T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/645 KARAR NO : 2026/779 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KOCAELİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 12/02/2025 NUMARASI : 2024/245 Esas - 2025/91 Karar DAVACI : ... (T.C. NO:...) - ... VEKİLİ : Av. ... - ... DAVALI : ... (T.C. NO:..…
T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/645 KARAR NO : 2026/779 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KOCAELİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 12/02/2025 NUMARASI : 2024/245 Esas - 2025/91 Karar DAVACI : ... (T.C. NO:...) - ... VEKİLİ : Av. ... - ... DAVALI : ... (T.C. NO:...) - ... VEKİLİ : Av. ... - ... DAVA : Ticari Şirket (Genel Kurul Kararının İptaline İlişkin) DAVA TARİHİ : 02/10/2019 KARAR TARİHİ : 24/04/2026 KR. YAZIM TARİHİ : 24/04/2026 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; kardeş olan davacı ve davalının 1996 yılında Tabak Dayanıklı Tüketim Malları Pazarlama İnşaat Turizm Nakliyat Ticaret Limited Şirketi'ni kurduklarını, davalının Fetö/Pdy Silahlı Terör Örgütü yargılaması sonucu mahkûm edildiğini, davacı adına şirketin karar defterinde 10 nolu karar ile kayıtlı 25/05/2006 tarihli, ...'ın 10 yıl süre ile şirketi temsil ve ilzama yetkili kılındığı karardaki imzanın davacıya ait olmadığını, 20/06/2016 tarihli ...'ın süresiz olarak şirketi temsil ve ilzama yetkili kılındığı karardaki imzanın da davacıya ait olmadığını, sahte imza ile davalıya yetkiler verilmesinin yasa ve usule aykırı olduğunu beyan ederek; ...'ın şirketi temsil ve ilzam yetkisinin tedbiren durdurulmasına ve iptaline, davalının cezaevinde mahkum olarak bulunması nedeniyle şirketin varlığını devam ettirebilmesi için temsil ve ilzam yetkisinin şirket ortağı olan davacıya verilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davalı kısıtlı ...'ın %95 hisse sahibi olduğu Tabak Ticaret Ltd Şti'nde davacının %5 hissesi bulunduğunu, bu şirket kısıtlı ... tarafından kurulduğunu, şirketler hukuku tek ortak ile kuruluşa izin vermediği için, davacıya kısıtlı tarafından %5 sembolik hisse verildiğini, davalı ... tüm yaşamı boyunca kardeşini ve aile fertlerini kendi aile fertlerinden ayırmamış davacının çocuklarının tüm eğitim giderlerini üstlenmiş, özel okullarda okutmuş, eğitimleri için yurt dışına göndermiş,bu yıllarda davacının emekli maaşı dışında çalışmaktan mütevellit başkaca bir gelirinin bulunmadığını beyan ettiğini, şirketin tüm işlerini tek başına yürüttüğünü, bugünlere gelinmesinde müvekkilinin tek başına mücadelesi ile olduğunu, ... kesinleşmiş bir hükümlü olarak Kandıra Cezaevinde bulunmasına rağmen hakkında verilen Mahkumiyet kararı halen bireysel başvuru yapılan Anayasa Mahkemesinde incelemede olduğunu, davacı tarafından % 5 sembolik hissedar olduğu şirkete yönetim kayyımı tayini talep edilmiş ,ayrıca şirketin karar defterinde 2006 yılında atılan imzanın tarafına ait olmadığı ve imzasının taklit edildiği yönünde Mahkemeye dilekçe verildiğini, böylece 13 yıl süreyle bu karar defterindeki imzayla süresiz müdür seçilen müvekkilinin davalının yapmış olduğu işlemlerin geçersizliğini sağlamak ve Cezaevinde olmasından ve kendini savunamayacak durumda olmasından faydalanmak istendiğini, davalının haksız olarak açmış olduğu firma ile müvekkili müşterilerini çaldığını, davalı ile iş yapan firmaların isim benzerliği nedeniyle müvekkili ile iş yaptığını sandıklarını, davalının aynı zamanda müvekkilinin bugüne kadar yaptığı işleri geçmişte kendisi yapmış gibi web sitesinde yayınladığını, bu nedenlerle öncelikle yönetim kayyımının görevine son verilmesi ve Kocaeli 4 Sulh Hukuk Mahkemesinin kısıtlının arzusu üzerine vasisi ... a şirketlerle ilgili temsil yetkisi vermesi nedeniyle yönetim kayyımı olarak oğlu ... ın atanmasını, davada iddia edilen hususlar davacının ağabeyine duyduğu husumet ve haksız kazanç sağlama arzusuna dayalı olmakla ve hayatın olağan akışına uygun olarak aynı şirkette karar defterinde atılan ve kendisine ait olmadığını iddia ettiği imzanın atıldığını bilmemesi 13 yıl içinde mümkün olmamakla,hüsnüniyet yönünden, davacı Mahkemece suistimal konusu henüz bir karar verilmemiş olmasına rağmen davalı ağabeyinin ticari itibarını yok etmek ve kamuoyunda kendisini küçük düşürmek için basın kuruluşlarına haksız ve itibar kırıcı haber yaptırmakla,açılan davanın gerçeğe değil husumete dayalı olduğunun ortaya çıktığına, İddia ettiği imzaların kendi arzu ve talebiyle karar defterini imzalatmak için eve götüren birlikte yaşadığı oğlu ... ve imzadan da okunduğu üzere ... tarafından atıldığı, ... ın attığı imzanın dosyanızdaki yönetim kayyımının tuttuğu ilk tutanaktan da görüldüğü,hukuk hakkın suistimalini kabul etmediği, iddiaların öne sürülüş zamanı davalının Cezaevinde bulunması ve bu süreçte davacının davalının ailesinden hukuk dışı gayrimenkul talebi olmakla ve onların zor durumundan istifade etmek amacını taşımakla, Hayatın olağan akışına uygun olanı davacının kısıtlı davalı ağabeyinin zor durumda olmasından istifade etmemesi olduğuna, süre yönünden itiraz için hak düşürücü ve zamanaşımı süreleri geçmiş olduğundan, ayrıca davacı tarafından sembolik ortak olduğu şirketin müteahhitlik alanındaki kazancı davalı kısıtlı müvekkilinin ... ve bilgisi olmadan kendi kurduğu aynı ismi ve markayı taşıyan şirketle haksız rekabetle yok edilip kendisine ve 1 derece aile fertlerine haksız kazanç sağlanmakla ve bu şekilde dava konusu şirkete uzun yıllardır zarar verilmekle, açılan davanın reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ: İlk derece mahkemesince; "...Davanın HMK'nın 114/1-d ve 115. maddeleri uyarınca pasif husumet dava şartı noksanlığından usulden REDDİNE, ..." şeklinde hüküm kurulmuştur. İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; söz konusu davanın 2019 yılında açılmış olduğunu, aradan altı yıl geçtikten sonra davanın pasif husumet yokluğundan reddedilmesini anlamadıklarını, davalı ...'ın davacının imzasını kullanarak yasa ve usule aykırı işlem yaptığının imza incelemesi ile açıkça ortaya çıkmış olmasına rağmen, davanın ...'a değil şirkete karşı açılacağının belirtilerek davanın pasif husumet yokluğundan reddedilmesi, usulsüz işlem yapan davalı ...'ı adeta ödüllendirmek anlamına geldiğini belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının suiniyetli olup dava açma hakkını kötüye kullandığını, iddia ettiği hususların doğru olmadığını, Mahkemenin verdiği sürede şirket genel kurul kararına karşı dava açtığını beyan ettiğini, Genel Kurul Kararlarına karşı açılan davaların ortağa yöneltilemeyeceğini, işyerinin öncesinde de ...'a aitti olduğunu, aynı konuda savcılık şikayetinin de takipsizlik ile sonuçlandığını belirterek; haksız istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili tarafından istinaf başvurusuna karşı cevap dilekçesi verilmemiştir. DELİLLER:Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 12/02/2025 tarih, 2024/245 Esas - 2025/91 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava genel kurul kararlarının iptaline ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın pasif husumet yokluğundan reddine karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi kararına karşı davacı tarafından istinaf başvurusu yapılmıştır. İnceleme; 6100 sayılı HMK.'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosyanın incelenmesinde; davacı taraf; davalı ile birlikte dava dışı Tabak Dayanıklı Tüketim Malları Pazarlama İnşaat Turizm Nakliyat Ticaret Limited Şirketi’ni kurduklarını, tarafların kardeş olmaları nedeniyle güvene dayalı bir ilişki olduğunu, davalının FETÖ irtibatı çıkınca davalının geriye dönük inceleme yaptığı ve yaptığı incelemelerde, 25.05.2006 tarihli 10 numaralı davalının şirket müdürü olarak atanmasına yönelik karar ile 20.06.2016 tarihli 14 numaralı davalının aksi karar alınana kadar şirket müdürü olarak atanmasına ilişkin kararlardaki imzaların davacıya ait olmadığı, sahte imza ile karar alındığını iddia ederek, davalının temsil yetkisinin tedbiren durdurulması ve iptalini talep etmiş, mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın kabulüne karar verilmiş, Dairemizin 2023/315 esas 2024/760 karar sayılı ilamı ile “…Davacı tarafa yukarıda bahsedildiği üzere talep sonucunu açıklaması için 6100 sayılı yasanın 31.maddesi kapsamında süre verilmesi, davacının talebinin 6102 sayılı yasanın 630.maddesindeki “yöneticilerin yönetim hakkının ve temsil yetkilerinin kaldırılması” talebine yönelik ise bu kapsamda bir değerlendirme ve inceleme yapılması; davacının talebinin genel kurul kararlarının iptali ise; şirket ana sözleşmesinin dosyaya kazandırılarak, iptali istenen kararın iptal edilebilirlik, butlan veya yokluk hallerinden hangisine girdiği de gerekçede değerlendirilerek bir karar verilmesi gerekirken; “Dava dışı Tabak Dayanıklı Tüketim Malları Pazarlama İnş. Turizm Nakliyat Tic. Ltd. Şti. 20/06/2016 tarihli 14 nolu ortaklar kurulu kararının iptali ile davalı ...'ın şirketi temsil yetkisinin kaldırılmasına” şeklinde hem genel kurul kararının iptaline, hem de davalının temsil yetkisinin kaldırılmasına şeklinde birbiri ile çelişir şekilde karar verilmesi doğru görülmemiştir…” gerekçesiyle kaldırılmış, mahkemece kaldırma kararı sonrası yapılan incelemede pasif husumet yokluğu nedeniyle davanın reddine karar verilmiştir. İstinafa gelen uyuşmazlık temelde, davalının eldeki uyuşmazlıkta husumetinin bulunup bulunmadığı noktasındadır. Öncelikle vurgulama gerekir ki; taraf sıfatı mahkemece resen gözetilmelidir. Yargıtay HGK'nın 27.11.2013 gün ve 2013/439 Esas ve 2013/1595 Karar sayılı kararında da vurgulandığı üzere; Bir davada taraf olarak gösterilen kişiler, taraf ve dava ehliyetine ve davayı takip yetkisine sahip olsalar bile, bu kişilerden birinin o davada gerçekten davacı veya davalı olmak sıfatı yoksa, dava konusu hakkın esasına ilişkin bir karar verilemez. Dava sıfat yokluğundan (husumetten) reddedilir. Bir sübjektif hakkın sahibinin ve o hakka uymakla yükümlü olan kişinin kimler olduğu (yani bir davada, davacı ve davalı sıfatının kimlere ait olduğu) tamamen maddî hukuka göre belirlenir. Bu nedenle, bir kişinin belli bir davada gerçekten davacı veya davalı sıfatına sahip olup olmadığı hususu, usul hukuku sorunu olmayıp, dava konusu (sübjektif) hakkın özüne ilişkin bir maddi hukuk sorunudur. Sıfatın usul hukuku bakımından önemi (usul hukukunu ilgilendiren yönü) şudur: Bir davanın tarafları (veya taraflardan biri) o davada gerçekten (davacı veya davalı olarak) taraf sıfatına sahip değilse, mahkeme, dava konusu hakkın esası (mevcut olup olmadığı) hakkında inceleme yapıp karar veremez. Mahkeme, davanın sıfat (husumet) yokluğundan reddine karar verir. Bu karar, davanın mesmu olmadığına (dinlenemeyeceğine) ilişkin bir karar olmayıp, gene davanın esasına ilişkin bir karardır (taraf olarak gösterilenlerden birinin taraf sıfatının bulunmadığını tespit eden bir karardır). Mahkemenin sıfat (husumet) yokluğunu kendiliğinden (re'sen) gözetmesi gerekir. Çünkü, sıfat yokluğu, bir def’i değil, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olan bir itirazdır. Hâkim, kendisine sunulan dava malzemesinden (davalı veya davacının bildirdikleri vakıalardan, yani dava dosyasından) bir itiraz sebebinin varlığını (sıfat yokluğunu) öğrenirse, bunu kendiliğinden (re'sen) gözetir. Taraf sıfatı, usul hukukuna değil, maddî hukuka ilişkin bir sorundur; diğer bütün maddi hukuk sorunlarında olduğu gibi, dava şartı değildir. Taraf sıfatının (davacı bakımından, aktif husumetin; davalı bakımından pasif husumetin) yokluğu, davada taraf olarak gözüken kişiler arasında dava konusu hakkın doğumuna engel olduğu için (def’i değil) bir itirazdır. Diğer bütün itiraz hallerinde olduğu gibi, sıfat yokluğu da, ancak dava dosyasından anlaşılabildiği ölçüde hâkim tarafından kendiliğinden (re'sen) gözetilir Somut olayda; Dairemizin kaldırma kararından sonra davacının 24.10.2024 tarihli talep açıklama dilekçesi ile şirketin 20.06.2016 tarih ve 14 numaralı kararının iptalini talep ettiğine dair açıklama yaptığı görülmüştür. Genel kurul kararlarının iptali ve yoklukla malul olduğunun tespitine ilişkin davalarda husumetin sadece şirkete yöneltilmesi gerekli olup (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2016/684 esas 2017/4060 karar sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2012/12811 esas 2013/11580 karar sayılı ilamı, Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2014/14714 esas 2015/946 karar sayılı ilamı, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 14. Hukuk Dairesi 2018/1968 esas 2020/528 karar sayılı ilamı, Dairemizin 2023/1619 esas 2025/118 karar sayılı ilamı) münhasıran husumetin şirkete yöneltilmesi gerektiğinden (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2020/7205 esas 2022/1100 karar sayılı ilamı) diğer ortakların taraf sıfatı bulunmamaktadır. Husumet mahkemece resen gözetilmesi gereken bir husus olup, eldeki davada davalının pasif husumeti bulunmadığından davanın reddine karar verilmesi yerindedir. Tüm bu açıklamalara, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına, HMK'nın 355. maddesi uyarınca; kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmaması nazara alınarak, davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca; ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Alınması gereken 732,00-TL istinaf karar harcından, istinafa gelirken peşin alınan 615,40-TL'nin mahsubu ile kalan 116,60-TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, harç tahsili ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin HMK'nın 302/5 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine, 4-İstinaf eden tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına, 5-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf avansından kullanılmayan kısmının HMK'nın 333. maddesi uyarınca; karar kesinleştikten sonra ilk derece mahkemesince istinaf edene iadesine, 6-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; kararın dairemizce taraflara tebliğine, İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ilamın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay ilgili hukuk dairesine TEMYİZ yasa yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.24/04/2026 ... Başkan ... ¸e-imzalıdır ... Üye ... ¸e-imzalıdır ... *Üye ... ¸e-imzalıdır ... Katip ... ¸e-imzalıdır * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*