9. Hukuk Dairesi 2025/9711 E. , 2026/117 K. "" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 47. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/617 E., 2025/1670 K. Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar; davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip…
9. Hukuk Dairesi 2025/9711 E. , 2026/117 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 47. Hukuk Dairesi SAYISI : 2024/617 E., 2025/1670 K. Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyularak verilen karar; davalı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalıya ait yurt dışı şantiyelerde 2000-2017 yılları arasında demirci formeni olarak çalıştığını, en son saatlik 5,30 USD ücret aldığını, iş sözleşmesinin davalı işveren tarafından feshedildiği ve müvekkilinin Türkiye'ye gönderildiğini ileri sürerek kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ve yıllık izin ücreti alacaklarının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının müvekkilinin işyerinde 01.09.2007-26.03.2009, 28.04.2012-08.05.2013, 29.12.2013-25.07.20 15... .12.2015-30.06.2017 tarihleri arasında çalıştığını, taraflar arasında imzalanan iş sözleşmesi doğrultusunda ihtilafta yabancı hukukun uygulanması gerektiğini, davacının talep ettiği alacaklara hak kazanmadığını savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İstanbul 3. İş Mahkemesinin 14.01.2020 tarihli kararı ile; davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin 14.01.2020 tarihli kararına karşı süresi içinde taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin 08.06.2023 tarihli kararı ile; taraf vekillerinin istinaf başvurularının kabulü ile İlk Derece Mahkemesi hükmü kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm kurulmak suretiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. V. BOZMA VE BOZMADAN SONRAKİ YARGILAMA SÜRECİ Bölge Adliye Mahkemesinin 08.06.2023 tarihli kararının süresi içinde davalı vekilince temyiz edilmesi üzerine Dairece; davacı işçinin 09.10.2004-04.09.2005, 04.01.2006-13.12.2006, 17.03.2007-26.03.2009, 14.05.2010-23.07.2010, 28.04.2012-08.05.2013, 29.12.2013-25.07.20 15... .12.2015-01.07.2017 tarihleri arasında davalı Şirketin yurt dışındaki projelerinde yedi dönem fasılalı olarak çalıştığı, beşinci, altıncı ve yedinci çalışma dönemlerinde iş sözleşmeleri ile hukuk seçimi yapıldığı, buna göre hukuk seçimi anlaşması bulunan beşinci çalışma döneminde Umman hukuku, altıncı ve yedinci çalışma dönemlerinde ... hukuku, hukuk seçimi anlaşması bulunmayan birinci, ikinci ve üçüncü çalışma dönemlerinde mutad işyeri hukuku olan ... hukuku, dördüncü çalışma dönemi yönünden de belirlenecek olan mutad işyeri hukukunun uyuşmazlıkta uygulanması gerektiği gerekçesiyle bozulmasına karar verilmiştir. Bölge Adliye Mahkemesinin ilâm başlığında tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; bozmaya uyularak yapılan yargılama sonunda, Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı kararı ile 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun'un (5718 sayılı Kanun) 27/1 hükmünün iptal edildiği, Anayasa Mahkemesi iptal kararı sonrasında 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinin yeniden düzenlendiği, Anayasa Mahkemesinin iptal kararı ve bu iptal kararı doğrultusunda yapılan Kanun değişikliği sebepleri ile istisnai bir durum oluştuğundan Yargıtay bozma kararına uyulmasına karar verilmesiyle oluşmuş bir usuli kazanılmış haktan söz edilemeyeceği ve yeni duruma göre karar verilmesi gerektiği, Anayasa Mahkemesinin iptal kararında da belirtildiği üzere sözleşmenin daha sıkı ilişkili hukuka tâbi olacağının öngörülmesi yerine işin yapıldığı yer hukukunun işin yapıldığı sırada uygulanmak zorunda olan hükümleri hariç olmak üzere bu hususta hakime yetki tanınmasının amacının işçiyi korumak olduğu, izah olunan nedenlerle somut uyuşmazlığa Türk hukukunun uygulanması gerektiği gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verilmiştir. VI. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davalı vekili temyiz dilekçesinde; 1.Taraflar arasındaki iş sözleşmesinden doğan uyuşmazlığın çözümünde çalışılan yabancı ülke hukukun uygulanması gerekirken Türk hukukunun uygulanmasının hukuka aykırı olduğunu, 2. Belirsiz alacak davası olarak açılan davanın hukuki yarar yokluğu nedeniyle reddi gerektiğini, 3. Davacının kıdem ve ihbar tazminatı hakkı bulunmadığını, 4. Bilirkişi raporundaki hesaplamaların hatalı olduğunu, 5. Husumetli tanık beyanlarına göre hesaplama yapılmasının hukuka aykırı olduğunu, 6. Ücretin brütleştirilmesinde hata yapıldığını ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık; iş sözleşmesine uygulanacak hukuk ile dava konusu alacaklara hak kazanılıp kazanılmadığına ilişkindir. Somut uyuşmazlıkta; bozma kararında, hukuk seçimi anlaşması bulunan beşinci çalışma döneminde Umman hukuku, altıncı ve yedinci çalışma dönemlerinde ... hukuku, hukuk seçimi anlaşması bulunmayan birinci, ikinci ve üçüncü çalışma dönemlerinde mutad işyeri hukuku olan ... hukuku ve dördüncü çalışma dönemi yönünden de belirlenecek olan mutad işyeri hukukunun uyuşmazlıkta uygulanması gerektiği ifade edilmiş, Bölge Adliye Mahkemesince bozmaya uyulmasına karar verilmesine rağmen Türk hukukuna göre yargılama sonuçlandırılmıştır. Hükmün Yargıtay tarafından bozulması üzerine bozma kararına gerek iradi ve gerekse kanuni şekilde uymuş olan mahkeme, bozma kararı doğrultusunda inceleme yapmak ve hüküm kurmak zorundadır. Bozma ilâmına uyulduğunda, bozma kararı lehine olan taraf için usuli kazanılmış hak oluştuğundan, Mahkemece bozma gereklerinin yerine getirilerek karar verilmesi zorunludur. Usuli kazanılmış hak kavramına ilişkin yerleşik ilke ise Dairemizin 14.12.2022 tarihli ve 2022/16498 Esas, 2022/16753 Karar sayılı ilâmında; "...Bilindiği üzere 6100 sayılı Kanun'da usuli kazanılmış hak kavramına ilişkin açık bir hüküm bulunmamaktadır. Bu kurum, davaların uzamasını önlemek, hukuki alanda istikrar sağlamak ve kararlara karşı genel güvenin sarsılmasını önlemek amacıyla Yargıtay uygulamaları ile geliştirilmiş, öğretide kabul görmüş ve usul hukukunun vazgeçilmez, ana ilkelerinden biri hâline gelmiştir. Anlam itibarıyla bir davada, mahkemenin ya da tarafların yapmış olduğu bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan hakkı ifade etmektedir. Mahkemenin, Yargıtayın bozma kararına uyması ile bozma kararı lehine olan taraf yararına bir usuli kazanılmış hak doğabileceği gibi, bazı konuların bozma kararı kapsamı dışında kalması yolu ile de usuli kazanılmış hak gerçekleşebilir (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 09.05.1960 tarihli ve 1960/21 Esas, 1960/9 Karar sayılı karar). Hükmün bir kısmının bozma kapsamı dışında bırakılmasının amacı bu kısımların doğru olduğunu belirlemek, bozmanın sınırlarını çizmek ve bu şekilde usuli kazanılmış hakları oluşturup, korumaktır. Yargıtay tarafından bozulan bir hükmün bozma kararının kapsamı dışında kalmış olan kısımlar, lehine olan taraf yararına usuli kazanılmış hak oluşturur (Yargıtay İçtihatları Birleştirme Büyük Genel Kurulu, 04.02.1959 tarihli ve 1959/13 Esas, 1959/5 Karar sayılı karar). ..." şeklinde açıklanmıştır. Diğer yandan, Anayasa Mahkemesinin 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmünün iptaline dair 10.03.2025 tarihli ve 32837 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 05.11.2024 tarihli ve 2023/158 Esas, 2024/187 Karar sayılı iptal kararının uyuşmazlığa etkisinin ele alınması gereklidir. Anayasanın 153/1 hükmünde herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, 153/5 hükmünde ise "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir. Türk anayasal sisteminde, Devlete güven ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar olan dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Anayasanın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi iptal hükmünün yürürlüğe gireceği tarihi ayrıca kararlaştırabilir.Anayasa Mahkemesinin 05.11.2024 tarihli iptal kararında kararın Resmî Gazete’de yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş olup iptal kararında öngörülen yürürlük tarihinden önce 04.06.2025 tarihli ve 7550 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'un 18. maddesi ile 5718 sayılı Kanun'un 27. maddesinde değişiklik yapılmak suretiyle herhangi bir yasal boşluk gerçekleşmemiştir. Ayrıca belirtmek gerekir ki yapılan kanun değişikliği niteliği itibarıyla maddi hukuka ilişkin bir düzenleme olduğundan sadece yürürlüğe girmesinden sonra ortaya çıkan hukuki olgu ve ilişkilere uygulanabilir. Yürürlüğünden önce ortaya çıkan olaylar ve hukuki ilişkiler, ortaya çıktıkları tarihte yürürlükte bulunan kanun hükümlerine tâbidir. Yukarıda belirtildiği üzere Anayasanın 153. maddesinde düzenlenen geriye yürüme yasağına ilişkin hükmün amacı, kazanılmış hakların korunması ve hukuki güvenliğin sağlanmasıdır. Bununla birlikte ceza ve vergi gibi birey ile Devlet arasındaki ilişkilerde bireyin lehine olarak geriye yürümeden söz edilebilir ise de, özel hukuk ilişkilerinde özellikle sona ermiş bir iş sözleşmesinden doğan hak ve borçları ortadan kaldıracak veya önemli ölçüde değiştirecek şekilde geriye yürüme, kazanılmış hakları ortadan kaldıracağı gibi hukuki güvenlik ilkesini ve mülkiyet hakkını da ihlal edecektir. Ayrıca, Anayasanın 153. maddesine göre Anayasa Mahkemesi bir kanun hükmünü iptal ederken kanun koyucu gibi hareketle yeni bir uygulamaya yol açacak biçimde hüküm tesis edemez. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesinin kanun hükmü olarak uygulanması da mümkün değildir. Kaldı ki bir an için Anayasa Mahkemesinin sözü edilen iptal kararı sonucu 5718 sayılı Kanun'un 27/1 hükmü uygulanmasının mümkün olmadığı düşünülse bile, aynı Kanun'un 24. maddesi ve 27/2 hükmü uyarınca da hukuk seçimi imkânı bulunduğundan ve 27. maddenin iptal edilmeyen 4. fıkrası da dikkate alındığında; daha sıkı ilişkili hukukun uygulanması söz konusu olamayacaktır. Yukarıda açıklanan hukuki ve maddi olgulara göre; Bölge Adliye Mahkemesince 11.06.2024 tarihli duruşmada hükmüne uyulan bozma kararı doğrultusunda hukuk seçimi anlaşması bulunan beşinci çalışma döneminde Umman hukuku, altıncı ve yedinci çalışma dönemlerinde ... hukuku, hukuk seçimi anlaşması bulunmayan birinci, ikinci ve üçüncü çalışma dönemlerinde mutad işyeri hukuku olarak ... hukuku, dördüncü çalışma dönemi yönünden de belirlenecek olan mutad işyeri hukukunun uyuşmazlıkta uygulanması suretiyle bir karar verilmesi gerekirken, bozma gereği yerine getirilmeksizin yanılgılı değerlendirme ile yazılı şekilde karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VII. KARAR Açıklanan sebeplerle; Temyiz olunan Bölge Adliye Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 14.01.2026 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.