TÜRK MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 04/06/2021 NUMARASI : 2018/952 Esas, 2021/381 Karar DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali - Tazminat KARAR TARİHİ : 08/01/2026 Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerl…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 53.HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2022/1363 KARAR NO : 2026/12 TÜRK MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 04/06/2021 NUMARASI : 2018/952 Esas, 2021/381 Karar DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali - Tazminat KARAR TARİHİ : 08/01/2026 Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ : I. ASIL DAVA Davacı vekili, müvekkili şirket ile davalı arasında fason fantazi iplik bükme işi konusunda anlaşma sağlandığını, bu kapsamda davalı tarafından sevk edilen ipliklerden müvekkilince numune hazırlanarak davalı firmaya gönderildiğini, numunenin onaylanması üzerine seri üretime geçildiğini, davalının sevk edilen ürünleri teslim almakta tereddüt göstermesi üzerine müvekkilinin 08/06/2018 tarihinde ilk sevkiyatı tamamlayarak ilk faturayı düzenleyip davalıya gönderdiğini, davalının faturayı kabul etmesine rağmen sözleşme gereği 7 gün içinde yapması gereken ödemeyi gerçekleştirmediğini, buna rağmen müvekkilinin sevkiyatlara devam ederek yeni faturalar kestiğini ve ürünleri göndermeyi sürdürdüğünü, davalının iplikleri teslim almasına karşın ödemeleri yapmadığını, yalnızca müvekkilin ısrarlı talepleri üzerine fatura bedellerinin altında kısmi ödemelerde bulunduğunu, ancak bakiye borcun ödenmediğini, bu suretle müvekkilinin davalıdan 35.167,87 TL alacaklı hale geldiğini, alacağın tahsili amacıyla İstanbul 23. İcra Dairesi’nin...Esas sayılı dosyası üzerinden icra takibi başlatıldığını, davalının takibe haksız şekilde itiraz ederek teslim edilen ürünlerin ayıplı olduğunu ve ayıp ihbarı yapıldığını ileri sürdüğünü, ancak müvekkiline usulüne uygun, geçerli ve süresi içinde yapılmış herhangi bir ayıp ihbarının bulunmadığını ileri sürerek, icra takibine yapılan itirazın iptali ile takibin devamına, davalının %20’den az olmamak üzere icra inkâr tazminatına mahkûm edilmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, davacının açtığı itirazın iptali davasının haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu, müvekkili şirketin davacıya herhangi bir borcu bulunmadığını, taraflar arasında ... iplik bükme işine dayalı bir ticari ilişki bulunduğunu, bu kapsamda davacı tarafından üretilip müvekkiline sevk edilen ipliklerin müvekkil şirket tarafından müşterilerine gönderildiğini, ancak malların boyanması sonrasında kumaş yüzeyinde topaklanma meydana gelmesi nedeniyle ürünlerin kullanılamaz hale geldiğini, bu sebeple müvekkil şirketin müşterileri tarafından iade ve reklamasyon faturaları düzenlendiğini, gelen şikayetler üzerine davacıya yazılı ayıp ihbarında bulunulduğunu ve e-posta yoluyla mallardaki hataların bildirildiğini, davacı şirket çalışanı tarafından ayıp ihbarının kabul edildiğini, ancak hatalı ürünlerin düzeltilmesi veya zararın giderilmesi taleplerinin reddedildiğini, dava konusu ürünlerde basit bir incelemeyle fark edilemeyecek nitelikte gizli ayıp bulunduğunu, bu ayıplar nedeniyle müvekkil şirketin ciddi maddi zarara ve ticari itibar kaybına uğradığını, müşterilerden gelen iade ve reklamasyon bedellerinin davacıya rücu edildiğini ancak davacı tarafından noter ihtarnamesiyle bu taleplerin reddedildiğini, ayıbın tespiti için İstanbul Teknik Üniversitesi bünyesindeki yetkili laboratuvarda uzman incelemesi yaptırıldığını ve ayıbın bilimsel olarak da saptandığını, buna rağmen davacının alacak iddiasıyla icra takibine girişerek müvekkili zor durumda bıraktığını ileri sürerek, davanın reddine, icra inkâr tazminatı talebinin kabul edilmemesine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacıya yükletilmesine ve davacı aleyhine %20’den az olmamak üzere kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. BİRLEŞEN İSTANBUL 7. ATM 2012/246 E DOSYASI Davacı vekili; taraflar arasında ... iplik bükme işine dayalı ticari ilişki bulunduğunu, bu kapsamda davalı ... ... A.Ş.’ye periyodik olarak iplik sevkiyatı yapıldığını, numunelerin onaylanması üzerine üretime geçildiğini, ancak 13.06.2018 tarihli sevkiyata konu ipliklerde sorun yaşandığını, davalının bir kısmını tamir etmeyi kabul ettiğini, devam eden süreçte boyaması yapılan ilk partide sorun çıkmamasına rağmen aynı rengin ikinci kazanında kumaş yüzeyinde boyama sonrası topaklanma ve yüzey düzgünsüzlüğü oluştuğunu, bu nedenle müvekkil şirket müşterilerinin malları kabul etmeyerek iade ve reklamasyon faturaları düzenlediğini, davalıya yazılı ayıp ihbarında bulunulduğunu, davalı şirket çalışanı tarafından e-posta yoluyla ayıp ihbarının kabul edildiğini ancak hatalı ürünlerin düzeltilmesine yanaşılmadığını, buna rağmen davalının müvekkili aleyhine İstanbul 23. İcra Müdürlüğü’nün...Esas sayılı dosyası ile icra takibi başlattığını ve bu takibe süresinde itiraz edildiğini, hatalı/ayıplı ürünler nedeniyle üçüncü kişilerden gelen toplam 960 kg ürüne ilişkin yüksek tutarlı reklamasyon ve iade faturalarının davalıya rücu edildiğini ancak davalının bu talepleri noter ihtarnamesiyle reddettiğini, ayıbın basit bir incelemeyle fark edilemeyen gizli ayıp niteliğinde olduğunu, uyuşmazlık kapsamında İstanbul Teknik Üniversitesi Tekstil Teknolojileri ve Tasarımı Fakültesi bünyesindeki yetkili laboratuvarda yapılan incelemede iplikten kaynaklanan ... görüntülerinin kumaş yüzeyinde düzgünsüzlüğe yol açtığının bilimsel olarak tespit edildiğini, bu durumun yapılan işin niteliği gereği bulunmaması gereken bir ayıp teşkil ettiğini, davalının ayıplı ve eksik ifası nedeniyle müvekkilin ciddi maddi zarara ve ticari itibar kaybına uğradığını ileri sürerek, zararın tam ve kesin olarak belirlenmesinin yargılama sonucunda mümkün olacağı gerekçesiyle belirsiz alacak davası olarak açılan davada şimdilik 10.000 TL maddi tazminatın davalıdan tahsilini talep etmiş; yargılama sırasında sunulan 14.04.2021 tarihli talep artırım dilekçesi ile dava değerinin 109.236,44 TL’ye yükseltildiği ve eksik peşin harcın tamamlandığı anlaşılmıştır. Davalı vekili; davacı tarafından bildirilen 641 kg ipliğin çalışmadığı iddiası üzerine müvekkilince 19.06.2018 tarihinde yalnızca 456 kg kumaşa ilişkin bobin tamirinin kabul edildiğini, sonradan ileri sürülen boyama aşamasında sorun yaşandığı iddiasının gerçeği yansıtmadığını, iade edildiği belirtilen ürünlerin ipliğin ayıplı olmasından değil, bobinlerin küçük olması nedeniyle işçilik maliyetinin artmasından kaynaklandığını, bu hususun gramajlar ve e-posta yazışmalarıyla sabit olduğunu, küçük bobinlerin örme sırasında sorun yaratacağının işleme başlanmadan önce davacıya bildirildiğini, davacının buna rağmen üretimde ısrar ettiğini, ilk sevkiyat sonrası davacının müvekkilin haklılığını kabul ederek sonraki sevkiyatların düğümsüz ve büyük bobinle yapılmasını talep ettiğini, bu şekilde yaklaşık 4.500 kg daha üretim yapılarak sorunsuz biçimde sevk edildiğini, taraflar arasında ödemelerin her faturadan itibaren 7 gün içinde yapılmasının kararlaştırıldığını ancak davacının ödemelerini yapmadığını, ödeme yapılmaması nedeniyle ilave üretim taleplerinin reddedildiğini, kısmi ödeme sonrası sınırlı miktarda üretim yapıldığını, bakiye borcun istenmesi üzerine davacının somut dayanağı olmayan ayıp iddialarını ileri sürdüğünü, hatalı olduğu iddia edilen ürünlerin inceleme için müvekkiline gösterilmediğini, yalnızca yetersiz nitelikte küçük kumaş parçalarının sunulduğunu, bu durumun iddiaların borçtan kaçınma amaçlı olduğuna karine teşkil ettiğini, davacının ürünleri iade etmiş gibi göstermek amacıyla 05.10.2018 tarihli sevk irsaliyesini ürün eklemeksizin göndererek mahkemeyi yanıltmaya çalıştığını ve bu hususta vergi idaresine bildirimde bulunulduğunu, ipliklerde herhangi bir ayıp bulunmadığını, ayıp olduğu varsayılsa dahi son sevk tarihinin 17.07.2018 olduğu, Türk Ticaret Kanunu’nun 23. maddesinde düzenlenen zorunlu ayıp ihbar sürelerine uyulmadığını, davacının basiretli tacir gibi davranmayarak süresinde ve yazılı ayıp ihbarında bulunmadığını, aksine müvekkilinin ticari defter ve kayıtlar itibariyle davacıdan alacaklı olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir. II. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI Mahkemece iddia, savunma ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; ipliklere frize bükme ara işlemi hizmeti veren yüklenici şirket tarafından USD cinsinden düzenlenen ve “döviz olarak ödeneceği” kaydını içeren hizmet e-faturalarının, asıl davalı iş sahibi şirketin ticari defterlerine miktar yönünden itirazsız, birebir ve aynen ancak yalnızca TL karşılıklarıyla kaydedildiği, fatura bedelleri bakımından taraflar arasında uyuşmazlık bulunmadığı, bu şekildeki itirazsız kayıt ve uygulama ile borcun USD cinsinden ödeneceğine dair taraflar arasında yerleşmiş ticari teamül oluştuğu ve iş sahibi şirketin bu suretle borcun döviz olarak ifasını kabul etmiş sayılması gerektiği, TBK m.99/2 uyarınca yüklenicinin alacağını TL veya döviz cinsinden talep etme konusunda seçimlik hakka sahip olduğu ve bu hakkını icra takibinde USD cinsinden, 3095 sayılı Kanun’un 4/a maddesi uyarınca temerrüt faizi işletilerek fiili ödeme günündeki TL karşılığı üzerinden tahsil yönünde kullandığı, taraf ticari defterlerinin hizmet alacakları bakımından birbiriyle mutabık olduğu ve asıl davacı lehine kesin delil niteliği taşıdığı anlaşılmakla asıl davanın kabulüne, takibin takip talebindeki koşullarla ve asıl alacağa 3095 sayılı Kanun’un 4/a maddesi uyarınca Devlet bankalarının USD cinsi mevduata uyguladığı yıllık faiz oranını (takip talebindeki %16 oranını aşmamak kaydıyla) geçmemek üzere temerrüt faizi işletilerek devamına, ancak alacağın eser sözleşmesinden kaynaklanması ve birleşen davada ayıp nedeniyle bedelde indirim ve mahsup taleplerinin yargılama ve bilirkişi incelemeleri sonucunda belirlenmiş olması nedeniyle alacağın likit kabul edilemeyeceği gözetilerek icra inkâr tazminatı talebinin reddine; birleşen dava yönünden ise frize bükme işlemine tabi tutulan ipliklerde sıradan bir göz muayenesiyle dahi fark edilebilecek nitelikte açık ayıp bulunduğu, bu ayıpların gizli ayıp sayılamayacağı, TBK m.223 ve m.470 hükümleri uyarınca basiretli tacir sıfatını haiz iş sahibinin makul sürede muayene ve ayıp ihbarı yükümlülüğüne rağmen iplikleri kontrol etmeksizin örme ve boyama işlemlerine tabi tutarak üçüncü kişilere sattığı, ayıp ihbarının ilk teslimden 41 gün, son teslimden 20 gün sonra ve içeriği belirsiz şekilde yapıldığı, ayrıca sonradan düzenlenen reklamasyon ve gider yansıtma faturalarının yüklenici tarafından yasal süresi içinde ihtar ile iade edilerek benimsenmediği anlaşıldığından iş sahibinin açık ayıplı işi kabul etmiş sayılması gerektiği sonucuna varılarak birleşen davanın reddine karar verilmiştir. III. İSTİNAF SEBEPLERİ Asıl davada davalı/ birleşen davada davacı vekili istinafında, yerel mahkeme kararına esas alınan bilirkişi raporunun bilimsel temelden yoksun, gerekçesiz ve Yargıtay denetimine elverişsiz olduğunu, raporun taraf itirazlarını karşılamaktan öteye geçmediğini, ayıp ihbar süresinin “fason işlemden bir sonraki işleme başlanıncaya kadar” şeklinde sübjektif ve hukuki dayanağı bulunmayan bir ölçütle belirlendiğini, taraflar arasındaki ilişkinin eser sözleşmesi niteliğinde olduğu gözetilmeden TBK m.470 vd. hükümleri, sektör uygulamaları ve Yargıtay içtihatlarına uygun denetlenebilir bir makul sürenin saptanmadığını, bu eksikliğin müvekkili aleyhine sonuç doğurduğunu, ayıbın “açık ayıp” olarak nitelendirilmesinin hatalı olduğunu, iplikteki ayıbın basit muayene ile tespit edilemeyeceğini, müvekkilinin numune yöntemiyle olağan kontrolleri yaptığını, Yargıtay uygulamasında daha uzun sürelerin dahi makul kabul edildiği dikkate alındığında somut olayda 14 gün içinde yapılan bildirimin süresinde olduğu, bilirkişilerin ayıbı dahi teknik analizle tespit edebildiği hâlde açık ayıp kabulünün mümkün olmadığını, ayrıca birleşen davada reklamasyon faturalarına dayalı alacağın, eser sözleşmesi hükümleri göz ardı edilerek ticari satış hükümleri üzerinden yapılan hatalı değerlendirme sonucu reddedildiği, bilirkişilerin hukuki nitelendirme yaparak yetkilerini aştığını, eksik inceleme yapıldığını ve hukuki dinlenilme hakkının ihlal edildiğini belirtilerek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. IV. DEĞERLENDİRME VE GEREKÇE Taraflar arasındaki uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 470 ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Asıl davada davacı/birleşen davada davalı yüklenici, asıl davada davalı/birleşen davada davacı iş sahibidir. Davacı vekili, taraflar arasında fason fantazi iplik bükme işi kapsamında kurulan ticari ilişki uyarınca üretilip teslim edilen iplikler karşılığında düzenlenen faturaların davalı tarafından ödenmemesi üzerine başlatılan icra takibine haksız şekilde itiraz edildiğini ileri sürerek itirazın iptaline karar verilmesini talep etmiş, davalı vekili ise, teslim edilen ürünlerin gizli ayıplı olduğunu, süresinde ayıp ihbarında bulunulduğunu, bu ayıplar nedeniyle üçüncü kişilerden iade ve reklamasyon faturaları düzenlendiğini ve davalının borçlu olmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince, faturaların asıl davalı iş sahibi şirketin ticari defterlerine miktar yönünden itirazsız, birebir ve aynen ancak yalnızca TL karşılıklarıyla kaydedildiği, fatura bedelleri bakımından taraflar arasında uyuşmazlık bulunmadığı, taraf ticari defterlerinin hizmet alacakları bakımından birbiriyle mutabık olduğu ve asıl davacı lehine kesin delil niteliği taşıdığı gerekçeleriyle asıl davanın kabulüne, icra inkâr tazminatı talebinin reddine karar verilmiştir. Birleşen davada ise davacı , teslim edilen ipliklerin boyama aşamasında gizli ayıplı olduğunun ortaya çıktığını, bu nedenle üçüncü kişilerden iade ve reklamasyon faturaları düzenlendiğini, ayıbın yapılan inceleme ile bilimsel olarak tespit edildiğini ileri sürerek maddi tazminat talep etmiş, davalı ise, ayıpların açık ayıp niteliğinde olduğunu, süresinde ve usulüne uygun ayıp ihbarında bulunulmadığını, iş sahibinin ayıplı işi kabul etmiş sayılması gerektiğini savunarak davanın reddini istemiştir. İlk derece mahkemesince, ipliklerdeki ayıpların açık ayıp niteliğinde olduğu, ayıp ihbarının yasal süresi içinde yapılmadığı ve sonradan düzenlenen reklamasyon faturalarının yüklenici tarafından benimsenmediği gerekçeleriyle birleşen davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemece, dosya kapsamındaki bilgi ve belgeler ile toplanan deliller birlikte değerlendirilerek, asıl ve birleşen dava yönünden yasal düzenlemelere uygun, gerekçeli ve isabetli bir karar verildiği, ileri sürülen istinaf sebeplerine göre, mahkemenin vakıa tespitinde ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir yön bulunmadığı anlaşılmakla, davalı-birleşen davacı vekilinin istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir.Açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılan istinaf incelemesi sonucunda, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenler ve ileri sürülen istinaf sebeplerine göre, mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, davalı-birleşen davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1. bendi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ'nin 04/06/2021 tarih ve 2018/952 Esas, 2021/381 Karar sayılı kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, davalı-birleşen davacı vekilinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan REDDİNE, 2-Asıl davada alınması gereken 2.141,70 TL nisbi istinaf karar harcından davalı-birleşen davacı tarafça peşin olarak yatırılan 535,42 TL harcın mahsubu ile bakiye 1.606,28 TL harcın davalı-birleşen davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA, 3-Birleşen davada alınması gereken maktu karar harcı peşin alındığından başka harç alınmasına YER OLMADIĞINA, 4-Davalı-birleşen davacı tarafça yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerinde BIRAKILMASINA, 5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından vekâlet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, Dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, asıl dava yönünden HMK'nın 362/1-a maddesi gereğince KESİN, birleşen dava yönünden 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu AÇIK olmak üzere 08/01/2026 tarihinde oybirliği ile karar verildi.