Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin, davalı ... Bakanlığına bağlı Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu Ankara 3. Bölge Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliğinin ihale yolu ile yapılan Sterilizasyon ve Dezenfeksiyon Hizmetleri Alım İşi kapsamında davalı ... Sağlık Hizmetleri Ticaret AŞ (... AŞ) nezdinde yardımcı eleman olarak çalıştığını, ... Sağlık İş Sendikası üyesi olduğunu, davalı alt işveren Şirket ile Sendika arasındaki toplu iş sözleşmesi görüşmelerinde anlaşm…
Uyuşmazlık; davalı ... Bakanlığının, davacının 02.04.2019 tarihinde Yüksek Hakem Kurulu tarafından karara bağlanan 15.02.2016-30.06.2017 yürürlük süreli toplu iş sözleşmesinden kaynaklanan alacaklarından asıl işveren sıfatıyla sorumlu olup olmadığına ilişkindir. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davalı ... vekilinin aşağıdaki paragrafın kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Hükmün kapsamı" başlıklı 297/1-(c) hükmünde; "Tarafların iddia ve savunmalarının özetini, anlaştıkları ve anlaşamadıkları hususları, çekişmeli vakıalar hakkında toplanan delilleri, delillerin tartışılması ve değerlendirilmesini, sabit görülen vakıalarla bunlardan çıkarılan sonuç ve hukuki sebepleri" kapsaması gerektiği belirtilmiştir. Mahkeme kararında hüküm sonucu kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin, isteklerin her biri hakkında verilen hükümle, taraflara yüklenen borç ve tanınan hakların sıra numarası altında açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde gösterilmesi gerekir. Öte yandan, Kanun'un aradığı anlamda oluşturulacak kısa ve gerekçeli kararın hüküm fıkralarının, açık, anlaşılır, çelişkisiz ve uygulanabilir olması gerekmekle birlikte; kararın gerekçesinin de sonucu ile tam bir uyum içinde, o davaya konu maddi olguların Mahkemece nasıl nitelendirildiğini, kurulan hükmün hangi sebeplere ve hukuksal düzenlemelere dayandırıldığını ortaya koyacak, kısaca maddi olgular ile hüküm arasındaki mantıksal bağlantıyı gösterecek nitelikte olması gerekir. Zira tarafların o dava yönünden, hukuk düzenince hangi sebeple haklı veya haksız görüldüklerini anlayıp değerlendirebilmeleri ve Yargıtayın hukuka uygunluk denetimini yapabilmesi için ortada usulüne uygun şekilde oluşturulmuş, hükmün hangi nedenle o içerik ve kapsamda verildiğini ayrıntılarıyla gösteren, ifadeleri özenle seçilmiş ve kuşkuya yer vermeyecek açıklıktaki bir gerekçe bölümünün ve buna uyumlu hüküm fıkralarının bulunması zorunludur. Gerekçe ile hüküm çelişkisi, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulunun 10.04.1992 tarihli ve 1991/7 Esas, 1992/4 Karar sayılı kararına aykırı olup salt bu aykırılık bozma sebebidir. Somut olayda İlk Derece Mahkemesince hükme dayanak alınan bilirkişi raporunda davacının Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilen fiilî çalışma süreleri dikkate alınarak yapılan hesaplamalarda davacının 449,10 TL ücret farkı, 284,00 TL yakacak yardımı, 585,35 TL ikramiye, 473,33 TL çocuk yardımı ve 85,00 TL bayram yardımı bulunduğu belirlenmiş ve davacı vekili tarafından da bu hesaplamalara göre dava dilekçesindeki talepler ıslah edilmiş ise de, İlk Derece Mahkemesi tarafından kısa kararın aynı vekil tarafından davalılara karşı aynı taleplerle açılan serinin diğer dosyalarındaki alacak tutarları kopyalanarak kurulduğu, ne var ki durumun gerekçeli kararın yazımı esnasında fark edilerek gerekçe kısmında sehven talepten fazlaya hükmedildiğinin açıklandığı anlaşılmıştır. Buna göre; İlk Derece Mahkemesince tesis edilen kararın gerekçesi ile hüküm fıkrası arasında çelişki bulunmakta olup kanun hükümlerine aykırı şekilde gerekçe ile hüküm arasında çelişki oluşturulması ve davada talep edilen tutardan fazlasına hükmedilmesi hatalı olduğundan bozmayı gerektirmiştir.