9. Hukuk Dairesi 2025/9528 E. , 2026/461 K. "" MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi SAYISI: 2024/679 E., 2025/1686 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 30. İş Mahkemesi SAYISI: 2022/350 E., 2024/30 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan ra…
9. Hukuk Dairesi 2025/9528 E. , 2026/461 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ: İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 26. Hukuk Dairesi SAYISI: 2024/679 E., 2025/1686 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 30. İş Mahkemesi SAYISI: 2022/350 E., 2024/30 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalının yurt dışı şantiyesinde 2007-2016 yılları arasında çalıştığını, iş sözleşmesi işverence feshedildiğinden Türkiye'ye geri döndüğünü, son net aylığının 2.750,00 USD olduğunu, işine son verilen müvekkiline kıdem ve ihbar tazminatlarının ödenmediğini, haftada 7 gün 06. 00... .00 saatleri arasında çalıştığını, hafta tatilini ayda bir pazar günü kullandığını, dinî bayramların ilk günleri hariç tüm ulusal bayram ve genel bayram tatillerinde çalıştıklarını ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; taraflar arasındaki ihtilafta yabancı hukukun uygulanması gerektiğini, zamanaşımı def'i ileri sürdüklerini, davacının özlük dosyasının temin edilmediğini, davacının özlük dosyası geldikten sonra ayrıntılı açıklama yapılacağını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararı üzerine yeniden yargılama yapan İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davacının, kaldırma ilâmı sonrasında; davacının yurt dışı giriş çıkış kayıtları yeniden getirildiğinde davacının ilk olarak 24.09.2004 yılında yurt dışına çıktığı ve 04.12.2007 yılına kadar dönüş yapmadığı, yeniden beyanları alınan tanık ...'nin kendisinin 2008 yılında çalışmaya başladığını beyan ettiği, davacının hizmet süresinin başlangıcı ile ilgili olarak görgüye dayalı bir beyanı olmadığı ve dosya kapsamında davacının 15.02.2007 yılında göreve başladığına dair herhangi bir delil olmamakla birlikte davacı adına açılan banka hesabı incelendiğinde davacı adına 17.04.2007 tarihinde ilk ücret ödemesinin davalı Şirket tarafından yapıldığı, banka hesabının 22.02.2007 yılında açıldığı, işçilerin ücretlerini çalışma karşılığı aldığı ve hesap açılış tarihi olan 22.02.2007 öncesinde çalışma olduğu da ispatlanamadığı dikkate alınarak davacının 22.02.2007 tarihinde davalı yanında yurt dışı şantiyelerinde çalışmaya başladığına kanaat edilmiş ve davacının toplam hizmet süresinin 6 yıl 9 gün olup ücretinin net 2.750,00 USD olduğu, iş sözleşmesinin haksız feshedildiği tanık beyanlarına göre fazla çalışma yaptığı, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatillerde çalıştığı hâlde karşılığının ödenmediği gerekçesiyle %30 indirimle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davalı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi kararları yargı organlarını da bağlayacağından, Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli karar gerekçesinin yabancılık unsuru bulunan iş sözleşmelerinde uygulanacak hukukun tespitinde esas alınması gerektiği, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27/4 hükmü gereğince hâlin bütün şartlarına göre iş sözleşmesiyle daha sıkı ilişkili bir hukukun bulunması hâlinde sözleşmeye ikinci ve üçüncü fıkra hükümleri yerine bu hukukun uygulanabileceği, eldeki davada davacının Türk vatandaşı, davacının yerleşim yeri ile sosyal ve hukuki ilişkilerinin yoğunlaştığı ülke de Türkiye olduğundan iş sözleşmesiyle daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olduğu, 5718 sayılı Kanun'un 27/4 hükmünde tanınan yetki kapsamında sözleşmeye uygulanacak hukuk, hukuka ve hakkaniyete göre belirlenmeli, bu değerlendirme yapılırken Anayasa'nın 49. maddesine göre Devletin çalışanların korunmasına ilişkin pozitif yükümlülükleri dikkate alınmalıdır. Sözleşmeyle daha sıkı ilişkili hukukun işçiye mutat işyeri hukukundan daha yüksek düzeyde bir koruma sağlaması durumunda hâkim, mutat işyeri hukuku yerine daha sıkı ilişkili hukuku uygulayabileceğinden davada sözleşmeyle daha sıkı ilişkili olduğu anlaşılan Türk hukukunun uygulanmasının hukuka uygun olduğu, aksi kabulün yakın tarihlere kadar İlk Derece Mahkemeleri ve de Bölge Adliye Mahkemesi İş Dairelerince aynı dönemlerde çalışan başka işçilerle aynı davalıya karşı yurt dışı çalışmalarıyla ilgili açılan benzer içerikli davaların 4857 sayılı Türk İş Kanunu hükümlerine göre neticelendirildiği ve bu kararların Yargıtayca onaylanarak kesinleştiği dikkate alınarak, bu yöndeki içtihatlara güvenerek dava açan ve de davasını yürüten işçiler bakımından derdest dosya davacısı yönüyle sürpriz karar olacağı, bunun da hukuk güvenliği ve istikrarına uygun düşmeyeceği gibi adil yargılanma ve hukuki dinlenilme haklarının zedelenmesi sonucunu doğuracağının kabulü gerekeceği mahkeme kararında usul ve yasaya aykırılık olmadığı anlaşıldığından davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; 1. 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmü uyarınca dava konusu yapılan tüm talepler bakımından davacının dava konusu tarihlerde çalışmış olduğu Irak, Umman, ..., Kazakistan İş Kanunu hükümlerinin uygulanmak zorunda olduğunu, Irak, Umman, ..., Kazakistan hukukuna göre davacının uyuşmazlık konusu hâline getirdiği tüm taleplerin zamanaşımına uğradığını, 2. Fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ödemelerinin de mahsubunun gerektiğini, 3. Husumetli tanık beyanlarının hükme esas alınamayacağını, 4. Bilirkişi tarafından mahsup yönünden seçenekli hesaplama yapılmasına rağmen dikkate alınmadığını ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Taraflar arasında, iş sözleşmesine uygulanması gereken hukuk, zamanaşımı, aylık ücretin tespiti, kıdem ve ihbar tazminatları ile fazla çalışma, hafta tatili, ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacaklarının ispatı ve hesaplanması konularında uyuşmazlık bulunmaktadır. İş sözleşmesinde yabancılık unsuru bulunması hâlinde, uygulanacak hukukun belirlenmesi açısından, uyuşmazlık döneminde yürürlükte bulunan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasına ilişkin ilke ve esaslar Dairemizin 24.05.2023 tarihli ve 2022/16187 Esas, 2023/7655 Karar sayılı kararında açıklanmıştır. Somut uyuşmazlıkta davacı işçi; davalı Şirketin yurt dışı şantiyelerinde çalıştığını, ücretinin USD olarak ödendiğini ileri sürerek ödenmeyen işçilik alacaklarının hüküm altına alınmasını istemiş, davalı işveren ise yasal süresi içinde sunduğu cevap dilekçesinde davacının yurt dışı şantiyelerinde çalışması sebebiyle uyuşmazlığın yabancı hukuka göre çözümlenmesi gerektiğini savunmuştur. İlk Derece Mahkemesince uyuşmazlığa Türk hukuku uygulanmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiş; Bölge Adliye Mahkemesince ise hükmün isabetli olduğu gerekçesiyle davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. Ne var ki varılan sonuç, dosya kapsamına uygun düşmemiştir. Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün iptaline dair 10.03.2025 tarihli ve 32837 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı iptal kararının uyuşmazlığa etkisinin ele alınması gereklidir. Anayasa'nın 153/1 hükmünde herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, 153/5 hükmünde ise "İptal kararları geriye yürümez." kuralına yer verilmiştir. Türk anayasal sisteminde, Devlete güven ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar olan dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir. Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli iptal kararında kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olup iptal kararında öngörülen yürürlük tarihinden önce 04.06.2025 tarihli ve 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 18. maddesi ile 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle herhangi bir yasal boşluk gerçekleşmemiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki yapılan kanun değişikliği niteliği itibarıyla maddi hukuka ilişkin bir düzenleme olduğundan yalnızca yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkan hukuki olgu ve ilişkilere uygulanabilir. Yürürlüğünden önce ortaya çıkan olaylar ve hukuki ilişkiler, ortaya çıktıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tâbidir. Yukarıda belirtildiği üzere Anayasa'nın 153. maddesinde düzenlenen geriye yürüme yasağına ilişkin hükmün amacı, kazanılmış hakların korunması ve hukuki güvenliğin sağlanmasıdır. Bununla birlikte ceza ve vergi gibi birey ile Devlet arasındaki ilişkilerde bireyin lehine olarak geriye yürümeden söz edilebilir ise de özel hukuk ilişkilerinde özellikle sona ermiş bir iş sözleşmesinden doğan hak ve borçları ortadan kaldıracak veya önemli ölçüde değiştirecek şekilde geriye yürüme, kazanılmış hakları ortadan kaldıracağı gibi hukuki güvenlik ilkesini ve mülkiyet hakkını da ihlal edecektir. Ayrıca, Anayasa'nın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi bir kanun hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinin kanun hükmü olarak uygulanması da mümkün değildir. Kaldı ki bir an için Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı sonucu 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün uygulanmasının mümkün olmadığı düşünülse bile, aynı Kanun'un 24. maddesi ve 27/2 hükmü uyarınca da hukuk seçimi imkânı bulunduğundan ve 27. maddenin iptal edilmeyen 4. fıkrası da dikkate alındığında; daha sıkı ilişkili hukukun uygulanması söz konusu olamayacaktır. Dosyadaki bilgi ve belgelere göre davalı işverenin yurt dışı projelerinde çalıştırılmak üzere istihdam edilen davacı işçi 15.02.2007-01.11.2016 tarihleri arasında aralıklı şekilde çalışmıştır. Dosya kapsamında hukuk seçimi anlaşması bulunduğu tespit edilen farklı tarihlerde düzenlenmiş olan iş sözleşmeleri bulunmaktadır. Yurt dışı iş sözleşmesinin açık, net ve anlaşılır bir dilde düzenlendiği, yukarıda açıklandığı gibi uyuşmazlık döneminde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün açıkça cevaz verdiği şekilde sözleşmede hukuk seçimi yapıldığı anlaşılmakta olup taraflar arasında imzalanan yurt dışı iş sözleşmesinin bağlayıcı ve geçerli olduğu sonucuna varılması gerekmektedir. Şu hâlde, uyuşmazlık döneminde yürürlükte olan 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmü kapsamında davacının 08.01.2008-21.01.2008 tarihlerini kapsayan dönemde Kazakistan hukuku, 16.11.2012-01.06.2013 tarihlerini kapsayan dönemde ise Rus hukuku, 20.07.2016-01.11.2016 tarihlerini kapsayan dönem için seçilen hukuk olarak Irak Hukuku uygulanması yönünde hukuk seçimi anlaşması bulunduğu anlaşıldığından davacının bu çalışma dönemleri için somut uyuşmazlığa iş sözleşmesi ile seçilen hukuk olan Kazakistan, ... ve Irak hukuku uygulanmalıdır. Hâl böyle olunca, uzman bir bilirkişiden de denetime elverişli rapor alınmak suretiyle dosya kapsamındaki delil durumu birlikte değerlendirilerek dava konusu alacaklar hakkında usuli kazanılmış haklar da korunmak suretiyle bir karar verilmesi gerekmektedir. Diğer taraftan davacının 22.02.2007-04.12.2007, 16.03.2008-30.05.2008, 05.09.2008-21.01.2010, 19.03.2010-09.11.2010, 14.02.2014-16.10.2015, 08.02.2016-12.02.2016 tarihleri arasındaki çalışma dönemleri bakımından taraflar arasında hukuk seçimi anlaşması bulunduğuna dair dosyada herhangi bir sözleşme veya başkaca delil bulunmamaktadır. Tarafların hukuk seçimi anlaşması yapmadıkları veya yapılan hukuk seçimi anlaşmasının geçersiz olduğu dönemde iş sözleşmesine, kural olarak işçinin işini mutad olarak yaptığı işyeri hukukunun uygulanması gerektiği 5718 sayılı Kanun'un 27/2 hükmünde genel bir kural olarak düzenlenmiştir. Burada yetkili kılınan hukuk, işçinin işini fiilen yerine getirdiği yer ülke hukukudur. Ancak 5718 sayılı Kanun’un 27/4 hükmünde düzenlenen daha sıkı ilişkili hukukun varlığı hâlinde bu hukuk uygulanabilir. Bu bağlamda tarafların tâbiiyeti, sözleşmenin dili ve imzalandığı yer, işçinin tâbi olduğu sosyal güvenlik sistemi, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer, ücretin ödendiği yer, iş sözleşmesinin daha sıkı ilişkili hukuka özgü kurumlar (Örneğin Türk hukuku) gözetilerek yapılması, daha önceki (daha sıkı ilişkili hukukun uygulandığı) iş sözleşmesine gönderme yapılması gibi unsurların sözleşmenin hangi hukukla daha sıkı ilişkili olduğunun belirlenmesinde dikkate alınması mümkündür. Somut uyuşmazlıkta dosya kapsamı ile yukarıda açıklanan hususlar birlikte dikkate alınmak suretiyle değerlendirme yapıldığında; 22.02.2007-04.12.2007, 16.03.2008-30.05.2008, 05.09.2008-21.01.2010, 19.03.2010-09.11.2010 dönemlerinde Kazakistan'da, 14.02.2014-16.10.2015, 08.02.2016-12.02.2016 dönemlerinde ise Umman'da çalışan davacı işçi ile işveren davalının tâbiiyeti, tarafların yerleşim yerleri, sosyal ve hukuki ilişkilerin yoğunlaştığı yer, ücretin Türkiye'de ödendiği ve işçinin tâbi olduğu sosyal güvenlik sistemi dikkate alındığında hukuk seçimi anlaşması bulunmayan söz konusu çalışma dönemlerinde daha sıkı ilişkili hukukun Türk hukuku olduğu anlaşılmaktadır. Buna göre, davacının 22.02.2007-04.12.2007, 16.03.2008-30.05.2008, 05.09.2008-21.01.2010, 19.03.2010-09.11.2010, 14.02.2014-16.10.2015, 08.02.2016-12.02.2016 tarihleri arasındaki çalışma dönemleri bakımından uyuşmazlığa Türk hukuku uygulanarak dava konusu alacaklar hakkında bir karar verilmesi gerekmektedir. Bu maddi ve hukuki olgular gözetilmeden yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup kararın bu sebeple bozulması gerekmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 21.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.