Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2024/410 E. , 2024/7653 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2024/410 Karar No : 2024/7653 TEMYİZ EDEN TARAFLAR : 1- (DAVALI) ... Bakanlığı VEKİLİ : Hukuk Müşaviri -... 2- (DAVACI) ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: İstanbul ili, Zeytinburnu ilçesi, ... Mahal
Danıştay 4. Daire Başkanlığı 2024/410 E. , 2024/7653 K. "İçtihat Metni" T.C. D A N I Ş T A Y DÖRDÜNCÜ DAİRE Esas No : 2024/410 Karar No : 2024/7653 TEMYİZ EDEN TARAFLAR : 1- (DAVALI) ... Bakanlığı VEKİLİ : Hukuk Müşaviri -... 2- (DAVACI) ... VEKİLİ : Av. ... İSTEMİN KONUSU : ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:... sayılı kararının temyizen incelenerek bozulması istenilmektedir. YARGILAMA SÜRECİ : Dava konusu istem: İstanbul ili, Zeytinburnu ilçesi, ... Mahallesi, ... ada, ... parselde bulunan depo niteliğindeki taşınmazının yer aldığı ... Sitesi olarak bilinen alanın Bakanlar Kurulu'nun 06/02/2017 tarih ve 2017/9867 sayılı kararı ile 6306 sayılı Kanun kapsamında riskli alan ilan edilmesi üzerine 06/01/2018 tarihinde hukuka aykırı olarak yıkıldığından bahisle uğranıldığı ileri sürülen 50.000,00-TL manevi, şimdilik 50.000,00-TL (ıslah yoluyla artırılmak suretiyle 259.495,42-TL) maddi zararının fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla yıkım tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte ödenmesine karar verilmesi istenilmiştir. İlk Derece Mahkemesi kararının özeti: ...İdare Mahkemesince verilen...tarih ve E:..., K:... sayılı kararda; ''...Maddi tazminat yönünden; Davacı tarafından talep edilen, inşaat maliyet bedeli 131.275,90 TL, enkaz bedeli olarak 2.625,52 TL ve 125.594,00-TL kira bedeli olmak üzere toplam 259.495,42-TL maddi tazminatın 50.000,00-TL'sinin davanın açılış tarihi olan 01/04/2019 tarihinden, 209.495,42-TL'sinin ise ıslah dilekçesinin davalı idarelere tebliğ tarihi olan 14/01/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareler tarafından davacıya ödenmesi gerekmektedir. Manevi tazminat yönünden; Manevi zarar, kişinin fizik yapısının ve iç huzurunun bozulmasını, yaşama gücünün ve sevincinin azalmasını, kişilik haklarının zedelenmesini, şeref ve haysiyetinin rencide edilmesini, duyulan acı ve ızdırabı, kişinin günlük yaşamını zorlaştıran her türlü üzüntü ve sıkıntıyı ifade etmekte, fiziki veya manevi acılar duyan, ruhsal dengesi bozulan, yaşama sevinci azalan kişinin manevi yönden zarara uğramış olduğu kabul edilmektedir. Hukuka aykırı idari işlemler nedeniyle manevi zarardan söz edilip manevi tazminata hükmedilmesi için ilgilinin kişisel varlık ve haklarına hukuka aykırı ağır bir saldırıda bulunularak kişinin fizik yapısının zedelenmesi yaşama ve kazanma gücünün azalması sonucunu doğuran olayların meydana gelmesi veya bu bir işlem yada eylem sonucunda ağır bir elemin duyulmuş olması, ya da kişinin şeref ve haysiyetinin zedelenmesi gerektiği idari yargı ilkelerinden olup; idari işlemlerin iptalini gerektiren sakatlıkların tümünün ilgiliye manevi tazminat ödenmesini zorunlu kılacağının kabulu olanaksızdır. Kişilerin manevi varlıklarında oluşan eksilmeyi ifade eden manevi zararın tazmin edilebilmesi için varlığı gerekli olan; şeref, haysiyet, kişilik hakları veya vucüt bütünlüğüne yönelmiş bir saldırı niteliğinde eylem ya da işlem somut uyuşmazlıkta söz konusu değildir. İdari işlemlerin yargı kararı ile iptal edilmiş olması, her durumda mutlaka idarenin tazminat sorumluluğunu gerektirmediği açıktır. Bu durumda; dava konusu işlemin davacının taşınmazının 6306 sayılı Kanun kapsamında yıkımına yönelik olduğu, davacının şeref ve haysiyetine, kişilik haklarına, vücut bütünlüğüne yönelmiş bir saldırı niteliğinde bulunmadığı, söz konusu işlem nedeniyle duyulduğu ileri sürülen acı ve üzüntünün manevi tazminata hükmedilmesini gerektirecek ağırlıkta olmadığı, bu bakımdan şartları oluşmayan manevi tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerektiği sonucuna varılmış'' gerekçeleriyle davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, davacının maddi tazminat talebinin kabulü ile, 259.495,42-TL maddi tazminatın 50.000,00-TL'sinin davanın açılış tarihi olan 01/04/2019 tarihinden, 209.495,42-TL'sinin ise ıslah dilekçesinin davalı idarelere tebliğ tarihi olan 14/01/2023 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı idareler tarafından davacıya ödenmesine, manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi kararının özeti: İdare Dava Dairesince; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı hasım mevkiinden çıkarılarak, ''Başvuruya konu kararın, manevi tazminat isteminin reddine maddi tazminat istemlerinin kısmen kabulü, kısmen reddine ilişkin kısmında, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununda sayılan kaldırma nedenlerinin bulunmadığı ve istinaf dilekçelerinde ileri sürülen iddiaların da kararın bu kısımlarının kaldırılmasını gerektirecek nitelikte olmadığı görüldüğünden, taraflarca kararın bu kısmına yapılan istinaf başvuruları yerinde görülmemiştir. Hüküm altına alınan tutara işletilecek faizin başlangıç tarihi bakımından davacının istinaf talebinin incelenmesinden ise; 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 13. maddesinde; idari eylemlerden hakları ihlal edilmiş olanların dava açmadan önce, bu eylemleri yazılı bildirim üzerine veya başka suretle öğrendikleri tarihten itibaren bir yıl ve her halde eylem tarihinden itibaren beş yıl içinde idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerektiği kuralı yer almakta olup, anılan maddede, idari eylemler nedeniyle uğranılan zararın tazmini için idareye başvuruda bulunulmasının dava ön şartı olarak öngörülmesi ve zararın idare tarafından en erken bu tarihte sulhen ödenebilecek olması nedeniyle yargı yerince hükmedilecek tazminat miktarına, ön karar için idareye yapılan başvuru tarihi, görevli olmayan adli yargıda dava açılması halinde adli yargıda dava açıldığı tarih itibarıyla yasal faiz uygulanması ilkesi benimsenmiştir. Nitekim bu durum, Danıştayın yerleşik içtihatlarıyla da kabul edilmiştir. Yapılan açıklama doğrultusunda; davalı idarenin temerrüde düştükleri idareye başvurma tarihinden veya adli yargıda dava açıldığı tarihten itibaren yasal faiz yürütülmesinin hukuka ve hakkaniyete uygun olduğu sonucuna varılmakla; İdare Mahkemesince maddi tazminat talebinin kabul edilen 50.000 TL lik kısmının davanın açılış tarihi 01/04/2019 tarihinden itibaren" değil davacının idareye başvuru tarihinden (07.01.2019) itibaren işletilecek yasal faiziyle ödenmesine hükmedilmesi gerektiği anlaşılmıştır.'' gerekçeleriyle, davalı idarenin istinaf talebinin reddine, davacıların istinaf talebinin kısmen kabulüne, kısmen reddine,... İdare Mahkemesi'nin ...tarih ve E:..., K:... sayılı kararının 50.000,00-TL maddi tazminatın faizinin başlangıç tarihine ilişkin kısmının kaldırılmasına, 50.000,00-TL tazminatın davacının idareye başvuru tarihinden (07.01.2019) itibaren işletilecek yasal faiziyle birlikte davacıya ödenmesine karar verilmiştir. TEMYİZ EDENLERİN İDDİALARI : 1-Davalı tarafından; idarelerinin herhangi bir kusurunun bulunmadığı, bilirkişi raporunun hükme esas alınamayacağı, davaya konu alanın riskli alan ilan edilen alanda kaldığı, idarelerine iletilen teklif riskli alan dosyasında, alanda 261 yapı bulunduğu ve bu yapıların içerisinde 6306 sayılı Kanun kapsamında Riskli Yapı tespiti yapılmış, raporları onaylanmış ve tapuya şerh edilmiş 150 adet Riskli Yapı yer aldığı ve diğer yapıların da benzer nitelikte olduğunun vurgulandığı, devam eden süreçte 191 adet riskli yapı tespiti yapıldığı, dava konusu işlem ile alakalı sürecin ilgili Belediyesince yürütüldüğü, tazmini gerektirir bir husus bulunmadığı, diğer davalı idare vekilinin duruşmaya katılmadığı, lehlerine verilen vekalet ücretinin hatalı belirlendiği belirtilerek, re'sen gözetilecek sebeplerle temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. 2-Davacı tarafından; davalının temyiz isteminin incelenmeksizin reddi gerektiği; esastan inceleme yapılması durumunda ise, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı açısından davanın reddine karar verilmesinin hukuka aykırı olduğu, temyize konu kararda İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı hasım mevkiinden çıkarılmasına rağmen idare lehine hükmedilen vekalet ücretine ilişkin hüküm kurulmamasının hukuka aykırı olduğu, maddi tazminata ilişkin hükmedilen tutar üzerinden faizin başlangıç tarihinin hatalı olduğu, tazminat miktarının tamamı açısından, haksız fiil niteliğindeki yıkımın gerçekleştiği tarihten itibaren faiz işletilmesi gerektiği, manevi tazminat miktarının tümden reddedilmesinin hukuka aykırı olduğu belirtilerek, dosyadan anlaşılacak diğer nedenlerle, temyize konu kararın bozulması gerektiği ileri sürülmektedir. KARŞI TARAFIN SAVUNMASI : 1-Davacı tarafından, savunma verilmemiştir. 2-Davalı tarafından, davacının temyiz isteminin reddi gerektiği savunulmuştur. TETKİK HÂKİMİ : ... DÜŞÜNCESİ : Temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdari Dava Dairesi kararının bozulması gerektiği düşünülmektedir. TÜRK MİLLETİ ADINA Karar veren Danıştay Dördüncü Dairesince, Tetkik Hâkiminin açıklamaları dinlendikten ve dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği görüşüldü: İNCELEME VE GEREKÇE : MADDİ OLAY : Davaya konu taşınmazın içinde bulunduğu ve Nakliyeciler Sitesi olarak bilinen alan 10.02.2017 tarih ve 29975 sayılı Resmi Gazete’de ilan edilen Bakanlar Kurulu’nun 2017/9867 sayılı kararı ile 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanunun 2. maddesine göre riskli alan ilan edilmiş, anılan Bakanlar Kurulu kararının iptali istemiyle Danıştay Ondördüncü Dairesinde E:2017/826 nolu dosya ile iptal davası açılmış ve 15.01.2019 tarihli kararı ile riskli alan kararının bir kısım davacılar açısından iptaline, bir kısım davacılar açısından ise ehliyet yönünden reddine karar verilmiş, söz konusu alana ilişkin imar planı değişiklikleri, 18. madde uygulaması ve yapı ruhsatına ilişkin olarak açılmış davalar ve riskli alan kararı hakkında Danıştay Ondördüncü Dairesi tarafından 11.06.2018 tarih ve E:2017/826 sayılı dosyasında yargılama devam etmekte iken Danıştay tarafından yürütmeyi durdurma kararı verilmeden önce, davalı idareler tarafından toplam 156 dönüm büyüklüğündeki alanda bulunan 244 adet dükkan, 06.01.2018 tarihinde yıkılmış, bunun üzerine davacı tarafından, taşınmazının hukuka aykırı olarak yıkıldığından bahisle uğranıldığı ileri sürülen 50.000,00-TL manevi, 50.000,00-TL (ıslah sonrası 259.495,42-TL) maddi zararın yıkım tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte tazminine karar verilmesi istemiyle bakılmakta olan dava açılmıştır. İLGİLİ MEVZUAT: 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 125. maddesinin 1. fıkrasında idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu belirtilmiş, son fıkrasında ise, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödemekle yükümlü olduğu hükmüne yer verilmiştir. 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanununun 2/1-b maddesinde ise, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları, idari dava türleri arasında sayılmıştır. HUKUKİ DEĞERLENDİRME: İdarenin hukuki sorumluluğunun kabulü için, kusursuz sorumluluğa ilişkin istisna halleri dışında, idarenin yürüttüğü kamu hizmetinin, kötü işlemesi, geç işlemesi yada hiç işlememesi sebeplerinden birisiyle kusurlandırılmış olması gerekmektedir. Hizmet kusuru, iradi bir işlem yada eylemden kaynaklanabileceği gibi, idarenin dikkatsizliğinden, tedbirsizliğinden ve ihmalinden de kaynaklanabilir. Yine zarar ile idari eylem veya işlem arasında uygun illiyet bağının da bulunması gerekmektedir. Uyuşmazlıkta; dosyadaki bilgi ve belgeler incelendiğinde, davacının maliki olduğu taşınmazın yer aldığı alanın Bakanlar Kurulu'nun 06/02/2017 günlü, 2017/9867 sayılı kararı ile 6306 sayılı Kanun kapsamında riskli alan ilan edildiği, söz konusu işleme karşı Danıştay Ondördüncü Dairesinde E:2017/826 sayılı dosya ile iptal davası açıldığı, Danıştay Ondördüncü Dairesinin 15.01.2019 tarih E:2017/826 K:2019/81 sayılı kararı ile 06/02/2017 günlü, 2017/9867 sayılı Bakanlar Kurulu kararının iptaline, davacı açısından ise ehliyet yönünden reddine karar verildiği, söz konusu kararın temyiz edilmesi üzerine Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 03.10.2019 tarih ve E:2019/803, K:2019/4047 sayılı kararı ile riskli alan işleminin iptali yönünden onanmasına, davacı açısından ehliyet ret kararı yönünden ise bozulmasına karar verildiği, sonrasında ise bozmaya uyularak, Danıştay Altıncı Dairesinin 23.09.2020 tarih ve E:2020/5351, K:2020/8080 sayılı kararı ile Bakanlar Kurulu'nun 06/02/2017 günlü, 2017/9867 sayılı kararının iptaline karar verildiği, söz konusu kararın Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 29.03.2021 tarih ve E:2021/340, K:2021/612 sayılı kararı ile onanarak kesinleştiği, davaya konu taşınmazın bulunduğu alana ilişkin imar planı değişiklikleri, 18. madde uygulamasına ve yapı ruhsatına ilişkin farklı idare mahkemelerinde iptal davalarının açıldığı ve söz konusu davalar devam etmekte iken 06.01.2018 tarihinde davacının taşınmazının bulunduğu alanda davalı idareler tarafından yıkım yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu durumda; söz konusu riskli alan kararının iptali istemi ile açılmış ve yargılaması devam eden bir dava olduğu ve bahsi geçen davada, yargılama yürütmenin durdurulması isteminin incelenebilmesi için gerekli olan bilirkişi heyetinden rapor alınması aşamasında iken, davalı idare tarafından bu yargılama süreci beklenmeksizin, olası iptal kararının hukuki sonuçlarını etkisiz kılacak biçimde hareket edilmek suretiyle, davaya konu taşınmazın yıkılmış olması, davaya konu yıkım işleminin dayanağı olan, taşınmazın bulunduğu alanın riskli alan olarak belirlenmesine ilişkin 10.02.2017 tarih ve 29975 sayılı Resmi Gazete’de ilan edilen Bakanlar Kurulu’nun 2017/9867 sayılı kararının, önce Danıştay Ondördüncü Dairesinin 11.06.2018 tarihli kararı ile yürütmesinin durdurulması ve sonrasında aynı Dairenin 15.01.2019 tarih E:2017/826 K:2019/81 sayılı kararı ile iptal edilmiş olması ve sonrasında Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu'nun 03.10.2019 tarih E:2019/803 esas K:2019/4047 sayılı kararı ile iptal kararının kesinleşmiş olması nedeniyle, yıkım işleminin hukuki dayanaktan yoksun hâle gelmiş olması dikkate alındığında, davacının uğradığı zararların iptal kararının sonuçsuz kalmasına sebep olan Çevre ve Şehircilik Bakanlığının hizmet kusuru nedeniyle tazmini gerektiği sonucuna ulaşılmıştır. Bilirkişi raporundaki yapı bedeline dair tazminata ilişkin miktarın belirlenmesi usulü ve tespit dönemi yönünden; Dosyanın incelenmesinden; mahkeme tarafından hükme esas alınan, aynı yerde bulunan, aynı nitelikteki bir başka taşınmaza ilişkin davada düzenlenen bilirkişi raporu ile zararın miktarına yönelik değerlendirmelerin yapıldığı, ancak maddi tazminat hesaplaması yapılırken Emlak Vergisi Kanununun Genel Tebliği ekine göre hesaplama yapıldığı görülmekte olup, yıkım tarihi itibarıyla yapının maliyet bedeli tespit edilirken, Dairemizin istikrar kazanmış içtihatları çerçevesinde, her yıl güncellenen Mimarlık ve Mühendislik Hizmet Bedellerinin Hesabında Kullanılacak Yapı Yaklaşık Birim Maliyetleri Hakkında Tebliğ hükümlerine göre hesaplama yapılması ve bu hesaplama yapılırken zarara uğrayan yapının yapı maliyet bedeli belirlendikten ve bu bedelden yıpranma payı düşüldükten sonra bu rakamdan enkaz bedeli düşülmesi (davacının uhdesinde kalması durumunda) suretiyle bedelin belirlenmesi gerektiğinden, aksi yöndeki kararda hukuki isabet görülmemiştir. Kira kaybı istemi yönünden; Tam yargı davalarında, ancak idareye başvurulduğu veya davanın açıldığı tarih itibarıyla gerçekleşmiş zararların tazmini istenebileceği, gerçekleşmemiş muhtemel zararların tazminine hükmedilemeyeceği, davacı tarafından tazmini istenilen ve yoksun kalındığı öne sürülen kira gelirinin ise iş yerinin yıkımından sonraki döneme tekabül eden muhtemel zarar niteliğinde olduğu anlaşılmakla birlikte, kira gelirlerine yönelik talebe ilişkin olarak, davacı tarafından dava dosyasına sunulan belgeler incelenerek, kira kaybına ilişkin istemi muhtemel zarar kavramından çıkarıp, kesin olarak tazmin edilmesi gereken bir zarar olarak kabulüne imkan verecek ölçüde, sonradan düzenlenmesi mümkün olmayan ya da tanzim ve geçerlilik tarihlerine ilişkin verilerin banka ödeme dekontu, abonelik sözleşmeleri gibi belgelerle kesin olarak teyit edilebildiği bir kira sözleşmesi ibraz edilip edilmediğinin ve kira sözleşmesinin belirtilen özellikleri taşıyıp taşımadığının hukuki değerlendirmesi yapılarak karar verilmesi gerekirken, bu hususta yeterli ve hüküm kurmaya elverişli inceleme ve değerlendirme yapılmadan verilen kararda bu yönden de hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Kararın manevi tazminata ilişkin kısmına gelince; Manevi tazminat, patrimuanda (malvarlığında) meydana gelen bir eksilmeyi karşılamaya yönelik bir tatmin aracı olmayıp, manevi tatmin aracıdır. Başka türlü giderim yollarının bulunmayışı veya yetersiz kalışı, manevi tazminatın parasal olarak belirlenmesini zorunlu kılmaktadır. Ayrıca manevi tazminat, olay nedeniyle duyulan elem ve ızdırabı kısmen de olsa hafifletmeyi amaçladığından, manevi tazminat miktarının, maddi kayıplarla orantılı olacak ve zenginleşmeye de yol açmayacak şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Somut olay değerlendirildiğinde, riskli alan kararının iptali için açılmış bulunan davaya rağmen ve söz konusu davada iptal kararı verildiği halde, yargılama süreci beklenilmeksizin, iptal kararının sonuçsuz kalmasına sebep olan davalı idarenin hizmet kusuru sebebiyle yıkılan yapının maliki olan davacının, manevi olarak derin elem ve sıkıntı hissedeceği kanaatine ulaşıldığından, Mahkemece zenginleşmeye yol açmayacak, fakat olay karşısında duyulan acıyla da orantılı şekilde manevi tazminat takdiri yapılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Bu durumda; yukarıda belirtilen gerekçeler sebebiyle, İdare Mahkemesi kararına karşı yapılan istinaf başvurusunun reddine ilişkin temyize konu Bölge İdare Mahkemesi İdare Dava Dairesi kararında hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Öte yandan; bozmaya uyulması durumunda yeniden yapılacak yargılamada, yargılama giderleri hususunda da karar verilmesi gerektiği tabiidir. KARAR SONUCU : Açıklanan nedenlerle; 1. Temyiz istemlerinin kabulüne, 2. Temyize konu ... Bölge İdare Mahkemesi ... İdare Dava Dairesinin ... tarih ve E:..., K:...sayılı kararının BOZULMASINA, 3. Yeniden bir karar verilmek üzere dosyanın İdare Dava Dairesine gönderilmesine, 19/12/2024 tarihinde oybirliğiyle kesin olarak karar verildi.