TÜRK MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 23/11/2022 NUMARASI : 2021/716 Esas, 2022/692 Karar DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit DAVA TARİHİ: 24/06/2021 BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARAR TARİHİ: 26/01/2026 KARAR Taraflar arasındaki davada; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik verilen karara karşı davalı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, dosyanın tevdi edildi…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 57. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/3044 KARAR NO : 2026/119 TÜRK MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 23/11/2022 NUMARASI : 2021/716 Esas, 2022/692 Karar DAVANIN KONUSU: Menfi Tespit DAVA TARİHİ: 24/06/2021 BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARAR TARİHİ: 26/01/2026 KARAR Taraflar arasındaki davada; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın kabulüne yönelik verilen karara karşı davalı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, dosyanın tevdi edildiği Dairemiz Hakimi tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra, yapılan müzakerede de ön inceleme ve usule ilişkin eksikliğin bulunmadığının anlaşılması üzerine, işin esasına geçilmek suretiyle dosya üzerinden heyetçe yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin, Kocaeli ilinde Fen ve Edebiyat öğretmeni olduğunu, davalı ...'ın ise müvekkilinin babasının çok yakın arkadaşı olduğunu, bu nedenle aralarında bir güven ilişkisinin söz konusu olduğunu, müvekkilinin paraya ihtiyacının olduğu bir dönemde aile dostu olan ...'dan borç para aldığını ve davalının talebi üzerine teminat amaşlı olarak ıslak imzalı bir adet boş senet imzaladığını, söz konusu senedin 15.06.2017 tarihinde müvekkili tarafından davalı ...'a 60.000TL borcun teminatı olarak boş senedin verildiğini, senette belirli bir vade söz konusu olmadığını, davalının usulsüz olarak senedi doldurduğunu ve icra takibine koyduğunu, davalı tarafından Kocaeli 8. İcra Dairesinin ... Esas sayılı icra dosyası ile takip başlatıldığını, Kocaeli 3. İcra hukuk Mahkemesinin 2021/22 Esas sayılı dosyası üzerinde itirazda bulunduklarını ve davalı hakkında Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığının 2021/13671 soruşturma sayılı dosyası üzerinden suç duyurusunda bulunulduğunu, müvekkilinin davalı tarafa olan borcunu fazlasıyla aldığını, kötü niyetli olarak takip başlattığını, bir kez verdiği borcu iki defa tahsil etmek istediğini, davalı tarafından müvekkiline ekonomik durumunun uygun olduğunda ödemelerin yapılmasını sözlü olarak kabul ve beyan ettiğini, bu konuşmaların yapıldığı esnada yanlarında müvekkilinin babası ile arkadaşlarının da bulunduğunu, toplamda 61.000TL olmak üzere son ödenen banka dekontu açıklama kısmına senetten kalan borç ödemesi yazılarak davalının hesabına gönderildiğini beyan ederek dava konusu haksız durum sebebi ile müvekkilinin telafisi imkansız maddi ve manevi zararlara uğrayacağının açık olduğunun bu nedenle ihtiyati tedbir kararı verilmesini, kötü niyetli açılan takibin durdurulmasına, takibin iptaline, alacağın %20'sinden az olmamak üzere kötü niyhet tazminatına, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesini talep ve dava etmiştir. Eldeki dosya önce İstanbul13. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2021/368 Esas sırasına tevzi edildiği, mahkemece verilen görevsizlik kararı ile asliye ticaret mahkemelerinin görevli olduğuna karar verildiği, kararın kesinleşmesini takiben mahkemenin yukarıdaki esas sırasına tevzi edildiği görülmüştür. İlk derece mahkemesince; "...1-Davanın KABULÜ ile davacının Kocaeli 8. İcra Müdürlüğünün ... Esas Sayılı icra takibine konu 19.02.2019 tanzim tarihli, 18.01.2020 vade tarihli 65.000,00-TL miktarlı senetten dolayı DAVACI ... ...'nin DAVALI ...'a BORÇLU OLMADIĞININ TESPİTİNE, Kocaeli 8. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı icra takibinin davacı ... ... yönünden iptaline,2- Davacının kötüniyet tazminatı talebinin KABULÜ ile icra takip miktarının %20 oranında (13.000,00-TL) tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine..." karar verilmiş olup, bu karara karşı davalı vekili süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel Mahkeme davayı kabul etmesine gerekçe olarak müvekkili ...'ın mazeretsiz olarak yemin edeceği duruşmaya katılmadığını gösterdiğini, davada şahsımız vekaleten ...'ı temsil etmekle birlikte kendisinin mazeretli olduğunu duruşmada belirtmiş olmasına ve bu husus tutanağa geçirilmiş olmasına karşın mahkemece bu talebin kabul görmediğini, müvekkili ...'ın bir iş insanı olup duruşma tarihinde Kırklarelinde iş görüşmelerine katılmak zorunda olduğunu, nitekim bu hususun avukatı tarafından da dile getirildiğini, öyle ki aynı gün içinde talimat yazılarak Kırklareli'ndeki bir mahkemede yemin edebileceği de yerel mahkemeye söylendiğini, yerel mahkeme bu hususu göz ardı ederek müvekkilinin mazeretini kabul etmeyerek davayı kabul ettiğini, oysa müvekkilin yeterli ve gerekçeli bir mazereti bulunduğunu, bu sebeple işbu yerel mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini, yapılan yargılamaya dayanak teşkil eden borç kambiyo senetlerine özgü icra takibine konu edilen bir senete ilişkin olduğunu, bilindiği üzere senet borcu koşulsuz ve şartsız borç ikrarını içermekle birlikte her türlü sebepten de ari olduğunu, buna karşın davacı tarafın salt yemin deliline dayanmaları ve yemine mazeretli şekilde gelmeyen müvekkilinden kaynaklı bir sebebe dayanarak davanın kabul edilmesi hukuka uygun olmadığını, yapılacak istinaf incelemesinin ardından verilen yerel mahkeme kararının kaldırılması gerektiğini belirterek İstanbul 20. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2021/716 E. 2022/692 K. sayılı kararın kaldırılmasına, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı taraftan tahmiline karar verilmesini talep etmiştir. Değerlendirme; Dava, menfi tespit istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince; davanın kabulüne karar verilmiş olup, bu karara davalı vekili tarafından süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. 6100 sayılı HMK'nın 341. maddesi gereğince istinaf kanun yolu açık olan ve istinaf incelemesi açısından yasal şartları taşıdığı anlaşılan eldeki davada istinaf incelemesi, HMK 355. maddesinin amir hükmü gereğince resen nazara alınması gereken ve kamu düzenine aykırılık teşkil eden haller de dikkate alınarak; taraflarca yargılama aşamasında ileri sürülen iddia ve savunma kapsamında kalan istinaf sebepleri ile sınırlı, takdiren duruşmasız olarak yapılmıştır.İstinaf sebeplerinin değerlendirilmesi;Menfi tespit davası, 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında ya da icra takibinden sonra borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. Bu dava maddi hukuk ve usul hukuku bakımından genel hükümlere dayalıdır ve normal bir hukuk davası olarak açılır. Eş söyleyişle; kendisine karşı icra takibi yapılmış olan borçlu, ödeme emrine itiraz edilmemiş veya itiraz edilmiş olmakla birlikte yerinde görülmemiş olması sebebiyle icra takibi kesinleşse dahi maddi hukuk bakımından borçlu olmadığını ileri sürebilir. Bunun için, takip devam ederken alacaklıya karşı menfi tespit davası açabileceği gibi, böyle bir menfi tespit davası açmamış ve borcu cebri icra tehdidi altında ödemiş ise ödemiş olduğu paranın kendisine verilmesi için alacaklıya karşı istirdat davası açabilir (Kuru, Baki: İcra ve İflâs Hukukunda Menfi Tespit Davası ve İstirdat Davası, Ankara 2003, s. 233). Menfi tespit davasında ispat yükü, kural olarak davalı alacaklıya düşer. Dava konusu edilen bir hakkın ve buna karşı yapılan savunmanın dayandığı vakıaların (olguların) var olup olmadıkları hakkında mahkemeye kanaat verilmesi işlemine ispat denir ve Türk Hukuk Lûgatında “kanıtlama, tanıtlama” olarak ifade edilmektedir (Türk Hukuk Lûgatı, Ankara 2021, Cilt I, s. 595).6100 sayılı Kanun'un 187 nci maddesinin birinci fıkrası;“İspatın konusunu tarafların üzerinde anlaşamadıkları ve uyuşmazlığın çözümüne etkili olabilecek çekişmeli vakıalar oluşturur ve bu vakıaların ispatı için delil gösterilir” şeklinde düzenlenmiştir.Vakıa (olgu) ise, 03.03.2017 tarihli ve 2015/2 Esas, 2017/1 Karar sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında; kendisine hukukî sonuç bağlanmış olaylar şeklinde tanımlanmıştır. İspatı gereken olaylar, olumlu vakıalar olabileceği gibi olumsuz vakıalar da olabilir.Diğer taraftan hâkim, taraflar arasında uyuşmazlık konusu olan vakıaların gerçekleşip gerçekleşmediğini, kural olarak kendiliğinden araştıramaz. Bir olayın gerçekleşip gerçekleşmediğini taraflar ispat etmelidir. Bir davada ispat yükünün hangi tarafa ait olacağı hususu ise 6100 sayılı Kanun'un“İspat yükü” başlıklı 190 ıncı maddesinde yer almakta olup; “İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir.Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir” şeklinde hüküm altına alınmıştır.Yukarıda belirtilen maddenin birinci fıkrasında, ispat yükünün belirlenmesine ilişkin temel kural vurgulanmıştır. Buna göre, bir vakıaya bağlanan hukukî sonuçtan kendi lehine hak çıkaran taraf ispat yükünü üzerinde taşıyacaktır. İkinci fıkrada ise, karinelerin varlığı hâlinde ispat yükünün nasıl belirleneceği düzenlenmiştir.Bu hüküm, 4721 sayılı Kanun'un “İspat yükü” başlıklı 6 ncı maddesinde yer alan; “Kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlüdür" ifadesine paralel olarak düzenlenmiştir.İspat için başvurulan araçları (vasıtaları) ifade eden deliller; 6100 sayılı Kanun'da senet, yemin, tanık, bilirkişi, keşif ve uzman görüşü olarak sıralanmıştır. Ancak sayılan bu deliller sınırlayıcı (tahdidi) olmayıp, kanunun belirli bir delille ispat zorunluluğu getirmediği hâllerde taraflar kanunda düzenlenmemiş diğer delillere de dayanabilirler. Delillerin değerlendirilmesinde ise, hâkimin bağlılığı ve her bir delile bağlanan hukukî sonuçlar bakımından “kesin” ve “takdiri” deliller ayrımı esas alınarak incelenme yapılmaktadır. Kesin deliller başka bir ifadeyle kanunî deliller hâkimi bağlayıcı nitelikte olduğundan, hâkimin bu delilleri takdir yetkisi bulunmamaktadır. Kesin delillerden biri ile ispat edilen olay doğru olarak kabul edilmektedir. Takdiri deliller ise hâkimi bağlamaz, hâkim bu delilleri serbestçe tayin ve takdir eder, değerlendirir ve kararını buna göre verir. Nitekim aynı ilkeler, Hukuk Genel Kurulunun 21.09.2021 tarihli ve 2017/(13)3-3146 Esas, 2021/1051 Karar; 07.12.2021 tarihli ve 2018/(13)3-979 Esas, 2021/1589 Karar; 28.12.2022 tarihli ve 2021/3-978 Esas, 2022/1944 Karar; 01.03.2023 tarihli ve 2022/11-221 Esas, 2023/134 Karar sayılı kararlarında da benimsenmiştir.Davacı (borçlu), davalının (alacaklının) varlığını iddia ettiği hukukî ilişkiyi (meselâ borcu) sadece inkâr etmekle yetinmekte ise, yani bu hukukî ilişkinin (borcun) hiç doğmadığını ileri sürmekte ise ispat yükü davalıya düşer. Çünkü hukukî ilişkinin (borcun) varlığını iddia eden davalı olduğu için, ispat yükü davalı alacaklıya düşer (6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu (HMK) m. 190; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu (TMK) m.6). Ancak davacı borçlu aralarındaki hukuki ilişkiyi ve bundan kaynaklanan borcunun olduğunu kabul edip borcunu ödediğini ileri sürüyor ise ispat yükü davacı borçluya geçer. Öte yandan Menfi tespit davası sonucunda mahkeme, davanın haklı olduğu kanısına varırsa davanın kabulüne, başka bir ifadeyle davacının borçlu bulunmadığının tespitine karar verir. Bu kararın kesinleşmesi ile alacaklının iddia ettiği veya takip konusu yaptığı alacağın mevcut olmadığı maddi hukuk bakımından tespit edilmiş ve uyuşmazlık kesin olarak çözüme bağlanmış olur. Davanın borçlu lehine sonuçlanması (kabulü) hâlinde, dava konusu icra takibinin akıbeti ve İİK'nın 72/5. maddesinde düzenlenen ve borçlu lehine hükmedilmesi gereken tazminat konusu gündeme gelir. Hükmün verilmesiyle (kesinleşmesine gerek kalmadan) icra takibi derhal durur, kesinleşmesi ile de icra takibi iptal edilir ve davacı borcu ödemekten kurtulur. 2004 sayılı İcra ve İflâs Kanunu’nun 72/5. maddesinde borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan icra takibinin haksız ve kötü niyetle yapılmış olması durumunda istem üzerine takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere borçlunun dava nedeniyle uğradığı zararın alacaklıdan tahsiline karar verileceği öngörülmüştür. Ancak, menfi tespit davasını kazanan borçlu lehine tazminata karar verilebilmesinin bazı şartları vardır. Öncelikle, alacaklının yapmış olduğu icra takibi ile borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlamış olması gerektiğinden, borçlu aleyhine yapılmış bir icra takibinin bulunması gerekmektedir. Bu bakımından borçlu aleyhine yapılmış bir icra takibi yoksa tazminatta söz konusu olmayacaktır. Ayrıca, borçlunun menfi tespit davası sırasında bu konuda istemde bulunması yanında borçluyu dava açmaya zorlayan icra takibinde alacaklının haksız ve kötü niyetli olması gerekmektedir. Önemle belirtmek gerekir ki burada alacaklının icra takibinde sadece haksız olması yeterli olmayıp, yasa maddesindeki açık düzenleme uyarınca aynı zamanda takibin kötü niyetle yapılmış olması da zorunludur.Takibin haksızlığı, alacaklının hiç ya da talep ettiği miktarda bir alacağı bulunmadığı hâlde icra takibine girişmesi hâlinde söz konusu olur. Madde metninde yer alan kötü niyet ise alacaklının haksız olduğunu bildiği hâlde sırf borçluyu zarara uğratmak amacıyla takibe girişmesi hâlinde gerçekleşir. (Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 07.06.2022 tarih, 2020/(19)11-297 Esas ve 2022/835 Karar sayılı ilamı) 6100 Sayılı Kanunun 200.maddesinin birinci fıkrası; "Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bu hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle iki bin beş yüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz." hükmünü içermekte olup, HMK'nın 201.maddesi ise " Senede bağlı her çeşit iddiaya karşı ileri sürülen ve senedin hüküm ve kuvvetini ortadan kaldıracak veya azaltacak nitelikte bulunan hukuki işlemler ikibinbeşyüz Türk Lirasından az bir miktara ait olsa bile tanıkla ispat olunamaz" hükmünü içermektedir. HMK m.202/1'de; "senetle ispat zorunluluğu bulunan hallerde yazılı delil başlangıcı varsa tanık dinlenebileceği" düzenlenmiştir. HMK 202/2'de; "iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse tarafından verilmiş veya gönderilmiş bir belgeyi" delil başlangıcı kabul etmiştir. Aynı Yasanın 203. maddesinde ise, senetle ispat zorunluluğunun istisnaları sayma yöntemiyle belirlenmiştir. Bunlardan biri de altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemler olup, bu kişiler arasındaki işlemler miktar ve değerine bakılmaksızın tanıkla ispat edilebilir.Öte yandan yemin, taraflardan birinin davanın çözümlenmesine etkili olan bir vakıanın doğru olup olmadığı hakkında kanunun belirlediği şekilde mahkeme (hakim) önünde beyanda bulunmasıdır. Yemin eden taraf bu beyanın doğruluğunu namus, şeref ve kutsal saydığı bütün inanç ve değerleri ile teyit etmektedir. Medeni Usul Hukukumuzda yemin delili kesin delil niteliğindedir. Yeminin konusu, davanın çözümü bakımından önem taşıyan, çekişmeli olan ve kişinin kendisinden kaynaklanan vakıalardır. Bir kimsenin bir hususu bilmesi onun kendisinden kaynaklanan vakıa sayılır (HMK.m.225).HMK'nın 226. maddesine göre yemine konu olamayacak vakıalar; tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyeceği vakıalar, bir işlemin geçerliliği için kanunen iki tarafın irade açıklamalarının yeterli görülmediği hâller ve yemin edecek kimsenin namus ve onurunu etkileyecek veya ona ceza soruşturması ya da kovuşturması ile karşı karşıya bırakacak vakıalardır.HMK'nın “Yemini yerine getirecek kimseler başlıklı’’ 232.maddesine göre, yemin, tarafa teklif olunur ve tarafça eda yahut iade olunur. Taraflardan biri tüzel kişi yahut ergin olmayan veya kısıtlı bir kimse ise onlar adına yapılmış bir işleme ilişkin vakıanın ispatı için yemin, tüzel kişiyi temsile yetkili kişi veya organ yahut kanuni mümessil tarafından eda ya da iade olunabilir.Yemin davanın taraflarınca yerine getirilir, yemin teklif edecek taraf ispat yükü kendisine düşen fakat iddiasını veya savunmasını ispat edememiş olan taraftır. Taraf delillerini yemine hasretmedikçe önce diğer delilleri incelenir ve iddianın ispatlanmaması halinde son çare olarak yemin deliline başvurulur. Eğer iddia diğer delillerle ispatlanmışsa, yemin teklifine gerek yoktur ( Yılmaz Ejder, a.g.e, sayfa 116) . Kendisine ispat yükü düşmeyen tarafın, yemin teklif etmesinin hiçbir hukuki sonucu yoktur.Uyuşmazlık konusu vakıanın ispatı için yeminden başka delili olduğunu beyan etmiş olan taraf dahi yemin teklif edebilir (HMK m.227). Eğer olay ispat edilemezse, bu takdirde son çare olarak yemin teklif edilecektir. Ancak HMK m.227/2 ile başka delili de olduğu hâlde onlar tam olarak toplanıp değerlendirilmeden yemin teklif edilmesi durumunda, karşı taraf lehine doğan usulî kazanılmış hak gözetilerek bu hüküm gereğince yemin teklif olunan kimse yemini edaya hazır olduğunu bildirdikten veya yemini iade ettikten sonra diğer taraf yemin teklifinden vazgeçerek başka bir delile dayanamaz ve yeni bir delil de gösteremez.( Karslı, Abdurrahim, a.g.e., sayfa 612). Yemin delili tarafların en son başvurabilecekleri bir kesin delil türüdür ve ispat yükü taşıyan tarafın diğer tarafa yemin teklif etmesi halinde iddiasını artık başka delillerle ispatı mümkün değildir.Teklif edilen yeminin karşı tarafça yerine getirilmesi halinde kesin delil ortaya çıkar. Yemin teklif eden taraf yeminin hukuki sonuçlarına katlanmak zorunda olduğundan bu aşamadan sonra yemin teklifinden dönülmesi mümkün değildir (Yılmaz, Ejder, a.g.e., sayfa 144). Yemin teklif olunan taraf kendisine yöneltilen yemini yerine getirirse, yemin teklif eden kimsenin iddia ettiği vakıanın doğru olmadığı ispat edilmiş olur. Yeminin eda edilmesi üzerine uyuşmazlık konusu vakıa kesin delille ispat edilmiş olacağından karşı taraf yeni delil getiremez ve hakim de yeni araştırmada bulunamaz(Yılmaz, Ejder, a.g.e., sayfa 177).6100 Sayılı HMK'nın "Yemine davet" başlıklı 228. Maddesi "(1) Yemin teklif edilen kimse, duruşmada bizzat hazır bulunmadığı takdirde, kendisine yemin için bir davetiye çıkarılır.(2) Yemin davetiyesine, yemine konu hususlar hakkında sorulacak sorular ile geçerli bir özrü olmaksızın yemin için tayin olunan gün ve saatte mahkemeye bizzat gelmediği veya gelip de yemini iade etmediği yahut yemini eda etmekten kaçındığı takdirde, yemin konusu vakıaları ikrar etmiş sayılacağı yazılır" şeklindedir. 6100 Sayılı HMK'nın "Yemin edecek kimsenin mahkemenin yargı çevresi dışında olması" başlıklı 236. Maddesi "(1) Mahkemenin yargı çevresi dışında oturan kimse, yemin için davaya bakan mahkemeye gelmek zorundadır. Ancak, yemin edecek kişi, mahkemenin bulunduğu il dışında oturuyor ve bulunduğu yerde aynı anda ses ve görüntü nakledilmesi yolu ile yemin icrası mümkün değil ise istinabe yolu ile yemin ettirilir" şeklindedir. Kocaeli 8. İcra Müdürlüğünün ... E. Sayılı dosyasının Uyap sistemi üzerinden gönderilerek dosyamız arasına alındığı ve dosyanın incelemesinde; davalı tarafından davacı aleyhine 19/02/2019 düzenleme , 18/01/2020 vade tarihli, 65.000,00 TL bedelli senede dayalı olarak toplam 65.000,00-TL alacağın tahsili amacıyla 24/09/2020 tarihinde kambiyo senetlerine özgü haciz yolu ile icra takibi başlatıldığı ve takibin kesinleştiği anlaşılmıştır.Dava konusu bononun incelenmesinde; keşideci ... tarafından 19/02/2019 tarihinde İstanbul ilinde düzenlendiği, bono lehtarının ... olduğu, bono bedelinin 65.000,00-TL olduğu ve vadesinin 18/01/2020 tarihli olduğu anlaşılmıştır.Ancak dosya kapsamından davalı ...'ın 29/10/2023 vefat etmiş oldukları anlaşılmıştır.Dava devam ederken taraflardan birinin ölümü halinde ölen kişinin taraf ehliyeti 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 28 inci ve 6100 sayılı HMK'nun 50 inci maddelerine göre son bulmaktadır. Yargılama süresince tarafların dava ve taraf ehliyetine sahip bulunmaları gereği ise usul hukukunun temel ilkelerinden olup, 6100 sayılı HMK m.114/1-d maddesi uyarınca dava şartıdır.6100 sayılı HMK, "Dava Sırasında Taraflardan Birinin Ölümü" başlıklı 55. maddesinde, "Taraflardan birinin ölümü hâlinde, mirasçılar mirası kabul veya reddetmemişse, bu hususta kanunla belirlenen süreler geçinceye kadar dava ertelenir. Bununla beraber hâkim, gecikmesinde sakınca bulunan hâllerde, talep üzerine davayı takip için kayyım atanmasına karar verebilir."hükmü düzenlenmiş olup dava sırasında taraflardan birinin ölümü halinde taraf teşkilinin sağlanması kamu düzenine ilişkin bulunduğundan davanın her aşamasında hakim tarafından re’sen nazara alınması gereken bir olgudur ve istinaf/temyiz edenin sıfatına bakılmaksızın re'sen gözetilmesi gereklidir. Hal böyle olunca murise yönelik dava sonucu kurulacak hükmün mirasçıların haklarını etkileyeceği dikkate alınarak mirasçıların, belirtilen düzenleme uyarınca davadan haberdar edilmesi ve yargılama sürerken ortaya çıkan taraf oluşumuna ilişkin dava şartı eksikliğinin, yöntemince giderilmesinden sonra yargılamaya devam edilmesi zorunluluğu bulunduğundan davalının vefat ettiği nazara alınarak davacı tarafa davalı ...'ın mirasçılık belgesinin alınması ve yasal mirasçılarının davaya dahil edilmesi için süre ve imkan tanınarak taraf teşkilinin sağlanmasından sonra oluşacak sonuca göre işin esası hakkında hüküm kurulması gerekir.Bu değerlendirmeler doğrultusunda; davalı vekilinin esas dair istinaf sebepleri incelenmeksizin usulen kabulüne, HMK m.353/1-a-4 uyarınca ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, yukarıda belirtilen kapsamda yargılama yapılarak sonucuna göre karar verilmesi için dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine karar verilmesi sonuç ve kanaatine oybirliğiyle varılmakla aşağıdaki hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ; 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile, İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 23/11/2022 tarih ve 2021/716 Esas, 2022/692 Karar sayılı kararının 6100 Sayılı HMK m. 353/1-a-4 uyarınca KALDIRILMASINA, 2-Yukarıda belirtilen gerekçe kapsamında yargılama yapılmak üzere dosyanın kararı veren İSTANBUL 20. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'ne gönderilmesine, 3-Davalı tarafından yatırılan istinaf karar harcının talep halinde kendisine iadesine, gerekli işlemlerin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, 4-İstinaf incelemesinin duruşmasız olarak yapılması nedeniyle AAÜT 2/2 hükmü uyarınca davalı lehine vekalet taktirine yer olmadığına, 5-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin yerel mahkemece verilecek kararda değerlendirilmesine, 6-Dosyanın ilk derece mahkemesine gönderilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 26/01/2026 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.