Atıf Şekli Cite As: POLAT, Kaan: “Şüpheli ve Sanığa Haklarının Açıklanmaması, Duruşmaların Yakın Saatlere Planlanması ve Kararın Önceden Hazırlanması Uygula- malarının Adil Yargılanma Hakkı Çerçevesinde Değerlendirilmesi”, SÜHFD, C. 33, S. 4, 2025, s. 2679-2733. İntihal Plagiarism: Bu makale intihal programında taranmış ve en az iki hakem in- celemesinden geçmiştir. This article has been scanned via a plagiarism software and reviewed by at least two referees. Bu eser Creative Co
Atıf Şekli Cite As: POLAT, Kaan: “Şüpheli ve Sanığa Haklarının Açıklanmaması, Duruşmaların Yakın Saatlere Planlanması ve Kararın Önceden Hazırlanması Uygula- malarının Adil Yargılanma Hakkı Çerçevesinde Değerlendirilmesi”, SÜHFD, C. 33, S. 4, 2025, s. 2679-2733. İntihal Plagiarism: Bu makale intihal programında taranmış ve en az iki hakem in- celemesinden geçmiştir. This article has been scanned via a plagiarism software and reviewed by at least two referees. Bu eser Creative Commons Atıf-GayriTicari 4.0 Uluslararası Lisansı ile lisanslanmış- tır. This work is licensed under Creative Commons Attribution-NonCommercial 4.0 International License. SELÇUK ÜNİVERSİTESİ HUKUK FAKÜLTESİ DERGİSİ Selçuk Law Review Araştırma Makalesi Research Article Gönderim Received: 11.03.2024 Kabul Accepted: 23.12.2025 10.15337/suhfd.1717099 ŞÜPHELİ VE SANIĞA HAKLARININ AÇIKLANMAMASI, DURUŞ- MALARIN YAKIN SAATLERE PLANLANMASI VE KARARIN ÖNCEDEN HAZIRLANMASI UYGULAMALARININ ADİL YARGILANMA HAKKI ÇERÇEVESİNDE DEĞERLENDİRİLMESİ Arş. Gör. Kaan POLAT Öz 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, adil bir yargılamanın yürütülmesi mak- sadıyla bazı düzenlemelere yer vermiştir. Ancak uygulamada iş yükünün fazla olması nedeniyle Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yer alan bu düzenlemeler göz ardı edilmekte veya dikkate alınmakla birlikte tam manasıyla tatbik edilmesi güç hâle gelmektedir. Söz gelimi; şüpheli veya sanığa sahip olduğu hakların kendi- lerine bildirilmemesi veya bildirilmekle birlikte bunun soyut kalıp açıklanma- ması, duruşmaların birbirlerine yakın saatlere planlanması ve dolayısıyla sanık açısından zaman baskısının meydana gelmesi, hâkimin duruşma tarihinden ön- ceki bir zaman diliminde karar metnini hazırlaması ve yapılacak olan son duruş- mada söylenenleri dikkate almadan önceden hazırlamış olduğu metni kopyala- Arş. Gör. İnönü Üniversitesi, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü, Hukuk Bilimleri Ana Bilim Dalı Malatya, Türkiye Rese- arch Assistant. Inonu University, Faculty of Economics and Administrative Sciences, Political Science and Public Administration, Department of Legal Sciences, Malatya, Türkiye. ***@***.*** • 0000-0001-7866-8789. 2680 | Arş. Gör. Kaan POLAT yapıştır yapmak suretiyle karar olarak yazması uygulamada yaşanan sorunlar- dan bazılarıdır. Çalışmamızda bu sorunların adil yargılanma hakkı çerçevesinde ele alınıp alınamayacağı, ele alınması hâlinde bunların adil yargılanma hakkına aykırı olup olmayacağı ayrı ayrı başlıklandırılmış ve değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler •Hakların Bildirilmesi •Hakların Açıklanması •Duruşma Saatinin Belirlenmesi •Kararın Önceden Hazırlanması •Adil Yargılanma Hakkı THE EVALUATION OF THE FAILURE TO INFORM THE SUSPECT AND THE DEFENDANT OF THEIR RIGHTS, THE SCHEDULING OF HEARINGS AT CLOSE INTERVALS, AND THE ADVANCE PRE- PARATION OF THE JUDGMENT WITHIN THE FRAMEWORK OF THE RIGHT TO A FAIR TRIAL Abstract The Code of Criminal Procedure No. 5271 has included some regulations in order to ensure a fair trial. However, in practice, due to the high workload, some of the regulations in the Code of Criminal Procedure are ignored or, although taken into consideration, are not fully implemented. For example, issues encountered in practice include the failure to inform the suspect or the defendant of their rights, or if informed, the explanation remaining unclear; scheduling hearings at closely spaced times thereby creating time pressure on the defendant; the judge preparing the judgment text prior to the hearing date and, during the final hea- ring, copying and pasting the pre-prepared text as the verdict without conside- ring what is said at the hearing. In our study, whether these problems can be addressed within the framework of the right to a fair trial and, if so, whether they violate that right have been separately titled and assessed. Keywords •Notification of Rights •Explanation of Rights •Scheduling of the Hearing •Preparation •Rights to a Fair Trial GİRİŞ Ceza hukuku bakımından adil yargılanma hakkı; İnsan Hakları Av- rupa Sözleşmesi (İHAS), Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Söz- leşmesi, Anayasa (Any) ve Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) gibi hukuki metinlerde düzenlenen ve suç işlediği iddia edilen kişinin yargılanma sü- recinde göz önünde bulundurulması gereken en önemli haklardan biri- dir. Yargılanan fail sıradan bir kişi olsa da Türk milleti adına karar veren ve daha güçlü bir konumda bulunan hâkimin, maddi gerçeğe ulaşma Şüpheli ve Sanığa Haklarının Açıklanmaması… | 2681 amacı gerekçe gösterilerek keyfî biçimde hareket etmesi mümkün olma- malıdır. Zira kişinin temel hak ve hürriyetlerine en ciddi müdahalede bu- lunan alanın ceza hukuku olması ve yapılan yargılama sonucundan sanı- ğın hapis cezasına mahkûm edilebilmesi, ceza muhakemesi sürecinin ol- dukça dikkatli yürütülmesi gereğine sebep olmuştur. Bu bağlamda ceza hukuku yargılaması, sıkı kurallara tabi olan ve önceden öngörülmesi mümkün olan bir süreçtir. Buna binaen ceza tehdidi altında olan şüpheli veya sanığa tanınan en önemli haklardan biri olan adil yargılanma hakkı, içinde birden çok hakkı barındıran ve zayıf konumda bulunan kişinin haklarını güvence altına alan temel bir haktır. Yaşayan, değişen ve gelişen bir kurallar bütünü olan hukuku sadece teorik meseleler değil, pratik olgular da ilgilendirmektedir. Bir başka ifa- deyle hukukun gelişimi için sadece teorik tartışmalar yapmak ve bu tar- tışmaların temelini uygulamadan soyutlamak doğru bir yaklaşım değil- dir. Dolayısıyla teorik olarak tartışılmayan fakat uygulamada yaşanan bazı sorunların da kaleme alınması gerekmektedir. Çalışmamız kapsa- mında da uygulamada sıklıkla yaşanan şu üç durum, adil yargılanma hakkı çerçevesinde nasıl değerlendirilmesi gerektiği ve bunların adil yar- gılanma hakkının ihlali niteliğinde olup olmadığı incelenecektir: Birincisi, Ceza Muhakemesi Kanunu ve ilgili düzenlemelerde yer alan hakların şüpheli veya sanığa açıklanmaması; ikincisi, dava duruşma- larının birbirine çok yakın ve hatta bazı durumlarda aynı saatlerde plan- lanması ve bunun sonucunda sanıkların uzun bir süre adliyede bekletil- mesi; üçüncüsü karar duruşmasındaki deliller ve sanığın son sözü dik- kate alınmaksızın hâkimin karar metnini önceden hazırlaması ve karar duruşmasında bu karar metnini kopyala-yapıştır yapmak suretiyle hüküm olarak göstermesi. Esasında yukarıda yer alan üç durum, yargının iş yüküyle doğru- dan ilişkilidir. Zira yoğun bir iş yükü altında olan hâkimler, mümkün ol- duğu kadar ivedi bir şekilde duruşmayı sonlandırmak ve dosyayı niha- yete kavuşturmak istemektedir. Fakat yargıda var olan iş yükünün bu tarz uygulamalara neden olmasının adil yargılanma hakkı çerçevesinde değerlendirilmesi ehemmiyet teşkil eder. Zira adil yargılanma hakkının bünyesinde hakkaniyetli bir yargılama düşüncesi yatar. Hakkaniyetli bir yargılamanın nasıl yapılması gerektiği de bir diğer tartışma konusudur. Toplam beş başlıktan oluşan çalışmamızda öncelikle adil yargı- lanma hakkının ne olduğu genel bir çerçeve üzerinden açıklanacak, aka- binde yargının iş yükünün ne olduğu kısaca yer alacak, nihayetinde ise 2682 | Arş. Gör. Kaan POLAT yukarıda yer alan üç uygulamanın adil yargılanma hakkının ihlali niteli- ğinde olup olmadığı değerlendirilecektir. I. ADİL YARGILANMA HAKKI İkinci Dünya Savaşı, insan haklarının günümüzde yoğun bir şe- kilde ele alınması ve geliştirilmesi için çaba sarf edilmesi açısından büyük önem arz etmektedir. Zira o dönem gücü elinde bulunduran iktidar, dile- diği şekilde hareket etmiş ve herhangi bir sınırlamayla muhatap olmamış- tır. Dolayısıyla İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra insan haklarının uluslara- rası anlamda bir teminata bağlanması suretiyle bu tehlikenin önlenmesi ihtiyacı hasıl olmuştu.1 Adil yargılanma hakkı dâhil olmak üzere ulusla- rarası belgelerde insan haklarının yer alması, uluslararası bir mahkeme ve anayasa mahkemelerinin kurulması; insan haklarının gelişimi ve etkin bir korumanın sağlanması için önemli adımlar olmuştur.2 “Adil Yargı- lama” anlamına gelen “Fair Trial” kelimesinin kökeninin 1215 Magna Carta’ya kadar uzandığı kabul edilir.3 Birleşmiş Milletler tarafından kabul edilen 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nde açıkça yer alan adil yargılanma hakkı; tarafsız ve bağımsız bir mahkeme, suçsuzluk karinesi ve yargılama öncesi teminatlar düşüncesi çerçevesinde şekillenmiştir.4 Her ne kadar bu düzenleme, insan hakları açısından önemli bir gelişme olsa da teminattan yoksun, bağlayıcılığı olmayan ve sadece manevi ba- kımdan bir rehber niteliğindedir.5 İnsan haklarının temel alınacağı ve uluslararası anlamda bağlayıcılığı olan bir metnin hazırlanması ise 4 Ka- sım 1950’de meydana gelmiştir. Günümüzde İnsan Hakları Avrupa Söz- leşmesi olarak bilinen ancak o tarihte Avrupa İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetlerini Korumaya dair Sözleşme olarak nitelendirilen ve Avrupa 1 ARIK, Kemal Fikret: “İnsan Haklarının Milletlerarası Korunması (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi Çerçevesinde) (Milletlerarası Korunma)”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, C. 15, S. 4, 1960, s. 116; HARRİS, David: “The Right to a Fair Trial in Criminal Proceedings as a Human Right”, The International and Comparative Law Quarterly, C. 16, S. 2, 1967, s. 378. 2 KILINÇ, Bahadır: “A Trial to understand the Concept of Fair Trial”, Selçuk Üniver- sitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, S. 35, 2016, s. 316. 3 PEKCANITEZ, Hakan: “Medeni Yargıda Adil Yargılama”, İzmir Barosu Dergisi, S. 2, 1997, s. 36; POWELL, Lewis Franklin: “The Right to a Fair Trial”, American Bar Association Journal, C. 51, S. 6, 1965, s. 534. 4 KARAKEHYA, Hakan, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesi (Adil Yar- gılanma Hakkı) Bağlamında Ceza Muhakemesinde Duruşma (Duruşma), 1. Baskı, Ankara 2008, s. 119. 5 ARIK, Kemal Fikret: “Türk Hâkimi ve İnsan Hakları Sözleşmesi (İnsan Hakları Söz- leşmesi)”, Adalet Dergisi, C. 53, S. 2, 1962, s. 109. Şüpheli ve Sanığa Haklarının Açıklanmaması… | 2683 Konseyi bünyesinde hazırlanan bu sözleşme, 4 Kasım 1950’de imzalan- mış ve Türkiye Cumhuriyeti açısından 6366 sayılı İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesi ve Buna Ek Protokolün Tasdiki Hak- kında Kanun’un 1. maddesi uyarınca yürürlüğe girmiştir.6 İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin 10. maddesinin genişletilmesi suretiyle hazırlanan İHAS m. 67, adil yargılanma hakkı çerçevesinde hukuk ve ceza davaları- nın işleyiş sürecine ilişkin oldukça önemli düzenlemelere yer vermiştir.8 Any m.90/f.5/c.1’de yer alan “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlera- rası andlaşmalar kanun hükmündedir.” düzenlemesi, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nin kanun hükmünde olduğuna işaret etmiştir. Dolayısıyla hâkim, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi hükümlerini tıpkı bir Türk ka- nunu tatbik eder gibi tatbik etme mecburiyetindedir.9 Öncelikle adil yargılanma hakkı bakımından önem arz eden husus, ulaşılan sonuçtan ziyade bu sonuca ulaşılırken izlenen süreçtir. Bir başka ifadeyle içerik olarak adalete uygun bir karar verilip verilmediği değil, adil bir kararın verilebilmesi için gerekli koşulların sağlanıp sağlanmadı- ğına odaklanılması gerekir.10 Dolayısıyla adil yargılanma hakkı, özellikle yargılama sürecinin işleyişini şekillendiren ve adil bir karara varılabil- mesi için dikkat edilmesi gereken kuralları içeren bir hak olarak karşımıza çıkar. Adil yargılanma hakkının varoluş sebebi, hatalı bir mahkûmiyet olasılığını en aza indirmektir. Bu bakımdan suçlu olanları mahkûm etmek ile suçsuz olanları mahkûm etmemek için her ne kadar kusursuz bir yar- gılamanın yürütülmesi mümkün olmasa da en azından adil bir yargıla- manın yürütülmesi beklenir ve gerekir.11 6 GÖZÜBÜYÜK, Abdullah Pulat: “Avrupa İnsan Hakları Divanı”, Adalet Dergisi, C. 53, S. 3-4, 1962, s. 241; Madde 1: “Hükümetimizce 4 Kasım 1950 tarihinde Roma'da imza- lanmış olan însan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Koruma Sözleşmesi» tasdik edilmiştir.” https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/KANUNLAR_KARARLAR/ka- nuntbmmc036/kanuntbmmc036/kanuntbmmc03606366.pdf (E.T. 05.03.2025). 7 SIRMA, Özge: “Ceza Muhakemesi Hukukunda Adil Yargılanma Hakkı”, İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 7, S. 1, 2008, s. 95. 8 ARIK, Milletlerarası Korunma, s. 121. 9 ARIK, İnsan Hakları Sözleşmesi, s. 110. 10 KOÇ, Coşkun: “Adil Yargılanma Hakkının Bir Unsuru Olarak Sanığın Duruşmada Hazır Bulunma Hakkı”, Antalya Bilim Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 9, S. 18, 2021, s. 409. 11 BOGGS, Danny Julian: “The Right to a Fair Trial”, The University of Chicago Legal Forum, C. 1998, S. 1, 1998, s. 4. 2684 | Arş. Gör. Kaan POLAT Adil yargılanma hakkı, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’nde yer alan en önemli düzenlemelerden biridir.12 Zira adil bir yargılama süreci olmadan suç işlediği iddia edilen sanık hakkında hüküm kurulması, ada- lete ve maddi gerçeğin ulaşılmasına hizmet etmeyecektir. Dolayısıyla de- nilebilir ki adil yargılama, yargılamanın özüdür. Adil yargılamasız bir yargılama, ön yargıyla kurulan hükmün şekle uydurulması sürecidir. İn- san Hakları Avrupa Mahkemesine (İHAM’a) yapılan başvurulardan 2024 yılında karar verilen 1102 dosyadan 485’i İHAS m. 6’da düzenlenen adil yargılanma hakkına ilişkindir.13 Bir başka ifadeyle 2024 yılında verilen ka- rarların %44,01’i adil yargılanma hakkını konu edinmiştir. Dolayısıyla İHAM’a tabi olan ülkelerde istatistiksel olarak en çok ihlalin meydana geldiğinin iddia edildiği hak, adil yargılanma hakkıdır. İHAM, adil yargılanma hakkının önemini şu şekilde ifade etmiştir: “Adaletin adil bir şekilde icra edilmesi hakkı, demokratik toplumda o kadar önemli bir yere sahiptir ki menfaat uğruna feda edilemez.”14 ve “Demokratik bir top- lumda, adaletin adil bir şekilde yerine getirilmesi hakkı o kadar mühim bir yere sahiptir ki m.6/f.1’in kısıtlayıcı bir şekilde yorumlanması bu hükmün amacına ve hedefine uygun olmayacaktır.”15 Böylelikle İHAM, İHAS m.6’yı diğer mad- delere göre farklı bir konuma koyduğunu kabul etmek mümkündür. Zira diğer hakların ihlal edilip edilmediğinin tespiti de adil yargılanma hakkı- nın varlığına bağlıdır. Adil yargılanma hakkı,16 her bireyin adil bir yargılama süreci geçi- rebilmesi için güvence altına alınması zorunlu olan bir haktır. İHAS m. 6, 12 İHAS m. 6’ın İHAS’ın en önemli düzenlemesi olduğuna yönelik görüş için bkz. TE- LEKİ, Cristina, Due Process and Fair Trial in EU Competition Law, 1. Baskı, Leiden 2021, s. 93. Yazar; yaşam hakkı, işkence yasağı, kölelik yasağı gibi hakların da çok önemli olduğu vurgular. Fakat adil yargılanma hakkı olmadan bu hakların uygula- mada pek bir karşılığı olmadığını ileri sürer. Adil yargılanma hakkı olmadan diğer haklardan söz edilmesi, bunların sadece soyut olarak varlığını gösterecektir. Dolayı- sıyla adil yargılanmanın olduğu bir yerde, diğer hakların ihlal edilmesi hâlinde bu- nun karşılığında giderim imkânlarının sağlanmasını temin edecektir. 13 https://www.echr.coe.int/documents/d/echr/annual-report-2024-eng (Erişim Tarihi: 11.03.2025). 14 “The right to the fair administration of justice holds so prominent a place in a democratic society that it cannot be sacrificed for the sake of expedience.” İHAM Ramanauskas/Lit- vanya 74420/01-05.02.2008 § 53 (https://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-84935 (Erişim Tarihi: 12.03.2025). 15 İHAM Delcourt/Belçika 2689/65-17.01.1970 § 25 (https://hudoc.echr.coe.int/?i=001- 62025 (Erişim Tarihi: 12.03.2025). 16 Arık, İHAS m. 6’da düzenlenen adil yargılanma hakkını “Adaletin iyi tevziini istemek hakkı” olarak adlandırır. ARIK, İnsan Hakları Sözleşmesi, s. 114. Şüpheli ve Sanığa Haklarının Açıklanmaması… | 2685 bu hakkın tatbik edilebilmesi maksadıyla ihtiyaç duyulan teminatları içinde barındırır.17 Çalışmamız kapsamında fazlaca ayrıntıya değinme- den İHAS m. 6’da adil yargılanma hakkının nasıl açıklandığının üzerinde durulmalıdır. “Right to a fair trial” başlıklı İHAS m.6, toplam üç fıkradan oluşan ve adil yargılanma hakkına ilişkin içinde birden çok hakkı içinde barındı- ran bir maddedir. Bu madde, yargılamanın hakkaniyete uygun ve adil bir şekilde icra edilmesini amaç edinir.18 İHAS m.6/f.1/c.1-2’de “Herkes dava- sının, medeni hak ve yükümlülükleriyle ilgili uyuşmazlıklar ya da cezai alanda kendisine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurulmuş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık ola- rak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî ola- rak verilir.” düzenlemesi yer almaktadır. Burada adil yargılanma hakkının ne olduğuna geçmeden önce, adil yargılanma hakkının uygulama alanı- nın ne olduğuna değinmek gerekir.19 Maddede görüleceği üzere adil yar- gılanma hakkı “medeni hak ve yükümlülükler” ve “cezai alandaki suçlamalar” alanlarında kendini gösterir. Dolayısıyla bu alana girmeyen bir yerde adil yargılanma hakkından doğrudan bahsetmek mümkün değildir. Suç isna- dının ve ceza hukuku alanının ne olduğu, çalışmamız açısından önem arz etmektedir. Suç isnadı anlamına gelen “Criminal charge” ibaresine İHAM’ın birçok kararında değinilmiştir. Deweer/Belçika kararında suç is- nadının tespiti yapılırken şekli değil, maddi yöntemin kullanılması gerek- tiği ifade edilmiştir.20 Suç isnadından bahsedebilmek için ulusal ceza hu- kukunda bir idari işlemin suç isnadı olarak düzenlenmesi şart değildir. Dolayısıyla iddianamenin düzenlenmesi ve bunun şüpheliye tebliğ edil- mesi, şüphelinin ifadesinin alınması için davet edilmesi vb. işlemler; suç isnadı olarak kabul edilebilecektir. Suç isnadının dışında tespit edilmesi gereken bir diğer konu, “cezai alan”ın ne olduğudur. İHAS m.6/f.1’e göre suç isnadının cezai alanda ya- pılması gerekir. Bu kapsamda Engel ve Diğerleri/Hollanda ve 17 VİERİNG, Marc Leonard Wilhelmus Maria, Het Toepassingsgebied van artikel 6 EVRM, 1. Baskı, Zwolle 1994, s. 1. 18 İNCEOĞLU, Sibel, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlarında Adil Yargılanma Hakkı (Adil Yargılama), 4. Baskı, İstanbul 2013, s. 4. 19 İHAS m.6’nın uygulama alanına ilişkin ayrıntılı bir çalışma için bkz. Marc Leonard Wilhelmus Maria, VİERİNG, Het Toepassingsgebied van artikel 6 EVRM, Zwolle 1994. 20 İHAM Deweer/Belçika 6903/75-27.02.1980 § 44 (https://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001- 57469 (Erişim Tarihi: 12.03.2025). 2686 | Arş. Gör. Kaan POLAT Öztürk/Almanya kararlarından yararlanmak yerinde olacaktır.21 Bu karar- lara göre bir eylemin cezai alana girip girmediği tespit edilirken şu ölçüt- lere başvurulacaktır: 1. Gerçekleşen ihlal, ulusal hukukta nasıl sınıflandı- rılmaktadır? 2. Gerçekleşen ihlalin özü, suçun niteliği nedir? 3. Tatbik edi- lecek cezanın niteliği ve ağırlığı nedir?22 Şayet gerçekleşen ihlal, ulusal hukukta ceza hukukuna dâhil ediliyor ve suç olarak kabul ediliyorsa m.6’nın uygulama alanı bulacağından şüphe yoktur. Şayet bu ihlal, ulusal hukukta ceza hukukuna dâhil edilmemişse diğer iki koşula başvurulacak- tır. Suçun niteliği tespit edilirken bu ihlal düzenlemesinin tüm vatandaş- lara mı yönelik olduğu, yoksa belli bir gruba mı yönelik olduğu tespit edilmeli ve ihlal sonucu tatbik edilecek müeyyidenin caydırma ve ceza- landırma amacı bulunup bulunmadığına bakılmalıdır. Söz konusu dü- zenlemenin sadece belli bir gruba yönelik ihdas edilmiş olması, m.6’nın uygulanmayacağı anlamına gelmeyecektir. Zira bu durumda son koşul olarak cezanın niteliği ve ağırlığı göz önünde bulundurulacaktır. Belli bir gruba yönelik düzenlenen fakat yaptırım olağanüstü derecede ağır olan bir ceza, cezai alan çerçevesinde değerlendirilir. Dolayısıyla idari yaptı- rımların da İHAS m.6 kapsamında bir ceza olarak kabul edilebileceğini belirtmek gerekir.23 Ayrıca müeyyidenin amacı cezalandırmaktan ziyade uzlaştırmak veya onarmak ise İHAS m.6 uygulama alanı bulunmayacak- tır. Meğerki müeyyide oldukça ağır olsun.24 Weber/İsviçre kararında bi- rinci koşulun sadece bir başlangıç noktası olduğu, ikinci ve üçüncü koşu- lun ise suçun niteliği ve cezanın ağırlığının dikkate alındığını belirtmiş- tir.25 İHAM bu davalarda; asker olan başvurucunun disiplin birimine sev- kini, soruşturmanın gizliliğini ihlal nedeniyle tatbik edilen ve bazı du- rumlarda kısa süreli hapis cezasına çevrilebilecek olan para cezasını “cezai alan”ın içinde değerlendirilmiş ve m.6’yı uygulamıştır.26 Buna göre sadece para cezasını gerektiren bir ihlal, “cezai alan”a dâhil edilmemektedir. 21 İHAM Engel ve diğerleri/Hollanda 5100/71-08.06.1976 § 82 (https://hu- doc.echr.coe.int/tur?i=001-57479 (Erişim Tarihi: 12.03.2025; İHAM Öztürk/Almanya 8544/79-21.02.1984 § 50 (https://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001-57553 (Erişim Tarihi: 12.03.2025). 22 JULİCHER, Manon: “Het Recht op een Eerlijk Proces in het Evrm, het Handvest en… de Grondwet!”, Tijdschrift voor Constitutioneel Recht”, C. 2018, S. 1, 2018, s. 41. 23 JULİCHER, s. 41. 24 VİERİNG, s. 183. 25 İHAM Weber/İsviçre 11034/84-22.05.1990 § 31 (https://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001- 57629 (Erişim Tarihi: 12.03.2025). 26 DUTERTRE, Gilles: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarından Örnekler, 1. Baskı, Strazburg 2003, s. 152. Şüpheli ve Sanığa Haklarının Açıklanmaması… | 2687 Fakat İHAM’ın verdiği bazı kararlarında öncekinin aksine kısa süreli ha- pis cezasına çevrilebilen 1000 Krona’yı, üçüncü koşul uyarınca cezai bir yaptırım olarak nitelendirmemiştir.27 Dolayısıyla para cezasının hapis ce- zasına çevrilmesinin mümkün olduğu tüm hâllerde İHAM’ın bunu bir ce- zai müeyyide olarak kabul ettiğini söylemek mümkün değildir. Hülasa; ulusal hukuk ihlali suç olarak nitelendirmesi hâlinde, ulusal hukuk ihlali suç olarak nitelendirmemesine rağmen müeyyidenin onarmaktan ziyade bir cezalandırma amacının bulunması hâlinde, müeyyidenin cezalan- dırma amacının bulunmamasına rağmen ihlal düzenlemesinin herkese yönelik olması hâlinde İHAS m.6 uygulama alanı bulur. Fakat önemle be- lirtmek gerekir ki müeyyidenin ağır olması hâlinde onarım amacı ya da herkese yönelik bir düzenlemenin varlığı bulunmasa dâhi İHAS m.6 uy- gulama alanı bulabilir.28 Bu tespitlerin İHAM kararları ve öğreti görüşleri doğrultusunda yapılmasının bir belirsizlik ortaya çıkardığı sarihtir. Dola- yısıyla İHAS m.6’nın hangi hâllerde tatbik edilebileceğinin düzenlemede daha da belirgin hâle getirilmesi yerinde olacaktır.29 Adil yargılanma hakkının uygulanma alanından sonra önem arz eden bir diğer durum, bu hakkın muhteviyatıdır. İHAS m.6’nın birinci fıkrası adil yargılanma hakkına ilişkin genel bir çerçeve sunarken ikinci ve üçüncü fıkrası ceza muhakemesine ilişkin kurallar getirmiştir.30 İHAS m.6/f.1’de yer alan “Herkes davasının … yasayla kurulmuş, ba- ğımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, adil ve kamuya açık olarak ve makul bir süre içinde görülmesini isteme hakkına sahiptir. Karar alenî olarak verilir…” düzenlemesi, adil yargılanma hakkının genel ilkelerini belirtmiştir. Buna göre adil bir yargılanmadan bahsedebilmek için şu unsurların bulunması gerekir: Kanunla kurulmuş bir mahkemenin varlığı, bağımsız ve tarafsız bir mahkemenin varlığı, kamuya açık bir yargılamanın varlığı, makul bir sürede yargılamanın varlığı ve adil bir yargılamanın varlığı. Belirtmek gerekir ki İHAS’ta “mahkemeye erişim hakkı” doğrudan düzenlenmemiştir. Fakat düzenlemenin tamamı dikkate alındığında herkesin ilgili nitelikleri taşıyan bir mahkemede davasını gördürmesi hakkına sahip olduğu 27 İHAM Ravnsborg/İsveç 14220/88-09.01.1992 § 35 (https://hu- doc.echr.coe.int/eng?i=001-57871 (Erişim Tarihi: 12.03.2025). 28 VİERİNG, s. 183. 29 Aynı yönde görüş için bkz. DUTERTRE, s. 152. 30 SIRMA, s. 95. 2688 | Arş. Gör. Kaan POLAT anlaşılacaktır.31 Burada dikkat çekilmesi gereken husus, çalışmamızın esas konusunu oluşturan ve İngilizce metinde “fair hearing” olarak geçen hakkaniyete uygun yargılanmadır. “Fair hearing” ifadesinin Türkçe karşı- lığına ilişkin tartışmalar bulunsa da çalışmamızda somut olay açısından adaletin tesisini ve yargılamanın adil olmasını ifade eden hakkaniyete uy- gun yargılanma terimini kullanacağız.32 İHAS m.6/f.1’de sadece tarafsız ve bağımsız mahkeme, aleni yargılama, makul sürede yargılama gibi hak- ların yer alması; adil bir yargılamanın yürütülmesi için yeterli değildir. Aynı zamanda davanın, hak ve adalete uygunluk33 anlamına gelen “hakkani- yet”e uygun olarak görülmesi de gerekir.34 Çalışmamızın genişlememesi ve konumuzun odağını oluşturan uygulamadaki sorunların “hakkaniyetle yargılamayı” ilgilendirmesi nedeniyle diğer haklara değinilmeyecektir. “Hakkaniyete Uygun Yargılanma” ya da “Hakkaniyetle Yargılanma” hakkı, İHAS’ta tanımlanmamıştır. Fakat bu hak, İHAS m.6’da düzenlenen adil yargılanma hakkının en genel ve kapsayıcı hâlidir. Nitekim İHAS m.6’da yer almayan ve aşağıda örnek olarak saydığımız haklar, adil yar- gılanma hakkının hukuk devleti ve demokratik toplum ilkeleriyle olan yoğun bağlantısı sebebiyle İHAM kararlarıyla madde hükmüne örtülü olarak dâhil edilmiştir.35 Esasında yargılamanın hakkaniyetli bir şekilde yürütülmesinin beklenmesi, sözleşmede bütün haklara ayrı ayrı kazuistik bir şekilde yer verilmesinin mümkün olmamasından kaynaklanmaktadır. İHAM, bu kavramdan hareketle adil bir yargılamanın zımni gereklerini tayin etmektedir.36 Nitekim günümüzde birçok mevzuat metninde yer alan bazı haklar, hakkaniyetle yargılama yapmanın bir gereği olarak ka- bul edilmiştir. Söz gelimi; silahların eşitliği, çelişmeli muhakeme, duruş- mada hazır bulunma hakkı, gerekçeli karar hakkı, suçluluğun hukuka uy- gun delille ispat edilmesi hakkı, hâkim önünde sorguya çekilme hakkı, hazır bulunma hakkı, susma hakkı, kendi mahkûmiyetine yardımcı 31 BARKHUYSEN, Tom/van EMMERİK, Michiel: “Rechtsbescherming tegen de over- heid en het EVRM”, Tijdschrift Voor Milieuschade En Aansprakelijkheidsrecht, C. 20, S. 4, 2006, s. 132; İNCEOĞLU, Adil Yargılama, s. 106. 32 KARAKEHYA, Hakan: “Ceza Muhakemesinde Hakkaniyete Uygun Yargılanma Hakkına İlişkin Esaslar” (Hakkaniyet), Ombudsman Akademik, S. 1, 2014, s. 91. 33 https://sozluk.gov.tr/ (Erişim Tarihi: 14.04.2025). 34 İNCEOĞLU, s. 217. 35 KARAKEHYA, Hakkaniyet, s. 91. 36 GÖLCÜKLÜ, Feyyaz: “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde "Adil Yargılama”, An- kara Üniversitesi SBF Dergisi, C. 49, S. 1, 1994, s. 218. Şüpheli ve Sanığa Haklarının Açıklanmaması… | 2689 olmama hakkı vb.37 Bu haklardan bazıları doğrudan ya da dolaylı olarak Anayasa’da da düzenlenmiştir.38 Dikkat edilirse bu hakların gösterdiği ortak özellik, İHAS’ta yer alan diğer hakları teminat altına almaları ve yargılama sürecinin hakkaniyetli olarak icra edilmesine yardımcı olmala- rıdır. Hakkaniyetli yargılama; yalnız yargılamanın sonucunun adil ol- ması değil, yargılama sürecinin de adalete uygun olarak yürütülmesi an- lamına gelir. Hakkaniyetli bir yargılamanın yapılması, adil bir yargılama için olmazsa olmaz bir unsurdur. Nitekim İHAS m.6/f.2-3’te yer alan nis- peten özel hakların ihlal edilmesi, genel bir hak olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ihlal edilmesi anlamına da gelmektedir.39 Buna iliş- kin Schroeder; İHAS m.6/f.2-3’te yer alan hakların hakkaniyetle yargılan- manın özünü oluşturduğu, birinci fıkrada yer alan genel hakkaniyetle yargılanma ilkesinin ise alansal olarak sınırlandırılan ikinci ve üçüncü fık- ranın dışındaki alanı kapsadığını ifade eder.40 İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi; yargılamanın hakkaniyete uy- gun olarak yapılıp yapılmadığını incelerken ulusal mahkeme kararını maddi ve hukuki olarak denetlemez, yalnız muhakeme işlemlerini bir bü- tün olarak değerlendirmek suretiyle yargılamanın adil bir şekilde yapılıp yapılmadığını inceler.41 Bir başka ifadeyle ulusal mahkeme tarafından ve- rilen kararın doğru olup olmadığı ve varılan çözümün adil olup olmadığı İHAM tarafından incelenmez ve incelenemez.42 Hakkaniyetli bir yargıla- manın yapılıp yapılmadığı da her somut olay açısından ayrıca incelenir. 37 SCHROEDER, Friedrich Christian/YENİSEY, Feridun/PEUKERT, Wolfgang, Ceza Muhakemesinde ‘Fair Trial’ İlkesi, 1. Baskı, İstanbul 1999, s. 94 vd; BARKHUY- SEN/van EMMERİK, s. 138 vd; van DİJK, Pieter/VİERİNG, Marc: “Right to a Fair and Public Hearing”, “Theory and Practice of the European Convention on Human Rights”, Antwerpen-Oxford 2006, s. 578; GÖLCÜKLÜ, s. 218; İNCEOĞLU, Adil Yar- gılama, s. 217 vd. 38 Any m.38/f.5: “Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakınlarını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlanamaz.” Any m.38/f.6: “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak kabul edile- mez.” Any m.141/f.3: “Bütün mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli olarak yazılır.” 39 KARAKEHYA, Hakkaniyet, s. 91. 40 SCHROEDER/YENİSEY/PEUKERT, s. 14. 41 GÖLCÜKLÜ, s. 218. 42 AKTEPE ARTIK, Sezin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararları Işığında Türk Medeni Usul Hukuku Açısından Adil Yargı- lanma Hakkı, Yayımlanmış Doktora Tezi, İstanbul, Galatasaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2013, s. 356-257. 2690 | Arş. Gör. Kaan POLAT Bu kapsamda İHAS’ta nelerin hakkaniyetli olup olmadığı ayrıca belirtil- memiş, bu husus öğreti ve yargı kararlarına bırakılmıştır.43 Nihayetinde ifade etmek gerekir ki nasıl adil yargılanma hakkının içeriğinde birden çok alt hak bulunuyorsa adil yargılanma hakkının bir alt hakkı olan hakkaniyete uygun yargılanma hakkının da içeriğinde bir- den çok alt hak bulunmaktadır.44 Fakat bu hakların tamamının sayılması mümkün değildir. Zira hakkaniyete uygun bir yargılamanın yapılıp ya- pılmadığının tespiti, her olayın kendine özgü bir zemini bulunmasından dolayı farklılık arz edecektir. Çalışmamızın konusunu oluşturan ceza mu- hakemesi uygulamasında yaşanan bazı durumların adil yargılanma hakkı çerçevesinde değerlendirilmesi, hakkaniyete uygun yargılanma hakkının ne denli farklı seyredebileceğini ilişkin önemli bir örnek olarak karşımıza çıkacaktır. Adil yargılanma hakkının esasını oluşturan hakkaniyete uygun yar- gılanma hakkının genel esaslarına değindikten sonra; uygulamada yaşa- nan bazı durumların bu çerçevede değerlendirilmesine geçmeden önce, sözü edilecek sorunların yaşanmasına sebep olan “yargıdaki iş yükü”ne de- ğinmek gerekir. II. YARGIDAKİ İŞ YÜKÜ Devletin yasama, yürütme ve yargı olmak üzere toplam üç adet sa- cayağı vardır. Yasama, genel ve soyut kuralları ihdas eder; yürütme, ih- das edilen genel ve soyut kuralları tatbik eder; yargı, ihdas edilen genel ve soyut kurallar nedeniyle ortaya çıkan uyuşmazlıkları çözer.45 Yargı te- rimi bazen uyuşmazlığı çözme faaliyeti olarak bazen ise bu faaliyeti ye- rine getiren organı nitelendirmek amacıyla kullanılmaktadır.46 Çalışma- mız açısından önem arz eden yargıdaki iş yükünün açıklanması için ön- celikle “yargı”nın ne şekilde tespit edilmesi gerektiğine değinmek gerekir. Yargı, şekli (organik) ve maddi (işlevsel) olmak üzere iki farklı öl- çüte göre tespit edilebilir. Şekli ölçüte göre yargı, mahkemelerin her türlü faaliyetleriyken; maddi ölçüte göre yargı, uyuşmazlıkların çözülmesidir. Bir başka ifadeyle şekli ölçüt kabul edildiğinde mahkeme nezdinde yer alan tüm birimlerin yapmış olduğu işlemler, yargı işi olarak nitelendirilir. 43 VAN DİJK/VİERİNG, s. 579. 44 KARAKEHYA, Hakkaniyet, s. 95. 45 SUNGURTEKİN ÖZKAN, Meral/AYKUTALP, Aslı, Yargı Örgütü Hukuku, 2. Baskı, Ankara 2024, s. 16. 46 ANAYURT, Ömer, Anayasa Hukuku (Temel Hukuk Dizisi), 5. Baskı, Ankara 2024, s. 415. Şüpheli ve Sanığa Haklarının Açıklanmaması… | 2691 Bu durumda işlemi yapan organ esas alınır. Maddi ölçüt kabul edildi- ğinde ise uyuşmazlığı çözen eylemler yargı işi olarak nitelendirilecektir. Bu durumda işlemi yapan organ değil, yapılan işlemin uyuşmazlık çö- zücü nitelikte olup olmadığı ve bu faaliyetin amacı dikkate alınır.47 Teorik tartışmalara girmeden belirtmek gerekir ki “yargıdaki iş yükü” ibaresinden çalışmamız açısından yargı faaliyetini yürüten mahkemenin iş yükü an- laşılmalıdır. Bu kapsamda hâkim haricinde yargılama sürecinin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi maksadıyla görev yapan yazı işleri müdürü, zabıt kâtibi, mübaşir ve diğer görevliler de iş yükü çerçevesinde yer almakta- dır. Yargıda bir iş yükünün olup olmadığını tayin edilmesi maksadıyla istatistikleri başvurmak yerinde olacaktır. Bu istatistikle açısından önem arz eden hususlardan biri, hâkim ve Cumhuriyet savcılarının sayısıdır. Hakimler ve Savcılar Kurulunun yayımlamış olduğu istatistiklere göre 31 Aralık 2024 tarihinde toplam 24.641 hâkim ve Cumhuriyet savcısı görev yapmaktadır. Bunlardan 17.496’sı adli yargı ilk derece mahkemelerinde, 3.009’u bölge adliye mahkemelerinde, 1.161’i Yargıtay’dadır.48 Buna göre adli yargı kolunda görevli toplam 21.666 hâkim ve Cumhuriyet savcısı bulunmaktadır. Yargıtay ve bölge adliye mahkemeleri hariç tutuldu- ğunda, adli yargı ilk derece mahkemelerinde toplam 17.496 hâkim ve Cumhuriyet savcısının görev yaptığı görülmektedir. Bunlardan 10.413’ü hâkim, 7.083’ü ise Cumhuriyet savcısıdır.49 Dikkat edilmelidir ki paylaşı- lan bu istatistikler adli yargının tamamını kapsamaktadır. Dolayısıyla 10.413 sayısına sadece ceza mahkemeleri hâkimleri değil, diğer adli yargı mercilerinin ilk derece mahkeme hâkimleri de dâhildir. Ceza mahkeme- lerine ilişkin istatistiği sonraki paragraflarda yer verilmiştir. Hâkim ve Cumhuriyet savcısı sayılarının akabinde önem arz eden bir diğer husus, kişi başına düşen hâkim ve Cumhuriyet savcısı sayısıdır. Türkiye İstatistik Kurumunun verilerine göre 2024 yılında Türkiye Cum- huriyeti’nin nüfusu 85.664.994’tür.50 Adli yargı ilk derece 47 SUNGURTEKİN ÖZKAN/AYKUTALP, s. 16 vd; ANAYURT, s. 415 vd.; Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. GÖZLER, Kemal, Anayasa Hukukunun Genel Esasları, 11. Baskı, Bursa 2019, s. 385 vd. 48 Hâkimler ve Savcılar Kurulu 2024 Yılı Faaliyet Raporu (http://hsk.gov.tr/Eklenti- ler/1803202511582024-yili-faaliyet-raporu-pdf.pdf (Erişim Tarihi: 02.04.2025), s. 92. 49 Hâkimler ve Savcılar Kurulu 2024 Yılı Faaliyet Raporu (http://hsk.gov.tr/Eklenti- ler/1803202511582024-yili-faaliyet-raporu-pdf.pdf (Erişim Tarihi: 02.04.2025), s. 95. 50 Türkiye İstatistik Kurumu Veri Portalı (https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Ad- rese-Dayali-Nufus-Kayit-Sistemi-Sonuclari-2024-53783 (Erişim Tarihi: 02.04.2025). 2692 | Arş. Gör. Kaan POLAT mahkemelerinin hâkim sayısı 10.413, Cumhuriyet savcısı sayısı ise 7.083’tür. Buna göre 8.227 kişiye 1 hâkim, 12.094 kişiye 1 Cumhuriyet sav- cısı düşmektedir. Yargıdaki iş yükünün tespit edilmesi bakımından adli yargı mah- kemelerine gelen dosya sayısı da büyük önem arz etmektedir. Bu bakım- dan da adli yargı iş sayıları ile Cumhuriyet başsavcılıkları iş sayıları farklı ele alınmalıdır. Hakimler ve Savcılar Kurulunun Mayıs 2025 tarihinde ha- zırlamış olduğu fakat Aralık 2024 verilerinin esas alındığı rapora göre toplam 3944 ceza mahkemesi (ve hâkimliği)51 ve 5360 ceza hâkimi bulun- maktadır. Ağır ceza mahkemelerinin 223.855 tanesi önceki seneden olmak üzere toplam 541.651, asliye ceza mahkemelerinin 1.163.764 tanesi önceki seneden olmak üzere toplam 2.770.531 dosyası bulunmaktadır. 52 Buna göre 1 tane ağır ceza mahkemesi heyetine yılda ortalama 928 dosya, 1 as- liye ceza mahkemesi hâkimine ortalama 1202 dosya düştüğünü tespit et- tik. Yukarıdaki istatistikler dikkate alındığında her ne kadar son yıl- larda hâkim ve Cumhuriyet savcısı sayısında bir artış olduğu görülmek- teyse de ülke nüfusunun ile suç işleme oranının artması nedeniyle yargı- daki iş yükü azalmamıştır. Hâkim ve Cumhuriyet savcılarının da yorulan insanlar olduğu dikkate alındığında bu sayıdaki dosyalarının ceza muha- kemesi hukuku ve makul sürede yargılanma hakkına uygun olarak ek- siksiz ve hatasız biçimde çözülmesi oldukça zordur. Böylelikle hâkim; yargıda olan yoğun iş yükü sebebiyle temelde makul sürede yargılanma hakkına riayet etmek için adil yargılanma hakkına halel getirebilecek uy- gulamalara neden olabilmektedir. Önceki başlıkta saymış olmuş olduğu- muz üç uygulamadan ikincisi ve üçüncüsü bu bağlamda birbiriyle ilişki- lidir. Hâkim, bir güne koymuş olduğu çok sayıdaki duruşmaların yetiş- mesi için karar duruşması niteliğinde olacak duruşmaların kararlarını ön- ceden hazırlamaktadır. Şüpheliden ziyade sanığa haklarının açıklanma- ması da buna benzer olarak duruşmaların uzamaması ve bir an önce ni- hayete kavuşması için yapılan bir uygulamadır. Şüpheliye haklarının açıklanmaması ise benzer şekilde kollukta iş yükü veya bu konudaki 51 584 Ağır Ceza Mahkemesi, 15 Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi, 2306 Asliye Ceza Mah- kemesi, 85 Çocuk Ceza Mahkemesi, 215 İnfaz Hâkimliği, 9 Fikri ve Sınai Haklar Ceza Mahkemesi ve 730 Sulh Ceza Hâkimliği. 52 Hakimler ve Savcılar Kurulu, İlk Derece Yargı Birimlerinin 2024 Yılı Ortalama İş Verileri ile Tür Bazlı Mahkemeler Raporu, https://www.hsk.gov.tr/ilk-derece- yargi-birimlerinin-2024-yili-ortalama-is-verileri-ile-tur-bazli-mahkemeler-raporu (Erişim Tarihi: 09.06.2025). Şüpheli ve Sanığa Haklarının Açıklanmaması… | 2693 bilgisizlikten dolayı kaynaklanıyor olabilir. Ancak kısaca belirtmek gere- kir ki Türkiye Cumhuriyeti’nde ciddi sayıda ceza soruşturması ve kovuş- turması bulunmakta ve bunun karşısında özellikle hâkim sayısı (temelde makul sürede yargılanma hakkına riayet edilebilmesi için) yetersiz kal- maktadır. Adil yargılanma hakkının genel olarak özü ve yargıdaki iş yükü açıklandıktan sonra, ceza muhakemesi uygulamasında sıklıkla yaşanan üç durumun adil yargılanma hakkı çerçevesinde değerlendirilmesi gere- kecektir. III. “ŞÜPHELİ VEYA SANIK HAKLARININ YAKALANDI- ĞINDA, İFADE VERME SIRASINDA VEYA DURUŞMADA AY- RINTILI OLARAK YA DA HİÇ AÇIKLANMAMASI” DURU- MUNUN ADİL YARGILANMA HAKKI ÇERÇEVESİNDE DE- ĞERLENDİRİLMESİ Uygulamada yaşanan sorunlardan biri; şüpheli veya sanık hakları- nın yakalandığında, ifade verme sırasında veya duruşmada ayrıntılı ola- rak ya da hiç açıklanmamasıdır. Nitekim Hakimler ve Savcılar Kurulu- nun hem “Ceza Mahkemelerine Yönelik Tavsiyeler Listesi”nin 97. başlığında hem de “Derdest Soruşturma Evrakına Yönelik Tavsiyeler”in 11. Başlığında soruşturma ile kovuşturma aşamalarında şüpheli ve sanığa haklarının an- latılıp açıklanmadığı tespitinde bulunulmuştur.53 97. maddede HSK, Yar- gıtay 10. Ceza Dairesinin bir kararına atıf yaparak mezkûr durumun bir bozma sebebi sayılacağını belirtmiştir.54 Böylelikle uygulamada sıklıkla karşılaşılan bu durumun Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından da dik- kate alındığı görülmektedir. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun bazı maddelerinde, suç işlediği iddia edilen şüpheli veya sanığa anlatılması ve açıklanması gere- ken bazı hususlar yer almaktadır. Aydınlatma yükümlülüğü olarak ad- landırılan bu durum sadece kovuşturma aşamasında değil, soruşturma aşamasında da kendini göstermektedir. İfade veya sorgu usulüne 53 https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/310120251401ceza-mahkemeleri-tavsiyele- ripdf.pdf; https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/3101202513541-derdest-sorusturma- tavsiyeleripdf.pdf (Erişim Tarihi 20.12.2025) 54 “Sanıkların CMK'nın 191.maddesinin 3. fıkrasının (b) ve (c) bentleri ile 147. maddesi hü- kümlerine aykırı olarak ve yasal hakları hatırlatılmadan sorguları yapılarak, savunma hakla- rının kısıtlanması, Kanuna aykırı, sanıkların müdafilerinin temyiz itirazları bu nedenle yerinde olduğundan, diğer yönleri incelenmeksizin hükümlerin BOZULMASINA,” Yargıtay 10. Ceza Dairesi, E. 2014/4109, K. 2014/12736 ve T. 14.11.2014. 2694 | Arş. Gör. Kaan POLAT başvurulması, buna başvuran kişi bakımından bir aydınlatma yükümlü- lüğü doğurur.55 Şüpheli veya sanığa haklarının öğretilmesi işlevini gören aydınlatma yükümlülüğü; kişiye sahip olduğu hakların öğretilmesi, kişi üzerinde oluşma ihtimali olan baskının kalkması ve silahların eşitliğinin sağlanması açısından önem arz etmektedir.56 Zira hukukçu olan, bilgi ve tecrübeye sahip olan hâkim ve Cumhuriyet savcısı karşısında şüpheli ve sanık zayıf kalacaktır. Şüpheli veya sanığa haklarının eksik açıklanması hâlinde aydınlatma yükümlülüğü yerine getirilmiş sayılmayacaktır.57 Her ne kadar aydınlatma yükümlülüğünden bahsedilse de bunun bir ni- telikli aydınlatma yükümlülüğü olduğu unutulmamalıdır.58 Kolluk veya yargıdaki iş yükünün çok olması, kişilerin temel hak ve hürriyetlerine en yoğun müdahalede bulunan alan olan ceza hukuku sürecinin soyut bir şekilde yürütülmesine olanak sağlamaz. Ceza davası sonucunda kişinin başta seyahat hürriyeti olmak üzere birçok hak ve hürriyetinden yoksun kalabileceği dikkate alındığında, suç isnadı altında bulunan şüpheli veya sanığın tüm hakları ona ayrıntılı olarak açıklanmalıdır. Böylelikle adil ve hakkaniyetli bir yargılama gerçekleşebilecektir.59 Fakat iş yükünün çok oluşu ve dolayısıyla duruşmaların mümkün olduğu kadar kısa bir sürede bitirilmeye çalışılması, bu anlatımların bilinçli olarak atlanılmasına yol açabilmektedir. Bu durumun adil yargılanma hakkına aykırı olup olma- dığı değerlendirilmelidir. Fakat öncelikle, Ceza Muhakemesi Kanunu’na göre hangi hakların şüpheli veya sanığa açıklanması gerektiği ifade edil- melidir. Ceza Muhakemesi Kanunu’nda şüpheli veya sanığa haklarının açıklanması; temel olarak “yakalama” koruma tedbirini düzenleyen CMK 55 ÖZBEK, Veli Özer/DOĞAN, Koray/BACAKSIZ, Pınar, Ceza Muhakemesi Hukuku, 17. Baskı, Ankara 2024, s. 219 56 ŞAHİN, Cumhur/GÖKTÜRK, Neslihan, Ceza Muhakemesi Hukuku, 15. Baskı, An- kara 2024, s. 195; öğretme görevinin kapsamına ilişkin ayrıntılı bilgi için bkz. DE- MİRBAŞ, Timur: Soruşturma Evresinde Şüphelinin İfadesinin Alınması, 7. Baskı, Ankara 2024, s. 147 vd. 57 ZOĞLAR, Burcu, Ceza Muhakemesi Hukukunda İspat Bakımından İfade ve Sorgu, Yayımlanmış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Ens- titüsü, 2017, s. 165. 58 ZOĞLAR, s. 104. 59 ÖZBEK/DOĞAN/BACAKSIZ, s. 62. Şüpheli ve Sanığa Haklarının Açıklanmaması… | 2695 m.90’da60, “ifade ve sorgu usulü”nü düzenleyen CMK m.147’de61 ve “duruş- manın başlaması”nı düzenleyen CMK m.191’de62 düzenlenmiştir. Görül- düğü üzere hakkında bir suç isnadı bulunan kişiye bu suç isnadının ken- disine yöneltildiği andan başlayarak ilk duruşma dâhil olmak üzere o ana kadar hakları açıklanır. Bir başka ifadeyle suç isnadı altında olan kişiye karşı yerine getirilmesi gereken aydınlatma yükümlülüğü, kişinin ilk ya- kalandığı andan itibaren kendini gösterir. Yakalama anından itibaren ki- şiye; susma hakkı, müdafiden yararlanma hakkı, sulh ceza hâkimine baş- vuru hakkı, yakınlarına haber verme hakkı, şüpheden kurtulabilmek için somut delillerin toplanmasını isteme hakkı gibi sahip olduğu haklar açık- lanmalıdır.63 Yakalama tutanağında “CMK m.90 ve m.147 uyarınca yakala- nana hakları hatırlatıldı” ibaresinin yer alması, aydınlatma yükümlülüğü- nün yerine getirildiği anlamına gelmemektedir.64 Kişinin yakalandığı an az önce sayılan haklar sözlü olarak yakalanana derhâl bildirilmelidir. Sa- nığa hakları açıklanırken; duruşma gününün tebliğine ilişkin belgelerin incelenmesine yetkisinin olduğu, tebliğ ile duruşma tarihi arasında bir haftadan az bir süre geçmişse duruşmaya ara verilmesini talep etme hak- kını haiz olduğunun da kendisine hatırlatılması gerekir.65 CMK m.148’de ifade alma ve sorguda yasak usuller düzenlenmiş- tir.66 Bu yasaklara uyulmamak suretiyle elde edilen delilin hukuka aykırı 60 CMK m.90/f.4: “Kolluk, yakalandığı sırada kaçmasını, kendisine veya başkalarına zarar ver- mesini önleyecek tedbirleri aldıktan sonra, yakalanan kişiye kanunî haklarını derhal bildirir.” 61 CMK m.147/f.1/b.(c): “Müdafi seçme hakkının bulunduğu ve onun hukukî yardımından ya- rarlanabileceği, müdafiin ifade veya sorgusunda hazır bulunabileceği, kendisine bildirilir. Müdafi seçecek durumda olmadığı ve bir müdafi yardımından faydalanmak istediği takdirde, kendisine baro tarafından bir müdafi görevlendirilir.” CMK m.147/f.1/b.(e): “Yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu söylenir.” CMK m.147/f.1/b.(f): “Şüpheden kurtulması için somut delillerin toplanmasını isteyebile- ceği hatırlatılır ve kendisi aleyhine var olan şüphe nedenlerini ortadan kaldırmak ve lehine olan hususları ileri sürmek olanağı tanınır.” 62 CMK m.191/f.3/b.(c): “Sanığa, yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu ve 147 nci maddede belirtilen diğer hakları bildirilir.” 63 YENİSEY, Feridun/NUHOĞLU, Ayşe, Ceza Muhakemesi Hukuku, 12. Baskı, An- kara 2024, s. 351; KAYAER, Nebahat, Ceza Muhakemesinde Hukuka Aykırı Delilin Değeri, 1. Baskı, Ankara 2024, s. 155-156. 64 YENİSEY/NUHOĞLU, s. 353. 65 Saim, Köroğlu, Ceza Yargılamasında Duruşma Süreci, 2. Baskı, Ankara 2025, s. 119. 66 CMK m.148: “(1) Şüphelinin ve sanığın beyanı özgür iradesine dayanmalıdır. Bunu engel- leyici nitelikte kötü davranma, işkence, ilâç verme, yorma, aldatma, cebir veya tehditte bu- lunma, bazı araçları kullanma gibi bedensel veya ruhsal müdahaleler yapılamaz. (2) Kanuna aykırı bir yarar vaat edilemez. (3) Yasak usullerle elde edilen ifadeler rıza ile verilmiş olsa da 2696 | Arş. Gör. Kaan POLAT nitelikte olacağı açıkça düzenlenmiştir. Fakat CMK m.147 açısından böyle bir düzenleme yapılmamıştır. Sadece ifade ve sorgu sırasında hangi usul- lere uyulması gerekildiği emredici olarak düzenlenmiştir. Dolayısıyla CMK m.148’de yer alan hükümlere uygun fakat m.147’ye aykırı olarak yapılan, başka bir deyişle ifade alma ve sorguda yasak usullere uygun fakat ifade ve sorgunun tarzına aykırı olarak bir ifade veya sorgu sonu- cunda elde edilen delilin hukuka uygun olup olmadığı incelenmelidir. Öğretideki baskın görüş, CMK m.147’de yer alan aydınlatma yükümlülü- ğünün yerine getirilmeden elde edilen delilin hukuka aykırı olduğunu savunur.67 Bizim de katıldığımız bu görüşe göre her ne kadar CMK m.147’de ifade ve sorgu usulüne aykırı hareket edilmesi hâlinde elde edi- len delilin hukuka aykırı olduğu açıkça düzenlenmiş olmasa da CMK m.217/f.2’deki “Yüklenen suç, hukuka uygun bir şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.” düzenlemesi gereğince bu sonuca ulaşılır.68 Nitekim Any m.38/f.5’teki “Kanuna aykırı olarak elde edilmiş bulgular, delil olarak ka- bul edilemez.” düzenlemesi de bunu göstermektedir. Hatta öğretideki bazı görüşler; şüpheli veya sanığa hakları hatırlatılmadan elde edilen beyan delilinin, CMK m.148/f.1’de yer alan “özgür iradesine dayanmalı” koşulunu sağlamadığını da ifade etmektedir.69 Yargıtay Ceza Genel Kurulunun vermiş olduğu bir kararda “CMK'nun 191/3-c ve 147. maddeleri uyarınca sorguya çekilmesi gereken sa- nığa, bu maddeler ile tanınan savunma hakkına ilişkin hakları hatırlatılmadan, hatırlatılmış ise de; bu husus tutanağa geçirilmeden savunması alınıp delil olarak değerlendirilemez. (4) Müdafi hazır bulunmaksızın kollukça alınan ifade, hâkim veya mahkeme huzurunda şüpheli veya sanık tarafından doğrulanmadıkça hükme esas alına- maz. (5) Şüphelinin aynı olayla ilgili olarak yeniden ifadesinin alınması ihtiyacı ortaya çıktı- ğında, bu işlem ancak Cumhuriyet savcısı tarafından yapılabilir.” 67 ÖZTÜRK, Bahri, Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, 18. Baskı, An- kara 2024, s. 399; YENİSEY/NUHOĞLU, s. 606; ÖZBEK/DOĞAN/BACAKSIZ, s. 697; DÜLGER, Murat Volkan/TAŞKIN, Şaban Cankat, Ceza Muhakemesi Hukuku, 2. Baskı, Ankara 2024, s. 580; KOCAOĞLU, Serhat Sinan: “Susma Hakkı”, Ankara Barosu Dergisi, S. 1, 2011, s. 40; KAYAER, s. 159; AKSOY İPEKÇİOĞLU, Pervin: “Gözaltında Alınan İfadenin Önem ve Delil Değeri”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fa- kültesi Dergisi, C. 57, S. 3, 2008, s. 67; ARICAN, Mehmet: “Ceza Muhakemesi Huku- kunda İfade Alma ve Sorgu”, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 17, S. 1, 2009, s. 56. 68 ÖZBEK/DOĞAN/BACAKSIZ, s. 698; ÖZTÜRK, s. 398-399; AKSOY İPEKÇİOĞLU, s. 68. 69 ZOĞLAR, s. 104; ŞEN, Ersan: Şüpheliyi Nitelikli Aydınlatma Yükümlülüğü, 2015 (https://www.haber7.com/yazarlar/prof-dr-ersan-sen/1670152-supheliyi-nitelikli-ay- dinlatma-yukumlulugu (Erişim Tarihi: 05.04.2025). Şüpheli ve Sanığa Haklarının Açıklanmaması… | 2697 yargılamaya devam edilerek hüküm tesisi usul ve kanuna aykırıdır.” tespitlerine yer vererek şüpheli veya sanığa haklarının bildirilmemesini savunma hakkının ihlali olarak değerlendirmiştir. Hatta ilgili haklar bildirilmiş olsa da bunların mutlaka tutanağa geçirilmesi gerektiğine işaret etmiştir.70 Bir diğer kararında da “Ceza Yargılama Yasasının aynı Yasayla değişik 135. mad- desinde öngörülen aydınlanma hakkı ve aydınlatma yükümlülüğüne uyulmaya- rak ve özellikle susma, savunma ve bir savunmandan yararlanma hakları bildi- rilmeden yapılan sorgu ve bu sorguyla elde edilen anlatım kanıtı da, kuşkusuz hukuka aykırı bir kanıttır ve değerlendirme yasağı kapsamındadır.” hususlarını belirtmek suretiyle şüpheli veya sanığın hakları açıklanmadan yapılan ifade veya sorgu sonucu elde edilen delillerin hukuka aykırı olduğuna karar vermiştir.71 Uygulamada ifade ve sorgularda aydınlatma yükümlülüğünü ye- teri kadar yerine getirilmemektedir.72 Şüpheli veya sanığın sahip olduğu haklar anlatılmadan ifade tutanağı veya duruşma zaptında bu hakların anlatıldığının yazıldığı görülmektedir. Ancak hakların hatırlatıldığının yazılı bir belgede yer alması, aydınlatma yükümlülüğünün yerine getiril- mesi açısından önem arz etmez. Asıl önemli olan bu hakların şüpheli veya sanığa anlatılmış ve şüpheli veya sanığın bu hakları gerçekten anlamış olmasıdır.73 Şüpheliye hakları; isnat edilen eylemin bildirilmesinden sonra fakat ifadeye geçilmeden önce mutlaka öğretilmeli, bu öğretim şüp- helinin haklarını anlayacağı şekilde yapılmalıdır.74 Yargıtay Ceza Genel Kurulunun bir kararında açıklanması emredi- len haklar arasında bir ayrım yapılamayacağını, bazı hakların hatırlatılıp bazı hakların hatırlatılmaması hâlinde de savunma hakkının kısıtlanmış sayılacağını haklı olarak belirtmiştir. Bu kapsamda hakların tamamı ha- tırlatılmadan alınan bir ifade veya yapılan bir sorgunun usulsüz 70 “Ceza yargılamasındaki savunma haklarının güvence altına alınması demokratik toplumun temel bir ilkesidir. (AYM; B.N: 2014/9817, 26.02.2015) AİHM'de bu kapsamda hakkaniyete uygun bir yargılama için, yargılamanın yürütülmesi sırasında alınan önlemlerin savunma hakkının tam olarak ve yeterince kullanılması ile uyumlu olması ve bu hakların teorik ve soyut değil, etkili ve pratik şekilde yorumlanması gerektiğini vurgulamaktadır. (Ludi/İsviçre, B.N:12433/86, 15.06.1992; Artico/İtalya, B.N:6694/74, 13.05.1980)” Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2014/728, K. 2016/389 ve T. 25.10.2016. 71 Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 1994/322, K. 1994/343 ve T. 19.12.1994. 72 DÜLGER/TAŞKIN, s. 658. 73 DÜLGER/TAŞKIN, s. 217. 74 DEMİRBAŞ, s. 143. 2698 | Arş. Gör. Kaan POLAT olduğunu ifade etmiştir.75 Böylelikle söz gelimi susma hakkının açıklan- masına rağmen lehe olan delillerin toplanmasının isteme hakkı açıklan- mamışsa savunma hakkı kısıtlanmış olacaktır. Yukarıda görüldüğü üzere ceza muhakemesi kapsamında kolluğun şüpheliye veya mahkemenin duruşmada sanığa açıklaması gereken bir- çok husus vardır. Uygulamada yaşanan iş yoğunluğu nedeniyle bunlar bazen atlanmakta bazen ise teamül olarak göz önünde bulundurulma- makla beraber sadece yazıyla ifade edilmektedir. Fakat şüpheli veya sa- nığın sahip olduğu hakların kendisine bildirilmesi, anlatılması, hatırlatıl- ması, söylenmesi gerektiğine ilişkin farklı kelimeler kullanılmaktadır. Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre “anlatmak” kelimesi bilgi vermek, bir konu üzerinde açıklamada bulunmak, nakletmek anlamına gelirken; “bildirmek” kelimesi herhangi bir şeyi haber vermek, herhangi bir konuda bilgi vermek, herhangi bir şeyi bilinir duruma getirmek anlamına gelir.76 Bu tanımlamalara göre “anlatılır” ile “bildirilir” kavramlarına farklı bir an- lam yüklemesi yapılması pek mümkün değildir. “Tebligatta bulunmak” ke- limesinin sözlük tanımında ise bildirim yayımlamak, bildirimden haber- dar etmek, bildirim göndermek ibareleri yer almaktadır. Bir başka ifa- deyle bildirimin tebligatla aynı olmasa da tebligatla benzer olduğu görül- mektedir. Kanun koyucunun Ceza Muhakemesi Kanunu’nun bazı yerle- rinde “anlatılır”, bazı yerlerinde ise “bildirilir” ibaresinin genel anlamda tesadüfi olarak kullandığını düşünüyoruz. Kanun koyucunun anlatmak- tan kastı sözlü olarak ifade etmek, bildirmekten kastı yazılı olarak ifade etmektir şeklinde bir yorum geliştirebilir. Öğretide de bildirimin, muha- kemeye ilişkin işlemlerin öğrenilmesinin belgelenmesi anlamına geldiği ifade edilmektedir.77 Anlatmanın, bildirmeye göre daha geniş kapsamlı olduğu ve en azından olayla ilgili bazı açıklayıcı bilgilerin de verilmesini 75 “İmzadan imtina halinde bunun nedenleri yer alır" hükmü bulunmaktadır. Madde ile sanığa, müdafii tayin hakkı, yüklenen suç hakkında açıklamada bulunmama hakkı yanında, şüpheden kurtulması için bazı kanıtların toplanmasını isteme hakkı da tanınmıştır. Böylece sanığa, ken- disini daha iyi savunma olanağı sağlanmıştır. Savunma hakkı ile doğrudan doğruya bağlan- tılı ve kamu düzeni ile ilgili emredici nitelikteki bu hükme uyulması zorunludur. Yerel Mah- kemece iddianame okunduktan sonra sanığa suçu anlatılıp suçlamalar konusunda cevap ver- meyebileceği hatırlatılarak sorgusuna geçilmiştir. Madde ile sanığa tanınan haklar sadece susma hakkından ibaret olmayıp 135. maddenin diğer bentlerindeki hususlar da aynı derecede önemli ve savunma hakkına ilişkindir. Sanığın en önemli haklarından biri olan savunma hakkı hiç bir şekilde kısıtlanmamalıdır.” Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 1996/263, K. 1996/282 ve T. 17.12.1996. 76 https://sozluk.gov.tr/ (Erişim Tarihi: 01.04.2025). 77 ÖZBEK/DOĞAN/BACAKSIZ, s. 142. Şüpheli ve Sanığa Haklarının Açıklanmaması… | 2699 de zorunluğu kıldığı belirtilmektedir.78 Bu bakımdan kanun koyucunun “anlatılır” terimini kullandığı hâllerde ilgili muhakeme süjesi tarafından gerekli yükümlülüğün sözlü bir şekilde mutlaka yerine getirilmesi gerek- tiği söylenmelidir. Önemle belirtmek gerekir ki kanun koyucu hangi ke- limeyi kullanmış olursa olsun hakkın içeriğini bilmeyen şüpheli veya sa- nığa hakkın sadece ismen zikredilmesi, kanun koyucunun amacı ve adil yargılanma hakkının özüyle bağdaşmayacaktır. Nitekim suç isnadı al- tında olan kişilerin çoğu haklarını bilmemektedir. Hatırlatmanın yapıl- ması için öncelikle o hususun bilinmesi, bir başka ifadeyle açıklanmış ol- ması gerekir. Aynı şekilde sadece bildirimin yapılması da yetmeyecek- tir.79 Kanaatimizce Ceza Muhakemesi Kanunu’nda adil yargılanma hak- kının bir uzantısı doğrultusunda yer alan savunma hakkına ilişkin bildi- rim, anlatım, hatırlatma, söyleme yükümlülüklerin tamamı; ayrıntılı ola- rak açıklama şeklinde kendini göstermelidir. Elbette bu ayrıntılı açıkla- manın her anlamıyla yapılması, hayatın olağan koşulları dikkate alındı- ğında mümkün değildir. Fakat bu durum, açıklamanın ehemmiyetini ve yapılma gerekliliğini etkilemeyecektir. Dolayısıyla kolluk ve yargı, şüp- heli veya sanığa haklarını açıkladıktan sonra kişinin bu hakları anlayıp anlamadığını sözlü ve yazılı olarak teyit etmelidir. Uygulamada kolluk; ifade sırasında şüpheliye haklarını ayrıntılı olarak bildirmesinden ziyade, genellikle hiçbir bildirim yapmamaktadır. Sadece şüphelinin ifadelerinin yer aldığı “Şüpheli İfade Tutanağı”nda şüp- helinin haklarına ilişkin küçük yazıyla bir bilgilendirme bulunmaktadır veya şüpheliye bir broşür80 vermektedir. Bu bilgilendirme genellikle şu şekildedir: 78 ŞAHİN/GÖKTÜRK, s. 165. 79 APİŞ, Özge: “Güncel Yargı Kararları ve Yasa Değişiklikleri Işığında İfade Alma ve Sorgu Sırasında Şüpheli/Sanığın Hakları”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C. 25, S. 1, 2019, s. 63. 80 ARICAN, s. 56. 2700 | Arş. Gör. Kaan POLAT Görüldüğü üzere mevzuatta yer alan ilgili hakların kural olarak ta- mamı bu metinde yer almaktadır. Hatta metinde “hakları tam olarak AÇIKÇA anlatıldı” ibaresi de bulunmaktadır. Belirtmek gerekir ki şüpheli ifade tutanağında bu kanuni hakların yer alması, ayrıntılı aydınlatma yü- kümlülüğünden ziyade aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmesi olarak dâhi kabul edilemez. Uygulamada genellikle şüphelinin ifadesi alındıktan sonra ifade tutanağının çıktısı alınır ve şüpheliye imzalatılır. Şüpheli ancak bu andan itibaren bu metni ve dolayısıyla sahip olduğu hakları okuyabilir. Bir başka deyişle şüpheli, haklarını bilmeden ifadesini vermiştir. Velev ki kanuni haklarını ifadesinden önce okumuş olsun, yine de ayrıntılı aydınlatma yükümlülüğü yerine getirilmiş olmaz. Zira şüp- helinin sahip olduğu hakların okunması değil, açıklanması gerekir. Kol- luk veya Cumhuriyet savcısı tarafından yukarıda yer alan hakların aydın- latma yükümlülüğü çerçevesinde açıklanması uzun bir zaman dilimini kapsamayacaktır. Dolayısıyla şüphelinin ifadesi alınmadan önce mutlaka sahip olduğu haklar kendisine açıklanmalı ve anladığından emin olun- malıdır. Belirtmek gerekir ki yakalanan kişiye kanuni haklarının sadece açıklanması, kişinin kanuni haklarını anlaması için yeterli değildir. Yaka- lanan kişi, kollukta hem içsel hem dışsal anlamda manevi bir baskı altında olacaktır. Bu durumda olan kişiye haklarının sadece bildirilmesi ve ayrın- tılı aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmemesi, kanun koyucu- nun amacıyla bağdaşmayacaktır.81 Aydınlatma yükümlülüğü yerine geti- rildikten ve şüpheli ya da sanığın sahip olduğu hakları anladığını beyan ettikten sonra bu durum tutanağa bağlanmalıdır.82 81 KOCAOĞLU, s. 44; APİŞ, s. 63. 82 APİŞ, s. 63. Şüpheli ve Sanığa Haklarının Açıklanmaması… | 2701 Ceza muhakemesi hukukundaki en önemli aşamalardan biri şüp- hesiz ki şüphelinin ifade ve sorgu anıdır. İfade usulü hem CMK m.147’de hem de Yakalama, Gözaltına Alma ve İfade Alma Yönetmeliğinde (YGİY) ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. CMK m.2/f.1/b.(g)’ye göre ifade alma, şüphelinin kolluk görevlileri veya Cumhuriyet savcısı tarafından soruş- turma konusu suçla ilgili olarak dinlenmesiyken; CMK m.2/f.1/b.(h)’ye göre sorgu, şüpheli veya sanığın hâkim veya mahkeme tarafından soruş- turma veya kovuşturma konusu suçla ilgili olarak dinlenmesidir. İfade ve sorgunun gündeme gelmesi, buna başvuran kişi bakımından bir ay- dınlatma yükümlülüğü doğurur.83 Bir başka deyişle ifade alma yönte- mine başvuran kolluk veya Cumhuriyet savcısının uyması gereken birta- kım kurallar meydana gelecektir. CMK m.147/f.1/b.(b) ve YGİY m.23/f.1/b.(b)’ye göre şüpheliye, kendisine yüklenen suç anlatılmalıdır. CMK m.191/f.3/b.(b)’de yer alan “Duruşmada … iddianame veya iddianame yerine geçen belgede yer alan suçlamanın dayanağını oluşturan eylemler ve de- liller ile suçlamanın hukuki nitelendirmesi anlatılır…” düzenlemesi de sanığa ilişkin bu açıklanma gerekliliğine yer vermiştir. İsnadı öğrenme hakkı ola- rak bilinen bu durum, savunma hakkına riayet edilmesi için gerekli en önemli hususlardan biridir.84 Meramını anlatabilme ilkesinin ön koşulu, isnadın öğrenilmesidir. Meramını anlatabilme hakkı; şüpheli veya sanık aleyhine iddia edilen suçlamaları tam anlamıyla öğrenebilmesi, bu suçla- malardan kurtulabilmesini yarayacak olan tüm savunmalarda bulunabil- mesi ve buna ilişkin her delili öne sürebilmesidir.85 Yargıtay; sanığın ken- disini yeterince savunabilmesi açısından kendisi aleyhine yüklenen su- çun ne olduğunu bilmesi gerektiğini, kimlik tespitinden sonra yüklenen suçun vasıflandırılarak ve sanığın anlayabileceği bir üslupla anlatılması gerektiğini belirtmiştir. Zira ne ile suçlandığını bilmeyen sanığın kendini savunması mümkün değildir.86 Şüpheli veya sanığın işlediği iddia edilen eylem ve yüklenen suç muğlak olmamalı, savunma hakkının tam olarak kullanılabilmesi için açık bir şekilde anlatım yapılmalıdır.87 Bu durum, adil yargılanma hakkının bir unsuru olan meramını anlatabilme hakkının bir gereğidir. Zira şüpheli veya sanığa bilgilendirme yapılmadan kendi- sinin savunmasının alınması, meramını dilediği gibi anlatamaması 83 ÖZBEK/DOĞAN/BACAKSIZ, s. 219. 84 YENİSEY/NUHOĞLU, s. 667. 85 AVCI, Mustafa: “Sanığın Kolluk Tarafından Sorgulanmasında İnsan Hakları Bakı- mından Hakim Olan İlkeler”, Eskişehir Barosu Dergisi, S. 1, 2003, s. 59. 86 Yargıtay 6. Ceza Dairesi, E. 2013/21011, K. 2014/2038 ve T. 13.02.2014. 87 Yargıtay 8. Ceza Dairesi, E. 2019/8725, K. 2020/12660 ve T. 08.06.2020. 2702 | Arş. Gör. Kaan POLAT sonucunu doğurur.88 Suç isnadı anlatılırken şüpheli veya sanığın isnadın ne olduğu, bir başka ifadeyle kişinin hangi eyleminden dolayı suçlandığı ve bunun hukuki nitelendirmesinin nasıl yapıldığı açıkça belirtilmelidir. Kişi ancak bu hâlde belirsizlikten kurtulmuş olur ve neye karşı savunma yapması gerektiğini öğrenmiş olur.89 Fakat suç isnadının en ince ayrıntı- sına kadar bildirilmesi şart değildir. Önemli olan kişinin neyle suçlandı- ğını ve savunmasını hazırlayabilmek için önem arz eden hususların açık- lanmasıdır.90 YGİY m.6/f.4 uyarınca yakalanan kişiye; suç ayrımı gözetil- meksizin yakalama sebebi ve hakkındaki iddialar, susma ve müdafiden yararlanma hakkı, yakalanmaya itiraz etme hakkı ile diğer kanuni hakları her hâlde yazılı ve bunun mümkün olmaması hâlinde sözlü olarak derhâl bildirilmelidir. CMK m.90/f.4’te de bu aydınlatma yükümlülüğü “Kolluk, yakalandığı sırada kaçmasını, kendisine veya başkalarına zarar vermesini önleye- cek tedbirleri aldıktan sonra, yakalanan kişiye kanunî haklarını derhal bildirir.” şeklinde ifade edilmiştir. Ancak uygulamada kolluk tarafından bir kâğı- dın şüpheliye imzalattırılması suretiyle bu maddeye uygun hareket edil- diği yanılgısı hasıl olmaktadır. Böylelikle kolluk ile şüphelinin ilk temas ettiği an değil, daha sonra kolluk merkezine götürüldüğü an şüpheliye hakları yazılı olarak bildirilir. Her ne kadar bu aşamada bir yargılanma bulunmasa da adil yargılanma hakkının bir unsuru olan savunma hakkı- nın bu kapsamda ihlal edildiğini söylemek mümkündür.91 Zira şüpheli- nin suç isnadını yakalandığı veya ifadesi alınmak üzere kendisinin aran- dığı anda değil de heyecanlı şekilde ve baskı altında olduğunu hissettiği muhtemelen bir yer olan kolluk merkezinde öğrenmesi, savunma hakkını zedeleyecektir. YGİY m.6/f.4 uyarınca kolluk kuvveti şüpheliyi yakala- dığı an derhâl sözlü olarak suç isnadı ve ilgili hususları şüpheliye bildi- rilmelidir. Uygulamada sıklıkla söylenen “karakolda bilgi verilecektir” ifa- desi, mevzuata ve adil yargılanma hakkının özüne uygun değildir. Ayrıca CMK m.147/f.1/b.(b)’de açıkça düzenlendiği üzere suç isnadının yazılı olarak bildirilmesi yetmez. Bu suç isnadının mutlaka şüpheli veya sanığa, onun anlayacağı bir şekilde sözlü olarak anlatılması gerekir. Dolayısıyla suç isnadı anlatılmadan sadece suç isnadının yer aldığı belgenin 88 KARAKEHYA, Hakan: “Ceza Muhakemesinde Sanığın Meramını Anlatabilme Hak- kının Unsurları (Meramını Anlatabilme)”, Ceza Hukuku ve Kriminoloji Dergisi, C. 3, S. 2, 2015, s. 203. 89 DÜLGER/TAŞKIN, s. 108. 90 KARAKEHYA, Duruşma, s. 87. 91 DÜLGER/TAŞKIN, s. 109. Şüpheli ve Sanığa Haklarının Açıklanmaması… | 2703 imzalatılması eylemi de hukuka uygun değildir ve adil yargılanma hak- kının ihlali niteliğindedir. CMK m.200 uyarınca sorgu sırasında sanığın mahkeme salonundan çıkarıldıktan sonra salona tekrar getirildiğinde tutanaklar okunmalı ve gerektiğinde tutanakların içeriği hakkında anlatım yapılır. Fakat uygula- mada CMK m.200/f.2’ye uyulduğunun gösterilmesi için tutanakların okunmamasına rağmen duruşma tutanağında “okundu” ibaresinin yazıl- dığı görülmektedir. Bunun savunma hakkını kısıtladığı ve hakkaniyetle yargılanma hakkına aykırı olduğunu da ayrıca ifade etmek gerekir.92 Uygulamada hem soruşturma hem kovuşturma aşamasında hatır- latılması sıklıkla ihmâl edilen susma hakkı, adil yargılanma hakkı çerçe- vesinde değerlendirilmesi gereken bir diğer önemli haktır. Susma hakkı; ceza muhakemesinin her aşamasında suç isnadı altında bulunan şüpheli veya sanığın kendisini suçlayıcı beyanlarda bulunmaktan ya da bu yönde delil göstermekten kaçınabilmesi, buna ilişkin zorlamaya maruz bırakıla- maması anlamına gelmektedir.93 Bu yönüyle susma hakkı, pasif bir hak- tır.94 Esasında bu hak; şüpheli veya sanığın kendisinin suçsuzluğunu ispat etmek zorunda olmadığına, kişinin eylemi bir suç teşkil ediyorsa bunun yargılama makamları tarafından ispat edilmesi gerektiğine dayanır.95 Bu hak, Any m.38.5’te yer alan “Hiç kimse kendisini ve kanunda gösterilen yakın- larını suçlayan bir beyanda bulunmaya veya bu yolda delil göstermeye zorlana- maz.” düzenlemesinin bir sonucudur. Susma hakkının şüpheli veya sanığa hatırlatılması gerektiği CMK m.147/f.1/b.(e)’de “ifadesinin alınmasından veya sorguya çekilmesinde … Yük- lenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu söylenir.” şeklinde ve CMK m.191/f.3/b.(c)’de “Duruşmada, sırasıyla; … Sanığa, yük- lenen suç hakkında açıklamada bulunmamasının kanunî hakkı olduğu ve 147 nci maddede belirtilen diğer hakları bildirilir,” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre hem şüphelinin ifadesi alınırken hem de sanığın sorgusu veya du- ruşması sırasında susma hakkına sahip olduğu mutlaka belirtilmelidir. Bu bildirim, şüpheliye ifadeyi alan ve sanığa sorguyu yapan kişi 92 YENİSEY/NUHOĞLU, s. 786. 93 İNCE TUNÇER, Asuman: “Susma Hakkı Bağlamında Birtakım Ceza Muhakemesi İşlemlerinin Değerlendirilmesi”, Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 4, S. 2, 2018, s. 355. 94 TAŞKIN, Şaban Cankat, Ceza Muhakemesi Hukukunda Adil Yargılanma Hakkı Çerçevesinde Şüpheli ve Sanığın Susma Hakkı, 1. Baskı, Ankara 2024, s. 59-60. 95 Nuran, HAYDAR, Susma Hakkı, 1. Baskı, Ankara 2019, s. 24. 2704 | Arş. Gör. Kaan POLAT tarafından bizzat yapılmalıdır. Şüpheli veya sanığın bir hukukçu olması ya da susma hakkına sahip olduğunu bilmesi, susma hakkının bildiril- mesi yönündeki aydınlatma yükümlülüğünün yerine getirilmesinin zo- runlu olmadığı anlamına gelmez.96 Bu durum, diğer haklar açısından da geçerlidir. Dolayısıyla ilgili mevzuatlarda açıklanmasının gerekli olduğu belirtilen tüm haklar, şüpheli veya sanığın mesleklerine ilişkin ayrım ya- pılmaksızın açıklanmalıdır. Kolluk tarafından bir kez ifadesi alınan şüp- helinin tekrar ifadesi alınması gerektiğinde bu işlem CMK m.148/f.5 uya- rınca Cumhuriyet savcısı tarafından yapılacaktır. Her ne kadar birinci ifa- dede şüphelinin hakları kendisine ayrıntılı olarak bildirilmiş olsa da ikinci ifadede de bu bildirim tekrar yapılmalıdır. Ancak Cumhuriyet sav- cısı birkaç saat sonra tekrar şüphelinin ifadesine başvurma ihtiyacı du- yarsa şüphelinin haklarını sadece hatırlatması yeterlidir.97 Şüpheli veya sanığa susma hakkının hatırlatılmaması hâlinde ne olacağına değinmek gerekir. Öğretideki bir görüş, susma hakkının hatır- latılmaması sonucunda şüpheli veya sanıktan elde edilecek beyan delili- nin hukuka aykırı olduğu ve mutlak bozma sebebi teşkil edeceğini savu- nur. Zira bu durumda savunma hakkının esaslı bir biçimde sınırlandırıl- masına neden olacak bir hukuka aykırılıktan bahsedilir.98 Aleksandr Zaic- henko/Rusya kararında İHAM, susma hakkı hatırlatılmaksızın alınan ifade sonucunda suçun işlendiğinin ikrar edilmesinin susma hakkının ihlali olarak kabul etmiştir.99 Mahkeme, başvurucuya kendi ve yakınlarını suç- lamama ile susma hakkı konusunda başvurucuya bilgilendirilme yapıl- masının kolluğun görevi olduğunu belirtmiştir. Dolayısıyla şüpheli veya sanığa susma hakkının hatırlatılmaması sonucu elde edilen beyan delili hukuka aykırı sayılır. Ancak hukuka aykırı olarak elde edilen bu beyan delili sonucu hukuka uygun bir biçimde başka deliller elde edilirse ceza muhakemesi hukukunun tartışmalı alanlarından biri olan hukuka aykırı delillerin uzak etkisi (Zehirli Ağacın Meyvesi Öğretisi) gündeme gelir. Çalışma konumuzun genişlememesi için bu konuda atıf yapmakla yetini- yoruz.100 96 ŞAHİN/GÖKTÜRK, s. 168; KOCAOĞLU, s. 43; DEMİRBAŞ, s. 145. 97 YENİSEY/NUHOĞLU, s. 670; KAYAER, s. 158. 98 KOCAOĞLU, s. 40. 99 İHAM Aleksandr Zaichenko/Rusya 39660/02-18.02.2010 § 52 vd. (https://hu- doc.echr.coe.int/eng?i=001-97346 (Erişim Tarihi: 05.04.2025). 100 Bu öğretiye ilişkin ayrıntılı bilgi için bkz. DÜLGER, Murat Volkan: Ceza Muhake- mesi Hukukunda Dışlama Kuralı ve Hukuka Aykırı Delillerin Uzak Etkisi (Zehirli Ağacın Meyvesi Öğretisi), 1. Baskı, Ankara 2014. Şüpheli ve Sanığa Haklarının Açıklanmaması… | 2705 CMK m.176/f.4’e göre iddianamenin sanığa tebliğ edilerek çağırıl- ması ile duruşma günü arasında en az bir haftalık bir süre bulunmalıdır. Bu bir haftalık süreye uyulmaması hâlinde CMK m.190/f.2 uyarınca sa- nığa duruşmaya ara verilmesini istemeye hakkı olduğu hatırlatılır. Söz konusu ara verme, duruşmanın ertelenmesi şeklinde kendini gösterir.101 Sanık, süre verilmesini talep ettiğinde duruşmaya ara verilmesi zorunlu- dur.102 Şayet sanık duruşmaya ara verilmesini istemezse savunmasının alınmasında bir sorun yoktur. Fakat bu hak hatırlatılmadan ve sanığın duruşmaya devam etmek istediği yönündeki rızası alınmadan duruş- maya devam edilmesi mümkün değildir. Bu durumda savunma hakkının ve dolayısıyla adil yargılanma hakkının ihlal edildiği sonucuna ulaşılır.103 Nitekim Yargıtay’ın da bu yönde kararları bulunmaktadır.104 Yukarıda belirtmiş olduğumuz uygulamaların çoğu görülmektedir. Uygulamada bunlara başvurulmasının sebebi olarak kolluk veya yargı- daki iş yükü gösterilebilir. Ancak adil yargılanma hakkının bir unsuru olan savunma hakkı, hakkaniyetli bir yargılamanın sürdürülebilmesi için olmazsa olmaz bir haktır. Dolayısıyla her ne kadar yoğun bir iş yükü bu- lunsa da Ceza Muhakemesi Kanunu ve ilgili mevzuatlarda yer alan hak- ların şüpheli veya sanığa hatırlatılmasından hiçbir durumda vazgeçile- mez. Şüpheli ve sanığın sahip olduğu haklar sadece sözlü ya da yazılı ola- rak bildirilmemeli, bu haklar açıklanmalı ve öğretilmelidir.105 Şüphelinin haklarını öğrenme hakkı, öğretide “Miranda Kuralı” ola- rak adlandırılır. Şüpheliye hakları açıklanmadan ve müdafi bulunmadan ondan alınan ikrarın delil niteliğinin tartışıldığı Miranda Arizona davası, hakların açıklanması bakımından tüm hukuk sistemlerini etkilemiştir.106 Hakların açıklanması uyarısı anlamına gelen Miranda uyarısının daya- nağı olan Miranda/Arizona davası, hakların açıklanmasına ilişkin 101 Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2021/164, K. 2021/433 ve T. 30.09.2021; YENİSEY/NU- HOĞLU, s. 772; DÜLGER/TAŞKIN, s. 699. 102 GÜNAY, Erhan, Savunma Hakkının Kısıtlanması, 3. Baskı, Ankara 2016, s. 32. 103 ÇETİN, Beytullah, Savunma Hakkının Kısıtlanması, 1. Baskı, Ankara 2018, s. 117. 104 Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2021/164, K. 2021/433 ve T. 30.09.2021; Yargıtay 1. Ceza Dairesi, E. 1993/772, K. 1993/990 ve T. 05.05.1993; Yargıtay 5. Ceza Dairesi, E. 2001/4334, K. 2002/1835 ve T. 25.03.2002. 105 ERCAN, Mehmet Sercan: “Kovuşturma Evresinde Sanığın Hakları”, İstanbul Medi- pol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 6, S. 1, 2019, s. 190. 106 TANER, Fahri Gökçen: “Ceza Muhakemesi Hukukunda Adil Yargılanma Hakkı Bağlamında Çelişme ve Silahların Eşitliği”, 2. Baskı, Ankara 2021, s. 180. 2706 | Arş. Gör. Kaan POLAT dünyadaki en bilinen davadır.107 Miranda Kararı; şüpheliye ifadesinin alınmasından önce sessiz kalma hakkına sahip olduğunu, şüphelinin söy- leyeceği her şeyin mahkemede kendi aleyhine delil olarak kullanılabile- ceğini, şüphelinin bir avukatı seçme veya bir avukatın atanmasını isteme hakkına sahip olduğunu, soruşturmanın herhangi bir aşamasında bir avukat talep ettiğinde avukat gelmeden soruşturmaya devam edilmeye- ceğini ifade etmiştir.108 Bu karar, kişinin yakalandığı andan itibaren ken- disine haklarının bildirilmesinin zorunluluğunu kabul etmiştir.109 ABD yapımlarında görüldüğü üzere kolluk, şüpheliyi yakaladığı andan itiba- ren haklarını yüksek sesle şüpheliye anlatır. Sonrasında ise yazılı bir şe- kilde aynı hususlar şüpheliye tekrar bildirilir. Ülkemizde de aynı uygula- maya geçilmesinin bir nebze de olsa olumlu bir adım olacağı düşüncesin- deyiz.110 Hülasa; şüpheli ve sanığa haklarının öğretilmesi, ifade verme öz- gürlüğünün bir gereğidir. İfade verme özgürlüğü, şüphelinin kendi be- yanları aracılığıyla kendini yükümlülük altına sokma zorunluluğunun bulunmamasıdır.111 Kişinin haklarını öğrenme hakkı; sadece usuli bir dü- zenleme değil, savunma hakkının olmazsa olmazıdır. Kolluk veya yargı- daki iş yükü ne kadar yoğun olursa olsun şüpheli ve sanığın hakları de- taylı olarak kendine açıklanmalı, nitelikli aydınlatma yükümlülüğü ye- rine getirilmelidir. Aksi takdirde hem savunma hakkı kısıtlanmış hem de hakkaniyetli bir yargılamanın varlığından bahsetmek güç olur. Böylelikle de adil yargılanma hakkının ihlali gerçekleşir. Sadece yakalama tutanağı, şüpheli ifade tutanağı veya duruşma tutanağında CMK m.90/147/191 uyarınca şüpheli veya sanığa haklarının hatırlatıldığını ya da açıkça anla- tıldığının yazması; herhangi bir anlam ifade etmeyecektir. Kişiye, suç is- nadı altında olduğu andan itibaren hakları açıklanmalı ve öğretilmelidir. 107 SCHAUER, Frederick: “The Miranda Warning”, Washington Law Review, C. 88, S. 1, 2013, s. 155. 108 AKYAZAN, Ahmet Emrah: “Miranda Hakları (Miranda v. Arizona 1966)” Türkiye Barolar Birliği Dergisi, C. 20, S. 71, 2007, s. 343. 109 AKSOY İPEKÇİOĞLU, s. 67. 110 Aynı yönde görüş için bkz. KOCAOĞLU, s. 45. 111 DEMİRBAŞ, s. 143-144. Şüpheli ve Sanığa Haklarının Açıklanmaması… | 2707 IV. “DURUŞMALARIN BİRBİRİNE ÇOK YAKIN SAATLERE PLANLANMASI” DURUMUNUN ADİL YARGILANMA HAKKI ÇERÇEVESİNDE DEĞERLENDİRİLMESİ Cumhuriyet savcısının hazırlamış olduğu iddianamenin kabulüyle kamu davası açılır ve kovuşturma süreci başlar. Sonrasında ise mahkeme tarafından duruşma günü belirlenir ve duruşmada hazır bulunması gere- ken kişiler çağırılır (CMK m.175). Bu çağırma, Bölge Adliye ve Adli Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Cumhuriyet Başsavcılıkları İdarî ve Yazı İşleri Hizmetlerinin Yürütülmesine Dair Yönetmelik’in ilgili hükümlerine göre yapılır. Bahsi geçen Yönetmelik’in 163. maddesinin 4. fıkrasının a. ben- dinde iddianamenin tebliğiyle birlikte duruşma tarihi ve saatinin tuta- nakta yer alması gerektiği; 166. maddesinin 1. fıkrasına göre duruşmalı işlerde mahkeme adının, dosya esas numarasının, taraflar ile müdafi ve vekilinin adı ve soyadının, duruşma tarihi ve saatinin bir liste hâlinde du- ruşmadan önce ilgililerin erişimine sunulması gerektiği açık bir şekilde düzenlenir. 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun 9. maddesinin 3. bendinde de davetiyede davet edilen şahsın hangi mercide ve hangi gün ve saatte hazır bulunması gerektiğinin yer alması gerektiği ifade edilmiştir. Bir başka ifadeyle ceza muhakemesi bakımından sanığın hangi tarihte ve saat kaçta duruşmasının başlayacağını bilme hakkı doğal olarak bulunmakta- dır. Uygulamada duruşma saatlerinin birbirine çok yakın saatlere (söz gelimi; 09.00, 09.02, 09.05, 09.08, 09.10 vb.), hatta bazı durumlarda aynı saate dâhi planlandığı (söz gelimi; 09.00, 09.00, 09.00 vb.) görülmektedir. Bunun sonucunda farklı dosyaların farklı sanıkları, duruşmaya iştirak et- mek maksadıyla çok yakın saatlerde adliyeye gelmektelerdir. Her ne ka- dar çağrı kâğıdında duruşma saatinin ilgili saatte başlayacağı tayin edil- miş olsa da genellikle bu saatten çok daha sonraki saatlerde duruşma baş- lamaktadır. Uygulamada bu yönde bir sorunun olduğu Hakimler ve Sav- cılar Kurulu tarafından da tespit edilmiştir. Nitekim Hakimler ve Savcılık Kurulu’nun Ceza Mahkemelerine Yönelik Tavsiyeler Listesi’nin 34 ve 35. maddelerinde bu sorunları yaratacak hareketlerden uzak durulması, ta- rafların ile müdafilerin adliyede lüzumsuz yere beklemelerinin veya du- ruşma saatini kaçırmaları nedeniyle haklı sitemlerde bulunmalarının önüne geçilmesi gerektiği ifade edilmiştir.112 112 34. Madde: Duruşma Saati ile Davetiyeye Yazılan Saatin Farklılık Arz Ettiği, 35. Madde: Duruşma Saatinin Tüm Dosyalarda Aynı Olduğu 2708 | Arş. Gör. Kaan POLAT Uygulamada sıklıkla yaşanan bu durumun hakkaniyetle yargı- lanma ilkesine uygun olup olmadığı değerlendirilirken öncelikle makul sürede yargılanma hakkına değinmek gerekir. Davaların yargılama ma- kamlarının önünde çok uzun bir süre beklemesi ve davaların sürünce- mede bırakılması, birçok ülkede yaşanan ortak bir sorundur.113 Adaletin tesisinden belki de daha önemli olan, adaletin gecikmeden tesis edilmesi- dir. İHAS m.6/f.1’e göre Sözleşmeye taraf olan devletler, yargı teşkilatını davalarını makul sürede sonuçlandıracak biçimde yapılandırmalı ve dü- zenli olarak çalışmalarını sağlamakla yükümlüdürler.114 Ceza muhake- mesinde bu süre; mahkeme sürecinden önce savcılık soruşturması ve kol- luk ihbarı ile başlar ve iç hukukun tüketilmesiyle sona erer.115 Nitekim Deweer/Belçika kararında da makul sürenin kişinin suçlandığı tarihte baş- layacağı116, Engel ve Diğerleri/Hollanda kararında ise makul sürenin yargı- lamanın kesin hükümle sonlandığı tarihte sona ereceği ifade edilmiştir.117 Bu makul süre, her davanın özelliklerine göre değişmektedir. İHAM ma- kul süreyi hesaplarken genel anlamda üç ölçüte başvurur: Dava konusu- nun niteliği, soruşturma ve kovuşturma sırasında tarafların tutumu ve ulusal yargılama makamlarının tutumu.118 İlgili ölçütlere başvurularak her davanın farklı bir makul sürede bitirilmesi gerektiği sonucunu ulaşı- lır. Uygulamada da makul sürede yargılanma hakkına riayet edilmesi için yukarıda ifade etmiş olduğumuz yola başvurulmaktadır. Başka bir deyişle bir an önce yargılamalarının bitirilmesi için bir güne, mümkün ol- duğu kadar duruşma sığdırılmaya çalışılmaktadır. Böylelikle mecburen planlanan duruşmalar o gün görülmelidir. Böylelikle makul sürede yar- gılanma hakkına riayet edilme ihtimali artacaktır. Fakat burada göz ardı edilen durum, muhakeme süjelerinin yaşayan ve yorulan insanlar olma- larıdır. Bir hâkimin bir günde sınırlarını aşacak şekilde duruşmayı (https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/310120251401ceza-mahkemeleri-tavsiyele- ripdf.pdf (Erişim Tarihi: 06.04.2025). 113 GÖLCÜKLÜ, s. 213. 114 KOPARAN, Reşat: “Adil Yargılanma Hakkı”, Bursa Barosu Dergisi, C. 27, S. 73, 2003, s. 30. 115 AKBULUT, Olgun: “Adil Yargılanma Hakkı (AİHS m. 6)”, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 1, S. 1, 2002, s. 183. 116 İHAM Deweer/Belçika 6903/75-27.02.1980 § 42 (https://hudoc.echr.coe.int/eng?i=001- 57469 (Erişim Tarihi: 05.04.2025). 117 İHAM Engel ve diğerleri/Hollanda 5100/71-08.06.1976 § 89 (https://hu- doc.echr.coe.int/tur?i=001-57479 (Erişim Tarihi: 02.04.2025). 118 Bu konuda ayrıntılı bilgi için bkz. GÖLCÜKLÜ, s. 215 vd. Şüpheli ve Sanığa Haklarının Açıklanmaması… | 2709 yönetmesi ve davayı nihayete erdirecek kararı vermesi, hem maddi ger- çeğe ulaşma amacını hem de hâkimin iş performansını olumsuz bir bi- çimde etkiler. Bu olumsuz etki sadece hâkim açısından değil, sanık açı- sından da kendini gösterir. Zira adliye koridorları mecazen soğuk yerler- dir. Tecrübesi olsun veya olmasın bir ceza davasında yargılanan sanığın o koridorda bekleme süresinin artması; sanığın heyecanı ve kaygısını ar- tıracak, kendini savunma becerisi olumsuz yönde etkilenecektir. Çünkü duruşma saatlerinin kısa aralıklara planlandığını gören sanık kendini di- lediği gibi savunamayacak, üzerinde ciddi bir zaman baskısı kendiliğin- den oluşacaktır. Ayrınca sanık sadece ruhsal anlamda değil, fiziken de olumsuz yönde etkilenecektir. Zira bazı durumlarda duruşma, planlan- dığı sabahın akşamında dâhi başlayabilecektir. Elbette duruşma saatinin makul bir süreyle gecikmesi kabul edile- bilir bir durumdur. Ancak iki veya üç dakika arayla duruşma konması ya da aynı saatlere duruşma konması hâlinde bu duruşmaların mutlak su- retle gecikeceği aşikârdır. Nitekim bir duruşmanın iki veya üç dakikada sonlanması hayatın olağan akışına aykırıdır. Bunun önüne geçmek müm- kündür. Hâkimin her duruşmanın ortalama ne kadar sürede bitebilece- ğini öngörmesi tecrübesi itibarıyla mümkündür. Çünkü dava dosyasına en çok hakîm olan kişi, şüphesiz hâkim kendisidir. Tanıkların dinlenip dinlenmeyeceğini, tarafların tanık getirip getirmeyeceğini, başka delille- rin sunulup sunulmayacağını, müdafinin sözlü bir savunma yapıp yap- mayacağını, sanığın ifade etmek istediği başka şeylerin olup olmadığını hâkim göz önünde bulundurulmalıdır. Bunları göz önünde bulundura- rak önceden duruşma tarih ve saatini ayarlamalı, kendi de dâhil olmak üzere muhakeme süjelerinin o duruşmaya etkin bir şekilde katılabilmesi için hâkim özen gösterilmelidir. Önemle belirtmek gerekir ki etkin bir soruşturmanın yapılmış ol- ması, kovuşturma makamını ciddi bir biçimde rahatlatmaktadır. Çünkü delillerin ortadan kaybolmadan tüm delillerin toplanması ve usule uygun gerekli soruşturmanın yapılmış olması hâlinde ne beraat edecek şüpheli sanık sıfatını haiz olmuş olacak ne de iddianamenin kabul edilmesi hâlinde duruşma sayısının gereksiz olarak artmasına sebep olunmuş olu- nacaktır. Ayrıca kovuşturma aşamasında mahkemelerin süreci uzatacak gereksiz adımları atmaması da önem arz etmektedir. Söz gelimi CMK m.63/f.1 uyarınca hâkimlik mesleğinin gerektirdiği hukukî bilgiyle çö- zümlenmesi mümkün olan konularda bilirkişiye başvurulmamalıdır. Aynı şekilde tek sanıklı, çetrefilliğin bulunmadığı, delillerin usule uygun 2710 | Arş. Gör. Kaan POLAT toplandığı ve karar vermeye uygun bir davanın duruşma tarihi ileri ta- rihlere bırakılmamalıdır. Bunların yapılması hâlinde hem hâkimin bir günde muhakeme yeteneğine halel getirmeyecek sayıda duruşma yap- ması mümkün olacak hem makul sürede yargılanma hakkına riayet edil- miş olunacak hem de maddi gerçeğe ulaşılması daha mümkün olacaktır. Hiçbir sanık, hakkaniyete aykırı olarak çabucak çözülmesi mutlak olarak beklenen bir dosyanın süjesi olamaz.119 Fakat önemle belirtmek gerekir ki maddi gerçeğe ulaşma amacının riske atılmak suretiyle makul sürede yar- gılamanın yapılması için duruşmaların birbirine yakın veya aynı saatlere planlanması, hakkaniyetli bir yargılamanın yapılması ve dolayısıyla adil yargılanma hakkına uygun değildir. Bir başka ifadeyle hakkaniyete uy- gun yargılanma hakkı, makul sürede yargılanma hakkına feda edilemez. Duruşma saatlerinin birbirine çok yakın olması veya aynı saatte ol- masına ilişkin fazla olmasa da oldukça önem arz eden kararlar vardır. Bunların başında Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun E. 2017/676, K. 2019/1415 ve T. 19.12.2019 sayılı kararı gelir. Yargıtay Hukuku Genel Ku- rulu kararında şu ifadelere yer vermiştir: “…mahkemelerce birden fazla dosyanın duruşmasının aynı saate bırakıla- rak tarafların aynı anda hazır olmasını bekleyerek, adeta tetikte tutmak adil yar- gılanma hakkına aykırı olduğu gibi davayı takip edenlerin tereddüde düşürülmesi sonucu belirsizliğe itilmesi kabul edilemez...”120 Yukarıda yer alan kararda görüldüğü üzere duruşma saatlerinin aynı veya birbirine çok yakın planlanması hâlinde tarafların sürekli ola- rak duruşma listesini kontrol etmesi gerekecek ve diğer olağan işlerini ra- hat bir biçimde icra edemeyeceklerdir. Tarafların duruşmalarının hangi saatte başlayacağının bir belirsizlik olması nedeniyle de adil yargılanma hakkının ihlal edildiği tespit edilmiştir. Nitekim Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, bu kararı verirken uyuşmazlığa konu olayın temyiz merci olan Yargıtay 13. Hukuk Dairesi’nin metnini aynen kullanmıştır.121 Her ne ka- dar söz konusu karar Yargıtay Hukuk Genel Kurulu tarafından verilmiş olsa da adil yargılanma hakkı ve hakkaniyetle yargılanma hakkının hem medeni hem ceza yargılamalarına ilişkin olduğu ve uygulamada yaşanan duruşma saati sorununun hem medeni hem ceza yargılamalarında 119 ÖZTÜRK, s. 635. 120 Yargıtay Hukuk Genel Kurulu E. 2017/676, K. 2019/1415 ve T. 19.12.2019. 121 Yargıtay 13. Hukuk Dairesi E. 2014/19454, K. 2014/21319 ve T. 25.06.2014. Şüpheli ve Sanığa Haklarının Açıklanmaması… | 2711 seyrettiği dikkate alındığında, bu kararın ceza mahkemeleri açısından da önem teşkil ettiği ifade edilmelidir. Yargıtay Ceza Genel Kurulunun eski tarihli bir kararında duruşma tarihi ile birlikte duruşma saatinin de her dosya için ayrı ayrı tayin edil- mesi gerektiğine şu şekilde işaret etmiştir: “…Görülüyor ki, uyuşmazlık, yargılama sırasında oturum saatlerinin ön- ceden belirlenmesinde zorunluluk olup olmadığına ilişkindir. Konuyu incelemeye başlarken, ülkemizde tüm mahkemelerin bir günde yüzbinlerce davaya baktıkla- rını ve her davanın en az iki kişi olan tarafları "davacı-davalı veya sanık" ile tanık ve diğer alakalılardan oluşan bir kaçyüzbin vatandaşın mahkemelere gelerek sıra bekledikleri gerçeğini vurgulamada yarar vardır Eğer itiraznamede ileri sürül- düğü gibi yargılama ve oturum saatleri önceden tespit edilmez ise, iş ve gücünü terk ederek mahkemelere gelen bunca insan çalışma saatinin başlamasından biti- mine kadar gün boyu koridorlarda sıralarını beklemek zorunda kalacaktır. Bir güne talik edilecek dava adedi ve her birinin muhtemel devam süresi gözönüne alınarak her dava için oturum saatleri önceden belli edilmişse bu takdirde ancak o saatte mahkemede bulunarak işini görecek ve böylece günün diğer saatlerini durumuna göre değerlendirmek imkanını bulacaktır. Gün ve saatlerin değil da- kikaların bile önem kazandığı ve ciddiyetle değerlendirilip iş gücü kaybının asga- riye indirilmesine çalışıldığı bir dönem de bu denli zaman israfına neden olacak bir görüş ve uygulama kabule şayan değildir. Bu bakımdan çağımızda bir uygar- lık simgesi, bir uygarlık ölçüsü sayılan ve üzerinde önemle durulan randevuya sadakat ve saat zamanlamasına her alanda olduğu gibi yargılamalarda da titiz- likle uyulması zorunludur…”122 Yargıtay Ceza Genel Kurulunun kararında görüleceği üzere du- ruşma saatinin belirlenmemiş olması, kişilerin tüm gün adliye koridorla- rında beklemeleri sonucunu doğurmuştur. 1412 sayılı Ceza Muhakeme- leri Usulü Kanunu’nun (CMUK) 206. maddesinin 1. fıkrasında duruşma- nın yapılacağı günün mahkeme reisi tarafından tayin edileceği düzenlen- mekle birlikte gaiplerin yargılanmasına ilişkin CMUK m.272/f.1’de celp- namede duruşma saatinin de yer alması gerektiği belirtilmiştir. Bir başka ifadeyle Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu, duruşmaların tertipli bir şe- kilde yürütülmesi maksadıyla bazı düzenlemelere yer vermiştir. Yüksek Mahkeme’nin vermiş olduğu karara göre duruşma tarihinin tayin edil- mesiyle yetinilip duruşma saatinin tespit edilmemesi, tarafların söz ve ce- vap verme hakkını kısıtlamıştır. Her ne kadar o tarihte dâhi yargıdaki iş 122 Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 1981/338, K. 1981/644 ve T. 28.12.1981. 2712 | Arş. Gör. Kaan POLAT yükü çok olsa da bu durum, gerçeği değiştirmemektedir. Bir başka ifa- deyle hakkaniyetle yargılanma hakkı ve dolayısıyla adil yargılanma hakkı, bu çerçevede ihlal edilmiştir. Ayrıca doğrudan konumuzla ilgisi olmamasına rağmen Yargıtay, İcra ve İflas Kanunu kapsamında duruşma saatinin belirsizliği ve öngö- rülemezliği nedeniyle duruşmanın başladığı saatte duruşmada hazır bu- lunmayan taraf aleyhine şikâyet hakkının düşürülmesine karar verilmesi kararlarını kanuna aykırı bulup bozmaktadır.123 123 Yargıtay 19. Ceza Dairesi E. 2015/27998, K. 2018/12361 ve T. 26.11.2018: “Şikayetçi vekili- nin duruşma saatinden önce mahkeme salonunda hazır olduğunu ve mübaşir tarafından ken- disine duruşmaların öğleden sonra yapılacağının söylendiği şeklindeki temyiz gerekçesinde gösterilen hususlar ile mahkeme hakiminin izinli olması nedeniyle Adalet Komisyonu’nca gö- revlendirilen hakimce duruşmaların saat 11.00’de yapılacağının duruşma salonu kapısına asılan duruşma listesinin altına not düşülmüş olduğuna dair şikayetçi vekilinin talebi doğ- rultusunda dilekçesine derkenar olarak yazı yazıldığı anlaşılmakla, duruşma saatinin du- ruşma listesinin altına not yazılarak bildirilebileceği şeklinde bir usuli düzenleme de bulun- maması karşısında, duruşma saatleri hususunda yaratılan bu belirsizlik nedeniyle muayyen zamanda yapılmayan duruşma neticesinde taraflardan biri aleyhine haksız bir sonuca sebebi- yet verilmemesi açısından, tarafları gelmeyen davaların duruşmalarının bitmesi muhtemel veya mümkün olan en son saatin beklenmesi, ya da sonraki celse için gün ve saat belirlenip taraflara duruşma davetiyesi tebliğine karar verilmesi gerektiği gözetilmeksizin savunma hakkı kısıtlanarak, şikayet hakkının düşürülmesine İİK’nun 349/6. maddesine göre karar ve- rilmesi…”; Yargıtay 19. Ceza Dairesi E. 2015/22781, K. 2016/20729 ve T. 23.09.2016: “01.06.2005 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanmak suretiyle yürürlüğe giren Cumhuriyet Başsavcılıkları ile Adli Yargı İlk Derece Ceza Mahkemeleri Kalem Hizmetlerinin Yürütülme- sine Dair Yönetmeliğin “Adli Yargı İlk Derece Ceza Mahkemeleri Kalem Hizmetleri” başlıklı “Üçüncü Kısım’ın” “Birinci Bölüm”ünün 46/d maddesi uyarınca tutulması zorunluluğu bulunan “duruşma günleri defteri”, aynı Yönetmeliğin 50. maddesinin birinci fıkrasında, “mahkemelerin iş durumlarına göre duruşma yapılacak gün ve saatlerin bir sıra dahilinde yazıldığı defter” olarak tarifi yapılmış, yine aynı yönetmeliğin “duruşma listesi” başlıklı 81. maddesinde de, “duruşmalı işlerde mübaşir tarafından mahkemesi; mağdur, şikayetçi ve sanık ile vekillerinin isimleri ve duruşma tarih ve saati yazılmak suretiyle bir liste düzenlenir ve bu liste duruşma salonu dışında herkesin görebileceği bir yere asılır. Bu listelerin bir sureti ayrı bir dosyada saklanır.” hükümleri dikkate alınmadan, (1. sıradan 12. sıradaki dava dosyasına kadar) tek duruşma saati verilerek (09.30, 09.35) de duruşmaya gelen müşteki vekilinin şika- yet hakkının düşürülmesine karar verilmesi…”; Yargıtay 19. Ceza Dairesi E. 2017/799, K. 2018/8528 ve T. 11.07.2018: “Duruşma saatinin 13:30 olduğu halde duruşmanın 15:04'de yapıldığı ve dosya içeriğinden duruşma gün ve saatinde adliyede bulunduğu anlaşılan ancak bir şekilde duruşmaya başlandığı hususunu öğrenemeyen şikayetçi vekilinin duruşmaya gel- mediğinden bahisle şikayet hakkının düşürülmesine karar verilmesi…” Yargıtay 19. Ceza Dairesi E. 2016/10918, K. 2018/6977 ve T. 06.06.2018: “22/01/2015 tarihli 2. celsede du- ruşma saatinin 09:30 olarak belirlenmesine rağmen UYAP kayıtlarındaki duruşma listesinde duruşma saatinin 11:10 olduğu, şikayetçi vekilinin duruşma saatini UYAP kayıtlarına göre öğrendiği kabul edilip, duruşma günü ve saatinde duruşma açılarak yargılamaya devam Şüpheli ve Sanığa Haklarının Açıklanmaması… | 2713 Yüksek mahkeme kararlarında görüleceği üzere duruşmaların aynı veya birbirine çok yakın saatlere planlanması adil yargılanma hakkının ihlalidir. Bu nedenden dolayı kaçırılan duruşmalar bakımından taraflar aleyhine bir sonuç doğmamalıdır. Yüksek mahkeme kararlarının yanında Hakimler ve Savcılar Kurulunun da tavsiye kararlarında söz konusu du- rumun yaşanmaması için gereken önlemlerin alınması gerektiği ifade edilmiştir. Tekrar etmek gerekir ki ceza muhakemesinde duruşma saatle- rinin sıkışık olarak planlanması, özellikle sanık bakımından olumsuz bir durum yaratacak ve sanığın savunma hakkını halel gelecektir. Ceza mah- kemesinde yargılanan bir sanığın adliyede uzunca bir süre beklemesi; he- yecan ve kaygısını artıracak, savunmasını etkileyecektir. Özellikle du- ruşma saatlerinin sıkışık olduğunu gören sanık, duruşmada dilediği şekil ve sürede savunma yapmaması gerektiği baskısını hissedebilir. Bunların savunma hakkı ve hakkaniyetle yargılanma hakkına uygun olmadığını belirtmek gerekir. Dolayısıyla hem duruşma saatleri arasında makul bir sürenin bulunması hem de gereksiz duruşmaların yapılmaması gerekir. Böylelikle diğer unsurlardan bağımsız olarak hem hakkaniyetli bir yargı- lama yapılmış olur hem de makul sürede yargılanma hakkına uygun ha- reket edilmiş olur. Son olarak duruşma saatindeki ufak sapmaların hak- kaniyetli bir yargılamanın yapılmadığı anlamına gelmeyeceğinin vurgu- lanması gerekir. Bu ufak sapmaların doğrudan tayin edilmesi mümkün değildir. Fakat kanaatimizce bir saatten fazla duruşmanın beklenmesi, ufak bir sapmadan öteye hakkaniyetli yargılamanın yapılmasını etkileye- cek bir süredir. V. “DURUŞMA ÖNCESİ HÂKİMİN KARAR METNİNİ HAZIR- LAMASI” EYLEMİNİN ADİL YARGILANMA HAKKI ÇERÇE- VESİNDE DEĞERLENDİRİLMESİ Uygulamada sıklıkla yaşanan durumlardan bir diğeri, CMK m.223 uyarınca duruşmanın sona ereceği ve hükmün açıklanacağı duruşmada olunması gerekirken vaktinden önce duruşma açılarak şikayetçi ve vekilinin hazır bulunma- ması sebebiyle şikayet hakkının düşürülmesine karar verilmesi…”; Yargıtay 11. Ceza Dai- resi E. 2012/20181, K. 2013/1312 ve T. 24.01.2013: “Adı geçen şikayetçinin taraf olduğu toplam 12 dava dosyalarının duruşma defterine 10. sıradan 22. sıraya kadar kaydı yapılarak saat 10:00 – 11:00 arasında olmak üzere tek bir süre verilmiş olduğunun anlaşılması karşı- sında; taraflar aleyhine haksız bir sonuca sebebiyet verilmemesi açısından, sözkonusu dosya- larla ilgili olarak davaların duruşmasının bitmesi muhtemel olan ve sonraki duruşmaların başlayacağı saat olan 11:00‘a kadar beklenerek gelen olmaması halinde şikayet hakkının dü- şürülmesine karar verilmesi gerektiği düşünülmeden bu saatten önce tutanak tutulmak sure- tiyle yazılı şekilde düşme kararı verilmesi…” 2714 | Arş. Gör. Kaan POLAT hâkimin karar metnini önceden hazırlamış olmasıdır. Bu husus da önce- kiler gibi Hakimler ve Savcılar Kurulu tarafından tespit edilmiştir. Kuru- lun “Ceza Mahkemelerine Yönelik Tavsiyeler Listesi”nin 38. başlığında “Du- ruşma ve Keşif Tutanakları ile Gerekçeli Kararların Matbu Olarak Düzenlendiği veya Kararların Yeterli Gerekçeyi İçermediği” tespiti şu şekildedir: “Duruşma tutanaklarının ve bunun devamı niteliğinde olup, dosya içeriğini yansıtan gerek- çeli kararın (keza bu kapsamda keşif tutanaklarının) önceden matbu şekilde ha- zırlanarak, boşlukların el yazısı ile doldurulması suretiyle ikmal edilmesinin Yar- gıtay 10. Ceza Dairesinin 15.03.2005 tarih ve 2004/23311 esas, 2005/2689 karar sayılı ve 7. Ceza Dairesinin 28.02.2005 tarih ve 2004/28592 esas, 2005/1153 sa- yılı kararlarında bozmaya konu edildiği hususuna dikkat edilmesi ve Ceza Mu- hakemesi Kanunu’nun 219, 221, 231 ve 232. maddelerine aykırılık teşkil eden ve sorumluluğu doğurabilecek nitelikteki bu tür uygulamadan kaçınılması, Ana- yasa’nın 141, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 34 ve 230. maddele- rinde düzenlenen kararların gerekçeli olarak yazılması gerektiği hususundaki amir hükmün ve Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 2014/15-460 esas ve 2015/198 karar sayılı ilamının da göz önünde bulundurulması…”124 Dolayısıyla “Kararın Önceden Hazırlanması” uygulaması Hakimler ve Savcılar Kurulunun da dikkatini çekmiştir. Söz konusu bu uygulama, hâkimin o gün gireceği tüm duruşmalar açısından yapıldığı görülmektedir. Böylelikle hâkim, hü- küm aşamasına geldiğinde önceden hazırlamış olduğu karar metninin kopyalanarak duruşma tutanağına yapıştırılmasını zabıt kâtibinden ister. Uygulamada “kopyala-yapıştır” olarak ifade edilen bu eylemin hakkani- yete uygun yargılanma hakkı, hâkimin tarafsızlığı ve masumiyet karinesi çerçevesinde değerlendirilmesi önem arz eder. Bu bağlamda öncelikle du- ruşmaya değinmek yerinde olacaktır. CMK m.175/f.1 uyarınca failin suçu işlediğine ilişkin yeterli şüp- heye ulaşan Cumhuriyet savcısının hazırlamış olduğu iddianamenin mahkeme tarafından kabul edilmesiyle kamu davası açılmış ve kovuş- turma evresi başlamış olur. Bu andan itibaren şüpheli, sanık sıfatını haiz olacaktır.125 Öğretide kabul edildiği üzere kovuşturma, toplam üç bölüm- den oluşmaktadır: 1. Duruşma Hazırlığı, 2. Duruşma, 3. Hüküm (Duruş- madan Sonuç Çıkarma, Son Karar).126 124 https://www.hsk.gov.tr/Eklentiler/310120251401ceza-mahkemeleri-tavsiyele- ripdf.pdf (Erişim Tarihi: 21.12.2025) 125 YENİSEY/NUHOĞLU, s. 751. 126 ÖZTÜRK, s. 628; YENİSEY/NUHOĞLU, s. 804; Hakan, KARAKEHYA, Ceza Muha- kemesi Hukuku (Muhakeme), Ankara 2024, s. 479; ŞAHİN/GÖKTÜRK, s. 472; Şüpheli ve Sanığa Haklarının Açıklanmaması… | 2715 Ceza muhakemesi hukuku bakımından duruşma, yargılama ma- kamı olan mahkemenin delillere doğrudan doğruya temas etmek sure- tiyle maddi gerçeğe ulaşmaya çalıştığı en önemli aşamadır.127 CMK m.217/f.1’de yer alan “Hâkim, kararını ancak duruşmaya getirilmiş ve huzu- runda tartışılmış delillere dayandırabilir. Bu deliller hâkimin vicdanî kanaatiyle serbestçe takdir edilir.” düzenlemesi, duruşmanın vicdani kanaatin oluş- tuğu devre olarak kabul eder.128 İlgililerin dinlenmesi, delillerin toplan- ması ve son sözün sanığa verilmesinden sonra mahkeme, duruşmada ileri sürülen ve tartışılan delillerden edineceği kanaate göre son karar mahiye- tinde olan bir hüküm vermek zorundadır. Bu hükmün kurulması ama- cıyla mahkeme heyetinin müzakereye çekilmesi (veya tek hâkimse ara vermesi ya da odasına çekilmesi129) suretiyle başlayan ve değerlendirme sonucu hükmün tefhim edilmesi ile sonlanan bir son karar devresi bulun- maktadır.130 Hüküm açıklanmadan önce hâkimlerin kararı kendi arala- rında tartışmalarına müzakere denmektedir.131 Yargıtay Ceza Genel Ku- rulunun vermiş olduğu bir kararda, toplu mahkemelerde müzakereye ilişkin hükümlerin uyulması gereken zorunlu ve emredici kurallar oldu- ğunu ifade etmiştir.132 CMK m.227 uyarınca müzakerede kural olarak sa- dece karara ve hükme katılacak hâkimler bulunur. Fakat CMK m.228 ge- reği müzakerenin yönetiminden sorumlu olan mahkeme başkanı, hâkim ve savcı yardımcıları ile mahkemesinde staj yapan stajyer avukatları mü- zakere sırasında hazır bulunmalarına izin verebilir. Mahkeme heyeti veya hâkim, bu müzakere veya ara sırasında tüm delilleri ve sanığın son sö- zünü de dikkate almak suretiyle bir kanaate ulaşacak ve CMK m.223’te DÜLGER/TAŞKIN, s. 697. Kovuşturmanın duruşma hazırlığı ve duruşma olmak üzere toplam iki devreden oluştuğunu fakat kovuşturmanın hükmün kesinleşme- siyle birlikte sona ermesinden dolayı üçüncü bir devre olarak kanun yolunun kabul edilmesi gerektiğine ilişkin görüş için bkz. ÖZBEK/DOĞAN/BACAKSIZ, s. 581. 127 KARAKEHYA, Duruşma, s. 43. 128 KARAKEHYA, Duruşma, s. 79. 129 KARAKEHYA, Muhakeme, s. 553. 130 ÖZTÜRK, s. 641. 131 DÜLGER/TAŞKIN, s. 749. 132 “Gerek Yargıtay uygulamalarında ve gerekse öğretide açıkça belirtildiği üzere bu düzenleme- ler toplu mahkemelerde müzakere ve oy vermelerde mutlaka uyulması gereken emredici usul kurallarıdır. Yargılamada kanıtların toplanmasından sonra hâkimlerin olay hakkında birbir- lerini aydınlatmaları için müzakere yapılır. Karar verilmeden önce böyle bir müzakerenin ya- pılmaması emredici usul kuralına aykırılık oluşturur. Karardan önceki tartışmada, meselenin varlığı, yokluğu, gerekliliği veya gerekmezliği öncelikle oylanarak, çözümlenmelidir. Zira, her hâkim CMK’nın 229. maddesinin 2. fıkrası uyarınca sorun hakkında oy vermek zorundadır.” Yargıtay Ceza Genel Kurulu, E. 2022/190, K. 2022/300 ve T. 26.04.2022. 2716 | Arş. Gör. Kaan POLAT yer alan hükümlerden birini verecektir. Fakat uygulamada CMK m.227’ye aykırı olarak Cumhuriyet savcısı da müzakereye katılmakta ve mahkeme heyetinin son kararını son anda etkileme imkânı bulunmakta- dır. Bu uygulamanın da adil yargılanma hakkına ve silahların eşitliği il- kesine uygun olmadığını şerh olarak düşmek gerekir.133 CMK m.223/f.1/c.1’de “Duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hü- küm verilir.” düzenlemesi yer almaktadır. Lafzi yorum yapıldığında dik- kat edilirse duruşmanın sona erdiği açıklandıktan sonra hükmün açıklan- ması değil, hükmün verilmesinden söz edilmektedir. “Hüküm verilir” ye- rine “hüküm açıklanır” düzenlemesi yer alsaydı mahkemenin önceden bir hüküm vereceği fakat bu hükmün ancak duruşmanın bitiminden sonra açıklanabileceği anlamı oluşurdu. Bir başka ifadeyle mahkemenin hükmü önceden kararlaştırılmış olması gerekecekti. Fakat ceza muhakemesi hu- kukunun amacı, çelişmeli muhakeme ve duruşmanın önemine uygun olarak hükmün verilmesinden bahsedilmiştir. Dolayısıyla mahkeme, du- ruşma sona erdikten sonra ne şekil bir hüküm vereceğini kararlaştırılma- lıdır. Buna göre önceden hükmün hazırlanması ve duruşmanın sona er- diği açıklandıktan sonra duruşma zaptına kopyala yapıştır yapmak sure- tiyle hükmün verilmesi mümkün değildir. Bu işlem olsa olsa hükmün açıklanmasıdır. Ancak mevcut mevzuat çerçevesinde bunun yapılması mümkün değildir. Mevzuat buna izin verseydi dâhi hakkaniyetli yargı- lanma hakkı çerçevesinde bunun değerlendirilmesi ayrıca gerekecektir. Hakkaniyetli bir yargılama sürecinin yürütülmesi, hakkaniyet ve adaletten uzak uygulamalardan kaçınılmasıyla mümkündür. Hakkani- yetli yargılamanın doğrudan bir tanımı bulunmamaktadır. Zira hakkani- yet, sürecin işleyişine göre anlam kazanır. Buna göre her olay bakımından özenle ve özellikle değerlendirilmelidir. Uygulamada karar duruşması olarak bilinen son duruşmada da deliller tartışılabilir, yeni bir delil ortaya çıkabilir, suçun hukuki niteliği değişebilir, cezada indirim veya artırım yapılmasını gerektiren sebepler ortaya çıkabilir, hatta hâkimin kanaati ta- mamen değişebilir. Aynı zamanda sanığa son sözün verilmesi alelade bir usuli düzenleme değil, tarihsel bir inkişafı olan ve son derece ehemmiyet arz eden bir düzenlemedir. Son söz hakkıyla sanık; önceden söylemiş ol- duğu beyanlardan sonra esasa veya şahsına ilişkin olarak bir şeyler söy- lemek, suçu ikrar etmek, mazeretini veya hatasını bildirmek gibi son bir 133 DÜLGER/TAŞKIN, s. 749; GÖKCEN, Ahmet: “Ceza Muhakemesinde Son Karar (Hüküm) Devresi”, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 6, S. 2, 2024, s. 1160. Şüpheli ve Sanığa Haklarının Açıklanmaması… | 2717 fırsat yakalamaktadır.134 Hükmün hâkim tarafından önceden hazırlanmış olması, sanığa son sözün verilmesi dâhil son duruşmadaki işlemlerin ta- mamının göz ardı edilmesine yol açabilecektir. Bunun da hakkaniyetli bir yargılama sonucunu doğurmayacağı açıktır. Ayrıca sanığa son sözün ve- rilmesi; sadece Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yer alan emredici hük- mün yerine getirilmesi maksadıyla değil, savunma hakkının kutsallığı bi- linciyle verilmelidir.135 Önemle belirtmek gerekir ki yargıdaki iş yükü dikkate alındığında duruşmada vakit kaybının önlenmesi için her dosya açısından matbu me- tinlerin kullanılmasında bir sorun görmüyoruz. Zira bu metinler tüm du- ruşmalarda kullanılmaktadır. Fakat sanığın cezasını etkileyecek veya ce- zasını tayin edecek metinlerin önceden hazırlanmış olması hakkaniyetle yargılanma hakkına aykırıdır. Söz gelimi; duruşma zaptında “sanık …………….,, dedi, beraatimi istiyorum aksi kanaatteyseniz lehe hükümlerin uy- gulanmasını istiyorum dedi, vb.” ibarelerinin yer almasında bir sorun yok- tur. Fakat önceden başka bir belgede dosya numaralarına göre doğrudan hükümlerin verilmiş olması ciddi bir sorundur. Antitez olarak “Hâkimin yoğun iş yükü kapsamında dosyayı önceden incelemesi ve karar vermesi daha adil bir sonuç doğuracaktır.” hususu ileri sürülebilir. Fakat bu durum, az önce açıkladığımız hususların doğruluğunu etkilemeyecektir. Ayrıca doğru bulmadığımız husus hâkimin önceden dosyaları incelemesi değil, hâki- min önceden hüküm vermesidir. Hâkimin yoğun iş yükü karşısında dos- yaları önceden incelemesi son derece doğal hatta gereklidir. Bu süre zar- fında bir kanaate ulaşması da mümkündür. Ancak hâkim, kendi ön yar- gısına karşı da hakkaniyetli bir yargılama yürütmelidir. Hâkimin son du- ruşmadan önce bir hüküm vermiş olması, kendi ön yargısını oluşturacak- tır. Böylelikle son duruşmada ne olursa olsun hâkimin kanaati kolaylıkla değişmeyecektir. Bir başka ifadeyle hâkimin kararını değiştirme eğilimi, pek karşılaşılacak bir durum değildir. Özellikle yargılama konusu suç, ağır ceza mahkemesinin görev alanına girmeyen bir suçsa hâkimin kara- rını değiştirme ihtimali daha da azalacaktır. Çünkü bu durumda hâkim, tekrar yeni bir hüküm kurmamak ve zahmet göstermemek için kararını kanun yolu denetimine bırakabilecektir. Dolayısıyla hem son duruşma hem de sanığın son sözünün önemi kalmayacaktır. Sonuç olarak hâkim, 134 KAZAKER, Gözde: “Sanığın Son Söz Hakkına İlişkin Bir Yargıtay Ceza Genel Ku- rulu Kararı Üzerine Düşünceler”, Çukurova Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 4, S. 7, 2017, s. 68. 135 KAZAKER, s. 71. 2718 | Arş. Gör. Kaan POLAT hakkaniyetli bir yargılama yürütebilmesi için hükmünü mutlaka sanığın son sözünü duyduktan sonra vermelidir. Önceden verilmiş olan hükmün sonradan değiştirilmesi, imkânsız olmamakla birlikte çok zordur. Hâkimin önceden karar metnini hazırlama nedeni olarak Türk Ceza Kanunu’nun “Cezanın Belirlenmesi” başlıklı 61. maddesi gösterilebilir. TCK m.61, temel ve sonuç cezaya ilişkin hükümler dikkate alınmak sure- tiyle somut cezanın tayin edilmesini sağlayan bir hükümdür.136 Buna göre hâkim, maddi bir hata yapmamak için önceden vereceği hapis veya adli para cezasının miktarını hesaplayabilir. Fakat bu antitez de az önce açık- ladığımız hususların doğruluğunu etkilemeyecektir. Zira hakkaniyetli bir yargılamanın yapılması, maddi hatanın yapılmamasına feda edilemez. Ayrıca TCK m.61’de yer alan hesaplamaları hâkimin deneyimi doğrultu- sunda birkaç dakikada yapması gayet mümkündür. Sırf bu nedenden do- layı hâkim önceden karar vermesi kabul edilemez. Ek olarak hükümde maddi bir hatanın yapılması hâlinde de bu durum, kanun yolu deneti- miyle düzeltilebilecektir. Kanaatimizce üç hâkimden oluşan ağır ceza mahkemesi ile bir hâkimden oluşan asliye ceza mahkemesi bakımından karar metninin ön- ceden hazırlanması arasında bir ayrım yapılması, hukuk tekniği bakımın- dan mümkün değildir. Nitekim bu ayrımın yapılması mevzuata da aykırı olacaktır. Ceza Muhakemesi Kanunu’nda son duruşmaya ilişkin yer alan hükümlerin nedeni, usuli bir uygulamayı icra etmek değildir. Sanığın son sözü duyulmadan hükmün verilmiş olması, hakkaniyetli bir uygulama doğurmayacaktır. Buna karşı antitez olarak “Hâkim son sözü duyduktan sonra kararını değiştirebilir.” ifadesi doğal olarak ileri sürülebilir. Ancak unutulmamalıdır ki hâkimin önceden karar verdiği bilen sanık, son du- ruşmada rahat bir şekilde son savunmasını yapamayacağı gibi son sözle- rini de dilediği şekilde söylemeyecektir. Zira hâkim tarafından kararın çoktan verildiğini bilecektir. Sanığın son sözünü söylemesinden önce hâkim tarafından hükmün verilmiş olması; sadece sanığın son sözüne iliş- kin değil, müdafinin savunması bakımından da sorun yaratacaktır. Ön- ceden belirtmiş olduğumuz üzere hâkimin önceden vermiş olduğu kararı sonradan değiştirme eğilimi de son derece düşüktür. Çünkü hâkim, du- ruşmadan önce bir ön yargıda bulunmuştur. 136 Ayrıntılı bilgi için bkz. POLAT, Kaan: “Türk Ceza Kanunu m. 61 Açısından Cezanın Belirlenmesi”, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 6, S. 1, 2024, s. 575 vd. Şüpheli ve Sanığa Haklarının Açıklanmaması… | 2719 Ayrıca hâkimin karar metnini son duruşmadan önceden hazırlama- sının hâkimin tarafsızlığını zedeleyip zedelemediği de kısaca üzerinde durulması gereken bir husustur. Bağımsızlığın tamamlayıcısı olan hâki- min tarafsızlığı137, İHAS m.6/f.1’de “Herkes davasının, … cezai alanda kendi- sine yöneltilen suçlamaların esası konusunda karar verecek olan, yasayla kurul- muş, bağımsız ve tarafsız bir mahkeme tarafından, … görülmesini isteme hak- kına sahiptir.” ve Any m.9’da “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır.” şeklinde düzenlenmiştir. Her ne kadar hukuki metinlerde “mahkeme” terimi kullanılmış olsa da çalışma konu- muz açısından “hâkim”in tarafsızlığı terimini kullanmayı tercih ediyoruz. İHAM, tarafsızlığı objektif tarafsızlık ve sübjektif tarafsızlık olmak üzere ikiye ayırır. Böylelikle İHAM, mahkemenin tarafsız olup olmadığını hem öznel hem de nesnel bir sınamayla tespit edecektir.138 Sübjektif tarafsızlık, hâkimin içsel anlamda tarafsız olması ve ön yargıdan uzak bir biçimde karar vermesi; objektif tarafsızlık, hâkimin üçüncü kişiler nezdinde taraf- sız oluşuna halel getirecek eylemlerden kaçınması ve tarafsız oluşlarıyla ilgili dışarıya güven vermesidir. Başka bir deyişle sübjektif tarafsızlık öz- nelken objektif tarafsızlık nesneldir. İnsanların hukuka olan güveninin zedelenmemesi için objektif tarafsızlık oldukça önem arz eder. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi, hâkimin sübjektif tarafsızlığını karine olarak kabul eder. Bir başka ifadeyle hâkimin sübjektif olarak ta- rafsız olmadığı ispat edilene kadar hâkim tarafsız sayılır. Hâkim üzerinde felsefi, bireyseli ahlaki, ideolojik gibi etmenler karar verme sürecinde et- kide bulunduğuna dair makul ve ciddi bir şüphe bulunuyorsa hâkimin sübjektif olarak taraflı olduğuna kanaat getirilebilir.139 Hâkimin objektif tarafsızlığında ise İHAM; adaletin tesis edilmesinin yetmeyeceği, adaletin tesis edildiğinin sarih bir şekilde gösterilmesi ve görülmesi gerektiğini aramaktadır. Hâkimin tarafsız olup olmadığı, makul bir üçüncü kişinin konuya gerçekçi ve mantıklı olarak bakması ve taraflılık yönünde bir al- gıya sahip olup olmadığı biçimde değerlendirilmelidir.140 İnsan Hakları Avrupa Mahkemesinin Morel/Fransa kararı, çalışma konumuz açısından dolaylı olarak önem arz eder. Mahkemeye göre 137 PEKCANITEZ, s. 40. 138 AKTEPE ARTIK, Sezin, Medeni Usul Hukukunda Adil Yargılanma Hakkı, 1. Baskı, Ankara 2014, Adalet Yayınevi, s. 215. 139 TOPUZ, Gökçen/KONAN, Belkıs: “Geçmişten Günümüze Türk Hukukunda Hâki- min Tarafsızlığı”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 66, S. 4, 2017, s. 776-777. 140 İNCEOĞLU, Sibel, Yargıcın Davranış İlkeleri, 1. Baskı, İstanbul 2008, s. 35. 2720 | Arş. Gör. Kaan POLAT hâkimin yalnız yargılama öncesi birtakım kararlar almış olması, onun ta- rafsızlığına halel geldiği anlamına gelmez. Bu bağlamda hâkimin dosya hakkında ayrıntılı bilgi sahibi olması, esas hakkında karar verirken taraf- sız olamayacağına dair bir ön yargı taşıdığı söylenemez. Ön değerlendir- menin yapılmış olması da nihai değerlendirmenin karara bağlandığı an- lamına gelmez. Önemli olan, bu nihai değerlendirmenin karar verildiği anda yapılması ve duruşmada sunulan deliller ile dinlenen taraf beyanla- rına dayanmasıdır.141 Hâkimin karar metnini önceden hazırlaması, bu ka- rar incelendiğinde bir ön değerlendirme olarak kabul edilir. Fakat bu ön değerlendirmenin duruşma sırasında kopyala yapıştır yapılmak suretiyle duruşma zaptına aynen eklenmesi, bunu bir nihai değerlendirmeye dö- nüştürecektir. Kanaatimizce bu durumda hâkimin tarafsız olmadığından bahsetmek mümkün değildir. Zira hâkimin bu ön değerlendirmeye de- ğiştirmesi mümkündür. Uygulamada bunun bazen yapılmaması ise farklı bir durumdur. Her ne kadar hâkimin yaptığı bu eylemin doğrudan hâkimin tarafsızlığı ilkesine aykırı olduğunu düşünmesek de bunun hak- kaniyetli yargılama ilkesine uygun olmadığını ifade etmemiz gerekir. Ay- rıca sanığın, hâkimin karar metnini önceden hazırladığını bilmesi ve hâki- min bunu bir alışkanlık hâline getirmesi hâlinde sübjektif tarafsızlığına halel gelmiş olmasa bile objektif tarafsızlık bakımından bir sorun oluşabi- leceği de vurgulanmalıdır. Çünkü hâkimin istikrarlı olarak yapmış ol- duğu bu eylem, üçüncü kişiler bakımından hâkimin hukuka uygun hare- ket etmediği ve önceden zihninde var olan bir duruma göre sürekli karar verdiği izlenimini doğurabilir. Ancak kanaatimizce genel anlamda hâki- min karar metnini önceden hazırlaması, hâkimin tarafsız olmadığı anla- mına gelmediğini ifade etmek gerekir. Hâkimin karar metnini önceden hazırlamasının masumiyet karine- sine aykırı olup olmadığı da kısaca değerlendirilmelidir. İHAS m.6/f.2’de yer alan “Bir suç ile itham edilen herkes, suçluluğu yasal olarak sabit oluncaya kadar masum sayılır.” ile Any m.38/f.4’te yer alan “Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar, kimse suçlu sayılamaz.” düzenlemeleri, masumiyet karine- sine ilişkindir. Masumiyet karinesi, Anglo-Sakson hukuku kaynaklı olan ve adil yargılanma hakkının özünü oluşturan ceza hukukunun evrensel ilkelerinden biridir.142 Bu karineye göre mahkemeler, sanığa karşı tarafsız olduğuna dair bir güvence vermekte ve hüküm kesinleşmeden önce 141 Morel/France, 34130/96, 06.06.2000, Paragraf 40 vd.; AKTEPE ARTIK, s. 223. 142 YILDIRIM, Akif, “Anayasa Mahkemesi Uygulamasında Masumiyet Karinesi”, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, S. 9, 2017, s. 492. Şüpheli ve Sanığa Haklarının Açıklanmaması… | 2721 sanığa suçluymuş gibi kabul edilmesinin önüne geçilmesini amaçlayan bir dokunulmazlık sağlamaktadır.143 Ayrıca bu karinenin ihlali sadece hâkim tarafından değil, diğer kamu makamları tarafından da ihlal edile- bilir.144 Hâkimin önceden karar metnini hazırlaması ve bu metinde sanığı hapis cezası ile cezalandırılması, kanaatimizce masumiyet karinesinin ih- lali olarak değerlendirilemez. Çünkü hâkim; önceden karar vermiş ol- masa dâhi, bir başka ifadeyle karar duruşmasında sanığın suçlu olduğuna kanaat getirip hapis cezasına o an karar verse dâhi (kanun yolunun bu- lunduğu hâlde) masumiyet karinesinin ihlalinden bahsedilmez. Aksinin kabulü, bu ilkenin varoluş amacına aykırı olur. Sanığın suçlu olarak kabul edilmesi, hükmün kesinleşmesine bağlıdır. Bu karinenin ihlali, hüküm kesinleşmeden sanığa hukuken suçlu muamelesinin yapılmasıdır. Ancak hâkimin sanık hakkında karar duruşmasından önce veya karar duruş- ması sırasında sanığın suçlu olduğuna kanaat getirmesi, ceza muhake- mesi hukukunun özünde bulunmaktadır. Hâkimin o kararı vermesi, sa- nığın suçlu olduğunu göstermeyecektir. Zira hüküm, henüz kesinleşmiş olmayacaktır. Ancak hükmün kesinleşmesi için izlenilmesi gereken süreç başlayacaktır. Buna benzer olarak hâkimin karar metnini önceden hazır- laması da sanığın mutlak olarak suçlu olduğu anlamına gelmeyecektir. Sadece hâkimin nasıl bir karar vereceğinin öngörülmesini sağlayacaktır. Sonuç olarak her ne kadar yargıdaki yoğun iş yükü; hâkimleri karar metnini önceden hazırlamaya teşvik etse de bu iş yükü, adaletin özü ve hakkaniyetin gereğinden taviz verilmesi için geçerli bir sebep değildir. Zira kişilerin temel hak ve hürriyetlerine en yoğun müdahalede bulunan alan olan ceza hukukunda, en ufak bir dikkatsizlik ve hatanın yaşanma- ması gerekir. Aksi takdirde telafisi mümkün olmayan veya mümkün ol- makla birlikte oldukça güç olan sonuçlar ortaya çıkabilir. Bundan dolayı hâkimlerin karar vermeden önce sanığın son sözünü dinlemesi sadece hukuken değil, vicdanen de zorunludur. Son duruşmada belirtilecekler dikkate alınmadan ve sanığın son sözü dinlenmeden kararın önceden ve- rilmesi, hâkimin ön yargısı olarak kendini gösterecek ve bu durum hak- kaniyetli bir yargılamaya uygun olmayacaktır. Dolayısıyla yargıdaki iş yükü ne kadar yoğun olursa olsun karar metinleri önceden hazırlanma- malı, sanığın son sözü dinlendikten sonra duruşma sona erdirilmeli ve hüküm o andan itibaren verilmelidir. CMK m.231 uyarınca kanun 143 SCHROEDER/YENİSEY/PEUKERT, s. 30. 144 AKBULUT, s. 188; İHAM Allenet de Ribemont v. Fransa B. 15175/89, T. 10.02.1995, Pa- ragraf 36. 2722 | Arş. Gör. Kaan POLAT koyucu; hâkimden o anda ayrıntılı bir gerekçe sunmasını zaten bekleme- mekte, sadece gerekçenin ana çizgileriyle anlatılmasını emretmektedir. CMK m.232/f.4 uyarınca da hükmün açıklanmasından on beş gün içinde gerekçeli kararın yazılması gerekiyor. Buna göre duruşma sona erdikten sonra hâkimden ayrıntılı bir gerekçenin yazılması o an beklenmemekle birlikte hâkimin hüküm vermesi zorunludur. SONUÇ Hukukun gelişebilmesi; sadece teorik tartışmaların ele alınmasına değil, bu teorilerin uygulamada nasıl karşılık bulduğunun da incelenme- sine bağlıdır. Aksi bir yaklaşım, hukukun yalnızca normatif metinlerden ibaret olduğu gibi eksik bir kabule yol açar. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, esasen 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun uygulanma usulünü ve ceza yargılamasının hangi esaslar çerçevesinde yürütüleceğini düzen- leyen temel mevzuattır. Her ne kadar söz konusu Kanun, ceza muhake- mesine ilişkin ayrıntılı hükümler içerse de uygulamada kimi zaman bu hükümlere yeterince uyulmadığı görülmektedir. Böylelikle kanun mad- deleri sadece teoride kalabilmektedir. Bunun yanında, bazı durumlarda şeklen kanuna uygun bir yargılama yapılmakla birlikte, kanunun ama- cıyla ve dayandığı temel hak ve ilkelerle bağdaşmayan sonuçlar ortaya çıkabilmektedir. Uygulamadaki faaliyetlerin şeklen kanuna uygun olup olmadığı tartışılmalıdır. Bu çalışma, ceza muhakemesi pratiğinde sıklıkla karşılaşılan üç uygulama örneğini ele alarak, bunların adil yargılanma hakkı bakımından değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Birincisi; devlet karşısında güçsüz konumda bulunan şüpheli veya sanığın korunmasına yönelik güvencelerin başında, haklarının kendisine açık ve anlaşılır biçimde bildirilmesine ilişkindir. Ceza Muhakemesi Ka- nunu’nda bu yükümlülük; yakalamaya ilişkin CMK m.90’da, ifade ve sorgu usulünü düzenleyen CMK m.147’de ve duruşmanın başlamasına dair CMK m.191’de hüküm altına alınmıştır. Buna göre, yakalama anın- dan itibaren kişiye susma hakkı, müdafi yardımından yararlanma hakkı, sulh ceza hâkimine başvurma hakkı, yakınlarına haber verilmesini isteme hakkı ve lehine olan delillerin toplanmasını talep etme hakkı gibi temel güvencelerin açıklanması zorunludur. Kanun metninde yer yer “bildiri- lir” veya “hatırlatılır” ifadeleri kullanılmış olsa da, kanun koyucunun amacı ve şüpheli ya da sanığın muhakemedeki zayıf konumu dikkate alındığında, bu hakların salt şekli bir bildirimle yetinilmeyip, fiilen öğre- tilmesi ve açıklanması gerektiği açıktır. Ancak uygulamada çoğu zaman bu yükümlülük, yakalama veya ifade tutanaklarında yer alan matbu Şüpheli ve Sanığa Haklarının Açıklanmaması… | 2723 ifadelerin şüpheliye gösterilip imzalatılmasıyla sınırlı kalmaktadır. Üste- lik birçok durumda, söz konusu hakların yer aldığı belgeler, ifade işlemi tamamlandıktan sonra şüphelinin önüne konulmaktadır. Benzer bir du- rum duruşma aşamasında da gözlemlenmektedir. Her ne kadar duruşma zaptında sanığa kanuni haklarının hatırlatıldığı belirtilse de, gerçekte bu hakların açıklanmadığı, hatta çoğu zaman hatırlatmanın dahi yapılma- dığı görülmektedir. Oysa şüpheli veya sanığa haklarının usulüne uygun şekilde açıklanmaması hâlinde, bu kişilerin beyanları ya da bu beyanlar aracılığıyla elde edilen deliller, CMK m.217/2 uyarınca hukuka aykırı de- lil niteliği taşır ve hükme esas alınamaz. Şüpheli ve sanığa haklarının öğretilmesi, ifade verme özgürlüğü- nün bir gereğidir. İfade verme özgürlüğü, şüphelinin kendi beyanları ara- cılığıyla kendini yükümlülük altına sokma zorunluluğunun bulunmama- sıdır. Kişinin haklarını öğrenme hakkı; sadece usuli bir düzenleme değil, savunma hakkının olmazsa olmazıdır. Kolluk veya yargıdaki iş yükü ne kadar yoğun olursa olsun şüpheli ve sanığın hakları detaylı olarak kendi- sine açıklanmalı, ayrıntılı aydınlatma yükümlülüğü yerine getirilmelidir. Aksi takdirde hem savunma hakkı kısıtlanmış olur hem de hakkaniyetli bir yargılamanın varlığından bahsetmek mümkün olmaz. Böylelikle de İHAS m.6/f.1 gereğince adil yargılanma hakkının ihlali kendini göstermiş olur. Sadece yakalama tutanağı, şüpheli ifade tutanağı veya duruşma tu- tanağında CMK m.90/147/191 uyarınca şüpheli veya sanığa haklarının ha- tırlatıldığını ya da açıkça anlatıldığının yazması; herhangi bir anlam ifade etmeyecektir. Kişiye, suç isnadı altında olduğu andan itibaren hakları açıklanmalı ve öğretilmelidir. İkinci olarak, duruşmaların çoğu zaman birbirine son derece yakın zaman dilimlerine, hatta kimi hâllerde aynı saate denk gelecek şekilde planlandığı görülmektedir. Bu durum, farklı dosyalara ait sanıkların ve müdafilerin duruşmaya katılabilmek için aynı saatlerde adliyede bulun- malarına yol açmaktadır. Uygulamada bu sorunun temelinde, hâkimlerin makul sürede yargılanma hakkını gözetme çabası ve yargılamaların mümkün olan en kısa sürede sonuçlandırılması isteği bulunmaktadır. Ancak makul sürede yargılanma hakkı; her ne kadar adil yargılanma hak- kının ayrılmaz bir unsuru olsa da, diğer temel güvencelerin göz ardı edil- mesini meşrulaştıran bir gerekçe olarak kullanılamaz. Bir güne çok sayıda duruşma sığdırılması, sanık ve müdafilerin adliyede uzun süreler bekle- mesine neden olmakta; bu durum, savunmanın hazırlanması ve sunul- ması bakımından ciddi bir zaman baskısı yaratmaktadır. Sanıkların 2724 | Arş. Gör. Kaan POLAT adliye koridorlarında geçirdikleri sürenin uzaması, savunma sırasında hissedilen stres, kaygı ve korku duygularını da artırmaktadır. Öte yan- dan, hâkimin de bir insan olduğu gerçeği göz önünde bulunduruldu- ğunda, aynı gün içinde çok sayıda dosyaya bakmak zorunda kalmasının, ceza muhakemesinin temel amacı olan maddi gerçeğe ulaşmayı güçleştir- diği açıktır. Yargılamaların hızlandırılması adına maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasının tehlikeye atılması ise kabul edilebilir değildir. Bu itibarla, duruşmaların birbirine çok yakın saatlere planlanması; İHAS m.6/f.3’te güvence altına alınan savunma hakkı ile aynı maddenin 1. fıkrasında dü- zenlenen hakkaniyete uygun yargılanma hakkıyla bağdaşmamaktadır. Yargı mercilerinin karşı karşıya olduğu iş yükü, bu haklara gösterilmesi gereken özen ve dikkatin azaltılmasına gerekçe teşkil etmemelidir. Kana- atimizce sanık ve müdafinin duruşma için bir saatten fazla beklemek zo- runda kalması, adil yargılanma hakkının zedelenme riskinin ciddi bi- çimde arttığı bir eşik olarak değerlendirilmelidir. Bu nedenle hâkimlerin, duruşma saatlerini belirlerken dosyadaki sanık sayısını, isnat edilen su- çun niteliğini ve ağırlığını, tanık sayısını ve benzeri hususları dikkate ala- rak makul duruşma aralıkları oluşturması gerekir. Gerektiğinde ek du- ruşma yapılmalı; gereksiz ertelemelerden de kaçınılmalıdır. Üçüncüsü; hâkimin son duruşmadan (karar duruşmasından) ön- ceki bir zaman diliminde karar metnini (hükmü) hazırlamış olmasıdır. Uygulamada sıklıkla yaşanan bu durum, benzer şekilde yargıdaki yoğun iş yükünden kaynaklanır. Karar metinlerinin önceden hazırlanması ve duruşma sırasına göre karar metinlerinin kopyala yapıştır yapılmak sure- tiyle duruşma zaptına yerleştirilmesi; son duruşmada ileri sürülen delil- lerin, sanığın son sözünün veya yargılamanın seyrini etkileyebilecek di- ğer hususların yeterince dikkate alınmaması riskini doğurabilmektedir. Hâkim tarafından yapılan bu eylem, İHAS m.6/f.2’de düzenlenen masu- miyet karinesi ve İHAS m.6/f.1’de düzenlenen hâkimin tarafsızlığı ve hakkaniyetle yargılama çerçevesinde ele alınmalıdır. Hâkim sübjektif ve objektif olarak tarafsız olduğu, aksi ispat edilene kadar kabul edilir. Ay- rıca hâkimin sırf önceden karar metnini hazırlaması, onun taraflı olarak hareket ettiği anlamına doğrudan gelmez. Zira o ana kadar elde edilene delillere göre bir değerlendirme yapar. Hâkimin taraflı olarak hareket et- mesi; kişisel, siyasi, dini ve benzeri bir sebebe sahip olarak önceden sanı- ğın suçlu olarak kabul edilmesi hâlinde mümkün olur. Ancak buna ben- zer hâller bulunması hâlinde hâkimin tarafsızlığından şüphe edilip CMK m.24 hükümlerine başvurulabilir. Hâkimin karar metnini önceden Şüpheli ve Sanığa Haklarının Açıklanmaması… | 2725 hazırlaması, kanaatimizce masumiyet karinesinin ihlali olarak da kabul edilemez. Çünkü hâkim, son duruşmada yaşanacak gelişmelere göre ka- rarını her zaman değiştirebilir. Ayrıca hâkimin karar metnini önceden ha- zırlaması ile hâkimin duruşma sonunda hükmünü vermesi arasında ma- sumiyet karinesi bakımından bir fark oluşmayacaktır. Zira masumiyet ka- rinesi, hükmün kesinleşmesine kadar devam eder. Hâkimin duruşmanın sonunda hükmü vermesiyle hükmün kesinleşme sürecinin adımı atılmış olacaktır. Hâkimin yapmış olduğu kararı önceden yazma eylemi, adil yargı- lanma hakkının esasını oluşturan hakkaniyete uygun yargılanma hakkı çerçevesinde ele alınmalıdır. Günümüzdeki dosya sayılarının çok fazla olduğu dikkate alındığında mahkemelerin matbu duruşma zaptları ve metinleri kullanmalarında bir sorun görmüyoruz. Çünkü matbu metinler kural olarak duruşmasının esasını etkilememektedir. Fakat sanığın ceza- sını az-çok veya leh-aleyhe etkileyecek metinlerin önceden hazırlanmış olması hakkaniyetle yargılanma hakkına uygun olmayabilir. Örneğin; duruşma zaptında “sanık …………….,, dedi, beraatimi istiyorum aksi kana- atteyseniz lehe hükümlerin uygulanmasını istiyorum dedi, vb.” ifade yer alabi- lir. Suç işlediği iddasıyla yargılanan sanığın beraatini istemesi hayatın olağan akışına uygundur. Dolayısıyla bu ibarenin önceden duruşma zap- tında yer alması hakkaniyetle yargılamaya halel getirmeyecektir. Önem arz eden husus duruşmanın sona ermesinden sonra açıkla- nacak hükmün önceden verilmiş olmasıdır. Hâkimin dosyayı önceden in- celenmesi hem gerekli hem faydalıdır. Önceden incelenmeyen bir dosya- nın duruşma sırasında incelenmesi maddi ve şekli hatalara yol açabilir. Bu incelemeyi yaparken hâkimin bir kanaate ulaşması da doğaldır. Fakat bunun önceden karar metni olarak yazılması, hâkimin ön yargısını oluş- turur. Hâkimin kendi ön yargısına karşı da hakkaniyetli bir yargılama yü- rütmesi gerektiğini ifade etmemiz gerekir. Şayet hâkim, duruşmada kul- lanmak ve duruşmayı sona erdirmek üzere kanaatini yazılı hâlde getir- mişse son duruşmada ne olursa olsun hâkimin kanaati kolaylıkla değiş- meyecektir. Bu durumunda hâkimin kararını değiştirme eğilimi, pek kar- şılaşılacak bir durum değildir. Özellikle ağır ceza mahkemesinin görev alanına girmeyen bir suç bakımından hâkimin kararını değiştirme ihti- mali daha da azalacaktır. Zira hükmedilecek cezanın kesinleşmesinin ar- dından sanığın bu cezayı ceza infaz kurumunda çekmesi ihtimali oldukça düşüktür. Böylelikle hem son duruşma hem de sanığın son sözünün önemi kalmayacak ve duruşma öncesi hüküm çoktan verilmiş olacaktır. 2726 | Arş. Gör. Kaan POLAT Ayrıca hâkimlerin karar metinlerini önceden hazırladığını bilen sanıklar bakımından da etkin bir savunma hakkının varlığından bahsetmek de mümkün olmayabilir. Zira sanık, nasıl bir savunmada bulunursa bulun- sun yüksek ihtimalle kendisi aleyhine bir mahkûmiyet kurulmuş oldu- ğunu ve bunun değişmeyeceğini düşünebilir. Hatta böyle bir durumda sanığın CMK m. 24 uyarınca hâkimin reddini talep etmesi dâhi mümkün- dür. Çünkü hangi savunma yapılırsa yapılsın, hâkimin önceden vermiş olduğu kararın tek bir kelimesinin bile değiştirilmemesi, hâkimin taraf- sızlığına ilişkin bir şüphe doğuran neden olarak değerlendirilebilir. Sonuç olarak her ne kadar yargıdaki yoğun iş yükü; hâkimleri karar metnini ön- ceden hazırlamaya sebep olsa da bu iş yükü, adaletin özü ve hakkaniyetin gereğinden taviz verilmesi için geçerli bir sebep değildir. Zira kişilerin te- mel hak ve hürriyetlerine en yoğun müdahalede bulunan alan olan ceza hukukunda, en ufak bir dikkatsizlik ve hatanın yaşanmaması gerekir. Aksi takdirde telafisi mümkün olmayan veya mümkün olmakla birlikte oldukça güç olan sonuçlar ortaya çıkabilir. Bundan dolayı hâkimlerin ka- rar vermeden önce sanığın son sözünü dinlemesi sadece hukuken değil, vicdanen de zorunludur. Ayrıca CMK m.223/f.1/c.1 düzenlemesi çerçeve- sinde yaptığımız lafzi yorum doğrultusunda da hâkimin hükmü, du- ruşma sona erdikten sonra vermesi (kurması) gerektiği görülecektir. Hâki- min karar metnini önceden hazırlaması, kanaatimizce adil yargılanma hakkının özü olan hakkaniyetle yargılanma hakkının ihlali olarak karşı- mıza çıkar. Ancak özellikle vurgulanmalıdır ki, hâkimin dosyayı du- ruşma öncesinde inceleyerek bir kanaat edinmesi ile bu kanaati duruş- mada esas almak üzere önceden yazılı hâle getirmesi aynı nitelikte eylem- ler değildir. İlk durumda, hakkaniyete uygun yargılanma ilkesine hizmet edilirken; ikinci durumda bu ilke ile bağdaşmayan bir sonuç ortaya çık- maktadır. Sonuç olarak ceza muhakemesi hukukunda yaşanan ve HSK tara- fından da tespit edilen bazı uygulamalar, adil yargılanma hakkı teme- linde birtakım hakları ihlal edebilir. Yargı ve kollukta iş yükü ne kadar yoğun olursa olsun, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi ve ilgili diğer dü- zenlemelerde yer alan haklar göz ardı edilemez. Ceza yargılamaları ol- dukça dikkatli yürütülmeli ve şüpheli ile sanığın haklarına riayet edilme- lidir. Şüpheli ve sanığın, devlet karşısında son derece zayıf olduğu dik- kate alındığında bu hakların aslında silahların eşitliğini sağlaması açısın- dan önem arz ettiği görülecektir. Şüpheli veya sanığa haklarının açıklan- maması, duruşmaların yakın saatlere planlanması sonucu hem sanık hem Şüpheli ve Sanığa Haklarının Açıklanmaması… | 2727 müdafinin olumsuz etkilenmesi, karar metninin önceden hazırlanması uygulamalarının adil yargılanma hakkına aykırı olduğu vurgulanmalı- dır. 2728 | Arş. Gör. Kaan POLAT KAYNAKÇA AKBULUT, Olgun: “Adil Yargılanma Hakkı (AİHS m. 6)”, Galatasaray Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 1, S. 1, 2002, s. 175-207. AKSOY İPEKÇİOĞLU, Pervin: “Gözaltında Alınan İfadenin Önem ve Delil Değeri”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 57, S. 3, 2008, s. 51-82. AKTEPE ARTIK, Sezin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve Avrupa İn- san Hakları Mahkemesi Kararları Işığında Türk Medeni Usul Hukuku Açısından Adil Yargılanma Hakkı, Yayımlanmış Dok- tora Tezi, İstanbul, Galatasaray Üniversitesi Sosyal Bilimler Ens- titüsü, 2013. AKTEPE ARTIK, Sezin: Medeni Usul Hukukunda Adil Yargılanma Hakkı, 1. Baskı, Ankara 2014. AKYAZAN, Ahmet Emrah: “Miranda Hakları (Miranda v. Arizona 1966)” Türkiye Barolar Birliği Dergisi, C. 20, S. 71, 2007, s. 339- 354. ANAYURT, Ömer: Anayasa Hukuku (Temel Hukuk Dizisi), 5. Baskı, An- kara 2024. APİŞ, Özge: “Güncel Yargı Kararları ve Yasa Değişiklikleri Işığında İfade Alma ve Sorgu Sırasında Şüpheli/Sanığın Hakları”, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hukuk Araştırmaları Dergisi, C. 25, S. 1, 2019, s. 53-85. ARICAN, Mehmet: “Ceza Muhakemesi Hukukunda İfade Alma ve Sorgu”, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 17, S. 1, 2009, s. 43-66. ARIK, Kemal Fikret: “İnsan Haklarının Milletlerarası Korunması (Av- rupa İnsan Hakları Sözleşmesi Çerçevesinde) (Milletlerarası Ko- runma)”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, C. 15, S. 4, 1960, s. 113- 150. ARIK, Kemal Fikret: “Türk Hâkimi ve İnsan Hakları Sözleşmesi (İnsan Hakları Sözleşmesi)”, Adalet Dergisi, C. 53, S. 2, 1962, s. 109-127. Şüpheli ve Sanığa Haklarının Açıklanmaması… | 2729 AVCI, Mustafa: “Sanığın Kolluk Tarafından Sorgulanmasında İnsan Hak- ları Bakımından Hakim Olan İlkeler”, Eskişehir Barosu Dergisi, S. 1, 2003, s. 57-60. BARKHUYSEN, Tom/ van EMMERİK, Michiel: “Rechtsbescherming te- gen de overheid en het EVRM”, Tijdschrift Voor Milieuschade En Aansprakelijkheidsrecht, C. 20, S. 4, 2006, s. 130-142. BOGGS, Danny Julian: “The Right to a Fair Trial”, The University of Chi- cago Legal Forum, C. 1998, S. 1, 1998, s. 1-24. ÇETİN, Beytullah: Savunma Hakkının Kısıtlanması, 1. Baskı, Ankara 2018. DEMİRBAŞ, Timur: Soruşturma Evresinde Şüphelinin İfadesinin Alın- ması, 7. Baskı, Ankara 2024. DUTERTRE, Gilles: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Kararlarından Ör- nekler, 1. Baskı, Strazburg 2003. DÜLGER, Murat Volkan/TAŞKIN, Şaban Cankat: Ceza Muhakemesi Hukuku, 2. Baskı, Ankara 2024. DÜLGER, Murat Volkan: Ceza Muhakemesi Hukukunda Dışlama Kuralı ve Hukuka Aykırı Delillerin Uzak Etkisi (Zehirli Ağacın Meyvesi Öğretisi), 1. Baskı, Ankara 2014. ERCAN, Mehmet Sercan: “Kovuşturma Evresinde Sanığın Hakları”, İs- tanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 6, S. 1, 2019, s. 181-197. GÖKCEN, Ahmet: “Ceza Muhakemesinde Son Karar (Hüküm) Devresi”, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 6, S. 2, 2024, s. 1146-1175. GÖLCÜKLÜ, Feyyaz: “Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nde "Adil Yar- gılama”, Ankara Üniversitesi SBF Dergisi, C. 49, S. 1, 1994, s. 199- 234. GÖZLER, Kemal: Anayasa Hukukunun Genel Esasları, 11. Baskı, Bursa 2019. 2730 | Arş. Gör. Kaan POLAT GÖZÜBÜYÜK, Abdullah Pulat: “Avrupa İnsan Hakları Divanı”, Adalet Dergisi, C. 53, S. 3-4, 1962, s. 240-242. GÜNAY, Erhan: Savunma Hakkının Kısıtlanması, 3. Baskı, Ankara 2016. Hâkimler ve Savcılar Kurulu 2024 Yılı Faaliyet Raporu (http://hsk.gov.tr/Eklentiler/1803202511582024-yili-faaliyet-ra- poru-pdf.pdf Erişim Tarihi: 02.04.2025). HARRİS, David: “The Right to a Fair Trial in Criminal Proceedings as a Human Right”, The International and Comparative Law Quar- terly, C. 16, S. 2, 1967, s. 352-378. HAYDAR, Nuran: Susma Hakkı, 1. Baskı, Ankara 2019. https://sozluk.gov.tr/ https://www.echr.coe.int/documents/d/echr/annual-report-2024-eng https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/KANUNLAR_KARARLAR/ka- nuntbmmc036/kanuntbmmc036/kanuntbmmc03606366.pdf İNCE TUNÇER, Asuman: “Susma Hakkı Bağlamında Birtakım Ceza Mu- hakemesi İşlemlerinin Değerlendirilmesi”, Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 4, S. 2, 2018, s. 355-379. İNCEOĞLU, Sibel: İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi Kararlarında Adil Yargılama Hakkı, 4. Baskı, İstanbul 2022. İNCEOĞLU, Sibel: Yargıcın Davranış İlkeleri, 1. Baskı, İstanbul 2008. JULİCHER, Manon: “Het Recht op een Eerlijk Proces in het Evrm, het Handvest en… de Grondwet!”, Tijdschrift voor Constitutioneel Recht”, C. 2018, S. 1, 2018, s. 36-57. KARAKEHYA, Hakan: “Ceza Muhakemesinde Hakkaniyete Uygun Yar- gılanma Hakkına İlişkin Esaslar” (Hakkaniyet), Ombudsman Akademik, S. 1, 2014, s. 83-97. KARAKEHYA, Hakan: “Ceza Muhakemesinde Sanığın Meramını Anla- tabilme Hakkının Unsurları (Meramını Anlatabilme)”, Ceza Hu- kuku ve Kriminoloji Dergisi, C. 3, Sayı: 2, 2015, s. 199-226. Şüpheli ve Sanığa Haklarının Açıklanmaması… | 2731 KARAKEHYA, Hakan: Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6. Maddesi (Adil Yargılanma Hakkı) Bağlamında Ceza Muhakemesinde Du- ruşma (Duruşma), 1. Baskı, Ankara 2008. KARAKEHYA, Hakan: Ceza Muhakemesi Hukuku (Muhakeme), 6. Baskı, Ankara 2024. KAYAER, Nebahat: Ceza Muhakemesinde Hukuka Aykırı Delilin Değeri, 1. Baskı, Ankara 2024. KAZAKER, Gözde : “Sanığın Son Söz Hakkına İlişkin Bir Yargıtay Ceza Genel Kurulu Kararı Üzerine Düşünceler”, Çukurova Üniversi- tesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 4, S. 7, 2017, s. 53-73. KILINÇ, Bahadır: “A Trial to understand the Concept of Fair Trial”, Sel- çuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, S. 35, 2016, s. 315-324. KOCAOĞLU, Serhat Sinan: “Susma Hakkı”, Ankara Barosu Dergisi, S. 1, 2011, s. 29-58. KOÇ, Coşkun: “Adil Yargılanma Hakkının Bir Unsuru Olarak Sanığın Duruşmada Hazır Bulunma Hakkı”, Antalya Bilim Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 9, S. 18, 2021, s. 407-429. KOPARAN, Reşat: “Adil Yargılanma Hakkı”, Bursa Barosu Dergisi, C. 27, S. 73, 2003, s. 27-35. KÖROĞLU, Saim: Ceza Yargılamasında Duruşma Süreci, 2. Baskı, An- kara 2025. ÖZBEK, Veli Özer/DOĞAN, Koray/BACAKSIZ, Pınar: Ceza Muhake- mesi Hukuku, 17. Baskı, Ankara 2024. ÖZTÜRK, Bahri: Nazari ve Uygulamalı Ceza Muhakemesi Hukuku, 18. Baskı, Ankara 2024. PEKCANITEZ, Hakan: “Medeni Yargıda Adil Yargılama”, İzmir Barosu Dergisi, S. 2, 1997, s. 35-55. POLAT, Kaan: “Türk Ceza Kanunu m. 61 Açısından Cezanın Belirlen- mesi”, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi Hukuk Fakültesi Der- gisi, C. 6, S. 1, 2024, s. 569-629. 2732 | Arş. Gör. Kaan POLAT POWELL, Lewis Franklin: “The Right to a Fair Trial”, American Bar As- sociation Journal, C. 51, S. 6, 1965, s. 534-538. SCHAUER, Frederick: “The Miranda Warning”, Washington Law Re- view, C. 88, S. 1, 2013, s. 155-170. SCHROEDER, Friedrich Christian/YENİSEY, Feridun/PEUKERT, Wolf- gang: Ceza Muhakemesinde ‘Fair Trial’ İlkesi, 1. Baskı, İstanbul 1999. SIRMA, Özge: “Ceza Muhakemesi Hukukunda Adil Yargılanma Hakkı”, İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 7, S. 1, 2008, s. 93-111. SUNGURTEKİN ÖZKAN, Meral/AYKUTALP, Aslı: Yargı Örgütü Hu- kuku, 2. Baskı, Ankara 2024. ŞAHİN, Cumhur/GÖKTÜRK, Neslihan: Ceza Muhakemesi Hukuku, 15. Baskı, Ankara 2024. ŞEN, Ersan: Şüpheliyi Nitelikli Aydınlatma Yükümlülüğü, 2015 (https://www.haber7.com/yazarlar/prof-dr-ersan-sen/1670152- supheliyi-nitelikli-aydinlatma-yukumlulugu Erişim Tarihi: 05.04.2025). TANER, Fahri Gökçen: Ceza Muhakemesi Hukukunda Adil Yargılanma Hakkı Bağlamında Çelişme ve Silahların Eşitliği İlkesi, 2. Baskı, Ankara 2021. TAŞKIN, Şaban Cankat: Ceza Muhakemesi Hukukunda Adil Yargılanma Hakkı Çerçevesinde Şüpheli ve Sanığın Susma Hakkı, 1. Baskı, Ankara 2024. TELEKİ, Cristina: Due Process and Fair Trial in EU Competition Law, 1. Baskı, Leiden 2021. TOPUZ, Gökçen/KONAN, Belkıs: “Geçmişten Günümüze Türk Huku- kunda Hâkimin Tarafsızlığı”, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakül- tesi Dergisi, C. 66, S. 4, 2017, s. 763-794. Türkiye İstatistik Kurumu Veri Portalı (https://data.tuik.gov.tr/Bulten/In- dex?p=Adrese-Dayali-Nufus-Kayit-Sistemi-Sonuclari-2024- 53783 Erişim Tarihi: 02.04.2025). Şüpheli ve Sanığa Haklarının Açıklanmaması… | 2733 van DİJK, Pieter/VİERİNG, Marc: “Right to a Fair and Public Hearing”, “Theory and Practice of the European Convention on Human Rights”, Antwerpen-Oxford 2006, s. 511-650. VİERİNG, Marc Leonard Wilhelmus Maria: Het Toepassingsgebied van artikel 6 EVRM, 1. Baskı, Zwolle 1994. YENİSEY, Feridun/NUHOĞLU, Ayşe: Ceza Muhakemesi Hukuku, 12. Baskı, Ankara 2024. YILDIRIM, Akif: “Anayasa Mahkemesi Uygulamasında Masumiyet Ka- rinesi”, Uyuşmazlık Mahkemesi Dergisi, S. 9, 2017, s. 491-517. ZOĞLAR, Burcu: Ceza Muhakemesi Hukukunda İspat Bakımından İfade ve Sorgu, Yayımlanmış Yüksek Lisans Tezi, İstanbul, İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2017.