TÜRK MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 05/10/2021 NUMARASI : 2019/107 Esas, 2021/727 Karar DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali DAVA TARİHİ: 02/05/2016 BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARAR TARİHİ: 13/01/2026 Taraflar arasındaki davada; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik verilen karara karşı davalı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, yapılan müzakered…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 57. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/4271 KARAR NO : 2026/53 TÜRK MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 15. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 05/10/2021 NUMARASI : 2019/107 Esas, 2021/727 Karar DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali DAVA TARİHİ: 02/05/2016 BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARAR TARİHİ: 13/01/2026 Taraflar arasındaki davada; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kısmen kabulüne yönelik verilen karara karşı davalı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, yapılan müzakerede de ön inceleme ve usule ilişkin eksikliğin bulunmadığının anlaşılması üzerine, işin esasına geçilmek suretiyle dosya üzerinden heyetçe yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı ile müvekkili arasında 29/02/2016 tarihinde İstanbul Sarıyer Maden ... Sok. adresinde bulunan ... kurum kodlu ... ... Merkezinin tamamının devri için protokol yapıldığını, yapılan bu protokole göre asıl alacaktan düşmek üzere davalıya kapora adı altında 50.000-TL pey akçesi verildiğini, müvekkilinin yaptırdığı araştırmaya göre davalı hakkında başlatılan icra takipleri olduğunu öğrendiğini ve takiplerden sonuç alınamaması durumunda kurum hakkında icra takibine başlanılması riski nedeniyle güvensizliğe kapıldığını ve rehabilitasyon merkezinin devrini almaktan vazgeçtiğini, devrin gerçekleşmemesi nedeni ile müvekkilinin yapılan protokole istinaden verdiği 50.000-TL pek akçesinin geri verilmesini talep ettiğini, fakat davalının aldığı pey akçesini geri vermeyeceğini belirttiğini, bunun üzerine davalı aleyhine İstanbul 31. İcra Müdürlüğünün ... e. Nolu ilamsız icra takibi başlatıldığını, davalının takibe itirazı ile takibin durduğunu, davalının haksız ve mesnetsiz olarak borca itiraz ettiğini, bu nedenle davanın kabulü ile itirazın iptaline, takibin devamına, alacağın %20 sinden aşağı olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava dilekçesindende anlaşılacağı gibi ödemenin kapora olarak alınacağı konusunda anlaşıldığını, ancak kapora miktarı davacı tarafından müvekkiline ödenmediğini, kapora alınmış olsa bile kapora bedeli sözleşmede cayma bedeli olarak alındığını, müvekkilinin söz konusu yeri aynı ücrete o dönem satma imkanı varken davacıyla sözleşme yaptığı için müşteriyi kaçırdığını ve bu nedenle büyük zarara uğradığını, bu nedenle kapora alınmış bile olsa geri istenmesi geri alınmasının mümkün olmadığını, davacının müvekkilinin icra borcu dosyası olduğunu gerekçe göstererek sözleşmeyi tek taraflı olarak kendisinin bozduğunu, müvekkilinin icra dosya borcu olsa bile davacıyı ilgilendiren bir durumun söz konusu olmadığını, kaldı ki müvekkilinin piyasaya herhangi bir borcunun bulunmadığını, borç olarak gösterilen borçların büyük bir kısmının ilamsız takip olup borçlu olup olmadığı mahkeme kararına muhtaç takipler olduğunu, müvekkilininde piyasaya aktif bir borcunun bulunmadığını, Müvekkilinin iş yapmakta olup bu iş karşılığı piyasadan alacakları olduğu gibi zaman zamanda haksız yere bir takım takiplerle karşılaştığını, davacının kötü niyetli olduğunu, sözleşmeyi tek taraflı feshetme hakkı ve selahayeti kendisinde bulunmadığını, sözleşmeyi fesihetme hakkı kendisinde bulunmamakla birlikte bu konuda müvekkiline herhangi bir uyarı veya ihtarda gönderilmediğini beyanla davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince; " 1-Davanın KISMEN KABULÜ ile İstanbul 31. İcra Müdürlüğünün ... esas sayılı takip dosyasına yapılan itirazın kısmen iptali ile takibin 50.000-TL asıl alacak üzerinden takip koşulları ile devamına, fazlaya ilişkin istemin reddine,2-Alacağı yargılamayı gerektirmesi nedeniyle icra inkar tazminat talebinin reddine" karar verilmiş olup, bu karara karşı davalı vekili süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkemece yapılan uyuşmazlık tespitinin hatalı olduğunu, uyuşmazlığın miktarı da göz önüne alındığında senet ile ispat kurallarının dikkate alınması ve davacının kesin delil ile iddiasını ispatlaması iken takdiri delil mahiyetindeki ve tanık listesinde ismi yer almayan tanık beyanı ile aleyhe hüküm kurulmasının kabul edilemez olduğunu, davacının iddiasını ancak kesin delil ile ispat edebileceğini, davacı tanığının dinlenmesine açık muvafakatlerinin bulunmadığını, davacı tarafından dava dilekçesi ile bildirilen tanıkların ... ve ... olduğunu, ...'in ise tanık listesinde yer almadığını, Kanunun amir hükmüne rağmen, tanık listesinde ismi yer almayan ...'in tanık olarak beyanına başvurulmasının hukuka açıkça aykırı olduğunu, ... tarafından havale edilen tutarın 50.000-TL olmadığı gibi davaya konu sözleşme kapsamında yatırıldığına dair bir şerh de bulunmadığını, davacının 29/02/2016 tarihinde Sadık Demir tarafından müvekkiline 50.000-TL yatırıldığını savunduğunu, ... müzekkeresi sonrasında 29/02/2016 tarihinde müvekkiline yatan paranın 49.737,50 TL. ve de havale edenin ... olduğu'nun görüleceğini, kaldı ki Yargıtay'ın bu konudaki müstakar kararları mucibince yapılan havalede, paranın hangi amaç ile gönderildiğine ilişkin bir şerh bulunmadığından dolayı, bu havalenin mevcut borcun ödenmesi amacı ile gönderildiği hususunda karine bulunduğunu, bunun aksinin ise ancak kesin delil ile davacı tarafından ispat edilmesinin gerektiğini, vasıflı ikrarda ispat yükü vakıayı ileri süren tarafta olup, o vakıayı vasıflı olarak ikrar eden (gerekçeli olarak inkâr eden) tarafta olmadığını, bu durumda gönderilen paranın müvekkilinin ...'den olan alacağına karşılık değil de, davacının kapora ödemesi için gönderildiğinin ispat yükünün davacıya düştüğünü, kabul anlamına gelmemekle birlikte farzı muhal ...'in gönderdiği paranın kapora olsa idi dahi 50.000-TL olmadığını, neticeten yerel mahkeme kararının hukuka, ispat kurallarına, hayat akışına, yerleşik Yargıtay kararlarına aykırı olduğunu belirterek 05/10/2021 tarihli yerel mahkeme kararının öncelikle icrasının tehirini ve nihayet kaldırılmasını, haksız davanın reddini, kötü niyetli davacının asgari %20 oranında kötüniyet tazminatı ödemesini, yargılama giderlerinin davacıya yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Yerel mahkeme İstanbul 15.Ticaret Mahkemesi'nin 2019/107 E., 2021/727 K. Sayılı kararının usul ve yasaya uygun bulunması nedeniyle davalı istinaf başvurusunun usulden ve esastan reddine karar verilmesini, icra inkar taleplerinin kabulüne karar verilerek yerel mahkeme kararının düzeltilerek onanmasını, yargılama giderleri ve avukatlık ücretinin haksız karşı tarafa yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE: Dava, taraflar arasında imzalanan protokol uyarınca ödendiği iddia edilen kaparonun (cayma akçesinin) tahsili istemi ile başlatılan icra takibine vaki itirazın iptali istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince; davanın kısmen kabulüne karar verilmiş olup bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurmuştur. 6100 sayılı HMK'nın 341. maddesi gereğince istinaf kanun yolu açık olan ve istinaf incelemesi açısından yasal şartları taşıdığı anlaşılan eldeki davada istinaf incelemesi, HMK 355. maddesinin amir hükmü gereğince resen nazara alınması gereken ve kamu düzenine aykırılık teşkil eden haller de dikkate alınarak; taraflarca yargılama aşamasında ileri sürülen iddia ve savunma kapsamında kalan istinaf sebepleri ile sınırlı, takdiren duruşmasız olarak yapılmıştır.İstinaf sebeplerinin değerlendirilmesi;Yasal dayanağını 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67 nci maddesinden alan itirazın iptali davası, alacaklının icra takibine karşı, borçlunun itirazının iptali ile 2004 sayılı Kanun’un 66 ncı maddesine göre itiraz üzerine duran takibin devamını sağlamayı amaçlayan, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. (Hukuk Genel Kurulunun 31.05.2023 tarih, 2022/11-66 Esas, 2023/534 Karar sayılı kararı). Dava yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukuki sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6 ncı, 6100 sayılı Kanun’un 190 ıncı maddesi gereğince ispat yükü, Kanun’da özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını kanunda belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun ( 6098 sayılı Kanun ) " Bağlanma parası " başlıklı 177 nci maddesi; “Sözleşme yapılırken bir kimsenin vermiş olduğu bir miktar para, cayma parası olarak değil sözleşmenin yapıldığına kanıt olarak verilmiş sayılır.Aksine sözleşme veya yerel âdet olmadıkça, bağlanma parası esas alacaktan düşülür.” şeklinde olup Aynı Kanun'un " Cayma parası " başlıklı 178 inci maddesi ise; “Cayma parası kararlaştırılmışsa, taraflardan her biri sözleşmeden caymaya yetkili sayılır; bu durumda parayı vermiş olan cayarsa verdiğini bırakır; almış olan cayarsa aldığının iki katını geri verir.” hükmünü içermektedir.Bağlanma parası (pey akçesi), sözleşme yapılırken bir kişinin vermiş olduğu paradır. Kaparo olarak da adlandırılan bu para cayma parası değildir. Sözleşmenin yapıldığına kanıt olarak verilmiş sayılır. Aksine sözleşme veya yerel adet olmadıkça bu para, alacaktan düşülür (Türk Hukuk Lûgatı, Ankara 2021, s. 119, 120).Sözleşme yapılır yapılmaz taraflardan birinin diğerine bir miktar para vermesinin ne gibi bir maksada dayandığı açık bir şekilde anlaşılamıyorsa verilenin bağlanma parası (pey akçesi) olduğu karine olarak kabul edilir. Verilen paranın cayma parası olduğunu iddia eden taraf bunu ispatlamak durumundadır. Sözleşmenin butlan veya iptal gibi nedenlerle geçersiz hâle gelmesi durumlarında ise verilmiş olan bağlanma parasının akıbetini ortaya koymak gerekir. Bu durumda, bağlanma parası olarak parayı alan kişinin, aldığı parayı sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre (6098 sayılı Kanun m. 77-82) iade etmesi gerekecektir. Çünkü bağlanma parası tahakkuk etmeyen bir sebep dolayısıyla verilmiş olacaktır. Bağlanma parası fer’î (yan) bir hak olması nedeniyle bağlı olduğu asıl sözleşme geçerli değilse, yan hak olan bağlanma parası da geçerli olmayacaktır. Cayma parası ise; kişiye sözleşmenin yapılması sırasında verdiği şeyi (parayı) yitirme pahasına dilediği zaman sözleşmeden dönme hakkını sağlayan bir paradır, şeklinde tanımlanmaktadır (Türk Hukuk Lûgatı, s. 206).Sözleşmenin yapılması sırasında taraflardan biri diğerine bir miktar para verir ve aralarındaki açık ya da örtülü anlaşmaya göre parayı veren verdiği parayı karşı tarafta bırakması karşılığında sözleşmeden cayma yetkisine sahip olursa, burada cayma parası söz konusu olur.Cayma parası taraflara sözleşmeden dönme yetkisi verir. Cayma parasını veren taraf, verdiğini karşı tarafa bırakmak suretiyle, karşı taraf ise aldığının iki katını, cayma parasını verene vermek suretiyle sözleşmeden dönebilir. Görüldüğü üzere, cayma parası taraflardan her ikisine de sözleşmeden cayma hakkı vermektedir. Bu noktada cayma parasının taraflara seçimlik bir yetki vermesi özelliği karşımıza çıkmaktadır. Bu seçimlik yetki şu şekildedir: Taraflar isterlerse sözleşmeyi ifa ederler, isterlerse cayma parasını ödeyerek sözleşmeden cayabilirler.Bağlanma parasında olduğu gibi cayma parasının istenebilmesi için de sözleşmenin geçerli olması gerekmektedir. Çünkü cayma parası da bir fer’î (yan) bir borçtur. Bu sebeple, sözleşme herhangi bir nedenle geçersiz ise, artık cayma parasından da söz edilemeyecektir. Sözleşme geçersiz olmasına rağmen, cayma parasının verilmesi durumunda, alınmış cayma parasının sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre iade edilmesi gerekecektir. (Hukuk Genel Kurulunun 10.03.2022 tarih, 2019/(19)11-722 Esas ve 2022/297 Karar sayılı ilamı) 6098 Sayılı Borçlar Kanunu'nun 102. maddesinde de “Kanunen geçerli bir açıklama yapılmadığı veya makbuzda bir açıklık bulunmadığı durumda ödeme, muaccel bir borç için yapılmış sayılır“ hükmü düzenlenmiştir. Dava konusu icra takibine dayanak banka dekontunda borç/ödünç olarak verildiğine ilişkin hiç bir açıklama ve şerh bulunmaması halinde banka havalesi ile gönderilen havalenin 6098 s.TBK.nun 102.m.si hükmü uyarınca bir borcun ödemesi olarak gönderildiği kanuni karinedir.6098 sayılı TBK'nın 555 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olan havale, hukuksal niteliği itibariyle bir ödeme vasıtasıdır. Başka bir anlatımla, havalenin, mevcut bir borcun ödenmesi amacıyla yapıldığı yolunda yasal karine mevcuttur. Bu yasal karinenin tersini (havalenin borcun ödenmesinden başka bir amaçla yapıldığını) ileri süren havaleci (muhil), bu iddiasını kanıtlamakla yükümlüdür (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 25.03.2021 tarihli, 2017/(13)3-575 E., 2021/353 K.; 12.03.2003 tarihli, 2003/3-118 E., 2003/158 K. sayılı kararları).Havalenin gönderiliş amacı, işlemin gerçekleştirilmesi anında düşülecek bir kayıtla (açıklamayla) yahut karşı tarafça inkâr edilecek olursa sonradan ispat vasıtaları kullanılarak da ortaya konulabilir.6100 sayılı Kanun'un 200 üncü maddesinin birinci fıkrası gereği; bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz. İkinci fıkrasına göre de senetle ispatı gereken hususlarda birinci fıkradaki düzenleme hatırlatılarak karşı tarafın açık muvafakati hâlinde tanık dinlenebilir. Yazılı delille (senetle) ispatı gereken hususlar, istisnalar dışında takdiri delillerle ve bu kapsamdaki tanık delili ile ispatlanamaz ise de bu hususların senet dışındaki yemin, ikrar ve ticari defterler gibi diğer kesin delillerle kanıtlanması mümkündür. (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 10.10.2024 tarih, 2023/5058 Esas ve 2024/2948 Karar sayılı ilamı) Dava konusu edilen alacağın miktar itibariyle HMK'nın 200/1. maddesi gereğince senetle ispat kuralına tabi olduğunda anlaşmazlık bulunmamaktadır. Senetle ispat zorunluluğu bulunan durumlarda tanık dinlenebilmesi için HMK'nın 200/2. maddesine göre karşı tarafın tanık dinlenmesine açıkça muvafakat etmesi ya da 202. maddede düzenlenen delil başlangıcının yahut 203. maddesinde sayılan istisnalardan birinin mevcut olması gerekir. Yazılı delille (senetle) ispatı gereken hususlar, istisnalar dışında takdiri delillerle ve bu kapsamdaki tanık delili ile ispatlanamaz ise de bu hususların senet dışındaki yemin, ikrar ve ticari defterler gibi diğer kesin delillerle kanıtlanması mümkündür. Delil başlangıcından söz edilebilmesi için "iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belge" nin varlığı gereklidir (HMK, m.202/II). Dosya kapsamında bulunan İstanbul 31. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasının incelenmesinde; davacı alacaklı tarafından davalı borçlu aleyhine 50.000-TL asıl alacak ve 187,93-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 50.184,93-TL alacağın tahsili amacıyla 15/03/2016 tarihinde 7 örnek nolu ilamsız icra takibi başlatıldığı, borcun sebebinin "29/12/2016 tarihli satış ve devir protokolünden kaynaklı pey akçesinin istirdatı talebi" olarak gösterildiği, ödeme emrinin borçluya 31/05/2016 tarihinde tebliğ edildiği, davalı borçlunun vekili vasıtası ile borca ve ferilerine itirazı üzerine takibin durdurulmasına karar verildiği, eldeki davanın bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı anlaşılmaktadır. Dosya kapsamında bulunan sözleşme başlıklı 26.02.2016 tarihli belge ile tarafların ... ... Rehabilitasyon Merkezinin 26.02.2016 tarihi itibari ile 365.000,00-TL karşılığı ...'e satılmak üzere anlaştıkları, satış işleminin mal sahibi ile görüşme sonrasında işbu sözleşmenin netlik kazanacağının kararlaştırıldığı, yine 29.02.2016 tarihinde satış işleminin netlik kazanacağı, kurumun bu süreye kadar 2. ve 3. Şahıslara satılamayacağı, satıldığının tespit edilmesi halında 10.000,00-TL cezai bedel ödeneceği hususlarının kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Dosya kapsamında bulunan taraflar arasında mevcut 29.02.2016 tarihli 'Protokoldür' başlıklı belge ile ... TC numaralı ... tarafından halen işletilmekte bulunan İstanbul Sarıyer Maden ... Sokak .. adresinde bulunan ... kurum kodlu ... ... Merkezi ... TC nolu ...'e 50.000 TL kapora karşılığı kurumun tamamının devri için yapılmış olan protokol olduğunun kararlaştırıldığı anlaşılmaktadır. Dosya kapsamında bulunan bilgi ve belgeler ve yukarıda yapılan açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde; taraflar arasında ... ... Rehabilitasyon Merkezinin devri konusunda 26/02/2016 tarihinde sözleşme imzalandığı, bu kapsamda 29/12/2016 tarihinde imzalanan protokol ile söz konusu kurumun tamamının 50.000,00-TL kaparo karşılığında devrinin yapıldığının belirtildiği, ...Rehabilitasyon Merkezinin davalıya devredilmediği hususunda taraflar arasında ihtilaf bulunmadığı, ilk derece mahkemesince 29/12/2016 tarihli protokolün delil başlangıcı kabul edilerek tanık dinlenmesinde isabetsizlik bulunmadığı, dosya kapsamı ile dava dışı ... tarafından davalıya gönderilen paranın söz konusu protokol çerçevesinde davacı adına davalıya gönderildiğinin kabulünün gerektiği, davalı ile dava dışı ... arasında başka bir hukuki ilişki bulunduğu hususunun iddia ve ispat olunmadığı, taraflar arasında sözleşme kurulmaması nedeni ile davalının aldığı parayı iade etmesi gerektiği anlaşılmakla davanın vasıf mahiyetine, ispat hukuku hükümleri çerçevesinde delillerin takdirinde ve hukuki mevzuatın olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmamasına göre, ilk derece mahkemesi kararının usul ve yasaya uygun olduğu değerlendirilerek; davalı vekilinin istinaf istemleri yerinde bulunmamıştır.Her ne kadar davacı vekili tarafından istinaf dilekçesine cevap dilekçesinde icra inkar tazminat talebinin kabulüne karar verilmesi talep edilmiş ise de; istinaf harç ve giderlerinin ödenmemesi nedeni ile 6100 sayılı HMK'nın 341 vd. maddeleri uyarınca usulüne uygun verilmiş istinaf dilekçesinden söz edilemeyeceğinden davacı vekilinin istinafa cevap dilekçesinde icra inkar tazminatına hükmedilmesi yönündeki talebi değerlendirilmemiştir.Bu değerlendirmeler ile dava konusu uyuşmazlığa ilişkin yasal düzenlemeler doğrultusunda, tüm dosya kapsamında toplanan delillere göre; davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK m.353/1-b-1 uyarınca oybirliğiyle esastan reddine karar verilmesi sonuç ve kanaatine varılmakla aşağıdaki hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK m.353/1-b-1 gereğince esastan REDDİNE, 2-İstinaf incelemesinin duruşmasız yapılması nedeni ile AAÜT m. 2/2 hükmü uyarınca davacı lehine ücreti vekalet takdirine yer olmadığına, 3-Alınması gerekli 3.415,50 TL ilam harcından peşin alınan 853,87 TL harcın mahsubu ile bakiye kalan 2.561,63 TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, gereğinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin HMK m. 360 yollamasıyla, m. 323 uyarınca istinafı talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 13/01/2026 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.