TÜRK MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 20/10/2025 NUMARASI : 2025/367 Esas, 2025/705 Karar DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali KARAR TARİH: 22/01/2026 Taraflar arasındaki davada; kararda yazılı nedenlerden dolayı verilen karara karşı davalı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmalı yapılmasına gerek görülmediğinden, dosyanın tevdi edi…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 18. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2026/126 KARAR NO : 2026/74 TÜRK MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İSTANBUL 18. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 20/10/2025 NUMARASI : 2025/367 Esas, 2025/705 Karar DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali KARAR TARİH: 22/01/2026 Taraflar arasındaki davada; kararda yazılı nedenlerden dolayı verilen karara karşı davalı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmalı yapılmasına gerek görülmediğinden, dosyanın tevdi edildiği Dairemiz Başkanı........ tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra, yapılan müzakerede de ön inceleme ve usule ilişkin eksikliğin bulunmadığının anlaşılması üzerine, işin esasına geçilmek suretiyle dosya üzerinden heyetçe yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı........'in, ........ Limited Şirketi'nin ortağı olduğunu,.....'in ....09.2022 tarihinde müvekkili şirketten 272.577 TL tutarında borç aldığını, bu borcun 100.000 TL'lik kısmını 16.09.2022 tarihinde, 100.000 TL'lik bir kısmını da 05.10.2022 tarihinde ödediğni, ancak kalan 72.577 TL'lik kısmını ödemediğni, bu doğrultuda taraflarınca davalıya karşı İstanbul ..... İcra Müdürlüğü'nün .....E. Sayılı dosyası ile icra takibi başlatıldığını, davalı ......'in, icra takibine haksız şekilde itiraz ettiğini ve takibin durdurulduğunu, arz ve izah edilen nedenlerle; fazlaya ilişkin dava ve talep hakları saklı kalmak kaydıyla, davalının icra dosyasına yaptığı haksız ve kötü niyetli itirazının iptali ile takibin devamına, haksız ve kötü niyetli olarak takibe itiraz eden davalı aleyhine %20’den az olmamak üzere icra inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davalı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Müvekkilinin Türk vatandaşı olmayıp, ... vatandaşı olduğunu, yabancı kişiye yöneltilen husumetin, davalının tabiyeti gereği "yabancılık unsuru" taşıyan bir ihtilafa dair olduğunu, davacının iddiasının, davalıya "yurt dışına gitmek üzere" borç verildiği olup bu durumda Türk Mahkemeleri'nin milletlerarası yargı yetkisi bulunmadığından, öncelikle yetkisizlik kararı verilmesi gerektiğini, zira; 5718 sayılı MÖHUK’un 44. maddesi uyarınca iş ilişkisinden doğan uyuşmazlıklarda yetkili ülke mahkemesi "işin görüldüğü" ülke mahkemesi gereği işin Türkiye'de yapılmadığı uyuşmazlıklarda, Türkiye’de dava açılamayacağını, Türkiye’de ödünç para verme işlerinin ... tarih ve ..... nolu Ödünç Para Verme İşleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile düzenlenmiş olduğunu, ikrazatçılar dışında borç para verme işinin yapılmasının yasal olmadığını, bu bağlamda şirketlerin çalışanlarına ya da 3. kişilere borç para vermesinin, anılan kararname gereğince "yasak işlem" olduğunu, davacı şirketin "davalı gerçek kişiye borç verdiği" iddiasına dayalı huzurdaki dava bakımından idari ve cezai yaptırımlarının tatbiki için ilgili mercilere ihbarda bulunulmasını, açıklanan nedenlerle; öncelikle milletlerarası yetki yönünden davanın reddine, kanuna açıkça aykırı alacak iddiasına dayalı davanın esastan reddine, basiretli tacir sıfatı gereği para ödüncü (ikrazatçılık) ile iştigal etmemesi gerektiğini bildiği halde açıkça bu sebebe dayalı takip başlatan davacının kötüniyeti açık olmakla, İİK md. 67/2 uyarınca davalı (borçlu) yararına %20 tazminata hükmolunmasına, yargılama giderleri ile avukatlık ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince: "...1-HMK 114-c , HMK 115/1 Maddesi gereğince Mahkememizin görevsizliği nedeniyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine, kararın kesinleşmesinden itibaren 2 hafta içerisinde Mahkememizden talep edilmesi halinde dosyanın görevli İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine,..." karar verilmiş, bu karara karşı davalı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle: "...yabancılık unsuru taşıyan ihtilafta, usuli sıraya uyulmadan, yani türk mahkemelerinin yargı yetkisi bulunup bulunmadığı araştırılmadan, doğrudan iç hukuka göre görev değerlendirilmesi yapılmış olması hatalıdır. Dava, davalı ...'in Azerbaycan vatandaşı olması sebebiyle, "kişi bakımından yabancılık unsuru taşıyan" bir uyuşmazlığa ilişkindir. Bu tür uyuşmazlıklarda Türk mahkemelerinin milletlerarası yargı yetkisi, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un 40 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, kamu düzenine ilişkin olduğundan, hakim tarafından re'sen ve öncelikli olarak değerlendirilmesi zorunludur. Davaya cevap dilekçesinde ve süresi içerisinde açıkça ileri sürülmüş olan milletlerarası yetki itirazı değerlendirilmeden, doğrudan iç hukuka göre görevsizlik kararı verilerek dosyanın İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesi, davanın T.C. Mahkemelerinde görülebilir olduğu varsayımına yol açacaktır. Ancak, milletlerarası yetki belirlenmeden davaya devam edilmesi, Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da belirtildiği üzere "esasa giriş" niteliğinde usule aykırı işlem oluşturur ve bozma sebebi teşkil ettiği gibi, usul ekonomisine de açıkça ters düşer. Bu nedenle öncelikle milletlerarası yetki itirazımızın incelenmesi ve Türk Mahkemelerinin davada yetkisizliğine karar verilmesi gerekmektedir (Ek-1: Emsal Yargıtay ilamı).2- soyut iddiadan ibaret "borç verme" maddi vakıasının türk hukuk düzeniyle hiçbir bağlantı noktası bulunmamaktadır. Somut uyuşmazlık bakımından taraflardan birinin Azerbaycan vatandaşı olması nedeniyle dava yabancılık unsuru taşımaktadır. Türk mahkemelerinin yabancılık unsuru taşıyan ihtilaflarda milletlerarası yetkisi, MÖHUK’un 44. maddesinde öngörülen bağlayıcı kriterler çerçevesinde belirlenir. Anılan madde, yabancıya karşı Türk mahkemelerinde dava açılabilmesi için sınırlı sayıda bağlantı noktası öngörmekte; davalının Türkiye’de yerleşim yerinin, mutad meskeninin, temsilciliğinin, şubesinin varlığı gibi bağları şart koşmaktadır. Oysa somut olayda, davalı yabancı ile dava konusu talep arasında MÖHUK md. 44’te sayılan hiçbir bağlantı noktası mevcut değildir. Davalı Türkiye’de yerleşik değildir, mutad meskeni bulun-ma-maktadır, şubesi, ticari faaliyet merkezi veya temsilcisi yoktur. Bunlardan hiçbiri mevcut olmadığı gibi, iddia edilen alelade borçlanma olgusunun Türk Hukukunda yeri dahi yoktur (zira şirketler, şahıslara ortakları dahi olsa borç veremezler). Türk hukuk düzeniyle maddi ya da coğrafi anlamda bir bağı bulunmayan bu ihtilafın, Türk Mahkemeleri önünde dinlenmesi usulen mümkün değildir (Ek-2: Emsal İçtihat). Görevsizlik kararına bir itirazımız olmakla birlikte, usulen öncelikli mesele olan Türk Mahkemelerinin yargı yetkisi incelenmeden verilen kararı, bu incelemenin yapılması ve Türk Mahkemelerinin uyuşmazlıkta yetkisizliğine karar verilmesiGörevsizlik kararına bir itirazımız olmakla birlikte, usulen öncelikli mesele olan Türk Mahkemelerinin yargı yetkisi incelenmeden verilen kararı, bu incelemenin yapılması ve Türk Mahkemelerinin uyuşmazlıkta yetkisizliğine karar verilmesi..." talep etmiştir. Dava, itirazın iptali istemine ilişkindir. İstanbul .... İcra Müdürlüğü ..... Esas sayılı dosyasının incelenmesinde; alacaklısının ... ANONİM ŞİRKETİ, borçlusunun ...... olduğu, toplam 72.577,00 TL alacak üzerinden ilamsız icra takibi başlatıldığı, borçlunun icra takibine itiraz ettiği, takibin durduğu ve itirazın iptali davasının İİK 67/1. Maddesinde düzenlenen 1 yıllık hak düşürücü içinde açıldığı anlaşılmıştır. Görev, kamu düzenine ilişkin olup, davanın her safhasında re'sen gözetilir. 6102 sayılı TTK'nun 6335 sayılı Kanunla değişik 5. maddesi uyarınca Asliye Hukuk Mahkemeleri ile Asliye Ticaret Mahkemeleri arasındaki ilişki iş bölümü ilişkisi olmaktan çıkarılıp görev ilişkisine dönüştürülmüştür. Dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 Sayılı TTK 4/1-a maddesine göre “Tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın bu kanunda öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır”. 01.07.2012 tarihinde yürürlüğe giren 6102 s.TTK'nın 5. maddesinde “Aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın asliye ticaret mahkemesi tüm ticari davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevlidir.” hükmü yer almaktadır. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun 5/3. Maddesine göre de; Asliye Ticaret Mahkemesi ile Asliye Hukuk Mahkemesi ve diğer hukuk mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olup, bu durumda göreve ilişkin usul hükümleri uygulanır. TTK'nın 4. maddesinde nelerin ticari dava olduğu açıklanmıştır. Buna göre hükümde sayılan dava ve işlerin yanı sıra her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan davalar da ticari davadır. Anılan yasa hükümleri gereği, davalı tarafın ticari işletmesi bulunmadığından ve dava konusu da maddede sayılan mutlak ticari davalardan olmadığından davaya bakmaya görevli mahkeme genel mahkemelerdir. Görev kamu düzeni ile ilgili olup, yargılamanın her safhasında ve re'sen nazara alınmalıdır.(Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'nin 2016/19310 Esas, 2019/7331 Karar sayılı ilamı) 6102 Sayılı TTK'nın 12.maddesine "bir ticari işletmeyi, kısmen de olsa, kendi adına işleten kişiye tacir denir. Bir ticari işletmeyi kurup açtığını, sirküler, gazete, radyo, televizyon ve diğer ilan araçlarıyla hakla bildirmiş veya işletmesini ticaret siciline tescil ettirerek durumu ilan etmiş olan kimse, fiilen işletmeye başlamamış olsa bile tacir sayılır. Anılan Yasanın 11.maddesinde "Ticari işletme, esnaf işletmesi için öngörülen sınırı aşan düzeyde gelir sağlamayı hedef tutan faaliyetlerin devamlı ve bağımsız şekilde yürütüldüğü işletmedir. Ticari işletme ile esnaf işletmesi arasındaki sınır, Bakanlar Kurulunca çıkarılacak kararnamede gösterilir." 15.maddesinde de " İster gezici olsun ister bir dükkanda veya sokağın belirli yerlerinde sabit bulunsun, ekonomik faaliyeti sermayesinden fazla bedeni çalışmasına dayanan ve geliri 11.maddenin 2.fıkrası uyarınca çıkarılacak kararnamede gösterilen sınırı aşmayan ve sanat veya ticaretle uğraşan kişi esnaftır." düzenlemesi bulunmaktadır. Bir kimsenin Vergi Usul Kanunu'na göre esnaf sayılması, TTK yönünden de esnaf kabul edilmesini gerektirmez. Ticaret siciline ya da Oda'ya kayıtlı olmamak da tacir olmamanın kesin bir kanıtı olmadığı gibi, vergi mükellefi olup olmamak da tacir ve esnaf ayrımında kesin bir ölçüt olarak kabul edilemez. (Yargıtay 3. HD, 13.02.2019 tarih, 2017/12019E., 2019/1050 K.) Asliye hukuk mahkemelerinin görevi ise 6100 s.HMK.nun 2.m.sinde " (1) Dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın malvarlığı haklarına ilişkin davalarla, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir. (2) Bu Kanunda ve diğer kanunlarda aksine düzenleme bulunmadıkça, asliye hukuk mahkemesi diğer dava ve işler bakımından da görevlidir. " şeklinde düzenlenmiştir. Dava konusu somut uyuşmazlığın, Davalı ...'in, ... Limited Şirketi'nin ortağı olduğu, ...'in 13.09.2022 tarihinde müvekkili şirketten 272.577 TL tutarında borç aldığı, bu borcun 100.000 TL'lik kısmını 16.09.2022 tarihinde, 100.000 TL'lik bir kısmını da 05.10.2022 tarihinde ödediğİ, ancak kalan 72.577 TL'lik kısmını ödemediği,ödenmeyen alacağın tahsili için davalıya karşı İstanbul ...... İcra Müdürlüğü'nün ... E. Sayılı dosyası ile açılan ilamsız icra takibine itirazın iptali talebine ilişkin olup;dava konusu uyuşmazlık mutlak ticari dava olmadığı gibi davalının da tacir olmadığı, dolayısıyla asliye Ticaret mahkemesinin görevli olmadığı, Asliye hukuk mahkemesinin görevli olduğu, mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu, istinaf isteminin yerinde olmadığı görülmüştür. Bu değerlendirmeler ile dava konusu uyuşmazlığa ilişkin yasal düzenlemeler doğrultusunda; davalının istinaf başvurusunun HMK m.353/1-b-1 uyarınca oybirliğiyle esastan reddine karar verilmesi sonuç ve kanaatine varılmakla aşağıdaki hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ; 1.HMK m. 353/1-b-1 gereğince davalının istinaf başvurusunun esastan REDDİNE, 2.İstinaf incelemesinin duruşmasız yapılması nedeni ile AAÜT m. 2/2 hükmü uyarınca davacı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 3.Davalıdan alınması gereken 732,00 TL harçtan peşin olarak yatırılan 615,40 TL'nin mahsubu ile bakiye 116,60 TL'nin davalıdan tahsili ile Hazineye irad kaydına, gereğinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, 4.İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin HMK'nun 360 ıncı maddesi yollamasıyla, madde 323 uyarınca istinafı talep eden üzerinde bırakılmasına, 5.Dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 22/01/2026 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.