T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... KARAR TARİHİ : 18/12/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 02/10/2025 NUMARASI : ... Esas ... Karar DAVACILAR : 1- ...... 2- ...... VEKİLİ : Av.... DAVALI : 1- ...... VEKİLİ…
T.C. KONYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: ... - ... T.C. KONYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : ... KARAR NO : ... KARAR TARİHİ : 18/12/2025 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : Konya .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 02/10/2025 NUMARASI : ... Esas ... Karar DAVACILAR : 1- ...... 2- ...... VEKİLİ : Av.... DAVALI : 1- ...... VEKİLİ : Av... DAVALI : 2- ...... VEKİLİ : Av... DAVALILAR : 3- ...... 4- ...... VEKİLİ : Av... DAVA : Tazminat (Ölüm Ve Cismani Zarar Sebebiyle Açılan Tazminat) İSTİNAF KARAR TARİHİ : 18/12/2025 İSTİNAF KARAR YAZIM TARİHİ : 23/12/2025 Yukarıda bilgileri yazılı mahkemece verilen karara ilişkin istinaf talebi üzerine mahkemece dosya istinaf incelemesi yapılmak üzere dairemize gönderildiğinden yapılan ön inceleme ve incelemeyle heyete tevdi olunan dosyanın gereği görüşülüp aşağıdaki karar verilmiştir. TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ : Davacı vekilinin sunmuş olduğu dava dilekçesinde özetle; Müvekkilinin sevk ve idaresindeki ...... plakalı motorsiklet ile kaza sırasında alkollü (1,10 Promil) olduğu tespit edilen davalı ...... tarafından kullanılan ...... plakalı aracın müvekkiline çarparak kazaya sebebiyet verdiğini, çarpmanın etkisiyle müvekkilinin yere düştüğünü, önde bulunan ...... idaresindeki ...... plakalı araca ve direğe çarparak durduğunu, Selçuklu Kaymakamlığı İlçe Emniyet Müdürlüğü Özalkent Polis Merkezi Amirliğince tanzim edilen 03.09.2022 tarihli, Kazası Tespit Tutanağında ...... plakalı araç sürücüsünün alkol tespiti yapıldığını, diğer davalı ...... Duvarcının ise ...... plakalı aracın maliki ve davalı ......'nın babası olduğunu, Kaza tespit tutanağında davalı ......'nın, Karayolları Trafik Kanunun, 56/1-a maddesinde belirtilen şerit izleme ve değiştirme kuralını ve ayrıca alkollü araç kullanması sebebiyle, aynı kanunun 48/5 maddesini ihlal ettiğinin belirtildiğini, kaza ile ilgili olarak .... Asliye Ceza Mahkemesi ... Esas sayılı dosyasının açıldığını, halen derdest olduğunu, müvekkilinin yaklaşık 60-70 kişinin çalıştığı 3 şirketin tek ortağı ve yetkilisi olduğunu, kaza sebebiyle bu şirketlerin işlerinde de aksamalar olduğunu, müvekkilinin kazada yaralanması sonucu bir süre çalışamadığını, yaralanmaya bağlı olarak bir çok işi yapamaz hale geldiğini, ayrıca müvekkilinin çok hareketli bir yaşamı olduğunu, bu kazadan sonra bir çok faaliyetini sınırlandırmak zorunda kaldığını, iş ve özel yaşam konforunun düştüğünü, müvekkilinin bu durumuna en azından teselli oluşturabilmesi adına manevi tazminat talep ettiğini, ...... tarafından tanzim edilen 11.10.2022 tarihli ve ...... SBM Rapor nolu eksper raporunda belirtildiği üzere, kaza tarihi itibarıyla müvekkiline ait aracın piyasa rayiç değerini 900.000 TL olarak hesap ettiğini, kazadan sonra, araç maliki şirket tarafından davalı ...... şirketine (ZMM) başvurulduğunu, ...... şirketi tarafından, araç maliki şirkete 27.10.2022 tarihinde 100.000 TL ödeme yapıldığını, yine kazadan sonra, araç maliki şirket tarafından, dava dışı ...... şirketine (İMM) başvurulduğunu, başvurudan sonra, aracın perte ayrıldığını, ...... tarafından 03.03.2023 tarihinde 255.000-TL hurda araç/ sovtaj bedeli ödendiğini, yine başvurudan sonra, davalı ...... şirketi tarafından 28.03.2023 tarihinde 247.500-TL hasar dosya ödemesi yapıldığını, bu ödeme ile ilgili olarak, ...... şirketi tarafından 50.000-TL fazla ödeme yapıldığı iddiasıyla Konya .... Asliye Hukuk Mahkemesinde dava açıldığını, bu dosyaya sunulan 27.05.2024 tarihli Adli Tıp Kurumu raporunda müvekkilinin kusurlu olmadığı, davalı ......'nın %100 tam kusurlu olduğunun tespit edildiğini, ayrıca .... Asliye Ceza Mahkemesinin ... E. Sayılı dosyasına sunulan 05.06.2024 tarihli bilirkişi raporunda müvekkilin kusurunun bulunmadığı, araç sürücüsü ......'nın asli kusurlu olduğunun tespit edildiğini, davalı ...... ve ...... adına kayıtlı taşınmazlar ile davalı ...... adına kayıtlı olan, ...... plakalı aracın kaydına teminatsız olarak ihtiyati haciz şerhi konulmasını, müvekkilinin işgücü kaybından doğan 500,00 TL sürekli iş göremezlik tazminatı, 500,00 TL geçici iş göremezlik tazminatı, 500,00 TL geçici bakıcı gideri tazminatı ve 500,00 TL karşılanmayan tedavi ve ilaç gideri tazminatını bütün davalılardan kaza tarihi olan 03.09.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tazminine, müvekkili ......'e davalı ...... A.Ş. dışındaki davalılardan, 200.000- TL manevi tazminatın kaza tarihi olan 03.09.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tazminine, müvekkili şirkete, davalı ...... A.Ş. dışındaki davalılardan 10.000-TL araç hasar bedelinin kaza tarihi olan 03.09.2022 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tazminine, (...... sigorta imm poliçe limiti ile sınırlı olmak üzere sorumludur) karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ...... ve ...... vekilinin sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle;Davalı ...... ve ...... vekilinin mahkememize sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; 03/09/2022 günü saat 22:14 sıralarında müvekkili ...... idaresindeki ...... plakalı otomobil ile sol şeridi takiben seyrederken, davacı ......'in ...... plakalı motosikleti ile arkasından selektör yapıp müvekkilinin aracına oldukça yakın yaklaşması sebebiyle, müvekkilinin 1. Organize Sanayi girişine yaklaştığında orta şeride geçmek için sinyal vererek sağa doğru manevra yaptığı esnada davacı sürücü davalının aracının sağ yan ön ve sağ yan kısmına, süratli bir şekilde müvekkilini geçmek amacı ile orta şeride geçtiği esnada ...... plakalı motosikleti ile sol yan kısmı ile çarpması ve çarpmanın etkisiyle ...... plakalı motosikletin hakimiyetini kaybederek devrilerek sağa doğru sürüklenmesi sonrasında yolun sağ şeridinde seyretmekte olan sürücü ...... idaresindeki ...... plakalı kamyonetin sağ arka köşe kısmına ve sonrasında da kaldırım üzerindeki beton direğe çarpması sonucu yaralanmalı ve maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, .... Asliye Ceza Mahkemesinde ... Esas sayılı dosyasının bekletici mesele yapılmasını, 05/06/2024 tarihli bilirkişi raporunun çelişkili ve hatalı olduğunu, müvekkili ......'ın alkollü araç kullanması iddiası ile asli kusurlu olduğu sonucuna varılmasının hatalı olduğunu, 04/09/2022 tarihinde saat 03:36'da Uzm.Dr. ........ tarafından tanzim edilen raporda müvekkilinin alkolsüz olarak belirtildiğini, alkolün vücuttan atılması alkol oranına göre 48 ila 72 saat arasında değiştiğini ve Yargıtay içtihatlarında da açık bir şekilde 1 saatte alkol miktarının 0,12-0,20 promil arasında düştüğü belirtildiğini, müvekkilinin 55-60 km hızla seyir halinde olduğunu, müvekkilinin aracı kullandığı esnada şuurunun açık ve bilincinin yerinde olduğunu, müştekinin seyir hızına ilişkin maddi bir delil bulunmadığını, davacı vekilinin davacının halen 2-3 kg ağırlıkları eşyayı kaldıramaması hususundaki beyanlarının tamamen asılsız olduğunu, davacının motorunun yaklaşık 200-350 kg aralığında olduğunu, iş göremezlik tazminatı nedeniyle maddi tazminat hükmedilecek ise sigorta şirketlerinden ve Güvence Hesabının sorumlu tutulması gerektiğini, davacının Selçuklu Tıp Fakültesi Hastanesi gibi prestijli bir hastaneye gittiği halde orada ameliyat olmayıp ........ Hastanesinde ameliyat olduğunu, davacının elim hadisenin meydana gelmesinde kusurlu olduğu göz önünde bulundurulduğunda manevi tazminata hak kazanmayacağının açık olduğunu, davacının durumunun müvekkilinin durumundan yüksek olduğunu, ...... 22/12/2022 tarihinde ........ hasar dosyasına istinaden ...... Ltd. Şti. firmasına 100.000 TL ödeme yaptığını, sigorta şirketinin müvekkili davalıya rücu ettiğini, ...... plakalı motosikletin rayiç bedelinin 850.000,00 TL sovtaj bedelinin ise 255.000,00 TL olarak tespit edildiğini, ...... tarafından davacıya 247.500,00 TL ödeme yapıldığını, kalan 595.000,00 TL bedel ise %50 kusur sebebiyle davalılar tarafından 297.500,00 TL şeklinde ödendiğini, trafik sigortası tarafından ise 100.000,00 TL ödendiğini, davacının kusurlu olduğu göz önünde bulundurulduğunda araç bedelinden davalıların tam sorumlu tutulmaması gerektiğini, bu nedenlerle; davanın reddini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ...... A.Ş. Vekilinin sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafından dava şartı yerine getirilmediğini, eksik evrakla başvuru yapıldığını, müvekkili tarafından eksik evrakların talep edildiği fakat davacı tarafından eksikliğin giderilmediğini, davacı tarafından sağlık kurulu raporu sunulmadığından davanın usulden reddinin gerektiğini, geçici iş göremezlik tazminat taleplerinin poliçe teminatı kapsamında olmadığını, davacıya SGK tarafından herhangi bir ödeme yapılıp yapılmadığının tespitinin gerektiğini, müvekkilinin sorumluluğunun sigortalının kusuru oranında olduğunu, kaza sırasında motosiklet üzerinde seyir halindeyken kanunda sayılan koruyucu nitelikteki ekipmanları kullanmadığı için müterafik kusuru bulunduğundan belirlenecek tazminat tutarından Borçlar Kanunu 52. maddesi gereği indirim yapılmasını, davacı tarafın müracaatı üzerine 100.000,00-TL hasar bedeli 27.10.2022 tarihinde başvuran şirket hesabına ödendiğini, poliçe limitlerinin tüketildiğini, bu nedenlerle; davanın reddini, yargılama gideri ve vekalet ücretinin karşı tarafa tahmilini karar verilmesini talep etmiştir. ........ A.Ş (Eski ünvanı ...... A.Ş) vekilinin sunmuş olduğu cevap dilekçesinde özetle; davanın zamanaşımı süresi dolduğundan reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkilinin kazaya karışan ...... plakalı aracın kasko sigortacı olduğunu, ...... plakalı araç ........ poliçe numaralı zmm poliçesi ile ...... Sigorta A.Ş 'ye sigortalı olduğunu, davacı lehine hükmedilecek tazminat miktarının ZMM Sigorta limitleri içinde kalması halinde sıralı sorumluluk ilkesi gereğince müvekkili şirket açısından hiç bir sorumluluk doğmayacağını, müvekkili şirket tarafından davacıya 247.500,00 TL ödeme yapıldığını, miktarın poliçe teminat limitinden düşülmesi gerektiğini, müvekkilinin sorumluluğu yönünden iddia edilen kusuru kabul etmediklerini, müvekkilinin sorumluluğunun ........ Sigortanın mesuliyeti kusur oranı ve teminat limitleri ile sınırlı olduğunu, geçici iş göremezlik zararı, bakıcı gideri, rapor /cenaze ve defin / ulaşım / yemek giderlerinin tazmini yönündeki talepler teminat dışında olduğunu, davacıya SGK tarafından ödeme yapılıp yapılmadığının araştırılması gerektiğini, davacının müvekkili şirkete usulüne uygun bir başvurusunun bulunmadığını, bu nedenlerle; davacının haksız davasının öncelikle zamanaşımı ve dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddini, mahkeme aksi kanaatte ise esastan reddi ile vekalet ücreti ve yargılama giderlerinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ : İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; "Tüm dosya muhtevası birlikte değerlendirildiğinde; yargılamaya esas alınan kusur, maluliyet ve hasar bilirkişi raporları ile birlikte davacı vekilinin 12/07/2025 tarihli dava değer artırım dilekçesi de nazara alınarak; Davacının maddi tazminat davasının kabulü ile; Geçici İş Göremezlik süresinde uğradığı maddi zararı için taleple bağlı kalınarak 8.506,80 TL, bakıcı giderlerinden kaynaklanan maddi zarar için taleple bağlı kalınarak 3.502,80 TL ve tedavi giderinden doğan maddi zararı için 33.670,00 TL tazminatın davalı sürücü ve işletenden olay tarihi olan 03/09/2022, davalı ...... şirketi yönünden( sigorta limitleri dahilinde) 16/05/2023, Davalı ...... sigorta şirketi yönünden( sigorta limitleri dahilinde) 07/05/2024 temerrüt tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmiştir. Mahkememizce yargılamaya esas alınan hasar raporuna göre; yapılan ödemeler ve sovtaj bedellerinin araç piyasa değerinden mahsubu ile 272.500,00 TL bakiye alacağı kaldığı tespit edilmiş ve dava konusu aracın pert zarar bedeline ilişkin bakiye 272.500,00 TL'nin davalı sürücü ve işletenden olay tarihi olan 03/09/2022 tarihinden, Davalı ...... sigorta şirketi yönünden( sigorta limitleri dahilinde) 07/05/2024 temerrüt tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine karar verilmiştir. 6098 sayılı TBK'nın manevi tazminat başlıklı 56. maddesi; “Hâkim, bir kimsenin bedensel bütünlüğünün zedelenmesi durumunda, olayın özelliklerini göz önünde tutarak, zarar görene uygun bir miktar paranın manevi tazminat olarak ödenmesine karar verebilir. Ağır bedensel zarar veya ölüm hâlinde, zarar görenin veya ölenin yakınlarına da manevi tazminat olarak uygun bir miktar paranın ödenmesine karar verilebilir.” hükmünü amirdir. TBK 56. madesine göre bir olaydan zarar gören kişinin çektiği acıları bir nebze olsun azaltmak veya bozulan ruhsal dengesi yeniden düzelmesi için zarar veren kişiden bir miktar ücreti talep edebileceğini düzenlenmiş olup; kanun koyucu manevi tazminatın miktarını tayin etme hakkını hakimin takdirine bırakmıştır. Hükmedilecek miktar uğranılan zararla orantılı, duyulan acıyı hafifleticek nitelikte olmalıdır. Manevi tazminatın takdiri yapılırken tarafların ekonomik ve sosyal durumları, tarafların kusurları da gözetilmesi gerekmektedir. Davacının manevi tazminat taleplerinin ispatına yönelik olarak mahkememizce yargılamaya esas alınan maluliyet raporları ve kusur raporuna göre, davacının herhangi bir kusuru olmaksızın meydana gelen trafik kazasında davacının meydana gelen yaralanmaları ve iyileşme süresinin 3 hafta olması nazara alınarak takdiren 60.000,00 TL manevi tazminata karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. " şeklinde davanın kısmen kabulü ile; davacının maddi tazminat davasının kabulü ile; Geçici İş Göremezlik süresinde uğradığı maddi zararı için taleple bağlı kalınarak 8.506,80 TL, bakıcı giderlerinden kaynaklanan maddi zarar için taleple bağlı kalınarak 3.502,80 TL ve tedavi giderinden doğan maddi zararı için 33.670,00 TL tazminatın davalı sürücü ve işletenden olay tarihi olan 03/09/2022, davalı ...... şirketi yönünden( sigorta limitleri dahilinde) 16/05/2023, Davalı ...... sigorta şirketi yönünden (sigorta limitleri dahilinde) 07/05/2024 temerrüt tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, sürekli işgöremezlik tazminatına ilişkin talebin reddine, manevi tazminat talebinin kısmen kabulü ile; 60.000,00 TL manevi tazminatın davalı sürücü ve işletenden olay tarihi olan 03/09/2022 tarihinden, davalı ...... sigorta şirketi yönünden (sigorta limitleri dahilinde) 07/05/2024 temerrüt tarihinden itibaren işletilecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsili ile davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine dair hükmün kurulduğu anlaşılmıştır. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı ...... AŞ vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; bilirkişi raporundaki sigortalı araç sürücüsünün %100 kusurlu olduğuna ilişkin tespitlerin kabul edilebilir olmadığını, faiz başlangıç tarihinin de dava tarihinin esas alınması gerektiğini beyan ederek yerel mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ........ AŞ vekili sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; davacı tarafın dava açılmadan önce usulüne uygun olarak müvekkili sigorta şirketine yazılı başvuru yaptığının ispat edilmediğini, müvekkili şirketin kazaya karışan ...... plakalı aracın kasko sigortacısı olduğunu, davacının araç hasarına yönelik taleplerinin zaman aşımına uğradığını, geçici iş göremezlik, bakıcı ve tedavi kurum sorumluluğunda olmadığını, müterafik kusur indirimi uygulanmadan karar verilmesinin haksız ve hukuka aykırı olduğunu, alınan bilirkişi raporuna göre kalıcı maluliyet tespit edilmeyen davacı ...... için mahkemece takdir edilen manevi tazminat miktarının fahiş olduğunu beyan ederek yerel mahkemece verilen kararın ortadan kaldırılması ile yargılama giderleri ve vekalet ücretinin karşı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar ...... ve ...... vekilinin sunduğu istinaf başvuru dilekçesinde özetle; müvekkili ...... hakkında %100 kusurlu olduğu yönündeki tespitlerin kabul edilemeyeceğini, dosyada Adli Trafik bilirkişi raporunda %60/%40 kusur oranı bildirildiği halde Ankara Adli Tıp Trafik İhtisas Dairesi raporunda %100 kusur bildirildiğini, bu raporlar arasında çelişki bulunduğunu ve Adli Tıp raporunun denetime elverişli gerekçe ve somut dayanak içermediğini, CD görüntülerinin davacının geçme kurallarını ihlal ettiğini gösterdiğini, alkometre ile tespit edilen 1,10 promilin sonraki genel muayene raporunda alkolsüz şeklinde gösterilmesi gibi çelişkilerin bulunduğu ve tanık beyanlarının müvekkilin şuurunun yerinde olduğuna işaret ettiğinin, bilirkişi raporunda hız, fren izi ve çarpışma dinamiklerine dayalı bilimsel analizler sunulmadığının, raporda motor kaputu yerine bagaj kapağı gibi maddi hata ve hasar ile değer kaybı hesabında teknik dayanağın belirtilmediğinin, davacının selektör yaparak ani ve süratli geçiş yaptığı iddiasının mevcut olduğunun, sürücünün ehliyetsizliğinin kusur değerlendirmesinde gerektiği şekilde dikkate alınmadığının, sigorta ve ödemelere ilişkin rücu durumlarının ve yapılan ödemelerin nazara alınmadan araç değerinin tek yanlı tespit edildiğinin ve tüm bu eksiklikler ile çelişkiler giderilmeden hüküm kurulmasının usul ve yasaya aykırı olduğunun, bu nedenle dosyanın yeni ve teknik uzmanlığa sahip bir kusur ve hasar bilirkişi heyetine tevdi edilmek üzere İlk Derece Mahkemesine geri gönderilmesinin gerektiği ve maddi ile manevi tazminat taleplerinin kusur oranına göre yeniden değerlendirilerek reddine veya indirilmesine karar verilmesi ile istinaf yoluyla yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talep edilmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesi istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır. Maluliyete ve aktüeryaya itiraz ve Kamu düzeni yönünden yapılan incelemede; AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği anlaşılmakta olup bu iptal kararının somut davada uygulanabilirliğinin tespiti gerekmektedir Anayasa'nın 153.maddesi uyarınca, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları gerekçesi yazılmadan açıklanamamakta ve ancak Resmi Gazetede yayımlandıktan sonra yürürlüğe girmektedir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararlarının yasama,yürütme ve yargı organları, idari makamlar,gerçek ve tüzel kişileri bağlayacağı açıktır. Diğer taraftan HMK 33 maddesinde “Hakim Türk hukukunu resen uygulanır.” şeklinde ifadesini bulan yasal ilke gözetildiğinde; Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararlarının bu gibi kesin hüküm halini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanmasının zorunluluğu ortadadır. Zira, Anayasa Mahkemesinin iptal kararları usulü kazanılmış hakların istisnasını teşkil ederler. T.C. Anayasası’nın 153 üncü maddesinin 6 ncı fıkrasında, “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” düzenlemesi mevcut olup, bu düzenlemenin doğal sonucu olarak Anayasa Mahkemesi’nce bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin tümünün ya da bunların belirli hükümlerinin Anayasa’ya aykırı bulunarak iptal edildiğinin bilindiği halde görülmekte olan davaların Anayasa’ya aykırılığı saptanan kurallara göre görüşülüp çözümlenmesi, Anayasa’nın üstünlüğü prensibine ve hukuk devleti ilkesine aykırı düşeceği için uygun görülmeyeceği kabul edilmektedir (Danıştay 4. Dairesi. 09.05.2011 tarih ve 2011/2546 E., 2011/3384 K. sayılı kararı). Bu konudaki Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarih ve 1989/11-48 sayılı kararında;“Anayasanın 152. maddesine göre, itiraz yoluna başvuran mahkemeler, Anayasa Mahkemesi'nce verilecek kararlara uymak zorundadırlar. Bu durumda, itiraz eden mahkeme, elinde bulunan ve Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararından önce açılmış olan bir davayı Anayasa Mahkemesi kararına göre çözecek ve doğrudan iptal kararının etkisini önceye uygulayacaktır. Ayni durum, itiraz yoluna başvurmayan mahkemeler yönünden de geçerlidir. İptal davası veya itiraz üzerine bir kuralın iptali sonucu, Mahkemeler bakmakta oldukları davaları bu karara göre çözmekle yükümlüdürler. Bu sonuç Anayasa'nın, "Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazete’de hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar." yolundaki 153. Maddesinin altıncı fıkrasında yer alan kuralın sonucudur. …” gerekçesine yer verilmiştir. Yine, 09.05.1960 tarihli ve 21/9 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında da;“Sonradan çıkan içtihattı birleştirme kararının, Temyiz Mahkemesinin bozma kararına uyulmakla meydana gelen usule ait müktesep hak esasının istisnası olarak henüz mahkemede veya Temyiz Mahkemesinde bulunan işlere tatbiki gereklidir. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarında da aynı ilke geçerlidir.” şeklinde açıklama yapılmış, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 13.07.2011 tarihli ve 2011/1-421 Esas, 2011/524 K. Sayılı kararında da “Eldeki dava sonuçlanıp kesinleşmeden o davaya uygulanabilecek olan yasa metni Anayasa Mahkemesince iptal edilip, yürürlüğün durdurulmasına karar verildiğine göre, iptal kararı sonucu oluşan durumun 05.09.1960 tarihli, 21/9 sayılı YİBK'da da belirtildiği üzere maddi anlamda kesinleşmemiş olup, derdest olan eldeki davaya da uygulanması zorunludur.” denilmiş, aynı yöndeki içtihat, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 21.03.2012 tarihli ve 2012/20-12 E., 2012/232 K. sayılı kararında da oy birliği ile kabul edilmiştir. Keza 21.01.2004 tarihli ve 2004/10-44 E., 2004/19 K. sayılı ve 03.02.2010 tarihli ve 2010/4-40 E., 2010/54 K. sayılı kararlarında da: “Uygulanması gereken bir kanun hükmü, hüküm kesinleşmeden önce Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilirse, usulî kazanılmış hakka göre değil, Anayasa Mahkemesi'nin iptal sonrası oluşan yeni duruma göre karar verilebilecektir.” yönünde değerlendirme ve açıklama yapılmıştır. Görüldüğü üzere, Anayasa Mahkemesi’nin somut norm denetimi neticesinde verdiği iptal kararlarının Resmî Gazete’de yayımlanması ile sonuç doğuracağı ve bu durumun da bozma kararına uyulmakla meydana gelen usulî müktesep hakkın istisnası olduğu ve eldeki tüm uyuşmazlıklara uygulanması gerektiği uyulması zorunlu yargısal içtihatlar ile kabul edilmiştir. Anayasa’nın 153. maddesinin birinci fıkrasında herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, beşinci fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir. Türk Anayasal sisteminde, "Devlete güven" ilkesini sarsmamak ve ayrıca devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadarki dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve "İptal kararlan geriye yürümez" kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki “İptal kararları geriye yürümez” kuralının, geriye yürümezlik kuralının, yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak denetimin amacına da ters olduğu aşikârdır. Ayrıca iptal kararının geriye yürümezliği kuralı çoğu zaman iptal kararlarını işlevini ve etkinliğini azaltmaktadır. Yukarıda yapılan tespit, açıklama ve değinilen uyulması zorunlu yargısal içtihatlara göre somut uyuşmazlık ele alındığında; AYM nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre Karayolları Trafik Kanunu'nun zorunlu trafik sigortasına ilişkin 90 ve 92. maddelerinde yer alan, "Trafik Sigortası Genel Şartları" ifadelerini iptal ettiği,iptal kararı içerine göre sigorta şirketlerinin trafik kazalarından doğan tazminat sorumluluğunun öncelikle Karayolları Trafik Kanunu,Türk Borçlar Kanunu'nun haksız fiillere ilişkin hükümlerinin uygulanacağı,dolayısıyla trafik sigortası kapsamındaki tazminatların belirlenmesinde artık 'Genel Şartlar'ın kural olarak belirleyici olmayacağı, genel Şartlar"ın sadece Karayolları Trafik Kanunu ve Borçlar Kanunu'na aykırı olmayan hükümlerinin uygulanabileceği, dolayısıyla bu karardan sonra sigorta şirketlerinin tazminat sorumluluğunu azaltan 'Genel Şartlar'ın birçok hükmünün uygulanamaz hale geldiği görülmektedir. Zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin konusu, karayolunda motorlu taşıt işletenin, motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin uğrayabileceği destekten yoksun kalma zararını, bedensel zararı ve/veya eşya zararını tazmin yükümlülüğünü teminat altına almaktır. Başka bir ifadeyle sigorta şirketinin bu sözleşme ile yüklendiği borç, işletenin motorlu taşıtın işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilere zarar vermesi hâlinde doğacak tazminat borcunu sigorta teminat limiti dâhilinde ödeme borcudur. Sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğan sorumluluğunun kapsamı düzenlenmemiş olup bu kapsamın idarenin düzenleyici nitelikte işlemi olan genel şartlar ile belirlenmesi öngörülmüştür. Böylece sigorta şirketinin zorunlu mali sorumluluk sigortası sözleşmesinden doğacak borcu, idare tarafından her zaman değiştirilebilir nitelikteki kurallar olan genel şartlara göre belirlenecektir. Borcun kapsamının tespiti hususunda temel çerçeve ve ilkelerin kanunda belirlenmediği, idareye geniş bir takdir yetkisinin tanındığı anlaşılmaktadır. Mali sorumluluk sigortası sözleşmesinin içeriğine ilişkin düzenleme öngören itiraz konusu kuralların, sözleşmenin tarafları olarak motorlu taşıt işleten ile sigorta şirketinin yanında motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle zarara uğrama riskine maruz kalan üçüncü kişilerin menfaatleri arasındaki dengenin dikkate alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Motorlu taşıt işletilmesi sebebiyle üçüncü kişilerin zarara uğraması hâlinde işletenin tazminat borcunun kapsamı 6098 sayılı Kanun’un gerçek zararın tazminini öngören kurallarına göre belirlenmektedir. Bu tazminat borcunun ödenmesini teminat altına almak amacıyla zorunlu kılınan mali sorumluluk sigortası uyarınca sigorta şirketinin borcunun kapsamı ise itiraz konusu kurallarda atıf yapılan genel şartlara göre belirlenmektedir. Bu da zarar gören üçüncü kişi ve işleten aleyhine buna karşılık sigorta şirketi lehine menfaat dengesinin bozulmasına yol açabileceği gibi aksi durum da söz konusu olabilecektir. İşleten sorumluluk sigortası yaptırmış olmasına rağmen sigorta şirketi tarafından ödenen tazminat ile gerçek zarara karşılık gelen tazminat arasındaki farktan zarar görene karşı sorumlu olmaya devam edecektir. Zarar görenin sigorta şirketi tarafından tazmin edilmeyen zararı ise ancak işletenin ekonomik durumunun bu zararın karşılanması için yeterli olması hâlinde tazmin edilebilecektir. Şeklinde tezahür eden AYM İPTAL GEREKÇESİNDE VURGULANDIĞI ÜZERE Aynı kaza ile ilgili olmak üzere İŞLETEN VE FİİLİ YAPAN KİŞİYE YÖNELİK AÇILAN DAVA İLE SİGORTANIN DAVALI OLMASI DURUMUNDA UYGULANACAK Yönetmelik ve hesaplama tablolarındaki farklılık sorumlular arasında eşitsizliğe ve idarenin tek taraflı olarak düzenleyici olan işlemlerin sonucunda sorumlu olacak tazminat miktarlarında farklılık oluşturacaktır. Bu kapsamda açılan davalarda TBK nın haksız fiile ilişkin hükümleri,KTK kanunu hükümleri ile genel şartların bunlara aykırı olmayan hükümleri ile bu doğrultuda yeni genel şartlarla çeliştiği durumda Yargıtay'ın genel şartların yürürlüğe girmesinden önceki yerleşmiş içtihatları doğrultusunda uygulama yapılması gerekecektir Bu halde Aym'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların ve bu genel şartlarla belirlenen Özürlülük ölçütü yönetmeliği ile Engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından Adli Tıp Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlardan, çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan hükümlere göre, haksız fiil tarihi 11/10/2008 tarihinde önce ise Sosyal Sigortalar Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında ise Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013 tarihinden sonra ise Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümlerine uygun olarak düzenlenmesi gerekir. Kökleşmiş Yargıtay 17. HD uygulaması ve içtihatlarına göre maluliyet raporlarının düzenlenmesinde haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan yönetmelik ve yasa hükümlerine göre değerlendirme yapılması gerekmemktedir Nitekim Yargıtay 17 HD nin 2016/16240 esas 2019/7273 karar 2016/15369 esas 2019/6853 karar sayılı ilamları Bu halde Söz konusu belirlemenin Adli Tıp/Kurumu İhtisas Dairesi veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlar tarafından (çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikayetler dikkate alınarak) uzmanlık alanlarına göre, HMK'nun 275 inci maddesi gereğince oluşturulacak uzman doktor heyetinden, haksız fiilin gerçekleştiği tarihte yürürlükte olan çalışma gücü ve maluliyet oranının belirlenmesine ilişkin mevzuat hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir. O halde mahkemece, yukarıda verilen hukuksal bilgiler dikkate alınarak Adli Tıp Kurumu 3.İhtisas Kurulu'ndan veya Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Ana Bilim Dalı bölümleri gibi kuruluşlarından davacının maluliyeti olup olmadığı, yaralanmasının niteliği, iş güçten kalma süresinin tespiti bakımından Aym' ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek maluliyet raporlarında 01/06/2015 tarihinden itibaren uygulanan genel şartların bu halde genel şartlarla belirlenen özürlülük ölçütü yönetmeliği ile engelliler yönetmeliğinin uygulanma imkanı kalmadığından Her ne kadar somut olayda kaza tarihi 01/09/2013 tarihinden sonra ise ve Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği hükümleri uygulanması gerekmekte ise de; Adli Tıp Kurumunca düzenlenen raporlarda da belirtildiği üzere; 11 Ekim 2018 tarih ve 27021 Sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği özellikle trafik kazalarına bağlı olmak üzere tazminat davalarında mahkemelerce bilhassa istenilen ve bu konu ile ilgili değerlendirmelerde tüm bilirkişi kurumlarca kullanılan bir cetveldir. Bu cetvelde vücuttaki her bir sisteme ait hastalık veya arızalar için puanlar yer almakta olup, bu sayede çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybına bağlı bir oran verilebilmektedir. Malulen emekli olma işlemleri ile ilgili olan 3 Ağustos 2013 tarih ve 28727 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliği ise yönetmelikteki tanımıyla kişinin "çalışma gücünün veya iş kazası veya meslek hastalığı sonucu meslekte kazanma gücünün en az %60'ını kaybedip kaybetmediğinin" değerlendirilmesi için düzenlenmiştir. Yönetmelik ekindeki listelerde hangi hastalık veya arızaların bu kapsamda sayılabileceği listelenmiş, kapsama girmeyenler için ise herhangi bir oran belirtilmemiştir. Bu bağlamda belli bir tarihteki bir olaya bağlı çalışma gücü ve meslekte kazanma gücü kaybı oranının değerlendirilmesinde Maluliyet Tespit İşlemleri Yönetmeliğinin kullanılması teknik olarak mümkün değildir. Zira 2013 tarihli yönetmelik malulen emeklilik ile ilgili baremleri içermekte olup maluliyet oranının tespitine yönelik belgeleri ve cetvelleri içermemektedir. Bu nedenle, söz konusu yönetmelik yukarıda açıklandığı gibi maluliyet tespiti için uygun olmadığından "11 Ekim 2008 tarih ve 27021 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği"ne göre KARAR VERİLMESİ GEREKİRKEN YANLIŞ YÖNETMELİĞE GÖRE KARAR VERİLDİĞİ ANLAŞILMAKLA Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine GÖRE KARAR VERİLMESİ GEREKİR. KEZA AYM 'ce verilen iptal kararı sonrası düzenlenecek aktüerya raporlarına ilişkin olarak 01/06/2015 tarihli genel şartlar ile getirilen TRH 2010 ve 1,8 teknik faizin ve bu genel şartlarla belirlenen vergilendirilmiş belgeli gelir, olmadığı takdirde asgari ücretin kazanç olarak nazara alınacağı düzenlemesinin uygulanma ihtimali kalmadığı gözetilerek ; Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 1989/4-586 Esas,1990/199 K sayılı kararı ve Yargıtay 17. Hukuk ve 4 Hukuk dairesinin yerleşik içtihatları gereği, Population Masculine Et – Feminine (PMF 1931) Tablosu esas alınarak davacının veya müteveffanın muhtemel yaşam süresinin belirlenmesi; davacının veya müteveffanın muhtemel gelirinin her yıl için % 10 artırılıp % 10 iskonto edilmesi ile belirlenecek peşin değeri esas alınıp işleyecek dönem tazminat hesabı yapılması , davacının veya müteveffanın asgari ücret üstünde kazancı olduğunun iddia edilmesi durumunda kaza tarihindeki gelirine dair delillerini ibrazının sağlanması, varsa; ilgili meslek odaları ve meslek kuruluşlarından, vergi dairesinden, işyerinden kaza tarihindeki sürekli ve net kazanç durumunun sorulması, geriye doğru maaş bordrosu ve sosyal güvenlik kayıtlarının getirtilmesi, davacının veya müteveffanın kaza tarihinde fiili olarak çalışmadığının belirlenmesi halinde asgari ücretin gözönüne alınacağının düşünülmesi gerekmektedir. Bu halde mahkemece AYM verilen iptal kararı doğrultusunda KARAR VEDİLMESİ GEREKİR. SOMUT OLAYDA DAVACININ HER İKİ YÖNETMELİĞE GÖRE DE MALULİYETİNİN BULUNMADIĞI SAPTANDIĞINA GÖRE HER İKİ HESAPLAMA YÖNTEMİNE GÖRE HESAP YAPILSA DAHİ SONUÇ MEBLAĞ AYNI OLACAĞINDAN VE TAZMİNAT MİKTARI DEĞİŞMEYECEĞİNDEN İTİRAZ YERSİZDİR. Geçici işgöremezliğe ve faturasız tedaviye itiraz 2918 sayılı Kanun’un 98.maddesinde değişiklik yapan 6111 sayılı Kanun’un 59. maddesinde, “Trafik kazaları nedeniyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer resmi ve özel sağlık kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedellerinin kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın genel sağlık sigortalısı sayılanlar için belirlenen sağlık hizmeti geri ödeme usul ve esasları çerçevesinde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı", kanunun geçici 1.maddesi ile de "Bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce meydana gelen trafik kazaları nedeniyle sunulan sağlık hizmet bedellerinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı, sözkonusu sağlık hizmet bedelleri için bu Kanunun 59’uncu maddesine göre belirlenen tutarın %20'sinden fazla olmamak üzere belirlenecek tutarın üç yıl süreyle ayrıca aktarılmasıyla anılan dönem için ilgili sigorta şirketleri ve Güvence Hesabının yükümlülüklerinin sona ereceği" öngörülmüştür. Sigorta şirketinin, 5684 sayılı Sigortacılık Kanunu'nun 14. maddesi ve Güvence Hesabı Yönetmeliği'nin 9. Maddesine göre sorumluluğu üstenen güvence hesabının, işleten ve sürücünün kanundan ve sözleşmeden doğan bu yükümlülüğü, 6111 sayılı Kanun ile getirilen düzenleme ile sona erdirilmiş bulunmaktadır. 2918 sayılı Kanun’un 98. maddesinde belirtilen tedavi giderleri yönünden sorumluluğun dava dışı Sosyal Güvenlik Kurumu'na geçtiğinin kabulü gerekir. Buna karşın belgesiz tedavi giderlerinden, güvence hesabının, sigorta şirketinin, işleten ve sürücünün sorumlulukları devam etmektedir. İtiraz yersizdir. Sigorta şirketine davadan önce usulüne uygun başvuru yapılmadığı ve temerrüde düşürülmediği istinafı; 2918 sayılı KTK'nın 97.maddesinde, 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile yapılan değişiklik neticesinde, 97.maddenin eski metninde, zarar görenin zorunlu mali sorumluluk sigortasında ön görülen sınırlar içinde doğrudan doğruya sigortacıya karşı talepte bulunabileceği gibi, dava açabilme hakkı mevcut iken 6704 Sayılı Kanunun 5.maddesi ile yapılan değişiklik sonucunda madde hükmü "Zarar görenin Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerekir. Sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması halinde, zarar gören dava açabilir veya 5684 Sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabilir" denilmiştir. Yukarıda maddede yapılan değişiklikle, zarar gören hak sahipleri ZMMS sigortacısına karşı artık doğrudan dava açamayacaklardır. Öncelikle sigortacıya tazminatın ödenmesi için genel şartlarda belirtilen belgeler ile yazılı olarak başvuracaklar ve yazılı başvurudan itibaren 15 gün içinde kendilerine cevap verilmez ya da verilen cevap hak sahibinin talebini karşılamaz ise, hak sahibi tazminat için dava açabileceği gibi tahkime de başvurabileceklerdir. Bu hali ile trafik kazaları nedeniyle zarara uğrayanlar sigortaya davadan açmadan önce mutlaka sigortacıya yazılı başvuruda bulunmak zorundadırlar. Dava açabilmeleri için yazılı başvurudan itibaren 15 günlük sürenin dolmuş olması gerekmektedir. Bu sebeplerle davadan önce yazılı başvuruda bulunmak ve başvurudan itibaren 15 günlük sürenin geçmesi ZMMS sigortacısına tazminat davası açılmasının ön şartıdır. Bu husus anılan maddenin değişiklik gerekçesinde vurgulanmıştır. 6100 sayılı HMK'nın dava şartlarının düzenlendiği 114.maddesinin 2.fıkrasındaki düzenlemeye göre "Diğer kanunlarda yer alan dava şartlarına ilişkin hükümler saklıdır". HMK 115. maddenin 1.fıkrasında ise, "Mahkeme, dava şartlarının mevcut olup olmadığını, davanın her aşamasında kendiliğinden araştırır. Taraflar da dava şartı noksanlığını her zaman ileri sürebilirler." denilmiş, 2.fıkrada ise, "Mahkeme, dava şartı noksanlığını tespit ederse davanın usulden reddine karar verir." düzenlemesi mevcut olup Somut olayda 6407 sayılı Kanunla değişik 2918 sayılı KTK'nın 97. maddesinde zarar görenin, zorunlu mali sorumluluk sigortasında öngörülen sınırlar içinde dava yoluna gitmeden önce ilgili sigorta kuruluşuna yazılı başvuruda bulunması gerektiği, sigorta kuruluşunun başvuru tarihinden itibaren en geç 15 gün içinde başvuruyu yazılı olarak cevaplamaması veya verilen cevabın talebi karşılamadığına ilişkin uyuşmazlık olması hâlinde, zarar görenin dava açabileceği veya 5684 sayılı Kanun çerçevesinde tahkime başvurabileceği düzenlenmiştir. Somut uyuşmazlıkta, davalı nezdinde zorunlu mali sorumluluk poliçesiyle sigortalı araç nedeniyle meydana gelen trafik kazasında dava tarihinden önce davalı sigorta şirketine belgeler ile birlikte başvurdukları, sigorta şirketin tazminat talebini değerlendireceğini bildirilerek yasal süre içerisinde talebin karşılanmayarak sonuçsuz bırakıldığının sabit bulunduğu, bilahare eldeki davanın açıldığı anlaşılmıştır. Davalı sigortanın istediği belgeler maluliyet tazminat talebi için Karayolları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları ekinde belirtilen belgelerden ise de dava açmadan önce sigorta şirketine başvuru yapılmasına dair adı geçen yasanın 97. maddesinde bu belgelere yer verilmediği gibi davacının başvuru dilekçesinde eklenmesi gereken diğer tüm belgeleri ekleyerek başvuru yaptığı,davalı sigortanın cevabi ile dava tarihi arasında geçen süre de gözetildiğinde davalı sigortanın davacıya verdiği cevabın talebi karşılamadığı dolayısıyla davacının dava açmadan önce yasada öngörülen sigortaya başvuru koşulunu yerine getirdiği sonucuna ulaşıldığı,bu halde yasada belirtilen başvuruya ilişkin ön koşulun yerine getirildiği de açıktır. İstinaf itirazları yerinde değildir. Keza Somut olayda uyuşmazlık, haksız eylemden kaynaklanmaktadır. Haksız eylem faili, ihtar ve ihbara gerek olmaksızın, zararın doğduğu anda, başka bir anlatımla haksız eylem tarihinden itibaren zararın tamamı için temerrüde düşmüş sayılır. Dolayısıyla, zarar gören, gerek kısmi davaya, gerekse sonradan açtığı ek davaya veya ıslaha konu ettiği kısma ilişkin olarak haksız eylem tarihinden itibaren temerrüt faizi isteme hakkına sahiptir. Sigorta şirketinin poliçe kapsamında sorumlu olduğu tazminatı 2918 sayılı KTK 99. maddesi gereğince başvuru tarihinden itibaren 8 iş günü içerisinde ödemesi gerekmektedir. Bu süre içinde ödeme yapılmaz ise bu süre sonra erdikten sonra 9.gün sigorta şirketinin temerrüde düştüğü kabul edilir. Davacı tarafın davadan önce sigorta şirketine bir başvuruda bulunmaması halinde yada başvuru ispatlanmadığı hallerde davalı sigorta şirketinin dava tarihi itibari ile temerrüte düştüğü kabul edilerek bu tarihten itibaren faize hükmolunması gerekmektedir. Davacının dava açmadan önce davalı sigortacıya başvuruda bulunduğu anlaşılmakla davalı sigortacı için temerrüt faizinin temerrüt tarihinden işletilmesini talep edebilir. Davalı sigorta vekilinin kabul edilen bakıcı gideri, kaçınılmaz tedavi gideri ve Geçici iş göremezliğin teminat kapsamı dışında olduğuna ve bu nedenle bu alacak kalemlerinin kabul edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğuna ilişkin yapılan istinaf incelemesinde; 2918 sayılı Kanun’un 98.maddesinde değişiklik yapan 6111 sayılı Kanun’un 59. maddesinde, “Trafik kazaları nedeniyle üniversitelere bağlı hastaneler ve diğer resmi ve özel sağlık kuruluşlarının sundukları sağlık hizmet bedellerinin kazazedenin sosyal güvencesi olup olmadığına bakılmaksızın genel sağlık sigortalısı sayılanlar için belirlenen sağlık hizmeti geri ödeme usul ve esasları çerçevesinde Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı", kanunun geçici 1.maddesi ile de "Bu Kanunun yayımlandığı tarihten önce meydana gelen trafik kazaları nedeniyle sunulan sağlık hizmet bedellerinin Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından karşılanacağı, sözkonusu sağlık hizmet bedelleri için bu Kanunun 59’uncu maddesine göre belirlenen tutarın %20'sinden fazla olmamak üzere belirlenecek tutarın üç yıl süreyle ayrıca aktarılmasıyla anılan dönem için ilgili sigorta şirketleri ve Güvence Hesabının yükümlülüklerinin sona ereceği" öngörülmüştür. Sigorta şirketinin, işleten ve sürücünün kanundan ve sözleşmeden doğan bu yükümlülüğü, 6111 sayılı Kanun ile getirilen düzenleme ile sona erdirilmiş bulunmaktadır. 2918 sayılı Kanun’un 98. maddesinde belirtilen tedavi giderleri yönünden sorumluluğun dava dışı Sosyal Güvenlik Kurumu'na geçtiğinin kabulü gerekir. Buna karşın belgesiz tedavi giderlerinden sigorta şirketinin, işleten ve sürücünün sorumlulukları devam etmektedir. Genel olarak sağlık hizmeti giderleri, fatura ile ispat edilmelidir. Ancak bazı giderlerin belge ile ispatlanması zordur. Biz bunlara faturalandırılmayan giderler olarak adlandırıyoruz. Örneğin yol giderleri gibi. Bu gibi giderler için hakimin belgelendirilmediği gerekçesi ile reddedilmesi doğru değildir. Çünkü TBK 50/2 maddesi gereği uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hâkim, olayların olağan akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak, zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleyecektir. Bu nedenle kişinin haksız eylemden zarar gördüğünün ve bedensel zarara uğradığının ispatlaması yeterli olup, ayrıca iyileşme harcamaları için fatura ve makbuz gibi belgeler bulup getirmesi şart değildir. Hiçbir belge sunulmasa bile, hakim, görevlendireceği uzman bilirkişilere tedavi ve tüm iyileşme giderlerini hesaplatmakla ve hüküm altına almakla yükümlüdür. (HGK.26.04.1995, E. 1995/11-122 K.1995/430) 01.06.2015 tarihinde yürürlüğe giren Zorunlu Sigorta Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları A.5 maddesinin "Sağlık Giderleri teminatı" başlıklı (b) maddesinde " Kaza nedeniyle mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamındadır. Sağlık giderleri teminatı Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olup ilgili teminat dolayısıyla sigorta şirketinin ve Güvence Hesabının sorumluluğu 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesi hükmü gereğince sona ermiştir." ifadesi ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar tedavi süresince ortaya çıkanı bakıcı giderleri, tedaviyle ilgili diğer giderler ile trafik kazası nedeniyle çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler sağlık gideri teminatı kapsamında saymıştır. Bir başka ifade ile mağdurun tedavisine başlanmasından itibaren mağdurun sürekli sakatlık raporu alana kadar, 1-Tedavi süresince ortaya çıkan bakıcı giderleri, 2-Tedaviyle ilgili diğer giderler, 3-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler, Sağlık giderleri kapsamında sayılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun sorumluluğunda olduğu düzenlenmiştir. Oysa 6111 sayılı kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanununun 98.maddesinde Sosyal Güvenlik Kurumu'nun sorumluluğu üniversite hastaneleri ile resmi ve özel sağlık kurumları tarafından trafik kazası sonucu yaralanan kişilerin tıbbi tedavi ile sınırlı sağlık hizmeti giderleri ile sınırlandırılmıştır. Bu düzenleme gereği ZMSS Genel Şartlar A.5 (b) maddesi ile yaralının tedavisine başlanmasından maluliyet raporu alınıncaya kadarki süre içindeki; 1-Bakıcı giderleri 2-Çalışma gücünün kısmen veya tamamen azalmasına bağlı giderler (geçici iş göremezlik kayıpları) 3-Sağlık hizmeti giderleri kapsamında sayılarak 6111 sayılı torba Kanunun 59.maddesi ile değişik Karayolları Trafik Kanunu'nun 98.maddesi ile sınırları belirlenen sağlık giderleri teminatı kapsamını genişletmiştir. Bu nedenle bir kanun maddesinin kapsamı idarenin bir düzenlemesi olan genel şartlar ile genişletmesi ve daraltması düşünülemez. Böyle bir durum varsa kanuna aykırı genel şart maddesi, tebliğ vs uygulanması kanunun ilgili maddesine aykırılık teşkil eder.(Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 7-8 ,Yargıtay üyesi: Hüseyin TUZTAŞ) Yine taraflar arasında düzenlenmiş olan Zorunlu Sigorta Mali/Sorumluluk Sigortası poliçelerinin bir anlamda mütemmim cüzü olan eki niteliğindeki genel şartların, hazırlanma ve bağıtlanmada taraf olmayan Sosyal Güvenlik Kurumu'na İdari bir düzenleme ile kanuni düzenlemesinin aksine bir sorumluluk yüklenmesi de düşünülemez. ZMMS SÖZLEŞMESİNDEKİ ŞARTLARIN DAVACI AÇISINDAN BAĞLAYICI OLMAMASI VE ANAYASA MAHKEMESİNİN nin 09/10/2020 tarihli resmi gazetede yayınlanan 17/07/2020 tarihli ve 2019/40 esas 2019/40 sayılı kararına göre 6704 SAYILI KANUNUN 3.MADDESİYLE DEĞİŞTİRİLEN 90. MADDESİNİN BİRİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN “VE BU KANUN ÇERÇEVESİNDE HAZIRLANAN GENEL ŞARTLARDA” İBARESİNİN VE İKİNCİ CÜMLESİNDE YERALAN “VE GENEL ŞARTLARDA ’’ İBARESİNİN İPTAL EDİLMİŞ OLMASI SEBEBİYLE UYGULANMAYACAKTIR Bu halde davalı vekilinin geçici iş göremezlik, kaçınılmaz tedavi gideri ve bakıcı giderlerinin sigorta teminatı kapsamı dışında olduğuna ilişkin istinaf itirazları yerinde değildir. Davalı vekilinin faturasız tedavi giderinin içeriğine itirazı TBK 50 maddesi gereğince zarar gören, zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. Sağlık kuruluşunda yapılan sağlık hizmeti harcamaları rahatlıkla fatura ve benzeri belgeler ile ispatlanabilir. Ancak bazı giderler var ki her zaman belge temin edilmesi mümkün değildir. Bu gibi durumlardaTBK 50/2 maddesi gereği uğranılan zararın miktarı tam olarak ispat edilemiyorsa hakim, olayların akışını ve zarar görenin aldığı önlemleri göz önünde tutarak zararın miktarını hakkaniyete uygun olarak belirleyecektir.(Trafik kazalarından doğan cismani zararlar ve tazmini- Konya barosu yayınları. Shf 11, Yargıtay üyesi: Hüseyin TUZTAŞ) Bu nedenle kişinin haksız eylemden zarar gördüğünün ve bedensel zarara uğradığının ispatlanması yeterli olup ayrıca iyileşme harcamaları için fatura ve makbuz gibi belgeler bulunup getirilmesi şart değildir. Hiç bir belge sunulmasa bile ,hakim ,görevlendireceği uzman bilirkişilere tedavi ve tüm iyileşme giderlerini hesaplatmakla ve hüküm altına almakla yükümlüdür. (HGK .26/04/1995 ,1995/11-122 E 1995/430 K) Davaya konu olayda davacının yaralanması nedeniyle, bu tedavi sürecinde yapılan tüm giderlerin belgeye bağlanması mümkün olmadığı gibi, hayatın olağan akışına göre de davacı taraftan bu yönde bir belgelemenin beklenmesi hakkaniyetle bağdaşmayacaktır. Tedavi sürecinde yapılması muhtemel yol ve ulaşım giderleri, belgeye bağlanamamış tıbbi malzeme, ilaç vs. giderleri olması kaçınılmazdır. Dosya kapsamından davacının, yaralanması nedeniyle, bu tedavi sürecinde yapılan tüm giderlerin belgeye bağlanması mümkün olmayan giderin ilavesinin dosya kapsamına uygun olduğu anlaşılmakla itiraz yersizdir. Davalı vekilinin hasara yönelik itirazları hakkında; Davalılar gerçek zarardan sorumludur.Hasar yönünden hükme esas alınan raporda davacı aracının modeli, yaşı, özellikleri, hasarlı kısımları v.s. gözönünde bulundurularak olay tarihi itibariyle aracın 2. el piyasa rayiç değeri tesbit edildiği, tamirinin ekonomik olup olmadığı ve hurdaya ayrılmasının gerekip gerekmediğinin tespit edildiği, Yargıtay 17. HD İçtihatlarına göre aracın tamirinin ekonomik olup olmadığı değerlendirildiği, Hasar bedelinin piyasa rayiç değeri belirlendiği ve akabinde bu duruma göre tamirinin ekonomik olup olmadığı belirlendiği, tamiri ekonomik olmadığı için piyasa koşullarına göre kazadan önceki 2. el piyasa rayiç bedelinin ve kazadan sonraki hurda (sovtaj) değeri belirlenmiş belirlenen rayiç değerden de aracın hurda bedeli indirilmek suretiyle VE DAHA ÖNCE YAPILAN ÖDEMELER DÜŞÜLMEK SURETİYLE davacının gerçek zararı tespit edilerek sonucuna göre karar verilmesi yerinde olup itiraz yersizdir (Nitekim emsal Yargıtay 17. Hukuk Dairesi 2016/9274 E 2017/3378K sayılı ilamı) Davalının zamanaşımı itirazı TBK'nın 72 nci maddesinin birinci (mülga 818 sayılı BK'nın 60 ıncı maddesinin ikinci) fıkrasında düzenlenen üçüncü süre ise, ceza zamanaşımı süresidir. Zarara neden olan eylem, aynı zamanda ceza kanunları uyarınca suç teşkil eden bir eylem oluşturuyor ve bu eylem için ceza kanunlarının öngördüğü zamanaşımı süresi daha uzun bir süre ise, bu takdirde uygulanacak olan zamanaşımı süresi, o suçun bağlı olduğu ceza zamanaşımı süresidir. Ceza zamanaşımı süresinin başlangıç anı da, zarar verici eylemin gerçekleştiği tarihtir. Somut olaya gelindiğinde, tazminat istemine konu işbu dava ise (sekiz yıllık) ceza zamanaşımı süresi içinde açılmıştır. Dava açılmakla, belirsiz alacak davasında, alacağın tamamına ilişkin zamanaşımı süresi kesilmekte iken, kısmi davada, talep edilmeyen kısım için zamanaşımı süresi işlemeye devam eder. Belirsiz alacak davasında, davalı tarafça dava açıldıktan sonra ileri sürülen zamanaşımı def'i sadece ilk talebi değil bedel artırım talebini de kapsar ve süresinde zamanaşımı def'in de bulunmaması halinde arttırılan bedel için sonradan zamanaşımı def'inde bulunulamaz. Davacının somut olayda gerek dava dilekçesi içeriğinden gerekse talep kısmından açıkça HMK 107 maddesi kapsamında bir davasının olduğu anlaşılmakla dava kısmi dava değil belirsiz alacak davasıdır.Dava açılmakla, belirsiz alacak davasında, alacağın tamamına ilişkin zamanaşımı süresi kesilmekle ve davacının zamanaşımı süresi içinde dava açtığı ve ıslah yaptığı anlaşılmakla itiraz yersizdir Manevi tazminatın çok taktir edildiği istinafı yönünden; Hakimin özel halleri göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi, mamelek hukukuna ilişkin zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde, bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22.06.1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı'nın gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Hakimin bu takdir hakkını kullanırken, ülkenin ekonomik koşulları, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, paranın satın alma gücü, olayın ağırlığı, olay tarihi gibi özellikleri göz önünde tutması ve buna göre manevi tazminat takdir edilmesi gerektiği açıkça ortadadır. (HGK 23/06/2004, 13/291-370) Yukarıda belirtilen manevi tazminat kriterleri,davacının tespit edilen sosyal ve ekonomik durumuna, davacının kaza nedeniyle zol köprücük kemiğinin kırılması , iyileşmesinin 2 ay olduğu gözetilip,davalının kusur durumu ve olayın oluş şekli dikkate alındığında, takdir olunan manevi tazminatın dosya kapsamına ve hakkaniyete uygun olduğu bu itibarla davalı vekillerinin istinaf itirazlarının yerinde olmadığı anlaşılmıştır. Davalı vekilinin olayda müterafik kusur bulunduğu, kask kullanmama nedeniyle indirim yapılması gerektiği istinafı 6098 sayılı Borçlar Kanun’un, "Tazminatın belirlenmesi" üst başlıklı 51/1 maddesi ile (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 43.maddesi); Hâkimin, tazminatın kapsamını ve ödenme biçimini, durumun gereğini ve özellikle kusurun ağırlığını göz önüne alarak belirleyeceği hükme bağlanmıştır. Zararın meydana gelmesinde veya artmasında zarar görenin de kusurunun bulunması halinde söz konusu olan müterafik kusur 6098 sayılı Borçlar Kanun’un 52.maddesinde (818 sayılı Borçlar Kanunu'nun 44.maddesi) düzenlenmiştir. Buna göre zarara uğrayan, zarar doğuran eyleme razı olmuş veya kendisinin sebep olduğu hal ve şartlar zararın meydana gelmesine etki yapmış veya tazminat ödevlisinin durumunu diğer bir surette ağırlaştırmış ise, hakim tazminat miktarını hafifletebilir. Müterafik kusur indiriminde her somut olayın özelliğine göre olayın meydana geliş tarzı ve zararın artmasında zarar görenin kusurlu davranışının sonuca etkisi değerlendirilerek uygun oranda bir indirim yapılmasını gerektirir ve zarar görenin müterafik kusurunun tespiti halinde TBK.nun 52.maddesi uyarınca tazminattan uygun bir indirim yapılması, gerek öğretide gerekse Yargıtay İçtihatlarında benimsenmiş ve yerleşmiş bulunmaktadır. Davalı tarafın müterafik kusur yönünden yaptığı itirazlar bakımından ise; dosya içerisinde bulunan kaza tespit tutanağına göre, kask ve ekipmanların takılı olup olmadığı belirli değildir. Davacının kaskının takılı olmadığına dair dosya kapsamında herhangi bir delil olmayıp, takılı olmadığının ispatı davalı üzerindedir. Davalı tarafça, yargılama aşamasında sunulmuş herhangi bir delil bulunmadığından,aslolan kask ve güvenlik ekipmanı takılması olup, bu hususun aksinin davalı tarafça da ispatlanamadığından indirim uygulanmaması kararı yerinde olup istinaflar yersizdir Kaldı ki kask takmadığı kabul edilse bile yaralanması neden olan husus sol köprücük kemiğinin kırılması olup kask takılsa dahi bu durum yaralanmasının azalmasına neden olmayacağından itiraz yersizdir. Kusura itiraz 03.09.2022 günü saat 22:14 sıralarında sürücü ...... sevk ve idaresindeki ...... plaka sayılı otomobil ile 1.Organize Sanayi Girişi istikametine sol şeritte seyir halinde iken kaza mahalline geldiğinde orta şeride manevra yaptığı esnada yönetimindeki aracın sağ ön yan kısmıyla; aynı istikamette orta şeritte seyretmekte olan sürücü ...... idaresindeki ...... plaka sayılı motosikletin sol yan kısımlarının çarpıştığı, sorasında motosikletin savrularak aynı istikamette sağ şeritte seyreden sürücü ...... yönetimindeki ...... plaka sayılı kamyonetin sağ arka kısımlarına çarptığı ve daha sonra yolun sağındaki aydınlatma direğine çarpması neticesinde davaya konu trafik kazası meydana gelmiştir. Trafik kazası tespit tutanağına göre kaza yerinin özellikleri: Meskun mahal içinde, kaza yerindeki azami hız limiti 70 km/s, şerit sayısı 3, şerit genişliği 11m, yol platform genişliği 16m, bölünmüş yol, asfalt kaplama, cadde, gün durumu gece, aydınlatma var, hava durumu açık, yolun yüzeyi kuru, yatay güzergah düz yol, düşey güzergah eğimsiz, banket var(150cm), yol şerit çizgisi var, Trafik Levhası var şeklinde belirtilmiştir. Olay sonrası Trafik Kazası Tespit Tutanağı içeriğinde kaza yeri krokisi bölümü düzenlenmiş, 1. Çarpma noktasının orta şeritte meydana geldiği, 2. Çarpma noktasının sağ şeritte meydana geldiği ve olayın oluş biçimi krokilendirilmiştir. Kaza sonrası sürücü ......'nın 1.10 promil alkollü olduğu tespiti mevcuttur. Konya .... Asliye Hukuk Mahkemesine sunulan 27.02.2024 tarihli bilirkişi raporunda sürücü ......'nın %100(yüzde yüz) oranında kusurlu olduğu, sürücü ......'in kazanın oluşmasına etki edecek bir trafik kuralı ihlalinin bulunmadığı, sürücü ......'ın kazanın oluşmasına etki edecek bir trafik kuralı ihlalinin bulunmadığı kanaati belirtilmiştir. Adli tıp kurumu İstanbul Trafik İhtisas Dairesince tanzim edilerek Konya .... Asliye Hukuk Mahkemesine sunulan 27.05.2024 tarihli raporda sürücü ......'nın %100(yüzde yüz) oranında kusurlu olduğu, sürücü ......'in kusursuz olduğu, sürücü ......'ın kusursuz olduğu kanaati belirtilmiştir. Konya .... Asliye Ticaret Mahkemesine sunulan 04.11.2024 tarihli bilirkişi raporunda sürücü ......'nın %60(yüzde altmış) oranında asli kusurlu olduğu, sürücü ......'in %40(yüzde kırk) oranında tali kusurlu olduğu, ......'ın kusurunun olmadığı kanaati belirtilmiştir. Mahkeme tarafından düzenlettirilen kusur raporu ile, ceza dosyasında ve Konya .... Asliye Hukuk Mahkemesi ... Esas sayılı dosyasında düzenlettirilen kusur raporları arasında çelişki olduğundan kusur tanzimi için dosya Ankara ATK Trafik İhtisas Dairesine tevdii edilmiş olup, 28/05/2025 tarihli raporunda neticeten; davalı sürücü ......'nın %100 oranında kusurlu olduğu, davacı sürücü ......'in kusursuz olduğu, sürücü ......'ın kusursuz olduğu tespit edilmiştir. Ayrıntılı, gerekçeli, denetlenebilir ATK raporu mahkememizce yargılamaya esas alınması doğrudur.itiraz yersizdir. Bu halde, Dosya içeriğine, toplanan delillere, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenle, özellikle delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına, tarafların karşılıklı iddia ve savunmalarına, dayandıkları belgelere, hukuki ilişkinin nitelendirilmesine, vakıa mahkemesi hakiminin objektif, dosyadaki verilerle çelişmeyen tespitlerine ve uyuşmazlığa uygulanması gereken hukuk kurallarına ve hükmün Dairemizce de benimsenmiş bulunan yasal ve hukuksal gerekçeleriyle dayanağı maddî delillere göre, HMK’nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleriyle sınırlı olarak ve resen kamu düzeni yönünden yapılan inceleme sonucu, ilk derece mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı kanaatine varılarak, Davalı vekillerinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereği esas yönünden reddine dair aşağıdaki hükmün kurulmasına karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; İlk Derece Mahkemesinin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığından davalı vekillerinin istinaf başvurusunun HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereği ESASTAN REDDİNE, 1-Davalı ...... AŞ tarafından alınması gereken 3.120,37 TL harçtan peşin alınan 1.400,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 1.720,37 TL harcın bu davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 2-Davalı ...... Sigorta AŞ tarafından alınması gereken 25.833,44 TL harçtan peşin alınan 6.459,00 TL harcın mahsubu ile bakiye 19.374,44 TL harcın bu davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 3-Davalı ...... tarafından alınması gereken 25.833,44 TL harçtan peşin alınan 6.458,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 19.375,04 TL harcın bu davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 4-Davalı ...... tarafından alınması gereken 25.833,44 TL harçtan peşin alınan 6.458,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 19.375,04 TL harcın bu davalıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, 5-Taraflarca tarafından yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 6-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-HMK'nın 359/3. fıkra gereği kararın tebliği ile 302/5. fıkrası gereği harç tahsil müzekkeresi yazılması ve tebliğ işlemlerinin İLK DERECE MAHKEMESİ tarafından yapılmasına, Dair, 7550 sayılı Kanun'un 20. maddesinde yapılan değişiklik ile, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 362. maddesi gereğince; dava tarihi olan 2024 yılı itibari ile (378.290,00) Türk Lirasını geçmeyen davalara ilişkin kararlar hakkında temyiz yoluna başvurulamayacağından miktar itibari ile KESİN olmak üzere dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda oy birliği ile karar verildi.23/12/2025 ... ... ... ... Başkan Üye Üye Katip ... ... ... ... E imza E imza E imza E imza Bu evrak 5070 sayılı Yasa kapsamında elektronik imza ile imzalanmıştır.