Araştırma Makalesi/Research Article İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, Haziran 2023; (41): 105-132 Geliş/Received: 30.01.2023 | Kabul/Accepted: 07.06.2022 | Yayın/Published: 30.06.2023 Atıf/Citation: Çetintaş, Recep. “Süresiz Yoksulluk Nafakasının İslâm Hukuku Açısından Değerlendirilmesi”. İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi 41 (Haziran 2023), 105-131./Çe- tintaş, Recep. “Evaluation of Permanent Poverty Alimony in Terms of Islamic Law”. Jo- urnal of Islamic Law Studies 41 (June 2023),
Araştırma Makalesi/Research Article İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi, Haziran 2023; (41): 105-132 Geliş/Received: 30.01.2023 | Kabul/Accepted: 07.06.2022 | Yayın/Published: 30.06.2023 Atıf/Citation: Çetintaş, Recep. “Süresiz Yoksulluk Nafakasının İslâm Hukuku Açısından Değerlendirilmesi”. İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi 41 (Haziran 2023), 105-131./Çe- tintaş, Recep. “Evaluation of Permanent Poverty Alimony in Terms of Islamic Law”. Jo- urnal of Islamic Law Studies 41 (June 2023), 105-131. https://doi.org/10.59777/ihad.1244608 İntihal/Plagiarism: Bu makale en az iki hakem tarafından incelendi ve intihal içerme- diği teyit edildi./This article has been reviewed by at least two referees and scanned via a plagiarism software. © Recep ÇETİNTAŞ | CC BY-NC-ND 4.0 International Süresiz Yoksulluk Nafakasının İslâm Hukuku Açısından Değerlendirilmesi* Recep ÇETİNTAŞ Doç. Dr., Zonguldak Bülent Ecevit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi İslam Hukuku Anabilim Dalı Assoc. Prof. Dr., Zonguldak Bülent Ecevit University Faculty of Theology Department of Islamic Law Zonguldak/TÜRKİYE ***@***.*** | orcid.org/0000-0003-0806-9996 Özet Geniş anlamda nafaka, kişinin eşi, çocukları ve yakın akrabalarının barınma, beslenme ve giyinme ihtiyaçlarını karşılamak için yapacağı harcamaları ifade eder. Dar anlamda nafaka ise evlilik birliği devam ederken kocanın eşi ve çocuklarının geçimini sağlamak için yapacağı harcamalar anlamına gelir. İslâm hukukunda evlilik birliği devam ederken zikredilen bütün harcamalardan sadece koca sorumludur. Buna evlilik nafakası denir. Erkeğin eşini boşaması yahut hâkimin evlilik birliğine son vermesi gibi sebeplerle eşler kesin olarak ayrıldığında, kadın hamile değilse üç hayız veya temizlik süresince; hamile ise doğum yapıncaya yahut düşük yapıncaya kadar iddet beklemesi gerekir. Bazı görüş farklarıyla birlikte İslâm hukukuna göre koca, bu zaman zarfında kadının yiyecek, giye- cek ve mesken ihtiyacını temin etmekle yükümlüdür. Buna iddet nafakası denir. İddetin * Bu çalışma, “Boşanmalarda Gündeme Gelen Süresiz Yoksulluk Nafakası ve Maddi-Manevi Tazminatın De- ğerlendirilmesi” başlıklı 12. Güncel Dini Meseleler İstişare Toplantısı’nda sözlü olarak sunulan ve basıl- mayan “Süresiz Yoksulluk Nafakasının Fıkhî Açıdan Değerlendirilmesi” adlı tebliğin içeriği geliştirilerek ve kısmen değiştirilerek üretilmiş halidir. 106 | Recep ÇETİNTAŞ Journal of Islamic Law Studies 41 (June 2023): 105-132 bitiminden sonra İslâm’a göre kadının kocasından nafaka talep etme hakkı yoktur. Zira İslâm, bir kadın ister hiç evlenmemiş ister evlenip ayrılmış isterse kocası ölmüş olsun, yoksul ise, onun nafakasını karşılamakla üst soydan gelen akrabaları ile alt soydan gelen akrabalarını sorumlu tutmuştur. İslâm hukukunda buna da hısımlık nafakası denir. İslâm, evlilik birliği herhangi bir şekilde sona ermiş yoksul dul kadının geçim masrafla- rını yakınlarının üzerine yüklediği için eski kocasını onun nafakası ile yükümlü kılma- mıştır. Zira boşanan kadının üzerinde eski kocanın hiçbir hakkı kalmadığı gibi arala- rında hiçbir bağ da bulunmamaktadır. Bu sebeple, koca ayrıldığı eşinden hiçbir şekilde faydalanma hakkına (nimete) sahip olmadığı için İslâm hukukuna göre, ona karşı her- hangi bir maddî sorumluluğu da bulunmamaktadır. Türk Medeni Kanunu’nun 175. ve 176. maddeleri ise hâkime, boşanan kadının tam ku- surlu olması dışında nafakasını süresiz olarak ayrıldığı kocanın üzerine yükleme nokta- sında takdir hakkı vermiştir. Medeni Kanun’un bu hükmü bağlayıcı olmakla birlikte adalet ve hakkaniyet prensiplerine aykırı bulunmaktadır. Zira adalet ve hakkaniyet il- kelerine göre ayrılıktan sonra koca kadından maddî ve manevî yönden hiçbir şekilde faydalanamadığı için kadının da eski kocasından hiçbir şekilde faydalanmaması gerekir. Nimet-külfet dengesi de bunu gerektirir. Bu ilkeleri göz önünde tutan İslâm hukukuna göre kesinleşmiş bir boşama ile ayrılan kadının, iddet süresini tamamladıktan sonra ko- casından nafaka talep etme hakkı yoktur. Buna rağmen bir kadın, bu nafakayı eski ko- cadan kanun zoruyla alırsa, elde ettiği bu kazanç İslâmî açıdan helâl olarak nitelendiri- lemez. Zira İslâm’a göre bir kazancın helal olabilmesi için ticaret, miras, vasiyet ve hibe gibi meşru kazanç yollarından biri ile yahut emek karşılığında elde edilmiş olması ya da kişinin gönül hoşnutluğu ile vermiş olması gerekir. Oysa kadın eski kocasından elde et- tiği bu geliri, zikredilen meşru kazanç yollarından hiçbirisi ile kazanmamaktadır. Dola- yısıyla kadın kesin olarak boşandığı andan itibaren bekleme süresini (iddet) tamamla- dıktan sonra eski kocasından süresiz olarak nafaka talebinde bulunur ve kanun zoruyla onu alırsa bu nafaka Medeni Kanuna göre yasal olabilir ancak İslâm’a göre helâl olmaz. Bu bakımdan yoksulluğa düşen boşanmış kadın nafakaya muhtaç ise, bunu eski kocadan değil, Medenî Kanun’un 364. ve 365. maddelerinde belirtildiği şekilde, üst soydan ve alt soydan gelen akrabaları ile kardeşlerinden talep etmesi, mahkemelerin de buna göre hüküm vermesi yerinde olur. Buna imkân bulunmadığı hallerde ise devletin sosyal hu- kuk devleti olmasının bir gereği olarak Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı bünyesinde bir bütçe oluşturup kocasından ayrılmış yoksul kadınlara -mevcut cüz’i ödenek yerine- maaş bağlaması en uygun çözüm olur. Anahtar Kelimeler: İslâm Hukuku, Evlilik, Boşama, Nafaka, Yoksulluk. Süresiz Yoksulluk Nafakasının İslâm Hukuku Açısından Değerlendirilmesi | 107 İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi 41 (Haziran 2023): 105-132 Evaluation of Permanent Poverty Alimony in Terms of Islamic Law** Summary In a broad sense, alimony refers to expenditures to meet the sheltering, nutrition and clothing needs of one’s wife, children and close relatives. In the narrow sense, alimony refers to the expenditures that the husband will make to provide for his wife and child- ren while the marriage union continues. In Islamic law, while the marriage union con- tinues, only the husband is responsible for all the expenses of this union. This is called marriage alimony. When the spouses are separated due to reasons such as the hus- band’s divorcing his wife or the judge’s termination of the marriage union, if the woman is not pregnant, she has to wait for three menstruation or clean periods; If she is pregnant, she has to wait until she gives birth or has a miscarriage as a waiting period. Despite the existence of some differences of opinion among jurists, according to Islamic law, the husband is obliged to provide the woman’s food, clothing and dwelling needs during this time. This is called alimony of iddah. According to Islam, after the end of the period of iddah, a woman has no right to demand alimony from her ex-husband. Because, if the woman is poor, whether she has never been married, or she is divorced, or her husband has died, Islam has made it obligatory upon her relatives from among her ascendants and her relatives from among her descendants to provide her alimony. In Islamic law, this is called kinship alimony. Since Islam puts the responsibility to provide the living expenditures of the poor widow, whose marital union has been terminated for any reason, on her relatives, it has not made her ex-husband liable for her alimony. Because neither the ex-husband has any rights over the divorced woman, nor there is a bond between them. For this reason, according to Islamic law, since the husband does not have the right to benefit (blessing) from his divorced wife in any way, he does not have any financial responsibility towards her. Articles 175 and 176 of the Turkish Civil Code, on the other hand, give the judge the discretion to impose on the husband the alimony of the ex-wife from whom he has been separated indefinitely, except that the divorced woman is at fault. Although these ar- ticles of the Civil Code are binding, it is contrary to the principles of justice and equity. According to the principles of justice and equity, since the husband cannot benefit from his ex-wife in any way materially or morally after the seperation, the woman should ** This study is the final version of an earlier announcement called “Evaluation of Permanent Poverty Ali- mony in Terms of Islamic Law”, not previously printed, but orally presented at the 12th Contemporary Religious Issues Consultation Meeting titled “The Evaluation of Permanent Poverty Alimony and Material and Moral Compensation in Divorces”, the content of which has now been developed and partially chan- ged. 108 | Recep ÇETİNTAŞ Journal of Islamic Law Studies 41 (June 2023): 105-132 not benefit from her ex-husband in any way, either. The balance of blessing and burden also requires this. According to Islamic law, which takes these principles into account, a woman separated by a finalized divorce has no right to demand alimony from her husband after completing the iddah period. However, if a woman receives this alimony from her ex-husband by force of Law, this income cannot be considered halal from the Islamic point of view. Since, according to Islam, in order for an income to be halal, it must be obtained through one of the legitimate ways of earning such as trade, inheri- tance, bequest and grant, or in return for labor, or it must have been given by the per- son’s consent. The woman does not earn this income from her ex-husband through any of these legitimate ways of earning. Therefore, if a woman requests alimony from her ex-husband indefinitely after completing waiting period (iddah) from the moment she is divorced and receives it by force of law, this alimony may be legal according to Civil Code but not halal according to Islam. In this respect, if the divorced woman who falls into poverty is in need of alimony, it would be appropriate to demand it not from her ex-husband, but from her relatives from her descendants and ascendants, as specified in Articles 364 and 365 of the Civil Code, and the courts to decide accordingly. In cases where this is not possible, the most appropriate solution would be to create a budget within the Ministry of Family and So- cial Services and pay a salary to poor women who separated from their husbands -ins- tead of the existing partial allowance-, as a requirement of the state being a state of social law. Keywords: Islamic Law, Marriage, Divorce, Alimony, Poverty. Giriş Nafaka, kişinin eşi, çocukları ve yakınları için yiyecek, giyecek ve mesken sağla- mak maksadıyla yapacağı harcamalar anlamına gelir.1 İslâm hukukunda bir kimsenin başkasından nafaka alacaklısı olabilmesi için evlilik, mülkiyet ve nesepten ibaret üç se- bepten birinin bulunması gerekir. Başka bir ifadeyle İslâm’da evlilik nafakası, hısımlık nafakası ve mülkiyet nafakası olmak üzere üç çeşit nafaka vardır.2 Bazı hukukçular dör- düncü bir nafaka çeşidinden daha bahsederler ki o da hayvanların ve cansız varlıkların 1 Zeynüddîn b. İbrâhîm b. Muhammed İbn Nüceym, el-Bahru’r-râik şerhu Kenzi’d-dekâik (b.y.: Dâru’l-Kitâbi’l- İslâmî, ts.), 4/188; Ebü’l-Ayneyn el-Bedrân, el-Fıkhu’l-mukâren li’l-ahvâli’ş-şahsiyye (Beyrut: Dâru’l-Fikr, 1967), 1/332. 2 Ebû Bekir Muhammed b. Ahmed b. Ebî Sehl es-Serahsî, el-Mebsût, thk. Muhammed Hasen İsmail (Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 2009), 5/168-169; Şihâbüddin Ahmed b. İdrîs b. Abdürrahman el-Karâfî, ez-Zehîrâ, thk. Muhammed Ebû Habze (Beyrut: Dâru’l-Garbi’l-İslâmî, 1994), 4/465. Süresiz Yoksulluk Nafakasının İslâm Hukuku Açısından Değerlendirilmesi | 109 İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi 41 (Haziran 2023): 105-132 nafakasıdır.3 Burada evlilik nafakası, mülkiyet nafakası ve hayvanlar ile cansız varlıkla- rın nafakası çalışmamızın kapsamı dışındadır. İslâm, evlilik birliğinin kurulmasından itibaren talâk, tefrik veya vefatla son bul- masına kadar aile birliği ile ilgili çeşitli düzenlemeler yapmıştır. Bu düzenlemelerin ba- şında cemiyetin çekirdeği sayılan ailenin ve onun temel unsurlarından biri olan kadının yaşam güvencesinin sağlanması gelir. İslâm, evli kadının insan haysiyetine uygun bi- çimde yaşamasını sağlamak için ailenin yöneticisi ve gözeticisi kabul ettiği kocaya4 hem maddi hem de manevî birtakım sorumluluklar yüklemiştir. İslâm hukuku, kocanın maddi sorumluluklarını zevciyet nafakası ve iddet nafakası olmak üzere iki boyutta ele almıştır. İslâm hukukunda, sahih bir nikâh akdi ile evlilik birliğinin kurulmasından iti- baren, evlilik hayatı devam ettiği müddetçe kadın nafaka alacaklısı, koca da onun geçim masraflarını karşılamakla yükümlü sayılmıştır.5 Kadının zengin, kocanın fakir olması durumu değiştirmez. Zâhirîlere göre ise koca yoksulluğu nedeniyle kendisinin ve eşinin nafakasını temin etmekten aciz olur, karısı da zengin olursa, kadın kocasının ve kendi- sinin nafakasını karşılamakla yükümlüdür. Şayet koca daha sonra zengin olursa kadın önceki yaptığı harcamaları kocasından geri isteyemez.6 Evlilik talâk, fesih yahut tefrik yoluyla sona erdiğinde iddet süresi boyunca ko- canın nafaka mükellefiyeti yine devam eder. Buna da iddet nafakası denir. Kadın, idde- tini tamamlandıktan sonra yeni bir evlilik yapmaz ve yaşamını devam ettirecek maddî yeterliliğe sahip olmazsa bu takdirde İslâm, ayrıntıları ileride gelecek olan “hısımlık na- fakası” kapsamında onun nafakasını yakın akrabalarının omuzuna yükler. Bu çalışmada gerek ric‘î gerekse bâin talâkla boşanma sonrası kadının hakkı olan iddet nafakası ile bu nafakanın bitimiyle başlayıp tarafların ölümüne veya kendi kendisine yeter duruma ge- linceye kadar devam edecek olan hısımlık nafakası ele alınıp ardından Türk Medeni Ka- nunu’ndaki süresiz yoksulluk nafakası İslâm hukuku açısından değerlendirilecektir. 3 Ebû İshâk İbrâhim b. Alî b. Yûsuf eş-Şîrâzî, el-Mühezzeb fî fıkhi’l-İmâm eş-Şâfiî, thk. Âdil Ahmed Abdül- mevcûd - Ali Muhammed Avaz (Beyrut: Dâru’l-Ma’rife, 2003), 3/261, 270; Alaaddin Ebû Bekir b. Mes‘ud el- Kâsânî, Bedâi‘u’s-sanâi‘ fî tertîbi’ş-şerâi‘, thk. Ali Muhammed Muavvaz - Adil Ahmed Abdülmevcud (Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 2010), 5/108. Ayrıca bk. Celal Erbay, “Nafaka”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklo- pedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 2006), 32/282. 4 Kur’ân-ı Kerîm ve Türkçe Açıklamalı Tercümesi, çev. Ali Özek - Hayrettin Karaman vdğ (Suudî Arabistan Krallığı Medîne-i Münevvere, y.y., 1407/1987), en-Nisâ 4/34. 5 Recep Çetintaş, “İslâm Hukukunda Evlenmeden Doğan Haklar Bağlamında Nafaka”, İslâm Hukuku Araştır- maları Dergisi 24(2014), 185. 6 Ebû Muhammed Ali b. Ahmed b. Hazm, el-Muhallâ (Beyrut: Dâru’l-Fikr, ts.), 9/254. 110 | Recep ÇETİNTAŞ Journal of Islamic Law Studies 41 (June 2023): 105-132 1. Nafakanın Kavramsal Analizi Nafaka kelimesi sözlükte mastar olarak “harcamak, harcama yükünü üstlenmek, revaç bulup isteklisi çoğalmak”, isim olarak da “kişinin aile fertleri ve kendisi için yap- tığı harcama” anlamlarına gelir.7 Terim olarak nafaka, kişinin eşi, çocukları ve akraba- ları için barınma, beslenme ve giyinme ihtiyaçlarını karşılamak üzere yaptığı harcama- ları ifade eder.8 İmam Muhammed’in (ö. 189/805), nafakanın kapsamıyla ilgili açıklama- sına9 dayanan bu tanım, kişinin karısı ve çocukları için yapacağı harcamalardan ibaret evlilik nafakasını içine aldığı gibi geçimini teminden aciz olan akrabalarına ödemekle yükümlü olduğu hısımlık nafakasını da içine almaktadır. Sırf evlilik nafakası ise, “örfe uygun olarak yeterli ölçüde, karısı için koca üzerine gerekli olan mali yükümlülüktür”10 şeklinde tanımlanabilir. 2. İddet ve İddet Nafakası İddet nafakasından bahsedebilmek için önce iddet kavramı ve iddet çeşitlerine kısaca değinmek uygun olacaktır. 2.1. İddet Bir fıkıh terimi olarak iddet, kocası vefat etmiş, boşanmış veya evliliği fesih ya da tefrik yoluyla sona ermiş kadının, bu evlilik bağının tamamen ortadan kalkması ve başka bir kişi ile evlenebilir hale gelmesi için bekleyeceği süreyi ifade eder.11 Bu yollar- dan biri ile dul kalan kadınların muayyen bir süre beklemeleri, bir yönüyle Allah hakkı bir yönüyle eski eşinin hatırasına saygı bir de soyun karışması şüphesini bertaraf etmek için hamile olup olmadığının anlaşılması gibi maksatlara binaen emredilmiştir.12 Gebe- liğin başlangıcından itibaren belirlenebildiği ileri sürülerek kadının iddet beklemesinin 7 Muhammed b. Mükerrem b. Ali b. Manzûr, Lisânü’l-Arab (Beyrut: Dâru Sâdır, 1414), 10/358; Mahmûd b. Ömer ez.-Zemahşerî, Esâsü’l-belâğa, thk. Muhammed Bâsil Uyûn (Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1998), 2/295. 8 İbn Nüceym, el-Bahru’r-râik, 4/188; Bedrân, el-Fıkhu’l-mukâren li’l-ahvâli’ş-şahsiyye, 1/332. 9 İbn Nüceym, el-Bahru’r-râik, 4/188. 10 Ârif el-Basrî, Nafakâtü’z-zevce fî teşrîi’l-İslâmî (Beyrut: Dâru’l-Fikr, 1981), 16. 11 Ömer Nasuhi Bilmen, Hukûk-ı İslâmiyye ve Istılâhât-ı Fıkhiyye Kâmusu (İstanbul: Bilmen Yayınevi, 1985), 2/368; Hayrettin Karaman, Mukayeseli İslâm Hukuku (İstanbul: Nesil Yayınları, 1996), 1/382. 12 Şîrâzî, el-Mühezzeb, 3/196; Ebü’l-Velîd Muhammed b. Ahmed b. Muhammed İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid ve nihâyetü’l-muktesıd (İstanbul: Kahraman Yayınları, 1985), 2/75; Kâsânî, Bedâi‘u’s-sanâi‘, 4/420-421; Ebû Muhammed Müvaffakuddin Abdullah b. Ahmed b. Muhammed İbn Kudâme, el-Kâfî, thk. Abdullah b. Ab- dülmuhsin et-Türkî (Beyrut: Dâru Hicre, 1997), 5/5. Ayrıca bu konuda bk. Halil İbrahim Acar, “İddet”, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi (İstanbul: TDV Yayınları, 2000), 21/466; Emine Gümüş Böke, “İslâm Hukuku Açısından Kadının İddet Nafakası”, Düzce Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2 (2020) 4/95; Çetin- taş, “İslâm Hukukunda Evlenmeden Doğan Haklar Bağlamında Nafaka”, 198. Süresiz Yoksulluk Nafakasının İslâm Hukuku Açısından Değerlendirilmesi | 111 İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi 41 (Haziran 2023): 105-132 gerekmediği söylenebilirse de öfke ve benzeri sebeplerle ric‘î talâkla boşayan kocanın hanımını evlilik hayatına geri döndürmek için düşünme fırsatı sağlaması ve kadının maddi ve manevi olarak tekrar bir evliliğe hazır olması hem de zan altında kalmaması için bu süreç lüzumlu görülmüştür.13 Bu bağlamda dul kalan bir kadının beklemesi ge- reken iddet ana hatlarıyla ikiye ayrılır: a. Vefat İddeti: Eşi vefat eden kadının beklemek zorunda olduğu süredir. Eşi vefat eden kadın gebe ise onun iddeti, “Gebe kadınların bekleme müddeti, yüklerini bırakmaları (doğum yapmaları)dır.”14 âyetine binaen doğumla veya çocuğun düşmesiyle, hamile de- ğilse “İçinizden vefat edenlerin geride bıraktıkları hanımları, kendi başlarına dört ay on gün beklerler.”15 ayetine binaen 4 ay 10 gün beklemekle sona erer. Bu konuda İslâm hukuk- çuları ittifak etmişlerdir.16 b. Boşama veya Fesih İddeti: Boşama veya hâkimin evlilik birliğine son vermesi (fesih veya tefrik) yoluyla kocasından ayrılan kadının beklemesi gereken zorunlu müd- dettir. Böyle bir kadının iddet süresi, gebe olup olmaması ve hayız görüp görmemesi bakımından farklılık arz eder: - Bu iki yoldan biriyle kocalarından ayrılan kadınların, hamile iseler iddetlerinin doğumla veya çocuklarının düşmesiyle sona ereceği, hamile kadınların iddeti konusun- daki zikri geçen ayetle17 sabit olduğundan bu hususta İslâm âlimleri ittifak etmişlerdir.18 - Bu hanımlar hamile değilse ve âdet görüyorlarsa, “Boşanan kadınlar, kendi başla- rına üç kurû’ beklerler…”19 ayetine binâen Hanefîler ile Hanbelîlere göre üç hayız süresi iddet beklerler.20 Mâlikîlerle Şâfiîlere göre ise mezkûr ayete binaen üç temizlik süresi iddet beklemeleri gerekir.21 - On beş ila elli beş yaş aralığında bulunup da belli bir nedenden ötürü âdet gör- meyen yahut bir veya iki kere âdet gördükten sonra âdetten kesilen kadınların iddet 13 bk. Acar, “İddet”, 21/466; Çetintaş, “İslâm Hukukunda Evlenmeden Doğan Haklar Bağlamında Nafaka”, 186-187. 14 et-Talâk 65/4. 15 el-Bakara 2/234. 16 Ebû Ömer Yûsuf b. Abdillah b. Muhammed İbn Abdilber, el-Kâfî fî fıkhi ehli’l-Medîne, thk. Ebû Üsâme Selîm b. Ayd el-Hilâlî (Beyrut: Dâru İbn Hazm, 2013), 2/742; Şîrâzî, el-Mühezzeb, 3/205; Serahsî, el-Mebsût, 6/35; İbn Kudâme, el-Kâfî, 5/5. 17 et-Talâk 65/4. 18 İbn Abdilber, el-Kâfî, 2/742; Şîrâzî, el-Mühezzeb, 3/197; Kâsânî, Bedâi‘u’s-sanâi‘, 4/434; İbn Kudâme, el-Kâfî, 5/6. 19 el-Bakara 2/228. 20 Kâsânî, Bedâi‘u’s-sanâi‘, 4/427, 429, 483; İbn Kudâme, el-Kâfî, 5/9. 21 Şîrâzî, el-Mühezzeb, 3/198-199; İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 2/73-74. 112 | Recep ÇETİNTAŞ Journal of Islamic Law Studies 41 (June 2023): 105-132 süreleri hakkında fukaha arasında ciddi ihtilaflar bulunmaktadır. Ebû Hanîfe (ö. 150/767) temizlik müddeti uzun süren bu kadınların sinnü’l-iyâs=âdetten kesilme yaşı olan elli beş yaşına kadar bekleyip ardından dokuz ay daha iddet bekleyeceklerini söy- lemiştir.22 Şâfiî hukukçular da bu kadının âdet görünceye ve yaşıtlarının hayızdan ke- silme yaşına ulaşıncaya kadar iddet bekleyeceği görüşündedirler.23 Bu görüş kabul edil- diğinde bir taraftan elli beş yaşına kadar evlilik hayatı yaşamadığı halde eski eşine iddet nafakası vermek mecburiyetinde kalan koca maddi sıkıntı yaşayacak diğer taraftan ne evli ne de bekar olan kadın oldukça sıkıntılı bir hayat sürecektir. Bu sebeple Osmanlı Hukûk-ı Aile Kararnamesi Hanefî mezhebinin bu fetvasını isabetli bulmayarak kararna- menin 140. fıkrasını tanzim ederken bu hususta Mâlikîlerin görüşünü kabul etmişlerdir. Mâlikîlerce böyle olan kadınların iddet süresi toplam on iki aydır.24 Hanbelîlerce en sa- hih olan görüşe göre de böyle kadınların iddet süresi bir senedir.25 Talâk sûresi 4. ayette açıkça beyan edildiği şekilde küçüklüğünden ve yaşlılığın- dan dolayı hayız görmeyen kadınların iddetleri üç ay sonunda bittiğinden nafaka hak- ları bu üç ayla sınırlıdır.26 2.2. İddet Nafakası İslâm hukukunda iddet nafakası, ric‘î talâkla boşanmış kadının nafaka hakkı ve bâin talâkla boşanmış kadının nafaka hakkı olmak üzere iki kısımda mütâlaa edilir. 2.2.1. Ric‘î (Dönüşlü) Talâkla Boşanmış Kadının Nafaka Hakkı Ric‘î talâk erkeğin boşadığı karısını, iddeti içerisinde tekrar nikah yapmaya ihti- yaç bulunmaksızın yeniden evlilik yaşamına döndürme hakkına sahip olduğu boşama- dır. Bu dönüş ancak birinci ve ikinci boşamadan sonra henüz iddeti bitip boşama bâin talâka dönüşmediği takdirde caiz olur.27 Ric‘î talâk ile boşanmış kadınlar hakkında Kur’ân-ı Kerîm’de şöyle buyurulmuştur: “Onları gücünüz ölçüsünde oturduğunuz yerin bir 22 Muhammed Emîn Alâuddin İbn Âbidîn, Reddü’l-Muhtâr ale’d-Dürri’l-muhtâr şerhu Tenvîri’l-ebsâr (Beyrut: Dâru’l-Fikr, 1992), 3/508. 23 Şemsüddîn Muhammed b. Ahmed el-Hatîb eş- Şirbînî, Delilleriyle Büyük Şâfiî Fıkhı Muğnîl-muhtâc Minhâcü’t- Tâlibîn Şerhi, çev. Soner Duman (İstanbul: Mirac Yayınları, 2015), 14/167. Ayrıca bk. M. Zeki Uyanık, “İslâm Aile Hukukunda Evlilik ve Boşanma Nafakası Bağlamında Süresiz Nafaka Yasası”, Necmettin Erbakan Üni- versitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 47(2019), 72. 24 İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 2/75; Bilmen, Hukûk-ı İslâmiyye ve Istılâhâtı Fıkhiyye Kâmusu, 2/374-375; M. Âkif Aydın, İslâm-Osmanlı Aile Hukuku (İstanbul: M. Ü. İlahiyat Fakültesi Vakfı Yayınları, 1985), 205. 25 Ebû Muhammed Muvaffakuddin Abdullah b. Ahmed b. Muhammed İbn Kudâme el-Makdisî, el-Muğnî (Ka- hire: Mektebetü’l-Kahire, 1968), 8/108. 26 Kasânî, Bedâi‘u’s-sanâi‘, 4/432. 27 Vehbe Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî ve edilletuh (Dımeşk: Dâru’l-Fikr, 1985), 7/432; Abdullah Kahraman, “İslâm Hukukuna Göre Boşanma Prosedürü ve Ahlakı”, İslâm Hukuku Araştırmaları Dergisi 40 (2022), 63. Süresiz Yoksulluk Nafakasının İslâm Hukuku Açısından Değerlendirilmesi | 113 İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi 41 (Haziran 2023): 105-132 bölümünde oturtun, onları sıkıştırıp gitmelerini sağlamak için zarar vermeye kalkışmayın. Ha- mile iseler doğum yapıncaya kadar nafakalarını verin.”28 İslâm hukukçuları bu âyete binaen ric‘î talâkla iddetini bekleyen kadının gebe olsun olmasın iddet müddetince nafaka ve mesken hakkı bulunduğu hususunda görüş birliğine varmışlardır.29 Çünkü dönüşlü bo- şamada evlilik ilişkisi ve kocanın hanımı üzerindeki hâkimiyeti devam etmekte ve nikah sebebiyle kadını alıkoyma ve ondan faydalanma hakkı mevcut bulunmaktadır. Dolayı- sıyla boşamadan sonraki durum boşamadan önceki durum gibidir.30 Ric‘î talâkta koca hanımına yeniden dönmezse gebe olmayan kadın üç hayız veya temizlik müddetince, gebe olan kadın ise doğum yapıncaya yahut düşük yapıncaya kadar iddet beklemek zo- runda bulunduğundan bu süreler içerisinde nafaka ve mesken hakkı mevcuttur. Zira İslâm evlilik birliği süresince erkeğe yüklediği nafaka sorumluluğunu, boşanma sonrası kadının bekleyeceği iddet süresi içerisinde de devam ettirmiş, fakat iddetin bitimi ile nafaka yükümlülüğünü kaldırmıştır. 2.2.2. Bâin Talâkla Boşanmış Kadının Nafaka Hakkı Bâin talâk: Açıkça veya işaret yoluyla üç sayısını içeren, eşler arasında kesin ay- rılığı gerektiren ve tekrar birleşebilmeleri için yeni bir nikah akdi ve mehrin şart görül- düğü talâk şeklidir.31 Bu boşama, beynûnet-i kübrâ (büyük ayrılık) ve beynûnet-i suğrâ (küçük ayrılık) şeklinde iki kısma ayrılır. Talâk sayısı bir veya iki olursa buna beynûnet- i suğrâ denir. Böyle bir ayrılık sonucunda tarafların gerek iddet müddeti içerisinde ge- rekse iddet bitiminde kadının rızasıyla yeni bir nikâh akdi ve mehir ile tekrar bir araya gelmeleri mümkündür.32 Talâk sayısının üç olması halinde kadının normal şartlarda, usulüne uygun ve meşru yollarla başka bir erkekle evlenip boşanmadan ya da evlendiği kişi vefat etmeden tekrar evlilik hayatına dönme imkânı ortadan kalktığı için buna da beynûnet-i kübrâ denir.33 28 et-Talâk 65/6. 29 Ebû Muhammd Abdülvehhâb b. Ali b. Nasr es- Sa‘lebî el-Bağdâdî, el-Maûne alâ mezhebi âlimi’l-Medîne, thk. Humeyş Abdülhak (Mekketü’l-Mükerreme: Mektebetü’t-Ticâriyye, ts.), 1/932; İbn Abdilber, el-Kâfî, 2/752; Şirâzî, el-Mühezzeb, 3/258; Serahsî, el-Mebsût, 5/188; Kâsânî, Bedâi‘u’s-- sanâi‘, 4/468; İbn Rüşd, Bidâyetü’l- müctehid, 2/78; Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd el-Mevsılî, el-İhtiyâr li-ta‘lîli’l-Muhtâr, nşr. Mahmûd Ebû Dakîka (Kahire: Dâru’l-Kitâbi’l-Arabî, 1937), 4/8; İbn Kudâme, el-Kâfî, 5/81. Ayrıca bk. Halil İbrahim Acar, İslâm Aile Hukuku (İstanbul: Ensar Yayınları, 2018), 325; Abdullah Çolak, İslâm Aile Hukuku (Ankara: Öncü Basım Yayım, 2017), 299. 30 Kâsânî, Bedâi‘u’s-sanâi‘, 4/468; 5/121; İbn Kudâme, el-Kâfî, 5/81; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 14/443. 31 bk. Bilmen, Hukûk-ı İslâmiyye ve Istılâhâtı Fıkhiyye Kâmusu, 2/229; Karaman, Mukayeseli İslâm Hukuku, 1/359. 32 Kahraman, “İslâm Hukukuna Göre Boşanma Prosedürü ve Ahlakı”, 63. 33 Zühaylî, el-Fıkhu’l-İslâmî ve edilletuh, 7/432; Kahraman, “İslâm Hukukuna Göre Boşanma Prosedürü ve Ah- lakı”, 63. 114 | Recep ÇETİNTAŞ Journal of Islamic Law Studies 41 (June 2023): 105-132 Beynûnet-i kübrâ-suğra ayrımı yapılmaksızın bâin talâkla boşanan kadının iddet ve mesken nafakası hakkı konusunda ihtilaflar bulunmaktadır: a. Hanefîlere göre ayrılığın erkek tarafından meydana gelmesi halinde gerek bâin gerek ric‘î talâkla boşanmış olsun zifaftan sonra boşanmış her kadın gebe olup ol- mamasına bakılmaksızın iddet müddeti içerisinde nafaka ve mesken hakkına sahiptir.34 Bu görüş, Hz. Ömer (ö. 23/644), Abdullah b. Mes’ûd (ö. 32/652-53), Ömer b. Abdülaziz (ö. 101/720), Osman el-Bettî (ö. 143/760?), İbn Şübrüme (ö. 144/761), İbn Ebû Leylâ (ö. 148/765), Süfyân-ı Sevrî (ö. 161/778) ve Zeydiyye’den Hasan b. Sâlih’den (ö. 169/785-86) de rivayet edilmiştir.35 Osmanlı Hukûk-ı Aile Kararnamesi’nin 150. maddesinde ric‘î- bâin talâk ayrımı yapılmaksızın Hanefîlerin görüşü tercih edilerek; “Mu’teddenin nafa- kası zevci üzerine lâzım olur.”36 denilmiştir. Hanefîlere göre Talâk sûresi 6. âyetinin hükmü genel olup hem ric‘î talâkla bo- şanmış kadını hem de bâin talakla boşanmış kadını içine alır. Bu sebeple onlar bâin talâkla boşanmış gebe olmayan kadının iddet süresince, gebe olan kadın ve ric‘î talâkla boşanan kadının sahip olduğu nafaka ve mesken hakkına sahip bulunduğunu söylemiş- lerdir. Çünkü bu hususta muhaliflerce delil gösterilen, “Resûlullah’a gittim. Bana nafaka ve mesken hakkı tanımadı.”37 şeklindeki Fâtıma binti Kays (ö. 54/674) hadisi eleştiri ko- nusu olmuştur. Örneğin, Fâtıma’nın kocası Üsâme b. Zeyd (ö. 54/674) bu hadisi Fâtıma’dan işittiğinde elinde ne varsa ona fırlatmıştır. Hz. Aişe, “Bu kadın bu rivayeti ile âlemi fitneye sevk etmiştir.”38 demiştir. Sahabenin hadisin ravisini yermeleri en 34 Serahsî, el-Mebsût, 5/188-189, 191; Kâsânî, Bedâi‘u’s-sanâi‘, 4/468-471; 5/121, Ebû Bekr Ahmed b. Ömer (Amr) b. Müheyr el-Hassâf, Kitâbü’n-nafakât, nşr. Ruhi Özcan (Ankara: Ankara Üniversitesi yayınları, 1978), 205; Ali b. Ebû Bekir b. Abdülcelîl el-Mergînânî, el-Hidâye şerhu Bidâyeti’l-mübtedî (Mısır: Mekte- betü’l-İslâmî, ts.), 2/44; Ayrıca bk. Acar, İslâm Aile Hukuku, 325. 35 İbn Kudâme el-Makdisî, el-Muğnî, 8/232; Seyyid Sâbık, Fıkhu’s-sünne (Beyrut: Dâru’l-Kitâbi’l-Arabî, 1977), 2/182. 36 Osmanlı Hukuk-ı Âile Kararnâmesi, nşr. Orhan Çeker (Konya: Mehir Vakfı Yayınları, 2017), 62. 37 Ebü’l-Hüseyn Müslim b. el- Haccâc en-Nîsâbûrî, el-Müsnedü’s-Sahîhü’l-Muhtasar mine’s-sünen bi-nakli’l-‘adl ‘an ‘adl ‘an Resûlullah, thk. Muhammed Fuâd Abdülbâkî (Beyrut: Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, ts.), “Talâk”, 37-38 (No. 1480); Ebû Davûd Süleyman b. el-Eş’âs es-Sicistânî, Sünen-i Ebî Davûd, (Beyrut: Dâru’l-Kitâbi’l- Arabî, ts.), “Talâk”, 39 (No. 2888); Ebû Abdurrahmân Ahmed b. Şuayb b. Ali b. Sinân b. Bahr en-Nesâî, es- Sünenü’l-kübrâ, thk. Şu‘ayb el-Arnaût (Beyrut: Müessesetü’r-Risâle, 2001), “Talâk”, 15 (No. 5566); Mâlik b. Enes b. Mâlik b. Ebî Âmir el-Asbahî, el-Muvatta, thk. Muhammed Fuâd Abdülbâkî (Beyrut: Dâru İhyâi’t- Türâsi’l-Arabî, 1985), “Talâk”, 23 (No. 1480); Muhammd b. İdris eş-Şâfiî, el-Üm, thk. Rıfat Fevzî Abdülmut- talib (Mansûra: Dâru’l-Vefâ, 2008), 6/603; İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 2/78. 38 Bu söz hadis kaynaklarında sahih bir senedle Saîd b. Müseyyeb’in sözü (maktu haber) olarak rivayet edil- mektedir. bk. Abdürrezzâk b. Hemmâm es-San‘ânî, el-Musannef, thk. Habîbü’r-rahmân el-A‘zamî (Beyrut: el-Mektebü’l-İslâmî, 1403), 7/26; Ebû Davûd, “Talâk”, 40. Süresiz Yoksulluk Nafakasının İslâm Hukuku Açısından Değerlendirilmesi | 115 İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi 41 (Haziran 2023): 105-132 azından onun hakkında ta‘n etmiş olduklarını gösterir.39 Hz. Ömer de Fâtıma binti Kays’ın bu rivayetini reddederek “Doğru mu söyledi yalan mı söyledi, belledi mi unuttu mu bilmediğimiz bir kadının ifadesiyle Allah’ın kitabını ve Peygamber’in sünnetini terk edemeyiz. İddet süresi zarfında ona mesken de vardır, nafaka da vardır.”40 demiştir.41 Ayrıca Hanefîlere göre nafaka kadının kocasına bağlı olmasının karşılığıdır. İddet bek- leyen kadın da iddeti sona ermedikçe kocasına bağlıdır. Bundan dolayı iddeti sona erin- ceye kadar ona mesken vermek icmâ ile vaciptir. Mesken hakkı konusunda bâin talâkla boşanan kadın da hamile olan kadın gibidir.42 b. İmam Mâlik (ö. 179/795) ile İmam Şâfiî’ye (ö. 204/820) göre bâin talâkla boşa- nan kadın gebe olmadığı takdirde mesken hakkına sahip olmakla birlikte nafaka ve gi- yim eşyası hakkına sahip değildir. Gebe ise, iddeti sona erinceye kadar, nafaka, mesken ve giyecek hakkı bulunmaktadır.43 Bunlar, İmam Mâlik’in Muvattâ’ında Fâtıma binti Kays’tan rivayet ettiği; Resûlullah, “Senin onun üzerinde nafaka alacağın yoktur.” bu- yurdu ve “İddetini Abdullah b. Ümmi Mektûm’un evinde geçirmesini emretti”44 şeklin- deki hadisle istidlal etmişlerdir. Çünkü bu rivayette Resûlullah Fâtıma’ya senin kocan üzerinde nafaka alacağın yoktur buyurmuş45 ve Ümm-i Mektûm’un (ö. 15/636) evinde iddet beklemesini emretmiştir. Fakat Hz. Peygamber bu rivayette onun mesken hakkı- nın bulunmadığını söylememiştir. Bu nedenle yukarıda zikredilen Talâk sûresi 6. âyet- teki mesken hakkı devam etmektedir.46 Bâin talâkla boşanan kadın hamile değilse onunla kocası arasında hiçbir bağ kalmadığından ona nafaka verilmesi için hiçbir sebep yoktur. Bu kadın hamile ise ancak o zaman nafaka hakkı vardır. Çünkü hamile kadına nafaka verileceği Talâk sûresi 6. âyeti ile sabittir.47 39 Serahsî, el-Mebsût, 5/188-189; Kâsânî, Bedâi‘u’s-sanâi‘, 4/482. 40 Müslim, “Talâk”, 46. 41 Serahsî, el-Mebsût, 5/188-189; Kâsânî, Bedâi‘u’s-sanâi‘,, 4/481-482. Kâsânî, Hz. Ömer’in, “Rabbimizin Ki- tabı’nı terk edemeyiz” sözüyle Talâk sûresi 6. ayetini ve Talâk sûresi 7. ayetini ya da sadece Talâk sûresi 6. ayetteki mesken hakkını kastetmiş olabileceğini; “Peygamberimizin sünnetini terk edemeyiz” sözüyle de kendisinin Hz. Peygamber’den işittiği “O kadın için nafaka da mesken de vardır.” hadisini kastetmiş olabileceğini belirtmiştir. 42 Mergînânî, el-Hidâye, 2/44. 43 Ebû Saîd Abdüsselâm b. Saîd b. Habîb b. es- Sahnûn, el-Müdevvenetü’l-kübrâ, thk. Âmir el-Cezzâr- Abdullah el-Minşâvî (Kâhire: Dâru’l-Hadîs, 2005), 2/467; Sa’lebî, el-Maûne alâ mezhebi âlimi’l-Medîne, 1/933; İbn Ab- dilber, el-Kâfî, 2/752; Şâfiî, el-Üm, 6/603-604; Şirâzî, el-Mühezzeb, 3/258; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 14/446; İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 2/78. Hassâf, Kitâbü’n-nafakât, 205. 44 Müslim, “Talâk”, 36; Mâlik, “Talâk”, 23; 45 Müslim, “Talâk”, 38; Ebû Dâvûd, “Talâk”, 39; Nesâî, “Nikâh”, 22; Mâlik, “Talâk”, 23; Şâfiî, el-Üm, 6/603; İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 2/78. 46 İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 2/79. 47 İbn Abdilber, el-Kâfî, 2/752; Şîrâzî, el-Mühezzeb, 3/258. 116 | Recep ÇETİNTAŞ Journal of Islamic Law Studies 41 (June 2023): 105-132 c. Hanbelîlere göre de Talâk sûresi 6. âyetten dolayı talâk veya fesih yoluyla bâin olarak boşanmış hamile kadının nafaka ve mesken hakkı bulunmaktadır.48 Fakat söz ko- nusu kadın gebe değilse, mezkûr âyet, hitabıyla nafaka verilmeyeceğine delâlet ettiğin- den dolayı onun nafaka alacağı yoktur. Mesken hakkı hususunda ise İmam Ahmed’den (ö. 241/855) iki görüş rivayet edilmiştir. Birincisi, mezkûr âyete binaen mesken hakkı- nın bulunduğu şeklinde; ikincisi, Fâtıma binti Kays hadisine binaen mesken hakkının olmadığı tarzındadır. Çünkü bu rivayet söz konusu âyeti beyan etmiştir.49 Mezhepte müftâbih olan görüş, bâin talâkla boşanmış hamile olmayan kadının nafaka hakkının da mesken hakkının da bulunmadığı görüşüdür.50 Hz. Ali (ö. 30/661), İbn Abbas (ö. 68/687), Câbir b. Abdullah (ö. 78/697); Şa’bî (ö. 104/772), İkrime (ö. 105/723), Hasan-ı Basrî (ö. 110/728), Atâ b. Ebû Rebâh (ö. 114/732), Meymûn b. Mihrân (ö. 117/735), Evzâî (ö. 157/774), İshak b. Râhûye (ö. 238/853), Ebû Sevr (ö. 240/854) ve Dâvûd ez-Zâhirî de (ö. 270/884) bu görüşü benimsemişlerdir.51 Bunlar bu konuda Müslim’in (ö. 261/875) Fâtıma binti Kays’tan rivayet ettiği, “Resûlullah zamanında kocam beni üç talâkla boşa- mıştı. Hz. Peygamber’e gittim bana nafaka ve mesken hakkı tanımadı.”52 hadisi ile istid- lâl etmişlerdir. Bu hadisin başka rivayetlerinde, Resûlullah’ın nafaka ve mesken hakkı- nın karısına dönüş hakkı devam eden kocalara mahsus olduğunu söylediği belirtilmek- tedir.53 Görüldüğü üzere fakihlerin konuyla ilgili ihtilaflarının nedeni yukarıda zikredi- len Fâtıma binti Kays hadisinin farklı şekillerdeki rivayeti ile Kur’ân-ı Kerîm’in zâhirinin bu hadisle teâruzudur. Bu konuda Hanefîlerin görüşünün, hamile olsun olmasın bâin talâkla boşanan kadının yaşama hakkının korunması bakımından tercihe şâyan olduğu kanaatindeyiz. Zira iddet süresi içerisinde mesken hakkı bulunan kadınların nafaka haklarının da bulunması gerekir. Resûlullah'ın, mesken hakkı vacip olan hallerde nafa- kayı da vacip kıldığı bilinen bir şeydir.54 48 İbn Kudâme, el-Kâfî, 5/81. 49 İbn Kudâme, el-Muğnî, 8/232; İbn Kudâme, el-Kâfî, 5/81. 50 İbn Kudâme, el-Muğnî, 8/232. 51 Kâsânî, Bedâi‘u’s-sanâi‘, 4/480; 5/124; İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 2/78; İbn Kudâme, el-Muğnî, 8/232; Ay- rıca bk. Abdülkadir Tekin, İslâm Hukuku ve Modern Hukuka Göre Boşanma Sonrası Kadının Mali Hakları (Nafaka, Mesken ve Miras Hakları) (Ankara: İlâhiyât Yayınları, 2020), 84. 52 Müslim, “Talâk”, 37-38; Ebû Dâvûd, “Talâk”, 39; Nesâî, “Nikâh”, 22, Mâlik, Muvatta, “Talâk”, 23; Şâfiî, el- Üm, 6/603; İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 2/78. 53 İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 2/78; İbn Kudâme, el-Muğnî, 8/232-233; Sâbık, Fıhu’s-sünne, 2/183. 54 İlgili hadis için bk. Müslim, “Talâk”, 46. Süresiz Yoksulluk Nafakasının İslâm Hukuku Açısından Değerlendirilmesi | 117 İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi 41 (Haziran 2023): 105-132 3. Hısımlık Nafakası İslâm hukukunda boşanmış kadına iddet süresi bittikten sonra eski kocasının na- faka ödemekle yükümlü tutulmamasının nedeni gerek kadın gerek erkek yoksul ise onun nafakasını yakın akrabalarının vermekle yükümlü kılınmış olmasıdır. Zira İslâm’a göre kişi, ana-babası ile dede ve ninelerinin fakir iseler dinleri ayrı da olsa, nafakalarını vermek zorundadır. Çünkü Allah, gayrimüslim olan ana-baba hakkında bile; “Onlarla dünyada iyi geçin.”55 buyurmaktadır. İnsanın bolluk içerisinde hayat sürüp de ana-baba- sının açlık çekmesi, onlarla güzel geçinin emrine aykırıdır. Keza Allah “Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti.”56 buyur- muştur. İhtiyaç duyduklarında ana-babaya yeterli olacak nafakalarını vermemek, on- lara iyi davranın emrine aykırıdır. Ayrıca Allah “Ana-babaya ‘öf’ bile deme”57 buyruğu ile çocuğun ana-babasına “öf” demekten ibaret en küçük eziyeti vermesini yasaklamıştır. Çocuğun zengin olmasına rağmen ana-babayı çalışmaya mecbur etmesindeki eziyet, “öf” demekten daha büyük kötülüktür.58 Ana-babalarının hayatta olmaması halinde, dede ve ninelerinin nafakasından to- runların sorumlu tutulması ise, dede ile ninelerin ana-baba yerine geçmeleri sebebiyle- dir. Ayrıca dede ve nineler -ana baba gibi- insanın varlığının sebebi oldukları için kişinin onları beslemesi kendisinin en önde gelen görevi kabul edilmiştir. Ancak gerek ana- baba gerek dede ve ninelerin nafakalarını temin etmekle çocukların yükümlü olması, kendilerinin fakir olmalarına bağlıdır. Zira bir kimsenin kendisi zengin iken, nafakası- nın başkalarına vacip olması makul değildir.59 Öte yandan ana-baba ile çocuklar birbirlerinin vücut parçasıdırlar. İnsanın vücut parçası ise kendisi hükmünde olduğundan, insanın kendisi Müslüman olmasa bile, nasıl kendi nafakasını temin etmesi üzerine vacib ise, erkek olsun kadın olsun usûlü (ana- baba, büyükanne ve büyük babaları) ile kadın olsun erkek olsun fürû’unun (çocuklar ve torunlarının) da Müslüman olmasalar bile yoksul iseler nafakalarını ödemek kişiye va- ciptir. Çocukları varken ana-babanın nafakasını başkasının ödemesi gerekmez. Çünkü ebeveynin, çocuklarının malında hakları olduğu konusunda nas bulunmaktadır.60 55 Lokman 31/15. 56 el-İsrâ 17/23. 57 el-İsrâ 17/23. 58 Kâsânî, Bedâi‘u’s-sanâi‘, 5/183. 59 Yûsuf b. Abdillah b. Muhammed İbn Abdilber, el-Kâfî fî fıkhi ehli’l-Medîne, thk. Ebû Üsâme Selim b. Ayd el- Hilâlî (Beyrut: Dâru İbn Hazm, 2013), 2/754; Şîrâzî, el-Mühezzeb, 3/261-262; Serahsî, el-Mebsût, 5/209-211; İbn Kudâme, el-Kâfî, 5/99; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 14/480-481; Mergînânî, el-Hidâye, 2/46. 60 İlgili hadis için bk. Ebû Abdullah Muhammed b. Yezîd İbn Mâce el-Kazvînî, Sünenü İbn Mâce, thk. Muham- med Fuâd Abdülbâkî (Beyrut: Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, ts.), “Ticârât”, 64 (No. 2290); Ebû Abdillah 118 | Recep ÇETİNTAŞ Journal of Islamic Law Studies 41 (June 2023): 105-132 Başkalarının malları konusunda ise nas bulunmamaktadır. Ayrıca ana-babanın en ya- kını çocukları olduğundan çocukları varken nafakaları diğerlerine düşmez.61 Bu çerçe- vede İslâm hukukçuları kişinin, fakir ve yoksul olmaları halinde, üst soyu ile fakir olan erkek çocukları ve evleninceye kadar kızlarının ve torunlarının nafakasını vermekle yü- kümlü olduğu konusunda görüş birliği etmişlerdir.62 Usûl ve fürûun dışındaki akrabaların birbirlerinin nafakalarını ödemekle yü- kümlü olup olmadıkları konusunda ise İslâm hukukçuları arasında görüş ayrılığı mey- dana gelmiştir. Hanefîlere göre hısımlık nafakası üst soydan ve alt soydan gelen yakın- lar ile mirastaki hisselerine göre mahrem (birbirleriyle evlenmeleri yasak olan) yakınlar arasında tatbik edilir. Zevi’l-erhâm sayılan amcalar, dayılar, halalar, teyzeler ve yeğen- ler gibi yakınlar da buna dâhildir.63 Bu durumda nafaka mükellefiyeti bir kimseye, na- fakasını temin etmekle yükümlü olduğu kimseden aldığı miras miktarına göre vâcib olur. Çünkü külfet ile menfaat kardeş olup kişinin birinden menfaati ne ise külfeti de ona göre olur.64 Buna göre bir kimsenin, yoksul oldukları takdirde mahrem akrabaların- dan erkek çocukların, kadınların ve sakat olan erkeklerin nafakasını vermesi vaciptir. Çünkü İslâm’da yakın akrabalığın hakkına riayet etmek vaciptir. Bir insanın yakın hı- sımı da mahremi olan akrabasıdır. Zira Allah, “Anaların beslenmesi ve giyimi iyilikle baba tarafına aittir.”65 buyurduktan sonra “Onun benzeri, vâris üzerine de borçtur.”66 buyurmuş- tur. Abdullah b. Mesʿûd’un (ö. 32/652) kıraatinde bu ayet, “Onun benzeri, (evlenmeyi) ha- ram kılan akrabalık bağı olan vâris üzerine de borçtur.”67 şeklindedir. Bu kaydın bulunmadığı meşhur kıraatte de bu mana kastedilmiştir.68 Hanbelîlere göre de mezkûr âyete binaen usûl ve fürû ile koca dışında kalan bü- tün varislerin, mirasında pay sahibi olduğu kimsenin nafakasını vermesi vaciptir. Çünkü Allah “Onun benzeri, vâris üzerine de borçtur.”69 âyetinde vârise, çocuğun süt em- zirme ücretini ödemesini vacip kılmıştır. Bu sebeple vârise, mirasında hak sahibi olduğu Ahmed b. Muhammed b. Hanbel b. Hilâl eş- Şeybânî, Müsnedü’l-İmâm Ahmed b. Hanbel, thk. Ahmed Mu- hammed Şâkir (Kâhire: Dâru’l-Hadîs, 1995), 2/179, 204, 214 (No: 6678). 61 Şîrâzî, el-Mühezzeb, 3/262; Serahsî, el-Mebsût, 5/209-211; Mergînânî, el-Hidâye, 2/47. 62 İbn Abdilber, el-Kâfî fî fıkhi ehli’l-Medîne, 2/754; Şîrâzî, el-Mühezzeb, 3/261-262; Serahsî, el-Mebsût, 5/209- 210; İbn Kudâme, el-Kâfî, 5/99; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 14/480-481; Mergînânî, el-Hidâye, 2/46. 63 Serahsî, el-Mebsût, 5/209-210; Kâsânî, Bedâi‘u’s-sanâi‘, 5/175-176; Ayrıca bk. Erbay, “Nafaka”, 32/283. 64 Mergînânî, el-Hidâye, 2/47. 65 el-Bakara 2/233. 66 el-Bakara 2/233. 67 İbn Mesʿûd’un kıraatinde ayetin metni şöyle geçmektedir: “ ”وعلي الوارث ذي الرحم المحرم مثل ذلك 68 Serahsî, el-Mebsût, 5/210-211; Kâsânî, Bedâi‘u’s-sanâi‘, 5/176; Mergînânî, el-Hidâye, 2/47. 69 el-Bakara 2/233. Süresiz Yoksulluk Nafakasının İslâm Hukuku Açısından Değerlendirilmesi | 119 İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi 41 (Haziran 2023): 105-132 kimsenin nafakasını vermesi de vacip olur.70 Bunun delillerinden biri de Resûlullah’ın şu hadisidir: Rivayete göre bir adam Hz. Peygamber’e “Kime iyilik edeyim?” diye sor- muş, Hz. Peygamber “Anana ve babana, kız kardeşine ve erkek kardeşine!”71 buyurmuş- tur.72 Hz. Ömer de amca çocuklarına amca çocuklarının nafakasını vermesini emretmiş- tir.73 Çünkü bu da mirasçı olmayı gerektiren bir akrabalıktır. Bu sebeple nafaka ödemeyi gerektirir. Asabe ve ashâb-ı ferâiz olarak vâris olamayan zevi’l-erham da mirasçı olma- ları durumunda mûrislerinin nafakasını vermekle yükümlü tutulurken mirasçı olama- dıkları durumda nafaka ile mükellef olmazlar.74 Zeydiyye mezhebinde de üst soydan ge- lenlerle alt soydan gelenler başta olmak üzere mirasta pay sahipleri ve asabe olarak bir- birine vâris olabilen akrabalar esas alınır. Zâhirîlere göre de üst soy ve alt soydan olan hısımlar, kardeşler, birbirleriyle evlenmeleri yasak olan yakınlar ve mirasta hak sahibi olabilecek durumdaki asabe akrabalar nafaka yükümlülüğüne dahildirler.75 Mâlikîlere göre hısımlık nafakası kişinin, fakir olan çocukları ve fakir olan ebe- veynleri arasında cereyan eder. Bunların dışında kişinin, akrabası olan hiçbir kimsenin nafakasını vermesi gerekmez.76 Şâfiîlere göre de ana-baba ve çocukların dışındaki erkek kardeş, kız kardeş, amca ve hala gibi akrabaların nafakasını ödemek kişiye vacip değil- dir. Çünkü ana-baba ve çocukların nafakasının vacip olduğuna dair nas sabittir. Bunla- rın dışındakiler doğum ve doğum hükümleri bakımından onlara dâhil edilmezler. Bu sebeple nafakanın gerekliliği bakımından da ana-baba ve çocuklar kapsamına girmez- ler.77 Bu konuda Hanefîler, Hanbelîler, Zeydiyye ve Zahirîlerden oluşan çoğunluğun görüşünün daha isabetli olduğu kanaatini taşımaktayız. Zira bir kişi bir yakınının mira- sından pay sahibi oluyorsa muhtaç olduğu zaman onun nafakasına da ortak olması hakkâniyet prensibine daha uygundur. Zira “Külfet nimete ve nimet külfete göredir.”78 Ancak akrabalar arası nafaka yükümlülüğünü kabul eden İslâm hukukçularına göre nafaka verilmesi gereken yakının ihtiyaç sahibi olması gerekir. Çocuk, kadın, sakat veya âmâ ya da öğrenci olan yetişkin kimseler çalışma imkânı olmadığı için muhtaç 70 İbn Kudâme, el-Kâfî, 5/100. 71 Ebû Dâvud, “Edeb”, 120; Tirmizî, “Birr”, 1; İbn Mâce, “Edeb”, 1; Ahmed, Müsned, 5/3, 5. 72 İbn Kudâme, el-Kâfî, 5/100-101. 73 Abdürrezzâk, el-Musannef, 7/59. 74 İbn Kudâme, el-Kâfî, 5/101. 75 Erbay, “Nafaka”, 32/283. 76 İbn Abdilber, el-Kâfî fî fıkhi ehli’l-Medîne, 2/754. 77 Şîrâzî, el-Mühezzeb, 3/262; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 14/482. 78 Ali Haydar Hoca Emîn Efendi, Düreru’l-hükkâm fî şerhi Mecelleti’l-ahkâm, thk. Fehmî el-Hüseyin (Beyrut: Dâru’l-Ceyl, 1991), 3/23. 120 | Recep ÇETİNTAŞ Journal of Islamic Law Studies 41 (June 2023): 105-132 sayılırlar. Zira çalışmaya muktedir olan -mal bakımından düşkün de olsa- çalışabildiği için muhtaç sayılmaz. Ancak ana-baba, öteki hısımlar gibi değildir. Çünkü çalışmak yo- rucu olduğu için kişi, ana-babasından çalışmalarını talep edemez. Bu nedenle ana-baba çalışabilecek durumda olsalar bile, ihtiyaç içerisinde oldukları takdirde nafakalarını ödemek çocukları üzerine farzdır. Bir insana nafaka yükümlülüğü, nafakasını ödemesi gereken hısımından aldığı miras miktarına göre vaciptir. Zira hem yukarıda geçen nas- taki “Bunun benzeri, vâris üzerine de borçtur”79 ibaresi bunu âmirdir, hem de külfet ile menfaat kardeş olduğundan kişinin başkasından menfaati ne ise, külfeti de ona göre olur.80 Hanefîler, Şâfiîler ve Hanbelîler’den oluşan cumhura göre kişinin kendisi muh- taç ise mahrem olan akrabasının nafakasını ödemesi gerekmez. Nafaka ancak zengin olan veya ihtiyacından fazla kazancı olan akrabaya vaciptir. Zira nafaka bir hibedir. Kendisi hibeye muhtaç iken insan başkasına hibede bulunamaz.81 Öte yandan akraba ancak muhtaç ise akrabasının nafakasını ödemesine hak kazanır. Zengin olursa nafakayı hak edemez. Çünkü nafaka teselli yoluyla vaciptir. Zengin olan kimsenin teselliye ihti- yacı yoktur. Bir erkek de ergenlik çağına gelmediği veya yaşlı yahut mecnun ya da kö- türüm olduğu için çalışmaktan aciz kalmış fakir ise akrabasından nafaka almaya hak kazanır. Çünkü bu kimse malı ve kazancı olmadığı için muhtaç durumdadır.82 Diğer bir ifadeyle nafakaya hak kazanabilmek için yetişkin bir erkeğin kendisinde müzmin bir hastalık, kötürümlük yahut insanı çalışmaktan aciz bırakan benzeri sakatlıkların bulun- ması sebebiyle çalışmaktan aciz olması gerekir. Zira sağlam ve çalışıp kazanç elde ede- bilir durumda olursa böyle bir erkeğe başkasının nafaka ödemesine hükmedilemez. Çünkü nafaka alacaklısı kazanç temin etmeye muktedir olursa kazancı olduğu için na- fakaya ihtiyaç duymaz. Bu sebeple kazanabilen kişinin nafakasını temin etmek kişinin çocuğundan başkasına vacip olmaz.83 Nafaka yükümlüsüne gelince, onun usûl ve fürûu dışındaki mahrem akrabaları- nın nafakasından sorumlu tutulması için zengin olması şartı aranır.84 Bu nevi akraba- lıkta kazanmaya muktedir olsa bile zengin olmayan kimsenin nafaka ödemesi vacip de- ğildir. Çünkü bu nafakanın vacip olması hediye kabilindendir. Hediye vermek ise fakir- lere değil zenginlere vaciptir. Mahrem akrabalıkta nafaka veren kimseye nafakanın va- cip olmasının şartı zenginlik olunca bu nafakanın farziyetinin bağlandığı zenginlik 79 el-Bakara 2/233. 80 Mergînânî, el-Hidâye, 2/47. 81 Şîrâzî, el-Mühezzeb, 3/262; İbn Kudâme, el-Kâfî, 5/101-102; Mergînânî, el-Hidâye, 2/48. 82 Şîrâzî, el-Mühezzeb, 3/263; İbn Kudâme, el-Kâfî, 5/101-102. 83 Kâsânî, Bedâi‘u’s-sanâi‘, 5/183. 84 Kâsânî, Bedâi‘u’s-sanâi‘, 5/183. Süresiz Yoksulluk Nafakasının İslâm Hukuku Açısından Değerlendirilmesi | 121 İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi 41 (Haziran 2023): 105-132 sınırının da bilinmesi gerekir. Burada ölçü olan zenginlik Ebû Yûsuf’a (ö. 182/798) göre insanın nisaba malik olmasıdır.85 İmam Muhammed’e göre ise, “Kişi bir ay geçinebilecek durumda ise ve günlük kazancı kendisinin ve çoluk çocuğunun masrafından artıyorsa, zengindir.86 Bu konuda nisaba itibar edilmez. Çünkü nisaba, Allah haklarının vacip ol- masında itibar edilir. Nafaka ise kul hakkıdır. Dolayısıyla onda nisaba itibar edilmesinin anlamı yoktur. Burada ödeme imkânına itibar edilir.87 Mergînânî (ö. 593/1197) mez- hepte fetvanın birinci görüşe göre olduğunu fakat nisaba malik olmaktan maksadın zekât nisabına malik olmak değil, (nisab-ı istiğna) zekât almayacak konumda bulunmak olduğunu söylemiştir.88 Buna göre zekât almayacak durumda olan kimseler diğer mah- rem akrabalarına bakmakla yükümlü olurlar. Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı üzere İslâm hukukçularının tamamı, kadın ister boşanmış ister kocası ölmüş isterse ergenlik çağına geldiği halde hiç evlen- memiş olsun onun nafaka yükümlülüğünün hısımlık nafakası bağlamında usûl ve fürûu olan akrabalarına ait olduğu konusunda görüş birliği etmişlerdir. Bu konuda İhtilaf edi- len husus, usûl ve fürû dışında kalan ve kadının mahremi olan diğer akrabalarının onun nafakasını vermekle yükümlü olup olmadığı noktasındadır. Hanefîler ile Hanbelîler usûl ve fürûdan olan akrabaların dışındaki mahrem akrabaların, muhtaç ise hem kadın hem de erkek akrabalarının nafakasını vermekle mükellef olduğu konusunda görüş birliği etmişlerdir. Mâlikîler ile Şâfiîler ise bu görevin sadece usûl ve fürûdan ibaret akrabalara vacip olduğu görüşünü benimsemişlerdir. İslâm hukukundaki hısımlık nafakası, Türk Medeni Kanunu’nda “Nafaka Yüküm- lüleri” başlığı altında ele alınmış ve herkesin, yardım etmemesi halinde yoksulluğa dü- şecek üstsoyu ve altsoyu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlü olduğu ve kardeş- lerin nafaka sorumluluklarının, refah içinde olmaları şartına bağlı olduğu belirtilmiştir. (TMK. md. 364). Ancak, İslâm hukukundaki hısımlık nafakasıyla paralellik arz eden bu kanunun istisnai durumlar hariç uygulamasına pek rastlanılmamaktadır. 4. Süresiz Yoksulluk Nafakası ve Ona Yöneltilen Eleştiriler Türk Medeni Kanunu boşanan kadının kusurlu olmaması yahut eşit kusurlu ya da kocasından daha az kusurlu olması durumunda boşanma yüzünden yoksulluğa düş- mesi halinde hâkime eski kocasını ona süresiz yoksulluk nafakası ödemekle yükümlü tutma yetkisi vermiştir. Bu konuda Türk Medeni Kanunu’nda şöyle denilmiştir: 85 Kâsânî, Bedâi‘u’s-sanâi‘, 5/186. 86 Kâsânî, Bedâi‘u’s-sanâi‘, 5/186. 87 Kâsânî, Bedâi‘u’s-sanâi‘, 5/187. 88 Mergînânî, el-Hidâye, 2/48. 122 | Recep ÇETİNTAŞ Journal of Islamic Law Studies 41 (June 2023): 105-132 “Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek taraf, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla ge- çimi için diğer taraftan malî gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebilir. Nafaka yü- kümlüsünün kusuru aranmaz.” (TMK: md.175/1). Kanunda belirtilen süresiz yoksulluk nafakası uygulaması, adalet duygusu ile bağdaşmayan sonuçlar doğurduğu, sosyal adalet ilkesini yaraladığı ve ömür boyu na- faka ödeme zorunluluğunun adalet ve hakkaniyete uygun olmadığı gerekçesiyle toplum içerisinde çeşitli kesimler tarafından sürekli eleştiri konusu olmaktadır. Mesela Public Status Araştırma ve Danışmanlık Hizmetleri isimli anket şirketi tarafından 2019 yılı Ka- sım ayında yapılan araştırmada katılımcıların yüzde 86.18’i, süresiz yoksulluk nafakası- nın adil olmadığını ve bunun iptal edilerek yerine daha âdil bir düzenlemenin getiril- mesini istemişlerdir.89 Konuya objektif nazarla bakan hiç kimsenin bundan farklı dü- şünmeyeceği kanaatindeyiz. Zira kesin olarak boşandıktan sonra kadının kendisini ko- casına teslim etmesi, kocanın ondan faydalanması mümkün olmadığı gibi aralarında hiçbir bağ da kalmamıştır. Bu bakımdan erkeğin süresiz olarak ya da taraflardan birinin ölümüne veya kadının evlenmesine veya haysiyetsiz bir ilişki yaşadığının ispat edilme- sine kadar nafaka ile yükümlü kılınması hem adalet ve hakkaniyet ilkesine hem de ni- met-külfet dengesi prensibine aykırı bulunmaktadır. Psikolojik açıdan bakıldığında da bu uygulama kadının ayrıldığı erkeği maddi ve manevi olarak cezalandırmasına ve ona eziyet etmesine sebep olmaktadır. Zira bir erkek ayrıldığı eşinden, onunla aralarındaki şiddetli anlaşmazlık, geçimsizlik ve benzeri sebepler yüzünden ayrılır. Diğer bir ifadeyle evlilik süresince şiddetli anlaşmazlık, geçimsizlik veya daha başka sebepler yüzünden aralarında nefret duygusu hâkim olur. Kişi boşanmakla, ayrıldığı kadınla yaşadığı kötü anılarını hafızasından silip yeni ve mutlu bir hayata başlamak ister. Ancak ayrılan koca, bir ömür boyu eski eşe belirli bir miktarda nafaka ödemeye mecbur edilmekle, her ödeme gününde onu hatırlamaya, hatta bir ömür onunla ilişkisini sürdürmeye mecbur olmaktadır. Ayrıca erkek yeni bir yuva kurduğunda hem ayrıldığı eşinin ve çocuklarının nafakasını hem de yeni kurduğu yuvada yeni eşinin ve ondan doğan çocuklarının nafa- kasını temin etmek suretiyle taşıyamayacağı maddi ve manevi bir yükün altında ezil- meye duçar edilmektedir. Bu da hem söz konusu kocanın hem de yeni evlendiği kadını- nın psikolojisi üzerinde telafisi zor tahribatlar meydana getirmektedir. Bu nedenle in- sanlar evlenip yuva kurmaktan soğumaktadırlar. Aynı kanunda “…diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteye- bilir.” denilmektedir. Bu ifade, koca ayrıldıktan sonra kendisini psikolojik açıdan topar- layıp işinde ve mesleğinde ilerleme ve başarı kaydederek daha fazla para kazanmaya başlamışsa, erkeğin ayrıldıktan sonra kazandığı bu mala da ilanihaye eski eşi ortak 89 Tekin, İslâm Hukuku ve Modern Hukuka Göre Boşanma Sonrası Kadının Mali Hakları, 134-135. Süresiz Yoksulluk Nafakasının İslâm Hukuku Açısından Değerlendirilmesi | 123 İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi 41 (Haziran 2023): 105-132 ederek kocaya ayrı bir külfet yüklemekte ve onun ve yeni eşinin mağduriyetini derin- leştirmektedir. Ayrıca kanunun bu ifadesi kadının, erkeğin gelecekteki maddi varlığına ortak olmasına fırsat vermektedir. Bu da maddi ve manevi mağduriyetin ayrı bir boyu- tudur. Diğer taraftan kanun “Nafaka yükümlüsünün kusuru aranmaz. (TMK: md.175/1).” ifadesiyle eşler eşit kusura sahip olsalar bile kocayı nafaka ödemeye mec- bur etmektedir. Kanun maddesine göre kadının kusurlu çıkması durumunda nafakaya hükmedilemez. Ancak uygulamada buna neredeyse hiç riayet edilmemektedir. Zira eşit kusurda dahi boşanan kadın lehine süresiz nafakaya hükmedilmesi pozitif ayrımcılık sayılmaktadır. Medeni Kanun’un 175. maddesinde boşanma sebebiyle “yoksulluğa düşecek ta- raf” mutlak olarak zikredilmekle birlikte istisnalar hariç nafaka genelde toplumumuzda “süresiz yoksulluk nafakası” bağlamında erkek tarafından ödenmektedir. Doğal olarak da bu nafakanın hukuken karşılığının ne olduğu sorgulanmaktadır.90 Zira süresiz yok- sulluk nafakası uygulaması ciddi mağduriyetlere ve trajedilere sebebiyet verdiği ve bir- çok açıdan mahzurları bulunduğu91 için toplumda geniş kesimlerin eleştirisine neden olmaktadır. Nitekim 14 Mayıs 2016 tarihli Meclis Araştırması Komisyonu raporunda da “Boşanmalarda tarafların eşit kusurlu bulunmaları halinde ömür boyu yoksulluk nafa- kası ödenmesinin doğru olmadığı92 belirtilmiştir. Bu uygulamaya yöneltilen tenkitler bunlarla sınırlı olmayıp bazı aile mahkeme- lerinin de dâhil olduğu modern hukukçuların birçoğu tarafından da adalet ve hakkani- yet prensibine aykırı bulunarak eleştirilmiştir.93 Mesela, hukukçu Emrah Kulaklı, süre- siz yoksulluk nafakasıyla ilgili olarak kaleme aldığı makalesinde; evlilik bağının sona ermesine rağmen boşanan tarafların birbirleri ile zorunlu bir ilişkinin devam ettirilme- sinin toplumsal açıdan sakıncalı olduğunu vurgulayarak boşanan çiftlerin yoksulluk na- fakası sebebiyle ilişkilerinin süresiz olarak ya da -TMK. m. 176/III-IV’te belirtilen sebep- ler oluşuncaya kadar- belirli olmayan bir süreye kadar devamı, özellikle nafaka ödeye- cek tarafın yeni bir aile hayatı kurmasını güçleştirdiğine; nafaka alan taraf açısından ise bu nafakanın sona ermemesi için evlilik dışı fiilî birlikteliklere sebebiyet verdiğine dik- kat çekmiştir.94 90 Tekin, İslâm Hukuku ve Modern Hukuka Göre Boşanma Sonrası Kadının Mali Hakları, 132, 134, 135. 91 Tekin, İslâm Hukuku ve Modern Hukuka Göre Boşanma Sonrası Kadının Mali Hakları, 134. 92 Tekin, İslâm Hukuku ve Modern Hukuka Göre Boşanma Sonrası Kadının Mali Hakları, 136. 93 Bu konudaki eleştirilerin detayları için bk. Tekin, İslâm Hukuku ve Modern Hukuka Göre Boşanma Sonrası Kadının Mali Hakları, 130-162. 94 Emrah Kulaklı, “Yoksulluk Nafakası ve Yoksulluk Nafakasının Süresi Bağlamında Bir Mukayeseli Hukuk İncelemesi”, İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 2(2018), 5/262. 124 | Recep ÇETİNTAŞ Journal of Islamic Law Studies 41 (June 2023): 105-132 İlgili kanunun iptali için Anayasa mahkemesinde açılan davada üyelerden Hicabi Dursun, “Süresiz olarak” ifadesinin iptalinin reddine ilişkin muhalif oy yazısında süresiz yoksulluk nafakasının Anayasa’nın 2. maddesinde ifade edilen “sosyal hukuk devleti” ilkesi ile bağdaşmadığını; tarafların kesin olarak ayrılmasına rağmen maddi sorumlu- luklarının hayat boyu sürdürülmesinin hakkaniyet prensibine uymadığını; diğer taraf- tan süresiz yoksulluk nafakasının, bu nafakayı alan eşi, karşı tarafı ömür boyu cezalan- dırmak maksadıyla para kazanacak hiçbir işte çalışmamaya ve evlilik dışı birlikte yaşa- maya teşvik ettiğini ve süresiz yoksulluk nafakasının ahlâkî ve toplumsal sebeplerle izah edilemeyeceğini; bu nafakanın boşanmış çiftlerden birisinin üzerine ömür boyu yüklenmesinin mantığa da uygun bir çözüm olmadığını vurgulayarak iptalini istemiş- tir.95 5. Süresiz Yoksulluk Nafakasının İslâm Hukukuna Göre Hükmü Buraya kadar yapılan açıklamalar ışığında İslâm hukuku açısından meseleye ba- kıldığında süresiz yoksulluk nafakası ile ilgili olarak şunları söylemek mümkündür: a. Konuyla ilgili Kurʾân96 ve sünnet97 naslarına binaen bütün müçtehitler, kadın hamile değilse boşanmayı takip eden üç hayız ya da temizlik süresi boyunca beklemesi gereken iddeti bittikten sonra, hamile ise doğumdan sonra kocanın bâin (dönüşsüz) talâkla boşadığı eşine nafaka verme yükümlülüğü olmadığı konusunda görüş birliği et- mişlerdir.98 Bu konuda aykırı bir görüş bilinmemektedir. Bu da kadının ayrıldığı eşin- den, iddeti bittikten sonra süresiz yoksulluk nafakası almasının İslâm hukukuna göre caiz olmadığı anlamına gelir. b. İslâm’a göre bir kazancın helal olması için onun meşru bir faaliyet (emek) veya ticaret yahut miras, vasiyet ve hibe gibi helâl kazanç yollarından biri ile elde edilmiş olması gerekir. Boşanan ve iddeti sona eren kadının süresiz nafakayı hak etmesi için zikredilen meşru sebeplerden hiçbirisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla meşru bir sebebe 95 Kulaklı, “Yoksulluk Nafakası ve Yoksulluk Nafakasının Süresi Bağlamında Bir Mukayeseli Hukuk İncele- mesi”, 253. 96 “Onları gücünüz ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde oturtun, onları sıkıştırıp gitmelerini sağlamak için zarar vermeye kalkışmayın. Hamile iseler doğum yapıncaya kadar nafakalarını verin.”, et-Talâk 65/6. 97 Ebû Amr b. Hafs Fâtıma binti Kaysı gıyâben bâin talâk ile boşayınca vekili ona arpa göndermiş. Fâtıma buna razı olmamış. Fakat Ebû Amr’ın vekili “Vallahi senin bizde bir hakkın yoktur” demiş. Bunun üzerine Fâtıma Resûlullah’a gelerek bu meseleyi ona anlatmış. Peygamber (s.a.s) “Senin onda nafaka hakkın yok- tur” buyurmuş ve iddetini Ümmü Mektûm’un evinde geçirmesini emretmiş. bk. Müslim, “Talâk”, 36, 37, 38. Hadisin farklı lafızları için bk. Mâlik, “Talâk”, 23; Ebû Dâvûd, “Talâk”, 39; Nesâî, “Nikâh”, 22. 98 Sahnûn, el-Müdevvenetü’l-kübrâ, 2/467; Sa‘lebî, el-Maûne alâ mezhebi âlimi’l-Medîne, 1/933; İbn Abdilber, el- Kâfî, 2/752; Şâfiî, el-Üm, 6/603-604; Şirâzî, el-Mühezzeb, 3/258; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 14/446; İbn Rüşd, Bidâyetü’l-müctehid, 2/78. Hassâf, Kitâbü’n-nafakât, 205. Süresiz Yoksulluk Nafakasının İslâm Hukuku Açısından Değerlendirilmesi | 125 İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi 41 (Haziran 2023): 105-132 dayanmadığı için bu nafaka İslâm hukukuna göre kadına helal olmaz. Zira Allah Teala, “Ey iman edenler aranızda karşılıklı rızaya dayanan ticaret olması hâli müstesna, mallarınızı bâtıl (haksız ve haram) yollar ile aranızda (alıp vererek) yemeyin…”99 buyurmuştur. Bu âyet açıkça haksız yollarla elde edilen bir kazancın yenilmesini yasaklamaktadır. Bu sebeple Medeni Kanun’un boşanmış kadına süresiz yoksulluk nafakası vermesi onu yasal hale getirirse de helal hale getirmez. Çünkü İslâm’da helal ve haramı Allah ve peygamberi belirler. İslâm’a göre Allah ve peygamberi dışında hiç kimsenin ya da merciin helal ve haramı belirleme yetkisi bulunmamaktadır. c. Keza Allah, “Mallarınızı aranızda haksız yollarla yemeyin. Kendiniz bilip dururken, insanların mallarından bir kısmını yalan yemin ve şahitlik ile yemeniz için o malları hâkimlere (idarecilere veya mahkeme hâkimlerine götürüp) vermeyin.”100 buyurmuştur. Bu ayet, yalancı şahit, yalan yemin ve yalan beyana dayanarak hâkimin tesis ettiği hükme binaen baş- kasının malını haksız yollarla yemeyi haram kılmıştır. İslâm hukukçuları yalancı şahit- liğe, yalan yemine ve yalan beyana inanarak hâkim, bir malın davacının hakkı olduğuna hükmeder ve davacı da o malı alıp yerse, haksız yolla kazanılmış haram bir malı yemiş olacağını söylemişlerdir.101 d. Kadının kesin olarak ayrıldığı eski kocasından aldığı nafaka aynı zamanda kul hakkına girmektedir.102 Zira süresiz yoksulluk nafakası olarak ödenen para hem kocanın hem yeni evlendiği kadının hem de ondan doğan çocukların rızkıdır. Dolayısıyla gönül hoşnutluğu ile verilmeyen bu nafakayı almakla kadın hem eski kocasının hem onun yeni evlendiği eşinin hem de bu eşinden doğan çocuklarının hakkını yemektedir. Gönül hoş- nutluğu ile verilmedikçe bir kimsenin malını yemek ise İslâm’da haram kabul edilmek- tedir. Zira Hz. Peygamber, “Kendisi gönül hoşnutluğu ile vermedikçe bir kimsenin malı (başkasına) helal değildir.”103 buyurmuştur. e. Aynı zamanda kocanın her ay düzenli olarak eski eşine nafaka ödemesi hem kendisinin hem de yeni evlendiği eşinin, onu hayatlarından ve hafızalarından hiçbir za- man çıkaramayıp bir ömür maddi ve manevi mağduriyet yaşamalarına ve psikolojileri- nin bozulmasına sebep olmaktadır. Süresiz yoksulluk nafakası bu yönüyle de kul 99 en-Nisâ 4/29. 100 el-Bakara 2/188. 101 Serahsî, el-Mebsût, 16/214. 102 Uyanık, “İslâm Aile Hukukunda Evlilik ve Boşanma Nafakası Bağlamında Süresiz Nafaka Yasası”, 81; Böke, “İslâm Hukuku Açısından Kadının İddet Nafakası”, 104. 103 Ahmed, Müsned, 5/72. 126 | Recep ÇETİNTAŞ Journal of Islamic Law Studies 41 (June 2023): 105-132 hakkına girmektedir. Kul hakkı ise İslâm’a göre hem haram hem de en ağır uhrevî suç- lardan biri kabul edilir.104 f. İslâm hukuku, iddetin bitiminden itibaren karı-kocanın birbirlerine karşı yü- kümlülüklerini sonlandırmaktadır. Nimet-külfet dengesi prensibine uygun olan da bu- dur. Zira iddetin bitimi ile karı-koca arasında hiçbir bağ kalmadığından kocanın süresiz yoksulluk nafakası ile yükümlü tutulması İslâm hukukundaki nimet ve külfet dengesi prensibine aykırı olduğu gibi adalet ve hakkaniyet ilkesiyle de bağdaşmamaktadır. g. Ayrıca süresiz nafaka uygulaması kadını korumak için erkeğin hem şimdiki hem de gelecekteki ekonomik yaşamını olumsuz yönde etkilemekte ve bir tarafı korur- ken diğer tarafı ve yeni evlendiği eşiyle birlikte çocuklarını mağdur etmektedir. Bu da birden fazla kimseye zararı dokunan bir kul hakkı ihlâli olarak değerlendirilmektedir.105 h. Ayrıca bu nafaka, onu adeta bir gelir kapısı ve çıkar yolu olarak gören kadın- ların en küçük bir anlaşmazlıkta bile boşanmaya yönelmelerini teşvik etmektedir. Do- layısıyla süresiz yoksulluk nafakası kadını koruyor gibi görünse de esasında başta ken- disine ve çocuklarına zarar vermektedir. Hatta ailenin parçalanmasına ve çocukların mağdur edilmesine sebep olmaktadır. Günümüzde boşanmaların birçoğunda süresiz yoksulluk nafakasının etkin bir rol oynadığı kabul edilmektedir.106 Meşru olmayan se- beplerle boşanmak ise dinen hoş görülmeyen bir davranıştır. Zira, Hz. Peygamber, “Al- lah katında en nefret edilen helal, boşamadır.”107 buyurmuştur. i. İslâm hukukunda kadın boşandıktan veya fesih yoluyla kocasından kesin ola- rak ayrılıp iddetini tamamladıktan sonra muhtaç ise ittifakla onun nafakasını üst soy ve alt soydan olan yakın akrabaları ödemekle yükümlüdürler. Çocukları varsa, annenin na- fakasını mutlaka çocukları ödemekle yükümlüdür. İslâm hukukçuları bu konuda icmâ etmişlerdir.108 Zira Allah, “Anaların beslenmesi ve giyimi iyilikle baba tarafına aittir.”109 bu- yurduktan sonra; “Onun benzeri, vâris üzerine de borçtur.”110 buyurmuştur. Dolayısıyla bo- şanmış kadının eski kocasından süresiz yoksulluk nafakası alması Kur’an’a, sünnete ve âlimlerin icmâına aykırı bulunmaktadır. 104 bk. el-Bakara 2/188; en-Nisâ 4/10, 29; Ebû Abdillah Muhammed b. İsmâîl el-Buhârî, el-Câmi’u’l-müsnedü’s- sahîh, nşr. Züheyr b. Nasr (b.y.: Dâru Tevk’in-Necât, 1422/2001), “Mezâlim”, 10 (No. 4377). 105 Tekin, İslâm Hukuku ve Modern Hukuka Göre Boşanma Sonrası Kadının Mali Hakları, 139. 106 bk. Tekin, İslâm Hukuku ve Modern Hukuka Göre Boşanma Sonrası Kadının Mali Hakları, 141. 107 Ebû Davûd, “Talâk”, 3; İbn Mâce, “Talâk”, 1. 108 İbn Abdilber, el-Kâfî fî fıkhi ehli’l-Medîne, 2/754; Şîrâzî, el-Mühezzeb, 3/261-262; Serahsî, el-Mebsût, 5/210- 211; İbn Kudâme, el-Kâfî, 5/99; Şirbînî, Muğni’l-muhtâc, 14/480-481; Mergînânî, el-Hidâye, 2/46, 47. 109 el-Bakara 2/233. 110 el-Bakara 2/233. Süresiz Yoksulluk Nafakasının İslâm Hukuku Açısından Değerlendirilmesi | 127 İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi 41 (Haziran 2023): 105-132 j. Hanefîler, Hanbelîler, Zâhirîler ve Zeydiyye mezhebine mensup hukukçulara göre yoksul olan kadının nafakasını, alt soydan ve üst soydan akrabaları ile birlikte mi- rasındaki hisselerinin miktarına göre mahremi olan diğer akrabaları karşılamakla yü- kümlüdürler.111 Dolayısıyla hâkim kadına takdir ettiği nafakayı kadının mirasındaki paylarının miktarı oranında bu akrabalar arasında taksim eder. Kadının nafakasını ve- recek hiçbir yakını yoksa bu takdirde onun nafaka ve mesken ihtiyacını devlet karşıla- makla yükümlüdür. Bu sebeple hâkime Müslümanların haklarını gözetmesi için beytül- malde (Devletin bütçesinde) bir tahsisat ayrılır ve ihtiyaç halinde kadının nafakası dev- let bütçesinden ödenir.112 Çağımızda sosyal hukuk devletinden de bu görevi üstlenmesi beklenmektedir. k. Türk Medeni Kanunu’nda da (TMK. md. 364-365) boşanmış kadının hem alt soy hem üst soydan akrabalarından hem de kardeşlerinden nafaka talep etme hakkı bulun- maktadır. Ancak muhtaç olduğu iddiasıyla kocasından süresiz yoksulluk nafakası tale- biyle mahkemeye başvuran kadınların neredeyse hiçbirinin bu akrabalarından nafaka talep ettikleri görülmemektedir. Kadının söz konusu yakınlarından nafaka talep etme- yip sadece kocasından talep etmesi kocayı cezalandırma ve ondan intikam alma arzusu olarak değerlendirilmektedir. Bu ise âdil ve ahlâkî bir davranış olmadığı gibi kanunu istismar ederek kocaya yapılan bir zulüm olarak görülmektedir. Bir kimseye zulüm yap- mak ise İslâm’a göre haramdır. Zira Allah, “İçinizden kim zulmederse, ona büyük bir azap tattıracağız.”113 buyurmuştur. Söz konusu mülahazalarla bu hususta sosyal hukuk devletinden beklenen, bu- raya kadar zikredilen hususları göz önünde bulundurarak Türk Medeni Kanunu’ndaki kocaya yüklenen süresiz yoksulluk nafakası yükümlülüğünü düzenleyen 175. ve 176. maddeleri yürürlükten kaldırması ve anayasanın 2. maddesinde ifadesini bulan sosyal hukuk devleti ilkesine uygun olarak yapılacak yeni bir düzenleme ile boşanmış erkek- lerin yaşadığı maddî ve manevî mağduriyete son vermesidir. Sonuç İslâm, sahih bir nikâh akdi ile kurulan evlilik birliğinin yöneticisi kabul ettiği ko- cayı birliktelik devam ettiği sürece eşinin nafakasından sorumlu tutmuştur. İster zengin ister fakir olsun evlilik birliği devam ederken ailenin harcamalarının tek yükümlüsü 111 Serahsî, el-Mebsût, 5/210-211; Kâsânî, Bedâi‘u’s-sanâi‘, 5/176; Mergınânî, el-Hidâye, 2/47; İbn Kudâme, el- Kâfî, 5/100-101. 112 Ali b. Muhammed b. Muhammed b. Habîb el-Mâverdî, el-Hâvi’l-kebîr fî fıkhi mezhebi’l- İmâmi’ş-Şâfiî, thk. Ali Muhammed Muavvaz - Âdil Ahmed Abdülmevcûd (Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1999), 11/258; Kâsânî, Bedâi‘u’s-sanâi‘, 5/114. 113 el-Furkan 25/19. 128 | Recep ÇETİNTAŞ Journal of Islamic Law Studies 41 (June 2023): 105-132 kocadır. Boşanma ve fesih yoluyla ayrılıklarda ise kadın ric‘î (dönüşlü) talâkla boşanmış ise, hamile olup olmadığına bakılmaksızın ittifakla iddet süresince hem süknâ (barınma) hem de nafaka alma hakkına sahiptir. Bâin talâkla boşanan eşin gebe olması duru- munda, gebelik sona erinceye kadar nafaka alma hakkının olduğu konusunda İslâm hu- kukçuları ittifak etmekle birlikte hamile değilse nafaka hakkı bulunup bulunmadığı ko- nusunda ihtilafa düşmüşlerdir. Kadının hakkını koruması bakımından en makul görüşü benimseyen Hanefîlere göre ayrılık koca tarafından olursa zifaftan sonra bâin talâkla boşanan her kadın, hamile olup olmamasına bakılmaksızın iddet müddeti süresince na- faka ve mesken edinme hakkına sahip bulunmaktadır. Bu konuda ileri sürülen deliller açısından isabetli olan görüşün Hanefîlerin görüşü olduğunu düşünmekteyiz. İddet müddeti bittikten sonra kadın muhtaç ise nafakasını temin etmekle alt ve üst soydan akrabaları sorumlu bulunduğu için İslâm hukukçularının ittifakıyla koca bundan sonra nafaka ödemekle sorumlu değildir. Nimet-külfet dengesi ilkesine uygun olan da budur. Zira külfet, nimet karşılığında olur. Aynı şekilde her hak bir sorumluluğa, her sorumlu- luk da bir hakka tekabül eder. İddet müddeti sona erdiği andan itibaren erkeğin, kadın üzerinde hiçbir hakkı kalmadığından ona karşı maddi bir sorumluluğunun da olmaması gerekir. Aynı şekilde kadından herhangi bir şekilde faydalanamadığı için herhangi bir nimet de söz konusu değildir. Dolayısıyla kadının da kocasından hiçbir şekilde fayda- lanmaması gerekir. Adalet ve hakkaniyet prensibi bunu gerektirir. Bu ilkeleri göz önünde bulunduran İslâm’a göre, üç hayız veya temizlik (iddet) süresi dolduktan sonra boşanan kadının eski kocasından nafaka talep etme hakkı yoktur. Dolayısıyla kadın bu süre bittikten sonra kanun zoruyla eski kocasından süresiz yoksulluk nafakası alırsa bu nafaka yasal olsa da İslâm Hukukuna göre helâl olmaz. Zira İslâm’a göre boşanan bir kadın geçimini temin etmekten aciz ise onun nafakayı eski kocasından değil, alt soy ve üst soydan gelen yakın akrabalarından talep etmesi gerekir. Türk Medeni Kanunu da (TMK. m. 364) herkesi, yardım etmediği takdirde fakir- liğe düşecek olan usûl ve fürûu ile kardeşlerine nafaka vermekle yükümlü kılmıştır. An- cak İslâm hukukuyla paralellik arz eden bu kanunun uygulamasına istisnaî durumlar dışında pek rastlanılmamaktadır. Aksine toplumda nimet-külfet dengesi ve hakkaniyet prensibine aykırı görülen TMK. 175. ve 176. maddeler uygulanarak boşanan taraf yok- sulluğa düşecek olursa süresiz yoksulluk nafakası ödeme sorumluluğu ilanihaye diğer tarafa yüklenmektedir. Burada göz önünde tutulan ölçü kadının kusurlu olmaması ya da eşit ya da kocadan daha az kusurlu olmasıdır. Medeni Kanun’da kadının kusurlu çık- ması durumunda nafaka borçlusu olacağı her ne kadar zikredilmiş olsa da uygulamada nafaka sorumluluğunun genellikle süresiz olarak eski kocaya yüklendiği görülmektedir. Dolayısıyla kadın korunurken karşı taraf mağdur edilerek hem kendisinin hem ayrıldığı eşinin bakımını yüklenen kocanın psikolojik, sosyal ve iktisadî gelişimi olumsuz yönde Süresiz Yoksulluk Nafakasının İslâm Hukuku Açısından Değerlendirilmesi | 129 İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi 41 (Haziran 2023): 105-132 etkilenmektedir. Zira eski koca, ayrıldığı eşin veya kendisinin ölümüne kadar hem ona hem de yeni evlendiği kadına ve ailesine bakmakla iki yükümlülük altında ezilmektedir. Eski kocanın ayrıldığı kadın üzerinde hiçbir yetkisi ve hakkı bulunmazken kadın onun sonradan kazandığı malı üzerinde de hak sahibi kılınmaktadır. Bu ise eski kocaya uygulanan maddi eziyet ve ceza olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca eski koca her ay, ayrıldığı kadına kazancından para öderken onunla maddi ve manevi bağını hiçbir şe- kilde koparamamaktadır. Bu da karşılıklı nefret sonucu ayrılan taraflar arasında her an zihni birlikteliği sürdürmek demektir. Bu ise eski kocanın maruz kaldığı maddi ve ma- nevi mağduriyetin kanun eliyle yasalaştırılması ve meşrulaştırılması olarak değerlen- dirilmektedir. Bunun için Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı tarafından bütüncül çalış- malar yürütülmesi ve sosyal devlet ilkesine uygun olarak bu maksatla bir bütçe ayrıl- ması ve yoksulluk nafakası düzenlemesinin (TMK. md. 175-176) ilga edilmesi yerinde olacaktır. Aynı zamanda taraflara ilişkin hakkaniyet ilkesini göz önünde bulundurarak boşanan eşlerin çalışma hayatına ve sosyal hayata entegre olmasını ve yoksulluk nafa- kası sebebi ile birbirleri ile zorunlu ilişkilerini ilanihaye sürdürmek zorunda kalmama- larını sağlaması uygun olacaktır. Bu durum her iki tarafın birbiriyle zorunlu ilişkilerini keserek geçmişe bağlılıklarından kurtulmalarına ve elem verici hatıralarını unutmala- rına yardımcı olacaktır. Bu da her iki tarafın yeni kuracakları hayatlarında sosyal, eko- nomik ve psikolojik olarak huzura ermelerine fırsat verecektir. Etik Beyan/Ethical Statement: Bu çalışmanın hazırlanma sürecinde bilimsel ve etik il- kelere uyulduğu ve yararlanılan tüm çalışmaların kaynakçada belirtildiği beyan olu- nur./It is declared that scientific and ethical principles have been followed while car- ying out and writing this study and that all the sources used have been properly cited. Çıkar Çatışması/Competing Interests: Yazar, çıkar çatışması olmadığını beyan eder./The author declare that have no competing interests. Finansman/Funding: Yazar, bu araştırmayı desteklemek için herhangi bir dış fon alma- dığını kabul eder./The author acknowledge that they received no external funding in support of this research. Kaynakça Abdürrezzâk b. Hemmâm es-San‘ânî. el-Musannef. thk. Habîbü’r-rahmân el-A‘zâmî. Bey- rut: el-Mektebü’l-İslâmî, 1403. Acar, Halil İbrahim. İslâm Aile Hukuku. İstanbul: Ensar Yayınları, 2018. Acar, Halil İbrahim. “İddet”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 466-471. İstanbul: TDV Yayınları, 2000. 130 | Recep ÇETİNTAŞ Journal of Islamic Law Studies 41 (June 2023): 105-132 Ahmed b. Hanbel, Ebû Abdillah Ahmed b. Muhammed. Müsnedü’l-İmâm Ahmed b. Hanbel. thk. Ahmed Muhammed Şâkir. Kâhire: Dâru’l-Hadîs, 1995. Ali Haydar, Hoca Emîn Efendi. Düreru’l-hükkâm fî şerhi Mecelleti’l-ahkâm. thk. Fehmî el- Hüseyin. Beyrut: Dâru’l-Cîl, 1991. Aydın, M. Âkif. İslâm-Osmanlı Aile Hukuku. İstanbul: M.Ü. İFAV Yayınları, 1985. Bedrân, Ebü’l-Ayneyn. el-Fıkhu’l-mukâren li’l-ahvâli’ş-şahsiyye. Beyrut: Dâru’l-Fikr, 1967. Basrî, Arif. Nafakâtü’z-zevce fî’teşrî‘i’l-İslâmî. Beyrut: Dâru’l-Fikr, 1981. Bilmen, Ömer Nasuhi. Hukûk-ı İslâmiyye ve Istılâhâtı Fıkhiyye Kâmusu. İstanbul: Bilmen Ya- yınevi, 1985. Buhârî, Ebû Abdullah Muhammed b. İsmâîl. el-Câmi‘u’l-müsnedü’s-sahîh. nşr. Züheyr b. Nasr. b.y.: Dâru Tavkinnecât, 1422/2001. Çetintaş, Recep. “İslâm Hukukunda Evlenmeden Doğan Haklar Bağlamında Nafaka”. İslâm Hukuku Araştırmaları Dergisi 24 (2014). 185-203. Çolak, Abdullah. İslâm Aile Hukuku. Ankara: Öncü Basım Yayım, 2017. Ebû Dâvûd, Süleyman b. el-Eş’âs es-Sicistânî. Sünenü Ebî Davûd. Beyrut: Dâru’l-Kitâbi’l- Arabî, ts. Erbay, Celal. İslâm Hukukunda Evlilik ve Hısımlık Nafakası. İstanbul: Rağbet Yayınları, 1995. Erbay, Celal. “Nafaka”. Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi. 32/282-285. İstanbul: TDV Yayınları, 2006. Gümüş Böke, Emine. “İslâm Hukuku Açısından Kadının İddet Nafakası”. Düzce Üniversi- tesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2(2020). 93-112. Hassâf, Ebû Bekr Ahmed b. Ömer (Amr). Kitâbü’n-nafakât. nşr. Ruhi Özcan. (Prof. Dr. Tay- yip Okiç Armağanı içindedir). Ankara: Ankara Üniversitesi Yayınları, 1978. İbn Abdilber, Yûsuf b. Abdillah b. Muhammed. el-Kâfî fî fıkhi ehli’l-Medîne el-Mâlikî. thk. Ebû Üsâme Selim el-Hilâlî. Beyrut: Dâru İbn Hazm, 2013. İbn Âbidîn, Muhammed Emîn Alâuddin. Reddü’l-muhtâr ale’d-Dürri’l-muhtâr şerhu Tenvîri’l-ebsâr. Beyrut: Dâru’l-Fikr, 1992. İbn Hazm, Ebû Muhammed Ali b. Ahmed b. Saîd. el-Muhallâ. Beyrut: Daru’l-Fikr, ts. İbn Kudâme, Ebû Muhammed Muvaffakuddin Abdullah b. Ahmed b. Muhammed el- Makdisî. el-Muğnî. Kahire: Mektebetü’l-Kahire, 1968. İbn Kudâme, Müvaffakuddin Abdullah b. Ahmed b. Muhammed el-Makdisî. el-Kâfî. thk. Abdullah b. Abdülmuhsin et-Türkî. b.y.: Dâru Hicre, 1997. İbn Mâce, Ebû Abdillah Muhammed b. Yezîd el-Kazvînî. Sünenü İbn Mâce. thk. Muham- med Fuâd Abdülbâkî. Beyrut: Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, ts. İbn Manzûr, Muhammed b. Mükerrem b. Ali. Lisânü’l-Arab. Beyrut: Dâru Sâdır, 1414. İbn Nüceym, Zeynüddîn b. İbrâhîm b. Muhamme. el-Bahru’r-râik şerhu Kenzi’d-dekâik. b.y.: Dâru’l-Kitâbi’l-İslâmî, ts. Süresiz Yoksulluk Nafakasının İslâm Hukuku Açısından Değerlendirilmesi | 131 İslam Hukuku Araştırmaları Dergisi 41 (Haziran 2023): 105-132 İbn Rüşd, Ebü’l-Velîd Muhammed b. Ahmed b. Muhammed. Bidâyetü’l-müctehid ve ni- hâyetü’l-muktesıd. İstanbul: Kahraman Yayınları, 1985. Kahraman, Abdullah. “İslâm Hukukuna Göre Boşanma Prosedürü ve Ahlakı”. İslâm Hu- kuku Araştırmaları Dergisi 40 (2022). 27-74. Karâfî, Şihâbüddin Ahmed b. İdrîs b. Abdürrahman. ez-Zehîrâ. thk. Muhammed Ebû Habze. Beyrut: Dâru’l-Garbi’l-İslâmî, 1994. Karaman, Hayrettin. Mukayeseli İslâm Hukuku. İstanbul: Nesil Yayınları, 1996. Kâsânî, Alaaddin Ebû Bekir b. Mes‘ud. Bedâi‘u’s-sanâi‘ fî tertîbi’ş-şerâi‘. thk. Ali Muhammed Muavvaz - Adil Ahmed Abdülmevcud. Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 2010. Kulaklı, Emrah. “Yoksulluk Nafakası ve Yoksulluk Nafakasının Süresi Bağlamında Bir Mukayeseli Hukuk İncelemesi”. İstanbul Medipol Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi 2 (2018), 237-268. Kur’ân-ı Kerîm ve Türkçe Açıklamalı Tercümesi. çev. Ali Özek - Hayrettin Karaman- vdğ. Suudî Arabistan Krallığı Medîne-i Münevvere: Dâru Reyyân, 1987. Mâlik, ibn Enes b. Mâlik b. Ebî Âmir el-Asbahî. el-Muvatta. thk. Muhammed Fuâd Abdül- bâkî. Beyrut: Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, 1985. Mâverdî, Ali b. Muhammed b. Muhammed b. Habîb. el-Hâvi’l-kebîr fî fıkhi mezhebi’l- İmâmi’ş-Şâfiî=Şerhu Muhtasari’l-Müzenî. thk. Ali Muhammed Muavvaz- Âdil Ahmed Abdülmevcûd. Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 1999. Mergînânî, Ali b. Ebû Bekir b. Abdülcelîl. el-Hidâye şerhu Bidâyeti’l-mübtedî. Mısır: Mekte- betü’l-İslâmî, ts. Mevsılî, Abdullah b. Mahmûd b. Mevdûd. el-İhtiyâr li-ta’lîli’l-Muhtâr. nşr. Mahmûd Ebû Dakîka. Kahire: y.y.,1937. Müslim, Ebü’l-Hüseyn Müslim b. Haccâc en-Nîsâbûrî. el-Müsnedü’s-sahîhu’l-muhtasar mine’s-sünen bi-nakli’l-adli ani’l-‘adl ‘an Resûlillah. thk. Muhammed Fuâd Abdülbâkî. Beyrut: Dâru İhyâi’t-Türâsi’l-Arabî, ts. Nesâî, Ebû Abdirrahmân Ahmed b. Şuayb b. Ali b. Sinân b. Bahr. es-Sünenü’l-kübrâ. thk. Şu’ayb el-Arnaût. Beyrut: Müessesetü’r-Risâle, 2001. Osmanlı Hukuk-ı Âile Kararnâmesi. nşr. Orhan Çeker. Konya: Mehir Vakfı Yayınları, 2017. Sâbık, Seyyid. Fıkhu’s-sünne. Beyrut: Dâru’l-Kitâbi’l-Arabî, 1977. Sa’lebî, Ebû Muhammd Abdülvehhâb b. Ali b. Nasr el-Bağdâdî. el-Maûne alâ mezhebi âlimi’l-Medîne “el-İmam Mâlik b. Enes”. thk. Humeyş Abdülhak. Mekketü’l-Müker- reme: Mektebetü’t-Ticâriyye, ts. Sahnûn, Ebû Saîd Abdüsselâm b. Saîd b. Habîb. el-Müdevvenetü’l-kübrâ. thk. Abdullah el- Minşâvî. Kâhire: Dâru’l-Hadis, 2005. Serahsî, Ebû Bekir Muhammed b. Ahmed b. Ebî Sehl. el-Mebsût. thk. Muhammed Hasen Muhammed Hasen İsmail. Beyrut: Dâru’l-Kütübi’l-İlmiyye, 2009. 132 | Recep ÇETİNTAŞ Journal of Islamic Law Studies 41 (June 2023): 105-132 Şâfiî, Muhammd b. İdris. el-Üm. thk. Rıfat Fevzî Abdülmuttalib. Mansûra: Dâru’l-Vefâ, 2008. Şîrâzî, Ebû İshâk İbrâhîm b. Alî b. Yûsuf. el-Mühezzeb fî fıkhi’l-İmâm eş-Şâfiî. thk. Âdil Ah- med Abdülmevcûd-Ali Muhammed Avaz. Beyrut: Dâru’l-Ma’rife, 2003. Şirbînî, Şemsüddîn Muhammed b. Ahmed el-Hatîb. Delilleriyle Büyük Şâfiî Fıkhı Muğnîl- muhtâc Minhâcü’t-tâlibîn Şerhi. çev. Soner Duman. İstanbul: Mirac Yayınları, 2015. Tekin, Abdülkadir. İslâm Hukuku ve Modern Hukuka Göre Boşanma Sonrası Kadının Mali Hak- ları (Nafaka, Mesken ve Miras Hakları). Ankara: İlâhiyât Yayınları, 2020. Uyanık, M. Zeki. “İslâm Aile Hukukunda Evlilik ve Boşanma Nafakası Bağlamında Süre- siz Nafaka Yasası”. Necmettin Erbakan Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 47 (2019), 57-87. Zemahşerî, Mahmûd b. Ömer. Esâsü’l-belâğa. thk. Muhammed Bâsil Uyûn. Beyrut: Dâru’l- Kütübi’l-İlmiyye, 1998. Zühaylî, Vehbe. el-Fıkhu’l-İslâmî ve edilletuh. Dımeşk: Dâru’l-Fikr, 1985.