T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/196 - 2025/2236 T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/196 KARAR NO : 2025/2236 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BBAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KOCAELİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 06/01/2022 NUMARASI : 2017/977 Esas - 2022/6 Karar DAVACI : MİSBAH BİLGİSAYAR REKLAM TURİZM LİMİTE…
T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/196 - 2025/2236 T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/196 KARAR NO : 2025/2236 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BBAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KOCAELİ 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 06/01/2022 NUMARASI : 2017/977 Esas - 2022/6 Karar DAVACI : MİSBAH BİLGİSAYAR REKLAM TURİZM LİMİTED ŞİRKETİ - ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : OFİS İLETİŞİM BİLGİSAYAR EĞİTİM VE DANIŞMANLIK TİCARET SANAYİ LİMİTED ŞİRKETİ - ... VEKİLİ : Av. ... DAVANIN KONUSU : Alacak DAVA TARİHİ : 12/10/2017 KARAR TARİHİ : 25/12/2025 KR. YAZIM TARİHİ : 20/01/2026 Kocaeli 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 06/01/2022 tarih, 2017/977 Esas - 2022/6 Karar sayılı kararına yönelik yapılan istinaf incelemesi neticesinde; Dairemizin 11/05/2023 tarih ve 2022/789 Esas 2023/751 karar sayılı kararı, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 19/11/2024 tarih ve 2023/4330 Esas 2024/3723 Karar sayılı kararı ile bozulması üzerine dosyanın yukarıda yer alan esasa kaydı sonrası yapılan açık yargılaması sonunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirketin Kocaeli Ticaret Sicil Müdürlüğü'nde temsilci olduğunu, 27 yıldır reklam iletişim teknolojilerinin özellikle Apple, Epson, Adobe markalarının satışının tamamının teknik servis ve hizmetlerinin sağlanması alanlarında faaliyet göstermekte olduğunu, davalı şirketin ise İstanbul'da faaliyet göstermekte olduğunu, Apple firmasının yetkili satıcısı ve teknik servisi olduğunu, müvekkili şirketin Apple firması ürünlerinin teknik servis işlemlerini doğrudan yapmaması, teknik vasfı olan davalı yanın da müvekkili kadar geniş bir müşteri portföyü ve tecrübesi olmadığı için tarafların güç birliği yaparak (%50+%50) bir adi ortaklık kurmak ve bundan sonra birlikte çalışmak için dava dilekçesi ekinde sundukları 14/06/2016 tarihli ortaklık sözleşmesini imzaladıklarını, sözleşmenin konusunun 2. madde de belirttikleri şekilde olduğunu, sözleşmenin cezai şart başlıklı 6. maddesinde; tarafların her ikisinin de tacir olduklarının farkında olarak, sözleşme şartlarını görüştüklerini ve kabul ettiklerini ve sözleşme şartlarına uyulmadığı takdirde 100.000,00 TL'nin karşı tarafa verileceğinin kayıt altına alındığını, Mayıs 2015 ile Haziran 2016 arasında müvekkilinin kesilen fatura sayısının 2160 adet iken, Haziran 2016 ile temmuz 2017 olan 13 aylık ortaklık döneminde ise kesilen fatura sayısının ciddi oranda düştüğünü, davalı tarafın müvekkilinin ortaklığının gelir gider ve mali kayıtlarına ulaşabilmesi imkanının sağlamadığını, ortaklık bünyesinde olan mal alım ve satım işleri hususunda, sözleşme gereğince tarafların ortak iradeleri ile işlem yapılması gerekmekte iken, davalı tarafın bu işlemlerle ilgili olarak müvekkilinin onay rıza ya da muvafakatini almayarak işlemleri gerçekleştirdiğini, müvekkil tarafından ortaklığın faaliyet alanının genişletilmesi için teklif edilen proje ve düşüncelere itibar edilmediğini ve bu konudaki tekliflere kayıtsız kalındığını, sözleşmede tarafların her ayın 1 ve 10'u arasında karşılıklı hesaplaşma ve dağıtım yapılacağı belirtilmiş ise de müvekkilinin telefon, mail ortamında veya şifahi beyan olarak bir çok kere davalı tarafı bu duruma yüküme davet ettiğini, davalının hiçbir şekilde buna yanaşmamış olduğunu, hesap ve dağıtım taahhüdüne uymadığını, müvekkilinin de kazanç amacıyla girdiği bu ortaklıktan gelir elde etmek bir yana 13 ay boyunca bir ay bile gerçek kar/zarar durumu bilgisini alamadığını, taraflar arasındaki adi ortaklık sözleşmesinin temelinin davalının kusuru sonucu çöktüğünü, davalı tarafın kendi tüzel kişiliği bünyesinde faaliyet gösteren OFİSMİSBAH ünvanı altında gerçekleştirdiği satış ve teknik servis hizmetleri gibi ticari faaliyetler nedeniyle elde ettiği gelirin ne olduğu hususunu sağlıklı ve şeffaf olarak müvekkilinin ısrarlı taleplerine rağmen ona bildirmediğini, taraflar arasındaki ortaklık sözleşmesinin sona ermesinde sözleşme şartlarına riayet etmeyen davalı tarafın asıl sorumlu olduğunu, bu nedenle davalının sözleşme ile ödemeyi taahhüt ettiği 100.000,00 TL cezai şartı da müvekkile ödenmesi gerektiğini, tüm bu nedenlerle; davalının ortaklık sözleşmesine aykırı davranışları nedeniyle müvekkilinin uğradığı zarar ve ziyana mahsuben 1.000,00 TL alacağın akdin feshi tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili ile müvekkiline ödenmesine, davalının akde aykırı davranışları nedeniyle müvekkili akdi haklı sebeplerle sonlandırdığından 100.000,00 TL alacağın akdin feshi tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan alınarak müvekkiline ödenmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; taraflar arasında %50+%50 adi ortaklık ilişkisi kurmak amacıyla 14.04.2016 tarihli ortaklık sözleşmesi imzalandığını, sözleşme konusunda iki şirket arasında, davacı yanın Kocaeli, Sakarya ve çevre iller olmak üzere ürün ve hizmetlerine dair işlerinin müşteri çevresinin ve hizmetlerinin bundan sonra Misbah-Ofis ünvanı altında olarak yürüttüğünü, davacı yanın sözleşmenin haksız yere feshedilmesi ile 1.000,00 TL zarar ve ziyan tazminatına, 100.000,00 TL cezai şart talebinin olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmenin kimin fiili ve kusurları nedeniyle feshedildiğini, uyuşmazlığın tespitinden sonra taraflar arasında imzalanan sözleşmenin hukuki niteliğini belirtmekte fayda olduğunu, davacı tarafça sunulan dava dilekçesinde ve öncesinde gönderilen ihtarnamede sürekli olarak, müvekkilinin edimleri nedeniyle sözleşmenin tek taraflı ve haklı fesihinden bahsedilmiş ise de bu iddiaların gerçekle uzaktan yakından ilgisi bulunmadığını, müvekkilinin taraflar arasındaki sözleşmede belirtilen, davacı yanın "Müşteri Portföyü"ne karşılık 100.000,00 TL ödemeyi yaptığını fakat karşılığında davacının iddia ettiği gibi 27 yıllık bir müşteri portföyü birikimi paylaşılmamış olduğunu, davacı yanın müşterileri ile doğrudan ticari iletişime geçilmeme iddialarının asılsız olduğunu, davacı yanın ortaklık süresinde hiçbir maddi desteği olmadığını, eski mağazalarından kalan ve %70 atıl olan ürünleri ortak iş yerine devrettiğini, bu ürünlerin çoğunun satılmadığının ticari defter ve kayıtlar incelendiğinde anlaşılacağını, böylece davacı yanın sadece kazanca ortak gibi davranmasının taraflar arasındaki ortaklığı imkansız hale getirdiğini, karşı yanın zarar taleplerinin tamamen asılsız olduğunu, asıl zararın müvekkilinin 100.000,00 TL ödeme yapmasına rağmen karşılığını alamadan davacı yanın sözleşmeyi sona erdirmesinden ve bütün ortaklık boyunca tek taraflı maddi yükümlülük altında bırakılmasından ortaya çıktığını, bu sebeple davacının zarar ve ziyan tazminatının haksız ve kabul edilemez olduğunu, davacının iddia ettiği gibi açılacak ilk şubenin tüm masraflarının ofis tarafından karşılanacağı maddesini sözleşmede bulunmadığını, adi ortaklık sözleşmesini TBK'nın 627. maddesi uyarınca; ortakların ortaklık işleri için yaptığı giderlerden veya üstlendiği borçlardan dolayı diğer ortakların, ilgili ortağa karşı sorumlu olduğu, taraflar arasında %50+%50 ortaklık ilişkisi bulunmakta olduğunu, katılım payları, ortaklığın amacının gerektirdiği önem ve nitelikte ve birbirine eşit olmak zorunda olduğunu, her ortağın para alacak veya başka bir mal ya da emek olarak, ortaklığa bir katılım payı koymakla yükümlü olduğunu, 22/10/2016, 08/04/2017, 03/05/201, 19/05/2017, 08/07/2017 tarihli yazışmaların dosyaya sunulmadığını ve taraflarına tebliğ edilmediğini, davacı yanın tek odaklandığı noktanın kar edememek, kazanç sağlayamamak iken işyerinin yeni açılmış olması, işletme giderleri ve kira maliyetlerinin yüksekliği dolayısı ile yapılan zararın bilindiği halde, hiç bir katılma payı olmadığını, mali açıdan tek taraflı yük altına giren ve zarara uğrayan müvekkilinin olduğu gibi; ticari kayıtlarının bilirkişi marifetiyle incelenmesi ile ortaya çıkacağı üzere, sözleşmeye aykırı hareket eden ve bu işbu mesnetsiz davayı açanın davacı taraf olduğunu, tüm bu nedenlerle borçlar kanunu 260 vd. hükümleri de dikkate alınmak suretiyle, taraflar arasındaki sözleşmenin adi ortaklık ilişkisine dayanarak müvekkilinin kusursuz olduğunun tespitine ve davanın reddine karar verilmesini, yargılama giderleri ile vekalet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ: İlk derece mahkemesince; "... davanın kısmen kabul ve kısmen reddine, cezai şart bedeli olan 100.000,00 TL ile zarar bedeli olan 181.897,40 TL'den ibaret toplam 281.897,40 TL'nin 100.000,00 TL'si yönünden ıslah tarihi olan 22/10/2021 tarihinden itibaren kalan 181.897,40 TL'si yönünden dava tarihi olan 10/10/2017 tarihinden itibaren işletilecek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsil edilerek davacıya verilmesine, Fazlaya yönelik talebin reddine ..." şeklinde hüküm kurulmuştur. İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davalı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; adi ortaklığın sona ermesinde müvekkil şirkete yüklenecek bir kusur olmamakla birlikte, davacı yanın sözleşmeyi haklı nedenle feshettiği ve bu sebeple cezai şartın muaccel olduğu tespiti hukuken hatalıdır; mahkemece müvekkil aleyhine hükmedilen menfi zarar tespiti hatalı olup, hüküm ihtilaflı bilirkişi raporu esas alınarak kurulmuş, mahkeme kararlarının gerekçeli olması kanuni bir zorunluk olup adil yargılanma hakkının içerisinde yer alan gerekçeli karar hakkı Anayasa başta olmak üzere usul hukukuna ilişkin düzenlemeleri içeren sair mevzuatta düzenlendiği, buna göre HMK’nın m. 297 gerekçeli kararda; tarafların iddia ve savunmalarının özeti, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususlar, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan deliller, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesi, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepler hükümde bulunmasını zorunlu kılmıştır ancak istinaf talebine konu ilk derece mahkemesi kararında ise tam olarak savunmalarına yer verilmemiş, hukuki uyuşmazlık tek bir yönü ile ele alınmış ve özellikle sözleşmenin feshinin haklı nedenle olup olmadığı, cezai şartın muacceliyet şartlarının doğup doğmadığı hususlarında itirazları ve beyanlarına ilişkin herhangi gerekçe sunulmadığını beyan ederek, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; dava dilekçesi ve safahat esnasındaki beyanlarda açıkça ifade edilmiş ve ortaklık sözleşmesinin bu nedenlerle fesh edildiği izah edilmiş olup davalının istinaf dilekçesinde "feshin gerekçesi yok" iddiasını bu yönüyle anlamanın güçlüğünü ayrıca davalı tarafın tüm iddia ve beyanlarına ayrıntılı olarak yer verildiğini, dosyada aldırılan tüm bilirkişi raporlarında davalı tarafın itirazlarının değerlendirilmesi istenmiş ve gerekçeli kararda da davalının beyanlarının neler olduğu ve niçin dinlenilmediği ayrıntılı olarak açıklandığını beyan ederek, davalının istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER: Kocaeli 2. Asliye Ticaret Mahkemesi 06/01/2022 tarih, 2017/977 Esas - 2022/6 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: DAVA; alacak istemine ilişkidir. İstinaf incelemesi HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır. Dosyanın incelemesinde; davacı şirketin Apple, Epson, Adobe markalarının satışı, teknik servis ve hizmetlerinin sağlanması alanlarında faaliyet gösterdiği, davalı şirketin ise İstanbul'da faaliyet gösterdiği ve Apple firmasının yetkili satıcısı ve teknik servisi olduğu, davacı şirketin Apple firması ürünlerinin teknik servis işlemlerini doğrudan yapmaması, teknik servis işi de yapan davalı şirketin davacı kadar geniş bir müşteri portföyü ve tecrübesi olmadığı için tarafların güç birliği yaparak (%50+%50) bir adi ortaklık kurmak için 14/06/2016 tarihli ortaklık sözleşmesini imzaladıkları, sözleşmenin konusunun özleşmenin 2. maddesin de belirtildiği, sözleşmenin cezai şart başlıklı 6. Maddesinde de; tarafların her ikisinin de tacir olduklarının farkında olarak, sözleşme şartlarını görüştükleri ve kabul ettikleri ve sözleşme şartlarına uyulmadığı takdirde 100.000,00 TL'nin karşı tarafa verileceğinin kayıt altına alındığı, Mayıs 2015 ile Haziran 2016 arasında davacının kesilen fatura sayısının 2160 adet iken, Haziran 2016 ile Temmuz 2017 olan 13 aylık ortaklık döneminde ise kesilen fatura sayısının ciddi oranda düştüğü belirtilerek; davalının, ortaklığın gelir gider ve mali kayıtlarına ulaşabilmesi imkanını sağlamadığı, ortaklık bünyesinde olan mal alım ve satım işleri hususunda, sözleşme gereğince tarafların ortak iradeleri ile işlem yapılması gerekmekte iken, davalı tarafın bu işlemlerle ilgili olarak davacının onay rıza ya da muvafakatini almayarak işlemleri gerçekleştirdiğinden bahisle 100.000,00 TL cezai şart ve uğranılan zarar ve ziyana mahsuben 1.000,00 TL alacağın akdin feshi tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsili için eldeki davanın açıldığı, ilk derece mahkemesince davanın kısmen kabulüne karar verildiği, kararın istinaf edilmesi üzerine Dairemizin 11/05/2023 tarih ve 2022/789 Esas 2023/751 karar sayılı kararı ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, davalının istinafının kabulü ile davanın reddine ilişkin yeniden hüküm kurulmasına karar verilmiştir. Dairemiz kararının davacı tarafından temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 19/11/2024 tarih ve 2023/4330 Esas 2024/3723 Karar sayılı kararında; " ... 6. Somut olayda; taraflar arasında 14.04.2016 tarihli, 7 yıl süreli ortaklık sözleşmesi düzenlenmiş olup, davacı davalının ortaklık sözleşmesine aykırı davrandığını iddia ederek katılım ve kazanç payları ile cezai şart talep ettiğine göre, bu talebinin ortaklığın fesih ve tasfiyesinin istediğinin kabulü gerekir. Zira, bu halde ortaklar arasında adi ortaklığın temel amacı olan ortak amaç için bir arada, uyum içerisinde çalışmaktan, her iki tarafın da birbirlerinin menfaatine hareket ettiğine ilişkin karşılıklı güven duygusunun mevcut olduğundan bahsedilmez. Bu halde, Bölge Adliye Mahkemesince; talebin adi ortaklığın fesih ve tasfiyesine ilişkin olduğu dikkate alınarak, yukarıda açıklanan tasfiye hükümlerinin uygulanması ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken; eksik inceleme ve yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmemiş bozmayı gerektirmiştir. ..." gerekçesi ile dairemiz kararı bozulmuştur. Uyuşmazlık, davacının adi ortaklık tasfiye payı alacağı olup olmadığı ve miktarının ne kadar olduğu ve cezai şart alacağı istenip istenemeyeceği noktasındadır. Taraflar arasındaki 14/04/2016 tarihli "Sözleşme" isimli adi ortaklık sözleşmesinin 4-g bendinde ortaklık payının %50, %50 olarak belirlendiği, kârın bu oran üzerinden paylaşılacağı belirtilmiştir. Ayrıca sözleşmenin 3-f bendinde davalı ortağın davacı ortağa, davacının markasının ve müşteri çevresinin kullanımı nedeniyle 100.000,00 TL ödeneceği ve bu paranın adi ortaklığın ne sebeple sona ererse ersin geri istenmeyeceği de hüküm altına alınmıştır. Adi ortaklığın tasfiyesinin bozma ilamında da belirtildiği üzere üç aşamalı olarak yapılması gerekmektedir. Bu kapsamda taraflarca isim bildirilmediğinden dairemizce, ortaklığın mal varlığının belirlenmesi, gerekirse mal varlığının nakte çevrilmesi ve son tasfiye bilançosunun hazırlanması için tasfiye memurları atanmış ve tasfiye memurlarından rapor alınmıştır. Dairemizce bozma sonrası alınan 19/11/2025 tarihli raporda özetle; bilirkişi heyetinin mali bilirkişi üyesi tarafından tanzim edilerek daha önce dava dosyasına sunulan 05.08.2021 tarihli bilirkişi raporunda davalı şirketin ticari defter ve belgelerinin incelendiği, adi ortaklığa ait aktiflerin tespiti kapsamında yapılan incelemede davalı şirket adına kayıtlı Kocaeli Şubesi satışlarının ağırlıklı kısmının ürün satışından ziyade servis gelirlerinden ibaret olduğu, Kocaeli şubesi faaliyetlerinin başlangıcında ilk ürün stoklarının davalı şirket tarafından karşılandığı dikkate alındığında ortaklığa ait tasfiye edilecek aktif-pasifin bulunmadığı, şu halde adi ortaklığın tüzel kişiliğini elinde bulunduran davalı şirketin uhdesinde kalan kâr/zararın tespiti ile sonuca gidilebileceği kanaatine varıldığı, yapılan inceleme neticesinde tasfiye artığı olmak üzere dava konusu işlerdeki kâr payları ve davacı şirketin ortaklığa bıraktığı bir kısım ürünle ilgili talebi esas alınarak adi ortaklığın tasfiye artığının ve ortakların payına düşen kısmın (davacı şirket alacağının) alternatifli olarak hesaplandığı, birinci alternatif olarak; aktif sözleşme döneminde elde edilen toplam kârın (tasfiye artığının) 103.603,22 TL * 150.337,22 TL olmak üzere 253.943,44 TL olduğu, %50 oranlı her bir ortağın payına düşen kârın (davacı Misbah Ltd. Şti.'ye ödenmesi gereken tasfiye artığının) 126.970,22 TL olduğu sonucuna ulaşıldığı, ikinci alternatif olarak ise; mahkemenin takdiri, davacı şirketin sembolik bedelle ortaklığın kullanımına bıraktığı ürünlerin de davacı alacağına eklenmesi yönündeyse davacı Misbah Ltd. Şti.'ye ödenmesi gereken tasfiye artığının 160.374,97 TL olarak değerlendirilebileceği yönünde görüş bildirdiği görülmüştür. Bu raporda da ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, adi ortaklığın nakte çevrilmesi gereken mal varlığı bulunmadığından bu aşamanın yapılmasının gerekmediği, adi ortaklığın servis hizmeti ağırlıklı olarak gelir etmesi ve muhasebesinin de davalının ticari defterleri üzerinden yapılması nedeni ile adi ortaklığın aktif ve pasifinin bu defterlerin incelenmesi ile belirlendiği görülmektedir. Bilirkişilerce yapılan hesaplamalarda, adi ortaklığın fiilen sona erdiği tarih itibari ile kâr elde ettiği, ancak bu kârın sözleşmenin 4-g bendine aykırı olarak dağıtılmadığı ve kârın tamamının davalının uhdesinde kaldığı görülmektedir. Bu nedenle adi ortaklığın tasfiyesine karar verilirken davalı ortak uhdesinde kalan davacı ortağa ait kârın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar vermek gerekmiştir. Bilirkişi raporunda yukarıda özetlendiği üzere ikili bir alternatif hazırlanmış ve bu alternatifler arasındaki farkın davacının adi ortaklığın kuruluş aşamasında davalıya verdiği malzeme bedellerinden kaynaklandığı belirtilmiştir. Davalı taraf bu malzemelerin kullanılmadığı ve maddi değeri olmadığı gerekçesi ile hesaplamada dikkate alınmaması gerektiğini ileri sürmüştür. Ancak bu malzemelerin adi ortaklık sermayesi olarak verildiği, bu nedenle tasfiyenin paraların paylaştırılması aşamasında öncelikle ortakların sermayelerinin iade edilmesi sonrasında varsa karın dağıtılması gerektiğinden bu malzeme bedellerinin de davacıya iadesine karar verilmesi gerekmiştir. Buna karşılık davalı ortak sermaye olarak iş gücünü ve servis hizmetlerinin yürütülmesi aşamasında kullandığı demirbaşları koyduğu ve bu demirbaşların halen davalı uhdesinde olduğu anlaşılmakla davalının da sermayesini geri aldığının kabulü gerekmiştir. Bu nedenle, dairemizce dosya kapsamına ve adi ortaklığın amacına, taraflar arasındaki hak ve menfaat durumuna daha uygun olduğu için tasfiye alacağı olarak bilirkişilerce belirlenen ikinci alternatifteki alacak miktarına hükmedilmiştir. Cezai şart alacağı yönünden yapılan değerlendirmede; Ceza koşulu 6098 sayılı TBK’nın 179-182. maddelerinde düzenlenmiştir. Türk Borçlar Kanunu’nun 179. maddesi: “…Bir sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi durumu için bir ceza kararlaştırılmışsa, aksi sözleşmeden anlaşılmadıkça alacaklı, ya borcun ya da cezanın ifasını isteyebilir. Ceza, borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi durumu için kararlaştırılmışsa alacaklı, hakkından açıkça feragat etmiş veya ifayı çekincesiz olarak kabul etmiş olmadıkça, asıl borçla birlikte cezanın ifasını da isteyebilir. Borçlunun, kararlaştırılan cezayı ifa ederek sözleşmeyi, dönme veya fesih suretiyle sona erdirmeye yetkili olduğunu ispat etme hakkı saklıdır…” düzenlemesini içermektedir. Maddenin birinci bendinde seçimlik ceza koşulu düzenlenmiştir. Buna göre sözleşmenin hiç veya gereği gibi ifa edilmemesi hâlinde ödenmek üzere ceza koşulu vaad edilmiş ve aksi de sözleşmede öngörülmemiş ise alacaklı ya sözleşmenin ifasını ya da ceza koşulunun ödenmesini isteyebilir. Seçimlik ceza koşulunda alacaklı seçimlik bir yetkiye sahiptir. Buna göre o şartın gerçekleşmesi yani borçlunun asıl edimi hiç veya gereği gibi ifa etmemesi durumunda ya asıl edimin ifasını ister ya da bundan vazgeçerek ceza koşulunun ödenmesini talep eder. Seçimlik ceza koşulunda alacaklı hem asıl edimin ifasını hem de ceza koşulunun ödenmesini isteyemeyecektir. Buradaki “seçimlik” ifadesinden, ceza koşulu ile asıl borç arasındaki ilişkinin, seçimlik borçlarda yer alan birden çok edim arasındaki ilişkiye benzediği sanılmamalıdır. Asıl borç ile ceza koşulu arasında gerçek anlamda bir seçimlik borç (alacak) ilişkisi söz konusu olmayıp, yalnızca alacaklıya tanınmış bir seçim hakkı söz konusudur. Bunun önemi şu noktada ortaya çıkar: Borçlu asıl borcun ifasıyla yükümlü olmakla birlikte, alacaklı asıl borcun ifasından vazgeçerek ceza koşulunun ödenmesini istediğini borçluya bildirebilir. Borçlu ceza koşulu kendisinden istenmedikçe yalnız asıl borcu ifa edebilir. Bu seçim hakkı, teknik anlamdaki seçimlik borçtan (alacaktan) farklıdır (Kocaağa, s. 133-136). İkinci bentte düzenlenen ifaya ekli ceza koşulunda ise alacaklı, açıkça feragat etmiş veya ifayı kayıtsız şartsız kabul etmiş olmadıkça, hem sözleşmenin ifasını hem de kararlaştırılan cezanın ödenmesini talep edebilir. Dönme (fesih) cezası olarak da adlandırılan ifayı engelleyen ceza koşulu ise maddenin üçüncü bendinde hükme bağlanmıştır. Burada borçlunun ceza koşulunu ödemek suretiyle tek taraflı olarak sözleşmeden dönme hakkına sahip olduğunu ispat yetkisi saklı tutulmuştur. Böylece borçlu, alacaklı ile yaptığı anlaşmada dilerse sözleşmeden dönmeyi ve alacaklıya sadece ceza koşulu ödemeyi kararlaştırabilir. Bu tür ceza koşulunda borçlu cezayı ödemek suretiyle sözleşmeden dönebileceği gibi, alacaklı da sadece ceza koşulu ödenmesini talep edebilir. Bu durumda artık alacaklı borçludan asıl edimin ifasını isteyemeyecektir. Ceza koşulunda ilişkin hükümler emredici nitelikte değildir. Taraflar bunların aksini kararlaştırabilirler. Borcun belirlenen zaman veya yerde ifa edilmemesi dışında kalan diğer borca aykırılık hâlleri için ifaya eklenen ceza koşulu kararlaştırabilecekleri gibi; bu iki ihlâl durumu için seçimlik ceza koşulu da kararlaştırabilirler. Ceza koşulunun amacı da onun ifaya eklenen nitelikte olup olmadığının tespitinde önemli rol oynayabilir. Borçlunun borca aykırı davranışı hâlinde alacaklının ifaya ek olarak talep ettiği alacak bir ceza koşulu alacağı ise, zarar koşulunu gerektirmez. Alacaklı borçlunun borca aykırı davranışı nedeniyle zarara uğramasa dahi kararlaştırılan ceza koşulunu talep edebilir(Yargıtay HGK 29/09/2022 tarih, 2022/11-490 E., 2022/1184 K.) Eldeki uyuşmazlıkta; sözleşmenin 6. maddesinde "şartlara uyulmadığı taktirde 100.000,00 TL karşı tarafa ödenecektir" şeklinde cezai şart alacağı düzenlenmiştir. Sözleşmenin bu hükmü yukarıda yapılan açıklamalar kapsamında incelendiğinde bu cezai şartın niteliği itibariyle seçimlik cezai şart olduğu anlaşılmaktadır. Bu durumda davacı ya sözleşmenin ifasını, ya da seçimlik cezai şart alacağını isteyebilir. Eldeki davada adi ortaklığın bir süre devam etmesi ve davacının adi ortaklığın feshini ve tasfiye payı alacağını istemesi nedeniyle sözleşmenin ifasını istemiş sayılacaktır. Bu durumda seçimlik cezai şart istenemeyecektir. Bir an için cezai şart alacağının sözleşmenin kalan süresi için istendiği kabul edilirse de, davacının adi ortaklığın davalının muhasebe kayıtları hakkında bilgi vermemesi ve kâr payı dağıtmaması gerekçesi ile fesih ve tasfiyesini istediği ancak sözleşmenin 4-ı bendinde adi ortaklık için yeni bir muhasebe ve kayıt sistemi kurulacağının ve bunun 2 ay içinde tamamlanacağının düzenlendiği ancak adi ortaklığın fiilen sona erdiği tarihe kadar bir yıldan fazla bir süre içerisinde muhasebe ve kayıt sisteminin kurulmadığı, bundan davacının da davalı ile eşit kusurlu sayılması gerektiği anlaşılmaktadır. Bu durumda her iki taraf da sözleşmenin devam etmemesinde eşit kusurlu sayıldığında eşit oranda cezai şart alacağı hakkına sahip olup, adi ortaklığın tasfiyesinde tüm alacak ve borçların tasfiye edilmesi gerektiğinden taraflar lehine cezai şart alacağına hükmedilmemiş, cezai şart alacağı mahsuplaştırma yolu ile tasfiye edilmiş ve aşağıdaki gibi hüküm kurmak gerekmiştir. Yargıtay HGK'nın 2021/2-96 Esas 2021/205 Karar sayılı kararı uyarınca, Yargıtay bozma ilamı üzerine yapılan duruşmalı yargılamada taraflar yararına ayrıca istinaf vekalet ücretine hükmedilmemiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; Davanın KISMEN KABULÜ ile; Adi ortaklığın fesih ve tasfiyesine, Tasfiye payı alacağı olarak 160.374,97 TL'nin dava tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, Fazlaya ilişkin tasfiye payı alacağı ve cezai şart alacağı istemlerinin REDDİNE, a-Alınması gerekli 10.955,21-TL karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 1.724,83 TL harç ile 3.261,00-TL ıslah harcından mahsubu ile bakiye 5.969,38-TL'nin davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, b-Davacı tarafından sarf edilen davetiye ve müzekkere gideri, bilirkişi ücretleri olmak üzere toplam 5.558,80 TL yargılama giderinden kabul ve ret oranına göre hesaplanan (%54,94 Kabul) 3.054,13-TL'lik kısmının peşin yatırılan 1.724,83 TL harç ve 3.261,00 TL ıslah harcı ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalan kısmının davacı üzerinde bırakılmasına, c-Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu hususta karar verilmesine yer olmadığına, ç-Davacı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca hesaplanan 45.000,00-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, d-Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan A.A.Ü.T. uyarınca hesaplanan 45.000,00-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, e-Kullanılmayan gider avansının karar kesinleştiğinde yatıran tarafa iadesine, f-Davacı tarafından temyiz ve istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan tebligat, posta giderleri ve bilirkişi ücreti toplamı 20.281,20 TL'nin kabul ret oranına göre hesaplanan (%54,94 Kabul) 11.142,49-TL'lik kısmının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, kalan kısmının davacı üzerinde bırakılmasına, g-Davalı tarafından temyiz ve istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan tebligat ve posta giderleri toplamı 200,00 TL'nin kabul ret oranına göre hesaplanan (%45,06 ret) 90,12 TL'lik kısmının davacıdan alınarak davalıya verilmesine, kalan kısmının davalı üzerinde bırakılmasına, ğ-Tarafların istinaf ve temyiz aşamasında yatırdığı gider avanslarından kullanılmayan kısmının 6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesince taraflara iadesine, h-Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359-(4) maddesi uyarınca temyizi kabil kararın Dairemizce taraflara tebliğine, Dair davacı vekili ve davalı vekilinin yüzüne karşı, gerekçeli kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde Dairemize veya Dairemize gönderilmek üzere ilk derece mahkemesine dilekçe verilmek suretiyle Yargıtay'ın ilgili Hukuk Dairesince incelenmek üzere TEMYİZ yasa yoluna başvurma hakkı bulunduğuna oy birliği ile karar verildi.25/12/2025 Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*