T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2025/1287 KARAR NO : 2025/1660 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 19/12/2024 NUMARASI : 2018/766 Esas - 2024/1149 Karar DAVA : TAZMİNAT KARAR TARİHİ : 26/09/2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 26/09/2025 Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonunda ilk derece mahkemesince verilen, yukarıda tarih ve numarası gösterilen ka…
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2025/1287 KARAR NO : 2025/1660 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 19/12/2024 NUMARASI : 2018/766 Esas - 2024/1149 Karar DAVA : TAZMİNAT KARAR TARİHİ : 26/09/2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 26/09/2025 Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonunda ilk derece mahkemesince verilen, yukarıda tarih ve numarası gösterilen kararına karşı, istinaf başvurusunda bulunulmakla, dosyada duruşma yapılmasını gerektiren eksiklik görülmediğinden 6100 Sayılı HMK'nun 353/1-b-1-son cümle uyarınca istinaf incelemesinin duruşmasız yapılmasına karar verilerek, dosya incelendi; G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü DAVACI İSTEMİNİN ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı şirketin davalı şirket ile arasında 28/06/2011 tarihinde imzalanan biber üretim sözleşmesine uygun olarak edimini büyük oranda tamamlamış iken davalı tarafın usulüne göre cari hesabı kapatıp bakiyeyi tahsil etmek yerine 2011 yılı kurban bayramı tatili sonrası sözleşmenin teminatı olarak verilen senetleri kullanarak davacı şirket hakkında haksız ve kötüniyetli olarak Uşak 2. İcra Müdürlüğü 2011/1777 Esas sayılı dosyası ile 89.284,28 TL üzerinden, Uşak 1. İcra Müdürlüğü 2011/1674 Esas sayılı dosyası ile 184.421,71 TL üzerinden takip başlatılarak ihtiyati haciz kararıyla haciz işlemi yaptırdığını, neticesinde müvekkili şirketin fabrikasının işlemez hale geldiğini, üretimin durduğunu takip işlemleri sırasında takip tutarının çok üzerinde bir değere sahip mal haczedildiğini, mahcuzların icra müdürlüğü tarafından yapılan ihalede alacağa mahsuben alacaklı tarafa satıldığını ihalenin mahkeme kararıyla kesinleşmesine rağmen, üç yıl geçtikten sonra alacaklı taraf talepte bulunarak ihaleyi feshettiğini, İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2014/205 K. sayılı ilamı ile Uşak 2. İcra Müdürlüğü 2011/1777 Esas sayılı sayılı dosyasından 89.284,28 TL üzerinden açılan takipte borçlu olmadıkları, Uşak 1. İcra Müdürlüğü 2011/1674 esas sayılı dosyasından 184.421,71 TL üzerinden açılan takipte zaten en başında o anlık cari hesap ekstresine bakarak kabul ettikleri 62.895,00 TL dışında borçlu olmadıklarının tespitine karar verildiğini, yapılan takip usulsüz işlem, haksız haciz nedeni ile davacı şirketin maddi olarak zarar gördüğünü, şirket yetkilisinin kahrından öldüğünü, icra müdürlüğü işlemleri nedeni ile Adalet Bakanlığı' na dava haklarının saklı tutulduğundan bahisle hukuksuz işlemler nedeniyle müvekkili şirkete ait fabrikanın üretiminin durması nedeniyle uğradığı kazanç kaybı, itibar kaybı ve diğer ticari kayıplarının davalı tarafından tazmini, mütemmim cüz niteliği de arz eden makinaların işletme tesisatının usulsüz olarak haczedilerek muhafaza altına alınması nedeniyle uğranılan zarar, hasar ve değer kayıplarının davalı taraftan tazmini, taşkın haciz yapılarak fuzuli olarak muhafaza altına alınan mallar nedeniyle, muhafaza masrafı da dahil olmak üzere uğranılan zarar ve değer kayıpları ile uygun koşullarda muhafaza altına alınmayan ve tüm uyarılara rağmen acele satış süreci başlatılmayan gıda maddeleri niteliğinde bulunan salçaların bozulması nedeniyle oluşan davalı tarafından zararın tazmini, davalı tarafın ihale ile aldığı malların ihalesinin feshini talep etmesi üzerine, ihalenin düşmesi nedeniyle uğranılan zararlar ile satış masrafı, muhafaza masrafı, yediemin ücreti ve ihalesi yapılan malların muhafaza altına alınması nedeniyle bu muhafaza masrafı da dahil olmak üzere malların uğradığı tüm zararların İİK 118. maddesinden kaynaklanan haklar saklı olmak üzere davalı tarafından tazmini için şimdilik 50.000,00 TL maddi ve 50.000,00 TL manevi tazminatın, dava tarihinden itibaren faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. 29/01/2024 tarihli dilekçesi ile bilirkişi raporu doğrultusunda belirli hale gelen alacağın 10/11/2011 tarihli hacizden kaynaklı 207.000,00 TL, 20/11/2011 tarihli hacizden kaynaklı 87.000,00 TL makine 40.800,00 TL bozulan gıda maddeleri ve salçadan kaynaklı olmak üzere toplam 127.800 TL, 134.377,20 TL tutarlı kazanç kaybı olmak üzere maddi tazminat talebini 469.177,20 TL' ye ıslah edildiğini beyan etmiştir. DAVALI CEVABININ ÖZETİ: Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; sözleşme gereğince davacıya ve onun bildirdiği yerlere çok miktarda finansman sağlandığını ve ödeme yapıldığını , ancak davacı tarafın bu paraların birçoğunu geçmişten gelen borçlarına kullanması nedeniyle üretim için gerekli ve yeterli çalışmaları yapamadığını, taahhüt ettiği ürünün çok altında ürün teslim ettiğini, tarafların bir araya gelerek hesap yaptıkları ve bakiye borç için senet verildiğini, senedin teslim edilmeyen mallar nedeni ile bakiye alacak için verildiğini, bu alacak için takip yapıldığını, davacı tarafın borcu ödemek için bir faaliyete girmediğini, müvekkil firmanın davacıdan 260.794.96 TL bakiye alacağı olduğunu direktifleri ve bilgileri dahilinde üreticilere ödenen paralardan hiç bahsetmediğini, uyuşmazlığın müstahsillere ödenen paradan kaynaklandığını alacak miktarının 2017 tarihinde kesinleştiğini, taşkın haciz iddiasının doğru olmadığını, mahcuzların bozulmasından davalı şirketin sorumlu olmadığını, davacının usulsüz yahut kötü niyetli olarak tanımladığı işlemlere karşı, şikayet hakkını zamanında kullanmayarak tazminata konu etmesinin de hukuka aykırı olduğunu, manevi tazminat koşullarının oluşmadığından bahisle davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER : Uşak 2. Asliye Hukuk Mahkemesi 2011/127 D.İş ve 2011/133 D. İş sayılı dosyası, Uşak 1. İcra Müdürlüğünün 2011/1674 Esas sayılı dosyası, Uşak 2. İcra Müdürlüğüne müzekkere yazılarak 2011/1777 Esas sayılı dosyası, Çan İcra Müdürlüğünün 2011/583 Talimat ve 2011/608 Talimat sayılı dosyaları, İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin 2012/503 Esas ve 2014/205 Karar sayılı dosyası, Çan İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2012/25 Esas, 2013/56 Esas, 2013/21 Esas, 2013/20 Esas sayılı dosyası, Uşak İcra Hukuk Mahkemesi'nin 2011/634 Esas sayılı dosyası, Çan Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2012/17 Değişik İş sayılı doyası, bilirkişi raporları, tüm dosya kapsamı. İDM KARARININ ÖZETİ : İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; menfi tespit davasının kesinleştiği tarih ile dava tarihi arasında 2 yıl süre geçmediğinden zamanaşımı koşullarının oluşmadığını, dava dilekçesinde talep edilmeyen kısım yönünden tazminat taleplerinin zamanaşımına uğrayacağı kabul edildiğinden ıslahla artırılan kısım yönünden davanın zamanaşımı nedeniyle reddine karar verildiğini, Uşak 2. İcra Dairesi'nin 2011/1777 Esas sayılı takip dosyasında talep edilen alacak ve ihtiyati haciz isteminin haksız olduğu ancak Uşak 1. İcra Dairesi'nin 2011/1674 Esas sayılı takip dosyasında davacının davalıya 62.895,00 TL tutarda borçlu olduğu tespiti ile takip ve ihtiyati haczin kısmen de olsa haklı olduğunu, Uşak 2. İcra Dairesi'nin 2011/1777 Esas sayılı dosyasından takibi yapılan borçla ilgili 3 adet malın haczedildiği ve bunlar nedeniyle fabrikanın işlemez hale geldiğinin söylenemeyeceği, bu nedenle davacının bu yöndeki iddialarının 2011/1674 Esas sayılı takip dosyası yönünden irdelenmesi gerektiğini, Uşak 2. İcra Dairesi'nin 2011/1777 Esas sayılı takip dosyasında uygulanan hacizler nedeniyle davacının toplam 72.979,47 TL maddi zararının oluştuğu, davalı alacaklının Uşak 1. İcra Dairesi'nin 2011/1674 Esas sayılı takibe konu alacağı yönünden haksız ihtiyati haciz koşulları oluşmadığından işletmenin çalışmaması, kar kaybı ve bu dosyada gerçekleştirilen hacizlerden dolayı malların uğradığı zararlar nedeniyle talepte bulunulamayacağı, takipten dolayı bir zarar meydana gelmiş ise bunun ancak takip hukukuna özgü zarar giderim yollarıyla talep edilmesi gerektiğinin değerlendirildiğini, dava konusu uyuşmazlıkla ilgili davalı şirket tarafından alacaklı olunmadığı halde davacı aleyhinde haciz ve satış işlemleri uygulanarak davacıya ait malların satıldığı, tacir olan davacı aleyhinde bir borç nedeniyle satılması nedeniyle kişilik haklarının zarar gördüğünün sabit olduğu, haczedilen malın değeri ve tarafların sosyal ve ekonomik durumu ile takip sırasındaki ısrarlı takip işlemleri dikkate alınarak takdiren 30.000,00 TL tazminata hükmedildiği" gerekçesi ile davanın maddi tazminat davası yönünden kısmen kabulü ile, 50.000,00 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlasına dair istemin zamanaşımı nedeniyle reddine, manevi tazminat davasının kısmen kabulüne 30.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlasına dair istemin reddine, karar verilmiştir. İSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; menfi tespit davasının kesinleşmesiyle alacaklının kusurlu olduğunun sabit olduğunu, bu tarihten itibaren on sene içerisinde davacının sözleşmeye aykırılık nedeniyle dava açma hakkı bulunduğundan bahisle ilk derece mahkemesinin kararının zaman aşımı nedeniyle reddine ilişkin kararına ve manevi tazminatın kısmen reddine ilişkin karara karşı istinaf başvurusunun kabulü ile davanın tam kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davada ispat yükünün yerine getirilmediğini gerekçeli kararda maddi tazminatın kabul edilmesine ilişkin hiçbir gerekçe olmadığını, haksız ihtiyati haciz ve ihtiyati hacizden doğan zararların tazmini ile, davacının iddia ettiği gibi haksız veya aşkın hacizden kaynaklanan tazminat davasının birbirinden farklı olduğunu , 2 yıllık zamanaşımı süresinin davanın açıldığı tarih ile dolduğunu ,bu yönde hatalı karar verildiğini ,davanın açıldığı tarihte dahi davacının müvekkili şirkete borcunun devam ettiğini, takibin haksız olmadığını, icra takiplerini bölerek ve ayrıştırarak değerlendirme yapmasının ve hüküm kurmasının hatalı olduğunu, davacının ileri sürdüğü tüm hususların gerek takip yönünden menfi tespit davasında gerek icra işlemleri sırasında dava, şikayet ve itiraz yoluyla ileri sürüldüğünden ileri sürülecek hakkı kalmadığını, eldeki davanın yargılaması sürerken, icra dosyalarından alacaklı olduğu tutar düşüldükten sonra davacı tarafa 210.984,00 TL zarar ödemesi yapıldığını, aşkın haciz nedeni ile davalıdan talepte bulunulamayacağını, tazminat hesaplama yönteminin hatalı olduğunu, davacının ticari defterlerinin incelenmediğini, İlk derece mahkemesi tarafından davalının kötüniyetli, ağır kusurlu olduğu ortaya konmadan, kişilik haklarına saldırı olgusu gösterilmeden manevi tazminata hükmedilmesinde ve bu tutarın da yüksek belirlenmesinde hukuka uygunluk bulunmadığını, vekalet ücretinin hatalı hesaplandığını, yargılama harç ve giderleri de davanın kabul ve red oranlarına göre yapılmadığından hatalı olduğundan bahisle ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, maddi ve manevi tazminat taleplerinin tümden reddine, ilamın yargılama giderleri ve avukatlık ücreti kısımlarının düzeltilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İSTİNAFA CEVAP : Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; davanın sözleşmeden veya sözleşmenin ihlalinden kaynaklanan bir dava olduğu yönündeki beyan ve istinaf taleplerinin bir dayanağı olmadığını, manevi tazminat isteminin tümden reddi gerekirken daha yüksek olması gerektiği yönündeki istinaf isteminin reddine karar verilmesini talep etmiştir. Davacı taraf istinafa cevap vermemiştir. G E R E K Ç E Uyuşmazlık, haksız ihtiyati hacze dayalı maddi ve manevi tazminat isteminden kaynaklanmaktadır. İDM'nce yukarıda özetlenen gerekçelerle davanın kısmen kabul kısmen reddine karar verilmiştir. Anılan karara karşı taraflar istinaf kanun yoluna başvurmuştur. 6100 Sayılı HMK’nun 355. maddesi uyarınca inceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilir; aynı Kanunun 357. maddesine göre de; İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemeyeceği ve istinafta yeni delillere dayanılamayacağına ilişkin maddeleri çerçevesinde inceleme yapılmıştır. Kural olarak Anayasa’nın 36. maddesinde “Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” şeklinde yer almıştır. Hak arama özgürlüğü bu şekilde güvence altına alınmış olup; kişiler, gerek yargı mercileri önünde dava açmak,icra takibi yapmak hakkına sahiptir. Bu hak kötüye kullanılmadığı sürece hakkı kullananın tazminatla sorumlu tutulması söz konusu olamaz. İcra takipleri başkalarının kişilik haklarını zedeleseler bile belirli ölçüler içinde hukuka uygundur.Bu hukuka uygunluğun dayanağı ,bireylerin yada da kamunun üstün menfaatlerinin korunmasıdır.Ancak bu hak toplumsal görevine aykırı kullanılmışsa ,bu kötüye kullanma davranışı hukuka aykırı kılar. İhtiyati haciz, 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu (İİK)’nun 257 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş para borcu alacakları ile muayyen yerleşim yeri bulunmayan, mal kaçıran ya da kaçan, hileye başvuran borçluların vadesi gelmemiş para borcundan doğan alacakları temin bakımından alacaklıya talep hakkı tanıyan ve şartların varlığı hâlinde borçlunun yedinde ya da üçüncü kişide bulunan taşınır ve taşınmaz malları ile alacakları üzerine konulan bir nevi güçlendirilmiş tedbirdir. 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 259/1. maddesinde ihtiyati haczin haksız çıkması halinde borçlunun ve üçüncü kişilerin bu yüzden uğradıkları bütün zararlardan alacaklının sorumlu olması öngörülmüştür. İhtiyati haciz haksız ve bundan maddi zarar doğmuşsa alacaklı kusurlu olmasa dahi zarar görene maddi tazminat ödemekle yükümlüdür. Buradaki alacaklının sorumluluğu kusursuz sorumluluğa dayanmaktadır. Haksız ihtiyati hacizden kaynaklanan tazminat davasında tazminata hükmedilebilmesi için ihtiyati haciz talebinin dayanağı hak iddiasının asılsız olduğu, başka bir anlatımla açılan davanın reddedilmiş ve kararın kesinleşmiş olması, ihtiyati haciz kararının icra edilmesi ve karşı tarafın bu haksız ihtiyati haciz kararından dolayı zarar görmüş olması yeterlidir. Kusura dayalı haksız fiil sorumluğu 6098 Sayılı TBK. 49 maddesinde "kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren bu zararı gidermekle yükümlüdür" şeklinde düzenlenmiştir. 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 259/1.maddesinde düzenlenen kusursuz sorumluluğa dayalı tazminat maddi tazminat olduğundan, manevi tazminata hükmedilmesi için ise İcra ve İflas Kanunu hükümlerinde yer alan şartlar değil, 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 58. maddesinde yer alan “Kişilik haklarının zedelenmesi” hükmünde öngörülen şartlar aranmaktadır. Buna göre, kural olarak haksız haciz uygulanması nedeniyle aleyhine haciz uygulanan gerçek veya tüzel kişi manevi tazminat isteminde bulunabilir. Ancak, haciz bilerek veya ağır kusurlu olarak dayanağı olan olay yanlış biçimde gösterilerek hak kötüye kullanılmış olursa eylem hukuka aykırı olur ve bu kapsamda manevi tazminata hükmedilebilir. (Aday, Nejat: Haksız Haciz Sebebiyle Kişilik Hakkı İhlalinin Hukuksal Sonucu Olarak Mânevi Tazminata Hükmedilmesinin Şartları ve Konuya İlişkin Yargıtay Kararlarının Değerlendirilmesi, HKÜ Hukuk Fakültesi Dergisi, 2016 Ocak, sayı 11, s.76). Keza tüzel kişinin ekonomik faaliyetini yürütürken kazandığı saygınlık, onun kişisel değerleri içinde yer alır. Ticari şeref ve haysiyetin çiğnenmesi, onun ekonomik yaşam içindeki yerini ve durumunu sarsabilir. Ekonomik itibar da tüzel kişinin şeref ve haysiyetinin bir görüntüsüdür. Tüzel kişinin ekonomik faaliyetleri de toplum tarafından değerlendirilmektedir. Tüzel kişinin kişilik haklarından olan onur ve saygınlığı onun korunan değerlerinin başında gelir. Gerçek kişilere özgü olanlar dışında kalan kişilik haklarında tüzel kişilerin de manevi zarara uğrayabileceğini ve bu nedenle manevi tazminat talebinde bulunabileceğini kabul edilmektedir. Öte yandan, 2004 Sayılı İcra ve İflas Kanunun 72. maddesinde düzenlenen menfi tespit davası gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukukî ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun), gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açtığı davadır. Menfi tespit davası sonucunda mahkeme, davanın haklı olduğu kanısına varırsa davacının borçlu bulunmadığının tespitine karar verir. Bu kararın kesinleşmesi ile alacaklının iddia ettiği veya takip konusu yaptığı alacağın mevcut olmadığı maddi hukuk bakımından tespit edilmiş ve uyuşmazlık kesin olarak çözüme bağlanmış olur. Hükmün verilmesiyle yani hükmün kesinleşmesine gerek kalmadan icra takibi derhal durur, kesinleşmesi ile de icra takibi iptal edilir ve davacı borcu ödemekten kurtulur. Bunun yanında davanın borçlu lehine sonuçlanması hâlinde borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan icra takibinin haksız ve kötü niyetle yapılmış olması durumunda istem üzerine takip konusu alacağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere borçlunun dava nedeniyle uğradığı zararın alacaklıdan tahsiline karar verilecektir. Hukuk Genel Kurulu' nun 2020/(19)11-297 esas 2022/835 karar sayılı kararında ayrıca "haksız ve kötü niyetlilik" olgusunun icra takibinden sonra gerçekleşmesi hâlinde de tazminata karar verilip verilemeyeceği hususu tartışılmış ve İİK'nın 72/5. maddesinin borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan "takibin" haksız ve kötü niyetli olmasını aradığı, burada "takibin" denilmekle takip tarihindeki haklılık durumunun esas alındığı kabul edilmiştir. Yine, icra hukukuna özgü tazminatların hükmedildiği davalar ile haksız ihtiyati haciz yönünden genel hükümlere dayanılarak açılan gerçek zararın tazminine yönelik davaların tarafları aynı olsa bile konusu ve yasal dayanakları itibariyle benzerlik taşımadığından "yapılan ödemeler ile zararın karşılandığı savunması "somut olayın özelliklerine göre değerlendirilecektir. Açıklanan yasal dayanaklara göre somut olay incelendiğinde; taraflar arasında düzenlenen biber üretim sözleşmesinin 9. maddesinde "...iş bu sözleşme feshedilmiş olup, üreticiden alınan senetler işleme konmuş olacaktır" ifadesinin yer aldığı, taraflar arasındaki ticari ilişkinin cari hesap şeklinde yürütüldüğü, Uşak 1. İcra Müdürlüğü'nün 2011/1674 Esas sayılı dosyası kapsamından , Uşak 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nden keşidecisi davacı şirket, lehtarı davalı şirket olan 10/11/2011 tarihli 20/10/2011 tanzim 25/10/2011 ödeme günlü 128.500,00 TL bedelli, 25/10/2011 tanzim 30/10/2011 ödeme günlü 54.000,00 TL bedelli bonolara dayalı 182.500,00 TL alacak için verilen ihtiyati haciz kararının ibrazı ile 11/11/2011 tarihinde Çan İcra Müdürlüğünün 2011/583 Talimat sayılı dosyasından fabrika binasında haciz ve muhafaza işlemi yapıldığı, 18/11/2011 tarihinde taşınır malların muhafaza altına alınmasına karar verildiği, 21/11/2011 tarihinde malların muhafaza altına alındığı ve yeniden kıymet takdiri yapıldığı, kambiyo senetlerine mahsus yol ile yapılan takipte borçlunun ödeme emrine itirazı icrayı durdurmadığından, ödeme emrinin tebliğinden sonraki 10 günlük ödeme süresinin bitiminde 06/12/2011 tarihinde ihtiyati haczin doğrudan kesin hacze dönüştüğü, 18/01/2012 tarihinde satış için talimat yazıldığı, 18/07/2012 tarihindeki birinci attırmada salçaların tamamının bozulması nedeniyle düşme kararı verildiği, makinelerin ise alıcı çıkmadığından satışın yapılamadığı, 23/07/2012 tarihli ikinci açık artırmanın durma kararı nedeniyle yapılmadığı bilahare 21/03/2013 tarihli birinci açık artırmada 215.000 TL'ye ve 102.000 TL'ye alacağa mahsuben ihale edildiği, Çan İcra Mahkemesi'nin 2013/20 Esas, 2013/73 Karar sayılı kararıyla borçlu şirketin ihalenin feshi talebinin reddedildiği kararın kesinleştiği, 13/08/2018 tarihli tensip kararıyla ihaleyi ihale bedelinin yatırılmaması nedeniyle düşürerek yeniden satış kararı verildiği, 25/10/2018 tarihinde yapılan ihalede taşınırların 62.500,00 TL bedelle ...'e satıldığı, yapılan mahsup sonrası iki ihale bedeli arasındaki farkın 98.113,85 TL olarak hesaplanması üzerine bu bedelin ödenmesi için alacaklıya 10/11/2020 tarihinde muhtıra gönderildiği, muhtıranın iptali istemli şikayetin reddedildiği; Uşak 2. İcra Müdürlüğü'nün 2011/1777 Esas sayılı takip dosyası kapsamında ak 2.Asliye Hukuk Mahkemesinden keşidecisi davacı şirket, lehtarı davalı şirket olan 15/09/2011 ödeme tarihli 11.190,00 TL, 34.950,00 TL, 9.370,00 TL 31.000,00 TL bedelli bono alacağı için verilen ihtiyati haciz kararının ibrazı ile ....A.Ş, borçlusu .... AŞ, toplam borç miktarı 86.510,00 TL olan ihtiyati haciz talepli talimat yazıldığı, aynı gün Çan İcra Dairesi tarafından haczin yapıldığı, haciz tutanağı içeriğine göre 50.000 TL değerinde pastorize makinesi (krom), 26.000 TL değerinde biber kırıcı (krom), 10.000 TL değerinde krom tank'ın haczedildiği, 22/02/2012 tarihinde taşınır malların satışı için talimat yazıldığı,18/07/2012 tarihinde yapılan 1. Artırmada alıcı çıkmadığından .satışın yapılamadığı, 23/07/2012 tarihli ikinci açık artırmanın durma kararı nedeniyle yapılmadığı bilahare 21/03/2013 tarihli birinci açık artırmada 47.500,00 TL'ye alacaklı tarafa alacağa mahsuben ihale edildiği, 28/03/2013 tarihinde borçlu tarafından ihalenin feshi davası açıldığı, davanın reddedildiği; malları alacağa mahsuben ihalede alan alacaklının ihale bedelini ödememesi üzerine icra müdürlüğünün 19/04/2017 tarihli kararıyla İİK'nun 118.maddesi uyarınca ihalenin düşürüldüğü, 28/04/2017 tarihli kararla da malların hukuken muhafazasına gerek kalmadığı gerekçesiyle İİK'nun 88/6.maddesi uyarınca malların yeniden satışa çıkarılmasına karar verildiği, bu karardan sonra ikinci ihalenin gerçekleştirildiği, borçlunun iki ihale bedeli arasındaki farkın malları ilk ihalede alacağa mahsuben satın alan alacaklıdan tahsil edilmesini talep ettiği, bu talebin 22/05/2019 tarihinde reddedildiği ve bu işleme karşı borçlu tarafından şikayet yoluna başvurulduğu, 31/07/2018 tarihinde gerçekleştirilen ikinci ihalenin İİK'nun 88/6.maddesi uyarınca yeniden satış günü verilmek suretiyle gerçekleştirilen bir ihale olduğundan taşınır malları alacağa mahsuben ilk ihalede satın alan alacaklının iki ihale bedeli arasındaki farktan sorumluluğuna gidilemeyeceğinden bahisle şikayetin reddine karar verildiği; İzmir 7. Asliye Ticaret Mahkemesi 'nin 2012/503 Esas sayılı dosyasında 15/07/2012 tarihinde icra takiplerine konu senetlerin teminat senetleri olduğundan ve taraflar arasındaki cari hesap ilişkisinin kesinleşmediğinden bahisle Uşak 1. İcra Müdürlüğünün 2011/1674 E. ve yine Uşak 2. İcra Müdürlüğünün 2011/1777 E. sayılı dosyalarından borçlu olmadığına, takiplerin borç ikrarını içermeyen senetlere dayandığından iptallerine ve cari hesap ilişkisi nedeni ile davalıya 62.894,96 TL borçlu olduklarının tespiti ile kötü niye tazminatı talebi ile dava açıldığı , 2014/205 Karar sayılı 03/07/2014 tarihli karar ile "davalı şirket müstahsillere yapılan ödemenin davacı şirket adına yapıldığını ispat edemediğini, takibe konu senetlerin sözleşmenin teminatı olarak verildiği, taraflar arasında ticari ilişkinin cari hesap şeklinde yürütüldüğü, davalı şirketin davacıdan 62.895,00-TL alacaklı olduğu" gerekçesi ile davanın kabulüne Uşak 1. İcra Müdürlüğü'nün 2011/1674 esas, Uşak 2.İcra Müdürlüğü'nün 2011/1777 esas sayılı dosyaları üzerinden davalı şirket tarafından davacı şirket hakkında yapılan kambiyo senetlerine mahsus icra takiplerinden dolayı, taraflar arasında cari hesap şeklinde yürütülen ticari ilişki nedeniyle davacı şirketin davalı şirkete toplamda asıl alacak olarak 62.895,00 TL borçlu olduğunun tespiti ile Uşak 1.İcra Müdürlüğü'nün 11/1674 Esas sayılı dosyası üzerinden davacı şirketin asıl alacak olarak davalı şirkete 119.605,00 TL borçlu olmadığının tespitine, toplamda asıl alacak 62.895,00 TL üzerinden, oranlama yoluyla işlemiş faiz, işleyecek faiz, ücreti vekalet ve diğer takip giderlerinin icra müdürlüğü tarafından hesap edilmesine, Uşak 2.İcra Müdürlüğü'nün 11/1777 esas sayılı dosyası üzerinden davalı şirket tarafından davacı şirket hakkında yapılan kambiyo senetlerine mahsus icra takibinden dolayı davacı şirketin davalı şirkete borçlu olmadığının tespitine, her iki icra dosyası üzerinden takibe konu senetlerin 62.895,00 TL dışında taraflara hasren iptaline, borçluyu menfi tespit davası açmaya zorlayan takibin kötü niyetli olduğu ortaya çıkmadığından,davacının tazminat talebinin reddine karar verildiği, davalının temyizi üzerine kararın 6/12/2015 gün ve 2015/3528-6440 sayılı ilâm ile onandığı, karar düzeltme talebinin reddi kararı ile 23/02/2017 tarihinde kesinleştiği anlaşılmaktadır. Haksız haciz nedeniyle tazminat talebinin dayanağı, 6098 sayılı TBK 49 ve devamı maddesindeki hükümler olmakla, zamanaşımının da haksız fiil zamanaşımını düzenleyen 6098 sayılı TBK 72 maddesindeki 2 yıl ve 10 yıllık süreler olduğu, haciz işleminin haksızlığının menfi tespit talebine konu İzmir 7.Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2012/503 Esas 2014/205 Karar sayılı ilamının kesinleşmesi ile sabit olduğu, zamanaşımının başlangıcının belirtilen kararın kesinleşme tarihi olacağı, ilamın 23/02/2017 tarihinde kesinleştiği, davanın 25/06/2018 tarihinde açıldığı göz önüne alındığında zamanaşımı definin reddedilmesi yerinde olup , davalı vekilinin davanın zamanaşımı itirazının hatalı değerlendirildiğine yönelen istinaf istemi yerinde görülmemiştir. İhtiyati haczin haksız olması için menfi tespit davasının kabul edilmesi yeterli olup, Uşak 2. İcra Müdürlüğü'nün 2011/1777 Esas sayılı takip dosyası kapsamında davalının talebi üzerine konulan ihtiyati haciz esasa ilişkin davanın kesinleşmesiyle birlikte haksız hale gelmiştir. Davacının icra takiplerine dair bir ayrım yapmamış olmasının nedeni ile her iki takip yönünden de ihtiyati haczin haksız olduğu iddiası olup , ilk derece mahkemesince takiplerden biri için tazminat koşullarının oluştuğu kabulünün taraflarca ileri sürülme ve getirilme ilkesini, talepten fazlasına hükmedilemeyeceği ilkesine aykırı olduğu söylenemeyecektir. Keza davalı taraf bonoların ödeme tarihine göre ödeme tarihi daha önce olan senetler için ödeme tarihi daha sonra olan senetler için verilen ihtiyati haciz kararından sonraki tarihte ihtiyati haciz isteminde bulunduğundan , iki ayrı takip yapmasında davacının bir etkisinin olmadığı , tamamen kendi inisiyatifinde iki takip yapıldığı anlaşılmaktadır. Keza cari ilişki tek bir borç doğurduğunda muaccel olan borçlar için tek takip yapılması gerektiği halde parçalı takip yapılmasının dürüstlük kuralı çerçevesinde de değerlendirileceği kuşkusuzdur. Davalı vekilinin belirtilen hususlarda aksine yönelen istinaf başvurusunun reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmıştır. Maddi tazminat yönünden haksız ihtiyati haciz nedeniyle tazmini gereken zarar gerçek zarardır. Gerçek zarar, zarar verici eylem olmasaydı, zarar görenin mal varlığı ne durumda olacak idi ise o durumun yeniden tesisi için gerekli olan miktar kadardır. Zarar verici eylem gerçekleşmemiş olsaydı oluşabilecek zararlar gerçek zarar kapsamında değerlendirilemez. Bu sebeple tazminleri istenemez. Zira, anılan zararlar ile zararlandırıcı eylem arasında kanunun aradığı anlamda bir illiyet bağı mevcut değildir. İlk Derece Mahkemesince Uşak 2.İcra Dairesi'nin 2011/1777 Esas sayılı takip dosyasından yazılan talimat uyarınca Çan İcra Dairesi'nin 2011/608 Talimat sayılı dosyası üzerinden fiilen haczedilen ve 86.000 TL değer biçilen 1 adet pastorize makinesi, 1 adet biber kırıcı, 1 adet krom tankın gerçekleştirilen ihale ile 18.000,00TL bedel ile ihale edildiği, ihale bedelinin davacı borçluya satış masraflarının mahsubu sonrası 08/03/2019 tarihinde 13.020,53 TL olarak ödenmiş olduğu, dolayısıyla davacının zararının hacze konu 3 adet maldan dolayı kesinleşen kıymet takdiri 86.000,00 TL'den satış sonucu davacı borçluya ödenen bedel olan 13.020,53 TL'nin mahsubu ile 72.979,47 TL olarak belirlenmiş, bilirkişi kurulu tarafından Uşak 2. İcra Müdürlüğü'nün 2011/1777 Esas sayılı takip dosyası kapsamında pastorize makinesi haczedilip muhafaza altına alındığından pastörize işlemi ve ambalajlara yapılmadığı için salça ürünü tam mamul madde haline getirilmediğinden zarar gören salça ürünün değeri 40.800,00 TL olarak hesaplanmıştır. Buna göre, aşkın haciz yapıldığı iddialarına dayalı olmayacak şekilde davacının toplam 72.979,47-TL maddi zararının oluştuğu yönündeki İlk Derece Mahkemesi kabulünde gerçek zarar ilkelerine bir aykırılık bulunmadığından davalı vekilinin maddi tazminat koşullarının oluşmadığına, hesaplama yönteminin doğru olmadığına, maddi tazminata hükmedilmesi için kusurun da oluşması gerektiği dahil tüm istinaf nedenlerinin reddi gerekmiştir. Davacının istinaf istemi yönünden , Mahkemece davanın kısmi dava olarak açıldığı kabulü ile karar verilmiştir. Yargıtay HGK'nun 2023/4- 1156 E - 2024/445 K sayılı 18/09/2024 tarihli kararında alacağın belirsiz olup olmadığı konusunda 6100 Sayılı HMK'nun 107.maddesinin gerekçesine değinilerek bazı kıstaslar kabul edildiğini, bu kıstasların davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin; 1-Davacının kendisinden beklenmemesi, 2-Bunun olanaksız olması, 3-Açıkça karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı ve değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olması, olarak sayılmıştır. Belirsiz alacak davasının getirdiği en önemli etkin korumu, usul ekonomisi ve hak arama özgürlüğüne hizmet etmesi yanında davacının yüksek yargılama giderlerine katlanma ve dava konusu hakkın zamanaşımına uğrama riskini azaltmasıdır. Davacının belirsiz alacak davası açarken amacın alacağının tümünü dava etmek ve tümü hakkında karar verilmesini sağlamaktır. Kısmi dava açmakta olduğu gibi alacağın bir kısmını dava etmek değildir. Dava dilekçesinde belirttiği talep sonucu da geçicidir, dava açarken asıl amacı alacağının belirlenir belirlenmez bu miktar üzerinden karara bağlanmasıdır. Bu nedenle, talep sonucu hangi tarihte kesin olarak belirtilirse belirtilsin dava açıldığı tarihte kesin talep sonucu miktarınca zamanaşımı süresi kesilmiş sayılmalıdır. Somut olayda; Mahkemece kabul edilen kısım yönünden talep haksız ihtiyati haciz nedeni ile tazminat istemli olup belirsiz alacak davası türüne elverişli niteliktedir. Öte yandan, zarar yapılacak inceleme ile tespit edileceğinden harca esas değer kısmında fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla ibaresi kullanmakla birlikte talep kısmında özellikle "ileride" "şimdilik" ifadelerinin kullanılması nedeniyle davanın belirsiz alacak davası olarak açıldığının kabulü gerektiği kanaatine varılmıştır. Bu hali ile eldeki dava belirsiz alacak davası olarak açıldığından, Uşak 2. İcra Dairesi'nin 2011/1777 Esas sayılı takip dosyası için hesaplanan tazminatın tümü için dava tarihinde zamanaşımının kesildiğinin kabulü gerekirken, davalının ıslaha karşı zamanaşımı defi kabul edilerek karar verilmiş olması usul ve yasaya aykırı bulunmuş , davacı vekilinin bu yöndeki istinaf isteminin kabulü gerekmiştir. Uşak 1.İcra Müdürlüğü'nün 2011/1674 Esas sayılı dosyasında haksız ihtiyati haciz nedeni ile maddi tazminat koşullarının oluşmadığı kabulüne yönelik ayrıca ve açıkça bir istinaf istemi olmadığından maddi tazminat yönünden başkaca bir inceleme yapılmamıştır. Manevi tazminat istemi yönünden alacaklının kötüniyetli veya iyiniyetli olup olmadığı da sonuca etkili olup, ağır olmasa da kusurlu olması da gerekmektedir. (Yargıtay 4. Hukuk Dairesi 2016/11350 E 2018/7319K). Manevi tazminat yönünden ihtiyati haczin dolayısı ile takibin haksızlığı, alacaklının hiç ya da talep ettiği miktarda bir alacağı bulunmadığı hâlde icra takibine girişmesi hâlinde söz konusu olur. Kötü niyet ise alacaklının haksız olduğunu bildiği hâlde sırf borçluyu zarara uğratmak amacıyla takibe girişmesi hâlinde gerçekleşir. Haksız hacizde kötü niyet olgusunu belirlerken yalnızca takip talebi anındaki iradeyi değerlendirmekle yetinmeyip, süreç içerisindeki genel tutum ve davranışa bakarak, alacaklının haksız yere haciz uygulayıp uygulamadığını tespit etmek gerekmektedir. Olayların yukarıda açıklanan gelişimi dikkate alındığında Uşak 2.İcra Dairesi'nin 2011/1777 Esas sayılı takip dosyası yönünden davalı tarafından davacı aleyhine başlatılan takibin dayanaksız olduğu, haciz işleminin başka bir ifade ile takibin haksız ve kusurlu olduğu, ihtiyati haciz kararı alınmasında davalının asıl amacının alacağına kavuşmak olduğunun söylenemeyeceği keza basiretli bir tacir gibi davranması gereken ve alacağının ne kadar olduğunu bilmesi gereken davalının özen ve dikkat gösterilmeyerek davacı taciri hukuka uygun olmayan bir şekilde ihtiyati ve fiili hacze maruz bıraktığı sabit olmakla ilk derece Mahkemesince haksız haciz nedeni ile manevi tazminat koşullarının oluştuğuna yönelik kabul yerinde olduğundan, davalı vekilinin aksi yöndeki istinaf istemi kabul edilmemiştir. 6098 Sayılı TBK'nun 58. maddesi gereğince; hakimin olayın özelliklerini göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mal varlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22/06/1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İBK gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Davaya konu somut olayın gerçekleşme şekli, yeri, zamanı, davalının özen yükümlülüğünü yerine getirmemesi, yukarıda açıklanan ilkeler, davalının eylemindeki hukuka aykırılığın tespitinin sağlayacağı manevi tatmin ile birlikte değerlendirildiğinde İDM'ince hüküm altına alınan manevi tazminat miktarı somut olaya uygun olduğu anlaşıldığından davacı ve davalı vekilinin manevi tazminat tutarına yönelen istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir. İlam harcının kabul edilen miktar üzerinden davalı taraftan tahsiline karar verilmesi yargılama giderinin ise davanın kabul ve ret oranına göre tahsiline karar verilmesi gerektiğinden hesaplama hataları resen düzeltileceğinden bu yöndeki istinaf isteminin reddine karar verilmesi gerekmiştir. Karar tarihinde yürürlükte olan AAÜT nin 10. maddesi 1) Manevi tazminat davalarında avukatlık ücreti, hüküm altına alınan miktar üzerinden bu Tarifenin üçüncü kısmına göre belirlenir. (2) Davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez. 13. Maddesi; ... 2) Ancak, hükmedilen ücret kabul veya reddedilen miktarı geçemez. (3) Maddi tazminat istemli davanın kısmen reddi durumunda, karşı taraf vekili yararına bu Tarifenin üçüncü kısmına göre hükmedilecek ücret, davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçemez şeklinde olduğundan ,manevi ve manevi tazminat istemli davanın kısmen reddinde davalı lehine davacı vekili lehine belirlenen ücreti geçmeyecek şekilde vekalet ücretine hükmedilmiş olmasında da usul ve yasaya aykırılık görülmemiş, davalı vekilinin istinaf isteminin reddi gerekmiştir. Yukarıda açıklanan nedenler ve tüm dosya içeriğine göre; ilk derece mahkemesince taraflarca gösterilen delillerin toplanmasında, değerlendirilmesinde esas ve usul bakımından hukuka aykırılık bulunmadığı ve davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin maddi tazminat miktarına yönelen istinaf nedenleri dışında istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden 6100 Sayılı HMK'nun 353/1. fıkrası (b-1) bendi uyarınca istinaf başvurularının ayrı ayrı esastan reddine, davacı vekilinin maddi tazminat miktarına yönelen istinaf nedenle vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1. fıkrası (b-2) bendi gereğince kabulüne, ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına, kabul edilen istinaf nedenleri yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden düzeltilerek yeniden esas hakkında karar vermek suretiyle; 72.979,47 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, manevi tazminat davasının kısmen kabulüne 30.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlasına dair istemin reddine, karar verilmesi gerektiği kanaatine varılmakla aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Davalı vekilinin tüm, davacı vekilinin maddi tazminat miktarına yönelen istinaf nedenleri dışında istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden 6100 Sayılı HMK'nun 353/1. fıkrası (b-1) bendi uyarınca istinaf başvurularının ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı vekilinin maddi tazminat miktarına yönelen istinaf nedenle vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nun 353/1. fıkrası (b-2) bendi gereğince KABULÜNE, 3-İlk Derece Mahkemesi olan İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2018/766 Esas - 2024/1149 Karar sayılı, 19/12/2024 tarihli kararının KALDIRILMASINA, 4-Düzelterek yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle; a-Maddi tazminat davasının KISMEN KABULÜ ile, 72.979,47 TL maddi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin istemin reddine, b-Manevi tazminat davasının KISMEN KABULÜ ile, 30.000,00 TL manevi tazminatın dava tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazlasına dair istemin reddine, c-Alınması gereken 7034,52 TL karar ve ilam harcından davacının yatırdığı 1.707,75 TL peşin harç ve 8.013,00 TL ıslah harcı olmak üzere toplam 9.720,75 TL'den mahsubuyla Hazineye gelir kaydına, fazla yatırılan 2.686,22 TL'nin karar kesinleştiğinde ve talep halinde davacıya iadesine, mahsubuna karar verilen 7034,53 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, ç-Davacı tarafından yapılan 8.530,00 TL yargılama giderinden, davanın kabul oranına göre hesaplanan 1.706,00 TL'nin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye giderin davacı üzerinde bırakılmasına, d-Davalı tarafından yapılan 6.000,00 TL yargılama giderinin davanın ret oranına göre hesaplanan 4.800,00 TL'nin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, bakiye giderin davalı üzerinde bırakılmasına, e-Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince; kabul edilip hüküm altına alınan maddi tazminat tutarı üzerinden hesaplanan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, f-Davacı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince; kabul edilip hüküm altına alınan manevi tazminat tutarı üzerinden hesaplanan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, g-Davalı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince; reddedilen maddi tazminat tutarı üzerinden hesaplanan 30.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, ğ-Davalı kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT gereğince; reddedilen manevi tazminat tutarı üzerinden hesaplanan 20.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmesine, 5-Davacı tarafından peşin yatırılan 1.683,10 TL istinaf yoluna başvurma harcının mahsubuyla Hazineye gelir kaydına, 615,40 TL istinaf karar ve ilam harcının talep halinde davacıya iadesine, 6-Davalı tarafından peşin yatırılan 1.683,10 TL istinaf yoluna başvurma harcı ile 615,40 TL karar ve ilam harcının alınması gereken 5.464,80 TL'den mahsubuyla, bakiye 4.849,40 TL karar ve ilam harcının davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 7-Davacı tarafından yapılan 60,00 TL istinaf yargılama giderinden, davanın kabul oranına göre hesaplanan 12,00 TL kısmının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, bakiye kısmının davacı üzerinde bırakılmasına, 8-Artan gider avanslarının karar kesinleştiğinde yatıranlara iadesine, İlişkin dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda 26/09/2025 tarihinde 6100 Sayılı HMK'nun 361/1 ve 362/1-a maddeleri uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta süre içinde Yargıtay İlgili Hukuk Dairesi nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.