TÜRK MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 18.12.2025 Ara Karar NUMARASI : 2025/1175 Esas DAVANIN KONUSU: 5464 S.K. Uy.Tacirlere Verilen Kurumsal Banka ve K.Kartlarından Kaynaklanan " 5411 S.K. 142/1 Hariç " " Menfi Tespit " BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARAR TARİHİ: 26/02/2026 Taraflar arasındaki davada; kararda yazılı nedenlerden dolayı verilen karara karşı davacı vekili tarafından süresinde i…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 18. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2026/292 KARAR NO : 2026/250 TÜRK MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 18.12.2025 Ara Karar NUMARASI : 2025/1175 Esas DAVANIN KONUSU: 5464 S.K. Uy.Tacirlere Verilen Kurumsal Banka ve K.Kartlarından Kaynaklanan " 5411 S.K. 142/1 Hariç " " Menfi Tespit " BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARAR TARİHİ: 26/02/2026 Taraflar arasındaki davada; kararda yazılı nedenlerden dolayı verilen karara karşı davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmalı yapılmasına gerek görülmediğinden, dosyanın tevdi edildiği Dairemiz Üye Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra, yapılan müzakerede de ön inceleme ve usule ilişkin eksikliğin bulunmadığının anlaşılması üzerine, işin esasına geçilmek suretiyle dosya üzerinden heyetçe yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı banka ile dava dışı müflis .... Ltd. Şti. arasında 27.09.2013 tarihinde Genel Kredi Sözleşmesi imzalanmış, müvekkil de aynı tarihte sözleşmeye kefil olduğunu, kefalete ilişkin hak düşürücü süre dolmuş olup müvekkilin sorumluluğu yasa gereği sona erdiğini, gerçek kişi kefiller için 10 yıllık hak düşürücü sürenin kesin olduğu, bu sürenin işlemesini durduran veya kesen bir nedenin (icra takibi vb.) olamayacağı, süre dolduktan sonra kefilin borçtan sorumlu tutulamayacağını, beyan ederek, müvekkilinin telafisi güç zararlara uğramasını engellemek adına, İstanbul Anadolu 8. İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyası üzerinden yürütülen takibin, müvekkili yönünden dava sonuna kadar teminatsız olarak tedbiren durdurulmasına, davanın kabulü ile TBK m. 598/3 ve m. 600 uyarınca 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolması nedeniyle müvekkilin davaya konu kefalet sözleşmesinden dolayı borçlu olmadığının tespitine, İstanbul Anadolu 8. İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı icra takibinin müvekkili yönünden iptaline, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini vekaleten talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; ihtiyati tedbir talebinin reddini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince verilen 18.12.2025 tarihli ara kararı ile; " ..İhtiyati tedbir talebinin REDDİNE,.. " karar verilmiş, bu ara karar davacı vekilince istinaf edilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Yerel mahkemece, müvekkilin talebinin TBK m.598/3 ve 600 uyarınca 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolması nedeniyle borçlu olmadığının tespiti olduğu, söz konusu uyuşmazlığın menfi tespit uyuşmazlığı olmadığından İİK m.72 uygulanmayacağı, HMK m.389 gereği yaklaşık ispatı sağlar delil bulunmadığı gerekçesiyle tedbir talebimiz reddedilmiştir. Ancak ilk derece mahkemesince hatalı ve hukuka aykırı değerlendirme neticesinde karar verildiğinden istinaf kanun yoluna başvurmak gerekmiştir, şöyle ki; İhtiyati Tedbir Kararı İçin"Yaklaşık İspat" Koşulu Fazlasıyla Gerçekleşmiştir. Yerel mahkeme, HMK m. 389/1 uyarınca "yaklaşık ispat"ın oluşmadığını gerekçe göstermişse de, işbu karar dosya kapsamındaki somut belgelerle çelişmektedir. Uyuşmazlığın temelini oluşturan kefalet sözleşmesinin tarihi 27.09.2013’tür. Takibin başlatılma tarihi (24.07.2015) dikkate alındığında dahi hak düşürücü sürenin geçtiği sabittir. TBK m. 598/3 hükmü emredici nitelikte olup, kefaletin üzerinden 10 yıl geçmekle kefaletin kendiliğinden sona ereceğini düzenlemiştir. Bu bir hak düşürücü süredir ve hakim tarafından resen gözetilmelidir. Buna ek olarak TBK m. 600 hükmü de emredici nitelikte olup; süreli kefalette, kefilin sürenin sonunda borcundan kurtulacağını tartışmaya mahal vermeyecek kesinlikte düzenlemektedir. Yaklaşık ispat, hakimin davanın esasına yönelik %100 bir vicdani kanaate varması değil, "iddianın haklılığı hususunda kuvvetli bir ihtimalin bulunması" durumudur. Dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile hak düşürücü sürenin geçtiği açıkça anlaşılmaktadır. Bu denli açık bir yasal sürenin dolmuş olması, ihtiyati tedbir için aranan "haklılık karinesini" fazlasıyla karşılamaktadır. Somut Olay ile Birebir Emsal Nitelikteki Kararın Dikkate Alınması Gerekir. Huzurdaki dava ile birebir aynı konudaki İstanbul BAM 12. Hukuk Dairesi'nin 2024/1479 E., 2024/1320 K. sayılı ve 26.09.2024 tarihli kararı; icra takibinden sonra açılan bir menfi tespit davasında, davacının imza itirazı ve 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolduğu yönündeki iddialarının "yaklaşık ispat" koşulunu sağladığını kabul ederek, icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi için verilen ihtiyati tedbir kararını hukuka uygun bulmuştur. Kararda, İİK 72/3 maddesi uyarınca takibin tamamen durdurulamayacağı ancak %15 teminat karşılığında paranın alacaklıya ödenmemesine karar verilebileceği belirtilmiş; davalı bankanın itirazları reddedilerek yerel mahkemenin tedbir kararının haklılığı ortaya konulmuştur. İlgili kararda aynı gerekçeyle açılan davada; Hak düşürücü süre iddiasını "yaklaşık ispat" için yeterli görmüştür. İİK 72/3 uyarınca, paranın alacaklıya ödenmemesi yönünde tedbir verilmesinin hukuka uygun olduğunu teyit etmiştir. Yine müvekkilin borçlu olduğu takip dosyası için aynı gerekçeyle açtığımız İstanbul 16 Asliye Ticaret Mahkemesi 2025/829 E. Sayılı dosyasında ihtiyati tedbir talebimizin kabulüne karar verilmiştir; "Mahkememizce yapılan değerlendirme sonucunda; davacının ödeme veya hacizler sonucu doğmuş ve doğabilecek zararlarının önlenmesi bakımından İİK 72/3 maddesi gereğince kısmen kabulü ile 6100 sayılı HMK'nın 392 maddesi gereğince, teminatın miktar ve niteliği tespit edilmesi gerektiği ve İİK 72/3. Maddesi gereğince alacağın %15'inden aşağı teminat takdir edilemeyeceği, davanın icra takibinden sonra açılan menfi tespit davası olduğu anlaşılmakla, çoğun içinde az vardır prensibiyle İstanbul 9. İcra Dairesi'nin ... Esas sayılı dosyasında yapılan icra takipleri için icra veznesine yatırılacak paranın %20'si oranında nakdi teminat veya muteber bir bankanın aynı miktarda kesin ve süresiz teminat mektubu ibraz edildiği takdirde İİK 72/3.maddesi gereği icra veznesine yatacak paranın alacaklıya ödenmesinin ihtiyati tedbir yolu ile önlenmesine, İİK 72. maddesi icra takiplerinden sonra açılan menfi tespit davalarında icra takiplerinin durdurulmasına karar verilemeyeceğinden, icra takibinin durdurulmasına yönelik istemin ve davalı alacaklının davanın reddi halinde zarara uğramamasının önlenmesi bakımından teminatsız tedbir verilmesine yönelik taleplerin reddi gerektiği sonuç ve kanaatine varılmıştır ve aşağıdaki şekilde karar vermek gerekmiştir" Aynı mahiyetteki dosyalarda ihtiyati tedbir kararı verilmesine rağmen huzurdaki davada tedbir talebimizin reddetmesi, hukuki dinlenilme hakkına ve hak arama hürriyetine aykırılık teşkil etmektedir. Davanın Niteliği İtibariyle İİK m. 72’nin Uygulanması Gerekmektedir. Yerel mahkemenin, uyuşmazlığın bir "menfi tespit" davası olmadığı ve dolayısıyla İİK m. 72'nin uygulanamayacağı yönündeki tespiti hukuken hatalıdır. Müvekkilin borçlu olmadığının tespiti ve icra takibine konu borcun sona erdiğinin (hak düşürücü süre nedeniyle) iddia edildiği her dava, özü itibarıyla bir menfi tespit davasıdır. Müvekkil, bankaya borçlu olmadığını iddia etmektedir; bu da İİK72. maddenin doğrudan uygulama alanına girmektedir. İİK m.72 ve HMK m. 389 Uyarınca Davanın Mahiyeti Gereği Tedbir Kararı Verilmesi Zorunludur. Sayın Mahkeme uyuşmazlığı bir an için İİK m. 72 kapsamında bir menfi tespit davası olarak nitelemese dahi, HMK m. 389 vd uyarınca da ihtiyati tedbirin yasal şartları oluşmuş durumdadır. Kefalette hak düşürücü sürenin geçmiş olması nedeniyle müvekkilin borcu sona ermiştir. Kanunun getiriliş amacına uygun olarak müvekkilin bir ömür boyu icra tehdidine maruz kalması hukuka ve hakkaniyete aykırıdır. Bu durum, HMK m. 389/1’de düzenlenen "hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağı veya tamamen imkansız hale geleceği" vakıasının tam karşılığıdır. Borcun, hak düşürücü süre (TBK m. 598/3 ve m. 600 ile ayrı ayrı) nedeniyle maddi hukuk bakımından sona ermiş olması, müvekkil lehine korunmaya değer, ciddi ve acil bir hukuki durum yaratmıştır. Hukuk düzeni, özellikle "yaklaşık ispatı" dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerle (10 yıllık sürenin dolması) sabit olan bir iddiada, haklı çıkma ihtimali yüksek olan tarafı korumakla yükümlüdür. Tedbir talebimizin reddi, müvekkili haksız bir icra baskısı altında bırakmakta ve mülkiyet hakkını zedelemektedir. Bu sebeple yasal şartları oluştuğundan tedbir talebimizin kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Dava, ihtiyati tedbir talebine ilişkindir. İstanbul Anadolu 8. İcra Müdürlüğü’nün ... E. sayılı dosyasının alacaklısı ... Bankası borçlular ...A.Ş.,..., ... olup toplam alacak 1.799.956,85TL bedel olduğu görülmüştür.6100 sayılı HMK'nın 389 – 399.maddelerinde ihtiyati tedbir kararının usul ve esasları düzenlenmiş olup, bu yasal düzenlemeye göre; HMK m. 389- "(1) Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir. (2) Birinci fıkra hükmü niteliğine uygun düştüğü ölçüde çekişmesiz yargı işlerinde de uygulanır." HMK m. 390- "(1) İhtiyati tedbir, dava açılmadan önce, esas hakkında görevli ve yetkili olan mahkemeden; dava açıldıktan sonra ise ancak asıl davanın görüldüğü mahkemeden talep edilir. (2) Talep edenin haklarının derhâl korunmasında zorunluluk bulunan hâllerde, hâkim karşı tarafı dinlemeden de tedbire karar verebilir. (3) Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır.HMK m. 391- "(1) Mahkeme, tedbire konu olan mal veya hakkın muhafaza altına alınması veya bir yediemine tevdii ya da bir şeyin yapılması veya yapılmaması gibi, sakıncayı ortadan kaldıracak veya zararı engelleyecek her türlü tedbire karar verebilir.(2) İhtiyati tedbir kararında; a) İhtiyati tedbir talep edenin, varsa kanuni temsilcisi ve vekilinin ve karşı tarafın adı, soyadı ve yerleşim yeri ile talep edenin Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, b) Tedbirin, açık ve somut olarak hangi sebebe ve delillere dayandığı,c) Tereddüde yer vermeyecek şekilde, neyin üzerinde ve ne tür bir tedbire karar verildiği,ç) Talepte bulunanın, ne tutarda ve ne türde bir teminat göstereceği, yazılır.(3) İhtiyati tedbir talebinin reddi hâlinde, kanun yoluna başvurulabilir. Bu başvuru öncelikle incelenir ve kesin olarak karara bağlanır." şeklinde düzenlenmiştir. Tarafların ihtiyati tedbir talepleri yönünden bu usul ve esaslara uygun inceleme yapılması ve tensip ara kararından ayrı olarak gerekçeli ihtiyati tedbir talebi ara kararı oluşturulup, taraflara usulüne uygun olarak tebliğ edilerek karara itiraz edilmesi veya istinaf yoluna başvurulması halinde yasal süreler göz önüne alınarak gerekli kararın verilmesi ve gerekli işlemin yapılması zorunludur.2004 sayılı İİK.nun 72.m.sinde menfi tesbit ve istirdat davaları:;"(Değişik madde: 18/02/1965 - 538/43 md.) Borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tesbit davası açabilir. İcra takibinden önce açılan menfi tesbit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini istiyebilir. (Değişik fıkra: 09/11/1988 - 3494/6 md.) Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar.Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./15.md.) yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez. (Değişik fıkra: 09/11/1988 - 3494/6 md.) Dava borçlu lehine hükme bağlanırsa derhal takip durur. İlamın kesinleşmesi üzerine münderecatına göre ve ayrıca hükme hacet kalmadan icra kısmen veya tamamen eski hale iade edilir. Borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin haksız ve kötü niyetli olduğu anlaşılırsa, talebi üzerine, borçlunun dava sebebi ile uğradığı zararın da alacaklıdan tahsiline karar verilir.Takdir edilecek zarar, haksızlığı anlaşılan takip konusu alacağın (Değişik ibare:02/07/2012-6352 S.K./15.md.) yüzde yirmisinden aşağı olamaz. Borçlu, menfi tesbit davası zımmında tedbir kararı almamış ve borç da ödenmiş olursa, davaya istirdat davası olarak devam edilir. Takibe itiraz etmemiş veya itirazının kaldırılmış olması yüzünden borçlu olmadığı bir parayı tamamen ödemek mecburiyetinde kalan şahıs, ödediği tarihten itibaren bir sene içinde, umumi hükümler dairesinde mahkemeye başvurarak paranın geriye alınmasını istiyebilir. Menfi tesbit ve istirdat davaları, takibi yapan icra dairesinin bulunduğu yer mahkemesinde açılabileceği gibi, davalının yerleşim yeri mahkemesinde de açılabilir. Davacı istirdat davasında yalnız paranın verilmesi lazım gelmediğini ispata mecburdur." şeklinde düzenlenmiştir. İlk derece mahkemesi gerekçesinde; Somut uyuşmazlıkta; davacı vekili, davalı banka ile dava dışı müflis ... Ltd. Şti. arasında 27.09.2013 tarihinde Genel Kredi Sözleşmesi imzalandığını, müvekkilinin de aynı tarihte sözleşmeye kefil olduğunu, kefalete ilişkin hak düşürücü süre dolmuş olup müvekkilin sorumluluğu yasa gereği sona erdiğini, gerçek kişi kefiller için 10 yıllık hak düşürücü sürenin kesin olduğunu, bu nedenle İstanbul Anadolu 8. İcra Müdürlüğü’nün ... esas sayılı dosyası üzerinden yürütülen takibin, müvekkili yönünden dava sonuna kadar teminatsız olarak tedbiren durdurulmasını talep etmiştir. Somut olayımızda davacının talebi, TBK m. 598/3 ve m. 600 uyarınca 10 yıllık hak düşürücü sürenin dolması nedeniyle müvekkilin davaya konu kefalet sözleşmesinden dolayı borçlu olmadığının tespiti olduğu, söz konusu uyuşmazlık menfi tespit uyuşmazlığı değildir. Haliyle menfi tespit davalarında uygulanan İİK madde 72'nin olayımızda uygulanabilirliği bulunmamaktadır. Bu aşamada davanın TBK m. 598/3 ve m. 600 uyarınca açılmış menfi tespit davası olduğu, bu nedenle ihtiyati tedbir talebinin HMK'nın 389 vd maddelerine göre değerlendirilmesi gerektiği, dosyanın bulunduğu aşama itibariyle yaklaşık ispatı sağlar delil bulunmadığı, bu hususların ancak toplanacak deliller ve yapılan yargılama neticesinde tespit edilebileceğ mahkemece ihtiyati tedbir verilebilmesi için davacının iddiaları yönünden yaklaşık ispat şartı gerçekleşmediğinden davacı tarafın ihtiyati tedbir talebinin reddine karar verilmiştir." şeklinde belirtilmiştir. Davacı taraf, davalı banka ile yapılan genel kredi sözleşmesine kefil olduğunu ve kefaletin 10 yıllık zamanaşımına uğradığını belirterek tedbir talebi ile birlikte icra takibinden kaynaklı borçlu olmadığının tespitini talep ettiği anlaşılmıştır. Dava konusu icra dosyasından davalı ile birlikte diğer borçlulara karşı icra takibi yapıldığı görülmüştür. İş bu icra takibinden kaynaklı davacı tarafça menfi tespit talep edildiği anlaşılmakla, 2004 sayılı İİK.nun 72.m.sinde 3.fıkrasında "...İcra takibinden sonra açılan menfi tesbit davasında ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde onbeşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyle icra veznesindeki paranın alacaklıya verilmemesini istiyebilir.. " şeklinde belirtilen Kanuni düzenleme de nazara alınarak icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi konusunda ihtiyati tedbir kararı verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Bu değerlendirmeler ve yasal düzenlemeler uyarınca; davacının istinaf talebinin kabulüne HMK m. 353/1-b-2 uyarınca 18.12.2025 tarihli ara kararının kaldırılmasına, ihtiyati tedbir talebinin 2004 sayılı İİK 72/3 maddesi yönünden kabulü ile icra dosyasına yatan paranın %15 teminat karşılığında dava sonuna kadar alacaklıya ödenmemesi konusunda ihtiyati tedbir konulmasına karar vermek gerektiği sonuç ve kanaatine varılmakla aşağıdaki hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ; 1.Davacının istinaf talebinin kısmen kabulüne, HMK m. 353/1-b-2 uyarınca İSTANBUL ANADOLU 7. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 2025/1175 Esas, 18.12.2025 tarihli ara kararının KALDIRILMASINA, 2.İhtiyati tedbir talebinin 2004 sayılı İİK 72/3 maddesi yönünden kabulü ile icra dosyasına yatan paranın %15 teminat karşılığında dava sonuna kadar alacaklıya ödenmemesi konusunda ihtiyati tedbir konulmasına, 3.İşin duruşmasız olarak incelenmesi nedeniyle AAÜT 2/2 hükmü uyarınca davacı lehine ücreti vekalet takdirine yer olmadığına, 4.Davacının istinaf talebi kabul edildiğinden peşin yatırılan istinaf karar harcının talep halinde davacıya iadesine, gereğinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, 5.Dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 26.02.2026 tarihinde, oybirliğiyle ve kesin olarak karar verildi.