T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ KARAR TARİHİ:09/03/2026 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:Denizli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi KARAR TARİHİ:23/11/2022 DAVANIN KONUSU:Hisse Devir Sözleşmesinin İptali GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ:09/03/2026 İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DA…
T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ KARAR TARİHİ:09/03/2026 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:Denizli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi KARAR TARİHİ:23/11/2022 DAVANIN KONUSU:Hisse Devir Sözleşmesinin İptali GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ:09/03/2026 İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ: Davacı vekili; müvekkilinin Avusturya'da yaşadığını, işlerinden dolayı sık sık Türkiye'ye geldiğini, müvekkilinin 74 yaşında olup okuma yazmasının yok denecek kadar az olduğunu, müvekkilinin söz konusu şirketi oğlu ... ile yönettiğini, ancak ...'ın bir takım hilelerle yurt dışına ihraç edilecek mallar için noterde imza atılması bahanesiyle annesi olan davacıyı notere götürdüğünü, şirketteki hissesinin tamamı olan % 99 hisseyi 999.950,00 TL bedel karşılığı üzerine aldığını, diğer %1 hisse sahibinin ise müvekkilinin oğlu olan karşı taraf ...’ın eşi ... olduğunu, müvekkilinin bugüne kadar da bu şekilde imza attığını ve oğluna olan güveni ile yine ihracat imzası diye sorgulamadan imzaladığını, davalının müvekkilinin kendisine olan iyiniyet ve güvenini kötüye kullandığını, noterde de kendisine imzaladığı belgenin hisse devrine ilişkin olduğunun söylenmediğini, hisse devir sözleşmesinde yazan tutarın müvekkiline hiç bir surette ödenmediğini, zaten müvekkilinin hisselerini devir etmek gibi bir niyetinin de bulunmadığını, hisse devrinde gösterilen bedelin şirketin bugünkü sahip olduğu aktif değerlerden çok çok düşük olup, şirketin sahip olduğu aktif değerlerin yaklaşık değerinin beş milyon civarında olduğunu, haricen öğrendiklerine göre davalının kendi adına başka bir şirket suretiyle ... San. ve. Dış. Tic. Ltd. Şti.'ye ait olan taşınmaz, taşınır ve fabrika binası içindeki makineleri yeni kurduğu şirket üzerine devir ve temlik etmeye başladığını belirterek ... San. ve Dış. Tic. Ltd. Şti. adına kayıtlı bulunan taşınmaz ile iki adet aracın sicil kayıtlarına üçüncü şahıslara devir temlikinin önlenmesi amacıyla ihtiyati tedbir konulmasına, fabrika içinde bulunan demirbaş, makine parkuru, işlenmeye hazır kırk ton civarında iplik ile bir ton civarındaki bezin üçüncü şahıslara devir ve temlikinin önlenmesi amacıyla söz konusu menkullerin yediemin deposuna bırakılmasına, talep uygun görülmediği takdirde fabrika binası içinde bulunan demirbaş, makine parkuru, işlenmeye hazır kırk ton civarında iplik ile bir ton civarındaki bezin üçüncü şahıslara devir ve temlikinin önlenmesi amacıyla söz konusu menkuller üzerine ihtiyati tedbir konulmasına, müvekkilinin iradesinin fesada uğratılarak ve aşırı yararlanma neticesi mağdur edilerek imzalamış olduğu limited şirket pay devri sözleşmesinin iptal edilerek müvekkili adına tescil edilmesine ve ticaret sicil gazetesinde yayınlanmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davalı vekili; açılan davayı ve dava dilekçesindeki iddiaları kabul etmediklerini, davanın ticari uyuşmazlıktan kaynaklanan bir dava olduğunu, öncelikli olarak dava açılmadan önce dava şartı olan arabulucuğa başvurulmadığını, bu nedenle davanın usulden reddini talep ettiklerini, yapılan hisse devrinin hukuka uygun olup, ortada gabin ve iradenin fesada uğratılması sonucu gerçekleşmiş bir hisse devrinin söz konusu olmadığını, davacının okuma yazması olmadığı iddiasının doğru olmadığını, şirket yönetimini yapan ve tüm imza yetkisi kendisinde olan davacının noterde yapılan bir işlemi okumadan imzalamasının hayatın olagan akışına aykırı olduğunu, davacının iddia ettiği gibi şirketin aktifinin 5 milyon olması gibi bir durumun söz konusu olmadığını, zaten şirketin yüksek miktarda borcunun bulunduğunu, davacının da bunu bildiği için şirketteki paylarını müvekkiline devrettiğini, davacının şirkete 1.423.909,48 TL borcu bulunduğunu belirterek haksız davanın reddine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece; "Davacının işlem tarihinde 74 yaşında olduğu, yılın büyük bir kısmında Avusturya ülkesinde yaşadığı, dava dışı şirkete ilişkin işlemlerin davalı tarafından yürütüldüğü, davalı tarafından dosyaya sunulan davacının eli ürünü olduğu bildirilen ve davacı tarafından inkar edilmeyen davacıya ait el yazındaki harflerin büyüklük, küçüklük, ifade ve imla hataları dikkate alındığında davacının okuma yazmasının yok denilebilecek düzeyde olduğu, davalı tarafından davacı annesinin ilerleyen yaşı ve tecrübesizliğinden yararlanılarak hisse devir işleminin gerçekleştirildiği kanaati mahkememizde oluşmuş olduğu gibi davalı tarafça devir bedelinin davacıya nakit yada banka aracılığıyla ödendiği de ispat edilemediğinden, somut olayda hukukumuzda gabin (aşırı yararlanma) olarak tabir edilen irade sakatlığı halinin gerçekleştiği kanaatine varılarak davacının davasının kabulüne" karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: İlk Derece Mahkemesince verilen karara karşı, davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı tarafın hile, aldatma ve gabine dayanarak hisse devrinin iptalini talep ettiğini, İlk Derece Mahkemesince davacının ilerleyen yaşı sebep gösterilerek tarafın düşüncesizliği ve deneyimsizliğinden faydalanıldığı, ortada gabinin söz konusu olması gerekçesiyle davanın kabulüne karar verildiğini, verilen kararın eksik inceleme ve değerlendirme sonucu verildiğini, kararın hukuka ve kanunlara aykırı olduğunu, davacı tarafın yaşı fazla olsa da kendisinin kesinlikle deneyimsiz tecrübesiz biri olmadığını, yıllardır şirketin %99 hissedarı olduğunu ve şirketin yöneticisi olduğunu, şirketin tüm işlemlerini yıllarca denetlediğini ve onay verdiğini, şirket devir işlemi gerçekleşene kadar bütün kararları davacının aldığını ve şirketle ilgili imza yetkisinin davacıda bulunduğunu, Mahkemeye sunulan kağıttaki yazının büyüklü küçüklü olması sebebiyle davacının okuma yazmasının yok denecek kadar az olduğu belirlemesinin yapıldığını, bu hususu kesinlikle kabul etmediklerini, normalde daha düzgün yazdığı yazılar olmasına rağmen bulunan tek yazı o olduğu için sunulduğunu, hayatın olağan akışında bir kişinin kötü de olsa yazı yazabiliyorsa çok daha iyi düzeyde okuma yapabildiğini, davacının şirketi yıllardır imza yetkisi kendisinde olacak şekilde yönettiğini, okuma bilmeyen bir kişinin şirketi yıllarca yönetebilmesinin söz konusu olamayacağını, ayrıca davacı tarafından bu davaya sunulan Denizli 8. Noterliği'nin ... yevmiye nolu vekaletnamesinin de okuma yazma bilmeyenlerin çıkarmış olduğu bir vekaletname olmadığını, davacının kendi çıkardığı resmi evrak olan vekaletnameyi bile okuma yazma bilenlerin çıkardığı vekaletnameden çıkardığını, bu durumda davacının okuma yazma bildiğinin kabulünün gerektiğini, Mahkemenin bilirkişi raporunu baz alarak ortada aşırı orantısızlık olduğunu tespit ettiğini, bu hususa katılmadıklarını, Mahkemece hükme esas alınan kök rapor ve kök raporda değişiklik yapmayan ek raporun usulüne uygun olarak hazırlanmadığını, delillerini sunarak yapmış oldukları itirazları olmasına rağmen yeni bir bilirkişi heyetinden rapor aldırılmadan hüküm kurulduğunu, TTK'ya göre limited şirket pay devrinin gerçekleşebilmesi için noterde düzenlenen limited şirket hisse devir sözleşmesinin gerektiğini, sözleşmenin imzalarının noter tarafından onaylanması gerektiğini, pay devri ile ilgili olarak genel kurulun onayının gerektiği, noter onaylı sözleşmenin genel kurul tarafından onaylanacağını, Ticaret Siciline gerekli başvurunun yapılması, eski ortağın adının ilgili paylardan silinmesi, yeni ortağın adının kaydedilmesi gerektiğini, bu dava konusu hisse devri işlemi için bütün kanuni şartların sağlandığını, yapılan hisse devir sözleşmesinin kendi aralarında yapılan adi yazılı bir sözleşme olmadığını, kanunun getirdiği şartlara uygun olarak noter huzurunda yapılmış bir sözleşme olduğunu, noterde devir işlemi yapılırken uygulamada sözlü olarak da aradaki devir sözleşmesinin içeriği hakkında bilgi verildiğini, noterde yapılan sözleşme incelendiğinde sözleşmenin niteliğinin başta büyük harflerle "LİMİTED ŞİRKET PAY DEVRİ SÖZLEŞMESİ" diye yazdığını, karşı tarafın resmi bir kurum olan noter huzurunda yapılan sözleşmenin iptali ile ilgili iddialarını ancak aynı hüküm ve değerdeki bir delille ispatlaması gerektiğini, resmi senetlerin kesin delil niteliğinde olduğunu, ayrıca noterde yapılan pay devri sözleşmesinden sonra şirkette olağanüstü genel kurul toplantısı yapıldığını, toplantının başkanlığına davacının seçildiğini, toplantıda şirket hisse devrinin görüşüldüğünü, hisse devrine muvafakat edildiğine, pay defterine işlenmesine, tescil ve ilan edilmesine oy birliği ile karar verildiğini, toplantıda mevcut imza sirkülerinin geçeriz kılındığını ve müvekkilinin imza yetkilisi ile müdür seçildiğini, genel kurul toplantı tutanağını davacının da imzaladığını, sonrasında yapılan devir işleminin Ticaret Sicil Gazetesinde ilan edildiğini, pay devir işlemlerinin kanunun belirlediği şekil şartlarına uygun olarak yapıldığını, davacının yıllardır şirketi yetkilisi olarak yönettiği düşünüldüğünde tecrübesizliğinden söz edilemeyeceğini, zaten kendisi ticaretin içinde olduğu için limited şirket yetkilisi olarak basiretli bir tacir gibi davranmasının bekleneceğini, yaptığı işlemlerde tecrübesizliğinden bahsedilemeyeceğini, Mahkemece müvekkilinin davacının tecrübesizliğinden yararlanılmak suretiyle gabin durumunun oluşması sebebiyle verilen davanın kabulü kararını kabul etmediklerini istinaf sebepleri olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Dairemizce de istinaf incelemesi bu çerçevede yapılmıştır. Yargılamada ileri sürülen iddia ve cevaplar, mevcut deliller ve tüm dosya üzerinde yapılan inceleme neticesinde; Dava; limited şirket hisse devir sözleşmesinin irade sakatlığı nedeniyle iptali istemine ilişkindir. Mahkemece yukarıda yazılı gerekçeyle, davanın kabulüne karar verilmiştir. Taraflar arasında noter aracılığıyla düzenleme şeklinde yapılan 20.06.2020 tarihli Limited Şirket Pay Devri Sözleşmesi ile davacıya ait ... San. ve. Dış. Tic. Ltd. Şti. hisselerinin davalıya devredildiği, hisse devir sözleşmesinde devir bedelinin 999.960,00 TL olarak belirtildiği ihtilafsızdır. Davacı, davalı oğlunun kendisine noterde attırılan imzanın şirketin ihracat işlemlerine ilişkin olduğunu söylediğini, şirket işlerini oğlunun takip etmesi nedeniyle ona güvendiğini, yaptığı işlemin hisse devrine ilişkin olduğunu bilmediğini, yanıltıldığını, sözleşmede belirtilen bedelin kendisine hiç bir zaman ödenmediğini, sözleşmede belirtilen bedelin hissenin gerçek değerinin çok altında olduğunu ileri sürerek 6098 Sayılı TBK'nın 28. Maddesinde düzenlenen aşırı yaralanma, 36. maddesinde düzenlenen aldatma ve 30. maddesinde düzenlenen yanılma hallerine dayanarak sözleşmenin feshi ile hisselerin kendi adına tescilini talep etmektedir. Sözleşmenin konusu, niteliği ve ödenecek miktar gibi hususlarda dikkatsizliği veya bilgisizliği sonucu gerçek iradesine uymayan beyanda bulunmak suretiyle esaslı hataya düşen tarafın sözleşme ile bağlı sayılamayacağı kuşkusuzdur. Hemen belirtmek gerekir ki, Türk Borçlar Kanunu'nda esaslı hatanın tanımı yapılmamış, 31. maddede sınırlayıcı olmamak üzere örnekler gösterilmiştir. Kısaca iç irade ile açıklanan irade arasındaki bilmeyerek yapılan uyumsuzluk olarak tanımlanan hatanın esaslı kabul edilebilmesi için, uygulamada ve bilimsel alanda ortaklaşa benimsendiği gibi, girişilen taahhüdün başlıca sebebini teşkil etmesi, daha açık söyleyişle hem yanılgıya düşen taraf yönünden (subjektif unsur), hem de iş hayatındaki dürüstlük kuralları (objektif unsur) açısından, hataya düşülmese idi böyle bir sözleşmenin hiç veya açıklanan biçimde yapılmayacağının ispatlanması zorunludur. Bu koşulların varlığı halinde hataya düşen taraf, isterse iptal hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırılabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. Yeter ki hatanın ileri sürülmesi Türk Borçlar Kanunu'nun 34. ve Türk Medeni Kanunu'nun 2. maddesinde hükme bağlanan dürüstlük kuralına aykırı olmasın. Hemen belirtmek gerekir ki, sözleşme yapılırken hataya düşen tarafın kusurlu bulunması sözleşmenin iptaline engel değildir. Ne var ki, Türk Borçlar Kanunu'nun 35. maddesinde öngörüldüğü gibi hatayı bilmeyen veya bilecek durumda bulunmayan ve kusursuz olan karşı tarafın menfi, gerektiğinde müspet zararının ödenmesi gerekir. Hile (aldatma), genel olarak bir kimseyi irade beyanında bulunmaya, özellikle sözleşme yapmaya sevk etmek için onda kasten hatalı bir kanı uyandırmak veya esasen var olan hatalı bir kanıyı koruma yahut devamını sağlamak şeklinde tanımlanır. Hatada yanılma, hilede ise yanıltma söz konusudur. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 36/1. (818 s. Borçlar Kanunu’nun 28/1.) maddesinde açıklandığı üzere taraflardan biri diğer tarafın kasıtlı aldatmasıyla sözleşme yapmaya yöneltilmişse yanılma (hata) esaslı olmasa bile aldatılan taraf için sözleşme bağlayıcı sayılamaz. Değinilen koşulların varlığı halinde aldatılan taraf hakkını kullanmak suretiyle hukuki ilişkiyi geçmişe etkili (makable şamil) olarak ortadan kaldırabilir ve verdiği şeyi geri isteyebilir. İrade sakatlığı nedeniyle iptal hakkının kullanılması hiçbir şekle bağlı değildir. Hata ve hilenin öğrenildiği, korkutmanın ise etkisinin ortadan kalktığı tarihten itibaren bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde sözleşmenin karşı tarafına yöneltilecek tek taraflı bir irade açıklaması ile bildirilebileceği gibi def'i veya dava yoluyla da kullanılabilir. Ayrıca irade sakatlığı her türlü delille ispat edilebilir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 28. (818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 21.) maddesinde ise aşırı yararlanma (gabin) düzenlenmiş olup, maddenin 1. fıkrasında “bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebilir" denilmek suretiyle, gabinin unsurları ile sonuçları hüküm altına alınmıştır. Kanun metnindeki ifadelerden anlaşıldığı ve öğretide de kabul edildiği üzere, sözleşme hukukunda geçerli olan irade özerkliği ve sözleşme serbestisi ilkeleri gereğince, kişiler bir sözleşmedeki edim ve karşı edimi özgürce belirleyebilir, sözleşmenin şartlarını diledikleri gibi kararlaştırabilirler. Genel kural, sözleşme serbestisi ve irade özerkliği olmakla birlikte, sözleşmenin taraflarından güçsüz olanın korunması ile sözleşmenin tarafları arasındaki dengenin sağlanabilmesi, sözleşmenin yapılması sırasında iradesinin oluşumu sakatlanmış olan tarafın korunması bakımından ise, kanun koyucu gabine ilişkin düzenlemeyi getirmiştir. Kanun koyucu anılan gereksinim ve düşüncelerle sözleşme kurulumunda iradesinin oluşumu sakatlanan ve güçsüz konumda olan tarafı korumak amacıyla gabin (aşırı yararlanma) müessesesini düzenlemiştir. Sözleşmenin taraflarından birinin, gabin hukuksal nedenine dayanarak sözleşmeyle bağlı olmamayı ya da sözleşmenin varlığını korumakla birlikte edimler arasındaki dengesizliğin giderilmesini istemesi halinde; gabinin objektif ve subjektif unsurlarının somut olayda varlığının irdelenmesi gerekir. Yukarıda yapılan açıklamalar doğrultusunda somut uyuşmazlıkta; davacı gabin (aşırı yararlanma), hata (yanılma) ve hile (aldatma) iddialarına dayanmış ise de, taraflar arasında yapılan sözleşmenin TTK'nın 595. maddesindeki düzenlemelere uygun olduğu ve geçerlilik şartlarını haiz bulunduğu, sözleşmenin, hile (aldatma) veya iradenin fesada uğratılması ile yapıldığına ilişkin iddianın ispatına yönelik yazılı bir delil bulunmadığı gibi tanık dahil her türlü delille ispatlanabilecek bu maddi olguyu doğrulayacak mahiyette başkaca bir delilin de dosyada mevcut olmadığı, tanık beyanlarının da hile (aldatma) veya irade fesadı olgularını ispata yeterli olmadığı, davacı ile davalı arasında noterlikte düzenlenen 20.06.2020 tarihli hisse devir sözleşmesi ile hisselerin devredildiği, sözleşmede hisse devir bedelinin nakden ve tamamen ödendiği ve davacı tarafından da alındığı hususunun açıkça beyan edildiği, hisse devrinin davacının da katıldığı ve bizzat başkanlık yaptığı şirket genel kurul kararıyla onaylandığı, hisse devri ve ortaklıktan ayrılma kararının pay defterine kaydedildiği, kararın davacı tarafından ihtirazı kayıt konulmaksızın imzalandığı, akabinde Ticaret Sicil Gazetesinde yayınlandığı, gabin iddiası yönünden davaya konu hisselerin devir tarihindeki gerçek değerinin sözleşmede belirtilen hisse bedelinden çok daha yüksek olduğu ileri sürülmüş ise de gabinden söz edilebilmesi için objektif unsur olan aşırı oransızlık yanında sübjektif unsur olan bir tarafın düşüncesizlik ve deneyimsizliğinden faydalanma unsurunun da gerçekleşmesi gerektiği, davacı işlem tarihinde 74 yaşında ise de dosya kapsamında alınan adli tıp raporu ile fiil ehliyetinin olduğunun tespit edildiği, tanık beyanlarına göre davacının yılın büyük bir kısmında Avusturya ülkesinde tek başına yaşadığı ancak sık sık tek başına Türkiye'ye gidip geldiği, yine adli tıp raporu ve yapılan mali sosyal durum araştırmasına göre okuma yazmasının bulunduğu, 25 yıl gibi uzun bir süre hisse devrine konu dava dışı şirketin %99 hissedarı ve tek yetkilisi olan davacının tecrübesizliğinden ve müzayaka halinde bulunduğundan bahsedilemeyeceği ve gabin iddiasının da dinlenemeyeceği, sözleşmede hisse devir bedelinin nakden ve tamamen ödendiği belirtilmiş olmakla sözleşmedeki bedelin ödenmediği konusundaki iddiaların aynı nitelikte kesin delillerle ispat edilmesi gerektiği, bu hususta tanık dinlenmesinin de mümkün olmadığı, sözleşmenin geçerli olduğu ve irade sakatlığı nedeniyle iptal edilebilme şartlarının oluşmadığı anlaşıldığından Mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi isabetsizdir. Sonuç olarak; davalı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince yukarıda açıklanan gerekçelerle kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, dosya kapsamına göre delillerin toplanmış olması karşısında dosya İlk Derece Mahkemesi'ne gönderilmeyerek davanın reddine karar vermek gerektiği sonuç ve kanaatine varılmış ve yeniden aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçeleri yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalı vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN KABULÜNE, 2-6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince Denizli 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 23/11/2022 tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, a-Davanın REDDİNE, b-Harçlar Kanunu ve bağlı tarife gereğince alınması gereken 732,00 TL harcın peşin alınan 92.083,04 TL harçtan mahsubu ile bakiye 91.351,04 TL harcın karar kesinleştiğinde istem halinde davacıya İADESİNE, c-Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin davacı üzerinde BIRAKILMASINA, d-Davalı tarafça yapılan 343,00 TL yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, e-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden yürürlükteki Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince 707.120,98 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, f-Taraflarca yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının 6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince ilgili tarafa iadesine, 3-İstinaf incelemesi yönünden; a-Davalının istinaf başvurusu kabul edildiğinden 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince peşin olarak yatırılan 92.100,00 TL nispi istinaf karar harcının talebi halinde davalıya İADESİNE, b-Davalı tarafından istinaf incelemesi için yapılan 220,70 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı, 105,50 TL posta masrafı olmak üzere toplam 326,20 TL istinaf yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, c-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından davalı lehine istinaf vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, d-İstinaf gider avansının kullanılmayan kısmının 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca karar kesinleştğinde İlk Derece Mahkemesi'nce ilgili tarafa İADESİNE, 4-Kararın Dairemizce taraflara TEBLİĞİNE, Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 04/06/2025 tarih 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 20. maddesi uyarınca dava tarihindeki miktar itibariyle 6100 sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince Dairemiz kararının tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay nezdinde temyiz yasa yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 09/03/2026 ...