Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı Kurum nezdinde kadrolu işçi olarak çalıştığını, davalının tarafı olduğu 11.08.2021 tarihinde imzalanan Kamu Toplu İş Sözleşmeleri Çerçeve Anlaşma Protokolü ile 19.10.2021 tarihinde davalı adına Kamu İşveren Sendikası (TÜHİS) ile Öz Ormancılık ve Tarım, Avcılık ve Balıkçılık İşçileri Sendikası (Sendika) arasında imzalanan toplu iş sözleşmesinde işçilerin almakta olduğu aylık çıplak brüt ücretlerine 01.03.2021 tarihinden itibaren birinci yıl birinci altı ay
DAVA KONUSU: Davacı vekili dava dilekçesinde; davalı Kurum nezdinde kadrolu işçi olarak çalıştığını, davalının tarafı olduğu 11.08.2021 tarihinde imzalanan Kamu Toplu İş Sözleşmeleri Çerçeve Anlaşma Protokolü ile 19.10.2021 tarihinde davalı adına Kamu İşveren Sendikası (TÜHİS) ile Öz Ormancılık ve Tarım, Avcılık ve Balıkçılık İşçileri Sendikası (Sendika) arasında imzalanan toplu iş sözleşmesinde işçilerin almakta olduğu aylık çıplak brüt ücretlerine 01.03.2021 tarihinden itibaren birinci yıl birinci altı ay için %12 oranında, birinci yıl ikinci altı ay için ise %5 oranında zam yapılmasının öngörüldüğünü, müvekkili davacının yetkili Sendika üyeliğinden istifa ettiğini ve dayanışma aidatı ödemek suretiyle toplu iş sözleşmesi hükümlerinin tüm mali ve özlük haklarından faydalanmak için talepte bulunduğunu, yine 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu’nun (6356 sayılı Kanun) 39/4 hükmünde yer alan "İmza tarihinden önceki talepler imza tarihi itibarıyla hüküm doğurur." ibaresinin Anayasa Mahkemesince iptal edilmesi üzerine, taraf işçi sendikasına üye olmayanların talep tarihi itibarıyla toplu iş sözleşmesi hükümlerinden faydalanabilir duruma geldiğini, ayrıca sendika kurucu üyesi olması nedeniyle tarafına yapılan haksız ve ayrımcılık içeren uygulamadan dolayı 6356 sayılı Kanun'un 25/4 hükmü gereğince sendikal tazminata hükmedilmesi gerektiğini ileri sürerek ücret alacağı, ilave tediye fark alacağı, ikramiye fark alacağı, fazla çalışma fark alacağı, ulusal bayram ve genel tatil ücret alacağı ve sendikal tazminat alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. KARAR: Uyuşmazlık, davacının toplu iş sözleşmesinden yararlanmaya başlayacağı tarihin belirlenmesi ile buna göre fark alacağı bulunup bulunmadığı ve davacının sendikal tazminata hak kazanıp kazanmadığı hususlarındadır. 1.Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Somut uyuşmazlıkta davacı, işvereni davalı Kurum ile daha önce üyesi olduğu Sendika arasından bağıtlanan toplu iş sözleşmesi hükümlerinden yararlandırılmadığını, toplu iş sözleşmesinin tarafı Sendika üyeliğinden ayrıldıktan sonra dayanışma aidatı ödeyerek yararlanma hususunda talepte bulunduğunu, buna göre toplu iş sözleşmesinin yürürlük başlangıç tarihinden itibaren toplu iş sözleşmesinden yaralandırılması gerektiğini ileri sürmüştür. 6356 sayılı Kanun'un 39/1 hükmünde "taraf işçi sendikasına üye olmak" toplu iş sözleşmesinden yararlanmanın şartı olarak öngörülmüştür. Madde metnine göre toplu iş sözleşmesinden yararlanmak için aslolan sendika üyeliği olup istisnai hâller dışında (dayanışma aidatı, sendikanın yazılı onayı gibi) sendika üyesi olmayanlar toplu iş sözleşmesinden yararlanamaz. Aynı Kanun'un 39/4 hükmüne göre, toplu iş sözleşmesinin imzası sırasında taraf işçi sendikasına üye olmayanlar, sonradan işyerine girip de üye olmayanlar veya imza tarihinde taraf işçi sendikasına üye olup da ayrılanlar veya çıkarılanların dayanışma aidatı ödemek suretiyle toplu iş sözleşmesinden yararlanabilmeleri, toplu iş sözleşmesinin tarafı olan işçi sendikasına dayanışma aidatı ödemelerine bağlıdır. Bunun için işçi sendikasının onayı aranmaz. Bununla birlikte 6356 sayılı Kanun'un 39. maddede açıkça, dayanışma aidatı ödemek suretiyle toplu iş sözleşmesinden yararlanmanın, talep tarihinden geçerli olacağı düzenlenmiştir. Şu hâlde toplu iş sözleşmesinden dayanışma aidatı ödenerek yararlanılabilmesi için her toplu iş sözleşmesi bakımından ayrıca talepte bulunulması gerekmektedir. İmza tarihinden önceki dayanışma aidatı ödeyerek yararlanma taleplerinin imza tarihi itibarıyla hüküm doğuracağına ilişkin 39. maddedeki düzenleme ise Anayasa Mahkemesinin 30.12.2020 tarihli ve 2020/57 Esas, 2020/83 Karar sayılı kararı ile iptal edilmiştir. Anayasa Mahkemesinin iptal kararının eldeki gibi kesin hüküm hâlini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanması zorunludur (Anayasa Mahkemesinin 12.12.1989 tarihli ve 1989/11 Esas, 1989/48 Karar sayılı kararı; Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı içtihadı birleştirme kararı; Yargıtay 9. Hukuk Dairesi, 04.02.2021 tarihli ve 2020/5169 Esas, 2021/3479 Karar; 06.07.2023 tarihli ve 2023/9636 Esas, 2023/11055 Karar ve 6.11.2024 tarihli ve 2024/9537 Esas, 2024/14568 Karar sayılı kararları). Yukarıda yapılan açıklamalara göre; İlk Derece Mahkemesince, davacının toplu iş sözleşmesi hükümlerinden ancak imza tarihi itibarıyla yararlanabileceğine karar verilmiş ise de Bölge Adliye Mahkemesince, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının derdest davalara da uygulanması gerektiği belirtilerek, davacının dayanışma aidatı ödeyerek talepte bulunduğu tarihin gözetilmesi gerektiği kabulüyle yeniden hüküm kurulmasında isabetsizlik bulunmamaktadır. Ne var ki Dairemizin 11.02.2025 tarihli eksiklik giderme yazısı üzerine dosyaya temin edilen belgelerden; davacının toplu iş sözleşmesi hükümlerinden dayanışma aidatı ödeyerek yararlanmak için talepte bulunma tarihinin 11.03.2021 olduğu, buna rağmen hükme esas alınan bilirkişi raporunda hesaplamaların davacı talep tarihi gözetilmeksizin 2021 yılı Mart ayı için 24 gün üzerinden yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda davacının talep tarihinden önceki dönem yönünden hesaplama yapılması usul ve kanuna aykırı olup Mahkemenin kabul gerekçesiyle de açıkça çelişki arz ettiğinden hatalı hesaplamaya itibarla yazılı şekilde hüküm kurulması doğru olmamıştır. Şu hâlde Bölge Adliye Mahkemesince yapılması gereken iş; davacının dayanışma aidatı ödeyerek toplu iş sözleşmesinden yararlanma hususunda talepte bulunduğu tarih gözetilmek suretiyle ve gerekirse bu hususta denetime elverişli yeni bir bilirkişi raporu aldırılarak sonucuna ve tüm dosya kapsamına göre bir karar verilmesidir. Bu husus gözetilmeden karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.