T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/888 Esas KARAR NO : 2026/391 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ: 26/10/2021 NUMARASI : 2020/522 Esas, 2021/773 Karar DAVANIN KONUSU: İTİRAZIN İPTALİ KARAR TARİHİ: 12/03/2026 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde ö…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/888 Esas KARAR NO : 2026/391 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ: 26/10/2021 NUMARASI : 2020/522 Esas, 2021/773 Karar DAVANIN KONUSU: İTİRAZIN İPTALİ KARAR TARİHİ: 12/03/2026 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; dava dışı ...'ın geçirdiği iş kazası sebebiyle vefatı sonrasında mirasçıları tarafından açılan ve İstanbul Anadolu 13. İş Mahkemesi'nin 2013/74 E., 2013/59 K. sayılı dosyası ile karara çıkan davada davalı sıfatıyla yer aldıklarını, anılan mahkeme hükmünün temyiz safhasında onandığını ve kararın tazminat davasının davacıları tarafından İstanbul 3. İcra Müdürlüğünün ... E. sayılı dosyasından icra takibine konulduğunu, tazminat davasının davacıları ile anlaşma sağlanarak sulh ve ibra sözleşmesi imzaladıklarını ve bu kapsamda, 550.000,00 TL toplam bedelin anılan davanın davacılar vekili Av. ...'un hesabına ödendiğini, anılan iş kazası davasında hükme esas alınan kusur raporunda müvekkilleri şirket ile davalı şirket ve dava dışı ... için toplamda %85 kusur oranı tespit edildiğini, anılan davadaki davalılar arasındaki iç ilişkide ise kusur oranının %25'inin davalı şirkete, %40'ının ...'e ve %20'sinin de müvekkilleri şirkete ait olduğunun belirlendiğini, anılan iş kazası davası kesinleşmiş olduğundan iş kazası sebebiyle belirlenen kusur oranlarının da taraflar açısından bağlayıcı olduğunu, iş kazası davası sebebiyle ödedikleri toplam tutarın kusur oranı doğrultusunda rücu edilmesi amacıyla davalı aleyhine icra takibi başlattıklarını, ancak davalı şirketin takibe haksız olarak itiraz ettiğini; müteselsil borç ilişkisinde müvekkillerinin TBK m. 167 ve devamı maddeleri uyarınca borcu ödeyerek alacaklının haklarına halef olduğunu belirterek itirazın iptali ile davaya konu icra takibinin kaldığı yerden devamına; alacağın %20'sinden az olmamak kaydıyla icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. CEVAP Davalı vekili davaya cevap süresinden sonra sunduğu 01/12/2020 havale tarihli beyan dilekçesinde özetle: davanın ticari ilişki kaynaklı olmadığını ve mevcut bir kaza sonucu vefat eden işçinin yakınlarına ödenen tazminat ödemesinin rücu bedelinden ibaret olduğunu, İş Mahkemeleri'nin görevli olduğunu, davacı şirkete hiçbir borçlarının bulunmadığını, davacı tarafın vefat eden şahsın ailesi ile imzaladıklarını belirttiği sulh ve ibra protokolü hakkında müvekkillerinin görüş ve onayını almadığı gibi anlaşma tutarı ve ödeme yönünden bilgi de vermediğini, anılan ödeme anlaşmasına müvekkil taraf da olmadıklarını, müvekkillerine ihbar edilmeyen, bilgisi verilmeyen ve onayı alınmayan bir anlaşmadan, ödemeden müvekkilinin sorumlu tutulamayacağını, davacı tarafın hangi hesaplamalara göre ödeme yaptığının da belli olmadığını, rücu konusu tutarın meydana geldiği olayda ölen kişinin müvekkillerinin işçisi olmadığını, kazanın olduğu geminin dava dışı ... tarafından getirilmiş olduğunu ve sözleşmelerde de personellerin ... tarafından istihdam edildiğinin belirtildiğini, müvekkilleri şirket ile davacı arasında alt işveren - asıl işverenlik yönünden de herhangi bir ilişki bulunmadığını ve kendilerine rücu edilemeyeceğini, rücuya esas alınan kusur oranının da doğru olmadığını, İstanbul Anadolu 2. İş Mahkemesinin 2011/35 Esas sayılı dosyasının kesinleşmediğini ve hesaplamalara esas alınamayacağını, takibe konu ödemenin 28.06.2013 tarihinde yapılmış olduğunu ve rücu zamanaşımı süresi geçtiğini, davacının ödemiş olduğu tutar ve ödemelerin kazanın olduğu geminin sigortasından alındığını, işbu davada mükerrer talepte bulunulduğunu, ticari defterleri incelendiğinde davacı şirketin müvekkillerine borcu olduğunun görüleceğini savunarak davanın reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece; dosyada alınan kusur raporu ile iş mahkemesi raporunun çeliştiği, ancak mahkemece alınan raporun itiraza uğradığı iş mahkemesi dosyasından alınan raporun ise yargıtay denetiminden geçerek kesinleştiği, bu nedenle iş mahkemesinde alınan bilirkişi raporunun kusur değerlendirmesinin hükme esas alındığı, maddi tazminat miktarı olarak Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşen 240.640,19 TL lik ödemenin yerinde olduğu, bu miktarın kusur durumuna göre 60.160,05 TL sini davalıdan talep edebileceğini, bu miktarın 28/06/2013 tarihinden 06/05/2019 tarihine kadar 45.496,58 TL işletildiği, manevi tazminat miktarının ise tarafların kazanılmış hakları gözetilerek Mahkemece belirlenmesi gerektiği bu nedenle ...'ın 25.000,00 TL, ...'ın 20.000,00 TL, ...'ın 20.000,00 TL ve ...'ın 20.000,00 TL manevi tazminat talep edebileceği, bu nedenle davacının manevi tazminat talepleri yönünden toplam 85.000,00 TL yaptığı ödemenin haklı olduğu kanaatine varıldığı, bu miktarın kusur durumuna göre 21.250,00TL sini davalıdan talep edebileceği, tüm bu nedenlerle davacının yaptığı icra takibine davalının 81.410,05 TL asıl alacak ve 45.496,58 TL işlemiş faiz alacağı yönünden yaptığı itirazın haksız olduğu, itirazın iptali gerektiği, her iki tarafın da tacir olması ve davanın tarafların ticari işletmeleri ile ilgili olması nedeniyle takip tarihinden itibaren ticari faiz uygulanması gerektiği, alacağı miktarı yargılamayı gerektirdiğinden icra inkar tazminatı talebinin şartlarının oluşmadığı gerekçesiyle davanın davanın kısmen kabulüne, davalı/takip borçlusunun, İstanbul Anadolu 15. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasına vaki itirazının 81.410,05 TL asıl alacak ve 45.496,58 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 126.906,63 TL yönünden iptaline, kabulüne karar verilen asıl alacağa takip tarihinden itibaren ticari faiz uygulanmasına, şartları oluşmayan icra inkar tazminatı isteminin reddine, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. İSTİNAF NEDENLERİ Karar yasal süresinde davacı vekili ve davalı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davacı vekili istinaf nedenleri olarak; Mahkemece maddi tazminat miktarının hatalı hesap edildiğini, kesinleşmiş kusur oranlarının da hatalı olarak değerlendirildiğini, zira hesaplamanın kusur oranına göre 25/85 üzerinden yapılması gerekirken 25/100 üzerinden yapılmasının hatalı olduğunu, yine Mahkemenin hesaplamaya esas alınan tutarda da hataya düştüğünü, sadece maddi tazminat miktarının esas alındığını, oysa Mahkeme kararı gereğince vekalet ücreti ve yargılama giderleri açısından da davalının müteselsil sorumluluğunun bulunduğunu, bilirkişi raporunda mahkeme kararında belirtilen ve davalı şirketin de müteselsil sorumlu olduğu maddi tazminat, vekalet ücreti ve yargılama giderleri ile harçların toplamı olan 346.311,96 TL'nin, kusur dağılımına göre 25/85'inin 101.856,46 TL olduğunun da ayrıca belirtildiğini, bilirkişiler tarafından söz konusu tutara ilişkin işlemiş faizin de hesap edildiğini, Mahkemenin manevi tazminat tutarını belirlerken de hataya düştüğünü ve manevi tazminat miktarının düşük hesaplandığını, istinaf incelemesinde yapılacak değerlendirmede manevi tazminatın daha yüksek bir tutar olarak belirlenmesini talep ettiklerini, yine manevi tazminat hesaplaması yapılırken 25/85 oran üzerinden hesaplama yapılmamasının hatalı olduğunu, icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmesinin hatalı olduğunu, davalının cevap dilekçesini süresinde sunmadığından zamanaşımı defini sunamayacağı ve herhangi bir özel savunmada bulunamayacağını belirterek ilk derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekili istinaf nedenleri olarak; davacının vefat eden işçinin yakınlarına ilişkin yaptığı ödemenin rücusu davasının görülmesi gereken mahkemenin ticaret mahkemesi olmadığını, bu nedenle davanın görevli Mahkemede açılmadığını, iş bu itirazın iptali davasında tebligatların asile yapıldığından tebligatın usulsüz olduğunu, müvekkilinin kusurunun bulunmadığına ilişkin bilirkişi raporunun dikkate alınmadığını, rücu için gereken 2 yıllık zaman aşımı süresinin dolduğunu, müvekkilinin herhangi bir borcunun bulunmadığını, anlaşmanın müvekkiline bildirilmediğini, müvekkilinin temerrüte düşürülmediğini bu nedenle müvekkili aleyhine faize hükmedilmesinin hatalı olduğunu, yine müvekkiline ihbar etmeden, onay alınmadan ödeme yapıldığını, bilgi dahi verilmeyen bir ödemeden müvekkilinin sorumlu tutulmasının hakkaniyete ve hukuka aykırı olduğunu, kısacası davacının müvekkiline yönelik rücu hakkı bulunmadığını, Mahkeme kararının gerekçelendirilmediğini ve kararın hukuka aykırı olduğunu belirterek ilk derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep ve istinaf etmiştir. DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: HMK'nın 355. ve 357. maddeleri gereğince istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle bağlı olarak ve kamu düzenine aykırılık hususlarını da gözetilerek yapılan inceleme neticesinde; Dava, kazada vefat eden işçi için yapılan ödemenin, davacıyla birlikte müştereken ve müteselsilen ödemeden sorumlu olan davalıdan, kusuru oranındaki miktarının rücuen tahsili amacıyla başlatılan icra takibine yapılan itirazın iptali istemlidir. Davacı tarafından davalı aleyhine, İstanbul Anadolu 13 İş Mahkemesi'nin 15.03.2013 tarih, 2013/74 E ve 2013/59 K sayılı dosyası ilamı uyarınca yapılan ödemelerin kusur oranında davalıdan rücuen tazmini için, İstanbul Anadolu 15. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyası ile 137.500,00 TL asıl alacak, 97.510,10 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 235.010,10 TL üzerinde icra takibi başlatıldığı, ödeme emrinin davalı takip borçlusuna tebliği üzerine davalı takip borçlusunun süresi içerisinde, borca ve ferilerine itiraz ettiği ve bunun üzerine takibin durduğu, itiraz dilekçesinin ve/veya takibin durdurulmasına ilişkin kararın davacı takip alacaklısına tebliğine ilişkin evraka rastlanmadığı, iş bu itirazın iptali davasının İİK 67 maddesi uyarınca 1(bir) yıllık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı anlaşılmıştır. Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın kısmen kabulüne davalının itirazının 81.410,05 TL asıl alacak ve 45.496,58 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 126.906,63 TL yönünden iptaline karar verilmiş, taraf vekilleri hükmü istinaf etmiştir. Uyuşmazlık, mahkemece yapılan hesaplamanın ve buna göre Mahkemece tesis edilen kararın yerinde olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. İstanbul Anadolu 13. İş Mahkemesi'nin 2013/1838 Esas sayılı dosyasında, 15/03/2013 tarihinde karar verildiği, bu karara göre; müteveffa ...'ın %15 oranında, diğer davalıların %85 oranında kusurlu olduklarının (iş Mahkemesi davasında davalı ... % 25, davalı ... % 40, davalı ... % 20) tespit edildiği, kusurlara göre yapılan hesaplama neticesinde; 240.640,19 TL maddi tazminatın ve 300.000,00 TL manevi tazminatın davalılardan tahsiline karar verildiği, kararın temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 21. Hukuk Dairesi tarafından yapılan incelemede; davalı ... A.Ş.’nin temyiz isteminin feragat nedeniyle reddine, davalı ... Ltd. Şti. vekilinin maddi tazminat davası yönünden temyiz istemlerinin reddine karar verildiği, manevi tazminat miktarlarının yüksek belirlendiği gerekçesiyle kararın bozulduğu, mahkemece yeniden esas alınarak yargılama yapıldığı sırada ... tarafından 550.000,00 TL ödeme yapıldığı ve bu ödeme nedeniyle davanın konusuz kaldığı, mahkemece de davanın konusuz kalması nedeniyle davanın esası hakkında karar verilmesine yer olmadığı kararı verildiği, bu kararın Yargıtay tarafından onandığı anlaşılmıştır. Dosya kapsamına sunulan 28.06.2013 tarihli Sulh ve İbra Sözleşmesine göre dava konusu iş kazası nedeniyle davacı tarafından işçinin mirasçılarına uğradıkları zarara, maddi ve manevi tazminat talebine, yargılama masraf ve vekalet ücretine karşılık toplam 550.000,00 TL ödeme yapılması kararlaştırılmış ve 28/06/2013 tarihinde ödeme yapılmıştır. 1-Davalı vekilinin istinaf nedenlerinin değerlendirilmesinde; 6102 Sayılı TTK'nun 4. maddesine göre bir davanın ticari dava olabilmesi için, uyuşmazlığın her iki tarafının da tacir olması ve ticari işletmeleriyle ilgili hususlardan doğmuş bulunması veya anılan yasa maddesinde sayılan mutlak ticari davalardan olması gerekir. Somut davada, davacı, işçinin ölümü sebebiyle, mirasçılarına kendi payına düşenden daha fazlasını ödemiş olması sebebiyle diğer müteselsil borçlu olan davalıya rücu hakkının doğduğundan bahisle işbu davayı açmış olup her iki tarafın tacir olduğu ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunduğu bu nedenle uyuşmazlığın çözümünün Asliye Ticaret Mahkemelerinin görevi içerisinde olduğu anlaşılmakla davalı vekilinin göreve yönelik istinaf nedeni yerinde değildir. İlk derece mahkemesinde yapılan tebligatlar davalı asile yapılmış, davalı vekili, sözkonusu tebligatların, davalının takip aşamasında yetkilendirdiği vekile yapılması gerektiğini ileri sürerek hükmü istinaf etmiştir. Vekilin umumî vekâletname ile yetkilendirilmiş olması, müvekkilin talimatı olmadan tüm davaları takip etme yetki ve zorunluluğunu ona yüklemez. Örneğin, hakkında icra takibi yapılan borçlu, vekili aracılığıyla takibe itiraz etmiş olsa dahi, alacaklının açtığı “itirazın iptali davası” bakımından, borçlunun takibe itiraz aşamasında tayin ettiği vekilin, bu davada da yetkili bulunup bulunmadığı davanın açılması sırasında belirli olmadığından, dava dilekçesinin vekil yerine asile tebliği gerekir (Yargıtay 9. HD'nin 2020/4796 E, 2021/2569 K sayılı kararı). Buna göre icra takip dosyasına vekalet sunulması, itirazın iptali davası açısından da sözkonusu vekilin yetkilendirildiği anlamına gelmeyeceğinden, mahkemece davalı asile dava dilekçesinin tebliğ edilmesinde usule aykırılık bulunmamaktadır. Davacı ile davalı arasındaki ilişki sözleşmeden kaynaklandığından, buna göre, olayda TBK 146. maddesinde öngörülen (10) yıllık zamanaşımı süresinin uygulanacak olup, savunma aracı olan zamanaşımı def'inin, savunmanın genişletilmesi ya da değiştirilmesi yasağının başladığı ana kadar ileri sürülmesi gerekmektedir. Somut olayda, davalı alacağın zamanaşımına uğradığını ileri sürmüşse de, HMK 319 uncu maddesi uyarınca basit yargılama usulüne tabi davalarda, savunmanın değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı def'inin cevap dilekçesi ile ileri sürülmesi gerekir. Cevap dilekçesinde zamanaşımı defi ileri sürülmemiş ya da süresi içince cevap dilekçesi verilmemişse ilerleyen aşamalarda HMK’nun 141/2 maddesi uyarınca zamanaşımı defi davacının açık muvafakati ile yapılabilir. Basit yargılama usulüne tabi eldeki davada süresinde cevap dilekçesi sunulmadığından, zamanaşımı savunmasının, sonradan ileri sürülmesi savunmanın genişletilmesi niteliğindedir. Davacının ise savunmanın genişletilmesine açık bir muvaffakati bulunmamaktadır. Bu nedenle davalının davanın zamanaşımına uğradığı yönündeki istinaf nedeninin dinlenmesi mümkün değildir. 6098 sayılı TBK'nun iç ilişkide müteselsil sorumluluğu düzenleyen 62/2 maddesi "Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olur. " hükmünü; aynı kanunun müteselsil borçluların iç ilişkideki paylaşımını düzenleyen 167/2 maddesi ise "Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır. Bu durumda borçlu, her bir borçluya ancak payı oranında rücu edebilir. " hükmünü içermektedir. İş mahkemesi kararına göre, taraflar alt ve üst işveren olarak birlikte kusurlarıyla bir zarara sebebiyet verdiklerinden, bu zarar nedeniyle ödeme yapan davacının davalıya TBK 167 gereğince yasadan kaynaklanan rücu hakkı mevcuttur. Bu nedenle davalının, davacının müvekkiline yönelik rücu hakkı bulunmadığına yönelik istinaf nedeni yerinde görülmemiştir. 2-Davacının istinaf nedenlerinin incelenmesinde; Davacı tarafından davaya konu icra takibinde işçinin mirasçılarına ödenen 550.000,00 TL’nin davalının kusur oranına tekabül eden 137.500,00 TL’nin ve 97.510,10 TL işlemiş faizi olmak üzere toplam 235.010,10 TL'nin rücuen tahsili istemiştir. Kesinleşen İstanbul Anadolu 13 İş Mahkemesi'nin 15.03.2013 tarih, 2013/74 E ve 2013/59 K sayılı dosyasında, 26.11.2012 tarihli bilirkişi raporunda iş kazası nedeniyle işçinin %15, davacının %20, davalı ... Ltd. Şti'nin ... Anonim Şirketi'nin %25, dava dışı ...'in % 40 oranında kusurlu olduğu belirlenerek ve işçinin kusur miktarı düşülerek tazminata hükmedilmiştir. Ancak mahkemece, iş mahkemesince belirlenen miktardan işçinin kusuru düşülerek tazminata hükmedildiği nazara alınmaksızın hatalı hesaplanmıştır. İş mahkemesinin kesinleşen kararında belirtilen işçinin %15 kusuru göz önüne alındığında, işçinin mirasçılarına yapılan ödeme iş mahkemesi davasında davalıların %85 kusuruna denk gelen miktardır. Bu durumda %85 kusur oranına göre işçinin mirasçılarına ödeme yapan davacı, bu miktarın davalının kusuru oranında davalıya rücu edebileceği nazara alınmaksızın hatalı hesaplamaya dayalı karar verilmesi isabetli olmamıştır. Bu nedenle davacı vekilinin bu yöndeki istinaf nedeni yerinde görülmüştür. (Yargıtay 11 HD 2016/11536 E- 2018/4794 K. Sayılı 26/06/2018) Bunun yanında davalı tarafından rücuen alacak davalarında yargılama giderleri de talep edilebileceğinden Mahkemece sadece asıl alacak yönünden hesaplama yapılması hatalı bulunmuş ve kararın bu nedenle de kaldırılması gerekmiştir. (Yargıtay 11.HD., 10/12/2018 T., 2017/2080 E 2018/7785 K.)Davacı vekilinin bu yöndeki istinaf talebi de yerinde görülmüştür. 07/06/2021 tarihli bilirkişi heyet raporunda özetle; işbu davada davacı ... A.Ş.'nin ödediği toplam 550.000,00.-TL(maddi - manevi tazminat, yargılama masrafı, vekalet ücreti) bedelin 346.311,96.-TL kısmının, mahkeme kararında belirlenen ve Yargıtay İlamı'nda açıkça bozma dışı bırakılan alacak kalemlerine ait olduğu; 550.000,00 - 346.311,96.-TL = 203.688,04.-TL ödeme kısmının ise bozmaya konu olan manevi tazminat ve manevi tazminata ait gider ve fer'iler için yapıldığı, Yargıtay'ın davalı ... lehine "miktarın yüksek olduğu" gerekçesiyle bozduğu manevi tazminat kısmı bakımından ise, manevi tazminat meblağı Mahkemece tespit edilmemiş durumda olduğundan ve manevi tazminatın takdiri tümüyle hakimin takdirinde olduğundan; davacı tarafın manevi tazminat ve fer'ileri bakımından yaptığı belirlenen ödemeler için rücuen alacak hesaplaması yapılamayacağı, Davalı ... ... Ltd. Şti.'nin olaydaki kusuru %25 kabul edilerek; işçinin kusuru hariç %85 kusur oranına göre, yapılan ödemeden 25/85 oranında sorumlu olacağı, buna göre, davalı ...'ten 346.311,96.-TL x 25/85 = 101.856,46.-TL rücuan alacak talep edebileceği hesaplandığı, hesaplanmış olan rücuen alacağa (asıl alacak), davacı şirketin ödeme tarihi dikkate alınarak 28.06.2013 - 06.05.2019 (takip tarihi) arası dönemdeki ticari avans faizi işletilerek 70.797,92 TL işlemiş faiz hesap edildiği anlaşılmıştır. Bilirkişi raporunun dosya kapsamına uygun, denetime elverişli olduğu anlaşılmış, bilirkişi heyeti raporunda hesaplanan maddi tazminat miktarı ve ferileri yönünden davalının kusur oranına isabet eden 101.856,46 TL miktarı kadar davacının rücuen tazminat alacağı bulunduğu anlaşılmıştır. Bununla birlikte davalının rücuya konu davada borçlu olarak gösterilmesi nedeniyle ödeme tarihinden itibaren faize hükmedilmesinin isabetli olduğu, davacı tarafın alacaklılara ödeme yapması ile malvarlığındaki eksilme gerçekleştiğinden, ödeme tarihinden itibaren faize hükmedilmesi gerektiğinin kabulü gerekmiştir. Ne varki, iş mahkemesinin takdir ettiği 300.000,00 TL manevi tazminat miktarı tarafların sulh olması nedeniyle kesinleşmemiştir. (Yargıtay 11 HD 2013/4685 E - 2013/8482 K. Sayılı 29/04/2013 tarihli) Ancak bozma ilamından sonra İş Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda ilk derece Mahkemesince bozma ilamına uyulmasına karar verildiği ve davacılar vekilince (... mirasçıları) , davalı ...(iş bu davada davacı) tarafından maddi ve manevi tazminat alacaklarının sulh çerçevesince ödendiğinin beyan edilmesi üzerine İş Mahkemesince davanın konusuz kalması nedeniyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. İş Mahkemesinin karar tarihli duruşmasında davalı ... vekilinin de hazır bulunduğu ve sulh sözleşmesinin kendilerine tebliğ edilmesi gerektiği yönünde beyanda bulunduğu, ancak İş Mahkemesinin esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına yönelik kararının davalı ... tarafından temyiz edilmediği anlaşılmıştır. İş Mahkemesinin esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına yönelik kararı, vefat eden işçinin mirasçıları olan davacılar vekili tarafından vekalet ücreti yönünden temyiz edilmiş ve Yargıtay tarafından yapılan temyiz incelemesi sonucunda, davacıların (... mirasçılarının) dava açmakta haklı olduğundan bahisle davacılar( ... mirasçıları) aleyhine vekalet hükmedilmesinin isabetsiz olduğu gerekçesiyle düzeltilerek onanmasına karar verilmiştir. Somut davada, yukarıda da açıklandığı üzere, davacının Sulh sözleşmesi kapsamında işçinin mirasçılarına ödeme yapması sonucu Mahkemece davada karar verilmesine yer olmadığına karar verilmiştir. Davalı ... tarafından İş Mahkemesi kararı temyiz edilmemiştir. Davacı tarafından dava dışı mirasçılara yapılan ödeme toplamının içinde, bilirkişi raporunda belirtildiği üzere, 203.688,04 TL'lik ödemenin manevi tazminat ve manevi tazminata ait gider ve fer'iler için yapıldığı anlaşılmıştır. Davalının, davacı tarafından mirasçılara Sulh Sözleşmesi kapsamında yapılan ödemeden İş Mahkemesi davasında haberdar olduğu ve Yargıtay tarafından manevi tazminat yönünden temyiz itirazı yerinde görülen davalının, İş Mahkemesinin yapılan ödeme nedeniyle konusuz kalan davada esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair kararını temyiz etmediği dikkate alındığında, artık davacı tarafından 203.688,04 TL'lik manevi tazminat ve manevi tazminata ait gider ve fer'iler için yapılan ödemenin davalının kabulünde olduğu sonucuna varılmıştır. Bu nedenle davacı tarafından yapılan ve davalı tarafından da itiraza uğramayan 203.688,04 TL'lik manevi tazminat ve manevi tazminata ait gider ve fer'iler için yapılan ödemeden kaynaklı davacının, davalının kusur oranına tekabül eden 25/85 oranına göre yapılan hesaplama sonucunda 59.908,25 TL rücu alacağının bulunduğu hesap edilmiştir. Bu açıklamalardan sonra somut olayda, davacının dava dışı işçinin mirasçılarına yaptığı ödeme nedeniyle davalıdan maddi tazminat ve ferileri için 101.856,46 TL rücu alacağının bulunduğu, bu miktara davacı şirketin ödeme tarihi dikkate alınarak 28.06.2013 - 06.05.2019 (takip tarihi) arası dönemdeki avans faizi olarak 70.797,92 TL işlemiş faiz alacağı talep edebileceği anlaşılmıştır. Davacının manevi tazminat ve ferileri için 59.908,25 TL rücu alacağının bulunduğu hesap edilmiş ise de, itirazın iptali davası takibe sıkı sıkıya bağlı olduğundan, davacının icra takibindeki talebi ile bağlı kalınarak maddi ve manevi tazminat ve ferileri için toplam 137.500,00 TL asıl alacak ve 70.797,92 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 208.297,92 TL yönünden itirazın iptaline karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi isabetli olmamıştır. İtirazın iptali davalarında İİK'nun 67/2 maddesi çerçevesinde alacaklı yararına icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, usulüne uygun şekilde yapılmış icra takibinin bulunması, borçlunun süresi içerisinde itiraz etmesi ve alacaklının icra hakimliğine başvurmadan, alacağını mahkemede dava ederek haklı çıkması gerekir. Burada, borçlu itirazının kötüniyetle yapılmış olması ve alacağın bir belgeye bağlanmış bulunması koşulları aranmaz. Bu yasal koşullar yanında, takibe konu alacağın likit olması da zorunludur. Buna göre, likit bir alacaktan söz edilebilmesi için, ya alacağın gerçek miktarının belli ve sabit olması yada borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmesi veya bilinmesinin gerekmekte olması gerekir. Yapılan açıklamalar gözetildiğinde davacı tarafından dava dışı işçinin mirasçılarına ödenen miktar yargı kararı ile belirlendiğinden davalının, borç tutarını tahkik ve tayin etmesi mümkündür. Dolayısı ile dava ve takip konusu alacağın likit olduğu anlaşılmakla davalı aleyhine icra inkar tazminatına hükmedilmesine karar verilmesi gerekirken Mahkemece buna yönelik talebin reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır. Açıklanan sebeplerle, davalının istinaf başvurusunun HMK 353/1.b.1 bendi gereğince reddine, davacının istinaf başvurusunun kabulü ile yeniden yargılama yapılmasına gerek olmadığından HMK'nun 353/1.b.2 bendi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilerek yeniden esas hakkında aşağıdaki hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M :Gerekçesi yukarıda izah edildiği üzere, 1-Davalı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 bendi gereğince esastan REDDİNE, 2-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile, İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2020/522 Esas, 2021/773 Karar sayılı ve 26/10/2021 tarihli kararının HMK'nun 353/1-b.2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, yeniden esas hakkında HÜKÜM TESİSİNE, 3-a)Davanın KISMEN KABULÜNE, davalının İstanbul Anadolu 15. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı dosyasına vaki itirazının 137.500,00 TL asıl alacak ve 70.797,92 TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 208.297,92 TL yönünden İPTALİNE, b)Kabulüne karar verilen asıl alacağa takip tarihinden itibaren ticari faiz UYGULANMASINA, fazlaya ilişkin istemin REDDİNE, c)Davacı lehine hükmolunan asıl alacağın %20'si tutarında icra inkar tazminatına HÜKMEDİLMESİNE, d)Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 14.228,83 TL harçtan davacı tarafından peşin olarak yatırılan 2.838,34 TL harcın mahsubu ile bakiye 11.390,49 TL harcın davalıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, e)Davacı tarafından karşılanan 2.838,34 TL peşin harç ve 54,40 TL başvuru harcı olmak üzere toplam 2.892,74 TL'nin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, f)Davacı tarafından yapılan 7.500,00 TL bilirkişi ücreti ile 63,50 TL yargılama gideri olmak üzere toplam 7.563,50 TL davanın kabul-ret oranına göre hesaplanan 6.703,80 TL'sinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, kalan kısmın davacı üzerinde BIRAKILMASINA, g)Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine YER OLMADIĞINA, ğ)Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince belirlenen 45.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, h)Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince belirlenen 26.712,18 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, ı)6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanununun 18/A-13. maddesi ve Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği Tarife hükümleri uyarınca Adalet Bakanlığı bütçesinden ödenen 1.320,00 TL arabuluculuk ücretinin kabul-ret oranına göre hesaplanan 150,04 TL'sinin davacıdan; 1.169,96 TL'sinin davalıdan alınarak HAZİNEYE İRAT KAYDINA, İstinaf Giderleri Yönünden 4-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 732,00 TL harçtan davacı tarafından peşin olarak yatırılan 59,30 TL harcın mahsubu ile bakiye 672,70 TL harcın davalıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, 5-Davacı tarafından karşılanan 85,10 TL istinaf yargılama giderleri ile 221,40 TL istinaf başvuru ve karar harcı olmak üzere toplam 306,50 TL'nin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, 6-Hüküm tarihinde yürürlükte bulanan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 732,00 TL harcın davalı tarafından peşin olarak yatırılan 2.167,25 TL harçtan mahsubu ile bakiye 1.435,25 TL harcın hüküm kesinleştiğinde ve talep halinde davalıya İADESİNE, 7-Davalı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA, 8-6100 sayılı HMK'nun 333. maddesi gereğince taraflarca yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının kararın tebliğ gideri karşılandıktan sonra artan kısmının yatıran tarafa İADESİNE, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.2 bendi ile aynı Kanunun 361.1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Temyiz Kanun Yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.12/03/2026