İSTİNAF KARAR TARİHİ : 22/04/2026 KARARIN YAZIM TARİHİ : 22/04/2026 .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... tarih ve ... Esas- ... Karar sayılı kararı ile kurulan hüküm nedeniyle davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine yapılan incelemede: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ticari amaç güderek kâr elde etmek isteyen müvekkillerinin davalı şirket ile dosya ekinde sunulan ...ve ... tarihli ve harici, yazılı sözleşmeler ile 650.000 TL karşılığında 5 adet bağımsız bölümün sa…
T.C. ADANA BAM 6. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2022/639 - 2026/942 T.C. ADANA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 6. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2022/639 KARAR NO : 2026/942 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I Başkan : Üye : Üye : Katip : İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : .... ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : ... NUMARASI : ... Esas - ... Karar DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : .... VEKİLİ : Av. ... DAVA : Alacak (Harici Daire Satım Sözleşmesinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : ... İSTİNAF TALEP TARİHİ : ... İSTİNAF KARAR TARİHİ : 22/04/2026 KARARIN YAZIM TARİHİ : 22/04/2026 .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... tarih ve ... Esas- ... Karar sayılı kararı ile kurulan hüküm nedeniyle davalı vekilinin istinaf başvurusu üzerine yapılan incelemede: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; ticari amaç güderek kâr elde etmek isteyen müvekkillerinin davalı şirket ile dosya ekinde sunulan ...ve ... tarihli ve harici, yazılı sözleşmeler ile 650.000 TL karşılığında 5 adet bağımsız bölümün satımı noktasında anlaştıklarını, müvekkilinin dekont karşılığı farklı tarihlerde toplam olarak davalıya 350.000 TL ödeme yaptığını, davalı şirket yetkilisinin hiçbir gerekçe yokken aralarındaki sözleşmeyi feshederek 350.000 TL'yi ... tarihinde iade ettiğini, müvekkilinin ödeme yaptığı zaman ile iade aldığı zaman arasında paranın alım gücünün farklılılaştığını ve davalının bu nispette sebepsiz zenginleştiğini, ekonomik etkenlerin dikkate alınarak hesaplama yapılmasını talep ettiklerini, arabuluculuk görüşmelerinin olumsuz sonuçlandığını, bu nedenlerle şimdilik 10,00 TL tazminatın davalı şirketten dava tarihinden itibaren avans faiziyle tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacı tarafın ticari amaçla alım satım sözleşmesi imzaladığını, davacının sözleşmeyi hangi amaçla imzaladığının tespitinin olanaksız olduğunu, taraflar arasındaki sözleşmeye konu taşınmazların konut tipinde olduğunu, sözleşmenin imzalandığı tarihte davacının bu taşınmazların hangi amaçla kullanılacağının belli olmadığının taşınmazların devrinin alınması durumunda taşınmazların hangi amaçla kullanılacağı belli olmadığı gibi değerlerinin belli olmadığını ve nedenle sözleşmenin kabulünün mümkün olmadığını, davanın Tüketici Mahkemesinde açılması gerektiğini, görevsizlik nedeniyle reddine karar verilmesini, talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI: İlk Derece Mahkemesi'nin ... tarih ve ... Esas - ... Karar sayılı kararı ile; " taraflar arasındaki satım sözleşmesine konu taşınmazın tapulu olduğu yönünde bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Tapulu taşınmazın satışına ilişkin sözleşme resmi biçimde yapılmadığından hukuken geçersizdir. (MK.706, TBK.237(Eski BK.213), Tapu K.26 ve Noterlik K.60 maddeleri). O nedenle geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmaz. Bu durumda taraflar verdiklerini haksız iktisap kuralları gereğince geri isteyebilirler. Hukuken geçersiz sözleşmeler, haksız iktisap kuralları uyarınca tasfiye edilirken, denkleştirici adalet kuralı hiçbir zaman göz ardı edilmemelidir. Bu husus hakkaniyetin ve adaletin bir gereğidir. Bu bakımdan iadeye karar verilirken, satış bedeli olarak verilen paranın alım gücünün ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi uygun olacaktır. Aksi takdirde kısmi iade durumu oluşacak, iade dışındaki zenginleşme iade borçlusu yedinde haksız zenginleşme olarak kalacak, iade borçlularının iadede direnmelerine neden olacaktır. Bu husus dikkate alınarak davacı tarafça ödenen bedelin ilk ödeme tarihindeki alım gücüne ulaştırılması için yapılan hesaplamada USD, EURO, külçe altın, TEFE endeksi kullanılmış ( Yargıtay 3. Hukuk Dairesi... E. ... K.) ve aradaki alım satım işindeki taşınmaz sayısı dikkate alındığında işin ticari olduğu kabul görerek ilgili bedele talep gereği avans faiz işletilmesi" gerekçeleriyle davanın kabulüne dair karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davalı vekili ... tarihli istinaf dilekçesinde özetle; Öncelikle davacı taraf her ne kadar sözleşmenin ticari amaçla imzalandığını iddia etmiş ve mahkeme de alım satıma konu taşınmaz sayısını dikkate alarak işin ticari olduğunu kabul etmişse de sözleşme konusu işin ticari olduğu hususu ispatlanamadığını, ayrıca sözleşmenin içeriğinden de bu durum anlaşılmadığını, sözleşmenin imzalandığı tarihte davacının taşınmazları hangi amaçla kullanacağı belli olmadığı gibi, taşınmazların devrinin alınması durumunda hangi amaçla değerlendireceğinin de belli olmadığını, davacının tacir ve işin ticari olduğu hususunda davacı tarafça herhangi bir delil sunulmadığını, söz konusu durum karşısında görevsizlik kararı verilmesi ve dosyanın görevli tüketici mahkemesinde karara bağlanması gerekirken işin esasına girilerek karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olduğunu, yine davacı tarafın, taşınmazların yapımı bittikten sonra davalı müvekkil şirketin hiçbir gerekçe yokken sözleşmeyi feshettiğini ileri sürdüğünü, ancak taraflar arasındaki sözleşmenin sona ermesinin nedeninin, davacının sözleşmede kararlaştırılan ödeme yükümlülüğüne aykırı davranması olduğunu, davacının ödemelerini tam ve zamanında yapmadığı dosyada mevcut banka kayıtları ile sabit olduğunu, davacı kendi kusuruna dayanarak hak ve alacak talebinde bulunduğunu, davacının, sözleşmede kararlaştırılan edimini yerine getirmemesi nedeniyle müvekkil şirket tarafından birçok kez uyarılmış ancak davacının ısrarla edimini yerine getirmekten kaçtığını, bunun üzerine müvekkil şirket tarafından taahhütname imzalatıldığını, ayrıca taahhütname ile birlikte davacının müvekkile ödediği toplam 350.000,00-TL'nin iadesi için ... tanzim, ... ve ... vade tarihli her biri 175.000,00-TL. meblağlı iki adet bono da müvekkil şirket tarafından imzalanarak aynı şekilde davacıya verildiğini, söz konusu taahhütname ve bonolar delil olarak dosyaya sunulmuş olup gerek taahhütname ve gerekse bonolar davacı tarafından herhangi bir ihtirazi kayıt ileri sürmeksizin kabul edilmiş olduğunu ve davacı tarafında sunulmuş olan delillere bir itirazının bulunmadığını, sözleşme ile kararlaştırılan ödeme yükümlülüğünün tam ve zamanında yerine getirmeyen davacının kendisi olduğunu, yine paranın iadesi sırasında davacı ihtirazi kayıt sürmeden bonoları teslim almış olduğunu, bu nedenle tüm bu durumlar karşısında davalı müvekkilin sebepsiz zenginleşmeden kaynaklı iade borcunun doğduğunun kabul edilmesi ve müvekkil aleyhine hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olduğunu, yine davayı kabul anlamına gelmemek üzere hükmedilen alacağa avans faizi işletilmesi de isabetli olmadığını, sözleşmede herhangi bir faiz oranı kararlaştırılmamış olup bu nedenle hükmedilen alacağa yasal faiz işletilmesinin gerektiğini, Bu nedenlerle ; Öncelikle tehir-i icra talebimizin kabulü ile istinaf incelemesi sonuçlanıncaya kadar mahkeme kararının uygulanmasının geriye bırakılmasına, .... Asliye Ticaret Mahkemesi’nin... tarih ve ... E. - ... K. sayılı usul ve yasaya aykırı kararının istinaf incelemesi neticesinde kaldırılarak yeniden yapılacak yargılama sonunda davanın REDDİNE karar verilmesini, Yargılama giderleri ile vekalet ücretinin karşı taraf üzerine yüklenmesini talep etmiştir. Davacı vekili ... tarihli istinafa cevap dilekçesinde özetle; Dosya kapsamında benzer nitelikteki 5 adet taşınmaz için müvekkilin sözleşme yaptığını, aynı kişinin benzer nitelikte 5 taşınmazı kullanma/tüketme gayesi ile satın alması hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, öte yandan taraflar arasında dava dilekçemizde de dile getirdiğimiz üzere taraflar arasında akdedilen sözleşme resmi biçimde yapılmadığından geçersiz sayıldığını, bu sebeple taraflara hak ve borçlar doğurmadığını, açıklanan nedenlerle davalı tarafın istinaf başvurusu yerinde olmadığını, istinaf incelemesinin istinaf sebepleri ile sınırlı olarak yapılacağı da nazara alındığında istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava, hukuki niteliği itibariyle harici taşınmaz satış sözleşmesinin feshinden kaynaklanan ödenen bedelin iadesi isteğidir. Davacı ile davalı şirketin ...ve ... tarihli ve harici, yazılı sözleşmeler ile 650.000 TL karşılığında 5 adet bağımsız bölümün satımı noktasında anlaştıkları, davacıın dekont karşılığı farklı tarihlerde toplam olarak davalıya 350.000 TL ödeme yaptığı, davalı şirketin aralarındaki sözleşmeyi feshederek 350.000 TL'yi ... tarihinde iade ettiği, davacının ödeme yaptığı zaman ile iade aldığı zaman arasında paranın alım gücünün farklılılaştığı ve davalının bu nispette sebepsiz zenginleştiği, ekonomik etkenlerin dikkate alınarak hesaplama yapılması talebiyle eldeki davanın ikame edildiği anlaşılmıştır. Taraflar arasındaki ...tarihli sözleşme ve içeriği incelendiğinde; davalı tarafça inşaatına başlanacak olan apartmanın yapım işi tamamlanarak toplamda 2 adet bağımsız bölümünü (muhtelif katlarda 2 adet 1+1 daire) 225.000 TL bedelle davacıya devredeceği hususunda anlaştıkları, yapılacak ödemenin peşin olarak 20.000,00 TL, 80.000 TL'sinin bir ay içinde, 3 ayda bir 5.000 TL, bakiye 105.000 TL'sinin ise inşaat bitiminde kredi çekilerek tamamlanacağı kararlaştırıldığı anlaşılmıştır. Taraflar arasındaki ... tarihli sözleşme ve içeriği incelendiğinde; davalı tarafça inşaatına başlanacak olan apartmanın yapım işi tamamlanarak toplamda 3 adet bağımsız bölümünü ( muhtelif katlarda 3 adet 1+1 daire) 410.000 TL bedelle davacıya devredeceği hususunda anlaştıkları, yapılacak ödemenin peşin olarak 100.000,00 TL, 250.000 TL'sinin üç ay içinde, 3 ayda bir 5.000 TL, bakiye 60.000 TL'sinin ise inşaat bitiminde kredi çekilerek tamamlanacağı kararlaştırıldığı anlaşılmıştır. Davacı taraf sözleşmeler gereğince ... tarihinde 20.000 TL, ... tarihinde 100.000 TL, ... tarihinde 80.000 TL, ... tarihinde 20.000 TL, ... tarihinde 65.000 TL, ... tarihinde 65.000 TL olmak üzere toplam 350.000 TL ödeme yapmıştır. ... tarihli davalı tarafından imzalanan taahhütname ile daireler için yapılan sözleşmelerin feshedildiği, tahsil edilen 350.000,00 TL'nin ... tarihinde 175.000,00 TL ve ... tarihinde 175.000,00 TL olmak üzere davacıya ödeneceği taahhüt edilmiştir. Bu taahhütnameye istinaden davalı tarafından davacıya iki adet bono düzenlenerek verilmiştir. Bilirkişi heyeti ... raporunda özetle; taraflar arasında 5 adet dairenin yapımı devri hususunda ...ve ... tarihli 610.000 TL bedelli sözleşme imzalandığını, yapılacak olan ödemelerin peşin olmayıp farklı tarihler olmak üzere yapılandırıldığını, davacı tarafça davalıya farklı tarihlerde toplam 350.000 TL ödeme yapıldığını, yapılan ödemelerin ... tarihinde kül halinde davacıya iade edildiğini, taşınmazların dava tarihi, keşif tarihi, sözleşme tarihindeki değerleri dikkate alınarak davacının sebepsiz zenginleşme hükümlerine göre para nedeniyle elde edilen semereler dikkate alınarak 174.552,44 TL azami bedeli iade etmesi gerektiğini rapor etmişlerdir. Bilirkişi heyeti ... tarihli ek raporunda özetle; heyetlerince kök raporda uyuşmazlığa dair hazırlanan hukuki durum, taşınmaz özellikleri, inşaat seviye durumları, konum bazında değerlendirmeler hususunda yanlış bir değerlendirme olmadığından kök raporun tekrarlandığını, mahkeme ara kararı gereği alım gücü farkı hesabının USD-EUR-ALTIN-ENFLASYON kalemlerinde ayrı ayrı hesaplandığını, ortalama bedelin 152.862,49 TL olduğunu rapor etmişlerdir. 1-Mahkemenin Görevine İlişkin İstinaf Nedenlerinin Değerlendirilmesi 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun kapsamında kendi mesken ihtiyacı için daire satın alan kişi "Tüketici" sıfatına sahip olup bu daireyi satan kişi de "Yüklenici" sıfatına haiz olmaktadır. Taraflar arasında konut nitelikli daire alım satım işleminin tüketici işlemi sayılabilmesi için, daireleri satın alan kişinin mesken ihtiyacı amacıyla almış olması gerekir. Bir mal veya hizmetin kişisel ihtiyaçlar dışında belirli bir meslek icrası, belirli bir üretimde kullanma, yeniden satış, kiraya verme, ticari olarak kullanma vs. gibi mesleki veya ticari amaçlarla satın alanların tüketici kabul edilmeyecekleri kuşkusuzdur. "Konut alım-satımına dair uyuşmazlıkların 4077 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilebilmesi için tüketicinin malı satın alma amacı çok büyük önem taşımaktadır. Yasa, nihai tüketici tarafından kullanım amacı ile alınan konut ve tatil amaçlı taşınmazlar yönünden geçerlidir. Bir mal veya hizmetin, kişisel ihtiyaçları dışında, belirli bir meslek icrası, belirli bir üretimde kullanma, yeniden satış, kiraya verme, ticari olarak kullanma vs. gibi mesleki veya ticari amaçlarla satın alanların tüketici kabul edilmeyecekleri kuşkusuzdur. Somut olayda; 5 adet bağımsız bölüm satın alan davacı "tüketici" kavramı kapsamında kabul edilemez. Satış ticari amaçla yapılmış sayılacağından, tüketici mahkemesi değil, davanın değerine göre asliye hukuk mahkemesi görevli olduğundan, mahkemece görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esası hakkında karar verilmiş olması bozmayı gerektirmiştir." (Yargıtay 14. Hukuk Dairesi ... tarih ve ... Esas-... Karar) Davalı vekili istinaf dilekçesinde, dava konusu taşınmazların tamamının konut niteliğinde olduğunu, 4077 Sayılı Tüketici'nin Korunması Hakkındaki Kanun'un 3. Maddesinin c bendi ile konut ve tatil amaçlı taşınmaz malların tamamının bu kanun kapsamına alındığını, dava konusu taşınmazların niteliği de açıkça konut olduğundan işbu davanın Tüketici Mahkemesi'nde görülerek karara bağlanması gerektiğini beyan etmişse de, davacı tarafından satın alınan 5 adet dairenin ticari amaçla alındığının beyan edildiği anlaşılmaktadır. Yukarıda yer verilen Yargıtay emsal kararında da belirtildiği üzere, 5 adet bağımsız bölüm satın alan davacı tüketici kavramı kapsamında kabul edilemez. Satış kazanç elde etme amaçlı yapılmış sayılacağından, tüketici mahkemesi görevli değildir. Ancak bu durumda davaya asliye hukuk mahkemesi mi, asliye ticaret mahkemesinin bakacağının belirlenmesi gerekmektedir. Ticari davalar ise aynı Kanunun 4/1 maddesinde tanımlanmıştır. Bu maddeye göre, her iki tarafın da ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan hukuk davaları ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işleri ve tarafların tacir olup olmadıklarına bakılmaksızın Türk Medenî Kanunu'nun, rehin karşılığında ödünç verme işi ile uğraşanlar hakkındaki 962 ilâ 969 uncu maddelerinde, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun malvarlığının veya işletmenin devralınması ile işletmelerin birleşmesi ve şekil değiştirmesi hakkındaki 202 ve 203, rekabet yasağına ilişkin 444 ve 447, yayın sözleşmesine dair 487 ilâ 501, kredi mektubu ve kredi emrini düzenleyen 515 ilâ 519, komisyon sözleşmesine ilişkin 532 ilâ 545, ticari temsilciler, ticari vekiller ve diğer tacir yardımcıları için öngörülmüş bulunan 547 ilâ 554, havale hakkındaki 555 ilâ 560, saklama sözleşmelerini düzenleyen 561 ilâ 580 inci maddelerinde; fikrî mülkiyet hukukuna dair mevzuatta; borsa, sergi, panayır ve pazarlar ile antrepo ve ticarete özgü diğer yerlere ilişkin özel hükümlerde ve bankalara, diğer kredi kuruluşlarına, finansal kurumlara ve ödünç para verme işlerine ilişkin düzenlemelerde öngörülen hususlardan doğan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu maddeye göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için tarafların her ikisinin tacir olması ve uyuşmazlığın her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğması veya ticari nitelikte çekişmesiz yargı işi olması veyahut da açılan davanın maddede altı bent halinde sayılan davalardan olması gerekir. Taraflardan biri tacir değilse veya tacir olmasına rağmen uyuşmazlığın ticari işletmeyle ilgisi yoksa ticari davanın varlığından söz edilemez. Ticari davalar, mutlak ticari davalar, nispi ticari davalar ve yalnızca bir ticari işletmeyle ilgili olmasına rağmen ticari nitelikte kabul edilen davalar olmak üzere üç gruba ayrılır. Mutlak ticari davalar, tarafların tacir olup olmadığına ve işin bir ticari işletmeyi ilgilendirip ilgilendirmediğine bakılmaksızın ticari sayılan davalardır. Mutlak ticari davalar, TTK'nın 4/1. maddesinde bentler halinde sayılmıştır. Bunların yanında Kooperatifler Kanunu (m.99), İcra İflas Kanunu (m.154), Finansal Kiralama Kanunu (m.31), Ticari İşletme Rehni Kanunu (m.22) gibi bazı özel kanunlarda belirlenmiş ticari davalar da bulunmaktadır. Bu guruptaki davaların ticari dava sayılabilmesi için taraflarının tacir olması veya ticari işletmeleriyle ilgili olması gibi şartlar aranmaz. TTK'nın 4/1. bendinde sınırlı olarak sayılan davalar arasında yer alması veya özel kanunlarda ticari dava olarak nitelendirilmesi yeterlidir. Bu davalar kanun gereği ticari dava sayılan davalardır. Nispi ticari davalar, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili olması halinde ticari nitelikte sayılan davalardır. TTK'nın 4/1. maddesine göre, her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili hususlardan doğan ve iki tarafı da tacir olan hukuk davaları ticari dava sayılır. Bu hükme göre bir davanın ticari dava sayılabilmesi için, hem iki tarafın ticari işletmesini ilgilendirmesi hem de iki tarafın tacir olması gereklidir. Bu şartlar birlikte bulunmadıkça, uyuşmazlık konusunun ticari iş niteliğinde olması veya ticari iş karinesi sebebiyle diğer taraf için de ticari iş sayılması davanın ticari dava olması için yeterli değildir. Ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmez. TTK, kanun gereği ticari dava sayılan davalar haricinde, ticari davayı ticari iş esasına göre değil, ticari işletme esasına göre belirlemiştir. Hal böyle olunca, işin ticari nitelikte olması davayı ticari dava haline getirmez. Üçüncü grup ticari davalar, yalnızca bir tarafın ticari işletmesini ilgilendiren havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davalardır. Yukarıda açıklandığı üzere bir davanın ticari dava sayılması içinkural olarak ya mutlak ticari davalar arasında yer alması, ya da her iki tarafın ticari işletmesiyle ilgili bulunması gerekirken havale, vedia ve fikri haklara ilişkin davaların ticari nitelikte sayılması için yalnızca bir yanın ticari işletmesiyle ilgili olması TTK'da yeterli görülmüştür. 6335 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile Türk Ticaret Kanununun Yürürlüğü ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 2. maddesi ile değişik TTK’nın 5/1. maddesinde, aksine hüküm bulunmadıkça, dava olunan şeyin değerine veya tutarına bakılmaksızın, asliye ticaret mahkemesinin tüm ticarî davalar ile ticari nitelikteki çekişmesiz yargı işlerine bakmakla görevli olduğu belirtilmiştir. (Yargıtay 20. Hukuk Dairesi'nin ... Esas- ... Karar sayılı kararı) Tüm bu açıklamalara göre; eldeki dosyada davalı TTK'ya göre kurulmuş bir ticaret şirket olduğundan tacir olup bu hususta uyuşmazlık bulunmamaktadır. Yukarıda belirtilen Yargıtay kararında açıklandığı üzere, ticari iş karinesinin düzenlendiği TTK’nın 19/2. maddesi uyarınca, taraflardan biri için ticari iş sayılan bir işin diğeri için de ticari iş sayılması, davanın niteliğini ticari hale getirmeyeceği, eldeki davaya konu iş bakımından mutlak ticari dava koşullarının oluşmadığı, nispi ticari dava olabilmesi için de her iki tarafın da tacir olması ve işi her iki taraf için de ticari iş olması gerekmektedir. Ancak; davacının uyuşmazlığın ortaya çıktığı (iade borcunun doğduğu) 2019 yılı ve sonrasında tacir olduğuna dair dosyaya bilgi ve belge ibraz edilmediği, buna dair mahkemece araştırma yapılmadığı, Dairemizce davacının UYAP üzerinden yapılan güncel gelir vergisi sorgulamasında potansiyel vergi mükellefi kaydının bulunduğu, davacının kendi beyanı ile ticari amaçla hareket ettiğini ileri sürmesinin davayı ticari dava haline getirmeyeceği, görev hususunun değerlendirilebilmesi için öncelikle davacı hakkında uyuşmazlığın ortaya çıktığı (iade borcunun doğduğu) 2019 yılı ve sonrasında tacir sıfatının olup olmadığına dair ilgili esnaf odası, vergi dairesi ve ticaret sicil müdürlüğünden usulünce tacir araştırmalarının yapılarak belirtilen tarihlerde tacir sıfatının olduğunun tespit edilmesi halinde ticaret mahkemesinin görevli olacağı, tacir sıfatının bulunmadığının tespit edilmesi halinde ise asliye hukuk mahkemelerinin görevli olacağı gözetilerek karar verilmesi gerekmektedir. Açıklanan gerekçelerle davalının istinaf nedenleri kısmen yerinde görülmüştür. 2-Esasa İlişkin İstinaf Nedenlerinin Değerlendirilmesi Tapulu taşınmazlarda mülkiyetin devrini öngören her türlü sözleşmenin resmî şekilde yapılması zorunludur. Bu bir geçerlilik koşuludur (4721 sayılı Türk Medeni Kanunu m. 706; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 237; Noterlik Kanunu m. 60/3; Tapu Kanunu m. 26) Resmî biçimde yapılmayan taşınmaz satış sözleşmeleri hukuken geçersiz olup geçerli sözleşmelerde olduğu gibi taraflarına hak ve borç doğurmaz; taraflar verdiklerini sebepsiz zenginleşme kuralları gereğince geri isteyebilirler. Geçersiz sözleşme nedeniyle verilenlerin geri istenmesi hâli 6098 sayılı Kanun'un sebepsiz zenginleşmeden doğan borç ilişkilerini düzenleyen 77 ve devamı maddeleri çerçevesinde çözümlenir. Anılan Kanun'un 77 nci maddesine göre haklı bir sebep olmaksızın, bir başkasının malvarlığından veya emeğinden zenginleşen, bu zenginleşmeyi geri vermekle yükümlüdür. Bu yükümlülük, özellikle zenginleşmenin geçerli olmayan veya gerçekleşmemiş ya da sona ermiş bir sebebe dayanması durumunda doğar. Anılan madde hükmünden de anlaşılacağı üzere, sebepsiz zenginleşmeden söz edilebilmesi için bir taraf zenginleşirken diğerinin fakirleşmesi, zenginleşme ile fakirleşme arasında uygun nedensellik (illiyet) bağının bulunması ve zenginleşmenin hukuken geçerli bir nedene dayalı olmaması gerekmektedir. Sebepsiz zenginleşme hâlinde zenginleşen ve fakirleşen arasında kanun gereği bir borç ilişkisi doğar ve bu borcun konusu malvarlığında meydana gelen fazlalığın geri verilmesidir. "... taraflar arasında imzalanan davaya konu harici taşınmaz satış sözleşmesinin resmi şekilde düzenlenmemiş olması nedeniyle geçersiz olduğu, taraflarına geçerli sözleşmelerde olduğu gibi hak ve borç doğurmayacağı, ancak tarafların sözleşme gereği birbirlerine verdiklerini sebepsiz zenginleşme hükümleri uyarınca geri isteme hakkına sahip oldukları,...dikkate alınarak,... davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekirken; ..." (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin ... Esas-... Karar sayılı kararı) "...Geçersiz satış sözleşmesi gereğince; diğerinin mal varlığına kayan değerlerin iadesi "denkleştirici adalet" düşüncesine dayanmaktadır. Denkleştirici adalet ilkesi, haklı bir sebebe dayanmadan başkasının mal varlığından istifade ederek, kendi mal varlığını artıran kişinin elde ettiği kazanımı geri verme zorunda olduğunu ve bir eski hale getirme yükümlülüğünü ifade eder. Bu bakımdan sebepsiz zenginleşmeye konu alacağın iadesine karar verilirken, taşınmazın satış bedelinin alım gücünün ilk ödeme günündeki alım gücüne ulaştırılması ve bu şekilde iadeye karar verilmesi gerekir. Bu güncelleme yapılırken, güncellemeye esas alınan somut veriler tek tek uygulanarak, ödeme tarihinden ifanın imkansız hale geldiği tarihe kadar paranın ulaştığı değer her bir dönem için hesaplanmalı, sonra bunların ortalaması alınmalıdır. Satım bedelinin iade tarihindeki ulaştığı bedel belirlenirken, ödenen paranın çeşitli ekonomik etkenler nedeniyle azalan alım gücünün enflasyon, ÜFE-TÜFE artış oranları, faiz, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar ve benzeri ekonomik göstergelerin ortalamaları göz önünde tutulmalıdır..." (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin ... Esas-... Karar sayılı kararı) "... davacı tarafından satış bedeli olarak ödenen 1.400.000,00 TL'nin, çeşitli ekonomik etkenlerin (enflasyon, ÜFE, TÜFE, faiz, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs.) ortalamaları alınmak suretiyle ifanın imkansız hale geldiği dava tarihinde ulaşacağı alım gücünü belirleyen rapor ve davacının ıslahı doğrultusunda davanın tümden kabulüne karar verilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme ve eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmiş olması doğru görülmediği..." (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin ... tarih ve ... E.-... K. sayılı kararı) "...O halde mahkemece; davacının ödediği satış bedelinin, ifanın imkansız hale geldiği dava tarihindeki ulaşacağı alım gücü; çeşitli ekonomik etkenlerin (enflasyon, ÜFE, TÜFE, faiz, altın ve döviz kurlarındaki artışlar, memur maaş ve işçi ücretlerindeki artışlar vs olmak üzere en az 6 etkenin) ortalamalarını esas alan uzman bilirkişiden denetime elverişli rapor alınarak belirlenmesi ve bu yöntemle belirlenecek miktara hükmedilmesi gerekirken, hüküm vermeye yeterli olmayan bilirkişi raporu ile yazılı şekilde hüküm kurulması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir...." (Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin ... Esas-... Karar sayılı kararı) Tüm bu açıklamalara göre, taraflar arasındaki harici taşınmaz satışı sözleşmelerinin resmi şekilde düzenlenmediğinden geçersiz olduğu, alıcı tarafından münferit tarihlerde olmak üzere sözleşmeler kapsamında toplam 350.000,00 TL ödendiğinin ihtilafsız olduğu, satıcı davalı tarafından ise davacının ödediği 350.000,00 TL'nin iade edildiğinin tarafların kabulünde olduğu, yukarıdaki Yargıtay kararlarına göre davacının taşınmazın satış bedelinin alım gücünün ilk ödeme günündeki alım gücüne ulaştırılarak kendisine ödenmesini talep edebileceği, yine Yargıtay kararlarına göre hesaplama yapılırken en az 6 etkenin ortalamasının alınmasının gerektiği ancak ... tarihli bilirkişi ek raporunda yapılan hesaplamada 4 etkenin ortalaması alınarak sonuca gidildiği bu haliyle raporun eksik olduğu anlaşılmakla Yargıtay içtihatlarına göre hesaplama yapılırken en az 6 etkenin ortalaması alınmak suretiyle tespit yapılması için bilirkişiden ek rapor aldırılarak sonucuna göre değerlendirme yapılması gerektiğinden istinaf nedenlerinin kabulüne karar verilmiştir. Sonuç itibariyle; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 353/1-a-3-6 ve 355 maddesi uyarınca davalı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile ilk derece mahkemesi kararının kesin olarak kaldırılmasına karar verilerek aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere, 1-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 353/1-a-3-6 ve 355 maddesi uyarınca davalı vekili İstinaf Başvurusunun Kabulü ile, 2-.... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... tarih ve ... Esas- ... Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Davanın yeniden görülmesi için dosyanın kararı veren yerel mahkemeye GÖNDERİLMESİNE, 4-Davalı tarafından yatırılan 2.610,50 TL nispi istinaf karar harcının talep halinde yerel mahkemece DAVALIYA İADESİNE, 5-Davalı tarafından yatırılan 1.683,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcının HAZİNEYE İRAD KAYDINA, 6-Davacı tarafından yatırılan 162,10 TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı ve 64,60 TL posta gideri toplamının davacıdan alınarak DAVALIYA VERİLMESİNE, 7-6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 359/4.maddesi uyarınca, kararın ilk derece mahkemesi tarafından TARAFLARA TEBLİĞİNE, Dair, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu 353/1-a ve 362/1-g bendi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.22/04/2026 Başkan Üye Üye Katip e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır e-imzalıdır " Bu Belge 5070 Sayılı Elektronik İmza Kanununa Göre Elektronik Olarak İmzalanmıştır."