T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ KARAR TARİHİ:17/02/2026 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi KARAR TARİHİ:10/06/2025 DAVANIN KONUSU:Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ:17/02/2026 İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi. GERE…
T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ KARAR TARİHİ:17/02/2026 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:Antalya 4. Asliye Ticaret Mahkemesi KARAR TARİHİ:10/06/2025 DAVANIN KONUSU:Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ:17/02/2026 İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ: Davacı vekili; davacının keşide ettiği iddia edilen 15.03.2018 tarihli, 7.500.000,00-TL bedelli bonoya istinaden Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22/02/2019 tarihli ... D.İş sayılı kararı ile davacı aleyhine ihtiyati haciz karan alındığını, Antalya 4. İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyası ile ihtiyati haciz kararının tatbik edilerek esas takibe geçildiğini, Kemer Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... Soruşturma nolu dosyasında 18.03.2019 tarihli şikayet dilekçesinde görüldüğü üzere bononun davacıdan hırsızlanmak suretiyle veya imzasının senede aktarılması suretiyle oluşturulduğunu, bu nedenle iş bu menfi tespit davasını açma zorunluluğu oluştuğunu, menfi tespit davası açılmadan önce Arabuluculuk Bürosuna başvurulduğunu, Arabulucu tarafından tarafların anlaşamadığına ilişkin 04.04.2019 tarihli son oturum tutanağı düzenlendiğini, davacı ile 10/02/2019 tarihinde vefat eden eşi ... ile uzun yıllar Almanya'da yaşadıklarını, sonrasında ise Türkiye'ye yerleşerek Kemer bölgesinde otel işletmeciliği yaptıklarını, her ikisinin de Alman ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olduğunu, maddi durumlarının oldukça iyi olduğunu, eşinin 10/02/2019 tarihinde vefat ettiğini, davalının davacıya yardım etme bahanesi ile ağabeyi ile birlikte ...'e kumpas kurduğunu, ... tarihinde müteveffanın cenaze işlemleri yerine getirildikten sonra davacının sahibi olduğu otele yanında davalı, abisi ... ve ... ile birlikte geldiğini, davalı ve abisinin davacı ile ilgileniyormuş gibi davrandıklarını, bu sırada dolap veya çekmecelerden herhangi bir evrak alıp almadığının taraflarınca tespit edilemediğini, ancak bir ara davacının davalı ...'ya bir takım anahtarlar verdiğini, bu olayın Savcılık dosyasında sunulan kamera kayıtlarında da sabit olduğunu, söz konusu senedin bu sırada ele geçirildiğini düşündüklerini, davalı ... ve ağabeyi ...'ın herhangi bir işleri ve gelirleri olmayan, ...'in ve müteveffa eşinin zaman zaman yaptıkları nakdi yardımlar ile geçimlerini sağlayan insanlar olduklarını, davacı ve müteveffa eşi ile aralarında hiçbir zaman herhangi bir ticari alış veriş yaşanmadığını ve borç - harç ilişkileri olmadığını, bu durumun ... ile davalı ... arasındaki telefon konuşmasına ilişkin ses kayıtlarından tespit edilebileceğini, davalı ve ağabeyi ...'ın 11/02/2019 tarihinde gece geç saatlerde geldikleri ...'in ve müteveffa eşinin işletmeciliğini yaptığı otelde sergiledikleri şüpheli davranışlarından senetlerin kasadan veya ...'in odasındaki çekmecelerden hırsızlanmış olabileceğini veya resmi evrakta sahtecilik suçu işlenmek suretiyle sahte senet tanzim etmiş olabileceğini düşündüklerini, davalı ve ağabeyinin daha önce de benzer olaylara adlarının karıştığını, Antalya 4. İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı icra dosyası incelendiğinde davacının mevduat hesabının bulunduğu bankanın Kemer'deki şubesine ve yine kiralık kasasının bulunduğu banka şubesine ihtiyati haciz müzekkeresinin elden götürülmüş olması ve diğer bankalara posta yoluyla gönderilmiş olmasının tüm iddialarını desteklediğini, ...'e kumpas kurulmuş olması nedeniyle ...'in tüm malvarlığının üzerinde haciz bulunması nedeniyle teminatsız olarak Antalya 4. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasının HMK'nın 209. mad. uyarınca tedbiren durdurulmasına karar verilmesinin gerektiğini, aksi takdirde davacı açısından telafisi mümkün olmayacak zararların meydana gelebileceğini, davacı ...'in onca malvarlığına rağmen yakınlarından borç alacak duruma geldiğini beyanla adli yardım talebinin kabul edilerek icraya konu senetten dolayı borçlu olmadığının tespit edilmesine, yapılan suç duyurusu nedeniyle sahtecilik veya hırsızlık iddiası somut bir hal aldığından ve de vekil edenin tüm mal varlığı hacizli olması ve haczedilen gayrimenkullerin borcu fazlası ile karşılayacak miktarda olması nedeni ile Antalya 4. İcra Müdürlüğü'nün ... E. sayılı dosyasıyla yapılan takibin HMK'nın 209. maddesi gereğince teminatsız olarak tedbiren durdurulmasına, yargılama giderlerinin karşı tarafa yükletilmesi ile davanın kabulüne karar verilmesini dava ve talep etmiştir. DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davalı vekili; davacı vekilinin senedin çalındığı veya üzerinin doldurulduğu iddialarının haksız olduğunu, iddiaların birbiri ile çelişkili ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, bono üzerindeki imza hususunda davacının iddiasını anlayamadıklarını, hayatın olağan akışında hiç kimse 7.500.000,00-TL değerinde boş bir senedi imzalayarak kasasında tutmayacağını, davaya konu bononun sözleşme ve resmi evraklar incelendiğinde bono üzerindeki imzanın bizzat davacıya ait çıkacağını, davacı, davacının eşi ve davalı müvekkil arasında 10.06.2014 tarihli otel alım ve ortaklık sözleşmesi imzalandığını, davacı ve eşi tarafından iş bu sözleşmedeki şartların yerine getirilmediğini, bu sebeple iki adet bono tanzim edildiğini, dava konusu bononun üzerindeki imza ve 10.06.2014 tarihli sözleşmedeki imza incelendiğinde imzanın borçluya ait olduğunun görüleceğini, davacı borçlunun yurt dışına mal kaçırma maksatlı davranışları nedeniyle icra takip işlemlerini başlattığını, davacı borçlu aleyhine Antalya 4.İcra Müdürlüğü’nün ... E. numaralı dosyası ile ilamsız icra takibi başlatıldığını, icra takibi kesinleştikten sonra davacı tarafından usulsüz tebligat iddiası ile Antalya 3. İcra Hukuk Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosya ile icra takibine itiraz edildiğini ve dosyanın hala derdest olduğunu, davacının işbu davayı açmakta hukuki yararı olmadığını, hukuki yarar yokluğundan davanın reddinin gerektiğini, davacı tarafından senedin kaybolduğuna veya çalındığına yönelik olarak TTK'nın 651. madde hükmüne göre açılmış bir iptal davası bulunmadığını, davacının takip tarihinden 1 ay sonra savcılığa suç duyurusunda bulunarak yapılacak soruşturma ile zaman kazanmak istediğini, bankalardaki nakitlerini çekmesi ve adresini yurtdışına almış olması ile anılan suç duyurusunda somut hiçbir delilin sunulmayarak yalnızca soyut iddialarda bulunduğunu, davacının, davalının malvarlığı hakkındaki iddiaları asılsız olduğu gibi iş bu dava ile ilgisi de bulunmadığını, bononun, niteliği itibariyle soyut borç ikrarı içerdiğini, bono ile yapılan işlemlerde tarafların ekonomik durumlarının önemi olmadığını, davacının takibe konu bonoyu, taraflar arasında imzalanan 10.06.2014 tarihli “Otel Alım ve Ortaklık Sözleşmesi”nden doğan borcunu yerine getiremediğinden keşide ederek davalıya teslim ettiğini, bedeli 7.500.000,00-TL olan bir senedin akıbeti hakkında çalındığı veya doldurulduğuna yönelik çelişkili iddiaların basiretli bir tacirden beklenmediğini, aralarında ticaret ilişkisi bulunan bir kişiye bono verilmesinin uygun bir durum iken bu bono ile ilgili haciz işlemleri yapıldıktan yaklaşık 1 ay geçtikten sonra bir tacirin çalınmış olabileceği bu olmamışsa rıza dışında doldurulduğuna yönelik ifadeleri basiretli bir iş adamından beklenemeyecek çelişkili beyanlarda bulunulduğunu, davacının adli yardım ve teminatsız tedbir taleplerinin reddi gerektiğini beyanla haksız ve mesnetsiz davanın reddine, davacı aleyhine %20’den az olmamak üzere icra ve inkar tazminatına hükmedilmesine, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı üzerine bırakılmasına karar verilmesi gerektiğini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, "...davacının rızası dışında hırsızlık ve sahtecilik iddialarına dayalı olarak aleyhine yapılan takipte borçlu olmadığının tespitine ilişkin Antalya Genel Müdürlüğünün ... Esas sayılı takip dosyasında borçlu olmadığının istemi ile açtığı davada, hukuk hakiminin ceza mahkemesindeki kesinleşmiş vakıalarla bağlı olduğu olgusu dikkate alındığında hırsızlık, resmi ve özel belgede sahtecilik ile kamu kurum ve kuruluşları ve benzeri tüzel kişiliklerin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık suçlarının işlenmesi suretiyle bononun tanzim edildiği hususunun ispatlanamadığı anlaşıldığından menfi tespit isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. 2004 sayılı İİK madde 72/4 uyarınca; Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez. Menfi tespit davasının reddine karar veren mahkemenin, borçluyu tazminata mahkum edebilmesi için, alacaklının borçluya karşı bir icra takibi yapmış olması ve borçlunun bu icra takibini durdurması (İİK madde 72/2) veya icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesi (madde 72/3.c.2) için ihtiyati tedbir kararı almış ve bu tedbir kararının uygulanmış olması gerekir. ( Baki Kuru, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, s. 377) İİK 72/4. Maddesindeki yukarıda belirtilen yasal koşulların davalı alacaklı yönünden oluştuğu, mahkemece verilen tedbir kararının uygulandığı, ceza mahkemelerinin kararlarının kesinleşmesinden sonra tedbirin kaldırıldığı görülmekle, davacı aleyhine dava konusu alacağın %20 oranında hesaplanan tazminatın davacıdan tahsili ile davalıya verilmesine" karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Karara karşı, davacı vekili ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hukuk hakiminin ceza mahkemesinin kararıyla bağlı olmadığını, olayla ilgili ceza mahkemesinin beraat kararının, kapsam bakımından hukuk hakimini bağlayıcı nitelikte olmadığını, bu nedenle, davalı hakkında açılan ceza davalarının beraat ile sonuçlandırılmasının TBK'nın 53. maddesi gereğince hukuk hakimini bağlamayacağını, davalı ...'ın, müvekkili tarafından 15.03.2018 tarihli, 7.500.000,00-TL bedelli senet keşide ettiğini iddia ettiğini, buna bağlı olarak da Antalya 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 22/02/2019 tarihli ... D. İş sayılı kararı ile müvekkili ... aleyhine ihtiyati haciz kararı alındığını, yine aynı senet için Antalya 4. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile ihtiyati haciz kararının tatbik edildiğini ve esas takibe geçildiğini, dava konusu edilen bononun, müvekkilinin rızası ve bilgisi dışında ya hırsızlık suretiyle ele geçirildiğini ya da imzasının iradesi dışında hukuka aykırı şekilde bonoya aktarılmak suretiyle düzenlendiğini, söz konusu senedin ne şekilde elde edildiği hususunun taraflarınca tam olarak bilinmediğinden, olayın mahiyeti ve mevcut şüpheler dikkate alınarak her iki olasılık yönünden ayrı ayrı değerlendirme yapıldığını, bu doğrultuda davalı hakkında iki farklı ceza davası açıldığını, bu bağlamda, Antalya 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde ... Esas sayılı dosya ile ''bina içinde muhafaza altına alınmış olan eşya hakkında hırsızlık ve tehdit''; Antalya 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosya ile de ''resmi belgede sahtecilik, özel belgede sahtecilik, kamu kurum ve kuruluşları, vb. tüzel kişiliklerin araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık'' suçlarından dava açıldığını, davalının her iki suçtan beraat ettiğini, ancak söz konusu bononun, gerçekte müvekkili tarafından keşide edilmediğini, müvekkilinden hırsızlanmak suretiyle ele geçirildiğini ya da imzasının bonoya aktarılması suretiyle oluşturulduğunu, davalı tarafın, hiçbir gerçek borç ilişkisine dayanmayan ve hukuka aykırı şekilde elde edilen senet üzerinden icra takibi başlatarak haksız kazanç elde etme amacında olduğunu, bu haksız ve mesnetsiz takibin engellenmesi, müvekkilinin malvarlığının korunması ve borçlu olmadığının tespiti amacıyla menfi tespit davası açıldığını, müvekkilinin eşi müteveffa ...'in, kanser hastalığı sebebiyle 10/02/2019 tarihinde vefat ettiğini, müteveffanın cenaze işlemleri yerine getirildikten sonra müvekkilinin, sahibi olduğu otele ..., ... ve ... ile birlikte gittiğini, ...'in, müvekkilini teskin etmeye çalıştığını, bu esnada davalı ...'ın işbirlikçisi olan ağabeyi ... ise müvekkil ile ilgileniyormuş gibi yaparak, bir şeyler arama gayreti içerisinde dolap ve çekmeceleri kurcaladığını, her ne kadar dolap ya da çekmecelerden herhangi bir evrak alınıp alınmadığını tespit edememiş olsalar da bir ara müvekkili tarafından davalıya bir takım anahtarlar verildiğini, bu durumun, savcılık dosyasında sundukları kamera kayıtlarında da sabit olduğunu, söz konusu senedin bu sırada ele geçirildiğini düşündüklerini, müvekkili ... ile vefat eden eşinin, uzun yıllar Almanya’da yaşadığını, çalıştıklarını ve birikim yaptıklarını, Türkiye’ye kesin dönüş yaparak Antalya’nın Kemer ilçesinde otel işletmeciliği yaptıklarını, sahip oldukları ticari faaliyetler ve yurt dışı geçmişleri sayesinde ciddi bir birikime ulaşmış olan müvekkilinin ve eşinin hem menkul hem de çok sayıda gayrimenkul varlığa sahip, ekonomik açıdan son derece güçlü kişiler olduklarını, müvekkilinin mali durumunun, borç ihtiyacını ortadan kaldıracak düzeyde olduğunu, bu yönüyle dava konusu edilen senedin gerçek bir borç ilişkisine dayanmadığını, davalı ... ve ağabeyi ...'ın ise herhangi bir mesleki faaliyeti ve gelirleri olmayan, müvekkili ve müteveffa eşinin, zaman zaman yaptıkları nakdi yardımlar ile geçimlerini sağlayan kişiler olduklarını, bu doğrultuda 7.500.000,00-TL gibi yüksek bir meblağın bu kişiler nezdinde bulunmasının hayatın olağan akışına açıkça aykırı olduğunu, bugüne kadar adı geçen kişilerin banka hesaplarında bu tutarın yarısı kadar para bulunmadığını, her ne kadar davalı ...'ın, bononun taraflar arasındaki ticari ilişkiden kaynaklandığını ve müşteki ile aralarında ''Otel Alımı ve Ortaklık Sözleşmesi''nin tanzim edildiğini, bu sözleşmeye istinaden de müvekkilinden alacaklı olduğunu ileri sürmüş ise de ne müvekkilinin ne de müvekkilinin vefat eden eşi ile davalı arasında hiçbir zaman herhangi bir ticari alış veriş yaşanmadığını, davalı tarafın bu doğrultudaki beyanlarının, gerçeği yansıtmayan, tamamen soyut iddialardan ibaret olduğunu, davalı ...'ın, Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ... Soruşturma numaralı dosyasındaki beyanlarında; toplamda 3.000.000,00-Euro ödeme yaptığını, bu ödemeye karşılık yaklaşık 7.500.000,00-TL’lik bir hesap açıldığını, ancak kur farkı nedeniyle eksik hesaplama yapıldığını, bunun üzerine 500.000,00-TL bedelli bir senet daha aldıklarını ifade ettiğini, ancak söz konusu senedin düzenlenme tarihi olan 10.01.2017 tarihinde 1 Euro = 3,90-TL olduğunu, bu durumda, davalının beyanlarında yer alan hesaplamaların gerçeği yansıtmadığını, senedin tanzim tarihinde iddia edilen borç miktarı ile çeliştiğini, şayet beyanlar doğru olsaydı, davalının yaklaşık 12.000.000,00-TL alacaklı olduğunu iddia etmesi gerekeceğini, Otel Alımı ve Ortaklık Sözleşmesi incelendiğinde sözleşmenin sağı ve solu olmak üzere iki uçta müvekkilinin ve rahmetli eşinin imzasının, ortada ise sonradan eklendiği gözle bakıldığında dahi rahatlıkla anlaşılabilecek ve farklı kalemle atılmış olan davalının imzasının bulunduğunun görüldüğünü, bununla birlikte sözleşmenin kağıt yapısı incelendiğinde, katlama yerlerinin ellerinde bulunan müvekkili ile rahmetli eşinin imzasının bulunduğunu, bir şekilde davalının eline geçmiş olan A4 kağıdıyla karşılaştırıldığında iki kağıdın da aynı katlama izlerine sahip olduğunu, müvekkilinin ve rahmetli eşinin imzasının bulunduğu ve yıllardır katlanmış şekilde yıpranmış olarak bekleyen bu A4 kağıdındaki imzaların yeri ve el ürünü olan imzaların, söz konusu ''Otel Alım ve Ortaklık Sözleşmesi''nde bulunan imza yerleri de dahil olmak üzere aynı olduğunu, el ürünü olan imzanın aynı kişiye ait olsa dahi, kişinin imzasını fotokopi gibi hiçbir değişiklik olmadan tıpatıp aynı şekilde atmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, ilgili sözleşmenin A4 kağıdı ile aynı olması, belgenin asıl olarak imzalanmadığını, imzaların başka bir evraktan kopyalanarak çoğaltıldığını açıkça ortaya koyduğunu, inceleme konusu sözleşmenin ıslak imzalı aslının dosyaya sunulmadığını, yalnızca fotokopi bir örneğine yer verildiğini, bu durumun belgenin asıllığı ve geçerliliği açısından tereddüt oluşturabildiğini, bu bağlamda, söz konusu bononun dayanağını teşkil ettiği iddia edilen temel borç ilişkisinin hukuken geçerliliği şüpheli bir belgeye dayandığını, hal böyleyken, bononun geçerliliğinin de tartışmalı hale geldiğini, herkesin iddiasını ispat etmekle mükellef olduğunu, bu sebeple, alacaklı olduğunu iddia eden davalının, müvekkili ile arasında hukuki bir ilişkinin varlığını dolayısıyla da alacağının varlığını ispat etmesi gerektiğini, müvekkili ile davalı ... arasında herhangi bir ticari ilişkinin varlığını ortaya koyacak somut bir delil bulunmadığını, dava konusu senedin ise gerçeği yansıtmadığını, müvekkilinin imzası taklit edilerek düzenlendiğini ya da müvekkilinin daha önce kendilerine güvenerek eşler arasında düzenlenip birbirlerine verilen boş senetlerin kötü niyetli şekilde ele geçirilip doldurulması suretiyle tanzim edildiğini, davalı tarafın, anılan senedi dayanak göstererek haksız yere ihtiyati haciz kararı aldırdığını, Antalya 4. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı icra dosyası incelendiğinde müvekkilinin mevduat hesabının bulunduğu bankanın Kemer'deki şubesine ve yine kiralık kasasının bulunduğu banka şubesine ihtiyati haciz müzekkeresinin elden götürülmüş olması ve diğer bankalara posta yoluyla gönderilmiş olmasının tüm iddialarını desteklediğini, müvekkilinin yaşadığı bu zorlu süreci kötüye kullanan davalıların, hiçbir somut delil ya da inandırıcı dayanağa sahip olmaksızın, olayların iddia ettikleri şekilde gerçekleştiğini öne sürdüklerini, yargılama safhasında bekletici mesele yapılan ceza mahkemesi kararları incelendiğinde; verilen kararların delil yetersizliğine dayanan beraat kararları olduğunu, yerleşik Yargıtay içtihatları uyarınca; aklama (beraat) kararının hukuk hakimini bağlamayacağını, Antalya 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasında verilen kararda iddialarının hiç birisinin değerlendirilmediğini, yalnızca imzanın müvekkiline ait olduğu sonucu ile davalı hakkında beraat kararı verildiğini, bilirkişi raporlarında imzanın müvekkiline ait olduğu, yazıların ise müvekkilin yazılarıyla uyuşmadığının ortaya konulduğunu, her ne kadar bononun sebepten mücerret olsa da, davalı taraf beyanlarında söz konusu senedin otel alımı ve ortaklık sözleşmesinden kaynaklandığını belirttiklerini, bu hali ile de sebepden mücerretliğin ortadan kalktığını, söz konusu sözleşme içeriğinde müvekkiline ...-Euro’nun elden teslim edildiğinin iddia edildiğini, ancak böyle bir miktarın elden ödenmesi ne ticari hayata ne de hayatın olağan akışına uygun düşeceğini, yine sözleşmenin devamında belirtilen ...-Euro’nun davalı tarafından parça parça ödendiğine ilişkin hiçbir evrak sunulamadığını, davalı ve kardeşinin yargılama aşamasında vermiş oldukları soyut ifadeleri ispat edecek hiçbir evrak sunamadıklarını, senede karşı senetle ispat yükümlülüğünün, davalı tarafça söz konusu senedin taraflar arasındaki sözleşme uyarınca düzenlendiği iddiası ile söz konusu ticari ilişkinin varlığının davalı tarafça ispatlanması gerektiğini, mevcut durumda ispat yükünün davalı tarafa geçtiğini, davalı tarafın bir taraftan dava konusu bononun ticari alım satımdan kaynaklandığını iddia ettiğini, diğer taraftan açığa atılan imzanın kötüye kullanılmasından bahsederek yine çelişkiye düştüğünü, Yerel Mahkemece %20 oranında kötü niyet tazminatının müvekkili davacıdan alınıp davalıya verilmesine yönelik son derece hatalı bir karar verildiğini, İlk Derece Mahkemesi'nin 2004 sayılı İcra İflas Kanunu'nun 72/4. maddesindeki yasal koşulların davalı alacaklı yönünden oluştuğunu, Mahkemece verilen tedbir kararının uygulandığını, Ceza Mahkemeleri'nin kararlarının kesinleşmesinden sonra tedbirin kaldırıldığından bahisle vermiş olduğunu bu kararın istinaf gerekçelerinin bütününde detaylıca anlattıkları üzere müvekkilin borçlusu olmadığı bir icra takibini tabii hakkı olarak durdurmak ve kendisine ait olmayan bir borcu ödememek amacıyla hareket etmesinden mütevellit son derece hatalı ve müvekkil uhdesinde telafisi imkansız zararlara sebebiyet verecek nitelikte olduğunu istinaf sebepleri olarak ileri sürmüştür. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davacı tarafın her ne kadar müvekkili hakkında bononun ve diğer evrakın "Otel Alım ve Ortaklık Sözleşmesidir'' isimli sözleşmenin sahte olduğundan bahisle, resmi evrakta sahtecilik, bonoların hile ile alındığından bahisle dolandırıcılık ve daha sonra da bu bonoların kendilerine ait olduğunun kabulüyle birlikte zilyedin rızası dışında alındığından bahisle hırsızlık iddiasında bulunarak müvekkili hakkında ayrı ayrı suç ihbarında bulunduğu, bu soruşturmalar ile Ceza Mahkemelerinde davalar açıldığını, açılan bu davalarda Antalya 22. Asliye Ceza Mahkemesi'nde, Kemer Asliye Ceza Mahkemesi'nde ve Antalya 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nde kovuşturmasına başlandığını, daha sonra da Antalya 22. Asliye Ceza Mahkemesi'nin dosyası ile Antalya 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nin dosyalarının, Antalya 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nde birleştirildiğini, devam eden kovuşturmaların tamamında müvekkilinin beraat ettiğini, bu beraat kararlarının da kesinleştiğini, davacı tarafın dava konusu olan bonoların ve ''Otel Alım ve Ortaklık Sözleşmesidir'' isimli sözleşmenin kendilerine ait olmadığını ve sahte olduğunu iddia ederek müvekkili hakkında dava açılmasına sebep olmuş ise de; açılan resmi evrakta sahtecilik davasında ve özel evrakta sahtecilik dosyasında alınan yazı ve imza örnekleri davacı tarafa / eşine ait çıktığını, davacı tarafın bu seferde "bizden çalındı, üstü bir şekilde dolduruldu" demeye başladığını, ancak nereden çalındığı, bu evraklara neden imza atılarak saklandığı, nerede saklandığı gibi bir çok konuda davacı tarafça hiç bir bilgi verilemediğini, davacı tarafın bilerek ifadesinde belirsizlik yaratarak bundan dolayı da sürekli süre kazandığını, bu belirsizliğin de müvekkili aleyhine kullanılarak icra dosyalarında alacağı almasını geciktirildiğini, davacı tarafın yıllardan beri benzer kötü niyetli iddialarda bulunarak icra dosyalarını uzatmakta ve müvekkilinin alacağını almasına da sürekli mani olduğunu, CMK'nın 160. maddesi kapsamında Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı ve Antalya Ceza Mahkemeleri'nin maddi gerçeği bulmak adına her türlü delili bulma görevi ile hareket ederek onlarca soruşturma işleminden sonra bile müvekkilinin beraat etmiş olması, davacı tarafın iş bu davayı sadece süre kazanmak ve icra dosyalarını sürümcemede bırakmak için açtığını ve bu maksadına da ulaştığını, başlatılan icra dosyalarında davacı tarafın haksız ve kötü niyetli tedbirleriyle sürekli icra işlemlerinin durduğunu, müvekkilinin alacağını bir türlü tahsil edemediğini, bu nedenle müvekkiline verilen zararın İİK'nın 72/4. maddesindeki %20 oranındaki tazminata hükmedilmesi ile kapatılamayacağını, müvekkilinin 7.500.000,00-TL'lik para alacağının icraya konmasına karşılık, bu davanın 08.04.2019 tarihinde açıldığını, davanın açıldığı dönem ki yabancı para karşısındaki karşılığı ile bu günkü yabacı para karşılığı arasında farkın çok büyük olduğunu, 08.04.2019 tarihinde 1 € = 6.4075-TL iken müvekkilinin o günkü € kurundan, € almış olsa idi ...-€ parası olacağını, ...-€ * 49.75 bu günkü TL kuru = ...-TL (yaklaşık olarak) parasal alacağı olacağını, ancak söz konusu icra dosyasında müvekkilinin bu dosyasının kesinleşmesi halinde davacı taraftan ancak ve ancak ...-TL (civarında) bir para alabileceğini, bu zararın da nazara alındığında bu taleplerinin ne kadar da makul ve yerinde bir talep olduğunun da anlaşılacağını, müvekkilinin zararı çok daha fazla olduğundan bu konuda müvekkiline makul bir oranda tazminatın ödenmesini talep ettiklerini, 2004 sayılı İİK'nın madde 72/4 uyarınca; "... Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez." hükmüne binaen lehlerine verilen %20'lik tazminatın da, artırılarak makul bir orandan yeniden karar verilmesini talep ettiklerini, çünkü %100 tazminata hükmedilse bile, gene müvekkilinin zararının yanında bu tazminatın çok düşük kalacağını, bu konuda bir çok Yargıtay Kararının bulunduğunu istinaf sebepleri olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: Dava, icra takibinden sonra açılan kambiyo senedinden kaynaklı menfi tespit davası niteliğindedir. Mahkemece yazılı gerekçeyle, davanın reddine karar verilmiştir. Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davacı yanın istinaf isteminin incelenmesinde; Ceza ve Hukuk Mahkemeleri kararları arasındaki ilişkiyi düzenleyen 6098 sayılı TBK'nın 74. (818 sayılı BK 53) maddesi hükmü hukuk hakimini, ceza mahkemesinin kesinleşen kararı karşısında maddi hukuk bakımından kural olarak bağımsız kılmaktadır. Ancak hukuk hakiminin bu bağımsızlığı sınırsız değildir. Her mahkumiyet kararı o eylemin hukuka aykırılığını tespit etmesi bakımından hukuk hakimini bağlayıcı niteliktedir. Ceza hakiminin saptadığı maddi olaylar ve özellikle fiilin hukuka aykırılığı ve davacı/davalı tarafından işlenmiş olup olmadığı hukuk hakimini bağlar. Ceza davası, maddi vakıaların belirlenmesi ve sonucu itibariyle taraflar arasındaki borç ilişkisinin kesin hükümsüzlüğünün anlaşılabilmesi için önem taşımaktadır. Nitekim borç ilişkisinin kesin hükümsüzlüğü hakim tarafından re'sen göz önünde tutulacak nedenlerdendir ve buna ilişkin deliller her zaman ibraz edilebilir. (YHGK'nın 2014/19-1119 Esas ve 2016/627 Karar sayılı ilamı) Ceza mahkemesince verilen, beraat kararı, kusur ve derecesi, zarar tutarı, temyiz gücü ve yükletilme yeterliği, illiyet gibi esasların hukuk hakimini bağlamayacağı konusunda duraksama bulunmamaktadır. Ancak, hemen belirtilmelidir ki, gerek öğretide ve gerekse Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarında, ceza hakiminin tespit ettiği maddi olaylarla ve özellikle "fiilin hukuka aykırılığı" konusuyla hukuk hakiminin tamamen bağlı olacağı kabul edilmektedir. Diğer bir anlatımla, maddi olayları ve yasak eylemlerin varlığını saptayan ceza mahkemesi kararı, taraflar yönünden kesin delil niteliğini taşır (YHGK'nın 10/01/1975 tarih ve 1971/406 E. 1975/1 K.; 23/01/1985 tarih ve 1983/10-372 E. 1985/21 K.; 27/04/2011 tarih ve 2011/17-50 E. 2011/231 K. sayılı ilamları). Vurgulamakta yarar vardır ki, hukuk usulü bir şekil hukukudur. Davanın açılması, itirazların ileri sürülmesi, tanıkların ve diğer delillerin bildirilmesi belirli süre koşullarına bağlı kılındığı gibi, ikinci tanık listesi verilememesi, iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı gibi, yargılamanın süratle sonuçlandırılması gayesi ile belirli kısıtlamalar getirilmiştir. Bunun sonucunda, hukuk hâkimi şekli gerçeği arayacak, maddi gerçek öncelikli hedef olmayacaktır. Ancak ceza hâkimi bunun tersine öncelikli hedef olarak maddi gerçeğe ulaşmaya çalışacaktır. O hâlde ceza mahkemesinin maddi nedensellik bağını (illiyet ilişkisi) tespit eden kesinleşmiş hükmünün hukuk hâkimini bağlamasına, TBK'nın 74. maddesi bir engel oluşturmaz. Yargıtayın yerleşik uygulamasına ve öğretideki genel kabule göre maddi olgunun tespitine ilişkin ceza mahkemesi kararı hukuk hâkimini bağlar. Ceza mahkemesinde bir maddi olayın varlığı ya da yokluğu konusundaki kesinleşmiş kabule rağmen aynı konunun hukuk mahkemesinde yeniden tartışılması olanaklı değildir (HGK’nın 15.06.2022 tarihli ve 2019/10-111 E., 2022/948 K. sayılı ilamı). Somut uyuşmazlıkta; Kemer Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... Esas ve ... Karar sayılı ilamı ile; sanık ... ile diğer sanık hakkında bina içinden hırsızlık ve tehdit suçlarından kamu davası açılmış ise de, yapılan yargılama sonucunda beraat kararı verildiği, hırsızlık suçu bakımından beraat gerekçesinin; "...dosya arasında bulunan ve olay anına ilişkin olduğu iddia edilen kamera kayıtları ile bu kayıtlara ait 29/06/2020 tarihli görüntü izleme, araştırma ve tespit tutanağı üzerinde yapılan incelemede sanıklar ile katılanın hırsızlık olayının işlendiği iddia olunan otel lobisinde bir arada oldukları görülmekle sanıkların suça konu belgeleri almış olduklarına ilişkin açıkça bir tespite de rastlanmamıştır..." şeklinde olduğu, kararın Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 7. Ceza Dairesi'nin ... Esas ve ... Karar sayılı ilamı ile 02/05/2024 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Antalya 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... Esas ve ... Karar sayılı ilamı ile; davalı ... hakkında Resmi Belgede Sahtecilik, Özel Belgede Sahtecilik, Kamu Kurum ve Kuruluşları vb. Tüzel Kişiliklerin Araç Olarak Kullanılması Suretiyle Dolandırıcılık suçlarından kamu davası açılmış ise de "...yapılan yargılama ve toplanan delillere göre sanığın üzerine atılı suçları işlediği sabit olmadığından, 5271 sayılı CMK'nın 223/2-e maddesi gereğince atılı suçlardan ayrı ayrı BERAATİNE..." karar verildiği, kararın Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 14. Ceza Dairesi'nin 05.03.2025 tarih ve ... Esas, ve ... Karar sayılı ilamı ile "İstinaf Başvurusunun Esastan Reddine" şeklinde kesin olarak karar verilmiş olmakla 05.03.2025 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır. Antalya 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nin ... Esas ve ... Karar sayılı dosyasında alınan İstanbul Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi'nin ... tarihli raporuna göre suça konu senet üzerindeki borçlu imzasının katılan ...'in eli ürünü olduğu tespit edilmiş, senetteki yazıların tersim biçimi, işleklik derecesi, istif, eğim ve doğrultu bakımından katılan ...'ın eli ürünü olmadığı yönünde tespitte bulunulduğu görülmüştür. Aynı zamanda İstanbul Adli Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi'nden suça konu senetteki keşideci imzasının ve senetteki yazıların ...'e ait olup olmadığı ve suça konu bono ve birleşen Antalya 22 Asliye Ceza Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasındaki yargılamaya konu "otel alım ve ortaklık sözleşmesi" ve boş A4 kağıdında isim ve imzaların bulunduğu belge ile ilgili imza ve yazı aidiyeti, belgelerde tahrifat bulunup bulunmadığı, imza ve yazıların başka bir belgeden transfer şeklinde oluşturulup oluşturulmadığı, belgelerde toner artığı vs bulunup bulunmadığı hususunda rapor tanzim edilmesinin talep edildiği, düzenlenen raporda ise senedin imzalardan faydalanılarak oluşturulduğunu gösterir bulgu saptanmadığı, senette tahrifat yapıldığını gösterir bulgu saptanmadığı, "otel alım ve ortaklık sözleşmesidir" başlıklı belgenin alt kısmındaki yazıların ıslak imza ve yazılar olduğu, ancak söz konusu yazı ve imzalar hakkında yazı ve imzalardan faydalanılarak oluşturulup oluşturulmadıkları hususunda tespitte bulunulamadığı ve söz konusu belgedeki isim yazısı ve imzanın ...'in eli ürünü olduğunun belirlendiği anlaşılmıştır. Saptanan hukuksal durum bu olunca; ceza mahkemesince davaya konu senedin ve "otel alım ve ortaklık sözleşmesidir" başlıklı belgenin alt kısmındaki yazıların ıslak imza ve yazılar olduğu, senet üzerindeki ve "otel alım ve ortaklık sözleşmesidir" başlıklı belgenin alt kısmındaki borçlu imzasının katılan ...'in eli ürünü olduğuna ilişkin tespit maddi olaya ilişkin olup, bu tespit hukuk hakimini bağlayıcı nitelikte olduğundan İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu sebeple davacı yanın bu hususa ilişkin istinaf itirazları yerinde görülmemiştir. Davalı yanın istinaf istemlerinin incelenmesinde; 2004 sayılı İİK'nın 72/4. Maddesinin; “Dava alacaklı lehine neticelenirse ihtiyati tedbir kararı kalkar. Buna dair hükmün kesinleşmesi halinde alacaklı ihtiyati tedbir dolayısıyla alacağını geç almış bulunmaktan doğan zararlarını gösterilen teminattan alır. Alacaklının uğradığı zarar aynı davada takdir olunarak karara bağlanır. Bu zarar herhalde yüzde yirmiden aşağı tayin edilemez.” hükmüne haiz olduğu, İlk Derece Mahkemesince davalı lehine %20 oranında tazminata hükmedildiği, davalı yanca hükmedilen tazminat oranının davalı yanın zararını karşılamayacağından bahisle daha yüksek oranda tazminat belirlenmesi istinaf sebebi olarak ileri sürülmüşse de; davalı yanın daha fazla zararı olduğuna ilişkin delil ve ispat bulunmadığı gibi taraflar arasındaki sözleşmede davalı yan ödemelerinin Euro cinsinden olması ve sırf yabancı para kurunun arttığından bahisle Türk Lirası olarak düzenlenen bono nedeniyle daha fazla zarara uğradığı kabul edilemeyeceğinden davalı yanın istinaf isteminin reddine karar verilmiştir. 6100 sayılı HMK'nın 359/3. maddesi uyarınca; dosya kapsamındaki yazı, belge ve bilgilere, yasaya uygun gerektirici nedenlere, İlk Derece Mahkemesi kararının gerekçesinde dayanılan delillerle, delillerin tartışılması sonucu maddi olay ve hukuki değerlendirmede usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmamasına, 6100 sayılı HMK'nın 355/1. maddesi gereği incelemenin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılıp, re'sen gözetilmesi gereken, kamu düzenine herhangi bir aykırılığın da bulunmamasına, kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğunun anlaşılmasına göre; davacı ve davalı vekillerinin istinaf itirazları yerinde görülmediğinden 6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-1. maddesi gereğince istinaf başvurusunun esastan reddine karar vermek gerektiği anlaşıldığından aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Taraf vekillerinin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b.1 maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 732,00-TL maktu istinaf karar harcından peşin olarak yatırılan 615,40-TL harcın mahsubu ile bakiye 116,60-TL istinaf karar harcının davacı ve davalıdan ayrı ayrı tahsili ile Hazineye GELİR KAYDINA, 3-Taraflarca istinaf başvurusu nedeniyle yapılan yargılama masraflarının kendi üzerilerinde BIRAKILMASINA, 4-Kullanılmayan istinaf gider avanslarının 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesince karar kesinleştiğinde ilgililerine İADESİNE, 5-İstinaf incelemesi dosya üzerinden yapıldığından taraflar lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, 6-Kararın Dairemiz tarafından taraflara TEBLİĞİNE, Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 04/06/2025 tarih 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 20. maddesi uyarınca parasal sınırların uygulanmasında davanın açıldığı tarihteki miktarı esas alınmak suretiyle 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince Dairemiz kararının tebliğinden itibaren İKİ HAFTALIK süre içinde Yargıtay nezdinde temyiz kanun yolu açık olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 17/02/2026 ...