T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2022/561 Esas KARAR NO : 2026/91 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ : 30/09/2021 NUMARASI : 2019/371 Esas, 2021/704 Karar DAVA : Tazminat (Rücuen Tazminat) KARAR TARİHİ: 22/01/2026 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekki…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2022/561 Esas KARAR NO : 2026/91 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ : 30/09/2021 NUMARASI : 2019/371 Esas, 2021/704 Karar DAVA : Tazminat (Rücuen Tazminat) KARAR TARİHİ: 22/01/2026 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkili nezdinde sağlık sigortası güvencesi kapsamında bulunan sigortalının 14.09.2018 tarihinde boynundaki kitle sebebiyle tedavi gördüğünü ve masraflarının müvekkili tarafından karşılandığını, sigortalının aynı süre için davalı nezdinde de sigortalı olduğunu, ancak davalı tarafından müvekkiline tedavi masraflarına yönelik bir ödeme yapılmadığını, huzurdaki davaya konu olayda davalının TTK'nun 1467. maddesinin (a) fıkrası kapsamında çifte sigortaya muvafakat ettiğini, bu nedenle tamamı müvekkili tarafından karşılanan tedavi masraflarının her iki sigortacı tarafından sigorta edilen bedel oranında karşılanması gerektiğini belirterek fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 5.000,00 TL tazminatın ödeme tarihinden itibaren ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davacı vekili 26/01/2021 tarihli ıslah dilekçesi ile; fazlaya ilişkin talep ve dava hakları saklı kalmak kaydıyla davalarını 13.761,07 TL daha arttırarak toplam 18.761,07 TL'nin ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; TTK'nun 1467. maddesinin (a) bendi uyarınca sigortacı şirketlerinin onayı bulunmadığından dava konusu uyuşmazlıkta müşterek sigorta hükümlerinin uygulanamayacağını, müşterek sigorta olsa bile TTK'nun 1466/2 maddesi gereğince sigorta sözleşmesinde yazılı olarak müteselsil sorumluluk esası kabul edilmediğinden kendi payından fazla ödeme yapmış olsa dahi davacının rücu hakkının bulunmadığını, bir an için sorumluluk halinin söz konusu olduğu varsayıldığında da müvekkilinin düzenlediği poliçe şartlarının, poliçe limitlerinin ve katılım paylarının nazara alınması gerektiğini, kabul anlamına gelmemek kaydı ile takas-mahsup haklarını saklı tuttuklarını, ayrıca temerrüt koşulları oluşmadığından ancak dava tarihinden itibaren faiz istenebileceğini belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. Davalı vekili 28.06.2021 tarihli ıslah dilekçesi sunarak; önceki cevap dilekçesindeki cevaplarını tekrarla cevap dilekçesini ıslah ettiğini belirterek aynı dönemi kapsayan poliçe nedeniyle aynı sigortalıya müvekkili tarafından 11.933,89 TL ödeme yaptıklarını belirterek TBK 139. Madde kapsamında takas mahsup talebini ilerini sürmüştür. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; eldeki davada sigortalanan rizikolar ve sigortaların başlangıç ve bitiş zamanları aynı olduğundan müşterek sigorta hükümlerinin uygulanması gerektiği, bu kapsamda tedaviyi yapan ... Hastanesinin davalı sigorta şirketi ile de anlaşmalı olması nedeniyle davacının davalıdan 18.761,07 TL talep edebileceği, davalının aynı poliçeden kaynaklı olarak dava dışı ...'nün 25/01/2018 tarihinde doğum yapması nedeniyle dava dışı ...'ye ödenen 11.993,90 TL'den davacıdan talep edebileceği kısım yönünden takas mahsup defiinde bulunduğu, bu tedavi gideri yönünden de müşterek sigorta hükümlerinin uygulanması gerektiğinden davalının tedavi giderinin % 50'si olan 5.996,95 TL'yi davacıdan talep edebileceği, bu kapsamda bu alacağın takas mahsubuna karar vermek gerektiği, davacı tarafından takas mahsup defi yönünden zamanaşımı defi dermeyan edilmiş ise de; zaman aşımına uğramış borç talep ve dava edilebilir olamamasına karşın, zamanaşımına uğramış alacağa takas için dayanılabilmesi, Borçlar Kanununun 118/III maddesine göre, zaman aşımına uğrayan alacak, takas şartlarının tamamlandığı tarihte henüz zamanaşımına uğramamış idiyse, alacaklının takas talebinde bulunabilmesinin mümkün olması (Yargıtay 10. H.D. 2020/7161 Esas ve 2021/3389 Karar sayılı ilamı) nedeniyle eldeki uyuşmazlıkta takas şartlarının oluştuğu tarih itibarıyla davalı alacağının henüz zamanaşımına uğramadığından zamanaşımı definin yerinde olmadığı, davacının başvurusunun davalıya 22/03/2019 tarihinde tebliğ edildiği, başvuruda davalıya verilen sürenin 29/03/2019 tarihinde bitmesi nedeniyle temerrüdün 29/03/2019 tarihinde gerçekleştiği, uyuşmazlığın tarafların ticari işletmesinden kaynaklanması nedeniyle temerrüt tarihinden itibaren ticari faiz işletilmesi gerektiği, davanın reddedilen kısmı takas mahsup definden dolayı reddedildiğinden bu kısım yönünden davacı aleyhine yargılama gideri ve vekalet ücretine hükmedilmemesi gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, davacının 18.761,07 TL alacağından, davalının 5.996,95 TL alacağının takas mahsubundan sonra kalan 12.764,12 TL nin 29/03/2019 tarihinden itibaren işleyecek ticari temerrüt faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişin istemin reddine karar verilmiştir. İSTİNAF NEDENLERİ Karar yasal süresinde taraf vekillerince istinaf edilmiştir. Davacı vekili istinaf nedenleri olarak; takas mahsup talebinin süresinde usulüne uygun olarak sürülmediğini, kaldı ki ıslah tarihinde 2 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, alacağın zamanaşımına uğradığını, ancak mahkemece ıslah talebinin kabulü ile zamanaşımı itirazlarının reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu belirterek mahkeme kararının kaldırılarak davanın kabulüne karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekili istinaf nedenleri olarak; TTK'nun 1467. maddesinin (a) bendi uyarınca sigortacı şirketlerinin onayı bulunmadığından dava konusu uyuşmazlıkta müşterek sigorta hükümlerinin uygulanamayacağını, müşterek sigorta olsa bile TTK'nun 1466/2 maddesi gereğince sigorta sözleşmesinde yazılı olarak müteselsil sorumluluk esası kabul edilmediğinden kendi payından fazla ödeme yapmış olsa dahi davacının rücu hakkının bulunmadığını, bir an için sorumluluk halinin söz konusu olduğu varsayıldığında da müvekkilinin düzenlediği poliçe şartlarının, poliçe limitlerinin ve katılım paylarının nazara alınması gerektiğini, temerrüt koşulları oluşmadığından ancak dava tarihinden itibaren yasal faiz istenebileceğini belirterek mahkeme kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dava, davacı sigortacının sigortalısı için ödediği tedavi giderinin davalı sigorta şirketinden tahsili istemine ilişkindir. İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nun 355. maddesi uyarınca istinaf başvurusunda ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılmıştır. Uyuşmazlık; dava dışı sigortalının davacı ve davalı tarafından düzenlenmiş sağlık sigortası bulunması karşısında, davacının, sigortalısı için ödediği tedavi giderinden davalının sorumluluğunun bulunup bulunmadığı ve varsa miktarı noktasında toplanmaktadır. Dosya kapsamından, sigorta ettirenin ... .. A.Ş. olduğu ... Poliçesi ile sigortalıının davacı sigorta şirketi nezdinde 31/12/2017-2018 tarihleri arasında sigortalandığı, öte yandan dava dışı sigortalının aynı zamanda aynı tarihler arasında ...Sağlık Sigortası Poliçesi ile davalı sigorta şirketi nezdinde sigortalandığı anlaşılmıştır. Mahkemece uyuşmazlık ile ilgili bilirkişi raporları alınmıştır. 6102 sayılı TTK'nun 1519. maddesi gereği, zarar sigortalarına ilişkin hükümler sağlık sigortalarına uygulanabileceğinden TTK'nun 1466. ve 1467. maddelerinin somut olayda uygulanması gerekmektedir. TTK'nun 1466/1 fıkrası; "Bir menfaat birden çok sigortacı tarafından aynı zamanda, aynı süreler için ve aynı rizikolara karşı sigorta edilmişse, yapılan birden çok sigorta sözleşmesinin hepsi, ancak sigorta olunan menfaatin değerine kadar geçerli sayılır. Bu takdirde sigortacılardan her biri, sigorta bedellerinin toplamına göre, sigorta ettiği bedel oranında sorumlu olur" hükmünü içermektedir. Müşterek sigortanın önemli bir özelliği sigortacıların birlikte hareket etmesidir. Zira TTK'nun 1466/1 maddesinde geçen "aynı zamanda" ifadesi bu hususa işaret etmektedir. Bu bağlamda sigortacıların müşterek hareket etmek suretiyle rizikoyu birlikte taşıma niyetlerinin müşterek sigortanın varlığı için şart olduğu ifade edilmiştir. (Sigorta Hukuku, M. Barış Günay, 2. Baskı, sh 171). Somut olayda, davacının ödediğini belirttiği 37.522,14 TL dava dışı sigortalısının ameliyatına ilişkindir. Buna göre davalı tarafından düzenlenen poliçede yatarak tedaviler ve ameliyatlar bakımından, yurtiçi anlaşmalı kurumlar yönünden limitsiz % 100 ödemeli teminat limiti verildiği görülmüştür. Davacı tarafından düzenlenen poliçede de, yatarak tedaviler ve ameliyatlar bakımından, yurtiçi anlaşmalı kurumlar yönünden limitsiz % 100 ödemeli teminat limiti verildiği görülmüştür. Bu durumda yapılan açıklamalar uyarınca, tarafların rizikoyu beraber taşıma niyetleri olmadan sağlık poliçeleri düzenledikleri ve her iki poliçenin vadeleri gözetildiğinde müşterek sigorta şartlarının bulunmadığı anlaşılmakla birlikte ayrıca davacı nezdinde düzenlenen poliçenin teminatlarının kapsamı ve limitleri bu yönde bir belge sunulmadığı için bu yönde bir değerlendirme yapılamamış olup somut olayda müşterek sigorta koşullarının bulunmadığı değerlendirilmiştir. Öte yandan TTK'nun 1467. maddesinde ise çifte sigorta düzenlenmiştir. Anılan maddenin ilk fıkrasının ilk cümlesine göre, değerinin tamamı sigorta olunan bir menfaat, sonradan aynı veya farklı kişiler tarafından, aynı rizikolara karşı, aynı süreler için sigorta ettirilemez. Çifte sigortanın geçersiz kabul edilmesinin nedeni sebebsiz zenginleşme yasağıdır. Eldeki davada, davacı sigortacı tarafından sigortalının aynı menfaati aynı rizikolara karşı sigorta ettirilmiş olup yapılan sigorta çifte sigorta olması nedeniyle geçersizdir. Çifte sigortanın geçerli olabilmesi için anılan maddede belirtilen diğer koşullar da somut olayda bulunmamaktadır. Buna göre uyuşmazlıkta müşterek sigorta şartları bulunmayıp davacı sigortacı nezdinde yapılan sigortanın ise çifte sigorta olması nedeniyle geçersiz olduğu anlaşıldığından Mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yukarıda yazılı gerekçeyle davanın kısmen kabulüne karar verilmesi isabetsiz olmuştur. Açıklanan sebeplerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine; ilk derece mahkemesince tesis edilen kararda usul ve yasaya aykırı olduğundan davalı vekilinin istinaf başvurusunun ise kabulü ile mahkeme kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm tesisi ile davanın reddine karar verilmesine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 bendi gereğince esastan REDDİNE, 2-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıdaki nedenlerle KABULÜ ile İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2019/371 Esas, 2021/704 Karar sayılı ve 30/09/2021 tarihli kararının 6100 sayılı HMK'nun 353/1-b.2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, yeniden esas hakkında HÜKÜM TESİSİNE, 3-a)Davanın REDDİNE, b)Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 732,00 TL harçtan davacı tarafından peşin olarak yatırılan 85,39 TL peşin ve 238,00 TL tamamlama harcı olmak üzere toplam 323,39 TL harcın mahsubu ile bakiye 408,61 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, c)Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA, d)Davalı tarafından yapılan 1.209,00 TL yargılama giderinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, e)Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT m.13/2 gereğince 18.761,07 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, f)6325 Sayılı Yasa'nın 18/A maddesinin 11 ve 13. fıkraları uyarınca zorunlu arabuluculuk nedeniyle arabulucuya hazine tarafından ödenen 1.320,00 TL'nin davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, İstinaf Başvurusu Yönünden; 4-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından davacı tarafından peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 672,70 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 5-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 732,00 TL istinaf karar harcından davalı tarafından peşin ve nispi olarak toplam yatırılan 217,98 TL harcın mahsubu ile bakiye 514,02 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 6-Davalı tarafından karşılanan 380,08 TL istinaf harçlarının davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, 7-Davacı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine YER OLMADIĞINA, 8-6100 sayılı HMK'nun 333. maddesi gereğince taraflarca yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının kararın tebliğ gideri karşılandıktan sonra artan kısmın yatıran tarafa İADESİNE, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunun 353/1-b/2 bendi ile aynı yasanın 362/1-a bendi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi.22/01/2026