusu şartın iflâs davası yönünden usulî bir nitelik kazandığı görülmektedir. Bu yüzden davalının iflâsa tâbi olup olmadığı, iflâs da- vasına özgü bir dava şartı olarak değerlendirilebilmektedir55. Hatta öyle ki, davalı borçlunun iflâs tâbi kişilerden olup olmadığı kanımızca mah- kemenin yetkisinden de önce incelenmesi gereken bir konudur. Kamu düzenine dair kabul edilen bu hususlar, takip eden başlık altında açıklamaya çalışacağımız üzere, takipli iflâs yolunda açılan iflâs davasını bir bütün olarak kamu düzeninden saymaya yeterli gelmemek- tedir. IV.- Değerlendirmemiz Kanımızca taraflar arasında iflâs takibine ve davasına sebebiyet veren maddî hukuk ilişkisini, iflâs davasının ve iflâsın sonuçlarının ka- mu düzenine ilişkin yönlerinden ayırmak gerekir: Takipli iflâs yolunda açılan iflâs davası, alacak iddiası bakımından tarafların hüküm anına kadar üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri ve onların iradesine tâbi bir uyuşmazlıktan kaynaklanmaktadır. Bu se- beple, HUAK m. 1, f. 2 hükmü kapsamında arabuluculuk yoluna elveriş- li olduğu kabul edilmelidir. Bu dava özelinde, kamu düzenine ilişkin olan hususlar56, mahke- menin yetkisi, davalı borçlunun iflâsa tâbi olup olmadığının re’sen araş- tırılması gereği ve nihayet iflâsın açılmasına karar verildiği andan itiba- ren bu davadan feragatin hüküm doğurmayacağı ile sınırlıdır. İflâsta alacaklılar arasında eşitlik vardır. Ancak bu eşitliğin başlangıç anı iflâsın açılmasıdır. Bir başka söyleyişle davanın borçlunun diğer alacaklıları bakımından sonuç doğuracak olması ancak iflâsın açılmasıyla gerçekle- şecektir57. Kaldı ki, Türk icra ve iflâs hukukunda küllî bir takip yolu yok- tur. İflâsta küllî olan şey masa aktiflerinin tasfiyesi olup, en azından ta- 55 Bunun bir dava şartı olduğu yönünde bkz. Arslan/Yılmaz/Taşpınar Ay- vaz/Hanağası, s. 450; Pekcanıtez/Atalay/Sungurtekin Özkan/Özekes, s. 367. Ayrı- ca bkz. Görgün, Ş./Toraman, B./Kodakoğlu, M., İcra ve İflâs Hukuku Ders Notları, 2. Bası, Ankara 2018, s. 302. 56 Karş. Postacıoğlu, s. 21. 57 Karş. Tanrıver, Dava Şartı Arabuluculuk, s. 115, 116 dn. 2. İflâs Davasının Arabuluculuğa Elverişli ve Dava Şartı Arabuluculuk… | 1047 kipli iflâs özelinde58 kamu düzeni kavramıyla beraber anılması gereken şey de odur. Davanın başta dile getirdiğimiz (arabuluculuğa elverişliğe dair) diğer ölçütlere uygun olup olmadığı bakımından, davanın sebebi belli miktarda para alacağın ödenmediği iddiası, davanın konusu ise, bu ala- cağın tahsili, söz konusu alacak ödenmediği takdirde, borçlu hakkında iflâsın açılmasına karar verilmesidir. İflâs davası saydığımız bu yönle- riyle tipik bir maddi hukuk davası görünümü taşıdığı, HUAK m. 1 hükmü çerçevesinde arabuluculuğa elverişli olduğu ve mutlak ticarî dava olduğu için, TTK m. 5/A anlamında da dava şartı arabuluculuğa tâbidir59. Bu noktada bir kez daha belirtmek gerekir ki, arabuluculuk yolu bakımından esas olan şey, kategorik olarak davanın türü veya dava konusu (talep sonucu) değil, davaya yol açan uyuşmazlık, yani dava sebebidir60. Öğretide, iflâs davası ile korunan menfaat dengesinin (alacaklı – borçlu ve üçüncü kişi alacaklılar bakımından) bu davanın dava şartı arabuluculuğa tâbi olmamasını gerektirdiği görüşü dile getirilmektedir. Bu görüşte olan yazarlar, gerekçe olarak iflâs takibinin başladığı andan iflâs tasfiyesi sona erinceye kadar kanun koyucunun bu dengeyi koru- mak için muhafaza tedbiri alınmasına, iflâs talebinin ilanına veya iflâsın açılmasından sonra davadan feragat edilemeyeceğine ilişkin ve benzeri hükümlere yer verdiğini ifade etmektedirler61. Bu görüşe katılamıyoruz. Belirtmek gerekir ki, iflâs takibi aşaması, menfaat dengesinin gözetilmesi bakımından haciz yoluyla takiplerden farklılık arz etmemektedir. Öyle ki, kanun koyucu, alacaklıya takip yo- lunu değiştirme imkânını bahşetmiştir (İİK m. 43)62. Yukarıdaki başlık- 58 Karş. Aşa. Doğrudan iflâs yolu özelinde yaptığımız açıklamalar (§3). Arabuluculuk özelindeki açıklamalar bakımından karş. Ermenek/Azaklı Arslan, s. 176. 59 Aksi yöndeki görüş ve gerekçesi için bkz. Tanrıver, Dava Şartı Arabuluculuk, s. 115, 116 dn. 2; Budak, Dava Şartı Arabuluculuk, s. 34; Koçyiğit/Bulur, s. 75; Erme- nek/Azaklı Arslan, s. 177. 60 Bkz. yuk. dn. 4 civarı. 61 Ermenek/Azaklı Arslan, s. 177, 178. 62 Bu konuda bkz. Kodakoğlu, M., “İcra ve İflâs Hukukunda Takip Yolunun Değişti- rilmesi (İİK m. 43, II)”, MİHDER, C. 16, S. 45, 2020/1, ss. 27 – 70, s. 32 vd. 1048 | Dr. Öğr. Üyesi Barış TORAMAN larda da arz ettiğimiz gibi, yetkinin kamu düzenine ilişkin olması tasfi- yenin etkinliğine, iflâs talebinin ilânı ise, muvazaalı iflâsların önüne geçme amaçlı olup alacaklıların müdahalesi, esasen iflâsın açılmasına engel olmaya yöneliktir. Son kertede, davalı borçlu takibe konu borcu ödediği müddetçe iflâs açılamayacağına göre, tarafların alacak iddiasından doğan ve dava sırasında sulh yoluyla dahi halledebilecekleri bu uyuşmazlığı arabulu- culuk yolu ile çözmelerinin, borçlunun diğer alacaklılarının menfaatleri- ne veya iflâs ile korunan sair kamusal menfaatlere bir halel getirmeye- ceği görüşündeyiz. İflâs davası arabuluculuğa elverişli bir konu ve dava şartı arabulu- culuk kapsamında kabul edilse dahi, arabuluculuğa başvuru bir takip şartı olarak öngörülmüş değildir63. Buna karşılık, takipli iflâs yolunda açılan iflâs davasını arabuluculuğa (HUAK m. 1) elverişli ve dava şartı arabuluculuk kapsamında (TTK m. 5/A) kabul ettiğimiz takdirde, ala- caklının iflâs davasını açabilmesi sadece arabuluculuk yoluna başvur- muş olmasına değil, bunu ödeme emrinin borçluya tebliğinden itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içinde gerçekleştirmiş olmasına da bağlıdır (bkz. HUAK m. 18/A, f. 2). Nitekim bu faraziyede arabuluculuk bürosu- na başvurulmasından, son tutanağın düzenlendiği tarihe kadar geçen sürede bir yıllık hak düşürücü süre de işlemeyecektir (HUAK m. 18/A, f. 15). C.- Borçlunun İflâs Ödeme Emrine İtiraz Etmemiş Olması Hâlinde Borçlunun iflâs ödeme emrine itiraz etmemesi hâlinde de iflâs re’sen açılamaz. Bunun için alacaklının bir kez daha iflâs ödeme emrinin borçluya tebliğinden itibaren bir yıllık hak düşürücü sürede iflâs dava- sını açması gerekir (İİK m. 156, f. 4). Bir üst başlıkta yer verdiğimiz mahkemenin yetkisi, davadan fera- gat, tarafların sulh olma imkânı ve benzeri hususların önemli bir kısmı, bu dava bakımından da aynı şekilde geçerli olacaktır. Ne var ki, borçlu- nun ödeme emrine itiraz etmiş olması hâlinden farklı olarak, burada asliye ticaret mahkemesi, bir alacağın mevcut olup olmadığını ince- le(ye)meyecek, şekli bir takım hususların bulunup bulunmadığını değer- 63 Koçyiğit/Bulur, s. 67. İflâs Davasının Arabuluculuğa Elverişli ve Dava Şartı Arabuluculuk… | 1049 lendirmekle yetinecektir. Çünkü iflâs takibi, ödeme emrine yedi gün içinde itiraz edilmemiş olması sebebiyle artık kesinleşmiştir. Gerçekten de bu ihtimalde alacaklı, borçlunun iflâsına karar verilmesini istemekle yetinmektedir64. Asliye ticaret mahkemesinin şeklî nitelikte yapacağı incelemeden anlaşılması gereken iflâs takibinin gerçekten kesinleşip kesinleşmediği, davanın bir yıllık hak düşürücü süre içinde açılıp açılmadığı ve nihayet borçlunun iflâsa tâbi kişilerden olup olmadığıyla sınırlı kalmaktadır. Hatta öyle ki, burada kural olarak borçlunun borcu ödediğine yönelik savunmaları da dinlenmez65. Hâl böyleyken bu davanın, ödeme emrine itiraz edilmiş olması hâlinde açılan iflâs davası bakımından olduğu gibi, dava sebebi bakı- mından bir alacak davası olarak kabulünün güç olduğu ifade edilebilir veya böyle bir durumda davanın, doğrudan iflâs yargılamasına, bu iti- barla çekişmesiz yargı işlerine yaklaştığı görüşü ileri sürülebilir66. Ancak borçlunun iflâs ödeme emrine itiraz etmemiş olması, onun borçlu olma- dığını ortaya koyacak bir hukukî vasıtadan artık yoksun kaldığı anlamı- na gelmemektedir. Bir kere, iflâs ödeme emrine itiraz etmemiş olan borç- lu, bir menfi tespit davası (m. 72) açabilir. Ödeme emrine itiraz edilmiş olması halinden farklı olarak, borçlunun bu davayı açmakta hukukî ya- rarı vardır67. Borçlu, ödeme emrine itiraz etmemesi halinde açılacak iflâs davasında şekli bir incelemeyle yetinilecek olması sebebiyle ileri süre- meyeceği def’i ve itirazları bu dava yoluyla ortaya koymak imkânına sahip olacaktır. Bu faraziyede görülmekte olan iflâs davasında menfi tespit davasının sonucunun beklenmesi gerekecektir68. 64 Açıklamalar için bkz. Pekcanıtez/Atalay/Sungurtekin Özkan/Özekes, s. 378 vd.; Kuru, B., İstinaf Sistemine Göre Yazılmış İcra ve İflâs Hukuku, İstanbul 2016, s. 514 vd.; Arslan/Yılmaz/Taşpınar Ayvaz/Hanağası, İcra ve İflâs Hukuku, 5. Bası, Ankara 2019, s. 459. 65 Bkz. ve karş. Kuru, İstinaf Sistemine Göre, s. 515; Pekcanıtez/Atalay/Sungurtekin Özkan/Özekes, s. 379; Arslan/Yılmaz/Taşpınar Ayvaz/Hanağası, s. 459. 66 Ayrıca bkz. Özbek, İflas Davasının Niteliği, s. 222. 67 Nitekim bkz. Kırtıloğlu, s. 200; Kuru, C. III, s. 2706; Altay, s. 176. 68 Bkz. ve karş. Altay, s. 176; Kırtıloğlu, s. 200, 201. 1050 | Dr. Öğr. Üyesi Barış TORAMAN Bu noktada uygulama bakımından ortaya çıkabilecek bir ihtimal olarak borçlunun gecikmiş itiraz (İİK m. 65, 173) yoluna başvurması ve bunun mevcut yargılamaya olası etkisi üzerinde de kısa da olsa durmak istiyoruz. Takipli iflâs yolu bakımından gecikmiş itiraz, esasen sadece kambi- yo senetlerine özgü iflâs yolu bağlamında düzenlenmiş olup (İİK m. 173, f. IV), genel iflâs yolu bakımından bu konuda bir hükme yer verilmemiş- tir. Bu sebeple gecikmiş itiraza sadece kambiyo senetlerine özgü iflâs yolunda başvurulabileceği yönündeki görüşe karşın69, diğer görüş, ilgili İİK m. 173, f. 4 hükmünün kıyasen uygulanması suretiyle genel iflâs yoluyla takip bağlamında da gecikmiş itiraz yoluna başvurulabileceği yönündedir70. İster gecikmiş itirazın salt kambiyo senetlerine özgü iflâs yolunda mevcut olduğu ister kıyasen genel iflâs yolunda uygulabileceği savunulsun, konumuz açısından önemli olan, gecikmiş itiraz hâlinde bu durumun varlığının, açılacak muhtemel iflâs davasını dava şartı arabu- luculuğa tâbi kılıp kılmayacağıdır. Kanımızca buna olumlu yanıt vermek mümkündür. Şöyle ki, cüz’i icradan farklı olarak iflâs takiplerinde gecikmiş itiraz mercii, icra mah- kemesi olmayıp bu konuda henüz iflâs davasının açılıp açılmamış oldu- ğuna göre ikili bir ayrımda bulunulmaktadır. Buna göre, borçlu ödeme emrine itiraz etmemiş fakat iflâs davası henüz açılmamışsa, gecikmiş itiraz mercii icra dairesi, iflâs davası açılmışsa bu davaya bakan asliye ticaret mahkemesidir71. Gecikmiş itirazın icra dairesine yapılması duru- munda bu itirazın iflâs davası sırasında asliye ticaret mahkemesi tara- fından incelenmesi gerekeceğinden henüz dava açılmadan gecikmiş itiraz yoluna başvurulması durumunda iflâs davası dava şartı arabulu- culuğa tâbi kabul edilebilir. Buna karşılık, bu başvurunun yargılama sırasında yapılması karşısında artık çekişmeli bir yargı faaliyetinden bahsedilecektir. Bu durumda ise, savunduğumuz görüş bakımından, 69 Pekcanıtez/Atalay/Sungurtekin Özkan/Özekes, s. 378; Muşul, s. 152. 70 Kuru, C. III, s. 2670; Karslı, s. 482; Altay, s. 122, 123. Nitekim Yargıtay’ın da bu yönde kararları mevcuttur (11. HD, 27.12.1988, 3143/7963, nakleden Altay, s. 123). Açıklamalar için ayrıca bkz. Kırtıloğlu, s. 37 vd. 71 Açıklamalar için bkz. Altay, s. 123; Muşul, s. 127, 128, s. 151 vd.; Kırtıloğlu, s. 38 vd. İflâs Davasının Arabuluculuğa Elverişli ve Dava Şartı Arabuluculuk… | 1051 borçlunun itirazı hâlinde açılan iflâs davası dava şartı arabuluculuğa tâbi olduğu, bu dava şartı ise süre vermekle tamamlanabilir bir dava şartı (HMK m. 115, f. 2) olmadığı için, asliye ticaret mahkemesinin dava- yı usulden reddetmesi gerekecektir (Bkz. HUAK m. 18/A, f. 2)72. Bu ih- timalin ise, böyle bir yaptırımla karşı karşıya kalmak istemeyen alacaklı- ları, ödeme emrine itiraz edilsin edilmesin, dava şartı arabuluculuk yo- luna başvurmaya sevk edebileceği açıktır. § 3.- Doğrudan İflâs Yolunun Arabuluculuğa Elverişli Olup Olmadığı Bilindiği üzere iflâs yollarından ikincisi, doğrudan (veya takipsiz) iflâs yolu olarak adlandırılmaktadır. Yine kendi içinde alacaklının (İİK m. 177) ve borçlunun talebiyle (İİK m. 178, 179) olmak üzere ikili bir ay- rım altında incelenmektedir. Hemen belirtmek gerekir ki borçlunun kendi iflâsını isteyebileceği (ihtiyarî iflâs) veya istemesi gerektiği (mec- buri iflâs) haller bakımından borçlunun aciz hâlinde (İİK m. 178, f. 1) veya borca batık (İİK m. 179 ve biraz nüansla m. 178, f. 3) olması söz konusudur ki, buna ilişkin iflâs başvuruları özelinde arabuluculuğun yerini tartışmak doğası gereği anlamsız olacaktır. Alacaklının talebiyle doğrudan iflâs bakımından ise meselenin iflâs sebepleri ve buna ilişkin yargılamanın taşıdığı özellikler çerçeve- sinde değerlendirilmesinin ilk etapta yeterli olacağı kanısındayız: Nitekim takipli iflâs yollarından farklı olarak doğrudan iflâs yo- lunda, iflâs sebepleri belli miktar paranın ödenmemesinden ziyade borç- lunun belli bir davranış biçimine (alacaklılarının zararına hileli işlem veya teşebbüste bulunmak gibi) veya belli bir malvarlığı durumuna dayanmak- tadır (borca batık olmak veya ödemelerin tatili gibi) (İİK m. 177)73. Bu yüzden söz konusu sebepler istisnaî ve sınırlı sayıda kabul edilir ve takipli iflâs sebeplerinden ayırmak için maddî iflâs sebepleri olarak da adlandırılır74. 72 Dava şartı arabuluculuk özelindeki tartışmalar bakımından bkz. Koçyiğit/Bulur, s. 48; Yardım, 108, 109. 73 Bu sebepler ve açıklamalar için bkz. Pekcanıtez/Atalay/Sungurtekin Öz- kan/Özekes, s. 391 vd.; Ermenek, İ., İflâsın Ertelenmesi, Ankara 2009, s. 4 vd. 74 Bkz. Kuru, C. III, s. 2660; Atalay, s. 14, Üstündağ, s. 3 vd.; Berkin, s. 14; Rüzgare- sen, s. 63, 69 vd.; Karslı, s. 493 vd. 1052 | Dr. Öğr. Üyesi Barış TORAMAN Doğrudan iflâs yolunun öngörülmesinin sebebi öğretide de dikkat çekildiği gibi, borçlu hakkında bir iflâs takibi yapmanın fayda sağlama- yacağı, gecikme halinde zarar doğacağı düşüncesidir75. İşte böyle bir durumda doğrudan iflâs yolunun birincil amacı da bir miktar alacağın ödetilmesi değil, Kanunda yer alan sebeplerden birinin tespiti duru- munda iflâsın açılmasını sağlamaktır. Doğrudan iflâs yolunun bu nitelikleri, ona ilişkin yargılamayı da karakterize etmektedir. İflâs yoluyla takip yapmadan, iflâsın açılmasına karar verilmesi talebiyle yetkili (İİK m. 154) asliye ticaret mahkemesine yapılan başvuru üzerine iflâs talebi İİK m. 166 hükmünde öngörülen usulle ilân edilir76. Alacaklının alacaklılık sıfatını ispat etmesinden sonra yapılacak inceleme, doğrudan iflâs sebebinin gerçekleşip gerçekleşme- diğiyle sınırlıdır. Amaç belli bir miktar para alacağının borçluya ödetil- mesi olmadığından, takipli iflâs yolunda açılan iflâs davasından farklı olarak borçluya bir depo emrinin tebliğ edilmesi de söz konusu değil- dir77. Nitekim, öğretide Rüzgaresen’in de dikkat çektiği gibi, doğrudan iflâsa başvurmayı gerektiren durumlarda, borçlunun borcunu hiçbir surette ödemek istemediği veya ödemesinin de zaten mümkün olama- yacağına yönelik bir karine vardır78. O hâlde buradaki yargılama konusu belli bir miktar paranın ödenmesi olan bir alacak talebine ilişkin bulun- madığına göre zaten TTK m. 5/A kapsamında meseleyi değerlendirmek mümkün değildir. Aynı şekilde, doğrudan iflâs yargılaması diğer özelliklerinden kaynaklı olarak ihtiyarî arabuluculuğa (HUAK m. 1) da elverişli kabul edilemez. Doğrudan iflâs yolu, ona başvuru anından itibaren salt iflâsa tâbi olan borçludan belli miktarda alacağı bulunan alacaklıyı değil, borç- lunun tüm alacaklılarını ilgilendirmektedir. Doğrudan iflâs başvurusu- nun bu yönü, onun genel olarak kamu düzenine ilişkin olmasını ve asli- 75 Nitekim bkz. Rüzgaresen, s. 70. 76 Genel olarak bkz. Muşul, s. 145 vd.; Atalay, s. 90; Kuru, C. III, s. 2786; Üstündağ, s. 44. 77 Kaldı ki zaten İİK m. 181 hükmü de depo emrine ilişkin m. 158 hükmüne atıf yap- mış değildir. Bu konuda ayrıca bkz. Kuru, C. III, s. 2789; Berkin, s. 194; Atalay, s. 96. 78 Rüzgaresen, s. 70. İflâs Davasının Arabuluculuğa Elverişli ve Dava Şartı Arabuluculuk… | 1053 ye ticaret mahkemesinin kendisine yapılan başvuru üzerine re’sen araş- tırma ilkesini uygulaması sonucunu doğurmaktadır. Bu yönüyle uyuş- mazlık konusu, kural olarak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebi- lecekleri bir konu hakkında da değildir. Nitekim alacaklının (veya borçlunun) doğrudan iflâs talebinde bu- lunması, bir ticarî davaya değil, çekişmesiz yargı işine vücut verir. Esa- sen doğrudan iflâsın bir dava olup olmadığı, mülga HUMK döneminde tartışılmıştır79. Kanımızca alacaklının talebiyle doğrudan iflâs bir çekiş- mesiz yargı işi değil, bir davadır. Zira ileri sürülen iflâs sebebi konusun- da taraflar arasında bir çekişme olduğu gibi, doğrudan iflâs yoluna baş- vuran alacaklının da (ileri sürülen iflâs sebebi ne olursa olsun) her şey- den önce sübjektif hak sahibi (borçludan bir miktar alacağı bulunmak) olması gerekir80. Ne var ki Hukuk Muhakemeleri Kanununun yürürlüğe girmesiyle onun çekişmesiz yargıya dâhil olduğu konusunda bir tered- düt kalmamıştır (HMK m. 382, f. 2, (f), 2). Doğrudan iflâsın teknik an- lamda bir dava kabul edilmeyişi de, yukarıda saydığımız hususlarla birlikte, onun özellikle dava şartı arabuluculuk kapsamında değerlendi- rilemeyecek oluşunun bir diğer sebebidir. Sonuç Dava şartı arabuluculuk kavramı, ticarî uyuşmazlıklarda, TTK m. 5/A hükmünün yürürlüğe girdiği andan itibaren tartışmaların konusunu oluşturmaktadır. Zikredilen maddenin kötü formüle edildiği ve tartış- malara sebebiyet verenin de bu düzenleme biçimi olduğu kanısındayız. Bir ticari dava olduğu tereddütsüz olan iflâs davası bakımından ise, iflâsın hem kamu düzenine ilişkin yönü, hem takipli iflâs yolunda açılan iflâs davasının taşıdığı özellikler, öte yandan doğrudan iflâs se- bepleri ve yargılamasının taşıdığı özellikler doğrultusunda ulaştığımız sonuçlar aşağıdaki şekildedir: 79 Örneğin bkz. Budak, s. 117; Atalay, s. 91. Tartışmalar için ayrıca bkz. Toraman, B., İcra ve İflâs Kanununa Göre Sermaye Şirketleri ve Kooperatiflerde İflâsın Ertelenmesi Tale- bi, Ankara 2007, s. 128 – 131. 80 Toraman, İflâsın Ertelenmesi, s. 130, 131. 1054 | Dr. Öğr. Üyesi Barış TORAMAN Birinci olarak, takipli iflâs yolunda açılan iflâs davası özelinde ka- mu düzenine ilişkin hususlar, esasen iflâsın açılmasıyla kendini gösterir. Buna karşılık iflâs yargılaması aslında alelade bir alacak davasının özel- liklerini taşımaktadır. Bu yargılamada alacaklıları korumak ve tasfiyenin etkinliğini teminat altına almak amacıyla getirilmiş düzenlemeler ise, iflâs davasının bu yönünü ortadan kaldırmaz. Bu itibarla zikrettiğimiz dava kanımızca kamu düzeninden kabul edilemeyeceği gibi, hem ihti- yarî arabuluculuğa elverişlidir, hem de bir ticari dava olması ve uyuş- mazlığın (dava sebebinin) belli bir miktar para alacağı iddiasına ilişkin bulunması sebebiyle dava şartı arabuluculuk kapsamında kabul edilme- lidir. İkinci olarak ise, ödeme emrine itiraz edilmemiş olması halinde açı- lan iflâs davasının, aslında niteliği gereği çekişmesiz yargı işlerine yak- laştığı ifade edilebilir. Öte yandan bu faraziyede mahkemenin şeklî bir incelemeyle yetindiği de tartışmasızdır. Ne var ki, borçlunun ödeme emrine itiraz etmemiş olması, onun gecikmiş itiraz yoluna başvurmasına veya menfi tespit (yahut istirdat) davası açarak borçlu olmadığına ilişkin hususları ortaya koymasına engel değildir. Taraflar arasındaki uyuş- mazlığı ihtiyarî arabuluculuğa elverişli kabul etmek kanımızca zaten mümkündür. Ödeme emrine itiraz hâlinde açılan iflâs davası dava şartı arabuluculuk kapsamında değerlendirildiği takdirde, bu davayı da aynı kapsamda değerlendirmek kanımızca daha doğru bir tercih olacaktır. Üçüncü olarak doğrudan iflâs sebepleri ve yargılaması, birkaç se- bepten ötürü (özellikle bir çekişmesiz yargı işi olması ve başvuruya se- bebiyet veren hâlllerin borçlunun malvarlığı durumuna veya bir davra- nış sebebine dayanması) arabuluculuğa elverişli olmadığı için, dava şartı arabuluculuk kapsamında da düşünülmesi mümkün değildir. Doğru- dan iflâs sebeplerine ilişkin yargılama, sadece iflâs başvurusunda bulu- nan değil, tüm alacaklıları ilgilendirir ve kamu düzenine ilişkin kabul edilir. Bu yüzden de doğrudan iflâs başvurusu bağlamında HUAK m. 1 anlamında tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri bir uyuşmazlıktan da söz edilemez. İflâs Davasının Arabuluculuğa Elverişli ve Dava Şartı Arabuluculuk… | 1055 KAYNAKLAR Altay, S., Türk İflâs Hukuku, C. I, İstanbul 2004. Aktepe Artık, S., “İstinaf Kanun Yolunda Kamu Düzeni Kavramı”, TBB Dergisi, 2018, 134, ss. 257 – 291. Akyol Aslan, L., Medenî Usul Hukukunda Davadan Feragat, Ankara 2010. Arslan, A. S., “Covid-19 Salgını Sebebiyle İcra Takiplerine İlişkin Düzen- lemelerin Değerlendirilmesi”, TBBD, 2020 (148), ss. 197 – 234. Arslan, R./Yılmaz, E./Taşpınar Ayvaz, S./Hanağası, E., İcra ve İflâs Hu- kuku, 5. Bası, Ankara 2019. Atalay, O., Anonim Şirketlerin İflâsı, İzmir 1996. Atalay, O., “Covid-19 Salgını Sebebiyle Gerçekleşen Takip Tatili Sonra- sına İlişkin Bazı Düşünceler ve Öneriler”, blog.lexpera.com.tr, 21.5.2020 (Son erişim: 24.5.2020). Atalay, O./Özekes, M., “İcra ve İflâs Kanunu m. 330 Hükmünü Uygula- yan Cumhurbaşkanlığı Karar ile İlgili Ortaya Çıkan Bazı Soru- lar ve Tartışmalara Cevaplar”, https://blog.lexpera.com.tr, 20.3.2020 (Son erişim: 14.7.2020). Atalı, M./Erdoğan, E., “Türk Ticaret Kanunu’nun 5/A Maddesi Çerçeve- sinde Menfî Tespit Davaları Sorunu”, ÇÜHFD, C. 5, S. 1, Nisan 2020, Arş. Gör. Ceren Damar Şenel Armağanı, C. I, ss. 205 – 221. Azaklı Arslan, B., Medenî Usul Hukuku Açısından Zorunlu Arabuluculuk, Ankara 2018. Başözen, A., Müflisin Tasarruf Yetkisi, Ankara 2005. Berkin, N., İflâs Hukuku, İstanbul 1972. Budak, A. C., Medeni Usul Hukukunda Üçüncü Kişilerin Korunması, İstan- bul 2000 (Anılış: Budak, Üçüncü Kişilerin Korunması). Budak, A. C., “Ticari Davalarda Dava Şartı Olarak Arabuluculuk”, MİHDER, C. 42, 2019/1, ss. 25 – 40 (Anılış: Budak, Dava Şartı Arabuluculuk). Budak, A. C./Ak, A., “Medenî Usul ve İcra – İflâs Hukuku Alanında Covid-19 Sebebiyle Alınan Tedbirler”, İstanbul Ticaret Üniversi- tesi Sosyal Bilimler Dergisi, Covid-19 Hukuk Özel Say ısı, Y. 19, S. 38, Yaz 2020/2 (Covid-19 Özel Ek), ss. 1 – 19. 1056 | Dr. Öğr. Üyesi Barış TORAMAN Çağa, T., “İflâs Davalarında Depo Kararına Dair”, BATİDER, 1987, C. XIV, S. 1, ss. 3 – 21. Deren – Yıldırım, N., “İflâsın Hukukî Mahiyeti”, İÜHFM, C. LIV, S. 1-4, 1994, ss. 331 – 346. Dinç, İ., “Genel (Âdi) İflâs Yoluyla Takibe İtirazın Kaldırılması ve İflâs Davasının Tahkime Elverişliliği”, TAAD, Ocak 2020, Y. 11, S. 41, ss. 427 – 462. Ekmekçi, Ö./Özekes, M./Atalı, M., Hukuk Uyuşmazlıklarında İhtiyari ve Zorunlu Arabuluculuk, İstanbul 2018. Ermenek, İ., İflâsın Ertelenmesi, Ankara 2009. Ermenek, İ./Azaklı Arslan, “İcra ve İflâs Hukuku Açısından Ticari Da- valarda Arabuluculuğa Başvuru Zorunluluğu, TTK m. 5/A”, TBBD, 2020/148, ss. 135 – 196. Fenning, L. H., “Late-Stage Case”, Bankruptcy Mediation, Alexandria VA 2016, ss. 38 – 52. Görgün, Ş./Börü, L./Toraman, B./Kodakoğlu, M., Medenî Usul Hukuku, 8. Bası, Ankara 2019. Görgün, Ş./Toraman, B./Kodakoğlu, M., İcra ve İflâs Hukuku Ders Notları, 2. Bası, Ankara 2018. Karaca, O. U., “Dava Şartı Olan Arabuluculuk: Sınai Mülkiyet Günde- minde Bana Yeniden Yer Açın”, IPR Gezgini, iprgezgi- ni.org/author/oukaraca/, 2 Temmuz 2020 (Son erişim: Temmuz 2020). Karslı, A., İcra ve İflâs Hukuku, 3. Bası, İstanbul 2014. Kırtıloğlu, S. S., İflâs Davası, Ankara 2009. Koçyiğit, İ./Bulur, A., Ticari Uyuşmazlıklarda Dava Şartı Arabuluculuk, Ankara 2019. Kodakoğlu, M., “İcra ve İflâs Hukukunda Takip Yolunun Değiştirilmesi (İİK m. 43, II)”, MİHDER, C. 16, S. 45, 2020/1, ss. 27 – 70. Konuralp, H., “İstinafta Kamu Düzeni Kavramı”, Medenî Usul ve İcra – İflâs Hukukçuları Toplantısı VI, İzmir/Çeşme, 19 – 20 Ekim 2007, Ankara 2008, ss. 133 – 148. İflâs Davasının Arabuluculuğa Elverişli ve Dava Şartı Arabuluculuk… | 1057 Kurt Konca, N., Ticari Davalarda Dava Şartı (Zorunlu) Arabuluculuk, Seta Persptektif, S. 225, Aralık 2018. Kuru, B., İcra ve İflâs Hukuku, C. III, İstanbul 1993 (Anılış: Kuru, C. III). Kuru, B., İcra ve İflâs Hukuku, C. IV, İstanbul 1997. Kuru, B., İcra ve İflâs Hukuku El Kitabı, 2. Bası, İstanbul 2013 (Anılış: Ku- ru, El Kitabı). Kuru, B., İstinaf Sistemine Göre Yazılmış İcra ve İflâs Hukuku, İstanbul 2016. Kuru, B., İstinaf Sistemine Göre Yazılmış Medenî Usul Hukuku, İstanbul 2016. Kuru, B., “Hukuk Usulünde Dava Sebebi”, Makaleler, İstanbul 2006, ss. 215 – 246. Meriç, N., “Medeni Yargılama Hukukunda Tasarruf ve Taleple Bağlılık İlkesinin Kapsamı ve Bazı Güncel Kararların Değerlendirilme- si”, SDÜ Hukuk Fakültesi Dergisi Mihbir Özel Sayısı, 2014, C. 4, S. 2, ss. 23 – 63. Muşul, T., İflâs ve Konkordato Hukuku, 2. Bası, Ankara 2019. Önen, E., İnşaî Dava, Ankara 1981. Özbek, M. S., “Amerika Birleşik Devletleri İflâs Hukuku Sisteminde Borçlu ve Alacaklılara Ait Haklar”, TBBD, 2002/2, ss. 21 – 64. Özbek, M., Alternatif Uyuşmazlık Çözümü, 2. Bası, Ankara 2009. Özbek, M., “İflâs Davasının Hukuki Mahiyeti”, AÜHFD, 61 (1), 2012, ss. 207 – 274 (Anılış: Özbek, İflâs Davasının Niteliği). Özekes, M./Çiftçi, P., “Menfi Tespit Davalarını Zorunlu Arabuluculuğa Tâbi Saymanın Gereksizliği Üzerine (İstanbul BAM Kararları Örneğinden Bir Bakış)”, TBBD, 2020 (148), ss. 101 – 134. Öztürk, P., “İİK m. 154/III Uyarınca İflâs Davasında Yetkili Mahkemenin Borçlunun İşlem (Muamele) Merkezine Göre Belirlenmesi, İBD, Mart 1998, ss. 116 – 128. Paslı, A., “Ticari İşletme ve Ticaret Şirketleri Bakımından Zorunlu Ara- buluculuğun Değerlendirilmesi: Türk Ticaret Kanunu 5/A Maddesinin Yorumlanması, Ticari Uyuşmazlıklarda Zorunlu Ara- 1058 | Dr. Öğr. Üyesi Barış TORAMAN buluculuk (Ed.: Süral Efeçınar, C./Yardım, M. E.), Ankara 2019, ss. 13 – 25. Pekcanıtez, H./Atalay, O./Sungurtekin Özkan, M./Özekes, M., İcra ve İflâs Hukuku, 6. Bası, İstanbul 2019. Pekcanıtez, H./Erişir, E., “Koronavirüs (Covid-19) Salgınına Karşı Alı- nan, Medenî Usul ve İcra-İflâs Hukukunu İlgilendiren Önlem- ler”, legal.com.tr/blog, 3.6.2020 (Son erişim: 14.7.2020). Postacıoğlu, İ. E., İflâs Hukuku İlkeleri, C. I, İflâs, İstanbul 1978. Rüzgaresen, C., “Türk Hukukunda ve Mukayeseli Hukukta İflâs Sebep- leri ve Yeni Bir İcra ve İflâs Kanunu İçin Öneriler”, MİHBİR, 13. Antalya Toplantısı, 9 – 10 Ekim 2015, Antalya 2017, ss. 59 – 106. Sarısözen, S., İcra – İflâs ve Konkordato Hukukundaki Yenilikler, 3. Bası, Ankara 2019. Sungurtekin Özkan, M., “İnşai Karar ve Özellikleri”, Prof. Dr. Bâki Kuru Armağanı, Ankara 2004, ss. 553 – 576. Tanrıver, S., “Dava Şartı Arabuluculuk Üzerine Bazı Düşünceler”, TBB Dergisi, 2020 (147), ss. 111 – 147 (Anılış: Tanrıver, Dava Şartı Arabuluculuk). Tanrıver, S., Konkordato Komiseri, Ankara 1993. Tanrıver, S., Medenî Usul Hukuku C. I, Temel Kavramlar ve İlk Derece Yargı- laması, Ankara 2018. Taşpınar Ayvaz, S. İcra – İflâs Hukukunda Yeniden Yapılandırma, Ankara 2006. Toraman, B., İcra ve İflâs Kanununa Göre Sermaye Şirketleri ve Kooperatifler- de İflâsın Ertelenmesi Talebi, Ankara 2007 (Anılış: Toraman, İflâsın Ertelenmesi). Toraman, B., “Takip Hukukuna Özgü Bazı Davaların Dava Şartı Arabu- luculuğa Tâbi Olup Olmadığı Sorunu”, ÇÜHFD, C. 5, S. 1, Ni- san 2020, Arş. Gör. Ceren Damar Şenel Armağanı, C. III, ss. 3141 – 3170 (Anılış: Toraman, Dava Şartı Arabuluculuk). Umar, B., İcra ve İflâs Hukukunun Tarihi Gelişimi ve Genel Teorisi, İzmir 1973. İflâs Davasının Arabuluculuğa Elverişli ve Dava Şartı Arabuluculuk… | 1059 Uzgören Baykal, E., “İflâs Davasında Depo Kararı (Emri)”, BATİDER, 2001, C. XXI, S. 1, ss. 191 – 211. Üstündağ, S., İflâs Hukuku (İflâs, Konkordato, İptal Davaları), 6. Bası, İstan- bul 2002. Yardım, E., “Ticari Uyuşmazlıklarda Zorunlu Arabuluculuğa Başvuru”, Ticari Uyuşmazlıklarda Zorunlu Arabuluculuk (Ed.: Süral Efeçınar, C./Yardım, M. E.), Ankara 2019, ss. 89 – 110. Yıldırım, M. K./Deren-Yıldırım, N., İcra ve İflâs Hukuku, 7. Bası, İstanbul 2016. Yıldırım, M. K./Oruç, Y., “İcra ve İflâs Kanunu ile Alman Aciz Kanunu Bakımından İflâs Kurallarının Amacının Değerlendirilmesi”, DÜHFD, 2019, C. 24, S. 41, ss. 361 – 403. Yılmaz, E., İcra ve İflâs Kanunu Şerhi, Ankara 2016 (Anılış: Yılmaz, Şerh). Yılmaz, A., “Bölge Adliye Mahkemesi Kararları Işığında Ticari Davalar- da Dava Şartı Arabuluculuk ve Tüketici Sözleşmeleri”, AndHD, C. 4, S. 1, Ocak 2018, ss. 219 – 238 (Anılış: Yılmaz, Dava Şartı Arabuluculuk). Yılmaztekin, H. K./İnce, Z., “Dava Şartı Arabuluculuk Ekseninde Bazı Fikrî Mülkiyet Uyuşmazlıkları”, Terazi Hukuk Dergisi, C. 14, S. 159, Kasım 2019, ss. 2171 – 2185.