T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/124 - 2026/570 T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2026/124 KARAR NO : 2026/570 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ :02/12/2025 tarihli ara karar NUMARASI :2025/1170 Esas (derdest dosya) DAVACI :... VEKİLİ :Av. ... DAVALI :AR…
T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2026/124 - 2026/570 T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2026/124 KARAR NO : 2026/570 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ :GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ :02/12/2025 tarihli ara karar NUMARASI :2025/1170 Esas (derdest dosya) DAVACI :... VEKİLİ :Av. ... DAVALI :ARGE BİLİŞİM OTOMASYON PROJELERİ YAZILIM GELİŞTİRME DONANIM TASARIMI MÜHENDİSLİK VE DANIŞMANLIK SANAYİ TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ - ... DAVA :Ticari Şirket (Şirket Ortaklık Payı Alacağının Tahsili Kaynaklı) DAVA TARİHİ :13/11/2025 TALEP :İhtiyati Tedbir TALEP TARİHİ :13/11/2025 KARAR TARİHİ :17/03/2026 KR. YAZIM TARİHİ :17/04/2026 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacı ...'ın, davalı limited şirketin 2015 yılından beri 4000 pay karşılığı %10 ortağı ve hissedarı olduğunu, şirketin 28.000 pay karşılığı %70 hissedarı ve müdürünün ise davacının abisi olan ... olduğunu, şirketin diğer ortağı ise %20 paya sahip olan ...'ın eşi ... olduğunu, davalının, yazılım ve donanım alanlarında faaliyet gösteren, Ar-Ge hizmetleri sunan, üretim yapan firmalardaki üretim verimliliğini artırmak için çeşitli yazılımlar ve donanımlar üreten ve bunlar ile birlikte danışmanlık hizmetleri sağlayan ve sunan, merkezi Gebze Organize Sanayi Bölgesi (G.O.S.B.) TeknoPark'ta bulunan, faaliyetlerine aktif olarak devam eden bir şirket olduğunu, davacı ile; %10 hissedarı olduğu aile şirketi niteliğindeki şirketle ilgili önemli bilgi ve belgelerin paylaşılmaması, davacıya vadedilmesine rağmen ortak olduğu dönemden (2015 yılından beri) kar payı dağıtılmaması, davacının şirket genel kurullarından haberdar edilmemesi ve/veya bunların hiç yapılmaması veyahut davacının haberi olmaksızın yapılıyor olsa bile düzenli olarak yapılmaması, davacının bu genel kurullardan hiçbir suretle haberdar edilmemesi, dava dışı şirket müdürü ... ile davacının ve eşi arasında devam eden husumet ve geçimsizlik, şirkete ait bilgi ve belgelerin talep edilmesine rağmen davacıya verilmemesi, şirket mallarının dava dışı şirket müdürü ... tarafından paylarının gerçek değerini azaltmak amacıyla yönetim yetkisi kötüye kullanılarak kendi üzerine geçirilmesi; şirket mal varlığının kendi dava dışı müdür tarafından kendi menfaatine kullanılması, azlık pay sahibi müvekkilinin şirketten sürekli olarak dışlanması nedenleriyle şirket ortakları ve özellikle dava dışı şirket müdürü ... ile davacı arasındaki güven ilişkisi onarılmayacak şekilde zedelenmiş olup davacı açısından ortaklık ilişkisinin devamının imkansız hale geldiğini, yaşanan sürece ilişkin, tüm ortakları aile bireyleri olan şirketteki sorunları çözmek üzere davacı ve davalı şirket müdürünün babası ve kardeşlerinin de devreye girdiğini, tarafların aile büyüklerinin aracılığıyla görüştüğünü ancak davalı şirket müdürünün gerçeklikten çok uzak ve kabulü mümkün olmayan teklifleri ve uzlaşmaz tavırları nedeniyle anlaşmanın mümkün olmadığını, dava dışı şirket müdürü ...'ın yaşanan husumetten sonra müdürlük yetkilerini kötüye kullanarak, davacıya bilgi vermeksizin şirkete ait oldukça değerli iki adet taşınmazı 2025 Nisan ve Haziran aylarında tapuda kendi üzerine geçirmesi ve kendi menfaatine kullandığını, davalı şirket limited şirket olup; bu şirket türü şahıs ve sermaye şirketlerine ilişkin karma nitelikte özellikler taşıdığını, şirketin şahıs şirketlerine ilişkin özellikler de taşıması nedeniyle, ortaklar arasındaki güven ve işbirliğinin diğer sermaye şirketlerine göre çok daha önemli olduğunu, ortaklar arasındaki güven ilişkisinin sarsılması durumunda ise ortak için şirketle olan ilişkisi çekilmez hale geleceğini, davacı ...'ın, 2004 yılından beri davalı şirkette çalıştığını, davalı şirketin, davacının aktif çalışmasıyla, yıllar içinde büyüdüğünü, büyük firmalara hizmet vermeye başladığını, oldukça karlı bir şirket haline geldiğini, süreçte davacının bu yoğun katkıları karşısında aile içerisinde davacının hisse satın alarak ortaklığa dahil olmasının gündeme geldiğini ve bu ortaklığın resmi olarak da hisse satın alınması suretiyle hayata geçirilmesinin söz konusu olduğunu, davacının abisi ve şirketin büyük hissedarı ...'ın başlarda bu yöndeki beklentileri geçiştirmişse de davacının şirkete değer katan aktif çalışmalarından vazgeçmek istemediğini ve davacı ... tarafından ...'ın eşi ...'a ait hisselerden 4000 pay (yani şirketin %10'luk hissesi) bedeli ödenerek devir alındığını, davacının eşi ...'ın; İngilizce, Fransızca, Arapça dillerini bilen nitelikli bir mühendis olmasına, davalı şirketteki özellikle donanımları, donanımların içerisindeki yazılımları ve pek çok yazılımı yapmasına, hatta bazı donanım ürünlerinin doğrudan fikrinin sahibi olarak fikir aşamasından itibaren tasarlayıp yazılımları ile birlikte üretmesine rağmen (bunlara ilişkin her türlü yasal başvuru haklarını saklı tutarak); maaşı asgari ücretten gösterildiğini, diğer çalışanlardan daha az bir maaşla çalıştırıldığını, diğer çalışanlara ödenen yol ücretlerinin de ödenmemiş, yine fazla mesai ücretlerinin de ödenmediğini, davacının, şirketin ortağı olmasına rağmen kendisine hiçbir zaman şirket ortağı gibi davranılmadığını, şirketin sürekli büyüyen bir şirket olmasına rağmen hiçbir zaman kâr payı ödenmediğini, şirket yönetiminden dışlandığını, tüm çalışanlara verilen bilgiler dışında hiçbir önemli bilgiye, özellikle şirketin mali verilerine ulaşamadığını bu sebeple; davacının dava sonunda paylarının gerçek değerini alabilmesi için TTK'nın 638/f.2 maddesi de dikkate alınarak taşınmaz ve araçlar üzerindeki tedbir taleplerinin kabulüne, bu kapsamda; şirketin taşınmazlarının ve motorlu taşıtlarının sorgusunun yapılarak şirket taşınmazlarına ve motorlu taşıtlarına, devri ve ipotek kurulmasını engelleyici nitelikte ihtiyati tedbir konulmasına, davalı şirketin müdürü ...'ın kendisine devrettiği taşınmazlar olan, İstanbul İli Çekmeköy İlçesi Çekmeköy Mah. ... Ada ... parsel B... Blok ... No'lu villa nitelikli bağımsız bölüm, Sultanbeyli İlçesi Abdurrahmangazi Mah. ... Ada ... parsel ... No'lu bağımsız bölüm No'lu taşınmazlara devri ve ipotek kurulmasını engelleyici nitelikte ihtiyati tedbir konulmasına, davalı şirketin müdürü ...'ın eylemlerinin neticesinde şirketi zarara uğrattığı ve dava sonucunda söz konusu zararın tazmininin gerekeceği en azından yaklaşık ispat düzeyinde ortaya konulabilmiş olduğundan, davalı ...'ın taşınmazlarının sorgusunun yapılarak tespit edilecek taşınmazlara devri ve ipotek kurulmasını engelleyici nitelikte ihtiyati tedbir konulmasına, bu taleplerin kabul edilmemesi halinde mezkur tüm taşınmazların tapu kayıtlarına davalıdır şerhi konulmasına, davalı şirkete mahkemenin takdirine göre şirket mal varlığını azaltıcı işlemlerin önlenmesi için yönetim veya denetim kayyımı atanmasına, aile şirketi niteliğindeki şirkette, davacı ile dava dışı ortak ... arasındaki husumet nedeniyle ortaklığın çekilmez hale gelmesi, dava dışı şirket müdürünün yönetim ve temsil yetkisini azlık pay sahibi davacının menfaatlerine aykırı şekilde kullanması, şirket mallarının dava dışı şirket müdürü ortak tarafından davacıya bilgi verilmeksizin kendisine devri ve kendi menfaatleri doğrultusunda kullanması, şirketin kar payı dağıtmamasının süreklilik arz etmesi, davacının şirketten dışlanması ve davacının TTK'nın 614. maddesinde düzenlenen "Bilgi Alma ve İnceleme Hakkı”nı kullanmasının engellenmesi; nedenleriyle ortaklığın devam etmesi mümkün olmadığından davacının haklı nedenle davalı şirketten çıkma talebinin kabulünü ve bu hususun Ticaret Siciline tescil ve ilanına, davacının ortaklıktan çıkması sonucunda hesaplanacak payının gerçek değerinin (ayrılma akçesinin) fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla belirsiz alacak olarak şimdilik 100.000-TL’sinin çıkmaya karar verildiği tarih itibari ile ticari avans faizi ile müvekkilime ödenmesine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ: İlk derece mahkemesince; "... 1-Davacı vekilinin; davalının ve dava dışı Arge Bilişim Otomasyon Projeleri Yazılım Geliştirme Donanım Tasarımı Mühendislik ve Danışmanlık Sanayi Ticaret Limited Şirketi'nin taşınır taşınmaz mal varlıkları üzerine ihtiyati tedbir konulmasına yönelik tüm taleplerinin REDDİNE, 2-Davacı vekilinin; davalı Arge Bilişim Otomasyon Projeleri Yazılım Geliştirme Donanım Tasarımı Mühendislik ve Danışmanlık Sanayi Ticaret Limited Şirketi'ne, şirket mal varlığını azaltıcı işlemlerin önlenmesi ve kayyım atanmasına yönelik tüm ihtiyati tedbir taleplerinin REDDİNE ..." şeklinde hüküm kurulmuştur. İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; dosyaya ve bekletici mesele yapılması talep edilen Gebze Asliye Ticaret Mahkemesinin 2025/1157 Esas No'lu dosyasına giren yazı cevaplarından da anlaşıldığı üzere davalı şirket müdürünün iki adet taşınmazı şahsına devrettiğinin tartışmasız olduğunu, bu hususun yaklaşık ispat unsurunu açıkça sağladığını, şirket müdürünün şirketten çıkmaya ilişkin uyuşmazlıkların başladığı dönemde şirkete ait taşınmazları şahsına devretmesinin, davacıyı açıkça zarara uğratmaya yönelik olduğunu belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. Davacı vekili cevap dilekçesinde özetle; ihtiyati tedbirin, tarafların çıkar dengesini ve ihtiyati tedbirin amacını aşmaması gerektiğini, son derece iyi durumda olan bir şirketin mal varlığına küçücük bir talep için tedbir konulması isteğinin orantılı bir talep olmadığını, davacı yanın ihtiyati tedbir talebi yerinde olmadığı gibi haksız bir talep olduğunu belirterek; haksız istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER:Gebze Asliye Ticaret Mahkemesinin 02/12/2025 tarih, 2025/1170 Esas sayılı ara kararı ve tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; ortaklıktan çıkma ve ortaklık payı alacağı istemine ilişkindir. Talep; ihtiyati tedbir istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince ihtiyati tedbir taleplerinin reddine karar verilmiş karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İnceleme; 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosyanın incelenmesinde; aile şirketi niteliğindeki şirkette, davacı ile dava dışı ortak ... arasındaki husumet nedeniyle ortaklığın çekilmez hale gelmesi, dava dışı şirket müdürünün yönetim ve temsil yetkisini azlık pay sahibi davacının menfaatlerine aykırı şekilde kullanması, şirket mallarının dava dışı şirket müdürü ortak tarafından davacıya bilgi verilmeksizin kendisine devri ve kendi menfaatleri doğrultusunda kullanması, şirketin kar payı dağıtmamasının süreklilik arz etmesi, davacının şirketten dışlanması ve davacının TTK'nın 614. maddesinde düzenlenen "Bilgi Alma ve İnceleme Hakkı”nı kullanmasının engellenmesi; nedenleriyle ortaklığın devam etmesi mümkün olmadığından davacının haklı nedenle davalı şirketten çıkma talebinin kabulünü ve bu hususun Ticaret Siciline tescil ve ilanına, davacının ortaklıktan çıkması sonucunda hesaplanacak payının gerçek değeri (ayrılma akçesinin) için eldeki davanın açıldığı, bu sebeplerle tedbir taleplerinin kabulü ile şirketin taşınmazlarının ve motorlu taşıtlarının sorgusunun yapılarak şirket taşınmazlarına ve motorlu taşıtlarına, devri ve ipotek kurulmasını engelleyici nitelikte ihtiyati tedbir konulmasına, davalı şirketin müdürü ...'ın kendisine devrettiği taşınmazlar olan, İstanbul İli Çekmeköy İlçesi Çekmeköy Mah. ... Ada ... parsel B... Blok ... No'lu villa nitelikli bağımsız bölüm, Sultanbeyli İlçesi Abdurrahmangazi Mah. ... Ada ... parsel ... No'lu bağımsız bölüm No'lu taşınmazlara devri ve ipotek kurulmasını engelleyici nitelikte ihtiyati tedbir konulmasına, davalı şirketin müdürü ...'ın eylemlerinin neticesinde şirketi zarara uğrattığı ve dava sonucunda söz konusu zararın tazmininin gerekeceği en azından yaklaşık ispat düzeyinde ortaya konulabilmiş olduğundan, davalı ...'ın taşınmazlarının sorgusunun yapılarak tespit edilecek taşınmazlara devri ve ipotek kurulmasını engelleyici nitelikte ihtiyati tedbir konulmasına, bu taleplerin kabul edilmemesi halinde mezkur tüm taşınmazların tapu kayıtlarına davalıdır şerhi konulmasına, davalı şirkete mahkemenin takdirine göre şirket mal varlığını azaltıcı işlemlerin önlenmesi için yönetim veya denetim kayyımı atanmasının talep edildiği, Mahkemece davacı vekilinin; davalının ve dava dışı Arge Bilişim Otomasyon Projeleri Yazılım Geliştirme Donanım Tasarımı Mühendislik ve Danışmanlık Sanayi Ticaret Limited Şirketinin taşınır taşınmaz mal varlıkları ile banka hesapları üzerine ihtiyati tedbir konulmasına yönelik tüm taleplerinin ayrı ayrı reddine, davacı vekilinin; davalı Arge Bilişim Otomasyon Projeleri Yazılım Geliştirme Donanım Tasarımı Mühendislik ve Danışmanlık Sanayi Ticaret Limited Şirketi'ne, şirket mal varlığını azaltıcı işlemlerin önlenmesi için kayyım atanmasına yönelik tüm ihtiyati tedbir taleplerinin reddine karar verildiği, karara karşı davacı vekilinin istinaf yasa yoluna başvurduğu görülmüştür. Davalının ve dava dışı şirketin mal varlığına ihtiyati tedbir konulması talebi açısından yapılan değerlendirmede; Limited şirketlerde ortakların ortaklıktan doğan şahsi ve mali hakları söz konusudur. Ortakların pay hakkı, şirket kârına katılma hakkı gibi mali haklarının yanı sıra, oy kullanma hakkı, ortaklığı yönetim ve idare hakkı gibi şahsi hakları mevcuttur. Limited şirketlerde ortağın şahsi haklarından biri de 6102 sayılı Kanun'un 638 inci maddesinde düzenlenen, ortağın ortaklıktan çıkma hakkıdır. Çıkma hakkı, ortağın özgür iradesi ile ortaklıktan çıkma istemini içerir. Çıkma hakkını kullanarak ortaklıktan ayrılan ortağın, ortaklığa ait bütün hak ve mükellefiyetleri sona ererek şirketle arasındaki bütün ilişkisi kesilmiş olacaktır. Limited şirketlerde ortakların tek yanlı iradeleriyle şirketten ayrılmaları kural olarak mümkün değildir. Bunun için ortağın çıkma iradesinin bir hukuki temele dayanması gereklidir. Bu temel 6102 sayılı Kanun'un 638 inci maddesi gereğince ya esas sözleşmesel ya da kanuni olabilir. Başka bir deyişle bu temel, ya şirket sözleşmesinin ortağa şirketten tek yanlı irade ile çıkma hakkı veren bir hükmü ya da kanunun ortaklara belirli koşullarda çıkma hakkı tanıyan düzenlemesidir. 6102 sayılı Kanun'un 638/1 inci maddesi “Şirket sözleşmesi, ortaklara şirketten çıkma hakkını tanıyabilir, bu hakkın kullanılmasını belirli şartlara bağlayabilir.” şeklinde düzenlenmiştir. Buna göre, limited şirket sözleşmesi ile ortaklara şirketten çıkma hakkının tanınması veya bu hakkın kullanılmasının belirli şartlara bağlanması mümkündür. Ayrıca bu hakkın kullanılması için sözleşme özgürlüğü kapsamı içinde bazı şartların varlığı da gerekli kılınabilir. Limited şirkette ortaklara şirketten çıkma hakkı tanıyan bir diğer durum ise 6102 sayılı Kanun'un 638/2 nci maddesinde yer alan “Her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir. Mahkeme istem üzerine, dava süresince, davacının ortaklıktan doğan hak ve borçlarından bazılarının veya tümünün dondurulmasına veya davacı ortağın durumunun teminat altına alınması amacıyla diğer önlemlere karar verebilir.” şeklindeki düzenlemedir. Buna göre ortak, haklı bir sebebin varlığı hâlinde, diğer ortakların rıza ve muvafakatlerine lüzum olmaksızın şirketten çıkmasına müsaade edilmesini mahkemeden talep edebilmekte ve mahkeme kararı ile şirketten çıkabilmektedir. Böylece ortaklar, esas sözleşmede şirketten çıkma hususu düzenlenmiş olsun ya da olmasın şirketten çıkmalarını haklı gösterecek bir sebebin varlığı hâlinde her zaman bu hakkı kullanabileceklerdir. Kanun'da çıkma davası açılabilmesi için mevcut olması gereken haklı sebeplerin ne olduğu örnekseme yoluyla dahi olsa sayılmamıştır. Haklı sebepler somut olayın niteliğine göre belirlenecek olup bu sebepler şahsi yahut maddi nitelikte olabilir. Önemli arz eden husus, haklı sebeplerden dolayı ortaklık ilişkisinin çıkma isteyen ortak yönünden çekilmez hâle gelmiş olmasıdır. Zira hiç bir ortaktan haklı nedenlerle çekilmez hâle gelen bir ortaklık ilişkisini devam ettirmesi beklenemez (Ünal Tekinalp, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, İstanbul, 2015, s. 561). Aksi hâlde, ortak, onu ortak olmaya yönelten şartlar ortadan kalktığında şirkette kalmaya mahkum edildikten başka, şirketten ayrılmasını gerektiren sebepler doğduğu hâllerde de şirketten ayrılamaz duruma düşürülür (madde gerekçesi). Haklı sebep şirketin yönetimine, ticari faaliyetlere, şirketin ekonomik durumuna, ortağın diğer ortaklarla kişisel ilişkilerine ilişkin olabilir. Ayrıca haklı sebep ortağın kendisi yanında şirket tüzel kişiliğinden yahut diğer ortaklardan da kaynaklanmış olabilir. Ancak burada önemle belirtilmelidir ki; çıkma davası açan ortağın haklı sebeplerin oluşumuna bilerek ve isteyerek yahut ihmal suretiyle katkı sağlamış olması durumunda bu sebeplere dayalı çıkma davası açması 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 2 nci maddesine aykırılık teşkil eder. Burada önemli olan husus; ortaklık ilişkisinin ve şirket sözleşmesinin dürüstlük kuralına göre devam edebilmesinin çıkma isteyen ortak bakımından imkânsız hâle gelmesidir (Hasan Pulaşlı, Şirketler Hukuku Şerhi, Cilt II, Ankara, 2014, s. 2247; Mustafa Yasan, Şirketler Hukuku Şerhi, Editör Kemal Şenocak, Cilt IV, Ankara, 2022, s. 4958, 4959; Fatih Bilgili, Ertan Demirkapı, Şirketler Hukuku, Bursa, 2013, s.765). 6102 sayılı TTK'nın 638 (2) maddesine göre; Her ortak, haklı sebeplerin varlığında şirketten çıkmasına karar verilmesi için dava açabilir. Mahkeme istem üzerine, dava süresince, davacının ortaklıktan doğan hak ve borçlarından bazılarının veya tümünün dondurulmasına veya davacı ortağın durumunun teminat altına alınması amacıyla diğer önlemlere karar verebilir. 6100 sayılı HMK'nın "ihtiyati tedbirin şartları"na ilişkin 389-(2) maddesinde; "Mevcut durumda meydana gelebilecek bir değişme nedeniyle hakkın elde edilmesinin önemli ölçüde zorlaşacağından ya da tamamen imkânsız hâle geleceğinden veya gecikme sebebiyle bir sakıncanın yahut ciddi bir zararın doğacağından endişe edilmesi hâllerinde, uyuşmazlık konusu hakkında ihtiyati tedbir kararı verilebilir" düzenlemesi bulunmaktadır. Aynı Kanunun 390-(3) maddesinde ise; "Tedbir talep eden taraf, dilekçesinde dayandığı ihtiyati tedbir sebebini ve türünü açıkça belirtmek ve davanın esası yönünden kendisinin haklılığını yaklaşık olarak ispat etmek zorundadır" hükmü bulunmaktadır. Geçici hukuki koruma yargılamasını asıl hukuki koruma yargılamasından ayıran özelliklerden biri ispat ölçüsü noktasındadır. HMK'nın ihtiyati tedbirle ilgili 390. maddesinin gerekçesinde geçici hukuki korumalarda ispat hususu üzerinde durulmuştur. Kanunda açıkça öngörülmemişse ya da işin niteliği gerekli kılmıyorsa, bir davada (normal bir yargılamada yaklaşık ispat değil, tam ispat aranır. Çünkü, hakim, mevcut ispat ve delil kuralları çerçevesinde, tarafların iddia ettiği bir vakıa konusunda tam bir kanaate varmadan o vakıayı doğru kabul edemez. Ancak kanun koyucu bazen ya doğrudan kendisi düzenleme yaparak ya da işin niteliği ve olayın özelliği gereği hakime, bu durumu belirterek, ispat olgusunu düşürme imkanı vermiştir. Bu düşürülmüş ispat ölçüsü çerçevesinde, tam kanaat değil, kuvvetle muhtemel, yaklaşık bir kanaat yeterli görülmektedir. Doktrinde bu yön karar verilmesi için tam ispat ölçüsü yerine yaklaşık ispat ölçüsü olarak ifade edilmektedir. Ancak, yaklaşık ispatla yetinilmiş olması, ispatın aranmayacağı ya da ispat kurallarının tamamen dışına çıkılacağı anlamına gelmez. Bir taraf iddiasını mahkeme önüne ne kadar inandırıcı şekilde getirirse getirsin, bu sadece bir iddiadan ibarettir. İddia edilen vakıanın sabit yani doğru kabul edilebilmesi için, ispat yükü üzerine düşen tarafın bunu kanundaki delil sistemi içinde yine kanunun aradığı ispat ölçüsü çerçevesinde ispat etmesi gerekir. Tam ispatın arandığı durumlarda bu ölçü tereddütsüz ortaya konmalıdır. Yaklaşık ispat durumunda ise hakim o iddianın ağırlıklı ihtimal olarak doğru olduğunu kabul etmekle birlikte, zayıf bir ihtimal de olsa, aksinin mümkün olduğunu göz ardı etmez. Bu sebepledir ki, genelde geçici hukuki korumalara, özel de ihtiyati tedbire ve ihtiyati hacze karar verilirken haksız olma ihtimalide dikkate alınarak talepte bulunandan teminat alınması öngörülmüştür. Geçici hukuki korumalarda, bazen karşı tarafın dinlenmemesi, tüm delillerin ayrıntılı bir biçimde incelenmesine yeterli zamanın olmaması gibi sebeplerle yaklaşık ispat yeterli görülmüştür; bu çerçevede, aslında ispat ölçüsü bakımından HMK'da bir yenilik getirilmemekle birlikte, “yaklaşık ispat” kavramı kullanılarak doktrinde kabul gören ifade tasarıya alınmış, ayrıca burada hem tam ispatın aranmadığı belirtilmiş hem de basit bir iddianın yeterli olmadığı vurgulanmak istenmiştir. Somut olayda; incelenen dosya kapsamına ve talep edilen ihtiyati tedbir içeriğine göre, davacı tarafından ileri sürülen dava konusu olaylara ve iddialara, davalının cevaplarına göre, davacının talep ettiği ihtiyati tedbir yönünden haklılığını yasaya uygun şekilde ve yaklaşık olarak ispat edecek delillerin bu aşamada bulunmadığı, ayrıca ihtiyati tedbir kararı verilebilmesi için davacının ihtiyati tedbir kararı verilmediğinde zarar görme ihtimaline dair yapılan değerlendirmede, şirketin zarara uğratılma ihtimaline dair delil de sunulamadığı, ayrıca taşınmazların davalı şirketin malvarlığının ne kadarını oluşturduğu, taşınmazlara tedbir konulmasının ölçülülük ve orantılılık ilkelerini ihlal edip etmediği de değerlendirilemediğinden Mahkemece; davalının ve dava dışı Arge Bilişim Otomasyon Projeleri Yazılım Geliştirme Donanım Tasarımı Mühendislik ve Danışmanlık Sanayi Ticaret Limited Şirketi'nin taşınır taşınmaz mal varlıkları üzerine ihtiyati tedbir konulmasına yönelik tüm taleplerinin reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmamaktadır. Kayyım talebi açısından yapılan değerlendirmede; TTK'nın 638/2. maddesinde; "Mahkeme istem üzerine, dava süresince, davacının ortaklıktan doğan hak ve borçlarından bazılarının veya tümünün dondurulmasına veya davacı ortağın durumunun teminat altına alınması amacıyla diğer önlemlere karar verebilir." hükmüne yer verilmiştir. Davacı taraf davasını anılan maddeye dayandırmış olmakla yukarıda da değindiğimiz üzere "haklı neden" kavramını yargılama esnasında açıklamaya ve ispat etmeye çalışacaktır. Bu aşamada davacının bu davayı açmakta ki amacının "haklı neden" olarak tanımlanan nedenleri ispat ederek ortağı bulunduğu davalı şirketten ayrılmak ve ayrılırken de ortaklıktan kendi payına düşecek bedeli almak olduğundan, yargılama sonrasında veya yargılamanın devamı sırasında davacının bu hakkının zedelenmemesi de önem arz etmektedir. Şirketlere kayyım (denetim, onay veya yönetim) atanmasına dair 6102 sayılı TTK'da açık bir hüküm bulunmamaktadır. 6102 sayılı TTK'nın 1. maddesinde; TTK'nın 4721 sayılı TMK'nın ayrılmaz bir parçası olduğu hüküm altına alınmakla 4721 sayılı TMK'nın 426. vd. maddelerinin uygun düştüğü ölçüde şirketler için de kıyasen uygulanması gerekir. Nitekim Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemelerince de, şirkette organ boşluğu, şirket ortakların hak ve menfaatlerinin korunması gibi nedenlerle şirketlere yönetim, denetim ve onay kayyımı atanacağı benimsenmiştir. Bu bağlamda, davacının ileri sürdüğü nedenlere yönelik olarak tarafların iddia ve savunmaları, dosya kapsamındaki mevcut delil durumu gözetildiğinde; talebe konu tedbir istemleri yönünden gerekli olan yaklaşık ispat olgusunun bu aşamada gerçekleşmemesi, davacının haklı sebep olgularına yönelik iddialarının varlığı ve kapsamının yargılamayı gerektirmesi, dava dışı şirkette organ boşluğu bulunmaması, kayyım atanması ile ihtiyati tedbire ilişkin şartların oluşmadığı, ilk derece mahkemesince verilen kararda isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmıştır. Tüm bu açıklamalara, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına, HMK'nın 355. maddesi uyarınca; kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmaması nazara alınarak, davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca; ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Alınması gereken 732,00-TL istinaf karar harcından, istinafa gelirken peşin alınan 615,40-TL'nin mahsubu ile kalan 116,60-TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, harç tahsili ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin HMK'nın 302/5 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine, 4-İstinaf eden tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların ilk derece mahkemesince kurulacak esas hükümle birlikte değerlendirilmesine, 5-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf avansından kullanılmayan kısmının HMK'nın 333. maddesi uyarınca; karar kesinleştikten sonra ilk derece mahkemesince istinaf edene iadesine, 6-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; kararın ilk derece mahkemesince taraflara tebliğine, 8-Dosyanın mahkemesine gönderilmesine, İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 362. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda KESİN olmak üzere oy birliği ile karar verildi.17/03/2026 Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*