TÜRK MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 30/11/2022 NUMARASI : 2020/317 Esas, 2022/732 Karar DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali DAVA TARİHİ: 21/07/2020 BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARAR TARİHİ: 13/01/2026 Taraflar arasındaki davada; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik verilen karara karşı davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, yapılan müzakerede de ön …
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 57. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2023/2958 KARAR NO : 2026/48 TÜRK MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 19. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 30/11/2022 NUMARASI : 2020/317 Esas, 2022/732 Karar DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali DAVA TARİHİ: 21/07/2020 BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARAR TARİHİ: 13/01/2026 Taraflar arasındaki davada; kararda yazılı nedenlerden dolayı davanın reddine yönelik verilen karara karşı davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, yapılan müzakerede de ön inceleme ve usule ilişkin eksikliğin bulunmadığının anlaşılması üzerine, işin esasına geçilmek suretiyle dosya üzerinden heyetçe yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Mimar olan müvekkili ile davalı Şirket arasında 20.02.2017 tarihinde Hobyar Mahallesi ... ada 31 Parsel Fatih/İstanbul adresinde yapılacak olan iş merkezinde Fenni mesul sıfatıyla çalışması amacıyla Mimari Teknik Uygulama Sorumluluğu Hizmetleri Sözleşmesi imzalandığını, bahsi geçen adresteki yapı için davalı şirket ile ... arasında yap-işlet-devret sözleşmesi bulunduğunu, müvekkilinin, sözleşme süresi boyunca üzerine düşen sorumluluğu eksiksiz bir şekilde yerine getirdiğini, bu süre boyunca bahsi geçen adreste her türlü mimari proje ve inşaat yapmaya yetkili şirketin davalı şirketi olduğunu, şirketi'nin ... Genel Müdürlüğü tarafından yetkilendirildiğini, bu sürede bahsi geçen adresteki inşaatla ilgili eksik olan teknik detaylar ve giderilmesi hususunda Fatih Belediyesi tarafından müvekkiline tebligat yapıldığını, müvekkilinin davalı şirketten eser sözleşmesinden kaynaklanan 77.188,58 TL alacağı bulunduğunu, taraflarınca İstanbul 37. İcra Müdürlüğü ... E. sayılı dosya ile davalı şirket aleyhine bu tutar için takibe geçilmiş olduğunu ve davalı şirketin bu alacağa haksız olarak itiraz ettiğini belirterek davalı borçlunun itirazının iptali ile alacağın %20'sinden aşağı olmamak üzere icra inkâr tazminatını talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; Dava konusu uyuşmazlığın ticari iş niteliğinde olmadığını, yetkili mahkemelerin asliye hukuk mahkemeleri olduğunu, müvekkili şirketin kanuni ikametgâh adresinden dolayı yetkili mahkemenin Ankara Mahkemeleri olduğunu, yetkili icra müdürlüklerinin de Ankara olduğunu, bu sebeple yetkili icra müdürlüğünden açılmış bir icra takibi bulunmadığından, itirazın iptali davasının da açılamayacağını, davacının sunduğu sözleşme üzerindeki imzanın müvekkili firmanın temsile yetkili kişilerine ait olmadığını, müvekkili ile ... Derneği arasında; İstanbul İli, Fatih (Eminönü) İlçesi, Hobyar Mahallesi, ... Ada, 31 Parsele kayıtlı Taşınmaz Üzerindeki ... (...) ile ilgili, 09.04.2014 tarihli ve “Yap- İşlet- Devret Modelli Sözleşme” başlıklı sözleşme imzalandığını, müvekkili tarafından taraflar arasındaki sözleşmenin karşılıklı olarak feshi için Ankara 30. Noterliği'nin 28.12.2016 tarih ... yevmiye numaralı ihtarnamesi keşide edildiğini, ... Derneği'nin de aradan yaklaşık 3 ay süre geçtikten sonra 04.04.2017 tarihli yazı ile sözleşmeyi kendisinin de feshettiğini müvekkiline bildirdiğini, müvekkilinin kiralanan - taşınmazın anahtarlarını 18.05.2017 tarihli yazı ile ... Derneği'ne teslim etmiş olduğunu, davacının, müvekkili şirket tarafından kiralanan iş hanında fenni mesul olarak görev yaptığını ileri sürmesine rağmen bu hizmeti ne şekilde yerine getirdiğine dair hiçbir bilgi ve belge sunmadığını, davacının müvekkilinden alacaklı olduğunu kabul anlamına gelmemekle birlikte davacı tarafından takibe konu edilen alacakların 20.02.2017 - 20.01.2018 dönemine ait olduğunu, yukarıda belirtildiği üzere davacının fenni mesul olarak görev yaptığını iddia ettiği tarihlerde taşınmazın kiralanmasına ilişkin sözleşmenin feshedildiğini, 18.05.2017 tarihi itibariyle de taşınmazın kiralayan ...'a teslim edilmiş olduğunu, dolayısıyla davacının 20.02.2017 -20.01.2018 tarihleri arasında söz konusu taşınmazda fenni mesul olarak görev yaptığı iddiasının kabul edilmesinin mümkün olmadığını, davacının, varsa alacağını, anlaşma yaptığı ve sözleşmeyi imzaladığı kişiden talep etmesi gerektiğini, müvekkilinin davacıya karşı herhangi bir borcu bulunmadığından icra takibine itiraz edildiğini, müvekkilinin icra takibine itirazları haklı olduğundan davacının tazminat talebi yerinde olmadığı gibi, müvekkili hakkında haksız ve kötü niyetli takip başlatan davacının takip konusu alacağın %20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahküm edilmesi gerektiğini, yine davacının müvekkilinden alacaklı olduğunu kabul anlamına gelmemekle birlikte, müvekkilinin temerrüde düşürülmediğinden icra takibinde işlemiş faiz adı altında alacak talebinde bulunulmasının mümkün olmadığını, davacı tarafından talep edilen faiz oranının da fahiş olup kabul edilemez olduğunu belirterek, öncelikle davanın dava şartı yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesini, aksi halde; davanın reddini, takibinde haksız ve kötü niyetli olan davacı hakkında takip konusu alacağın %20'sinden az olmamak üzere kötü niyet tazminatına mahküm edilmesini, yargılama giderleri ile vekâlet ücretinin davacı üzerinde bırakılmasına karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesince; " 1-DAVANIN REDDİNE,2-Şartlar oluşmadığından davacı aleyhine kötü niyet tazminat isteminin reddine," karar verilmiş olup, bu karara karşı davacı vekili süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Taraflar arasında Mimari Teknik Uygulama Sorumluluğu Hizmetleri Sözleşmesinin imzalandığını ve müvekkili ... ...'in sözleşme konusu inşaatta Fenni Mesul olarak görev aldığı hususlarının dava dosyasına sunmuş oldukları ve taraflar arasında yapılan sözleşme ile mahkeme tarafından resmi kurumlara yazılan müzekkerelere gelen cevaplardan açıkça anlaşılacağını, ancak bilirkişi heyeti raporunda; ısrarla dava konusu yerde inşaat faaliyetlerinin yürütülmesinin mümkün olmadığını ve müvekkilinin davalıdan alacağının bulunmadığını belirtildiğini, bilirkişi heyeti bütün bu olaylara gerekçe olarak; 16/08/2016 tarihli yapı tatil tutanağını gösterdiğini ve bu tarihten sonra ilgili yerde inşaat faaliyetlerinin yapılamayacağını ifade ettiğini, ek olarak 04/04/2017 tarihinde ... Derneği ile davalı şirket arasında yapılan sözleşmenin feshedildiğini ve davalı şirketin 18/05/2017 tarihinde anahtar teslimi yaptığını belirttiğini, bütün bu sebeplerden dolayı bilirkişi heyetinin taraflar arasında imzalanan sözleşme tarihinde, davalı şirket tarafından kiralanan adreste inşaat faaliyetlerinin yürütülmesinin mümkün olmadığı kanaatine vardığını, dava konusu adreste bilirkişi heyetininde bahsettiği gibi inşaat faaliyetlerinin ifası 04/04/2017 tarihinden itibaren imkansız hale gelmiş olsa bile, bu durumun müvekkilin alacağını hiçbir şekilde etkilemeyeceğini, çünkü müvekkilinin ilgili adreste sözleşme tarihleri arasında fenni mesul olarak gözüktüğünü ve kendisinin sorumluluğunun ilgili tarihlerde devam ettiğini, bilirkişi raporunda; müvekkilinin dava konusu olayda sadece fenni mesul olduğunun belirtildiğini, ancak fenni mesulün görevlerinin ve sorumluluklarının neler olduğuna ilişkin konulara değinilmediğini, fenni mesul mimar ve mühendisler uzmanlık alanlarına göre; yapının, tesisatı ve malzemeleri ile birlikte, ilgili Kanuna ve diğer mevzuata, uygulama imar planına, ruhsata, ruhsat eki etüt ve projelere, standartlara ve teknik şartnamelere uygun olarak inşa edilmesini denetlemekle görevli olduklarınıi bu tanımdan da anlaşılacağı üzere fenni mesulün görevinin aslında bir denetleme mekanizması olduğunu, ilgili adreste inşaat faaliyetlerinin, müvekkilinin davalı taraf ile yapmış olduğu sözleşme tarihlerinde devam edip etmediği hususunun müvekkilini ilgilendirmediğini,16/08/2016 tarihli Yapı Tatil Tutanağı ve Fatih Belediyesi Başkanlığı'nın dava konusu olayla ilgili Encümen kararı incelendiği zaman müvekkilinin bahsi geçen adreste inşaat faaliyetlerinin durmasından sonra da sorumluluğunun devam ettiğinin anlaşılacağını, davanın reddine gerekçe olarak gösterilen bilirkişi raporunda bahsedildiği gibi müvekkilinin sözleşmeden kaynaklanan görevini ifa etmesinde hiçbir imkansızlık bulunmadığını, çünkü müvekkilinin sözleşme tarihlerinde ilgili inşaatta fenni mesul olarak görev yaptığını, bu sebeplerden dolayı taraflar arasında imzalanan, Mimari Teknik Uygulama Sorumluluğu Hizmetleri Sözleşmesine göre müvekkilinin sözleşme tarihi boyunca sorumluluklarının devam ettiğinin aşikar olduğunu, Hukukumuzda da; herhangi bir sözleşmede bir taraf yükümlülük veya sorumluluk altına girmiş ve üzerinde düşen görevi yerine getirmişse, karşı tarafın bunun karşılığında bir edimi yerine getirmesi gerektiğinin belirtildiğini, müvekkilinin ilgili adreste, sözleşme süresince sorumluluğunun devam etmesinden dolayı karşılığında hukuk normlarına ve mevzuatlara göre taraflar arasında yapılan sözleşmedeki ücreti almasının gerektiğini belirterek İstanbul 19. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin 2020/317 Esas, 2022/732 Karar, 30/11/2022 Tarihli sayılı ilamına ilişkin istinaf başvurularının kabulü ile yeniden yargılama yapılarak yerel mahkeme kararının yapılacak inceleme neticesinde kaldırılmasını ve haklı davalarının kabulüne ( itirazın iptaline) karar verilmesini, yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Davacının müvekkili şirket tarafından kiralanan iş hanında fenni mesul olarak görev yaptığını ileri sürmesine rağmen bu hizmeti ne şekilde yerine getirdiğine dair hiçbir bilgi ve belge sunmadığını, davacı ile müvekkili arasında sözleşme bulunduğunu ve davacının müvekkiline karşı fenni mesullük görevi yaptığını kabul anlamına gelmemekle birlikte, davacının fenni mesul olarak atandığı kabul edilse bile, davacının bu hizmeti nasıl ve ne şekilde yaptığına ilişkin herhangi bir açıklaması ve delili bulunmadığını, sırf davacının fenni mesul olarak atanmış olması ücrete hak kazandığı anlamına da gelmeyeceğini, kaldı ki müvekkili tarafından kiralanan taşınmaza inşaata başlanabilmesi için gerekli olan ruhsatlar alınamadığından faaliyete hiç başlanamadığını, dolayısıyla davacının iddia ettiği gibi müvekkilinin kiralamış olduğu taşınmazda fenni mesul olarak görevini yerine getirmesinin hukuken ve fiilen mümkün olmadığını belirterek davacının istinaf itirazlarının reddine karar verilmesini talep etmiştir. HUKUKİ DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE: Dava, Mimari Teknik Uygulama Sorumluluğu Hizmetleri Sözleşmesinden kaynaklı alacağın tahsili iddiasıyla başlatılan takibe vaki itirazın iptali istemine ilişkindir.İlk derece mahkemesince; davanın reddine dair verilen karara karşı davacı vekili tarafından süresi içerisinde istinaf kanun yoluna başvurulmuştur.6100 sayılı HMK'nın 341. maddesi gereğince istinaf kanun yolu açık olan ve istinaf incelemesi açısından yasal şartları taşıdığı anlaşılan eldeki davada istinaf incelemesi, HMK 355. maddesinin amir hükmü gereğince resen nazara alınması gereken ve kamu düzenine aykırılık teşkil eden haller de dikkate alınarak; taraflarca yargılama aşamasında ileri sürülen iddia ve savunma kapsamında kalan istinaf sebepleri ile sınırlı, takdiren duruşmasız olarak yapılmıştır. İstinaf sebeplerinin değerlendirilmesi;Yasal dayanağını 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67 nci maddesinden alan itirazın iptali davası, alacaklının icra takibine karşı, borçlunun itirazının iptali ile 2004 sayılı Kanun’un 66 ncı maddesine göre itiraz üzerine duran takibin devamını sağlamayı amaçlayan, icra takibine sıkı sıkıya bağlı, takip hukuku içinde olmakla birlikte, maddi hukuk ilişkisinin incelenerek uyuşmazlığı kesin hükümle sonuçlandıran bir davadır. Davanın takibe bağlılığı alacağın miktarı bakımından söz konusu olduğu gibi alacağın kaynağı bakımından da geçerlidir. (Hukuk Genel Kurulunun 31.05.2023 tarih, 2022/11-66 Esas, 2023/534 Karar sayılı kararı).Dosya kapsamında bulunan İstanbul 37. İcra Müdürlüğünün ... Esas sayılı dosyasının incelenmesinde; davacı alacaklı tarafından davalı borçlu aleyhine 20/02/2017 tarihli Mimari Teknik Uygulama Sorumluluğu Hizmetleri Sözleşmesinden kaynaklanan 20/02/2017-20/01/2018 tarihleri arasında aylık 5.000,00-TL olmak üzere 60.000,00-TL asıl alacak ve 17.188,58-TL işlemiş faiz olmak üzere toplam 77.188,58-TL üzerinden ilamsız icra takibi başlatıldığı, borçlunun süresinde icra dairesinin yetkisine, borca ve ferilerine itirazı üzerine takibin durdurulmasına karar verildiği, eldeki itirazın iptali davasının bir yıllık hak düşürücü süre içerisinde açıldığı anlaşılmaktadır. 2004 sayılı İİK’nın 50. maddesi “Para veya teminat borcu için takip hususunda Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun yetkiye dair hükümleri kıyas yolu ile tatbik olunur. Şu kadar ki, takibe esas olan akdin yapıldığı icra dairesi de takibe salahiyetlidir.Yetki itirazı esas hakkındaki itirazla birlikte yapılır. İcra mahkemesi tarafından önce yetki meselesi tetkik ve kati surette karara raptolunur. İki icra mahkemesi arasında yetki noktasından ihtilaf çıkarsa Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 25' inci maddesi hükmü tatbik olunur” düzenlemesini içermektedir.6100 sayılı HMK'nın 17.maddesi; "Tacirler veya kamu tüzel kişileri, aralarında doğmuş veya doğabilecek bir uyuşmazlık hakkında, bir veya birden fazla mahkemeyi sözleşmeyle yetkili kılabilirler. Taraflarca aksi kararlaştırılmadıkça dava sadece sözleşmeyle belirlenen bu mahkemelerde açılır." düzenlemesini içermekte olup aynı yasanın 18.maddesinde ise; "(1) Tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri konular ile kesin yetki hâllerinde, yetki sözleşmesi yapılamaz.(2) Yetki sözleşmesinin geçerli olabilmesi için yazılı olarak yapılması, uyuşmazlığın kaynaklandığı hukuki ilişkinin belirli veya belirlenebilir olması ve yetkili kılınan mahkeme veya mahkemelerin gösterilmesi şarttır." düzenlemesine yer verilmiştir. Somut olayda; davalı tarafça her ne kadar dava ve takip konusu altındaki sözleşmede şirket yetkililerinin imzasının bulunmadığı ileri sürülmüş ise de; ilk derece mahkemesince getirtilen kayıtlar ve dosya kapsamında bulunan yazışmalar birlikte değerlendirildiğinde dava takip konusu sözleşmenin taraflar arasında imzalandığının ve geçerli olduğunun kabulünün gerektiği, aksi durumun 4721 sayılı TMK'nın 2.maddesinde düzenlenen dürüstlük kuralı ile bağdaşmayacağı, tarafların tacir olduğu, sözleşmenin 8.maddesi ile taraflar arasındaki uyuşmazlıklarda İstanbul mahkemelerinin yetkili olduğunun kararlaştırıldığı anlaşılmakla davalı vekilinin icra takip dosyasının yetkisine yapmış olduğu itirazın yerinde olmadığı değerlendirilerek işin esası hakkındaki istinaf sebeplerinin değerlendirilmesine geçilmiştir. İtirazın iptali davası yargılama usulü bakımından genel hükümlere tabi olduğundan; ispat külfeti normal bir alacak davasındaki ile aynıdır. Ancak her iki dava ispat yöntemleri ve hukuki sonuçları bakımından farklılıklar göstermektedir. Bu bağlamda belirtmek gerekirse; 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 6 ncı, 6100 sayılı Kanun’un 190 ıncı maddesi gereğince ispat yükü, Kanun’da özel düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. Bu genel kuralın dışında bazı hâllerde ispat yükü yer değiştirerek davalı tarafa geçer. Bu hâllerden birisi davalının ödeme savunmasında bulunmasıdır. Davacı ya da davalı iddiasını ya da savunmasını kanunda belirtilen hükümlere göre ispat etmelidir. Buna göre yapılacak yargılama sonunda mahkemece verilecek karar ya davanın kabulü ya da reddine yönelik olacak; ancak takibin iptali ya da devamı hükmünü de içerecektir.Edimin ifasının, borçlu tarafından hukuki ya da fili anlamda yerine getirilememesi halinde imkansızlık söz konusu olur. İfa imkansızlığı TBK'nın 136. Maddesinde ''Borcun ifası borçlunun sorumlu tutulamayacağı sebeplerle imkânsızlaşırsa, borç sona erer.Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde imkânsızlık sebebiyle borçtan kurtulan borçlu, karşı taraftan almış olduğu edimi sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri vermekle yükümlü olup, henüz kendisine ifa edilmemiş olan edimi isteme hakkını kaybeder. Kanun veya sözleşmeyle borcun ifasından önce ... hasarın alacaklıya yükletilmiş olduğu durumlar, bu hükmün dışındadır.Borçlu ifanın imkânsızlaştığını alacaklıya gecikmeksizin bildirmez ve zararın artmaması için gerekli önlemleri almazsa, bundan ... zararları gidermekle yükümlüdür.'' şeklinde ifade edilmiştir. Sözleşmenin kurulmasından sonra ortaya çıkan objektif imkânsızlık hali mücbir sebep olarak değerlendirilir ve mücbir sebebin varlığı edimin ifasını imkansız hale getirir. Bu halde borçlu ifa edilmemiş edimin ifasını talep edemeyeceği gibi, karşı taraftan almış olduğu edimi geri vermekle yükümlüdür.Aşırı ifa güçlüğü ise aynı yasanın 138. Maddesinde ''Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden ... haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.'' şeklinde açıklanmıştır.Dosya kapsamında bulunan davalı ile dava dışı ... arasında imzalanan yap-işlet-devret modelli 09/04/2014 tarihli sözleşme ile davalının tüm giderleri kendisine ait olmak üzere Fatih İlçesi, Hobyar Mah, ... Sokak ... ada 31 parsel sayılı taşınmaz üzerine kurulu iş hanındaki kiracıların kiracılıklarının devir alınması, kira bedellerinin toplanması, mevcut kiracıların tahliye edilmesi vb. İşlemlerin yapılması, gerekmesi halinde teklif edilen kullanım amacı ve projeye göre imar plan tadilatlının yapılması, deprem analiz raporları doğrultusunda güçlendirme ve tadilat projelerinin hazırlatılması, tadilat ve/veya takviye restorasyon izin ve ruhsatlarının alınması, her türlü alt yapı, restorasyon işlerinin, tesisatların tamamlanarak TUS veya yapı denetim uygulaması bedeli de dahil tüm giderleri yüklenici tarafından karşılanmak üzere yüklenici tarafından teklif edilen kullanım amacı ve projeye göre gelir getirici yapıya ait imar plan değişikliği (gerekmesi halinde) restorasyon, tadilat/tamirat takviye vb. İşlerin ilgili kamu kurum ve kuruluşlarından onay/izinlerin alınarak yapılması, yapı kullanım izin belgesinin alınması ve sözleşmede belirtilen yüklenici yükümlülüklerinin karşılanarak yükleniciye kiraya verilmesi, işletilmesi, veya alt kiracılara kiraya verilmesi işini üstlendiği anlaşılmaktadır. 20/02/2017 tarihli Mimari Teknik Uygulama Sorumluluğu (TUS) Hizmetleri Sözleşmesi ve tarafların beyanları ile tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; tarafların İstanbul İli, Fatih İlçesi, Hobyar Mah, ... Sokak ... ada 31 parsel sayılı taşınmazla ilgili davacı tarafından sunulacak hizmetlere karşılık aylık 5.000,00-TL'den olmak üzere 12 aylık süre için toplam 60.000,00-TL ödenmesi konusunda anlaştıkları, dosya kapsamında bulunan ve davacının imzasını taşıyan tutanaktan da anlaşılacağı üzere taraflar arasında imzalanan sözleşme tarihinden önce 16.8.2016 tarihinde Fatih Belediyesi tarafından sözleşme konusu taşınmazla ilgili yapı tatil tutanağı düzenlendiği, bunun üzerine davalının dava dışı ...'a 28/12/2016 tarihinde ihtarname çekerek 09/04/2014 tarihli sözleşmenin feshini talep ettiği, fesih talebinin ... tarafından 04/04/2017 tarihinde kabul edildiği, dolayısıyla sözleşme konusu taşınmazda inşaat faaliyetlerinin yürütülmesinin imkansız hale geldiği, Yapı Tatil Tutanağından sonra mührün kaldırıldığına ve inşaatın devam ettiğine dair dosya içerisinde herhangi bir belge bulunmadığı, Yapı Tatil Tutanağı (16.08.2016) tarihi ile ifanın imkânsızlaştığı ( 04.04.2017) tarihe kadar geçen sürede davacının adı geçen inşaatta Fenni Mesul olarak görev yaptığına dair kanaat oluşturacak belgeye rastlanmadığı, tarafların ticari defterleri üzerinde yapılan incelemede de davacı lehine delil oluşturacak şekilde alacak kaydı bulunmadığının tespit edildiği, hükme esas alınan bilirkişi raporunun yeterli, denetime ve somut olayın özelliklerine uygun olduğu, ilk derece mahkemesince kararında davanın esasıyla ilgili hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, ispat yükü üzerinde olan davacı tarafın davasını ispat edemediği anlaşılmakla davacı vekilinin istinaf başvurusu yerinde bulunmamıştır. Bu itibarla, 6100 sayılı HMK 355. maddedeki, kamu düzenine aykırılık halleri resen gözetilmek üzere istinaf incelemesinin, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılacağı kuralına uygun biçimde yapılan incelemesi neticesinde; yukarıdaki gerekçelerle davacı vekilinin istinaf talebinin HMK/353.1.b.1 maddesi gereğince esastan reddine karar vermek gerektiği kanaatine varılmakla, aşağıdaki hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK m.353/1-b-1 gereğince esastan REDDİNE, 2-İstinaf incelemesinin duruşmasız yapılması nedeni ile AAÜT m. 2/2 hükmü uyarınca davalı lehine ücreti vekalet takdirine yer olmadığına, 3-Alınması gerekli 615,40 TL ilam harcından peşin alınan 179,90 TL harcın mahsubu ile bakiye kalan 435,50 TL'nin davacıdan tahsili ile hazineye gelir kaydına, gereğinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, 4-İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin HMK m. 360 yollamasıyla, m. 323 uyarınca istinafı talep eden üzerinde bırakılmasına, 5-Dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 13/01/2026 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.