T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ KARAR TARİHİ:17/03/2026 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi KARAR TARİHİ:07/06/2021 DAVANIN KONUSU:Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ:17/03/2026 İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi. GEREĞİ DÜŞ…
T.C. ANTALYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 11. HUKUK DAİRESİ KARAR TARİHİ:17/03/2026 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi KARAR TARİHİ:07/06/2021 DAVANIN KONUSU:Alacak (Hizmet Sözleşmesinden Kaynaklanan) GEREKÇELİ KARAR YAZIM TARİHİ:17/03/2026 İlk Derece Mahkemesinin kararı ve dosya içerisinde bulunan belgeler okunup incelendi. Üye hakimin görüşü değerlendirildi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: DAVACININ İDDİALARININ ÖZETİ: Davacı vekili; müvekkili ile davalı şirket arasında imzalanan iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin sözleşme gereği, müvekkilinin üzerine düşen edimlerini yerine getirdiğini, ancak davalının aldığı hizmet bedellerini ödemediğini, tahsili için girişilen takibe itiraz edildiğini belirterek itirazın iptaline ve icra inkar tazminatına hükmedilmesini talep ve dava etmiştir. DAVALININ SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davalı vekili; davacının aralarındaki sözleşme gereğince üzerine aldığı edimi gereğince yerine getirmediğini, işleri düzenli yapmadığını, işçilerin iş makinalarının araç ve gereçlerin periyodik kontrollerini düzenli olarak yapmadığını, bunun üzerine konunun kendisine ihtar edildiğini ve bilahare de aralarındaki sözleşmenin feshedildiğini, bugüne kadar yapılan ödemelerin davacının hak ettiği kısmı fazlasıyla karşıladığını, davalının müvekkilini temerrüte düşürmediğini beyanla davanın reddine talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece, "... Davacı defterlerine göre davacının ver- diği toplam hizmet bedelinin 18.510,97.-TL olduğu bunun 1.848,99.-TL’ sinin takipten önce, kalan 1.680,09.-TL’sinin takipten sonra fakat davadan önce ödendiği anlaşılmaktadır. Dava- cının verdiği hizmetin %80 oranında gereğini yerine getirdiği belirtildiğine göre davacı top- lam verdiği hizmetin 14.808,77.-TL’sini haketmiş demektir. Bu miktar davalı defterleri üze- rinden değerlendirildiğinde, davalı defterlerinde davacının takip dayanağı ettiği 12.751,09. -TL bedelli faturaların kayıtlı olması, bu fatura bedelinden 1.848,99.-TL’sinin takip tarihin- den sonra ödendiği anlaşıldığına göre davalı defterlerine göre hizmetin %80 itibarıyla veril- diği düşünüldüğünde davacının hak ettiği miktar 10.200,87.-TL olacaktır. Davacı defterlerine göre davalı toplam 3.529,00.-TL’lik ödeme yapmıştır. Bu durumda davacının kendi defterle- rine göre işi %80 oranında yaptığı kabul edildiğinde 14.808,77- 3.529,0 = 11.279,72.-TL haketmiş olacaktır. Davacının davalı defterlerinde bulunmayan toplam bedeli 5.759,88.-TL olan fatu- rasının takip tarihinden sonra düzenlendiği anlaşıldığında bu miktarın hesaplamada dikkate alınmaması gerekeceği de açıktır. Buna göre 12.751,09.-TL’nin %80’ i olan 10.020,08.-TL haketmiş olacak bunun 3.529,00TL sini takipten sonra tahsil etmiş olacak, bakiye borcu 6.491,08.-TL alacağı olacaktır. Buna göre bu alacak miktarı takipten sonra ve fakat davadan önce için geçerli olduğundan aşağıdaki şekilde davanın kısmen kabulüne" karar verilmiştir. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Karara karşı, davacı vekili ve davalı vekili istinaf başvurusunda bulunmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı şirket, sahibi aynı kişi olan bir şirketler grubunun şirketlerinden biri olduğunu, müvekkili şirketin dava dışı diğer şirketlere de hizmet verdiğini, hizmet verilen şirketlerin hepsinde de geç ödeme ve huzurdaki gibi itirazın iptalleri davalarının yürüdüğünü, dava dışı şirketlerden birine kesilmiş bir cezadan ötürü müvekkili şirketin sorumlu tutulduğunu ve tüm şirketlerin ödemelerinin aksatıldığını, davalının da bu şirketlerden biri olduğunu, bu sebeple öncelikle müvekkili şirketin yapmış olduğu işi tanımlamak gerektiğini, iş sağlığı ve güvenliğinin işin yapılması sırasında iş yerindeki fiziki çevre şartları sebebiyle işçilerin maruz kaldıkları sağlık sorunları, mesleki risklerin ortadan kaldırılması veya azaltılması ile aynı zamanda iş kazalarının önlenmesi ile ilgilenen bilim dalı olduğunu, işverenin, işyerlerinde alınması gereken iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerinin belirlenmesi ve uygulanmasının izlenmesi, iş kazası ve meslek hastalıklarının önlenmesi, çalışanların ilk yardım ve acil tedavi ile koruyucu sağlık ve güvenlik hizmetlerinin yürütülmesi amacıyla; işyeri hekimi, iş güvenliği uzmanı görevlendirmekle yükümlü olduğunu, müvekkili şirket tarafından tüm atamalarının gereği gibi yapıldığını, işyeri hekimi, iş güvenliği uzmanı ve diğer sağlık personeli işyerinde sağlık ve güvenlik risklerine karşı yürütülecek her türlü koruyucu, önleyici ve düzeltici faaliyeti kapsayacak şekilde, çalışma ortamı gözetimi konusunda işverene rehberlik yapacağını ve öneriler sunacağını, açıkça anlaşılacağı üzere müvekkili şirket işçinin güvenliği için fiziki bir takım tedbirler almak zorunda olmadığını, iş sağlığı ve güvenliğinin bir bilim dalı olduğunu, dikkat edilmesi gereken hususlar konusunda eğitimler vereceğini ve önerilerde bulunacağını, bunlara uymanın ve bunları uygulamanın işçi ve işverenin sorumluluğunda olduğunu, müvekkili şirketin sorumluluğunu yerine getirdiğini, iş sağlığı ve güvenliği firmalarının işverenlerin sigortası olmadığını, eksik hizmet iddiasının kabul etmenin mümkün olmadığını, bir an için aksi dahi düşünülse davalı şirketin tüm borçtan yine sorumlu olacağını, davalı şirketin basiretli bir tacirden bekleneni yapmadığını, hizmetin aksatıldığına dair bir itirazları olması durumunda bu durumu faturalara itiraz ederek göstermelerinin gerekli olduğunu, faturalara süresinde yapılmayan itirazların kabulünün mümkün olmadığını, müvekkilinin yapması gerekenin işin yüzde 20'sini yapmadığı iddiasını kabul etmediklerini, benzer davada davalı şirketin sahibi olduğu ... şirketine yönelik yapılan incelemede müvekkilinin işin tamamını eksiksiz yaptığının bilirkişi tarafından belirtildiğini, müvekkili şirketin sunduğu hizmetin talebe bağlı bir hizmet olduğunu, davalının işçilerini müvekkili şirketin takip etmek zorunda olmadığını, bu işçilerin müvekkili şirkete bildirilmesi gerektiğini, buna rağmen müvekkili şirketin işi eksik yaptığı ispatlanırsa ancak o zaman eksik işten bahsedilebileceğini, dosyaya ise davalı tarafından buna ilişkin hiçbir evrakın sunulmadığını, yine faturaların davalı şirketçe defterlere işlenmemiş olmasının hizmetin verilmediğini göstermeyeceğini, müvekkilinin hizmet verdiği tarihlere bakıldığında fatura tarihlerinde hizmetin müvekkili şirketçe gereği gibi verildiğini, bu açıdan salt davalı tarafından müvekkili şirkete verilen hizmete ilişkin kesmiş olduğu faturaların deftere işlenmemiş olmasının müvekkili şirketin alacağı olmadığını göstermeyeceğini, bu mantıkla ticari hayatın işlemeyeceğinin açık olduğunu, sırf fatura bedellerini ödememek için defter sorumluluğu olan hiç bir tacir ticari defterlerine kendilerine borç doğuracak faturaları işlemediğini, böylelikle de borç doğmayacağını, bunu kabul etmenin mümkün olmadığını, müvekkili şirketin defterinde yeralan faturaların toplam bedelinin 18.637,09-TL olduğunu, davalının defterine işlenmiş olanın ise 12.751,09-TL olduğunu, hizmetin verildiği tespit edilmişken bilirkişi tarafından bunun dikkate alınmaması ve sadece iki tarafın da defterine işli olan faturalara itibar edilmesinin hukuka aykırı olduğunu, bilirkişinin ek rapor için yeniden inceleme yapmadığını ve tekrar raporunu hazırlayıp dosyaya sunduğunu, bilirkişinin hem ilk raporunda hem de hali hazırdaki ek raporda evrakların düzenli olmadığından bu nedenle işin gereği gibi yapılmadığından bahsettiğini, bilirkişinin yerinde inceleme yapmasına rağmen sözde karmaşık olan evraklardan dolayı eksiklik saptamadan, beyanından anlaşıldığı üzere incelemeden raporları tanzim ettiğini, müvekkili şirketin davalının SGK kayıtlarını kimin işe girip çıktığını, kimin eğitim aldığını kontrol edemeyeceğini, müvekkili şirketin talebe bağlı hizmet verdiğini, davalının eğitim yapılmasını veya herhangi bir talebini içerir, gereği yapılmayan işlerinin bulunmadığını, Yargıtay 23. Hukuk Dairesi'nin ... E. ... K. kararında; "davacının verdiği hizmetin İş Sağlığı ve Güvenliği Hizmetleri Yönetmeliği'ne aykırı olduğu hususunda herhangi bir ihtarı olmadığı..." demek suretiyle verilen hizmetlerde eksiklik olması durumunda bunun karşı tarafa bildirilmesi gerektiğinden bahsettiğini, somut olayda müvekkili tarafından verilen eksik bir hizmet olmadığı için davalının bu bakımdan itirazlarının yerinde olmadığını, icra takibi başlatıldıktan sonra bu durumun iddia edilmesinin dürüstlük kuralı ile bağdaşmadığını, huzurdaki davanın baştan sona hatalı ve yetersiz inceleme ile yürütüldüğünü, itirazlarının dikkate alınmadığını istinaf sebepleri olarak ileri sürmüştür. Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; hükmün gerekçesi dikkate alındığında Yerel Mahkemece uyuşmazlığın yalnızca matematiksel boyutu dikkate alınarak bir sonuca varıldığını, taraflar arasındaki asıl uyuşmazlığın, ticari defterlerde faturaların kayıtlı olup olmadığı hususuna değil, faturalarda yer alan hizmetin taraflar arasında akdedilen sözleşme ve ilgili mevzuat hükümleri kapsamında davalı şirkete verilip verilmediği esasına dayandığını, faturalarda yer aldığı iddia edilen hizmetin davalı müvekkiline verilmediğinden, davacı şirket tarafından yasal mevzuat gereğince yerine getirilmesi gereken edim ve sorumluluklar yerine getirilmediğinden davalı şirketin, davacı şirkete herhangi bir şekilde borcu bulunmadığını, bu sebeple davanın reddine karar verilmesi gerekirken hatalı değerlendirme neticesinde kabulüne karar verilmesinin hukuka aykırı olduğunu, davalı iş yerinde iş sağlığı ve güvenliği yönünden gerekli önlemlerin alınması ve mevzuatın öngördüğü yükümlülüklerin yerine getirilmesi amacıyla davalı ... Sanayi ve Ticaret A.Ş. ile davacı ... İş Sağlığı Merkezi arasında "İş Sağlığı ve Güvenliğine İlişkin Hizmet Alım Sözleşmesi" akdedildiğini, cevap dilekçesi ekinde sunulan Hizmet Alım Sözleşmesi dikkate alındığında davacı ... İş Sağlığı ve Güvenliği Merkezi'nin sözleşmeden kaynaklı edimini 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu ve tüm yasal mevzuat hükümlerine göre eksiksiz yerine getirme borcu altına girdiğini, iş sağlığı ve güvenliğine dair yerine getirilmesi gereken edimlerin bir bütün olduğunu, davacı şirketin ifası borcu altında olduğu edimlerin davalı şirketin sorumluluğunu doğrudan etkileyecek edimler olduğundan bu edimlerin hiç veya gereği gibi yerine getirilmemesinin davalı şirketin sözleşme kapsamındaki menfaatini doğrudan etkilediğini, davayı kabul anlamına gelmemek kaydıyla gerek çalışanlar gerekse işveren açısından hayati bir öneme sahip iş sağlığı ve güvenliği edimlerinin "tamamen" yerine getirilmesi halinde sözleşmeden beklenen menfaatin sağlanacağını, taraflar arasında akdedilen sözleşme ve mevzuat hükümleri incelendiğinde OSGB'lerin yükümlülüklerini kısmen yerine getirdiğinde sorumluluklarının olmayacağına dair bir hüküm olmadığı gibi herhangi bir edimin kısmen veya tamamen yerine getirilmemesi halinde işveren şirketler açısından oldukça ağır yaptırımlar öngörüldüğünden davacının defterlerine göre yapılan işin %80 oranında olduğunun kabul edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğunu, taraflar arasında akdedilen Hizmet Alım Sözleşmesinin akdedilmesindeki saik, işverenin işçiyi koruma ve gözetme borcunu ilgili mevzuata uygun olarak yerine getirmek olduğunu, işverenin bu borcun ifasında yasal mevzuata da uygun olarak, konunun uzmanı olan davacı şirket ile akdedilen sözleşme gereği yardım almak olduğunu, davalı müvekkili şirketin de bir işveren olarak ilgili mevzuatlardaki sorumluluğunu yerine getirmek amacıyla davacı ile işbu sözleşmeyi akdettiğini, akdedilen bu sözleşmenin özellikle verilecek hizmetin uzmanlık gerektirmesinin de nazara alınırsa hukuki niteliği itibariyle bir vekalet sözleşmesi niteliğinde olduğunu, TBK'nın 502/2. maddesi gereği akdedilen bu sözleşmeye de niteliğine uygun düştüğü ölçüde vekalet sözleşmesine ilişkin hükümler uygulanacağını, bilindiği gibi vekalet sözleşmesinin en önemli özelliği vekilin, vekalet verene karşı sahip olduğu sadakat ve özen borcu olduğunu, uyuşmazlık konusu olaya bakıldığında da davacı, müvekkili işverene karşı yükümlü olduğu özen borcunu ihlal ettiğini, müvekkili işverenin, akdedilen sözleşme gereği verilen hizmetin gereği gibi ifa edilip edilmediği hususunda davacı tarafından gereği gibi aydınlatılmadığını, davacının ifası ile yükümlü olduğu işin teknik özellikleri ve kanun koyucunun ilgili yasal mevzuatı düzenlemesindeki saik nazara alınırsa bu hususta hizmet vermeyi meslek haline getirmiş bir kuruluşun kendisinden beklenen özeni yerine getirdiğinden bahsetmenin mümkün olmayacağını, davaya konu faturaların iş güvenliği uzmanı ve iş sağlığı doktor hizmeti adı altında düzenlendiğini, bilirkişi raporunda iş güvenliği uzmanının görevlerinin açıklandığını, bu raporda yer alan 13 ana görevden sadece bir tanesi olan "İş yerinin değerlendirme çalışmalarının yapılması ve sürdürülmesinin kısmen yapıldığı "diğer 12 görevin yapılmadığı ve yerine getirilmediği belirtilmiş olmasına rağmen iş bu tespitle çelişki oluşturacak şekilde yapılmayan işlerin %20 oranında olduğunun belirtilmesinin hatalı olduğunu, 24.09.2019 tarihli bilirkişi raporunda yer alan aleyhlerine olan hususları kabul etmemek kaydıyla, 13 görevden 1 tanesinin kısmen yerine getirildiği, diğer görevlerin yerine getirilmediği açıklanmasına rağmen raporun sonuç kısmında yapılmayan işlerin %20 oranında olduğu kanısına varılmasının hukuka aykırı olduğunu, öte yandan taraflar arasında akdedilen sözleşmenin "çok tehlikeli" işyeri sınıfı dikkate alınarak düzenlendiğini, İş Güvenliği Uzmanlarının Görev, Yetki, Sorumluluk ve Eğitimleri Hakkında Yönetmeliğin 12. maddesi uyarınca iş güvenliği uzmanlarının çalışma süreleri çok tehlikeli sınıfta yer alanlarda, çalışan başına ayda en az 40 dakika olduğunun belirlendiğini, bilirkişi ek raporu ve hükmün gerekçesi incelendiğinde ilgili yönetmelik hükümleri uyarınca çok tehlikeli sınıfta yer alan iş yerinde çalışan başına ayda en az 40 dk görev yapılıp yapılmadığına dair herhangi bir değerlendirmenin yapılmadığını, yargılama sırasında alınan ... tarihli bilirkişi ek raporu incelendiğinde sadece iş yeri hekiminin görevlendirildiğinin açıklandığını, ancak söz konusu hekimin ilgili yönetmelik hükümleri uyarınca çok tehlikeli sınıfta yer alan iş yerinde çalışan başına ayda en az 15 dk görev yapılıp yapılmadığına dair herhangi bir değerlendirmenin bulunmadığını, davayı ve davacının iddialarını kabul etmemek kaydıyla, kısmen ifanın davalı işveren tarafından kabul edilmediğinin açıkça görüldüğünden davacının sözleşmeden kaynaklanan ve eksiksiz olarak yerine getirmediği edimlerine karşılık olarak ödeme talebinde bulunmasının kanuna aykırı olduğunu, hükmün gerekçesinde alacağın likit, itirazın haksız bulunması ve davacının talebi gözetilerek asıl alacağın %20'si oranındaki 2.040,17-TL tazminatın davalıdan alınarak davacıya verilmesine karar verildiği açıklanmış ise de davayı ve davacının iddialarını kabul etmemek kaydıyla taraflar arasındaki uyuşmazlığın çözümünün yargılamayı gerektirmesi ve iddiaya konu alacağın likit olmaması sebebiyle davacının icra inkar tazminatı talebinin reddine karar verilmesi gerekirken aksine değerlendirme neticesinde kabulüne karar verilmiş olmasının hatalı olduğunu istinaf sebepleri olarak ileri sürmüştür. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ ve GEREKÇE: Dava, iş güvenliği hizmeti alacağının tahsili amacıyla girişilen icra takibine dayalı itirazın iptali istemine ilişkindir. Mahkemece yazılı gerekçeyle, davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 190. maddesinde, ispat yükünün, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa ait olduğu, TMK'nın 6. maddesinde ise, taraflardan her birinin hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü olduğu belirtilmiştir. Bu durumda, hizmetin yerine getirildiğinin ve icra takibine dayanak faturalardan kaynaklı alacaklı olduğunun ispat yükü davacı taraftadır. Faturayı teslim aldıktan sonra süresi içinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine kaydeden kimse, bu faturanın mal veya hizmet aldığı için geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılır. TTK'nın 21/2 fıkrası; "Bir fatura alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde, faturanın içeriği hakkında bir itirazda bulunmamışsa bu içeriği kabul etmiş sayılır." hükmünü düzenlemektedir. Ticari işletmesi ile ilgili bir faturayı alan tacir, faturaya aldığı tarihten itibaren 8 gün içinde itirazda bulunmazsa o fatura münderacatını aynen kabul etmiş sayılır. YİBBGK'nın 27.06.2003 tarih ve ... E. ... K. sayılı ilamında da açıklandığı üzere; bir faturayı alan kişi aldığı tarihten itibaren sekiz gün içinde faturanın içerdiği bilgilere itiraz etme hakkına sahiptir. Aksi taktirde faturanın içeriğini kabul etmiş sayılır. Bu hüküm, fatura içeriğinden kabul edilen hususlara ilişkin olarak, faturayı düzenleyenin lehine; adına fatura düzenlenenin aleyhine bir karine getirmektedir. Bu karine, faturanın ispat gücüne yönelik bir düzenlemeyi ortaya koymaktadır. Diğer anlatımla, fatura, düzenleyen aleyhine delil olduğu gibi, kendisi faturayı düzenlemediği halde tebliğinden itibaren sekiz gün içinde itiraz etmeyen aleyhine de delil olabilecektir. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin ... Esas ve ... Karar sayılı ilamında ise; "... Faturanın delil olması ile ticari defterlerin delil olması birbirinden farklıdır. 6102 sayılı TTK’nın 21/2. maddeye göre faturaya itiraz edilmemiş ise içeriği kesinleşir ise de akdî ilişkinin yazılı delillerle ispatı gerekir. Fatura ticari defterlere kayıt edilmiş ise artık faturanın delil olmasıyla ilgili bu maddeye değil ticari defterlerin delil olmasıyla ilgili HMK ‘nın 222. maddeye bakmak gerekir. Bu nedenle ticari defterlere kaydedilmiş fatura akdi ilişkinin varlığını da kanıtlar. Faturayı teslim aldıktan sonra süresi içinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine kaydeden kimse, bu faturanın mal veya hizmet aldığı için geçerli bir sözleşme ilişkisine göre düzenlendiğini kabul etmiş sayılır ve fatura nedeniyle mal veya hizmet almadığını, bu faturadan dolayı borçlu olmadığını yazılı veya kesin delillerle ispatlaması gerekir..." şeklinde açıklanmıştır. Ticari defterlerin delil olmasına ilişkin düzenleme HMK'nın 222. maddesinde yer almaktadır. Mahkeme, ticari davalarda tarafların ticari defterlerinin ibrazına kendiliğinden veya taraflardan birinin talebi üzerine karar verebilir. Ticari defterlerin, ticari davalarda delil olarak kabul edilebilmesi için, kanuna göre eksiksiz ve usulüne uygun olarak tutulmuş, açılış ve kapanış onayları yaptırılmış ve defter kayıtlarının birbirini doğrulamış olması şarttır. Bu şartlara uygun olarak tutulan ticari defter kayıtlarının sahibi ve halefleri lehine delil olarak kabul edilebilmesi için, diğer tarafın aynı şartlara uygun olarak tutulmuş ticari defterlerindeki kayıtların bunlara aykırı olmaması veya diğer tarafın ticari defterlerini ibraz etmemesi yahut defter kayıtlarının aksinin senet veya diğer kesin delillerler ispatlanmamış olması gerektiği ise üçüncü fıkrada düzenlenmiştir. Açılış veya kapanış onayları bulunmayan ve içerdiği kayıtlar birbirini doğrulamayan ticari defter kayıtları, sahibi aleyhine delil olur. Yargıtay 15. Hukuk Dairesi'nin ... Esas ve ... Karar sayılı ilamında; "...ticari davalarda yani iki tarafın tacir olduğu ve dava konusunun ticari işletmeleri ile ilgili olduğu davalarda ticari defterler ile sözleşme ilişkisinin veya alacak miktarının ispatı mümkündür. Ticari defterler kesin delillerdendir. Yasada delil vasfı taşıdığı takdirde aksinin yazılı veya kesin delillerle ispatı gerektiği düzenlenmiş olduğundan, yasanın ticari defterleri kesin delil olarak düzenlediği açıkça anlaşılmaktadır." denilerek ticari defterlerin kesin delil niteliğinde olduğu belirtilmiştir. Somut olayda; tarafların incelenen ticari defter ve kayıtlarının HMK'nın 222. maddesi uyarınca usulüne uygun olarak tutulduğu, davalının ticari defterlerine göre, icra takibine konu faturaları defterlerine kaydettiği, davacının takip tarihi itibariyle kendi defterlerinde davalıdan 12.751,09-TL alacaklı durumda olduğu, davalının ticari defterlerinde de takip tarihi itibariyle davacıya 12.751,09-TL borçlu durumda olduğu anlaşılmıştır. İncelenen davacı ve davalı defterleri 12.751,09-TL miktar yönünden uyumludur. Faturayı, yasal süresinde itiraz ve iade etmeyerek ticari defterlerine borç kaydeden davalı, fatura münderecatını aynen kabul etmiş olduğundan, bu fatura nedeniyle borçlu olmadığını ve borcu ödediğini, dava değeri de gözetilerek HMK'nın 200/1. maddesi gereğince aynı kuvvet ve mahiyette herhangi bir belge ve delil ile ispat ispatlamalıdır. Ne var ki davalının bu anlamda ispat külfetini yerine getirdiği söylenemez. Ayrıca takibe konu alacak faturadan kaynaklanmakta olup likit olduğundan Yerel Mahkemece davacı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesinde de isabetsizlik bulunmamaktadır. Açıklanan sebeplerle davalı yanın bu yönlere dayanan istinaf istemleri yerinde değildir. Yukarıda ayrıntıları ile açıklandığı üzere, İlk Derece Mahkemesince iş güvenliği uzmanı bilirkişi raporu gereğince davacı yanın hizmetin %20'sini yerine getirmediğinden bahisle fatura bedellerinden %20 oranında indirim yapılması hatalıdır. Yine davacı taraf defterlerine göre takip tarihinden sonra ancak dava tarihinden önce davalı yanca toplam 3.529,00-TL’lik ödeme yapılmış olup yapılan ödemenin öncelikle muaccel olan alacaktan mahsup edileceği, takip tarihinden sonra davacı yan defterlerinde kayıtlı olan 28/02/2018 tarihli ve 30/03/2018 tarihli faturaların takibe ve davaya konu olamayacağı, bu sebeple davacı yanın takipten sonra ve davadan önce davalı yanca yapılan ödemeler nedeniyle dava açmakta hukuki yararı bulunmadığından her iki taraf ticari defterlerinde kayıtlı olan faturalar toplamı 12.751,09-TL alacaktan davalı yanca ödenen 3.529,00-TL’lik kısmın mahsubu ile 9.222,09-TL yönünden takibin devamına, davadan önce ödenen kısım yönünden davanın hukuki yarar yokluğundan usulden reddine karar verilmesi gerekli iken takibin 6.671,87-TL üzerinden devamına karar verilmiş olması isabetli olmamıştır. Ne var ki bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden İlk Derece Mahkemesince verilen karar kaldırılarak yeniden hüküm tesis edilmesi gerekmiştir. Sonuç olarak; davalı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine, davacı vekilinin istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince esastan kabulüne, İlk Derece Mahkemesi kararının kaldırılmasına, yeniden hüküm kurularak davanın kısmen kabulüne karar vermek gerekmiş ve aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davalı vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı vekilinin İlk Derece Mahkemesi kararına ilişkin istinaf başvurusunun ESASTAN KABULÜNE, 3-6100 sayılı HMK'nın 353/1-b-2. maddesi gereğince Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 07/06/2021 tarih ve ... Esas, ... Karar sayılı KARARININ KALDIRILMASINA, a-Davanın KISMEN KABULÜ İLE KISMEN REDDİNE, Antalya 7. İcra Müdürlüğü'nün ... Esas sayılı takip dosyasında davalının itirazın kısmen iptali ile takibin 9.222,09-TL asıl alacak üzerinden aynı kayıt ve şartlarla devamına, fazlaya ilişki istemin hukuki yarar yokluğu nedeniyle usulden REDDİNE, Alacağın likit, itirazın haksız bulunması ve davacının talebi gözetilerek asıl alacağın %20'si oranında hesap edilen 1.844,42-TL icra inkar tazminatının davalıdan alınarak davacıya verilmesine, b-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 732,00-TL harçtan peşin olarak yatırılan 222,08-TL harcın mahsubuyla bakiye 509,92-TL harcın davalıdan tahsili ile Hazineye GELİR KAYDINA, harç tahsil müzekkeresinin İlk Derece Mahkemesince YAZILMASINA, Antalya 2. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21/12/2022 tarih ve ... Esas - ... Karar sayılı, ... Harç sayılı Harç Tahsil Müzekkeresinin İlk Derece Mahkemesince İPTALİNE, c-Davacı tarafından yatırılan 35,90-TL başvurma harcı ile 222,08-TL peşin harç olmak üzere toplam 257,98-TL harcın davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, d-Davacı tarafından yapılan davetiye gideri toplam 530,00-TL yargılama giderinin davanın kabul-red oranına göre taktiren 375,86-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, kalan miktarın davacı üzerinde BIRAKILMASINA, e-Davalı tarafından yapılan davetiye gideri toplam 522,50-TL yargılama giderinin davanın kabul-red oranına göre taktiren 151,96-TL'sinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, kalan miktarın davalı üzerinde BIRAKILMASINA, f-Davacı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 9.222,09-TL vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, g-Davalı kendisini vekille temsil ettirdiğinden karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca hesaplanan 3.782,14-TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE, h-Taraflarca tarafından yatırılan gider avansından kullanılmayan kısmının 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince karar kesinleştiğinde İlk Derece Mahkemesince davacıya İADESİNE, 3-İstinaf incelemesi yönünden; a-Davacının istinaf başvurusu kabul edildiğinden 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince peşin olarak yatırılan 80,70-TL maktu istinaf karar harcının talebi halinde İlk Derece Mahkemesince davacıya İADESİNE, b-Davacı tarafından istinaf incelemesi için yapılan 220,70-TL istinaf kanun yoluna başvurma harcı, 9.00-TL tebligat gideri olmak üzere toplam 229,70-TL istinaf yargılama giderinin davalıdan alınarak davacıya VERİLMESİNE, c-Davalının istinaf başvurusu reddedildiğinden 492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gerekli 732,00-TL maktu istinaf karar harcından peşin olarak yatırılan 174,20-TL harcın mahsubu ile bakiye 557,80-TL istinaf karar harcının davalıdan tahsili ile Hazineye GELİR KAYDINA, harç tahsil müzekkeresinin İlk Derece Mahkemesince YAZILMASINA, d-Davalının istinaf başvurusu nedeniyle yapılan yargılama masraflarının kendi üzerinde BIRAKILMASINA, e-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından davacı lehine vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA, f-İstinaf gider avansından kullanılmayan kısmının 6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi uyarınca İlk Derece Mahkemesince ilgilisine İADESİNE, 4-Kararın İlk Derece Mahkemesince taraflara TEBLİĞİNE, Dair; dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda, 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a. maddesi uyarınca miktar itibariyle kesin olmak üzere oybirliğiyle karar verildi. 17/03/2026 ...