TÜRK MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 26/09/2025 (Ara Karar) NUMARASI : 2025/640 Esas DAVANIN KONUSU: İhtiyati Haciz BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARAR TARİHİ: 06/11/2025 Taraflar arasındaki davada; kararda yazılı nedenlerden dolayı verilen karara karşı davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmalı yapılmasına gerek görülmediğinden, …
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 18. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/2174 KARAR NO : 2025/1790 TÜRK MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 12. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 26/09/2025 (Ara Karar) NUMARASI : 2025/640 Esas DAVANIN KONUSU: İhtiyati Haciz BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARAR TARİHİ: 06/11/2025 Taraflar arasındaki davada; kararda yazılı nedenlerden dolayı verilen karara karşı davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmalı yapılmasına gerek görülmediğinden, dosyanın tevdi edildiği Dairemiz Başkanı... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra, yapılan müzakerede de ön inceleme ve usule ilişkin eksikliğin bulunmadığının anlaşılması üzerine, işin esasına geçilmek suretiyle dosya üzerinden heyetçe yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davalı borçlu şirket müvekkili şirketin haklı ve likit nitelikteki alacağına karşı herhangi bir hukuki gerekçe göstermeksizin ve yalnızca takibin durmasını sağlamak amacıyla icra takibine itiraz ettiğini, itirazın kötü niyetli olduğunu, müvekkili şirketin alacağı belgelerle sabit olduğunu, belirli, muaccel ve likit nitelikte olduğunu, dolayısıyla İcra ve İflas Kanunu’nun 257. maddesi uyarınca ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için gerekli tüm koşullar somut olayda fazlasıyla mevcut olduğunu, davalı şirketin borcunu ödememek adına malvarlığını devretme, gizleme veya üçüncü kişiler üzerinden işlem tesis etme suretiyle alacağın tahsilini imkânsız hâle getirme yönünde hareket ettiğine dair emareler bulunduğunu, davalının takipten önce ve sonra sergilediği davranışlar, ticari teamüllerle bağdaşmayan biçimde müvekkili şirketin alacağını tahsil etmesini engellemeye yönelik sistematik bir kötü niyeti gösterdiğini, davalı şirketin alacaklıdan mal kaçırma kastıyla hareket ettiğini ve dolayısıyla ihtiyati haczin uygulanmasının zararın doğması tehlikesi nedeniyle zorunlu hâle geldiğini açıkça ortaya koyduğunu, müvekkili şirketin alacağının güvence altına alınabilmesi ve ileride doğabilecek telafisi güç zararların önlenebilmesi amacıyla dava konusu toplam alacak miktarı olan 2.844.349,94-TL ve fer’ileri üzerinden davalı borçlu şirketin taşınır ve taşınmaz malları ile üçüncü kişiler nezdindeki hak ve alacakları hakkında ihtiyati haciz kararı verilmesini talep etmiştir.İlk derece mahkemesince; "....1-Davacı vekilinin ihtiyati haciz talebinin reddine,..." karar verilmiş, bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesindeki iddialarını tekrar ederek, "....Müvekkil Şirket tarafından davalı şirket aleyhine İstanbul 13. İcra Dairesi’nin ... E. sayılı dosyası kapsamında ilamsız takip yoluna başvurulmuştur. Söz konusu takip, davalı tarafından GİB sistemi üzerinden itiraz edilen ve herhangi bir hukuki veya teknik dayanağa sahip olmayan bir e-faturaya ilişkindir. Ancak davalı taraf, bu itiraza rağmen müvekkilin açık rızası veya onayı olmaksızın söz konusu fatura bedelini Doğrudan Borçlandırma Sistemi (DBS) aracılığıyla haksız şekilde tahsil etmiştir. Davalı şirket, hakkında başlatılan takibe borca ve ferilerine itiraz etmiş olup bu itiraz üzerine icra takibi durmuştur. Oysa ki Müvekkil Şirketin alacağı açık, belirli ve belgelerle sabittir. Dava dilekçemiz ve delil listemiz ekinde sunulan noter ihtarnameleri, DBS dekontu, araç teslim formları ve cari hesap ekstreleri gibi belgelerle alacak hukuken ispatlanmıştır. Ayrıca GİB sistemi üzerinden süresinde yapılan fatura itirazı ile birlikte tüm yasal yollar işletilmiş ve takip öncesi ihtar süreçleri de usulüne uygun şekilde tamamlanmıştır. Dava dilekçemiz ekinde sunulan GİB e-Fatura itirazına ilişkin belgeler, davalı tarafa tebliğ edilen noter ihtarnameleri, DBS ödeme dekontu, araç teslim tutanakları, faturaya ilişkin detaylı açıklamalar ve diğer deliller birlikte değerlendirildiğinde, alacağın varlığı ve miktarı hususunda İcra ve İflas Kanunu’nun 257. maddesi kapsamında aranan yaklaşık ispat şartı fazlasıyla sağlanmıştır. Sunulan belgeler, alacağın yalnızca soyut bir iddiadan ibaret olmadığını, somut olay ve ticari ilişki çerçevesinde belgelere dayalı olarak ileri sürüldüğünü açıkça ortaya koymaktadır. Mahkemece verilen red kararında dava dilekçemiz ve eklerinde sunulan belge ve deliller dikkate alınmaksızın, yalnızca alacağın yargılama sonucunda netleşeceği gerekçesiyle ihtiyati haciz talebimiz reddedilmiştir. Oysa ki İcra ve İflas Kanunu’nun 257. maddesi uyarınca ihtiyati haciz kararının verilebilmesi için aranan yaklaşık ispat, kesin ve tam bir ispatı değil, alacaklının talebini ciddi şekilde destekleyen delillere dayanmasını ifade eder. Nitekim Yargıtay’ın yerleşik içtihatlarında da vurgulandığı üzere, ihtiyati haciz kararı verilebilmesi için davacının haklılığını kuvvetle gösteren belgeler sunması yeterlidir. Bu kapsamda, dava dilekçemizde ileri sürdüğümüz tüm iddialar resmi belgelerle desteklenmiş; alacağın varlığı ve tahsil riskinin mevcut olduğu açık biçimde ortaya konulmuştur. Kaldı ki Müvekkil Şirketin alacağı hem muaccel hem de likit niteliktedir. Taraflar arasında yapılan sözleşme ve teslim süreçlerine ilişkin düzenlenen araç teslim formlarında herhangi bir hasar tespiti bulunmamasına rağmen, davalı şirket tarafından sonradan keyfi şekilde 103 araca ilişkin olmak üzere toplam 2.552.196,00-TL tutarında fatura düzenlenmiştir. Müvekkil Şirket, bu fatura içeriğine GİB sistemi üzerinden süresinde itiraz etmiş; akabinde noter kanalıyla da yazılı itirazlarını bildirmiştir. Buna rağmen taraflar arasında herhangi bir mutabakat sağlanmaksızın ve Müvekkil Şirketin bilgisi veya onayı olmaksızın, söz konusu fatura bedeli Doğrudan Borçlandırma Sistemi (DBS) aracılığıyla haksız şekilde tahsil edilmiştir. Davalı tarafın başlatılan icra takibine yönelik olarak ileri sürdüğü itiraz, açıkça haksız ve kötü niyetli olup alacağın tahsilini geciktirme ve süreci sürüncemede bırakma amacını taşımaktadır. Nitekim dava dilekçemizde ayrıntılı şekilde izah edildiği üzere davalının takip öncesi ve sonrasındaki tutumları ile malvarlığına ilişkin şüpheli hareketleri alacaklıdan mal kaçırmaya yönelik davranışlarına işaret eden ciddi emareleri ortaya koymaktadır. Davalının bu şekilde hareket etmesi hem İcra ve İflas Kanunu m. 257 kapsamında ihtiyati haciz kararı verilmesini zorunlu kılmakta hem de alacağın tahsilinin tehlikeye düştüğünü açıkça göstermektedir. Yukarıda arz ve izah edilen tüm nedenlerle; istinaf başvurumuzun kabulü ile, Müvekkil Şirketin alacağının güvence altına alınması ve ileride doğması muhtemel telafisi güç ve imkânsız zararların önlenebilmesi amacıyla, dava konusu 2.844.349,94 TL tutarındaki asıl alacak ve fer’ileri üzerinden, davalı şirketin taşınır ve taşınmaz malları ile üçüncü kişiler nezdindeki hak ve alacaklarına ihtiyati haciz konulmasına karar verilmesi gerekmektedir. Yukarıda arz ve izah olunan nedenler ile sayın mahkemece re'sen dikkate alınacak sebeplerden ötürü, fazlaya ilişin her türlü haklarımız saklı kalmak kaydı ile; istinaf başvurumuzun kabulüne, İstanbul 12. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2025/640 E. sayılı dosyasından verilen 29/09/2025 tarihli ihtiyati haciz talebinin reddine ilişkin ara kararın kaldırılmasına, Davalı şirketin taşınır ve taşınmaz malları ile üçüncü kişiler nezdindeki hak ve alacakları üzerine, talep konusu alacak miktarı olan 2.844.349,94-TL ve fer’ileri üzerinden ihtiyati haciz kararı verilmesine, yargılama harç, masraf ve giderleri ile avukatlık ücretinin karşı tarafa yükletilmesine,..." şeklindeki beyanları ile ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; "....Öncelikle davanın görevsizlik sebebiyle usulden reddi gerekmektedir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 4. Maddesinde “(1)Sulh hukuk mahkemeleri, dava konusunun değer veya tutarına bakılmaksızın; a) Kiralanan taşınmazların, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere, kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dâhil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davaları,” şeklinde belirtildiği üzere söz konusu uyuşmazlığın kira ilişkisinden doğan uyuşmazlık olduğu göz önüne alındığında, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi’nin 2021/643 esas sayılı kararında kira ilişkisinden doğan uyuşmazlıkların Sulh Hukuk Mahkemelerinde görülmesi gerektiği belirtilmiş olduğundan başvurunun öncelikle görev yönünden reddine karar verilmesi gerekmektedir. Yine İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 35. Hukuk Dairesi’nin 2020/1595 esas 2020/2312 karar sayılı ilamında "dava kiralanan motorlu aracın çalınmasından kaynaklanan tazminat davası iken ıslah ile kiralananda meydana gelen hasardan kaynaklı tazminat ve kira alacağı davası olduğu, Taraflar arasında uzun dönem oto kiralama sözleşmesi bulunduğu, HMK 4. maddeye göre kira ilişkisinden doğan alacak davaları dahil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu alan davalar ile bu davalara karşı açılan davaları Sulh Hukuk Mahkemesinin görevli olduğu belirtildiği, görev hususunun kamu düzenine ilişkin olması nedeniyle mahkemenin resen yargılamanın her aşamasında ele alınması gerektiği, Dava konusu uyuşmazlığın motorlu araç kira sözleşmesinden kaynıklandığı, HMK 4/a maddesi gereğince "kiralanan taşınmazların İcra İflas Kanununa göre ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler ayrık olmak üzere kira ilişkisinden doğan alacak davaları da dahil olmak üzere tüm uyuşmazlıkları konu olan davalar ile bu davalara karşı açılan davalar Sulh Hukuk Mahkemesinde" görüleceğinin düzenlendiği, Görevli mahkemenin Sulh Hukuk Mahkemesi olduğu anlaşılmıştır. Dairemiz ilk derece mahkemesi kararını hem maddi olay, hem de hukuka uygunluk bakımından incelemeye tabi tutarak tespit edilen yargılama hatalarını bizzat düzeltmek amacıyla yapılan inceleme sonunda; duruşma yapılmasına gerek olmadığı, Davaya bakma görevi kararı veren mahkemeye ait olmadığı halde yargılamaya devam edilerek esasa ilişkin karar verilmiş olması sebebiyle, mahkeme kararının yerinde olmadığı, istinaf sebebi yerinde olduğundan HMK 353/1-a/3-6 maddesi gereğince istinaf başvurusunun göreve ilişkin olarak kabulüne karar vermek gerekmiştir." şeklinde belirtildiği üzere kira ilişkisinden kaynaklı uyuşmazlıklarda görevli mahkeme Sulh Hukuk Mahkemeleridir. Bu bakımdan Mahkemenizce öncelikle görevsizlik kararı verilmesi gerekmektedir. Davacının, Müvekkilin aracına ve malvalığına ihtiyati haciz koyulması talebinin kabulü mümkün değildir. İcra İflas Kanunu'nda rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısının ihtiyati haciz talep edebileceği düzenlenmiştir. Kabul anlamına gelmemekle birlikte talep konusu net ve belirli olmadığı gibi vadesi gelmiş bir alacak da değildir. Vadesi gelmemiş alacaklarda borçlunun belli bir yerleşim yerinin bulunmaması, borçlunun taahhütlerinden kurtulmak amacıyla mallarını gizlemeye ve kaçırmaya hazırlanması halinde ihtiyati haciz kararı verilebilecektir. Müvekkil şirket muayyen yerleşim yeri olan ve mal kaçırma gibi amaçları bulunmayan bir şirkettir. hukuken korunmaya değer bir yarar bulunmadığından ihtiyati hacze itirazın reddedilmesi gerekmektedir. kaldı ki müvekkilin borçlu olup olmadığı hususu da tartışmalıdır. müvekkilin davacıya herhangi bir borcu bulunmamaktadır. davacı her ne kadar kendisine sorumlu olmadığı hasarların yansıtıldığını iddia etmişse de bu husus gerçeği yansıtmamaktadır. davacıya yansıtılan hasarların tamamı ekspertiz raporu ile tespit edilen hasarlardır. bu bakımdan davacının dbs limitinden haksız çekilen bir tutar bulunmamaktadır. aksine davacı haksız bir şekilde araçların hasarlı tesliminden kaynaklı faturayı kabul etmeyerek sorumluluktan kaçmaktadır. Bununla birlikte ihtiyati haciz kararının orantılı uygulanması gerekmektedir. İhtiyati haczin uygulanması Müvekkil Şirketin ticari işlerini sekteye uğratacak ve telafisi güç zararlar oluşturacaktır. Zira müvekkilin mal varlığına, aracına ihtiyati haciz konulmasına karar verilmesi halinde tutar önem arz etmeksizin müvekkilin mal varlığında haciz bulunması bankalar dahil pek çok kurum ve kuruluşta kötü intiba uyandıracaktır. Yargılamayı gerektiren davada müvekkilin çok yüksek değerindeki araçlarına ve mal varlıklarına haciz koyulması da orantılı değildir. mahkemece dava değerinden taşkın hacizlerin yapılması da hukuken uygun değildir.Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin 2015/6047 esas 2016/53 karar sayılı ilamında"İhtiyati haciz talebinin koşulları İİK'nın 257. maddesinde gösterilmiş olup, muaccel alacaklarda İİK'nın 257/I. maddesinde ihtiyati haciz isteyebilmek için alacağın muaccel olması ve rehinle temin edilmemiş olması şartı getirilmiştir. Vadesi gelmemiş, müeccel alacaklarda da ihtiyati haczin, ancak borçlunun belli bir yerleşim yerinin bulunmaması, borçlunun taahhütlerinden kurtulmak amacıyla mallarını gizlemeye ve kaçırmaya hazırlanması, kendisinin kaçması veya kaçmaya hazırlanması ya da alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunması halinde istenebileceği İİK'nın 257/II. maddesinde düzenlenmiştir. Somut olayda ihtiyati haciz talep eden davacının ileri sürdüğü alacağın rehinle temin edilmediği sabit olduğu gibi alacak yargılamayı gerektirdiğinden muaccel olmadığı da ihtilâfsızdır. Vadesi gelmemiş alacaklarla ilgili ihtiyati haciz koşulları arasında sayılan hususlardan hiçbirisinin varlığı konusunda da kesin delil aranmamakla birlikte haklı ve makul görülebilecek bir delil de sunulmamıştır. Bu durumda koşulları oluşmayan ihtiyati hacizle ilgili itiraz kabul edilerek ihtiyati haczin kaldırılmasına karar verilmesi yerine yanlış değerlendirme sonucu ihtiyati hacze itirazın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın bozulması uygun görülmüştür." şeklinde ihtiyati haczin kaldırılması gerektiği belirtilmiştir. Tüm bu sebeplerle davacının Mahkemece verilen ihtiyati haciz kararının reddine dair istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini arz ve talep ederim. Yukarıda arz ve izah edilen sebeplerle ; davacının ihtiyati haciz talebinin reddine dair karara yapılan istinaf başvurusunun reddine yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı taraf üzerine bırakılmasına..." şeklindeki beyanları ile davacının istinaf isteminin reddine karar verilmesini talep etmiştir. Talep; muaccel olduğu iddia olunan alacağa ilişkin ihtiyati haciz karar verilmesi talebine ilişkindir.2004 s.İİK.nun 257.m.sinde ihtiyati haciz şartları;" Rehinle temin edilmemiş ve vadesi gelmiş bir para borcunun alacaklısı, borçlunun yedinde veya üçüncü şahısta olan taşınır ve taşınmaz mallarını ve alacaklariyle diğer haklarını ihtiyaten haczettirebilir.Vadesi gelmemiş borçtan dolayı yalnız aşağıdaki hallerde ihtiyati haciz istenebilir:1- Borçlunun muayyen yerleşim yeri yoksa;2- Borçlu taahhütlerinden kurtulmak maksadiyle mallarını gizlemeğe, kaçırmağa veya kendisi kaçmağa hazırlanır yahut kaçar ya da bu maksatla alacaklının haklarını ihlal eden hileli işlemlerde bulunursa; Bu suretle ihtiyati haciz konulursa borç yalnız borçlu hakkında muacceliyet kesbeder." şeklinde düzenlenmiştir.2004 s.İİK.nun 257.m.sinde sayılan İhtiyati haciz şartları bulunmadığından, muacceliyet hususu ve itirazın iptali talebine konu alacak yargılamayı gerektirdiğinden ilk derece mahkemesi kararı usul ve yasaya uygun olduğundan davacı istinaf talebinde haklı değildir.Bu değerlendirmeler ile dava konusu uyuşmazlığa ilişkin yasal düzenlemeler doğrultusunda; davacının istinaf başvurusunun HMK m.353/1-b-1 uyarınca oybirliğiyle esastan reddine karar verilmesi sonuç ve kanaatine varılmakla aşağıdaki hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ; 1.HMK m.353/1-b-1 gereğince davacının istinaf başvurusunun esastan REDDİNE, 2.İstinaf incelemesinin duruşmasız yapılması nedeni ile AAÜT m. 2/2 hükmü uyarınca davalı lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına,3.Alınması gereken 615,40 TL harcın peşin olarak yatırılan 1615,40 TL'den mahsubu ile bakiye 1.000,00 TL'nin talep halinde davalıya iadesine, gereğinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, 4.İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin HMK'nın 360 ıncı maddesi yollamasıyla, madde 323 uyarınca istinafı talep eden üzerinde bırakılmasına, 5.Dosyanın ilk derece mahkemesine iadesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 06/11/2025 tarihinde, oy birliğiyle ve kesin olarak karar verildi.