TÜRK MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 18/09/2024 NUMARASI : 2024/285 Esas, 2024/753 Karar DAVANIN KONUSU: Tazminat BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARAR TARİHİ: 06/11/2025 Taraflar arasındaki davada; kararda yazılı nedenlerden dolayı verilen karara karşı davalılar ... ve ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... Sigorta Şirketi vekili ve davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvur…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 18. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2024/3053 KARAR NO : 2025/1762 TÜRK MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL ANADOLU 5. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 18/09/2024 NUMARASI : 2024/285 Esas, 2024/753 Karar DAVANIN KONUSU: Tazminat BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARAR TARİHİ: 06/11/2025 Taraflar arasındaki davada; kararda yazılı nedenlerden dolayı verilen karara karşı davalılar ... ve ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... Sigorta Şirketi vekili ve davacı vekili tarafından süresinde istinaf yoluna başvurulduğundan, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmalı yapılmasına gerek görülmediğinden, dosyanın tevdi edildiği Dairemiz Üye Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra, yapılan müzakerede de ön inceleme ve usule ilişkin eksikliğin bulunmadığının anlaşılması üzerine, işin esasına geçilmek suretiyle dosya üzerinden heyetçe yapılan inceleme ve değerlendirme sonunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; müvekkiline ait ticari faaliyetlerini sürdürdüğü Diyarbakır'da bulunan iş yeri deposunda 08/06/2009 tarihinde çıkan yangın sonucu oluşan zararının " mağazam paket sigortası poliçesi" kapsamında olduğundan tahsili amacıyla Aksa Sigorta aleyhine dava açmak, yürütmek ve davayı sonuçlandırarak tazminatı tahsil etmek üzere davalılardan Av....'ı vekil tayin ettiğini, bu davanın 2 numaralı davalı Av....'ı düzenlediği yetki belgesiyle aynı davaya vekili olarak görevlendirildiğini, yine davacının verdiği vekaletname ile 3 numaralı davalı Av. ...'ün de aynı dosyada vekil olarak tayin edildiğini, Diyarbakır 2 Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/670 Esas sayılı dosyası üzerinden fazlaya dair hakları saklı tutularak bir numaralı davalı tarafından 200.000,00 TL'lik davanın açıldığı, yargılama sonucu bilirkişiler tarafından belirlenen gerçek zarar üzerine her üç davalının ıslah dilekçesiyle dava değerini artırdıklarını, artırılan bedel esas alınarak yerel mahkemece davalarının kabulüne karar verildiğini, kararın davalı sigorta şirketince ıslaha konu alacağın zaman aşımına uğradığı gerekçesiyle temyiz edildiğini, temyiz doğrultusunda kararın Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2012/3316 Esas, 17227 Karar numaralı ilamıyla davalı yanın ıslah edilen miktarla ilgili olarak zaman aşımı definde bulunmasına rağmen bu konuda olumlu veya olumsuz bir karar verilmemesi gerekçesiyle bozulduğunu, bozma doğrultusunda ıslah edilen kısımla ilgili zaman aşımı nedeniyle davalarının reddedildiğini, Yargıtay aşamasına geçilip 28/07/2015 tarihinde nihai olarak kesinleştiğini, 1, 2 ve 3 numaralı davalıların ihmal, kusur ve hataları nedeniyle ıslahın zamanında yapılmamasından dolayı 1.891,190,53 TL tutarındaki zararlarının tahsil edilemediğini, bu durumun gerek davalı avukatlara gerekse diğer davalı sigorta şirketlerine mesleki sorumluluk sigorta poliçesi kapsamında ihbar edildiği, ihbara rağmen bir sonuç alınamadığını belirterek ilk 3 davalının ihmal, kusur ve hataları nedeniyle talebe konu maddi manevi tazminat istemlerinin davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsilini talep ve dava etmiştir. Davalı ... Sigorta Şirketi vekili cevap dilekçesinde özetle; açılan davanın haksız ve hukuki mesnetten yoksun olduğunu, diğer davalılardan Ersan ..., ... ve ...'ın mesleki sorumluluk sigorta poliçesiyle avukatlık mesleği çerçevesinde icra etmiş oldukları mesleki hatalarını sigorta örtüsü altına aldıklarını, sorumluluklarının poliçe azami limitleriyle sınırlı olduğunu, davalıların zikonun gerçekleştiğini bilerek poliçelere aklettiklerini, bu anlamda yasadan kaynaklanan beyan hükümlülüklerini kasten ihlal etmiş olduklarından davalı şirketin tazminat ödeme borcundan kurtulduğunu, bu doğrultuda davalı şirketin yasal cayma hakkını kullanarak poliçelerini iptal ettiğini, bu anlamda davalı şirket ile sigortalılar arasında geçerli bir poliçe bulunmadığını, aynı zamanda manevi tazminat isteminin de fahiş ve haksız olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. Davalı ... Sigorta A.Ş. vekili cevap dilekçesinde özetle; sigortalılardan Av....'ın belirtilen tarihlerde şirketlerinde mesleki mesuliyet poliçesi yaptırmış olduğunu, davada zaman aşımının dolduğunu, poliçe sorumluluğunun bir yıl içerisinde gerçekleşecek mesleki kusur ve ihlalleri kapsadığını, yangın hasarının 08/06/2009 tarihinde gerçekleştiğini, bu anlamda hasar talebinin teminat dışı kaldığını belirterek davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; davaya bakmakla görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi olduğunu, ayrıca avukatlık ücret sözleşmesinin Adana'da yapılması nedeniyle mahkemenin yetkisiz olduğunu, 1136 Sayılı Avukatlık Kanununun 40. maddesine göre alacağın zaman aşımına uğradığını, esasen taraflar arasında yapılan avukatlık ücret sözleşmesine göre davayı ıslah etmek gibi bir sorumluluklarının bulunmadığını, davacının geçen iki yıl boyunca kendilerine davayı ıslah etmeleri yönünde bir talepte bulunulmadığını, davacının ıslahın yapıldığını, 08/06/2011 tarihinde zaten bildiğini, her koşulda davanın zaman aşımına uğradığını, ayrıca taraflar arasındaki vekalet sözleşmesine göre de davanın reddi gerektiğini, ıslah dilekçesinin dayanak dosyada davacının onayıyla verildiğini, tazminata konu bu davada kendisine atledilecek hiçbir ihmal hata ve kusurun bulunmadığını, bu anlamda manevi tazminat isteminin de hukuka aykırı olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Öncelikle davanın görev, yetki ve zaman aşımı yönünden reddi gerektiğini, davacının Anayasa Mahkemesine dayanak dava nedeniyle yaptığı resen başvuru sonucunun beklenmesi gerektiğini, davacıyla yapılan vekalet sözleşmesi uyarınca davanın reddi gerektiğini, ıslahın davacı ile görüşmeler sonucu onayı ile yapıldığını, bu nedenle tazminata konu davada hiçbir ihmal, hata ve kusurunun bulunmadığını, bu anlamda manevi tazminat isteminin de haksız ve hukuka aykırı olduğunu belirterek davanın reddini istemiştir. Davalı ... vekili cevap dilekçesinde özetle; Davanın Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmesi gerektiğini, bu davalı açısından davanın husumetten reddi gerektiğini; esasen ortak tanıdık aracılığıyla dayanak yapılan davayı takip amacıyla vekaletname çıkarıldığını, davanın diğer davalı avukatlar tarafından takip edilmesi nedeniyle etik olarak davaya vekaletname sunmayı uygun bulmadığını, bu anlamda sözleşmenin askıda kaldığını, ve vekaletnamenin taraflarca yırtıldığını, imha edildiğini, davacının kötü niyetli olarak yırtılan sözleşmenin fotokopisini dosyaya sunarak menfaat elde etmeye çalıştığını belirterek davanın reddini istemiştir.İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 30/11/2016 tarih, 2016/665 Esas, 2016/716 Karar Sayılı ilamı ile; "...1-Tarafların sıfatı, taraflar arasındaki temel ilişki ( avukatlık sözleşmesi), davacı yanın talebinin bu sözleşme gereğinin yerine getirilmemesi veya özensiz yerine getirilme esasına dayanması 6102 Sayılı TTK.4-5.maddesi, HMK.2.maddesi çerçevesinde değerlendirilerek dava dilekçesinin görev yönünden reddine, kararın kesinleşmesine müteakip istemi halinde dosyanın yetkili ve görevli İstanbul Anadolu Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine,..." şeklinde karar verildiği, Yargılamanın devam ettiği İstanbul Anadolu 22. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 09/07/2020 tarih, 2017/63 Esas, 2020/165 Karar Sayılı ilamı ile; Davalı ... Sigorta AŞ hakkındaki davanın reddine, diğer davalılar yönünden davanın kısmen kabul, kısmen reddiyle 1.891.190,53-TL'nin (... Sigorta AŞ 'nin davalı Eren için 450.00,00TL, davalı Sadık için 450.000,00TL ve davalı İsmail için 499.000,00 TL sigorta limitiyle sorumlu olması kaydıyla) sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihi olan 24.09.2015 tarihinden itibaren; davalılar Eren, Sadık ve İsmail yönünden ise, zararın zamanaşımının dolduğu 08.06.2011 tarihinde doğduğu kabul edilerek bu tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle( sigorta şirketi yönünde avans faizi ile ) birlikte davalılar ... Anonim Türk AŞ, Eren, Sadık ve İsmail'den müştereken ve müteselsilen tahsiliyle; davacıya verilmesine, Manevi tazminata ilişkin taleplerinin reddine karar verilmiş, bu karara karşı davacı vekili ile davalı ... ve ... Sigorta Şirketi vekili tarafında ayrı ayrı istinaf kanun yoluna başvurulmuş, Dairemizin 30/09/2021 tarih, 2021/2366 Esas, 2021/1748 Karar sayılı ilamı ile; "... 1.HMK m. 353/1-a-6 uyarınca İSTANBUL ANADOLU 22. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'nin 09/07/2020 tarih, 2017/63 Esas, 2020/165 sayılı kararının KALDIRILMASINA,2.Yukarıda belirtilen kapsamda eksikliklerin giderilmek suretiyle yargılama yapılması hususunda dosyanın kararı veren İSTANBUL ANADOLU 22. ASLİYE HUKUK MAHKEMESİ'ne gönderilmesine,.." karar verilmiş,kaldırma kararı doğrultusunda işlem yapılmak üzere dosya ilk derece mahkemesine gönderilmiştir. İstanbul Anadolu 22. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 17/03/2022 tarih, 2021/699 Esas, 2022/184 Karar Sayılı ilamı ile; "...Davalı ... Sigorta AŞ hakkındaki DAVANIN REDDİNE, diğer davalılar yönünden davanın KISMEN KABUL, KISMEN REDDİYLE 1.891.190,53-TL'nin (... Sigorta AŞ 'nin davalı Eren için 450.00,00TL, davalı Sadık için 450.000,00TL ve davalı İsmail için 499.000,00 TL sigorta limitiyle sorumlu olması kaydıyla) sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihi olan 24.09.2015 tarihinden itibaren; davalılar Eren, Sadık ve İsmail yönünden ise, zararın zamanaşımının dolduğu 08.06.2011 tarihinde doğduğu kabul edilerek bu tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle( sigorta şirketi yönünde avans faizi ile ) birlikte davalılar ... Anonim Türk AŞ, Eren, Sadık ve İsmail'den müştereken ve müteselsilen tahsiliyle; davacıya verilmesine, manevi tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE,..." kararı verilmiş, Dairemizin 01/12/2022 tarih, 2022/2803 Esas, 2022/2960 Karar sayılı ilamı ile; "...Dava, davalar ..., ... ve ... yönünden vekâlet görevini yerine getirilmemesi nedeniyle oluşan zararın tazminine, davalı ... Sigorta Şirketi yönünden davalı avukatların meslek sigortası yaptırmış olmaları sebebiyle limit dahilinde zararın tahsili talebine ilişkin alacak davasıdır. Avukatın, vekil olarak borçları Türk Borçlar Kanunu'nun 505 ve devamı maddelerinde düzenlenmiş olup, vekil, adı geçen Kanunu'nun 506. maddesine göre müvekkiline karşı vekaleti sadakat ve özenle ifa etmekte yükümlüdür. Vekil, sadakat borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, ona zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğundadır. “Özen borcu” ile ilgili Avukatlık Kanunu'nun 34. maddesinde mevcut olan, “Avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık ünvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdürler.” şeklindeki hüküm ise, avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle, Türk Borçlar Kanunu'nun 506. maddesinde düzenlenen vekilin özen borcuna göre çok daha kapsamlı ve özel bir düzenlemedir. Buna göre avukat, üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi, müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da titizlikle kaçınmak zorundadır. Aksi halde avukatına güveni kalmayan müvekkilin avukatını azletmesi halinde azlin haklı olduğunun kabulü gerekir. Gerçekten de avukat, görevini yerine getirirken gerekli özen ve dikkati göstermemiş, sadakatle vekaleti ifa etmemiş ise, müvekkilinin vekilini azli haklıdır. 6098 s.TBK.nun 508.m.sinde vekilin asile hesap verme yükümlülüğü;" Vekil, vekâlet verenin istemi üzerine yürüttüğü işin hesabını vermek ve vekâletle ilişkili olarak aldıklarını vekâlet verene vermekle yükümlüdür. Vekil, vekâlet verene tesliminde geciktiği paranın faizini de ödemekle yükümlüdür." şeklinde düzenlenmiştir. Avukatlık kanunun 164. maddesinin dördüncü fıkrasında “Avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde, değeri para ile ölçülebilen dava ve işlerde asgari ücret tarifelerinin altında olmamak koşuluyla ücret itirazlarının incelemeye yetkili merci tarafından davanın kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin değerinin yüzde onu ile yüzde yirmisi arasındaki bir miktar avukatlık ücreti olarak belirlenir. Değeri para ile ölçülemeyen dava ve işlerde ise avukatlık asgari ücret tarifesi uygulanır.” hükmü düzenlenmiştir.1136 sayılı Avukatlık Kanun'un 171.maddesi hükmüne göre; "(Değişik birinci fıkra : 2/5/2001 - 4667/83 md.) Avukat, üzerine aldığı işi kanun hükümlerine göre ve yazılı sözleşme olmasa bile sonuna kadar takip eder. Avukata verilen vekaletnamede başkasını tevkile yetki tanınmış ise, yazılı sözleşmede aksine açık bir hüküm olmadıkça, işi başka bir avukatla birlikte veya başka bir avukata vererek takip ettirebilir. Vekaletnamede, bunun düzenlendiği tarihten sonra açılacak veya takip edilecek bütün dava ve işlerde vekalete ve başkasını tevkile genel şekilde yetki verilmişse, avukat, bu tarihten sonraki dava ve işlerde müvekkilinden ayrıca vekalet almaya lüzum kalmaksızın işi başka bir avukatla birlikte veya başka bir avukata vererek takip ettirebilir. İkinci fıkradaki hallerde, avukatın müvekkile karşı sorumluluğu devam eder. Birlikte takibettiği veya işi tamamen devrettiği avukatların kusurlarından ve meydana getirdikleri zarardan dolayı müvekkile karşı hem şahsen hem de diğer avukatla birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur. Şu kadar ki, bu hüküm, 12 nci maddede yazılı bir iş sebebiyle başka bir yerde çalışmak zorunluğunda olduğu için işi tamamen başkasına devreden avukatlar hakkında uygulanmaz. Avukat tarafından işe başka avukatlar teşrik edilmiş ise, avukat bundan dolayı ayrı bir ücret istiyemiyeceği gibi, işi birlikte takip eden avukat da müvekkilden herhangi bir ücret istiyemez. İş tamamen başka bir avukata bırakılmış ise, tevkil eden ve tevkil olunan avukatlar ücret sözleşmesindeki miktarı aşmamak şartiyle, harcadıkları mesaiye karşılık olan ücreti müvekkilden istiyebilirler. Ancak, tevkil eden avukat müvekkilden peşin ücret almışsa, harcadığı mesaiye karşılık olan miktarın fazlasını tevkil ettiği avukata ödemekle yükümlüdür." şeklinde avukatın hak ve yükümlülükleri ayrıntılı olarak düzenlenmiştir. Yine, 1136 sayılı Avukatlık Kanun'unun 174. Maddesinde, istifa veya haksız azil halinde avukatın hak ve yükümlülükleri düzenlenmiş olup, buna göre, "Üzerine aldığı işi haklı bir sebep olmaksızın takipten vazgeçen avukat hiçbir ücret istiyemez ve peşin aldığı ücreti geri vermek zorundadır. Avukatın azli halinde ücretin tamamı verilir. Şu kadar ki, avukat kusur veya ihmalinden dolayı azledilmiş ise ücretin ödenmesi gerekmez." hükmü düzenlenmiştir. Davacının kumaş deposunda meydana gelen yangın sebebiyle açılacak tazminat davasında davalılardan ...'ı vekil olarak tayin etmesiyle, Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2009/670 Esas sayılı dosyasına takip etmek üzere yetkilendirildiği, bu taraflar arasında 04/09/2009 tarihli vekalet ücret sözleşmesi yapıldığı, davacının 20/09/2010 tarihli Bursa 17. Noterliği tarafından düzenlenmiş vekaletname ile ... vekil olarak tayin edildiği ve taraflar arasında 20/09/2010 tarihli vekâlet sözleşmesinin düzenlendiği, 22/10/2010 tarihinde davacı asil tarafından Avukat ...'e diğer avukatlar tarafından yetki belgesi verilmesi hususunda davacı asilin beyanda bulunduğu, bu belgenin altında Avukat ...‘ün davayı takip konusunda onay verdiklerine ilişkin diğer avukatların beyanlarının bulunduğu, 26/10/2010 tarihinde Avukat ...'e göre düzenlediği beyan ve talep başlıklı belgede yetki belgesi verilmesini talep ettiği ve "Şahsımca yapılan ya da yapılmayan işlemlerle ilgili olarak hukuki sorumluluk şahsıma ait olacaktır" şeklinde belge düzenlendiği, Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin 2009/670 Esas sayılı dosyasının 21/11/2011 tarihinde davalardan avukat ... tarafından ıslah edildiği, mahkemece davanın kabulüne karar verildiği, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2012/3316 Esas 2012/17227 Karar sayılı bozma ilamı gereğince mahkeme tarafından ıslah talebinin zaman aşımı nedeniyle reddine karar verildiği, kararın 23/09/2014 tarihinde Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2013/21420 Esas sayılı dosyasından onandığı, 08/07/2014 tarihli belge de "ıslah için 08/11/2011 tarihinde davacıya bilgi verildiği ve ıslahın 21/11/2011 tarihinde yapıldığı" belirtilmiştir. Dosyada mevcut belgeler değerlendirildiğinde davalılardan ..., ... ile davacı arasında 04/09/2009 tarihli vekâlet sözleşmesi düzenlendiği bu sözleşmeye dayalı olarak verilen vekâlet gereğince davalı ...'ın Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde tazminat davası ikame ettiği, davacının bu tazminat dosyasını takip etmek üzere yeni bir vekil tayin edilmesi ve bu konuda yeni vekil Avukat ...’e yetki verilmesi konusunda davayı takip eden avukatlarına bilgi verdiği ve bu konuda muvafakatlerini aldığı anlaşılmaktadır.6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun "birden fazla vekil görevlendirilmesi" başlıklı 75. Maddesinde "dava için birden fazla vekil görevlendirilmiş ise vekillerden her biri, vekâletten kaynaklanan yetkileri, diğerinden bağımsız olarak kullanabilir. Aksi yöndeki sınırlamalar, karşı taraf bakımından geçersizdir." denilmektedir.Buna göre herkes davasını sayı sınırlandırılması olmadan birden fazla avukat ile takip ettirebilir ve her bir avukat vekaletten kaynaklanan yetkileri diğerinden bağımsız olarak kullanabilir. Yani vekillerden her biri davayı yalnız başına takip edebilir. Ancak iş sahibi (müvekkil) anlaşmayı yaptığı avukattan sonra ikinci bir avukata da vekâlet vermek isterse, ikinci avukat işi kabul etmeden önce ilk vekalet verilen avukata yazıyla bilgi vermeli ve onayını almalıdır. Yukarıda belirtilen yasal düzenleme nedeniyle 22/10/2010 tarihli ve 26/10/2010 tarihli belgelerdeki onay ve içerik HMK 75. maddedeki düzenlemeye göre yapılmış olup, davalılardan Avukat ... Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesi’nin tazminat dosyasındaki bütün kusurlardan sorumlu olduğu anlamını taşımaz. Bu durumda davalı üç avukatın da iş sahibine karşı özen yükümlülüğünü yerine getirmediği anlaşıldığında zarardan sorumludur. Davalılar zaman aşımı itirazında bulunmuş iseler de, zaman aşımı süresi 1136 sayılı Avukatlık Kanunun 40. maddesinde, “İş sahibi tarafından sözleşmeye dayanılarak avukata karşı ileri sürülen tazminat istekleri, bu hakkın doğumunun öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her halde zararı doğuran olaydan itibaren beş yıl geçmekle düşer.” hükmü mevcut olup, bu hükümle sadece avukata karşı açılan “tazminat” davaları yönünden özel bir zaman aşımı düzenlemesi yapılmıştır. Avukatlık Kanununun 40. maddesinde, “iş sahibi tarafından sözleşmeye dayanılarak avukata karşı ileri sürülen tazminat istekleri, bu hakkın doğumunun öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her halde zararı doğuran olaydan itibaren beş yıl geçmekle düşer” hükmü bulunmakta olup, bu hükümle müvekkilin, avukata karşı tazminat isteminin bir ve beş yıllık zaman aşımına tabi olduğu belirtilmiştir. Mahkemece, dava tarihine göre, dava konusu edilen zararın öğrenildiği tarih Diyarbakır Asliye Hukuk Mahkemesi’nin kararının kesinleştiği tarih 28/07/2015 tarihi olarak mahkemece dikkate alınmış ise de, taraflar arasındaki vekalet ilişkisine dair Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 22/12/2011 tarih 2009/670 Esas, 2011/1318 Karar sayılı ilamının icrâsının yapıldığı Diyarbakır 7. İcra Müdürlüğü’nün 2012/155 Esas sayılı dosyasında davacı asil tarafından 22/01/2013 tarihli dilekçesi ile davalı avukatların da icra dosyasından azlettiğini bildirmiş ve 14 Ocak 2013 tarihli Bursa 15. Noterliğinin 1457 yevmiye nolu ve 1458 yevmiye nolu azil nameleri ile ahzu kabza yetkisinden azlettiğine dair azil namelerin icra dosyasına ibraz edildiği , ancak vekillikten az edilmediği anlaşılmakla, sözleşme ilişkisi devam ettiği sürece zaman aşımı işlemeye başlamayacağından, bir yıllık zaman aşımı süresi, dava tarihi itibariyle henüz dolmamıştır. Bu nedenlerle davalı avukatlar yönünden verilen karar usul ve yasaya uygundur. Davalı Anadolu Sigortanın istinaf talebi değerlendirildiğinde, riziko Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin kararının kesinleştiği tarihte gerçekleşmiştir. Bu durumda olaya uygulanması gereken hükümler 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu 1290 Maddesidir. Sigorta ettirenin akit öncesi ihbar yükümlülüğünü düzenleyen Türk Ticaret Kanunu'nun 1290 maddesi gereğince sigorta ettiren kimse sigortacının sözleşmeyi yaparken hakiki vaziyetleri bildiği takdirde sözleşmeyi yapmamasını veya daha ağır koşullarda yapmasını gerektirecek bütün hususları sigortacıya bildirmek zorundadır. Sigorta ettirene sorulduğu halde susmuş veya eksik yahut gerçeğe aykırı beyanda bulunmuş ise, gerçeği bilme ya sigortacı sözleşmeden sayabilir. Cayma hakkı gerçeğin öğrenildiği tarihten itibaren bir ay içinde kullanılmalıdır. Süresi içinde cayma hakkını kullanmazsa bu hakkı düşecektir. Somut olayda mesleki sorumluluk sigorta sözleşmesi sırasında davalı sigortacının bilgilendirme yönetmeliği uyarınca davalı avukatların takip ettiği davada karşı tarafın zaman aşımı itirazında bulunmuş olmaları sigortacıya bilgilendirme yönetmeliği uyarınca sorumluluğunu yerine getirmediğini göstermez. Bu durumda davalı sigorta şirketinin cayma hakkı bulunmadığından bu davalı yönünden sigorta poliçesi limiti ile sınırlı olarak davanın kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya uygundur. Bu nedenlerle, ilk derece mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğundan, davacı ve davalıları istinaf taleplerinin reddine karar verilmesi gerekmektedir.Bu değerlendirmeler ile dava konusu uyuşmazlığa ilişkin yasal düzenlemeler doğrultusunda; ... ve ..., ..., ... Sigorta Şirketi ve davacının istinaf başvurularının ayrı ayrı HMK m.353/1-b-1 uyarınca oybirliğiyle esastan reddine karar verilmesi sonuç ve kanaatine varılmakla aşağıdaki hüküm kurulmuştur...." şeklindeki gerekçelerle; "...1.HMK m.353/1-b-1 gereğince ... ve ..., ..., ... Sigorta Şirketi ve davacının istinaf başvurularının esastan REDDİNE,..Dair, HMK m. 361 uyarınca, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde temyiz yolu açık olmak üzere,..." karar verilmiş, Dairemiz karararına karşı davacı vekili ve ... Sigorta A.Ş. dışındaki diğer davalılar vekilleri tarafından duruşma istemli temyiz edilmekle dosya Yargıtay'a gönderilmiş, Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 10.10.2023 tarih, 2023/1145 Esas, 2023/2617 Karar sayılı ilamı ile;" ....1.Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının usulden BOZULMASINA, 3. Bozma nedenine göre tarafların temyiz itirazlarının bu aşamada incelenmesine yer olmadığına,.." karar verilerek, dosya ilk derece mahkemesine gönderilmiştir.Yargıtay 3. Hukuk Dairesi'nin 10.10.2023 tarih, 2023/1145 Esas, 2023/2617 Karar sayılı bozma ilamı sonrasında, İstanbul Anadolu 22. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 30/01/2024 tarih, 2024/19 Esas, 2024/55 Karar Sayılı ilamı ile; "...1-Davanın HMK'nun 114/1-c ve 115/2 maddeleri uyarınca görevsizlik nedeniyle usulden REDDİNE, 2-HMK.20/1 maddesi uyarınca, taraflardan birinin kararın kesinleşmesinden itibaren 2 hafta içinde mahkememize başvurarak dilekçe ile dosyanın görevli mahkemeye gönderilmesinin talep etmeleri halinde dosyanın bu davaya bakmaya görevli ve yetkili İstanbul Anadolu Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine, aksi taktirde HMK.20/1. maddesi gereğince davanın açılmamış sayılmasına karar verileceğinin taraflara ihtarına,..." şeklinde karar verildiği, görevsizlik kararı üzerine; İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 28/03/2024 Tarih, 2024/238 Esas, 2024/238 Karar Sayılı ilamı ile; "...1-Dosyanın İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine, 2-Esasımızın bu şekilde kapatılmasına..." şeklinde karar verildiği, İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'ne gönderilmesine kararı üzerine, İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce istinaf konusu 18/09/2024 tarihli: 2024/285 Esas, 2024/753 Karar sayılı kararı ile yeni hiç bir delil toplamadan dosya kapsamında daha önce toplanan tüm taraf delilleri kapsamına göre; "....1-Davalı ... Sigorta AŞ hakkındaki DAVANIN REDDİNE, 2-Diğer davalılar yönünden davanın KISMEN KABUL, KISMEN REDDİYLE 1.891.190,53-TL'nin (... Sigorta AŞ 'nin davalı Eren ... için 450.00,00TL, davalı ... için 450.000,00TL ve davalı ... için 499.000,00 TL sigorta limitiyle sorumlu olması kaydıyla) sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihi olan 24.09.2015 tarihinden itibaren; davalılar Eren, Sadık ve İsmail yönünden ise, zararın zamanaşımının dolduğu 08.06.2011 tarihinde doğduğu kabul edilerek bu tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle (sigorta şirketi yönünde avans faizi ile) birlikte davalılar ... Anonim Türk AŞ, ..., ... ve ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsiliyle davacıya verilmesine, 3-Manevi tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE,..." karar verilmiş, İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesi'nce istinaf konusu 18/09/2024 tarihli: 2024/285 Esas, 2024/753 Karar sayılı kararı hakkında verdiği 31/10/2024 tarihli tavzih kararı ile; "...Davacı vekilinin talebinin kabulü ile Mahkememizin 18/09/2024 tarih ve 2024/285 Esas, 2024/753 Karar sayılı Gerekçeli Kararının; 1-(5) numaralı bendinin hükümden çıkartılmasına, yerine '' 5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi hükümleri gereğince kabul edilen kısma göre davacı taraf için takdir olunan 223.295,24 TL nispi vekalet ücretinin ... (...) Sigorta A.Ş. dışındaki davalılardan ( davalı ... Sigorta Şirketi yönünden 183.890,00 TL ile sınırlı olmak kaydı ile ) müştereken ve müteselsilen alınarak davacıya verilmesine,'' 2-(7) numaralı bendinin hükümden çıkartılmasına, davalılardan ... (...) Sigorta A.Ş. yönünden maddi tazminat talebinin tamamı reddedilmiş olmakla, çıkartılan hüküm yerine '' 5-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi'nin 13/4.maddesi gereğince 17.900,00 TL maktu vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalı ... (...) Sigorta A.Ş.'ye verilmesine,'' 3-(8) numaralı bendinin hükümden çıkartılmasına, yerine '' 8-Davacı tarafından yapılan 29,20 TL başvurma harcı, 34.004,56 TL peşin harç, 3.105,00 TL tebligat ve müzekkere gideri olmak üzere toplam 37.138,76 TL yargılama giderinin davalı ... (...) Sigorta A.Ş. dışındaki davalılardan ( davalı ... Sigorta Şirketi yönünden 27.473,24 TL ile sınırlı olmak kaydı ile) alınarak davacıya verilmesine, kalan tutarın davacı üzerinde bırakılmasına," şeklinde yazılmak suretiyle bu hükümlerinde DÜZELTİLMESİNE,.." karar verilmiş, bu karara karşı davalılar ... ve ... vekili, davalı ... vekili, davalı ... Sigorta Şirketi vekili ve davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesindeki iddialarını tekrarla, "...davalı avukatlar aleyhine zamanaşımının dolduğu tarihten itibaren yasal faize hükmedilmesi doğru olmamıştır:davalı avukatların mesleki hatası olmasa idi, müvekkil dava konusu maddi tazminat alacağını, ... sigorta a.ş. aleyhine keşide edilen ihtarname tarihi olan 24.09.2009 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte adı geçen sigorta şirketinden tahsil edebilecek olup, doğan zarar müvekkilin yoksun kaldığı bu tutar olmakla, esasen davalıların muacceliyet tarihi olan 24.09.2009 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte sorumluluğuna hükmedilmesi gerekirken zamanaşımının dolduğu tarih olan 08.06.2011 tarihinden itibaren temerrüde düşürüldüğü gerekçesi ile ve yasal faiziyle birlikte tahsiline karar verilmesi usul ve yasaya aykırı düşmektedir.zira sayın mahkemenin 18.09.2024 tarihli kararı ile davalıların, tbk madde 505 ve devam maddelerinde düzenlenen, özen ve sadakat borcuna aykırı davrandığı, kural olarak meslek sahibi olan kimseler ve bu arada avukatlar genellikle bilinen ve kabul edilen kural ve usulleri bilmedikleri takdirde sorumlu olurlar hükmü gereği avukatın zamanaşımı süresini kaçırmasının kendi kusurundan kaynaklandığı, konu ile ilgili mevzuatı araştırmadığı, zamanaşımı sürelerine dikkat etmediği, görevini yerine getirmekte özensiz davrandığı, böylelikle kendi kusuruyla müvekkilin zarara uğramasına neden olduğu sabit olup; müvekkilin hak kaybının alınan bilirkişi raporu doğrultusunda 1.891.190,53-tl olduğu tartışmasızdır. ancak anılan tutar davalılarca bilinmekte olup; davalıların hata, ihmal ve kusurlu olarak takip ettiği diyarbakır 2. asliye hukuk mahkemesi’nin 2009/670 e sy dosyasına konu edilmiştir. bahse konu davanın davalısı konumundaki ... sigorta a.ş tarafından muacceliyet tarihi olan 24.09.2009 tarihinden itibaren işleyecek ticari faizi ile birlikte müvekkil ödenmesi gerekirken, davalı avukatların kendi kusurları ile zamanaşımı süresini kaçırdıkları için müvekkil uhdesinde zarara dönüşen söz konusu tutar müvekkilin maddi zarar kalemini oluşturmakla; davalıların sorumluluğu hukuken sebebiyet verdikleri zararın tazmini ve ticari faizi olmalıdır. bu sebeple davalı avukatların sorumluluğuna ilişkin faizin başlangıç tarihi ve faizin türü açısından hatalı olan istinafa konu kararın düzeltilerek, müvekkilin 1, 2 ve 3 nolu davalıların ihmal, kusur ve hataları nedeniyle doğan 1.891.190,53-tl tutarındaki maddi ve 100.000-tl manevi zararının muacceliyet tarihi olan 24.09.2009 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalılardan (sigorta şirketlerinin sorumluluğu azami poliçe teminat limiti ile sınırlı olmak üzere) müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini talep ederiz.2-müvekkilin manevi tazminata ilişkin talebi yönünden davanın reddedilmesi doğru olmamıştır:yerel mahkeme kararında gerçekleşen olaylarda davacının kişilik haklarının zarara uğramadığı ve maddi bir zarar nedeniyle kişilik haklarının zarara uğradığı iddiasıyla manevi tazminat talep edilemeyeceği gerekçesi ile manevi tazminat talebinin reddine karar verilmiş olup; müvekkil için talep edilen manevi tazminat talebinin eksik inceleme ve hatalı yorumlama neticesinde reddi doğru olmayıp istinaf incelemesinde anılan hususun da dikkate alınarak, yerel mahkeme kararının bu açıdan düzeltilmesi ve davanın manevi tazminat talebi yönünden de kabulüne karar verilmesi gerekmektedir. müvekkilin ticari faaliyetini sürdürdüğü işyeri deposunda 08.06.2009 tarihinde çıkan yangın nedeniyle doğan zararının işyerinin yangın sigortasını düzenleyen sigorta şirketinden tazmini için davalı avukatlar tarafından diyarbakır 2. asliye hukuk mahkemesi’nin 2009/670 esas sayılı dava dosyasından açılan ve yürütülen davada, davalı avukatların zamanaşımı süresini kaçırması sebebiyle davanın reddedilmesi sonucu müvekkil 1.891.190,53-tl zarara uğramıştır. davalıların tbk madde 506 da düzenlen özen ve sadakat borcuna aykırı davrandığı, davalı avukatların zamanaşımı süresini kaçırmasının kendi kusurlarından kaynaklandığı, görevini yerine getirmekte özensiz davrandığı, kendi kusurlarıyla davacı müvekkilin zarara uğramasına neden olduğu sabittir. yangın hasarı nedeniyle oluşan müvekkil zararının büyük kısmının hak kaybına uğranılarak tahsil edilememesi sonucunda, ticari işletmenin bilançosunda yaklaşık 3.000.000-tl civarında zarar oluştuğundan ve bu durumdan müvekkilin işletmesi ve şahsının kredibilitesi olumsuz etkilendiğinden, müvekkil banka ve finans kuruluşlarından kredi alamamış, yakınlarından, ailesinden ve arkadaşlarından elden aldığı borçlar işyerinin dönmesine üretim ve satış yapmasına yeterli olamamış ve müvekkile ait hasarlı işletme faaliyetine devam edememiştir. müvekkil ticari işletmeyi ve işyerini ayakta tutabilmek için çok direnmiş, aldığı borçların geri ödemeleri ve işleyen faizleri sebebiyle de yüklü tutarda borç altına girmiştir. müvekkil dava konusu yangın hasarı, takip eden hasar ödememe süreci ve dava sürecinde yaşadığı gerek finansman güçlüğü gerekse ekonomik olumsuzluklar nedeniyle diğer fabrika ve işyerlerini de kapatmak zorunda kalmıştır. dosya kapsamında talimat yolu ile dinlenen tanıkların ifadelerinden; müvekkilin tekstil işi ile uğraştığı, diyarbakır'da büyük bir deposu olduğu, 2009 yılında çıkan yangında deposunun yandığı ve davacının çok büyük zarara uğradığı, 3.000.000-tl tutarında zararı olduğu, davacının maddi ve manevi olarak çok büyük zarara uğradığı, avukatlarının hatası ve kusurları nedeniyle kazandığı davayı kaybettiği, davayı süresinde ıslah etmedikleri için davayı kaybettiği ve ekonomik olarak yıkıma uğradığı, davacının şuan herhangi bir iş ile uğraşmadığı, bu olay nedeniyle işini kaybettiği, ticari itibarını yitirdiği, o dönemde büyük borç altına girdiği, tanıklardan abdulhalim er’in 6 yıllık süreçte davacıdan 510.000-tl alacağı bulunduğu ve halen alamadığı, bu olaylar nedeniyle davacının boşanma aşamasına geldiği, ailece psikolojilerinin bozulduğu, davacının diğer tanık remzi şeker’den para istediği, tanığın davacıya 50.000 dolar kadar para verdiği, davacının ailevi sorunları olduğu, eşinden boşanma aşamasında olduğu, ailesi ile de sorun yaşamaya başladığı tarafsız tanık anlatımları ile sabit olup; yapılan hukuki hata sonucunda müvekkilin son derece yıprandığı, aile hayatının alt üst olduğu, bu olaylar nedeniyle boşanma aşamasına geldiği, bu nedenle çok büyük manevi zarara uğradığı ve ailesi ile sorunlar yaşadığı, aldığı borçları ödeyememe durumuna geldiği, iş ve arkadaş çevresinde mahcup duruma düştüğü, diğer bir deyişle müvekkilin kişilik haklarının zarara uğradığı ve psikolojisi bozulan müvekkilin bu süreçte son derece olumsuz etkilenerek manen de zarar gördüğü izahtan varestedir. davalı vekillerin ihmali davranışı ile müvekkilin işletmesinin kapanması, itibarının sarsılması, ailesinin dağılması, madden ve manen, bedensel ve psikolojik olarak gördüğü zarar, başlı başına kişilik haklarını zedeleyen, kaygı, üzüntü ve stres yaratan bir durumdur. bu nedenle manevi zararın salt vekillerin ihmali nedeniyle doğduğunun kabulü gerekir. zira 2009 yılında çıkan yangın, müvekkilin iş yerini; 2011 yılında davalı vekillerinin ihmali, tüm hayatını, ailesini, sağlığını, ocağını yakmıştır. müvekkil bu dönemde maddi zararının yanı sıra manen de çok yıpranmış, zor günler geçirmiş ve çok büyük manevi zarara uğramış, müvekkilin aile hayatı da alt üst olmuş, müvekkilin şahsı, çevresi ve ailesi nezdinde madden ve manen telafisi güç zararlar doğmuştur. bu sebeple müvekkil nezdinde doğan manevi zarardan, zarara neden olan sigortalı 1, 2 ve 3 nolu davalı avukatlar sorumlu olup; uğradığı manevi zararın davalı avukatlar ile mali mesuliyet sigortacısı diğer davalı sigorta şirketlerince karşılanması gerekmektedir. 3-... sigorta a.ş (yeni unvan ... sigorta a.ş) aleyhine açılan davanın reddedilmesi doğru olmamıştır:sn. mahkeme davalı ... sigorta a.ş’nin olay tarihi itibariyle imzalanan sözleşme gereği sorumlu olmadığı gerekçesi ile adı geçen davalı yönünden davanın reddine karar vermiş ise de; davalı ... sigorta aş hakkındaki davanın reddine dair karar usul ve yasaya aykırı düşmektedir.zira davalı ... sigorta a.ş tarafından, davalılardan avukat ...’ın “avukat” sıfatıyla vermekte olduğu mesleki hizmetler dolayısıyla neden olacağı zararlar ve ileri sürülecek tazminat talepleri için 22747632 sayılı, 100.000-tl bedelli, 08/11/2013-2014 ve 08/11/2014-2015 vadeli mesleki sorumluluk sigorta poliçesi düzenlenmiş olup; poliçede; sigortalının mesleki faaliyeti ifa ederken; görevini gereği gibi yapmamasından, müvekkiline karşı özen borcunu yerine getirmemesinden veya diğer kusurlu davranışlarından doğan zararlar nedeniyle ödemek zorunda kaldığı veya kalacağı maddi ve manevi tazminat tutarları ile yargılama gideri ve avukatlık ücretinin belirlenen poliçe azami limiti dahilinde teminat altına alındığı ve sigortanın kapsamının mesleki sorumluluk sigortası genel şartları a-1.b’deki düzenlemeye göre “sözleşme yapılmadan önce veya sözleşme yürürlükteyken meydana gelen bir olay nedeniyle, sadece sözleşme süresi içinde sigortalıya karşı ileri sürülebilecek talepler” olarak belirlendiği belirtilmiştir. dosyada alınan sigorta bilirkişi raporlarında, davalı ... sigorta a.ş tarafından tanzim edilen poliçede açıkça mesleki sorumluluk sigortası genel şartları a-1.b’deki düzenlemeye göre düzenlendiği kabulüne rağmen, anılan poliçenin kanunun ve genel şartların amir hükümlerine aykırı düşen özel şarttan hareketle, mesleki sorumluluk sigortaları genel şartları a.1.a maddesine göre “sözleşme süresi içinde meydana gelen olay sonucu doğan ve sorumluluk hükümleri uyarınca tazmini sözleşme süresi içinde ya da sonrasında talep edilen zararlara karşı” teminat içerecek şekilde tanzim edildiği yönündeki tespitine katılmak mümkün bulunmamaktadır. açıklanan şekilde davalı ... sigorta a.ş’nin, esasen tanzim ettiği poliçede uygulanamaz bir kapsam belirleyerek, sigorta poliçesine derc edilen genel ve özel şartları sigortalı aleyhine daraltmak suretiyle ve istisnai hükümleri sigortalı aleyhine genişletilerek, içeriksiz bir teminat düzenlemek maksadıyla hareket ettiği izahtan varestedir. bu nedenle bahse konu özel şart düzenlemesinin yok hükmünde sayılarak davalı ... sigorta a.ş’nin tanzim ettiği poliçenin, sözleşme yapılmadan önce veya sözleşme süresinde meydana gelen olayı ve sorumluluğu gerektiren talebin ileri sürüldüğü anı esas aldığı, tazminat talebinin sözleşme devam ederken ileri sürülmesi şartıyla, sözleşme süresinden önce veya sırasında meydana gelen olayların neticesi olan tazminat taleplerini karşıladığının kabulü gerekir. bu sebeple davalı ... sigorta a.ş, somut dava konusu olayda; sigortalısının sebep olduğu ve sözleşme süresinden önce ve yürürlükteyken meydana gelen olaya bağlı olarak doğan zararın sigorta akdi yürürlükte iken davalı ve/veya sigortalısından talep ve davalıya ihbarı halinde sorumlu bulunmakta olup; davalı sigortacı, düzenlenen ilk poliçenin tarihi olan 08.11.2013 tarihinden itibaren sözleşme yürürlükte iken gerçekleşen mesleki hizmet nedeniyle sigortalının sorumluluğunu teminat altına almakla, sigortalının sorumluluğunu doğuran olay poliçe süresi ve kapsamı dahilindedir. esasen yargıtay 17 hd’nin 08.06.2015 tarihli ilamı ile alacağın bir kısmının zamanaşımına uğradığı vakıasının, başkaca kanun yolu bulunmaksızın, kesin olarak belirlendiği ve anılan yargıtay ilamının taraflara tebliği ile 28.07.2015 tarihinde nihai olarak kesinleştiği, dolayısıyla müvekkil açısından zararın doğduğunu bilebilme olgusunun ancak yargıtay ilamının tebliği ile kesinleşme tarihi olan 28.07.2015 tarihi itibariyle gerçekleştiği izahtan varestedir. dolayısıyla avukatın mesleki ihmali ve özensizliği sonucu sorumluluğunu gerektiren olay, davacı müvekkilin zararı ve davalı avukatın bu zarara sebep olduğu vakıası, zamanaşımı nedeniyle talebin reddi kararın kesinleşmesi ile vuku bulan dava konusu zarar talebi davalı ... sigorta a.ş’nin de sorumluluğundadır.ayrıca müvekkil tarafından davalı av. ...’a gönderilen diyarbakır 2. noterliğinin 15815 yevmiye sayılı 29.07.2015 tarihli ihtarnamesi ile mesleki kusur/ihmal/hata nedeniyle sebep olduğu zararının tazmini talep edilmiş olup; bahse konu ihtara karşı davalı ... sigorta a.ş sigortalısı/davalı av. ... tarafından hasar ihbarının adı geçen sigorta şirketine adana 7 noterliğinin 07.08.2015 tarihli 16145 sayılı ihtarnamesi yapıldığı hususunun bildirilmesini müteakip dava öncesinde müvekkil tarafından da davalı ... sigorta a.ş’ne keşide edilen kadıköy 11. noterliğinin 27.08.2015 tarihli ... yevmiye sayılı ihtarnamesi ile sigortalısının neden olduğu ve sorumluluk poliçesi ile teminatında bulunan zararın ödenmesi talebinde bulunulmuş, anılan ihtarname de davalı sigorta şirketine 31.08.2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. dolayısıyla tazminat talebi davalıya poliçenin yürürlükte olduğu süre içinde bildirilmiştir.davalı ... sigorta a.ş, sorumluluk sigortacısı olup; riziko; zarar gören üçüncü şahıs olan müvekkilin, sigortacının teminat verdiği avukatın/davalı av ...’ın sebep olduğu zararın tazmini için sigortalı/avukata başvurusu ile gerçekleşmiş olduğundan ve poliçe ile sigorta süresi içinde sigorta ettirene karşı ileri sürülen tazminat talepleri temin edilmekte olduğundan, dava konusu zarardan adı geçen davalı sigorta şirketi sorumludur. açıklanan sebeplerle, eksik inceleme ve hatalı yorumlama neticesinde yerel mahkeme kararı ile davalı ... sigorta aş hakkındaki davanın reddine karar verilmesi usul ve yasaya aykırı olmakla, istinaf incelemesinde yerel mahkeme kararının bu açıdan düzeltilmesini ve davalı ... sigorta aş hakkındaki davanın kabulüne karar verilmesini saygı ile arz ve talep ederiz...." şeklindeki beyanlarıyla idm kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar ... ve ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesindeki savunmalarını tekrarla, "...İlk derece mahkemesi, davalı müvekkillerin lehine olan delilleri dikkate almadan ve tartışıp değerlendirmeden karar vermiştir. Şöyle ki : Davalı müvekkillerin delil listesinde sunduğu delillerin (davaya dayanak Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/670 E. sayılı davası için davacı ile o tarihte avukat vekili olan davalı müvekiller arasında akdedilen 04.09.2009 tarihli AVUKATLIK SÖZLEŞMESİ'indeki; "sadece 200.000 TL'lik kısmın dava edileceği, ...vb." gibi davalı müvekiller lehine olan düzenlemeler ilk derece mahkemesince dikkate alınmamıştır.b) Delil listemizde belirtilen; emsal içtihatlar ile Ticaret Hukuku uzmanı Prof.Dr. Kemal ŞENOCAK’ın davaya özel hazırladığı mütalaası ile isticvap ve yemin delilleri dikkate alınmamıştır. c) Davanın dayanağı, davalı müvekillerin davacının avukatı sıfatıyla Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesinde davayı açtıktan kısa bir süre sonra dosya bilirkişide iken ve ıslah süresinin sona erdiği değerlendirilen 08.06.2011 tarihinden 7 ay öncesinde ; davacı, kendisinin önceden başka davalarını takip eden ve davanın görüldüğü Diyarbakır'da avukat olan diğer davalı Av. ...'e yetki belgesi verilmesini müvekkillerden talep etmiştir. Müvekkillerin Diyarbakır davasını yürütmelerinden bir sıkıntının olmadığını belirtmiş olmalarına rağmen ısrarı üzerine davacıdan ; "Bu tarihten itibaren yapılan ya da yapılmayan işlemlerle ilgili olarak hukuki sorumluluk Av. ...'e aittir. Av. ...'ün dosya ile ilgili yaptığı veya yapmadığı işlemlerden Av. ... ve Av. ... sorumlu olmayacaktır." şeklindeki yazılı talep ve taahhüdünü içeren 22.10.2010 tarihli BEYAN ve TALEP başlıklı belge, ile diğer davalı avukat ...'ün de 26.10.2010 tarihinde düzenleyip tarafımıza verdiği BEYAN VE TALEP başlıklı belgede de ; "Diyarbakır 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nin 2009/670 E. sayılı dosyası ile davacı ... ... tarafından...açılmış olan davada, tarafıma yetki belgesi düzenlenmesi gerekmektedir. Adıma düzenlenen yetki belgesinin dosyaya ibrazından sonra şahsımca yapılan ya da yapılmayan işlemlerle ilgili olarak hukuki sorumluluk şahsıma ait olacaktır. ..." şeklinde imzalı beyanı ve taahhüdleri sonucu müvekkiller davalı Av. ...'e yetki vermek zorunda kalmıştır. Zaten davacı da yetkili avukat Sadık da fiilen ve hukuken davayı yürütme görevini devir alarak, müvekkilleri davayla ilişkili tutarak; müvekkilleri bilirkişi raporlarıına itiraz, diğer konularda beyanda bulunmak için danışman statüsünde vekâlet ilişkisini devam ettirmişlerdir. Bu şekilde davalı müvekkillerin özen ve sadakat sorumluluğunu ortadan kaldıran ve davacının talebi ile Diyarbakır'da görev yapan diğer davalı avukat ...'e yetki belgesi verildiği hususu dikkate alınmaksızın ve "BEYAN VE TALEP" başlıklı bu belgeler bağlamından kopartılarak Avukatlık Kanunundaki yetki devri (tevkil) ile ilgili hükümlere göre sorumluluktan kurtulamayacakları yönündeki zımni değerlendirmeleri ile müvekkillerin de tazminata mahkum edilmesinin hukuka aykırı olduğu kanaatindeyim. Şayet, belirttiğimiz bu deliller hukuka uygun değerlendirilerek dikkate alınmış olunsa idi, başka bir araştırmaya gerek kalmaksızın, müvekkiller yönünden davanın reddine karar verilmesi gerekirdi. Bu nedenlerle yeteriz ve hukuka aykırı gerekçe ile verilmiş olan maddi tazminatın kabulüne ilişkin ilk derece mahkemesinin kararının; Anayasa'nın 2, 13, 36, 138/1 ve 141/3 maddeleri, HMK'nun 27, 297/1-c maddelerine, Medeni Kanuna, Borçlar Kanuna, Avukatlık Kanununa ve AİHS'nin adil yargılanma hakkını düzenleyen 6. maddesine açıkça aykırıdır. 2-Yetkiye ilişkin ilk itirazımızın reddi yönündeki istinaf nedenleri : Davalı müvekkillerin cevap dilekçelerinde ayrıntılı açıkladığı üzere; 04.09.2009 tarihli Avukatlık Ücret Sözleşmesinin 10. maddesinde ; "Bu sözleşmeden doğacak anlaşmazlıklarda Adana mahkemeleri ... yetkilidir" hükmü gereği yetkili mahkeme Adana Asliye Ticaret Mahkemesidir. Bu husus dikkate alınmazsa bile, avukatlık sözleşmesinin ve sigorta poliçelerin düzenlendiği yer ile davalı müvekkillerin avukatlık mesleğini Adana Barosuna kayıtlı şekilde Adana'da icra ettikleri ve ikamet yerlerinin Adana olması nedeniyle ilk derece mahkemesi yetkili mahkeme değildir. HMK'nun 7/1, 10, 17, 18/2. ve 19/2. maddeleri uyarınca; davalı müvekkillerin seçimlik hakkını kullandıkları Adana Asliye Ticaret Mahkemesinin yetkili mahkeme olduğu kanaatindeyiz. Bu nedenle yasal süresi içinde ilk itiraz olarak yapılan yetki itirazının reddedildiğine ilişkin ilk derece mahkemesinin bu yöndeki cevap ve itirazlarımızı dikkate almaksızın karar vermiş olmasının hukuka aykırı olduğu kanaatindeyim. Zamanaşımı ilk itirazımızın reddine ilişkin istinaf nedenleri : Davaya cevap dilekçesinde davalı müvekkillerin zamanaşımı yönündeki itirazları dikkate alınmamıştır. Esasa ilişkin beyan dilekçelerimizde ve istinaf dilekçelerimizde ; Önceki istinaf ve temyiz dilekçelerimizde ayrıntılı açıkladığımız üzere, "davacının iş bu istinafa konu talep ve dava hakkının zamanaşımına uğradığı yönündeki talebimizin reddi hukuka aykırıdır". Şöyle ki;Avukatlık Sözleşmesinde; müvekkillerin davaya dayanak Diyarbakır 2.Asliye Hukuk Mahkemesinin 2009/670 E. sayılı davası için davacı ile davalı müvekkiller arasında yapılan 04.09.2009 tarihli AVUKATLIK SÖZLEŞMESİ’nde ; “...önce 200.000 TL’lik kısmi dava açılacak, bakiyesi için de yerel mahkemece ilk davada verilen karar doğrultusunda ek dava açılacaktır.” Aynı sözleşmenin 6. maddesinde de ; “...İş sahibi dava aşamaları hakkında avukattan bilgi alacaktır. İş sahibi davanın masraflarını (Keşif, temyiz, bilirkişi, karar düzeltme, ıslah, ilan ve tebligatlar vb.) karşılamadığı durumlarda, kendisine bilgi verilmediği gibi gerekçelere sığınarak avukata sorumluluk yükleyemez..." şeklindeki hükümleri dikkate alındığında, ıslah yapma sorumluluğu bulunmayan davalı müvekkillere sorumluluk yüklense dâhi, Avukatlık Kanununun 40. maddesinde; “İş sahibi tarafından sözleşmeye dayanılarak avukata karşı ileri sürülen tazminat istekleri, bu hakkın doğumunun öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her halde zararı doğuran olaydan itibaren beş yıl geçmekle düşer.” şeklindeki hüküm uyarınca her koşulda davacının dava açma hakkı zamanaşımına uğramıştır. Diyarbakır davasının ilk kararı verilmeden önce, Aralık 2011 tarihinde UYAP kaydında silindiği için ıslahın da kabul edildiği gerekçeli kararda davacının vekili olarak sadece diğer davalı Av. ...'ün adı belirtilmiştir. Bu gerekçeli kararın infazı için Diyarbakır 7. İcra Müdürlüğü'nde ...E. no ile açılan icra takibini de diğer davalı Av. ... davacıdan aldığı vekaletle tek başına açmıştır. Davalı müvekkillerin sonradan icra dosyasına vekalet koyması üzerine, davacı 22.01.2013 tarihli dilekçesi ile icra takip dosyasından müvekkilleri önce azletmiş, daha sonra ise azlini geri alarak ahzukabz yetkilerini kaldırmıştır. Bu olaylar da dikkate alındığında ; davacının ıslahın geç yapıldığını; en geç davalıları azlettiği 22.01.2013 tarihinde öğrendiği, bu tarihte öğrenmemiş olsa bile, icra dosyasında kısmi davada hak ettiği 200.000,00 TL miktarı icra dosyasında bizzat çektiği 2013 yılında, ıslah edilen kısmın reddedildiğini zaten öğrenmiştir. c)Ayrıca, davacı ıslah için gerekli harçlarını ödediği tarihte, zaten 2 yıllık sürenin geçtiğini ve ıslahın 29.11.2011 tarihinde yapıldığını davacı anında öğrenmiştir. Öğrenmemiş olsa dâhi Yargıtay'ın zamanaşımı yönünden bozması üzerine yeniden yapılan yargılama sonucu ıslah edilen kısmın reddedildiğini davalı müvekkillerle eş zamanlı öğrenmiştir. Ya da mahkemenin avukatların sorumluluğuna dayanak aldığı 08.07.2014 tarihli belge ile ya da karar düzeltme talebinin yapıldığı Aralık-2014 tarihinde öğrendiği dikkate alındığında, Avukatlık Kanununun 40. maddesinde öngörülen "öğrenme tarihinden itibaren 1 yıllık süre" geçtikten sonra davacının, müvekkillere yönelik açtığı dava hakkı zamanaşımına uğramıştır. d)Yukarıda açıkladığımız nedenlerle, davacının ıslahın geç yapıldığını öğrendiği 2011 yılı veya en geç 2014 yılı olduğu halde, ıslahın geç yapılmış olduğu iddiasına dayanarak 01.06.2016 tarihinde davalılar aleyhine açmış olduğu istinafa konu dava ; davacının öğrendiği tarihten itibaren bir yıl geçtikten sonra ikame ettiği dava ve talep haklarının, özel kanun olduğu için öncelikle uygulanması gereken 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 40. maddesi uyarınca zamanaşıma uğramış olduğu kanaatindeyim. 02.03.2020 tarihli esasa ilişkin beyan dilekçesinin 3. sayfasında geniş yer verilen Yargıtay 13. HD’nin 24.12.2014 tarih, E:2014/14175 – K:2014/41408 sayılı emsal içtihadındaki ; “Dava, avukat olan davalının kusuru nedeniyle uğranılan zararın tazmini davasıdır. Davacı, davalı avukatın takip ettiği muris muvazasına dayalı tapu iptal ve tescil davasında, onayı olmadan 6 ve 51 nolu parsellerden feragat etmesi sonucunda zarara uğradığını, bu parsellerden hissesini alamadığını ileri sürmüş ve bu konuda davalı avukatı 3.2.2009 tarihinde ... şikâyet etmiştir. Davacı, ... avukatı Baroya şikâyet etmekle zararını öğrenmiştir. ... Baro Disiplin Kurulu Başkanlığının 27.12.2010 tarihli kınama cezası ile ilgili kararı da 18.2.2011 tarihinde kesinleşmiştir. Avukatlık Kanunu 40. maddesinde “...avukata karşı ileri sürülen tazminat istekleri, bu hakkın doğumunun öğrenildiği tarihten itibaren bir yıl ve her halde zararı doğuran olaydan itibaren beş yıl geçmekle düşer.” hükmü bulunmaktadır. Dava 26.6.2012 tarihinde açıldığına ve davalı süresinde zamanaşımı itirazında bulunduğuna, davacı da zararı 3.2.2009 tarihinde öğrendiğini bildirdiğine göre ve şikâyet ve kararın kesinleşme tarihinden sonra bir ve beş yıllık zamanaşımı süresinden sonra dava açılması nedeniyle davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması usul ve yasaya aykırı olup bozmayı gerektirir.” şeklindeki tespit ve değerlendirmeleri ile yine aynı yöndeki Yargıtay 13. HD’nin 05.12.2014 tarih, E:2013/13540 – K:2014/30320 sayılı emsal içtihadı da, davanın zamanaşımı nedeniyle reddi gerektiği yönündeki itirazlarımızı aynen doğrulamaktadır. Bu itirazımız yeterince değerlendirilmeden, davanın kabulü yönünde verilen kararın usul ve yasaya aykırı olduğu kanaatindeyim.4-İlk derece mahkemesi görevsiz olan Asliye Hukuk Mahkemesinin yargılama sürecini ve kararını incelemeye tabi tutmadan, taraflara esasa ilişkin beyanda bulunma hakkı vermeden ve tahkikat yapmaksızın ilk duruşmada görevsiz mahkemenin kararını aynen kabul etmesi de usule ve hukuka aykırıdır...."şeklindeki beyanlarıyla İDM kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesindeki savunmalarını tekrarla, "....öncelikle davacının iddia ettiği ve mahkemenin gerekçesine aldığı üzere Diyarbakır 2. AHM'nin 2009/670 esas sayılı dosyasında müvekkil adına tanzim edilmiş bir vekaletname bulunmamaktadır. bu husus yargılamanın ilk gününden bu güne tüm aşamalarda izah edilmiş ise de herhangi bir şekilde dikkate alınmamıştır. dava dosyamız içeriğinde mevcut iş bu dosya incelendiğinde müvekkil adına tanzim edilmiş bir vekaletnamenin bulunmadığı görülecektir.sayın mahkemece verilen karar açıkça usul ve esasa aykırı olup tarafımızca sunulan ıslak imzalı belgeler ve deliller değerlendirilmeden, gerekçede dahi bahsi yapılmadan hatta hükümde yazılı savunma beyanlarımız ve gerekçe eki sayılan bilirkişi raporu dahi hatalı yazılarak neticelendirilmiştir. dava dosyasına sunmuş olduğumuz ve öncesinde görevsiz kararı verilen ve şu an kararı veren 5. asliye ticaret mahkemesine sunmuş olduğumuz, ''diyarbakır nöbetçi asliye hukuk mahkemesi aracılığı ile İstanbul Anadolu 5. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/665 E. sayılı dosyasına'' gönderdiğimiz 2016/518 muhabere numaralı cevap dilekçemiz ve ekinde mevcut delillerimiz hiç incelenmemiştir. usul açısından; davalı sigorta şirketleri yönünden yargılama yapan mahkeme, yargılamanın her aşamasında resen görev hususunu incelemelidir. sigorta poliçesi sebebi ile davalı olarak gösterilen sigorta şirketleri açısından yapılacak yargılama, poliçe esaslı olduğundan her ne kadar asliye ticaret mahkemesinde görülmesi gerekiyorsa da öncelikle avukatların bir kusurunun bulunup bulunmadığı hususunda bir karar bulunması gerekmektedir. bu sebeple davanın önce avukat davalılara karşı açılması; neticesine göre ticaret mahkemesine gidilmesi gerekmekte idi. avukat müvekkil ilişkisine dair yargılamanın özel yetkili tüketici mahkemelerinde yapılması gerektiği nazara alındığında dosyanın tüketici mahkemesince görülmesi gerektiği kanaatini taşımaktayız. yine bu güne kadar verilen tüm kaldırılan kararlarda olduğu gibi sayın mahkeme, davanın başından beri izah ettiğimiz ve dava konusu olayın kaynaklandığı vekalet ilişkisinde sanki davalı ...'e verilmiş bir vekaletname ve düzenlenmiş bir vekalet sözleşmesi varmış gibi hareket etmiş ve diğer davalı avukatlar gibi değerlendirerek hükme varmıştır. tüm dosya mündericatı incelendiğinde dosyanın sınırlı yetki belgesi ve davacı ... ... tarafından tanzim edilmiş yetki sınırlarını belirleyen evrak ile takip edildiği açık bir şekilde görülmekte olup bu hususta davacının da herhangi bir itirazı söz konusu değildir. sadece dava dilekçesinde gerçeğe mugayir şekilde vekaletnameden ve bu vekaletnameye bağlı taraflarca imha edilmiş sözleşmeden bahsedilmiş ise de davacı tarafından dosyaya sunulan bir evrak bulunmamaktadır. tüm bu olay gerçeğine rağmen sayın mahkeme gerekçesini; var olmayan bir sözleşmeye ve dava dosyasında hiç kullanılmayan bir vekaletnameye dayandırmıştır. müvekkilim, davalıca davanın kendisi tarafından sürdürülme isteğini, avukatlık kanunu md. 37 serbestisi gereği kabul etmeyerek, 38/f gereği dilerse diğer meslektaşları tarafından verilecek yetki belgesi ile yalnızca duruşma takibi yapabileceği bilgisini davacıya bildirmiştir. dolayısı ile davacı tarafından müvekkile verilen vekaletname dava dosyasına hiç sunulmamıştır. davacı ve diğer davalılar ile yapılan mutabakat üzerine müvekkilimin mesleki sınırları, hem dosyada vekillik görevini gören meslektaşları hem de davacı asil tarafından yazılı şekilde tanımlanmıştır. dosyada mevcut (02.11.2010 tarihli duruşma takibinden ibaret yetki belgesi) ve (... ... tarafından imzalanmış dava takip kapsamı tutanağı) bu durumu açıklıkla izah etmektedir. dava dosyasında mevcut davacı ... ... tarafından ıslak imza ile düzenlenmiş ''dava takip ve kapsam tutanağı'' yine mahkemece hiç değerlendirilmeden neticeye varılmakla; mahkemece resen alınan bilirkişi incelemesinde bu evrakın önemine defalarca vurgu yapılmıştır. yerel mahkemece dikkate alınmayan bu hususun sayın makamınızca incelenmesini ve değerlendirilmesini talep etmekteyiz. iş bu evrak ile müvekkilin alt vekillik sınırı açıkça çizilmiş olunup üstlenmiş olduğu görev ve sorumluluk net bir şekilde yazılı hale getirilmiştir. alt vekillik ilişkisi kurulur iken davacı asil ile yetki belgesi tanzim eden diğer davalı ..., müvekkilimin sorumluluğunun yalnızca duruşma takibinden ibaret olduğunu ve herhangi bir sair sorumluluğunun bulunmadığını yazılı belge ile sabit hale getirirlerken, av. ... tarafından müvekkile verilen yetki belgesi de (dava takipçilerine verilen yetki) incelendiğinde, yetki kapsamının sınırlı olduğu görülecek olunup ıslah gibi inşai bir işlemi yapmaya zaten yetkili olmadığı açıktır. bu hususta hmk 74 kapsamında müvekkilin ıslah işlemi yapmaya yetkisi yok iken yetkili gibi değerlendirilip sorumluluğuna gidilmesi tamamen hatalı olmuştur.dava dosyasında yapılan yargılama gereği, sayın mahkemece dosya bilirkişiye gönderilmeden önce incelenmesini talep ettiğimiz hususlar bildirilmiş idi. 30.04.2018 tarihli beyanımızda;a.davalı av. ... tarafından düzenlenen ve diğer davalı av. ...'a verilen yetki belgesi ile müvekkilime verilen yetki belgesinin karşılaştırılmasını talep etmiştik.b.davacı ... ... tarafından yetki belgesi ekinde müvekkilime verilen dava takip kapsam tutanağının değerlendirilmesi neticesinde davacı asil ve yetki belgesi veren dosya vekili ...'ın müvekkilim ...'ün davanın takibindeki sorumluluk sınırlarının tespitini talep etmiştik.c.diyarbakır 2. asliye hukuk mahkemesinin 2009/670 e. sayılı dava dosyası ve duruşma tutanaklarının incelenerek müvekkilimin dosyaya sunmuş olduğu bir vekaletnamenin var olup olmadığının tespitini istemişsek de bu husular açısından eksik rapor hazırlanmıştır. 20.07.2018 tarihli bilirkişi raporuna karşı süresi içerisinde sunduğumuz beyanımızda her ne kadar raporda müvekkilime bir sorumluluk yüklenmemiş ise de talepte bulunduğumuz sair hususlarında ek rapor ile açıklattırılmasını talep ettik. sayın mahkeme, talebimiz konusunda red veya kabul kararı vermemiş olup taleplerimiz yokmuş gibi hareket etmiştir. bu sebeple yüksek makamınızca yapılacak incelemenizde 14.08.2018 tarihli bilirkişi raporuna karşı beyanımızın incelenmesini talep ediyoruz. yerel mahkeme gerekçesinde, 20.07.2018 tarihli bilirkişi raporunu, müvekkil açısından okumadan, anlaşılamadan ve raporun tam aksi yönünde kaleme alınmıştır. şöyle ki; bilirkişi raporunun değerlendirme kısmının son paragrafında müvekkil ... açısından herhangi bir sorumluluk atfedilmemiş olunmasına rağmen diğer davalı avukatların sorumlu oldukları net bir şekilde yazılı olup bilirkişi tarafından raporun sonuç kısmında müvekkilimin durumunun mahkemece yorumlanması gerektiği açıkça yazılmıştır. ancak sayın mahkeme gerekçesinde bu bağlamda herhangi bir değerlendirme yapmadan, bilirkişi raporunda olmayan, yazılmayan ve böyle bir imaya dahi varılamayacak şekilde ''... her üç davalı avukatın, imzalanan sözleşmeler ve yasal mevzuat uyarınca müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğunu, avukatlık kanunu ve türk borçlar kanunu hilafına, müvekkil zararına sebep olan davalı avukatların sorumluluğuna gidilmesi gerektiği açıkça tespit edilmiştir.'' demek suretiyle, sanki bilirkişi raporunda böyle bir tespit yapılmış gibi çarpıtarak, olmayan bir tespit ve yazılı olmayan bir beyan varmış gibi göstererek vakaya uymayan bir şekilde raporu değerlendirmiş ve raporda yazılı olmayan bir cümleyi yazılıymış gibi gerekçesine alarak hükme varmıştır. cevap dilekçemiz ekinde sunulan 02.11.2010 tarihli davacı ... ...'in talimatı ile düzenlenen ve davalılardan ... ile ... tarafından müvekkilime duruşma takibi için ödenecek ücretin belirlendiği beyan başlıklı evraktan da anlaşılacağı üzere müvekkil ...'ün alt vekillik sınırı ve karşılığında alacağı ücreti tüm taraflarca belirlenerek yetkilendirilmiştir. toplam vekalet ücretinin %1 oranı yalnızca duruşma takibi için ödenecek bir ücret olup aksi avukatlık ücret tarifesine de aykırıdır. dayanak dava kapsamı düşünüldüğünde, anlaşılan ücretin tam yetki için olamayacağı açık olup hayatın olağan akışına da aykırı bir durumdur. dosyada mevcut iş bu beyan, davacı tarafından imzalı dava takip kapsam tutanağı ve ... tarafından müvekkile verilen yetki belgesi birlikte değerlendirildiğinde müvekkilin sorumluluğunun sınırları çok açık bir şekilde görülmektedir. diğer davalı ...'ın davalılardan ...'a ve müvekkilim ...'e verdiği yetki belgelerinin karşılaştırılmasında da bu durum yine açıkça görülmektedir. müvekkile verilen yetki belgesi dava takipçilerine verilen yetki belgesi olup yalnızca duruşma takibini ihtiva eden bir evraktan ibarettir. hmk 74'ün aradığı özel yetkilere haiz bir yetki değildir. müvekkile verilen yetki belgesinde açıkça avukatlık kanunu yönetmeliğinin 75. maddesinin 3. fıkrası uyarınca verildiği yazılıdır.''(dava ve iş takipçilerimadde 75. avukatlık kanununun geçici 17 inci maddesi hükümleri saklı kalmak üzere bu yönetmeliğin 74 üncü maddesi ile avukatlık mesleğine kabul, yalnız avukatların yapabileceği işler, başka baroya nakil, disiplin işlemlerine ilişkin hükümleri dava ve iş takipçileri hakkında da kıyasen uygulanır.dava ve iş takipçileri, avukatlık kanununun geçici 17 inci maddesinin dördüncü fıkrası uyarınca bulundukları yerdeki avukat veya dava vekilleri sayısı üçü bulmadıkça listesine yazılı oldukları baro veya başka bir baro bölgesindeki bir yere nakledilemezler.dava ve iş takipçilerine verilecek yetki belgesi türkiye barolar birliğinin belirleyeceği örneğe göre düzenlenir.'' şeklindedir. müvekkile verilen yetki belgesinin 75. madde uyarınca dava takipçilerine verilmesi gereken bir yetki belgesi olması düşünüldüğünde aslında geçersiz bir yetki belgesi olup avukatlar arasında bu şekilde düzenlenen bir yetki belgesi bulunmamaktadır. bu bağlamda avukatlar arasındaki sözlü anlaşma ve davacı asil tarafından yazılan dava takip kapsam tutanağı tüm tarafların iradesini açıkça ortaya koymuş olduğundan duruşma takibi yapılabileceği müvekkilce kabul edilmiştir.esasa ilişkin herhangi bir kabulümüz olmasa da vekalet ilişkisinin doğumu yönünden belirtmekte fayda olacağını düşündüğümüz asıl husus vekalet veren davacı ... ...'in davalı üç avukat ile olan ilişkisidir.... : ... ...'den vekalet alan ve tam sorumluluk içinde bulunan avukat.... : ... ...' in muvafakatinin olup olmaması önem arz etmeyen vekaletnamede mevcut tevkil yetkisi ile tam yetkilendirilmiş ve asıl vekil gibi ... ...'e karşı sorumluluğu bulunan alt vekil.... : temsil ve alt vekil sınırları açıkça yazılı evraklar ile sabit olan, davacı ... ... tarafından yetkilendirilmesi istenen diğer iki avukatın adana ilinde ikamet ediyor olmasından dolayı duruşma takibinin yapılması istenen sınırlı alt vekil. bu alt vekilin yetki sınırları hem davalı ... tarafından verilen yetki belgesi ile hem de davacı ... ...'in bizzat imzaladığı dava takip kapsam tutanağı ile sabit hale getirilmiştir. vekillik müessesesinin belirleyicisi asil olup asilin keyfiyeti ve iradesi vekilin yetki sınırlarını belirlemekte aslolandır. bu bağlamda asil ... ... temsil yetkisini dağıtır iken müvekkil ...'ü duruşma takibi ve dosyanın takipsizlikten dolayı işlemden kaldırılmaması için açıkça yetkilendirmekle görev sınırlarını belirlemiş ve sonrasında haksız ve mesnetsiz iş bu dava ile muhatap etmiştir. bu bağlamda müvekkil açısından reddi gereken dava neticesinde verilen kararın kaldırılması gerekmektedir.müvekkilim iş bu dava sebebi ile artık mesleki sorumluluk sigortası yapamamakta olup 13 yıldır vekillik ilişkisi içerisinde olduğu ve sözleşmelerinde sorumluluk sigortasını zorunlu tutan ziraat bankası vekilliğinden istifa etmek zorunda kalmıştır. her ne kadar dava konusu ile ilgili olmasa da mevcut kararın kaldırılacağını ve müvekkil lehine sonuçlanacağını düşündüğümüz dava neticesinde açılacak maddi ve manevi tazminat taleplerimizi saklı tuttuğumuzu bildirmekteyiz. haksız ve mesnetsiz dava sebebi ile yerel mahkemece yeterli inceleme yapılmaksızın verilen karar sebebi ile ciddi mağduriyetler yaşamaktadır. iş bu sebeple sayın bölge adliye mahkemeniz başkanlığınca yapılacak incelemede duruşma istemimiz bulunmaktadır. sayın mahkemenizce yapılacak değerlendirme neticesinde yerel mahkemenin göz ardı ettiği delillerimiz, cevap dilekçemiz ve dosyada mevcut tüm evraklarımız uyarınca haklılığımız sübut bulacak olup hakkaniyet gereği iş bu kararın kaldırılacağına ve nihayetinde davanın reddedileceğine olan inancımız tamdır..."şeklindeki beyanlarıyla İDM kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ... Sigorta Şirketi vekili istinaf dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesindeki savunmalarını tekrarla, "... tarafımızca açıklanmak istenen husus sigorta sözleşmelerinin şekle bağlı olmamasıdır. bu durum ttk'nın düzenlemesinden de açıkça anlaşılmaktadır. yerel mahkemece ise tam aksi yönde ve hatalı bir şekilde yapılan açıklama ikrar olarak nitelendirilmiştir. poliçede imza olmaması cayma hakkının düşmesi olarak kabul edilemez. yerel mahkemece müvekkil şirket tarafından düzenlenen mesleki sorumluluk poliçesinin mesleki sorumluluk sigortası genel şartları a.1.b’ye göre düzenlendiği, buna göre sözleşme yapılmadan önce meydana gelen olayın da teminat dahilinde olduğu sonucuna ulaşmış, bu tespitler doğrultusunda yerel mahkemece davanın müvekkil şirket yönünden kabulüne karar verilmiştir. 3. sigorta sözleşmesi sigortacının bir prim karşılığında, kişinin para ile ölçülebilir bir menfaatini zarara uğratan tehlikenin, rizikonun, meydana gelmesi halinde bunu tanzim etmeyi ya da bir veya birkaç kişinin hayat süreleri sebebiyle ya da hayatlarında gerçekleşen bazı olaylar dolayısıyla bir para ödemeyi veya diğer edimlerde bulunmayı yükümlendiği sözleşmedir.görüleceği üzere riziko kavramı sigorta sözleşmesinin unsurlarından olup rizikodan ne anlaşılması gerektiği sigorta hukuku anlamında oldukça önemlidir. riziko zarar doğurma olasılığı bulunan olaydır. ancak, sigorta hukuku anlamında, her zarar doğuran olay riziko olarak kabul edilmez. bir olayın sigorta açısından riziko niteliği taşıyabilmesi için meydana gelip gelmeyeceğinin belirsiz olması veyahut ne zaman meydana geleceğinin bilinmemesi gerekir.bilirkişinin raporunda belirttiği gibi poliçeler, poliçe başlangıç tarihinden önce gerçekleşen risklere de teminat verebilmektedir, ancak buradaki ana husus risk poliçe başlangıç tarihinden gerçeklemiş olsa bile sigorta ettiren tarafından bilinmemesidir.... uyuşmazlık konusu olayımıza baktığımızda ise sigortalı avukatların üçü de yerel mahkemenin bozma kararına uyarak davayı 200.000,00 tl üzerinden kabul ettiği hususunu 03.10.2013’de öğrenmişlerdir. artık ortada bir risk vardır ve bu sigorta ettiren avukatlar tarafından bilinmektedir.avukatlık yasası ile borçlar kanunu’nun vekalet sözleşmesi hükümlerinin avukatlara yüklediği ağır özen yükümlülüğü uyarınca bir avukatın ıslah zamanaşımının kaçırıldığı gerçeği/şüphesinin ne anlama geleceğini bilmemesi, sonuçlarını öngörememesi kabul edilemez. dolayısıyla 03.10.2013 tarihi itibariyle üç sigorta ettiren avukat da riskin gerçekleştiğini, gerçekleşme ihtimalinin bilindiğinin kabulü gerekir.5. türk ticaret kanunu m. 1435 uyarınca “ sigorta ettiren sözleşmenin yapılması sırasında bildiği veya bilmesi gereken tüm önemli hususları sigortacıya bildirmekle yükümlüdür. sigortacıya bildirilmeyen, eksik veya yanlış bildirilen hususlar, sözleşmenin yapılmamasını veya değişik şartlarda yapılmasını gerektirecek nitelikte ise, önemli kabul edilir. sigortacı tarafından yazılı veya sözlü olarak sorulan hususlar, aksi ispat edilinceye kadar önemli sayılır.”sigorta ettirenler 03.10.2013 tarihi itibariyle yaklaşık olarak 1.891.190,00 tl (ıslah zamanaşımı nedeniyle reddilen kısım) tutarındaki riski bilmektedirler. bu riski bilerek ve kasten müvekkil şirketten saklayarak poliçe tanzim ettirmişlerdir.1.891.190,00 tl’lik risk müvekkil şirket açısından ise, ticari hayatın olağan akışı içerisinde ve sigorta hukuku anlamında, önemli bir husustur. buna rağmen yerel mahkemece poliçenin düzenlendiği tarihte bu durumun sigortalılar tarafından bilinemeyebileceği gerekçesiyle hatalı bir şekilde davanın kısmen kabulü yönünde hüküm kurulmuştur.... sigorta ettirenin beyan yükümlülüğünü ihlal etmesi halinde ttk sigortacıya ttk m. 1439/1 uyarınca sözleşmeden cayma hakkı tanımıştır. müvekkil şirket beykoz 2. noterliği 20.08.2015 tarihli, 40167, 40168 ve 40169 yevmiye numaralı ihtarnameleri ile sigorta ettirenlere cayma beyanını iletmiştir.ihtarname metinleri dosyada mübrezdir.... yevmiye no.lu ihtarname ...’a tebliğ edilmiş, cevabi yazısı da işbu dilekçemizin ekindedir.40168 yevmiye no.lu ihtarname ...’e tebliğ edilmiştir, tebliğ şerhi işbu dilekçemize eklidir.... yevmiye no.lu ihtarname ...’a adres yetersizliğinden tebliğ edilememiştir. ancak ttk m. 1416 uyarınca sigortacı tarafından yapılan tebliğ ve bildirimler sigorta ettirenin sigortacıya bildirdiği son adrese yapılmaktadır.poliçe metnindeki adres ile ihtarname üzerinde yer alan adres birbirini tutmakta olup ttk uyarınca müvekkil şirket cayma iradesini göstermiş kabul edilmektedir.7. tüm yargılama boyunca müvekkil şirketin ttk uyarınca cayma iradesinde bulunduğu, artık müvekkil şirket nezdinde geçerli bir poliçe bulunmadığı hususunda ayrıntılı, gerekçeli beyanlarımız ısrarla tekrarlanmış ancak yerel mahkeme tarafından bu itirazlarımız hiçbir şekilde değerlendirilmemiştir. bam tarafından verilen bir önceki karar kapsamında cayma hakkının usulüne uygun bir şekilde kullanılıp kullanılmadığı hususunda bilirkişi incelemesi talep etmemize rağmen bu taleplerimiz de karşılık bulmamıştır. eksik inceleme ile bir önceki yerel mahkeme kararı ile aynı hüküm hatalı bir biçimde tesis edilmiştir. 8. oysaki somut olayda müvekkil şirket nezninde geçerli poliçe bulunmamaktadır. davalı sigortalılar söz konusu riski poliçe düzenlenirken beyan etmemeleri nedeniyle cayma hakkı usulüne uygun bir şekilde kullanılmıştır. cayma hakkının kullanıldığı tarihte yahut sonrasında hiçbir şekilde cayma hakkından zımmi vazgeçilmesi gibi bir durum söz konusu olmamıştır. açıklanmak istenen husus, poliçelerin imzalı olmamasının sigorta sözleşmesi yönünden bir geçerlilik şartı olmayışıdır. aydınlatma ve bilgilendirme formları sigortalılara usulüne uygun bir şekilde poliçe düzenlenirken verilmiştir. sigortalılar tarafından ise bu dönem içerisinde var olan risk bildirilmeksizin poliçe düzenlenmesine sebebiyet verilmiştir. bu durumun tespiti üzerine cayma hakkının kullanılmış olması hukuka uygundur. ortada geçerli bir poliçe olmamasına rağmen davanın reddi gerekirken kabul edilmesi usul ve yasaya aykırıdır. bu nedenle sayın başkanlığınız tarafından yapılacak inceleme neticesinde kararın ortadan kaldırılması gerekmektedir. 9. davanın kabulü anlamına gelmemek kaydı ile müvekkil şirket'in sorumlu tutulacağı miktar da hatalı hesaplanmıştır. her poliçe yönünden muafiyet düzenlemesi "bu sıgortaya uygulanacak olan muafıyet tutarı her bır tazmınat talebı ıçın asgarı 1.000 tl olmak üzere her bır hasarın %10'udur" şeklinedir. poliçelerde düzenlenen teminat limiti ise 500.000 tl'dir. bu anlamda her poliçe yönünden sorumluluk ayrı ayrı belirlenerek her biri bakımından hasarın %10'una tekabül eden sorumluluk sınırından düşülmesi gerekmektedir. karar bu yönüyle de hatalıdır. 10. davanın kabulü anlamına gelmemek kaydı ile müvekkil şirket'in sorumlu tutulacağı fer'iler yönünden de karar hatalı kurulmuştur. zira müvekkil şirket anaparadan poliçe limitleri uyarınca sorumlu olduğu gibi anaparaya bağlı vekalet ücreti, yargılama gideri, harç vb. fer'ilerden de sorumlu olduğu miktara oranla sorumludur. aksi takdirde hükmün icrasında yaşanacak tereddütler hak kaybına sebebiyet verecektir...." şeklindeki beyanlarıyla idm kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar ... ve ... vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesindeki savunmalarını tekrarla, "...2-"faiz başlangıcının 24.09.2009 tarihinden itibaren hesaplanması gerekir" yönündeki davacının istinaf talebi gerçeğe ve hukuka aykırıdır : çünkü, davanın dayanağı diyarbakır 2. asliye hukuk mahkemesinin 2009/670 e. sayılı dava için davacı ile davalı müvekkiller arasında akdedilmiş 04.09.2009 tarihli avukatlık ücret sözleşmesi’nde sigorta eden ... sigorta a.ş. aleyhine açılan davada ; "...önce 200.000 tl’lik kısmi dava açılacak, bakiyesi için de yerel mahkemece ilk davada verilen karar doğrultusunda ek dava açılacaktır.” şeklindeki hüküm dikkate alındığında, dava kabul edilse dâhi, faiz başlangıcının davanın açıldığı 01.06.2016 tarihinin olması gerektiği yönündeki istinaf talebimizin de dikkate alınarak davacı tarafın bu konudaki istinaf talebinin reddi gerektiği kanaatindeyim. 3- davacı tarafın istinaf başvurusunda ; davalı avukatlar yönünden "...işleyecek ticari avans faizi ile birlikte sorumluluğuna hükmedilmesi gerektiği..." yönündeki istinaf talebi gerçeğe ve hukuka aykırıdır : çünkü; dava konusu diyarbakır davasını açmak ve yürütmek için davacı taraf ile müvekkil davalı avukatlar arasında imzalanmış avukatlık vekalet sözleşmesine dayalı serbest meslek faaliyetinden doğmuş iş ve işlemler olduğundan dolayı 6102 sayılı türk ticaret kanunu'nun 01/07/2012 tarihinde yürürlüğe giren 4. maddesi ve zararın doğduğu iddia edilen tarihte (08.06.2011'de) yürürlükte bulunan 6762 sayılı mülga ttk'nun benzer olan 4. maddesi uyarınca ticari dava değildir. bu nedenle, davalı avukatlar için yasal faiz uygulanması yönündeki yerel mahkeme kararı hukuka uygundur. 4-davacı tarafın davalı müvekkil avukatlara atfen, yerel mahkeme kararını da esas alarak, istinaf başvurusunda; "...davalıların, tbk madde 505 ve devam maddelerinde düzenlenen, özen ve sadakat borcuna aykırı davrandığı, ... avukatın zamanaşımı süresini kaçırmasının kendi kusurundan kaynaklandığı, ... müvekkilin zarara uğramasına neden olduğu sabit olup; müvekkilin hak kaybının ... 1.891.190,53-tl olduğu tartışmasızdır." şeklindeki beyanlarının hukuka aykırı olduğu kanaatindeyim. davacının bu konudaki beyanları ile yerel mahkemenin ıslahın 2 yıllık süre geçtikten sonra yapılması nedeniyle davacının maddi tazminat talebini kabul ettiğine ilişkin kararının hukuka aykırı olduğu hususu, tarafımızca yapılan istinaf başvurusu dilekçemizde ayrıntılı açıklanmıştır. aynı açıklamalarımızı ve itirazlarımızı davacının bu başlık altında belirttiği hususlara karşı da aynen tekrar ediyoruz.özellikle, istinaf başvuru dilekçemizin 8. sayfasında (2) nolu başlık altında başlayarak 9. sayfada devam eden ve özetini sunduğumuz anayasa mahkemesi'nin 22.02.2022 tarih ve 2019/12190 bireysel başvuru nolu emsal hak ihlali kararının (50) nolu paragrafında ; "belirsiz alacak davasında saklı tutulan kısmın zamanaşımına uğrayıp uğramadığının dava tarihine göre değerlendirilmesi gerektiği" şeklindeki gerekçesi de, davalı müvekkillerin davacının avukat vekili sıfatıyla, fazlaya ilişkin talep ve dava haklarını saklı tutularak belirsiz alacak davası olarak açtıkları dayanak diyarbakır davasında, 2. bilirkişi raporu verildikten sonra dava değerini arttırarak (ıslah ederek) saklı tutulan kısmın zamanaşımına uğradığı gerekçesi ile reddedilmesinden dolayı, davalı müvekkillerin herhangi bir hatasının, kastının, kusurunun, ihmalinin, özensizliğin veya sadakatsizliklerinin bulunmadığı açık ve nettir. davalı müvekkillerin yerel mahkemeye sundukları dilekçelerinde; "ıslah edilen kısmın 6100 s. hmk'nın 107. maddesi kapsamında talep edildiğinden dolayı zamanaşımına uğrayamayacağı" yönündeki taleplerinin kabul edilmemesi anayasa mahkemesi'nin bu kararına açıkça aykırıdır. bu durumda, dayanak diyarbakır davasında fazlaya ilişkin saklı tutulan kısmın, sonradan hmk 107/2. maddesi kapsamında dava değeri arttırılarak talep edilen 1.891,190,53 tl kısmın reddedilmesi ile sonuçlanmasından diyarbakır davasına bakan mahkeme ve yargıtay dairesinin yukarıda bahsedilen anayasa mahkemesi kararına ve hukuka aykırı verilmiş kararlarından kaynaklanmış olduğu ortaya çıkmıştır. ayrıca, davanın reddine dayanak alınan yargıtay hukuk genel kurulu'nun 06.03.2013 tarih ve e:2012/4-824 - k:2013/305 sayılı 15'e karşı 16 üyenin (çoğunluk) kararı ile hüküm altına alınan ; “ek dava niteliğinde olan ıslahla artırılan maddi tazminat istemi yönünden zamanaşımı süresi dolduğundan bu istemi reddeden mahkemenin direnme kararı yerindedir." şeklindeki tespit ve değerlendirme ile vermiş olduğu hükmün de anayasa mahkemesi'nin yukarıdaki hak ihlali kararına açıkça aykırı olduğu gibi, anılan yhgk kararına muhalif kalan 15 üyenin ; "kısmi ıslahın bir ek dava niteliğinde olmadığını, kısmi ıslah halinde zamanaşımının davanın açıldığı tarihe göre belirlenmesinin gerektiği..." şeklindeki değerlendirmelerin (muhalefet şerhlerin) de anayasa mahkemesi'nin yukarıdaki hak ihlali kararı ile uyum içinde olduğunu göstermektedir. anayasa mahkemesi'nin bu kararı ; temyize konu ilk derece mahkemesi kararının dayanağı diyarbakır davasında, davalı müvekkillerin herhangi bir hata, kasıt, kusur, ihmal, özensizlik veya sadakatsizliklerinin olmadığına karinedir.böylece, davacının avukatı sıfatıyla hareket eden davalı müvekkillerin; fazlaya ilişkin haklarını saklı tutarak sigortacı ... sigorta a.ş. aleyhine diyarbakır 2.asliye hukuk mahkemesinde açtıkları belirsiz alacak (tazminat) davasında 2 yıllık zamanaşımı süresi geçtikten sonra dava değerinin arttırıldığı (ıslah edildiği) gerekçesi ile reddedilmesinden dolayı sorumlu tutan ve bu sorumluluğu da haksız fiil olarak değerlendirerek "diyarbakır davasında reddedilen 1.891,190,53 tl'nin davalı müvekkillerden alınarak davacıya ödenmesi" şeklindeki kararı ve bu kararı onaylayan istinaf mahkemesi kararının yukarıdaki belirttiğimiz anayasa mahkemesi kararına aykırı olduğu gibi bu kapsamda davacının temyiz talebinin de usule ve hukuka açıkça aykırı olduğu kanaatindeyim. 5-davacının manevi tazminat talebi hukuka aykırıdır : dava konusu diyarbakır davasında davalı avukat müvekkillerin "ıslahı zamanında yapmadığından dolayı manevi zarar da gördüğü" yönündeki davacı tarafın istinaf konusu iddiaları ile yerel mahkemenin maddi tazminat talebininin kabulüne ilişkin kararı bir an için doğru olsa bile, 6098 sayılı tbk'nun 58/1. maddesi ve zararın doğduğu tarihte yürürlükte bulunan 818 sayılı mülga bk'nun benzer olan 49. maddesinde öngörülen şekilde, davacının kişilik haklarına ve manevi şahsiyetine yönelik bir saldırı söz konusu olmadığından dolayı davacının manevi tazminat talebi gerçeğe ve hukuka aykırıdır. zaten yerel mahkemenin de davacının manevi tazminat talebini reddetmiş olması hukuka uygundur. 6-tarafımızca yapılan 22.11.2024 tarihli istinaf başvuru dilekçemizde de belirttiğimiz üzere, haksız ve hukuka aykırı davanın öncelikle reddi gerektiği kanaatindeyiz. şayet, yüksek heyetiniz aksi kanaatle, davacının maddi tazminat talebini kabul eden yerel mahkeme kararını hukuka uygun bulunması halinde ise ; davacı tarafın istinaf başvurusunda "davalı hdi sigorta a.ş. aleyhine açılan davanın reddinin" doğru olmadığı yönündeki taleplerinin kabulünün hukuka uygun olacağı kanaatindeyim. zaten tarafımızca verilen istinaf başvuru dilekçemizin 12. sayfasında 7/e nolu istinaf talebimiz, bu başlık altındaki istinaf nedenlerini kapsamaktadır.7-davacı tarafın istinaf dilekçesindeki diğer istinaf nedenleri ve beyanları, esasen tarafımızca yapılan istinaf dilekçemizde, yazılı ve sözlü beyanlarımız, bilirkişi raporlarına yönelik itiraz ve davaya cevap dilekçelerimizde ayrıntılı açıklanmış olduğundan, yeniden cevap verme gereği duymuyoruz. bu nedenlerle, davacı tarafın istinaf talebinin reddi ile davalı taraf olarak yaptığımız istinaf başvurumuzdaki taleplerimizin kabulüne karar verilmesi gerektiği kanaatindeyim.takdir yüksek kurulunuzundur...." şeklindeki beyanlarıyla davacı istinafının reddini dilemiştir. Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; ilk derece mahkemesindeki savunmalarını tekrarla, "...1-1 nolu davalı ... ve 2 nolu davalı ... tarafından sunulan istinaf dilekçesi kapsamında, adı geçen davalıların yetki, zamanaşımı, esasa ilişkin savunmalarının dikkate alınmadığı ifade edilerek davanın reddi gerektiği beyan edilmiş olmakla birlikte, usul hukukuna, yasal mevzuata, dosyada mübrez yazı ve sözleşmelere, adı geçen davalılar tarafından ifa edilen iş ve işlemlere ters düşen söz konusu gerekçeye itibar edilemez.2- adı geçen davalıların yetki, zamanaşımı ve esasa ilişkin savunmalarının asılsız, mesnetsiz ve hukuka aykırı olması nedeniyle sn. mahkemece usul ve yasaya uygun olarak hukuka uygun gerekçeler ile yetki, zamanaşımı ve esasa ilişkin itirazları reddedilerek davanın kabulüne karar verilmiş olup; davalıların bu baptan istinaf itirazları hukuka aykırı ve mesnetsiz olmakla, reddi gerekir. 3- davalı avukatın iddia ettiği şekilde bir içtihat değişikliği söz konusu olmayıp, ıslah işlemlerini süresi içinde yapmayan davalı avukatlar, gerek kanun gerekse münakit sözleşme uyarınca müvekkil zararından sorumludurlar. avukat, mesleğini özellikle danışman ve temsilci olarak icra etmektedir. bu faaliyetlerini hakkıyla yerine getirmesi, önemli ölçüde hukuki inceleme yapmasını şart kılmaktadır. bu nedenle avukat, mevzuatı en iyi şekilde bilmekle ve müvekkilini buna göre yönlendirmekle mükelleftir. avukatlık kanunu’nda avukatın, üstlendiği görevi bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlü olduğu açıkça düzenlenmiş olup, vekâlet görevini üstlenmiş olduğu bir işte uyuşmazlığın özellikleri ve eldeki veriler uyarınca gerekli kanun yollarına zamanında başvurması ve bu anlamda ıslah işleminin süresi içinde yapılması özen yükümlülüğünün gereğidir. aksi halde, avukatın gerekli işlemleri süresinde yapmaması ya da yanlış yapması halinde müvekkili uhdesinde oluşan zarardan dolayı sorumluluk avukata aittir.nitekim dosyada mübrez 20.07.2018 tarihli bilirkişi raporu ile, 2013 yılında verilen hukuk genel kurulu kararı ile ıslah edilen miktar yönünden zamanaşımına ilişkin olarak içtihat değişikliğine gidildiği iddiasına karşılık olarak, hmk uygulamasında ıslah zamanaşımına ilişkin uygulamanın yerleşik olduğu, davalı iddiasının aksine bir içtihat değişikliği olmadığı, davalı avukatlar tarafından müvekkil adına açılan davanın kısmi dava niteliğinde bulunduğu ve talep edilmeyen miktar yönünden zamanaşımı süresi içerisinde bakiye miktarın talep edilmesi gerektiği, kökleşmiş yargıtay kararlarından alıntı yapılarak, tbk m. 505 ve m.506 uyarınca avukatın müvekkiline karşı vekalet görevini sadakat ve özenle ifa etmekle yükümlü olduğu, vekilin sadakat borcu gereği olarak müvekkilinin yararına olacak davranışlarda bulunmak, zarar verecek davranışlardan kaçınmak zorunluluğu bulunduğu, avukatlık kanunu m. 34 hükmünce avukatlık mesleğinin bir kamu hizmeti olması nedeniyle tbk m. 506 hükmünde düzenlenen vekilin özen borcuna göre çok daha kapsamlı ve özel bir düzenleme içerdiği, avukatın üzerine aldığı işi özenle ve müvekkili yararına yürütüp sonuçlandırmakla görevli olduğu gibi müvekkilinin kendisi hakkındaki güveninin sarsılmasına neden olacak tutum ve davranışlardan da titizlikle kaçınmak zorunluluğu bulunduğu, ıslah edilen tarih ve mahkemenin kesinleşmiş kararı uyarınca davalı avukatların özen borcuna aykırı davrandıkları, 08.07.2014 tarihli belgede davanın ıslah edileceğinin müvekkile geç bildirildiği hususunun davalı avukatlarca ikrar edilmekte olduğu ve gerek vekaletname gerekse yetki belgesi ile davayı takip eden davalı avukatların müvekkile gerekli bilgilendirmeyi yapmadığı, davalı avukatların süresi içinde yapılması gereken işleri yapmaması, geç yapılan ıslah üzerine zamanaşımı def’inin ileri sürülmesine sebebiyet vermesinin tbk m. 506 ve avukatlık kanunu m. 34 hükümlerince özen borcunun gereği gibi ifa edilmediğini gösterdiği, müvekkilini zarara uğratan davalı avukatların kusurlu davranışlarından dolayı bu zararı karşılaması gerektiği açıkça tespit, tayin ve teyit edilmiştir. davalılarca istinaf dilekçesi ekinde huzurdaki dava kapsamında görüşülen uyuşmazlığa emsal olmayacak nitelikte bir dosyaya konu anayasa mahkemesi kararına atıf yapılarak savunma geliştirilmeye çalışıldığı görülmekte olup; dayanak gösterilen anayasa mahkemesi kararının emsal olmayacağı ve davalı avukatların zamanaşımı süresini kaçırmasının kendi kusurlarından kaynaklandığı, konu ile ilgili mevzuatın araştırılmadığı, zamanaşımı sürelerine dikkat edilmediği, görevlerini yerine getirmekte özensiz davranıldığı, böylelikle kendi kusuruyla davacının zarara uğramasına neden olunduğu izahtan varestedir.aynı bilirkişi raporunda açıkça davalıların zamanaşımı iddiasının hukuki temele dayanmadığı hususu da tespit edilerek; avukatlık kanunu madde 40 ve tbk 147, b.5 hükmü uyarınca huzurda görülen davanın süresinde açıldığı doğru şekilde tespit edilmiş olup; uyuşmazlık konusu zarar, müvekkil açısından, davalı avukatlar tarafından yürütülen davanın, tüm yargı yolları tüketilerek sona ermesi suretiyle kararın kesinleştiği tarihte talep edilebilir hale gelmiş olduğundan sayın mahkemece zamanaşımı itirazının reddi ile avukatlık kanunu ve türk borçlar kanunu hilafına, müvekkil zararına sebep olan davalı avukatların sorumluluğuna dair hüküm kurulmuştur.4-müvekkil ile av. ... ve av. eren aysalanarasında dosyada mübrez04.09.2009 ve 08.07.2014 tarihli sözleşmeler akdedilmiş olup, adı geçen davalı avukatlar bahse konu sözleşmeler kapsamında her türlü mesleki sorumluluğu yüklenmişlerdir.taraflar arasında münakit sözleşme ile davalı avukatlar ... ve ...’ın müvekkilin davası ile ilgili olarak vekalet görevini birlikte üstlendiği ve ilk günden itibaren davanın takibini yapmak üzere işi üzerlerine aldıkları, davayı yürütüp sonuçlandırmakla yükümlü oldukları sabittir.nitekim dava dilekçesinin ... tarafından imza edildiği, cevaba cevap dilekçesi ve delil listesinin ... tarafından imza edildiği, ilk birkaç duruşmaya davalı ... tarafından katılım sağlandığı, temyize cevap, temyiz, karar düzeltme ve sair pek çok dilekçenin ... ve ... tarafından müştereken imza edildiği, yargılama sırasında yapılan pek çok tebligatın, yargıtay kararlarının her iki davalı avukata tebliğ edildiği, davanın esasına ilişkin olarak tüm iş ve işlemlerin birlikte yapıldığı hususu diyarbakır 2. asliye hukuk mahkemesinin 2009/670 esas sayılı dosyası münderecatı ile sabit olup; meydana gelen müvekkil zararından tüm davalı avukatlar müştereken ve müteselsilen sorumludur.dosyada mübrez dilekçeler kapsamında ifade edildiği ve bilirkişi raporunda da açıkça tespit edildiği üzere, ıslah işleminin süreye bağlı olduğu hususunda müvekkile davalı avukatlar tarafından yazılı ya da sözlü hiçbir bildirim yapılmamış, süresi içinde yatırılması gereken harç tutarı bildirilmemiştir. ilk olarak 18.11.2011 tarihinde yapılması gereken ıslah işleminden bahsedilmesi üzerine, müvekkil gerekli ıslah harcını derhal temin etmiş olmakla birlikte, yasal olarak en geç 08.06.2011 tarihinde yapılması gereken ıslah işlemi, davalı avukatların dava dosyasını özensiz takip etmeleri sonucunda gecikmeli olarak 29.11.2011 tarihinde yapılmıştır. yasal mevzuata uygun şekilde zamanaşımı sürelerine dikkat edilmemesi, gerçek zararın boyutu düzenlenen sözleşmede yer alan açık hükümle biliniyorken süresinde davanın ıslah edilmemesi / ek dava açılmaması davalı avukatların görevlerini ifa sırasında özensiz davrandığının açık kanıtıdır. avukatlık kanunu m. 34, tbk m. 506/ıı ve ııı ve diğer ilgili yasal mevzuat uyarınca davalı avukatlar vekalet borcunu özen ve sadakatle ifa etmemiş, dava dosyası kapsamında öngörülmesi gereken tüm hususları dikkate almamış, üstlendikleri işi doğruluk kurallarına uygun biçimde özenle yapıp, mesleğin gerektirdiği uzmanlığın bütün gereklerini kullanmamışlardır. diğer bir deyişle yasal mevzuata, aktedilen sözleşmelere ve meslek etiğine uygun şekilde müvekkilin hakları korunmamış, gerekli muameleler vaktinde ve usulünce yapılmamıştır.5-diğer taraftan kanuni süresi içinde ıslah işleminin yapılmamasından/ ek dava açılmamasından ötürü her üç davalı avukatın, imzalanan sözleşmeler ve yasal mevzuat uyarınca müvekkile karşı müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu sabit olup; davalı avukatların sorumluluğu birbirlerine atmak için her birinin sorumluluğun kendilerinde olmadığı yönündeki beyanları asılsız, mesnetsiz ve hukuka aykırıdır. davasının en iyi biçimde yürütülmesi için iki farklı şehirde, üç ayrı avukat görevlendirmiş olan müvekkilin tek amacı uğradığı yangın rizikosu nedeniyle doğan zararının sigorta şirketinden talep ve tahsilinin titizlikle, özenle, en doğru şekilde ve yasalara uygun olarak sağlanmasıdır.dosyada mübrez tüm bilgi ve belgeler ile davalı avukatların müvekkil ... ...’in vekili olarak yürüttükleri diyarbakır 2. asliye hukuk mahkemesi’nin 2009/670 e sayılı dosyası kapsamındaki belgeler, davalı avukatların, davanın kesin hükümle sonuçlandığı safhaya kadar (temyiz, tashihi karar, icra takipleri vs) tüm aşamalarda vekil olarak birlikte hareket ettiklerinin açık kanıtıdır. bu sebepledir ki; her üç davalı avukatın müvekkile karşı tümüyle müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu, kendi aralarında bir işbölümü varsa dahi hukuken bunun müvekkile karşı ileri sürülemeyeceği, ancak kendi aralarındaki iç ilişkide birbirlerine karşı ileri sürebilecekleri 20.07.2018 tarihli bilirkişi raporunun 7. sayfasında yer alan yargıtay kararında ve sn. bilirkişinin görüş ve kanaatlerini bildirdiği açıklamalarında hiçbir şüpheye yer vermeyecek biçimde açıkça belirtilmiş ve sn. mahkemenin hukuki takdir ve tensipleri ile davalıların müvekkilin doğan zararından müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğuna ilişkin hüküm kurulmuştur. bu sebeple adı geçen davalı avukatların asılsız, mesnetsiz ve haksız bulunan istinaf itirazları temelsiz, mesnetsiz ve hukuka aykırı olmakla, itibar edilemez.6-sn. mahkeme kararında açıkça; dosya içerisindeki bilgi ve belgeler, taraf beyanları ve bilirkişi raporu birlikte değerlendirilerek; tbk 504 (borçlar kanunu’nun 388.) maddesi ile vekilin üzerine aldığı işin kapsamı ve şümulünün ne olacağı hususunun belirlendiği, tbk 505-506 vd (kanun’un 390) maddesinde “vekâleti dürüstlükle yerine getirme” başlığı altında vekilin, vekaleti icrada özen ve sadakat göstermesi borcunun düzenlendiği, vekilin akdi sorumluluğu olan tazminat mükellefiyetinin daha çok onun temel borcu olan dürüstlükle ifa borcundan doğmakta olduğu, vekâlet sözleşmesi sonucu itibariyle bir itimat ilişkisi olduğundan vekâlet konusunun yerine getirilmesinde vekile düşen başlıca yükümlülüğün, onu özen ve sadakatle ifa etmesi olduğu, kural olarak meslek sahibi olan kimselerin ve bu arada avukatların, genellikle bilinen ve kabul edilen kural ve usulleri bilmedikleri takdirde sorumlu olduğu, avukatın görevinin olayları mantıki şekilde değerlendirerek bütün öngörülmesi gerekli şeyleri dikkate almak olduğu ve davalı avukatların süreyi kaçırması sebebiyle davanın reddedilmesi noktasında davalıların dürüstlükle ifa, özen ve sadakat borcuna aykırı davrandığı, avukatın zamanaşımı süresini kaçırmasının kendi kusurundan kaynaklandığı, konu ile ilgili mevzuatı araştırmadığı, zamanaşımı sürelerine dikkat etmediği, görevini yerine getirmekte özensiz davrandığı, böylelikle kendi kusuruyla davacının zarara uğramasına neden olduğu izahtan varestedir. bu sebeple adı geçen davalıların istinaf dilekçesi kapsamında ileri sürdüğü müvekkilin doğan zararından indirim yapılmasına ilişkin hem hukuka hem de akla ve mantığa aykırı istinaf itirazının külliyen reddi gerekmektedir.7-yerel mahkeme tarafından verilen karar gerekçesinde “davanın, davalı avukatların özen sözleşmesine aykırı davranması nedeni ile uğranılan zararın tazminine ilişkin olduğu” hususu açıkça belirtildiği halde, davalı avukatların faiz başlangıç tarihini öteleme çabaları ve davanın niteliğine ve faiz başlangıç tarihine ilişkin olarak kafa karışıklığı yaratmaya çalışmaları dosya kapsamında yapılan hukuki tespitlere açıkça aykırıdır. zira zarar, yerel mahkemenin de kararında açıkça ifade ettiği üzere, sözleşme ve kanunun kendisine yüklediği edim ve sorumluluklara aykırı davranan davalı avukatların, ıslah işlemini kanuni süresi içinde (zamanaşımının dolduğu en geç 08.06.2011 tarihine kadar) yapmayarak müvekkil kaybına yol açtıkları anda oluşmuştur.buna göre 1 ve 2 nolu davalı tarafın faize, faiz başlangıç tarihine ve faiz türüne ilişkin itirazlarına da itibar edilemez. zira davalı avukatın mesleki hatası olmasa idi, zamanaşımının doğduğu tarih olan 08.06.2011 tarihinde müvekkilin doğan bir zararı olmayacak ve alacağını faizi ile birlikte diyarbakır 2. asliye hukuk mahkemesi’nin 2009/670 e sayılı dosya davalısı sigorta şirketinden tahsil edebilecek olup, bu nedenle faiz başlangıç tarihi doğru tayin edilmiştir.8-1 ve 2 nolu davalı avukatların istinaf dilekçesi kapsamında 04.09.2009 tarihli avukatlık ücret sözleşmesinin “ücret” kısmında kazanılan miktarın %10’u vekalet ücreti olarak kararlaştırıldığından bahisle davacı müvekkil lehine huzurdaki davada hüküm kurulan tutarın %10’una tekabül eden miktarın adı geçen davalılara vekalet ücreti olarak ödenmesi gerekeceği iddiası ile mahsup talebinde bulunulduğu görülmekte olup; bu hadsiz, mesnetsiz, ahlaka, etiğe ve hukuka aykırı talebin reddi gerektiği izahtan varestedir. diyarbakır 2. asliye hukuk mahkemesinin (eski esas 2009/670 e) 2013/646 e., 2013/676 k. sayılı ve 03.10.2013 tarihli kararı kesinleşmiş olmakla, 1, 2 ve 3 nolu davalıların ihmal, kusur ve hataları nedeniyle yangın tarihi olan 08.06.2009 tarihinden sonra, 2 yıllık yasal zamanaşımı süresi içinde ıslah edilmeyen 1.891.190,53-tl tutarındaki müvekkil zararı, faizi ve ferileri sigorta şirketinden tahsil edilememiş, bu sebeple müvekkil zararı doğmuştur. söz konusu talep dahi adı geçen davalı avukatların ne denli mesleki etikten uzak olduğunu göstermekte olup; davalı avukatların ihmal, hata ve kusurlu, özensiz ve dikkatsiz şekilde takip ettikleri davada mesleki sorumluluklarını layıkı veçhile yerine getirmeyerek kendi kusurları ile dava konusu zararın oluşmasına sebebiyet verdiklerinin farkında dahi olmadıklarını ortaya koymaktadır. böyle büyük bir zarara sebep veren davalıların, hatalarını telafi etmek, müvekkil zararını gidermek için mücadele vermek yerine, tahsil edilmeyen bir tutar nedeniyle vekalet ücreti hesabı yapmaları, akıl tutulmasının vuku bulduğu, sözün bittiği, mantığın sükut ettiği noktadır.vekalet ilişkisinin kendilerine yüklediği yetki ve sorumlulukların farkında ve gereğini yerine getirmede son derece yetersiz olduğu açık olan davalı avukatların kendi kusuru ile müvekkile verdikleri zarar nedeniyle lehlerine ücret tahakkuk etmesinin mümkün olmadığı izahtan vareste olup; tüm yasal mevzuat karşısında davalıların talebi kabul edilemez. taraflar arasında münakit avukatlık ücret sözleşmesinin avukat sıfatıyla tarafı olarak “kazanılan miktar” üzerinden yapılan ücret anlaşmasında davalıların kusuru nedeniyle kazanılamayan diğer bir deyişle kaybedilen/hak kaybına uğranılan müvekkil alacağının huzurdaki davadaki zarar kalemini oluşturduğunu algılayamayan davalıların bir de kaybına sebebiyet verdiği tutar üzerinden ücret talebinde/mahsup talebinde bulunmaları akla, mantığa, etiğe ve ahlaka sığmayan bir talep olmakla külliyen reddi gerekmektedir. esasen ayıplı hizmet nedeniyle müvekkilin diyarbakır dosyası için ödediği tüm ücret ve masraflar ile huzurdaki dava nedeniyle yapmak zorunda kaldığı tüm ücret ve masrafların da davalılarca karşılanması gerekirken adı geçen davalıların ileri sürdüğü talep akıl almaz bir noktadadır. dosyaya mübrez 08.07.2014 tarihli belgede, davanın ıslah edileceğinin müvekkile geç bildirildiği, davalı avukatların kusurlu olduğu açıkça görülmekte olup; bu husus davalıların imzasını havi söz konusu belge kapsamında ikrarları ile sabittir. diğer bir deyişle yetki belgeli avukatın da gerekli bilgilendirmeyi yapmadığı dosya kapsamındaki deliller çerçevesinde ikrarları ile sabit olup; eyleminin kusurlu olduğu açıkça ortadadır.istinaf dilekçelerinde dahi alıntı yaptıkları sn. mahkeme kararında dahi açıkça ifade edildiği üzere her üç davalı avukatın, imzalanan sözleşmeler ve yasal mevzuat uyarınca müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu, davalı avukatların kendi kusuruyla davacının zarara uğramasına neden olduğu, davacının hak kaybının alınan bilirkişi raporu doğrultusunda 1.891.190,53-tl olduğu, avukatlık kanunu ve türk borçlar kanunu uyarınca meydana gelen zarardan ilgili davalı avukatların müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu, davalıların zamanaşımının dolduğu tarihinden itibaren temerrüde düşürüldüğü yönündeki tespit, değerlendirme ve hüküm usul ve yasaya uygun olmakla 1 ve 2 nolu davalıların istinaf taleplerinin reddi gerekmektedir. b- “3” nolu davalı ...’ün 25.11.2024 tarihli istinaf dilekçesine karşı cevaplarımız:1-3 nolu davalı ... tarafından sunulan istinaf dilekçesi kapsamında, yargılamanın özel yetkili tüketici mahkemelerinde yapılması gerektiği, adı geçen davalının yetki belgesi ile sadece duruşma takibine ilişkin olarak sorumluluğu bulunduğu ifade edilerek davanın reddi gerektiği, beyan edilmiş olmakla birlikte, usul hukukuna, yasal mevzuata, dosyada mübrez yazı ve sözleşmelere, adı geçen davalı tarafından ifa edilen sair iş ve işlemlere ters düşen söz konusu gerekçeye itibar edilemez.2- 3 nolu davalının görev itirazının reddi gerekmektedir. a-6100 sayılı hmk madde 57 uyarınca, davalı avukat ile mesleki sorumluluk sigorta poliçesini tanzim eden davalı sigorta şirketi arasında ihtiyari dava arkadaşlığı bulunmakta olup, dava konusu edilen müvekkil zararından, davalı avukatlar ve sigorta şirketleri(poliçe azami limitleri ile sınırlı olmak kaydı ile) müşterek ve müteselsil olarak sorumludur. davalı avukatların kusurlu olarak sebep oldukları müvekkil zararı nedeni ile, kendileri yanında mesleki hizmetlerine teminat veren sigorta şirketleri de yükümlülük altına girmiş olmakla, işbu davada tüm davalıların aynı dosyada hasım gösterilmesi doğru ve yerindedir. ...diğer taraftan 6102 sayılı ttk’nun altıncı kitabı “sigorta hukuku” başlığını taşımakta olduğundan, sigorta uyuşmazlıklarından kaynaklanan davaların, mutlak ticari davalardan olduğu her türlü izahtan varestedir. açılan davanın müvekkilin ticari işletmesiyle ilgili olması ve sigorta şirketlerinin de tacir olduğu gerçeği karşısında ticaret mahkemesi olarak görev yapan sayın mahkeme’nin ikame edilen dava açısından görevli olduğu hususu açıkça ortaya çıkmaktadır. yukarıda açıklandığı üzere, sigorta akdinin ticaret kanunu’nda düzenlemiş olması ve davalı avukat ile mesleki sorumluluk sigorta poliçesi gereğince sorumluluğu bulunan sigorta şirketi arasında dava arkadaşlığı bulunduğu hususu ile, uyuşmazlığın temelinde müvekkile ait ticari işletmenin zarar görmüş olması hususları bir arada değerlendirildiğinde, sayın ticaret mahkemesi işbu dava açısından görevli olup, davalının yerinde olmayan görev itirazının reddi gerekmektedir.3-dosyada mübrez 20.07.2018 tarihli bilirkişi raporunda ve bam kararında kanuni süresi içinde ıslah işleminin yapılmamasından/ ek dava açılmamasından ötürü her üç davalı avukatın, imzalanan sözleşmeler ve yasal mevzuat uyarınca müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu, avukatlık kanunu ve türk borçlar kanunu hilafına, müvekkil zararına sebep olan davalı avukatların sorumluluğuna gidilmesi gerektiği açıkça tespit ve teyit edilmiştir. hukuken her üç davalı avukatın davanın kesin hükümle sonuçlandığı safhaya kadar, diğer bir deyişle işin sonuna kadar (temyiz, tashihi karar, icra takipleri vs) tüm aşamalarda vekil olarak birlikte hareket ettikleri tüm dosya kapsamındaki belgelerle sabittir. dolayısıyla her üç davalı avukatın müvekkile karşı tümüyle müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu, kendi aralarında bir işbölümü varsa dahi hukuken bunun müvekkile karşı ileri sürülemeyeceği, ancak kendi aralarındaki iç ilişkide birbirlerine karşı ileri sürebilecekleri 20.07.2018 tarihli bilirkişi raporunun 7. sayfasında yer alan yargıtay kararında ve sn. bilirkişinin görüş ve kanaatlerini bildirdiği açıklamalarında hiçbir şüpheye yer vermeyecek biçimde açıkça belirtilmiştir. bu sebeple davalı avukat ...’ün asılsız, mesnetsiz ve haksız bulunan aleyhe beyanlarına itibar edilemez.4-diğer davalı avukatların bilgi ve önerisi dahilinde davalı avukat ... ile müvekkil arasında 20.09.2010 tarihli sözleşme akdedilmiş olup, müvekkil tarafından 20.09.2010 tarihinde av. ...’e vekaletname düzenlenmiş, bilahare av. ... tarafından 02.11.2010 tarihinde avukat ...’e yetki belgesi düzenlenmiştir. adı geçen davalı avukat 20.09.2010 tarihli sözleşme ve vekaletname ile müvekkil adına axa sigorta a.ş. aleyhine açılan dava dosyası ve buna bağlı açılacak icra dosyası kapsamında yapılması muhtemel her türlü hukuki işlem için yetkilendirilmiş olup, bu husus mezkur belgelerin muhtevasından anlaşılmaktadır. dolayısıyla davalı avukat ...’e çıkarılan vekaletnamenin mevcudiyeti ve yukarıda belirtilen hususlar dikkate alındığında; dava kapsamında ileri sürülen “davalı avukatlardan ... tarafından düzenlenen 02.11.2010 tarihli yetki belgesi ile davalı avukat ...’e sadece duruşmaları takip yetkisi ile sınırlı olarak yetki belgesi düzenlendiği” iddiası dayanaksız olup, anılan belgenin “yetki belgesinin kapsamı” kısmından davalı avukat ...’ün hiçbir iş ve işlem ayrımı yapılmaksızın “diyarbakır 2 asliye hukuk mahkemesi’nin 2009/670 e sayılı davası” nın takibi için yetkilendirildiği açıktır. kaldı ki yukarıda izah edildiği ve deliller ile sabit olduğu üzere, davalı avukat ..., sözleşmeye uygun olarak müvekkili dava ve icra dosyası kapsamında her anlamda temsil etmiş ve pek çok muameleyi şahsen yapmış olmakla, doğan zarar ile ilgili olarak müvekkile karşı diğer davalı avukatlarla birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludurlar. nitekim, davalı avukat ... tarafından söz konusu dava dosyası ve akabinde açılan icra dosyasındaki pek çok işlem adı geçen davalı avukat tarafından bizzat icra edilmiş ve pek çok celsede duruşmaya katılım sağlanmıştır. anılan dava dosyası incelendiğinde görüleceği üzere; bilirkişi raporuna itiraz dilekçeleri, beyan dilekçeleri, 29.11.2011 ıslah dilekçesi, 09.01.2012 tarihli takip talebi, dava dosyasından icra dosyasına talimat talebi dilekçesi ve sair pek çok dilekçede imzası bulunan davalı avukat ..., aynı zamanda sunduğu dilekçeler ile davanın esasına ilişkin olarak önemli işlemlere ve icra dosyasından yapılan muamelelere imza atmış, dava dosyasından yapılan pek çok tebligata muhatap olmuştur. bu işlemler arasında en dikkat çekici ve can alıcı olanı ise yasal süresinden sonra ibraz edilen 29.11.2011 tarihli ıslah dilekçesinin bizzat adı geçen davalı tarafından dosyaya sunulmuş olmasıdır. davanın görüldüğü mahkeme yetki sınırlarında görevini icra eden ve bu nedenle dosyada fiilen her türlü muameleyi yapan, davalı avukat ...’ün, sadece duruşma takibine ilişkin olarak sorumluluğu olduğu iddiası fiili durumla örtüşmemekte olup, avukat ...’ün 20.09.2010 tarihli vekalet sözleşmesi ve vekaletnameye dayanarak asli vekil sıfatı ile hareket ettiği her türlü izahtan varestedir ve meydana gelen müvekkil zararından 1, 2 ve 3 nolu tüm davalı avukatlar müştereken ve müteselsilen sorumludur.5-esasen avukat ... ve diğer davalı avukatlar aktedilen sözleşmelerden ve vekaletnamelerden kaynaklanan yetkileri kullanmak suretiyle, dilekçelerin hazırlanması/ muamelelerin yapılması ve sair işlemler için fikir teatisinde bulunarak, dava/icra dosyasına ilişkin iş ve işlemleri yürütmüş olmakla, her üç avukat da, diğer vekillerin yanında birinci derecede sorumlu olarak meydana gelen müvekkil zararından müştereken ve müteselsilen mesuldürler. hülasa yasal mevzuat gereğince davalı avukat ...’ün davayı yetki belgesi ile takip ettiği bu nedenle sorumluluğunun bulunmadığına ilişkin beyanı yasal dayanaktan yoksundur. yetki belgesi, avukatlık yasası’nın 56/5 maddesinde, “avukatlar veya avukatlık ortaklığı başkasını tevkil etme yetkisini haiz oldukları bütün vekaletnameleri kapsayacak şekilde bir başka avukata veya avukatlık ortaklığına vekaletname yerine geçen yetki belgesi verebilir. bu yetki belgesi vekaletname hükmündedir.” hükmüyle düzenlenmiştir. yine avukatlık kanunu’nun “işi sonuna kadar takip etme zorunluluğu ve başkasını tevkil” başlıklı 171. maddesine göre yetki belgesine istinaden görevlendirilen avukat, mesleki bir kusur neticesinde meydana gelen zarardan diğer avukatla birlikte müştereken ve müteselsilen sorumludur.6-diğer taraftan yukarıda yer alan açıklamalar ve dosya kapsamında yer alan belgeler davalı avukat ...’ün sorumluluğunu net olarak ortaya koymakla birlikte, biran için müvekkil ile mezkur avukat arasında 20.09.2010 tarihli vekalet sözleşmesinin ve vekaletnamenin olmadığı farz edilse ve sadece 02.11.2010 tarihli yetki belgesi kapsamında görevini ifa ettiği varsayılsa dahi, avukat ...’ün diğer davalı avukatlar gibi doğan zarardan sorumlu olacağı tartışma götürmez şekilde ortadadır. zira bilirkişi raporunun 7. sayfasında alıntılanan yargıtay 13. hd nin 2016/17444 e, 2018/1073 k sayılı karar metni ve metin içinde geçen avukatlık kanunu madde 171/3 maddesi ile bk 507. madde hükmü gereğince de davalı avukatın diğer avukatlarla aynı derecede sorumluluğunun bulunduğu hususu doğru şekilde dile getirilmiştir. ...yukarıda yer alan kanun maddeleri açıkça göstermektedir ki davalı avukatlardan av. ... 20.09.2010 tarihli sözleşme ve vekaletname uyarınca değil de, sadece 02.11.2010 tarihli yetki belgesi ile görevlendirilmiş olsa dahi meydana gelen müvekkil zararından, diğer davalı avukatlar ile aynı kapsamda ve aynı derecede sorumlu olup; mahkeme kararında açıkça belirtildiği üzere yetki belgeli avukatın gerekli bilgilendirmeyi diğer vekillere ve davacıya yaptığına yönelik bir ispat bulunmadığından, diğer vekillerle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olduğu sabittir.7-yine 02.11.2010 tarihli vekalet ücretinin paylaşımına ilişkin tutanağın da davalı avukat ...’ün sorumluluğunu sınırlayan/ortadan kaldıran bir hükmü bulunmamaktadır. davalı avukatlardan ... ve ... tarafından imza edilen 02.11.2010 tarihli vekalet ücretinin paylaşımına ilişkin tutanak, adı üzerinde tahsil edilecek vekalet ücretinin 3 avukat arasında paylaşımına ilişkin olup, müvekkilin taraf olmadığı bu tutanak ile davalıların sorumluluk tasnifine ilişkin bir düzenleme yapılmış değildir. 8-müvekkil müdebbir bir tacir olarak davasının en iyi şekilde takip edilmesi ve alacağına bir an evvel kavuşmak için elinden gülen tüm dikkat ve çabayı göstermiş, bunun için 3 ayrı vekil görevlendirmiş kanunen ve sözleşmeler gereği üzerine düşen her türlü sorumluluğu eksiksiz ifa etmiş, ancak tüm gayretine karşılık davalı avukatların görevlerini özenli bir şeklide takip etmemesi sebebiyle çok büyük zarar görmüştür.avukatlık kanunu m. 34 uyarınca avukat, üstlendiği görevi bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdür. davalı avukatların her üçünün özen yükümlülüğüne riayet etmemesi sonucunda, yasal mevzuata uygun şekilde zamanaşımı sürelerine dikkat edilmeksizin ıslah işleminin geç yapılması nedeni ile, müvekkil nezdinde dava konusu maddi ve manevi zarar meydana gelmiştir.davalı ... tarafından, hmk md. 74 kapsamında ıslah işlemleri için yasaklama getirildiği hususu da gerçeklikten yoksundur. böyle bir yasaklama ve yetki sınırlaması söz konusu değildir. kaldı ki yukarıda da açıklandığı üzere 29.11.2011 tarihli ıslah dilekçesi bizzat adı geçen avukat tarafından verilmiş olmakla, öne sürülen iddianın gerçek olmadığı fiili durum ile ortadadır.9-dava öncesinde müvekkil zararının giderilmesi için davalı avukata, diyarbakır 2 noterliğinin 29.07.2015 tarihli 15815 yevmiye sayılı ihtarnamesi gönderilmiş olup, buna cevaben davalı avukat tarafından gönderilen cevabi ihtarname doğrultusunda, davalı ... sigorta a.ş. nezdinde bulunan mesleki sorumluluk sigorta poliçeleri kapsamında müvekkil zararının giderilmesi için gerekli müracaat yapılmış, ancak davalı ... sigorta şirketi tarafından müvekkil zararı giderilmemiştir. davalıların kusuru ile müvekkilin düçar olduğu zarar net bir şekilde ortada iken, davalı avukat ...’ün işbu dava sebebi ile mesleki sorumluluk poliçesi yaptıramadığından bahisle zarara uğradığını iddia etmesi ve bunun sorumluluğunu müvekkile yüklemesi hayret-i şayandır. gerek mesleki hataları sonucunda müvekkilin zarara düçar olmasına yol açan davalı avukatlar, gerekse onun mesleki sigorta poliçelerini akdeden davalı sigorta şirketi (poliçe azami limitleri ile sınırlı olmak kaydı ile) müvekkil nezdinde oluşan maddi ve manevi zarardan müştereken ve müteselsilen sorumludurlar. hülasa her üç davalı avukat, bilirkişi raporundaki tespitler ve yerleşik yargıtay içtihatları ile yasal mevzuat uyarınca müvekkile karşı müştereken ve müteselsilen sorumlu olup; dava konusu maddi zararın davalı avukatlardan ve davalı avukatların mesleki sorumluluk sigortacısından müştereken ve müteselsilen tazmin ve tahsiline dair karar doğru ve yerinde olup, yargılamanın uzatılmasına matuf yapıldığı belli olan adı geçen davalı avukatın hukuka aykırı ve mesnetsiz istinaf talebinin reddi gerekmektedir. c-“4” nolu davalı ... sigorta şirketi’nin tarihsiz istinaf dilekçesine karşı cevaplarımız:1-davalı sigorta şirketi tarafından sunulan istinaf dilekçesi kapsamında, adı geçen davalı tarafından düzenlenen mesleki sorumluluk poliçesinin mesleki sorumluluk sigortası genel şartları a.1.b’ye göre düzenlendiği, buna göre sözleşme yapılmadan önce meydana gelen olayın da teminat dahilinde olduğu, poliçe başlangıç tarihinden önce gerçekleşen risklere de teminat verilebildiği, ancak riskin poliçe başlangıç tarihinden önce gerçeklemiş olsa bile sigorta ettiren tarafından bilinmemesi gerektiği, sigortalı avukatlar tarafından riskin gerçekleşme ihtimalinin bilindiği ifade edilerek davanın reddi gerektiği, poliçede cayma hakkının düşmediği beyan edilmiş olmakla birlikte, usul hukukuna, sigorta mevzuatına, poliçe özel ve genel şartlarına, adı geçen davalı tarafından ifade edilen başkaca beyanlara, akla ve mantığa ters düşen söz konusu gerekçeye itibar edilmemesi gerekmektedir.... tarafından hem geçmişe etkili, hem geleceğe etkili olacak şekilde düzenlenen poliçede yer alan şartların gerçekleşmiş olması nedeniyle talebin, adı geçen sigorta şirketi tarafından tanzim edilen poliçe kapsamında olduğu hususu yargılama sırasından alınan ve sigorta bilirkişisi tarafından düzenlenen hüküm kurmaya elverişli 21.11.2018 ve 03.06.2019 tarihli iki ayrı raporda tafsilatlı olarak irdelenmiş ve değerlendirilmiş olup; adı geçen davalı sigorta şirketinin sorumluluğuna dair hüküm kurulan mahkeme kararı usul ve yasaya uygun, doğru ve yerindedir.2-istanbul bölge adliye mahkemesi 18. hukuk dairesi'nin 30/09/2021 tarihli kararı sonrasında davalı ... sigorta şirketi tarafından dosyaya (esasen daha önce ibraz edilmiş olan) davalı avukatlara ait mesleki sorumluluk sigorta poliçeleri ile imzasız bilgilendirme formu ve genel şartlar ibraz edilmiştir. dosya münderecatı belge ve bilgiler üzerinde sigortacı bilirkişi tarafından inceleme yapılmış ve 21.11.2018 ve 03.06.2019 tarihli bilirkişi raporları tanzim edilerek; rizikonun poliçe süresi içinde gerçekleştiği, davalı ... sigorta şirketi sorumluluk sigortacısı olduğu, somut olaya ilişkin olarak ... için 15.12.2014/2015, sadık başar için 26.12.2014/2015, ... için 17.12.2014 /2015 tarihleri arasında meriyette olan sigorta poliçesi kapsamında dava konusu zararın teminat dahilinde olduğu ve davalı sigorta şirketinin doğan zarardan sorumlu olduğu, davalı ... sigorta şirketi tarafından tanzim edilen poliçenin, mesleki sorumluluk sigortaları genel şartları a.1.b maddesine göre tanzim edildiği, bu halde adı geçen sigorta şirketinin genel şartlarda seçimlik olarak getirilen teminatlardan “sözleşme yapılmadan önce meydana gelen bir olay nedeni ile doğan hasara teminat verme” teminatını sağlama edimini seçtiği belirtilerek, davacının yenilenmiş poliçeler yürürlükte iken sigortalı davalılara 09.07.2015 tarihinde başvurmuş olduğu ve sigortalının sorumluluğuna yol açan mesleki hizmetin poliçe başlangıç tarihinden önce gerçekleşmesi / bu hizmet sonucu oluşan zararla ilgili tazminat talebinin sigortalıya poliçe süresi içinde bildirilmiş olması şartlarının bir arada gerçekleştiği, dava konusu zararın davalı ...’nın tanzim ettiği poliçeler kapsamında kaldığı, davalı ... için manevi zarar dahil 450.000-tl, davalı ... için manevi zarar dahil 499.000-tl, davalı ... için manevi zarar dahil 450.000-tl olduğu, adı geçen davalı şirketin ttk 1427/2 maddesine göre 10.08.2015’i takip eden 45. gün olan 24.09.2015 tarihinde temerrüde düştüğü, uygulanması gereken faiz oranının yasal faiz oranı olduğu, rizikonun -diğer bir deyişle müvekkilin zarar tazmini talebi - tarihinin, aralık 2014-2015 vadeli poliçeler yürürlükte iken ve poliçe vadeleri içinde yer aldığından hiçbir hal ve şartta davalı sigortacının cayma hakkı bulunmadığı açıkça tespit edilmiştir. ttk 1442 maddesinde cayma hakkının kullanılmasından açıkça veya zımnen vazgeçilmişse, caymaya yol açan ihlale sigortacı sebebiyet vermişse, sigortacı, sorularından bazıları cevapsız bırakıldığı hâlde sözleşmeyi yapmışsa cayma hakkının kullanılamayacağı düzenlenmiştir.dosyaya sunulan müzekkere cevabından, davalı şirket tarafından sigortalıların bilgilendirilmediği, aydınlatılmadığı açıkça ikrar edilmekte olup; kanunun amir hükmü uyarınca davalı sigortacının cayma hakkının düştüğü izahtan varestedir.3-davalı avukatların müvekkil ... ...’in vekili olarak yürüttükleri dava kapsamında yapılan yargılama neticesinde diyarbakır 2. asliye hukuk mahkemesi’nin 2009/670 e, 2011/1318 k sayılı 22.12.2012 tarihli kararı verilmiş, vaki temyiz üzerine anılan karar, yargıtay 11 hukuk dairesinin 2012/3316 e, 2012/17227k sayılı 01.11.2012 tarihli ilamı ile “davalı yanın ıslah edilen miktarla ilgili olarak zamanaşımı definde bulunmasına rağmen; mahkemece bu konuda olumlu ya da olumsuz bir karar verilmemiş olması nedeniyle” bozulmuş, yargıtay bozma ilamı üzerine her iki taraf da karar düzeltme isteminde bulunmuş ise de; yargıtay 11 hukuk dairesinin 2013/1583 e, 2013/7709 k ve 19.04.2013 tarihli ilamı ile karar düzeltme istemleri reddedilmiş, bunun üzerine diyarbakır 2. asliye hukuk mahkemesi tarafından bozmaya uyularak verilen 2013/646 e., 2013/676 k. sayılı ve 03.10.2013 tarihli karar ile; ıslah talebine karşılık, davalının yasal süresi içinde zamanaşımı definde bulunduğu ve ıslah sureti ile arttırılmak istenen müddeabih açısından zamanaşımı süresinin dolduğu tespit edilerek, “davacı tarafça ıslah edilen taleple ilgili 1.891.190,53-tl tutarında açılan tazminat davası ile ilgili olarak bakiye alacağın ıslah tarihi itibariyle zaman aşımına uğradığı anlaşıldığından bu miktar yönünden açılan davanın reddine” karar verilmiş ve bahse konu yerel mahkeme kararı müvekkilin vekilliğini üstlenen davalı avukatlar tarafından temyiz edilmiş ise de söz konusu karar yargıtay 17. hukuk dairesi’nin 2013/21420 e., 2014/12463 k. sayılı 23.09.2014 tarihli ilamı ile onanmış ve onama kararına karşı yapılan karar düzeltme isteminin reddine dair yargıtay 17 hukuk dairesinin 2015/306 e, 2015/8384 k sayılı, 08.06.2015 tarihli ilam taraflara tebliğ edilerek 28.07.2015 tarihinde nihai olarak kesinleşmiştir.28.07.2015 tarihinde nihai olarak kesinleşen yargıtay 17 hd’nin 08.06.2015 tarihli ilamı ile alacağın bir kısmının zamanaşımına uğradığı vakıası, başkaca bir kanun yolu bulunmaksızın kesin olarak belirlenmiş ve dolayısıyla müvekkil açısından zarar (alacağın zamanaşımına uğraması sonucu doğan) bu tarihte doğmuştur. müvekkil zarar talebini 29.07.2015 tarihinde davalı avukatlara yöneltmiştir. dolayısıyla henüz diyarbakır 2 asliye hukuk mahkemesi tarafından verilen zamanaşımı kararının yargıtay tarafından onanıp onanmayacağı -yani müvekkil zararının oluşup oluşmadığı- belli olmadan ve müvekkilin poliçe süresi içinde davalı avukatlara karşı zarar giderim talebinde bulunup bulunmayacağı ortaya çıkmadan rizikonun doğduğundan bahsedilemez. bu iki unsur davalı avukatların 2014/2015 tarihinde yaptırdığı mesleki sorumluluk sigortası poliçesinin tanzimi öncesinde gerçekleşmediğinden, diğer bir deyişle poliçe başlangıç tarihi öncesinde davalı avukatlar açısından riziko gerçekleşmiş olmadığından, bu konuda bir beyan yükümlülüğü doğmamıştır ve doğmayan bir beyan yükümlülüğüne ilişkin olarak da ihlalden bahsedilemez. ...’nın diğer davalı sigortalı avukatların beyan yükümlülüklerini kasten ihlal ettiği iddiası ile cayma yönündeki beyanı hukuka aykırı ve geçersiz olup; davalı/sigortalı avukatlar açısından zararın doğduğunu /zarar verdiklerini bilebilme olgusu, diğer bir deyişle zararı doğuran olay açısından belirlilik ancak mahkeme kararının kesinleştiği 28.07.2015 tarihi itibariyle gerçekleşmiştir. müvekkilin zararını sigortalıdan talep etmek üzere gönderdiği ihtarname 29.07.2015 tarihinde sigortalı avukatlara tebliğ olunmuş ve riziko bu tarihte gerçekleşmiştir. davalı sigorta şirketi tarafından 2014 yılı aralık ayında tanzim edilen, davalılardan avukat ...’ın (17.12.2014/2015 vadeli poliçe), davalı avukat ...’ın (15.12.2014/2015 vadeli poliçe) ve davalı avukat ...’ün (26.12.2014/2015 vadeli poliçe)adına düzenlenen poliçe dönemi içinde zararın doğduğu, buna göre dava konusu zararın davalı ... tarafından tanzim edilen poliçeler kapsamında kaldığı, rizikonun poliçe süresi içinde gerçekleşmiş olduğu sabittir.dolayısıyla davalı sorumluluk sigortacısı olup; zarar gören üçüncü şahsın uğradığı zarar nedeniyle tazmin için sigortalıya başvurusu ile riziko gerçekleşmiş olduğundan riziko tarihi 29.07.2015 olmakla ve poliçe ile sigorta süresi içinde sigorta ettirene karşı ileri sürülen tazminat talepleri temin edilmekte olduğundan aralık 2014-2015 vadeli poliçelerin tanzim tarihinde davalı/avukatların rizikoyu bilmediği izahtan varestedir. 4-gerek ek gerekse kök bilirkişi raporundaki diyarbakır 2 ahm’nin verdiği “zamanaşımı” kararının yargıtay tarafından onanıp onanmayacağının henüz belli olmadığı, çünkü bozma kararında zamanaşımının varlığına değil, değerlendirilmemiş olmasına işaret edildiği yolundaki tespitler ile davalı avukatların rizikonun gerçekleştiğini bilerek mesleki sorumluluk poliçesi akdettiği vakıası külliyen çürütülmüş bulunmakta olup; davalı avukatlar açısından da zararın doğduğunu bilebilme olgusunun ancak yargıtay ilamının kesinleşme tarihi olan 28.07.2015 tarihi itibariyle gerçekleştiği ve davalı ...’nın cayma hakkı bulunmadığı sabittir.müvekkilin davalı avukatlardan tazminat talebinde bulunduğu tarih 29.07.2015 olup; riziko; zarar gören üçüncü şahıs olan müvekkilin, sigortacının teminat verdiği avukatın/davalı avukatların sebep olduğu zararın tazmini için sigortalı/avukata başvurusu ile gerçekleşmiştir. buna göre riziko / müvekkilin zarar tazmin talebi tarihi itibariyle aralık 2014-2015 vadeli poliçe yürürlüktedir. bilirkişi raporlarında da açık ve net bir şekilde belirtildiği üzere, hiçbir hal ve şartta davalı sigortacının cayma hakkı bulunmadığı ve poliçe ile sigorta süresi içinde sigorta ettirene karşı ileri sürülen tazminat talepleri temin edilmekte olduğundan davalı ... sigorta şirketi’nin sorumluluk sigortacısı olarak dava konusu zarardan dolayı müvekkile karşı sorumlu olduğu izahtan varestedir.5-davalı ..., ttk 1435 ve 1436 maddelerinde bahsi geçen sözlü ve yazılı soruları sigortalısına yöneltmemiş ve poliçenin akdedilmesi sırasında geriye dönük 5 yıllık süreyi de kapsayacak dönemdeki mesleki hizmetler nedeniyle doğan zararları teminat kapsamına almıştır.nitekim poliçe ile sigortacı düzenlenen ilk poliçenin tarihi olan 15 aralık 2013 tarihinden itibaren beş yıllık geriye dönüş tarihi olarak belirlenen 15.12.2008 tarihinden itibaren gerçekleşen mesleki hizmet nedeniyle davalı avukat/sigortalının sorumluluğunu teminat altına almış olup, ... ... adına açılan davanın tarihi 21.10.2009’dur ve dava konusu davalı avukatların mesleki hizmeti her halükarda poliçe genel ve özel şartlarında belirlenen süre içinde ifa edilmiştir. sigortacının yasal cayma hakkı bulunmadığı ve cayma hakkına dayanarak poliçeyi iptal etmesinin mümkün olmadığı izahtan varestedir. sigortalısının sorumluluğunu teminat altına alan davalı sigortacının müvekkil zarar görene karşı tazmin borcu bulunmaktadır. 6-diğer taraftan hiçbir şekilde aleyhe kabul anlamına gelmemek üzere; yargıtay yerleşik içtihatlarında belirtildiği şekilde; riziko gerçekleştikten sonra sözleşmeden cayılamayacağından, davalının sorumluluğu sabit olmakla, bu yönde bir savunma müvekkile karşı ileri sürülemez. kaldı ki somut olayda; soru sorma /bilgilendirme / aydınlatma yükümlülüğüne aykırı davranan sigortacı her halükarda cayma hakkını yitirmiştir.öte yandan; ttk.m.1439/1 madde hükmü, beyan yükümlülüğünün ihlal edildiğinin rizikonun gerçekleşmesinden önce sigortacı tarafından öğrenilmesi haline uygulanabilecek bir yaptırım getirmekte olup; rizikonun gerçekleşmesinden önce kusur ve illiyet bağı dikkate alınmadan sözleşmeden cayılabileceği düzenlenmiştir. dolayısıyla cayma sadece sözleşme süresi içinde, henüz riziko gerçekleşmemiş ise mümkündür. müvekkilin doğan zararı ve tazmin talebi sigorta sözleşmesi yürürlükte iken, süresinde ve usulüne uygun olarak davalı sigortalı ve sigortacıya ihbar olunmakla, poliçe yürürlükte iken, vaki hasar ihbarı nedeniyle davalı sigortacı teminatı ile sınırlı olmak üzere müvekkile karşı sorumludur. 7-esasen dosya kapsamında yer alan belge ve bilgiler ile davalı avukatların 2014/2015 tarihinde yaptırdığı mesleki sorumluluk sigortası poliçesinin tanzimi sırasında, yürütmekte olduğu bir dava sırasında zamanaşımı defi ile karşılaştığını sigortacıya bildirmesi beklenmeyeceğinden ve buna mukabil davalı sigorta şirketi tarafından da bu yönde bir soru sorulmadığından, soru listesi verilmemiş olduğundan somut olayda ttk 1439 maddesi kapsamında, sözleşmenin yapılması veya değişik şartlarda yapılması sonucunu doğuracak ölçüde önemli bir olay olmadığı açıktır.bir avukatın, takip ettiği birçok dava dosyasında bu tür defi ve itirazlarla karşılaşabileceği izahtan vareste olup; dosyalarda mevcut her itiraz ve def’inin mesleki sorumluluk sigortası poliçesi tanzimi sırasında beyan edilmesi beklenemez. kaldı ki; bir itiraz yada def’inin ileri sürülmüş olması, bu itirazın tek başına kabul edileceği anlamına da gelmez. zaten bir davada bu tür bir itirazla karşılaşma ihtimali olan avukatın, görevini gereği gibi yapmaması, müvekkiline karşı özen borcunu yerine getirmemesi, mesleki kusur/ihmal/hatası nedeniyle sebep olduğu zararlara karşılık mesleki sorumluluk poliçesi yaptırdığı da açıktır. dosyada mübrez bilirkişi raporlarında hukuka uygun olarak yapılan irdeleme ve değerlendirme neticesinde davalı ... tarafından hem geçmişe etkili, hem geleceğe etkili olacak şekilde düzenlenen poliçede yer alan şartların gerçekleşmiş olması nedeniyle talebin, adı geçen sigorta şirketi tarafından tanzim edilen poliçe kapsamında kaldığı doğru ve yerinde olarak tespit edilmiştir.dolayısıyla bam’ın 30.09.2021 tarihli kararında atıf yaptığı “… yürütmekte olduğu bir dava sırasında zamanaşımı def’i ile karşılaştığını sigortacıya bildirmemiş olmasından ttk 1439 maddesi kapsamında sözleşmenin yapılması veya değişik şartlarda yapılması sonucunu doğuracak ölçüde önemli bir olay olup olmadığı…” sorgulaması yapıldığında bir avukattan her dosyasındaki savunma sebeplerini beyan etmesinin beklenemeyeceği, bunun önemli bir olay sayılamayacağı sonucuna varılacağı muhakkaktır. nitekim mahkeme kararında da tek başına zamanaşımı definde bulunulması olgusunun sigorta şirketi yönünden önemli olgu olarak görülmesinin mümkün bulunmadığı yolundaki tespit son derece doğru ve yerindedir. hiçbir şekilde aleyhe kabul anlaşıma gelmemek üzere bir an için bu hususun önemli kabul edilmesi halinde dahi davalı sigorta şirketinin cayma hakkı bulunmadığı, ttk 1442 maddesi uyarınca caymaya yol açan ihlale sigortacı sebebiyet vermişse, sigortacı sorularından bazıları cevapsız bırakıldığı hâlde sözleşmeyi yapmışsa cayma hakkının kullanılamayacağı ve davalı anadolu sigortanın, ttk 1435 ve 1436 maddelerinde bahsi geçen sözlü ve yazılı soruları sigortalısına yöneltip sonuca göre belirlenen ölçü ve esaslara dayalı olarak poliçeyi geriye dönük 5 yıllık süreyi de kapsayacak dönemdeki mesleki hizmetler nedeniyle doğan zararları teminat kapsamına alacak şekilde akdetmiş olmakla; cayma hakkının düştüğü mesleki sorumluluk sigortası genel ve özel şartları ile sabittir. mahkeme kararının gerekçesinde de açıkça ifade edildiği üzere; sigortacının yasal cayma hakkı bulunmadığı ve cayma hakkına dayanarak poliçeyi iptal etmesinin mümkün olmadığı sabit olup; bu nedenle sigortalısının sorumluluğunu teminat altına alan davalı sigortacının davacıya karşı tazmin borcu bulunduğundan bahisle davanın kabulü yönünde verilen karar usule, yasaya ve yerleşik istinaf kararlarına uygun doğru ve yerinde bir karar olmakla yerel mahkeme kararının onanmasına karar verilmesini talep ederiz.8-hülasa istanbul bölge adliye mahkemesi 18. hukuk dairesi'nin 30/09/2021 tarihli kararı sonrasında dosyaya yeni bir belge ibraz edilmemiş olduğu, dosyada mübrez sigortacı bilirkişi tarafından tanzim edilen 21.11.2018 ve 03.06.2019 tarihli bilirkişi raporları ile davalı sigorta şirketinin sorumluluğuna ilişkin tespitte bulunulurken sigortacının cayma hakkının bulunmadığı hususunun da tespit edildiği, ayrıca davalı ... sigorta şirketi tarafından imzalı bilgilendirme formu ibraz edilmediğinden ttk 1442 maddesi uyarınca sigortacının cayma hakkının düştüğü dikkate alınarak, söz konusu mesleki hata yapılmamış olsa idi; davalı avukatların açıp yürüttüğü diyarbakır 2. asliye hukuk mahkemesinin 2013/646 e., 2013/676 k. sayılı davadaki talep doğrultusunda 1.891.190,53-tl tutarında maddi zararın muacceliyet tarihi olan 24.09.2009 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte dava dışı axa sigorta a.ş’den tahsili gerçekleşecek ve müvekkilin ekonomik durumu bugün geldiği noktada olmayacak, zarar oluşmayacaktı. taraflardan birinin tacir olduğu ihtilafa konu alacak ve tazminatlarda ve ticari işletmeyi ilgilendiren alacak ve tazminatlarda uygulanacak faiz türü ticari avans faizidir. dolayısıyla davalı sigortacının da; sigortalısı davalı avukatların sorumluluğunu teminat altına almış olmakla, sigortalı davalı avukatların mesuliyeti altında olan,1.891.190,53-tl tutarında maddi zarar ile 100.000-tl manevi zararın 24.09.2009 tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizinden sorumlu tutulması gerektiği izahtan vareste olup; yerel mahkeme kararının kabule ilişkin kısmı usul ve yasaya uygun doğru ve yerindedir. 9-sn. mahkemenin yukarıda esas ve karar numarası belirtilen dosyasının, 17.03.2022 tarihinde verilen kararında, kararın gerekçe bölümünün “2” nolu bendi ile “diğer davalılar yönünden davanın kısmen kabul, kısmen reddiyle 1.891.190,53-tl'nin (... sigorta aş 'nin davalı ... için 450.00,00tl, davalı ... için 450.000,00tl ve davalı ... için 499.000,00 tl sigorta limitiyle sorumlu olması kaydıyla) sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihi olan 24.09.2015 tarihinden itibaren; davalılar eren, sadık ve ismail yönünden ise, zararın zamanaşımının dolduğu 08.06.2011 tarihinde doğduğu kabul edilerek bu tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle (sigorta şirketi yönünden avans faizi ile) birlikte davalılar ... anonim türk aş, ..., ... ve ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsiliyle; davacıya verilmesine” karar verilmiştir. yukarıda alıntılanan “2” nolu bentte açıkça düzenlendiği üzere, davalılardan ... sigorta aş'nin sigorta limitiyle sınırlı olmak kaydı ile asıl alacak ve buna isabet eden faizden sorumluluğuna hükmedilmiş olup; muafiyet tenzili gözetilerek kurulan hükümde miktar açısından herhangi bir hata bulunmamaktadır. yine sn. mahkemece davalı sigorta şirketinin vekalet ücreti, yargılama gideri, harç vb. fer'ilere ilişkin sorumluluğu açısından poliçe limiti gözetilerek buna isabet eden kısım yönünden hüküm kurulmuştur. davalının bu baptan itirazları mesnetsiz olup, reddi gerekir...." şeklindeki beyanlarıyla davalıların istinaf talebinin reddini dilemiştir.Dava, davacı vekili olarak görev yaptıkları dönemde davalılar ..., ... ve ... yönünden vekâlet görevini yerine getirilmemesi nedeniyle oluşan zararın tazminine, davalı ... Sigorta Şirketi ve ... Sigorta Anonim Şirketi -(... Sigorta A.Ş.) yönünden davalı avukatların meslek sigortası yaptırmış olmaları sebebiyle limit dahilinde zararın tahsili talebine ilişkin alacak davasıdır.Gerek istinaf sebebi yapılan ve gerekse HMK'nın 355. maddesine göre kamu düzeni nedeniyle resen dikkate alınması gereken hususların incelenmesinde; İDM'nce alınan 20.07.2017 tarihli ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Medeni Hukuk ABD. Öğretim üyesi bilirkişi raporunda; "...2- Davalı, her ne kadar 2013 yılında verilen Hukuk Genel Kur lu kararı ile ıslah edilen miktar yönünden zamanaşımına ilişkin olarak içtihat değişikliğine gidildiğini ifade etmiş ise de HMK uygulamasında konuyla ilgili içtihadın olduğu davalının iddia ettiğini işin aksine bi çtihat değişikliği olmadığı, açılan davanın kısmi bulunduğu, talep edilen miktar yönünden zamanaşımı süresi içerisinde bakiye masrafları talep etmesi gerektiği,...Yangın dolayısıyla tazıninat davasına ilişkin karar. (Yargıtay 1k HD, E. 2015/306,...işbu davanın daya tarihi olan 01.06.2016 dikkate alındığında Avukatlık Kananığıu m, 40 hükmü gereğince ve de TEK m, 147. b, 5 hükmünce beş yıllık zamanaşımı süreşi öngörüldüğünden ve davacının talebinin zamanasım na uğramadığı,...5- 4 ve S numaralı davalıların TBK m. 506/1 hükmü gereğihce “git vekalet” sözleşmesi ile 1 numaralı davalıyı yetkili kıldıkları, bu sözleğmenin doktrinde “ olarak anılmakta olup TEK İn. Hükmünce herhangi bir şekle tabi olmadığı, doktrinde görüş birliği bulunmadığı..." şeklinde, 07.06.2019 tarihli Sigorta ve Aktüeryal Hesaplamalar Uzmanı bilirkişi ek raporunda; "...D-) SONUÇ: Yukarıda Sayın Mahkeme'ye takdim edilen açıklamalar çerçevesinde, dosyada mevcut bilgi ve belgelere göre; kök rapordaki GÖRÜŞÜMDE ISRAR ETTİĞİME,..." şeklinde ek rapor ibraz edildiği, İDM'nce; "...Dava, davalılardan Av. ..., Av. ... ve Av. ...'ün kendilerine verilen vekalet görevini gereği gibi yerine getirmemelerinden kaynaklı oluşan zararın tazmini ile diğer davalı sigorta şirketleri yönünden davalı avukatların mesleki sigorta poliçesi nedeniyle meydana gelen zarardan dolayı limit dahilinde tazmini talebidir. Uyuşmazlık ; avukat olan ilk üç davalının dava konusu yapılan Diyarbakır 2 AHM 'nin 2009/670 E sayılı dosyasında açılan davada yasal süre içinde ıslah dilekçesi sunulmaması nedeniyle davacının uğradığı iddia edilen zararın vekalet ilişkisi gereği diğer davalılardan ise sigorta poliçesi kapsamında talep edilip edilemeyeceği hususlarıdır. Davacının Diyarbakır'da bulunan iş yeri deposunda 08.06.2009 tarihinde yangın meydana geldiği, meydana gelen yangın sebebiyle davalılardan Av. ...'ın dava açmak ve yürütmek üzere vekil tayin edildiği, Diyarbakır 2. AHM'nin 2009/670 Esas sayılı dosyası ile davalı vekil Av. ... tarafından "fazlaya dair haklar saklı tutularak" 200.000,00 TL'lik tazminat davası açıldığı, diğer davalılar Av. ...'a yetki belgesi verilerek aynı davadan vekil tayin edildiği davalılardan Av. ...'ün aynı dosyada davacı tarafından vekil tayin edildiği Diyarbakır 2. AHM'nin 2009/670 Esas sayılı dosyasının 21.11.2011 tarihinde davalılardan Av. ... tarafından ıslah edildiği, mahkemece ıslah doğrultusunda davanın kabulüne karar verildiği, Yargıtay 11. Hukuk Dairesi'nin 2012/3316 Esas 2012/17227 Karar sayılı bozma ilamı uyarınca mahkeme tarafından ıslah talebinin zaman aşımına uğraması nedeniyle ıslah yönünden reddine karar verildiği, kararın 23.09.2014 tarihinde Yargıtay 17. Hukuk Dairesi'nin 2013/21420 Esas sayılı dosyası uyarınca yerel mahkeme kararının onandığı tespit edilmiştir.Dosyanın mahkememize İstanbul Anadolu 22. AHM'nin 2024/19 Esas 2024/55 Karar sayılı görevsizlik kararı ile istinaf incelemesi için Dairemize geldiği ve istinaf incelemesi yapıldığı görülmüştür. Diyarbakır 2.AHM'nin 2009/670 Esas numaralı dosyasının incelenmesi sonucu davacı ... ... tarafından davalı ...Sigorta A.Ş. Aleyhine vekil olarak davalı Av. ... tarafından fazlaya dair hakların saklı tutularak 200.000,00 TL yangından kaynaklı olarak tazminat davası açıldığı davalılardan Av. ...'ın yetki belgesi vekil tayin edildiği diğer davalı ...'ın da vekaletname ile vekil tayin edildiği, ilgili dosyada alınan bilirkişi raporu uyarınca meydana gelen maddi zararın 2.091.190,53TL olarak hesaplandığı davanın açılma tarihin 16.10.2009 olduğu, bilirkişi raporunun verildiği tarihin 08.02.2011 olduğu, davalı vekillerin ıslah dilekçesini verdiği tarih 21.11.2011 olduğu, Diyarbakır 2. AHM 2009/670 Esas sayılı dosyası uyarınca davanın kabulüne dair verilen kararın Yargıtay 11. HD'nin 2012/3316 Esas 2012/17227 Karar sayılı ilamı gereği ıslah talebi yönünden zaman aşımının dolması nedeniyle davanın reddine karar verildiği, yerel mahkeme tarafından bozma ilamına uyularak verilen kararın Yargıtay 17. HD'nin 2013/21420 Esas sayılı ilamı ile onandığı tespit edilmiştir. Davalı avukatlar yönünden TBK'nın 505. Maddede yapılan düzenlemeler uyarınca "Vekil, vekalet verenin açık talimatına uymakla yükümlüdür. Ancak vekalet verenden izin alma imkanı bulunmadığında, durumu bilseydi onun da izin vereceği açık olan hallerde, vekil talimattan ayrılabilir.Bunun dışındaki durumlarda vekil, talimattan ayrılırsa, bundan doğan zararı karşılamadıkça işi görmüş olsa bile, vekalet borcunu ifa etmiş olmaz."TBK'nın 506. Maddesinde "Vekil, vekalet borcunu bizzat ifa etmekle yükümlüdür. Ancak vekile yetki verildiği veya durumun zorunlu ya da teamülün mümkün kıldığı hallerde vekil, işi başkasına yaptırabilir." maddeleri ile vekilin müvekkiline karşı özen ve sadakat yükümlülüğü ile görevleri düzenlenmiştir. Avukatlık Kanunun 34. Maddesinde ise "özen borcu"na dair "Avukatlar, yüklendikleri görevleri ve bu görevlerin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdür." şeklinde avukatların özen borcunun içeriğine dair açıklama yapılmıştır. Dosya içerisindeki belgelerin incelenmesi sonucu, vekil tayin edilen Av. ... ve Av. ... ile davacı arasında 04.09.2009 tarihli vekaletname sözleşmesinin yapıldığı diğer Av. ...'e de yetki belgesi verilerek davayı takip etmesi yönünden yetkilendirildiği anlaşılmış olup 6100 sayılı HMK'nın 75. Maddesinde buna ilişkin olarak " Dava için birden fazla vekil görevlendirilmiş ise vekillerden her biri, vekaletten kaynaklanan yetkileri, diğerinden bağımsız olarak kullanabilir. Aksi yöndeki sınırlamalar, karşı taraf bakımından geçersizdir" maddesi uyarınca her bir vekilin bağımsız olarak vekaletten kaynaklanan yetkileri kullanabileceği açıklanmıştır. Yapılan yargılama sonucu; Diyarbakır 2. AHM'nin 2009/670 Esas sayılı dosyası uyarınca yangın nedeniyle açılan tazminat davasında davacının iş yerinde 08.06.2009 tarihinde meydana gelen yangının ilgili dosya içerisine alınan bilirkişi raporları uyarınca rizikonun poliçe süresi içerisinde meydana geldiği, fazlaya ilişkin hakların saklı tutularak 200.000,00 TL bedel için maddi tazminat davası açıldığı, hükme esas alınan bilirkişi raporu uyarınca maddi zararın 2.091.190,53 TL olarak belirlendiği ancak her üç davalının vekil sıfatıyla özen ve sadakat yükümlülüklerini usulüne uygun olarak yerine getirmemelerinden kaynaklı 21.11.2011 tarihinde zaman aşımı dolduktan sonra ıslah dilekçesi verdikleri bu haliyle davacı müvekkillerinin zararının doğduğu TBK'nın 505 ve devam maddelerinde yer alan vekalet sözleşmesine aykırı hareket ettikleri bunun yanında Avukatlık Kanunun 34. Maddesine göre özen borcunun usulüne uygun olarak yerine getirmeyerek zamanında ıslah dilekçesi vermeyerek davacının maddi zararının oluşmasına sebep olduklarından her üç avukatın görevlerinin gereğini usulüne uygun olarak yerine getirmeyerek meydana gelen zarardan sorumlu oldukları kanaatine varılmıştır. Davalılardan ... Sigorta Şirketi'nin davalılardan ... için 15.12.2014-15.12.2015, davalı ... için 26.12.2014-26.12.2015, davalı Av. ... için 17.12.2014-17.12.2015, tarihleri aralığında dava konusu zararın poliçe kapsamı içerisinde teminat altına alındığı ve doğan zararlarda Mesleki Sorumluluk Sigortaları Genel Şartları uyarınca sorumlu olduğu sigorta şirketinin her üç davalı vekil uyarınca poliçe kapsamı gereği meydana gelen zarardan limit dahilinde sorumlu olduğu kanaatine varılmıştır.Diğer davalı ... Sigorta'nın olay tarihi itibariyle imzalanan sözleşme gereği herhangi bir sorumluluğunun bulunmadığı kanaatine varılarak ilgili davalı yönünden davanın reddine karar verilmiştir.Manevi tazminat yönünden yapılan inceleme sonucu davacının meydana gelen olayda TBK'nın 58. Maddesi uyarınca yer alan manevi tazminata ilişkin herhangi bir şekilde kişilik haklarını zedeleyen herhangi bir somut durum tespit edilemediğinden manevi tazminat talebinin reddine karar vermek gerekmiştir...." şeklindeki gerekçeyle; "...1-Davalı ... Sigorta AŞ hakkındaki DAVANIN REDDİNE, 2-Diğer davalılar yönünden davanın KISMEN KABUL, KISMEN REDDİYLE 1.891.190,53-TL'nin (... Sigorta AŞ 'nin davalı Eren ... için 450.00,00TL, davalı ... için 450.000,00TL ve davalı ... için 499.000,00 TL sigorta limitiyle sorumlu olması kaydıyla) sigorta şirketi yönünden temerrüt tarihi olan 24.09.2015 tarihinden itibaren; davalılar Eren, Sadık ve İsmail yönünden ise, zararın zamanaşımının dolduğu 08.06.2011 tarihinde doğduğu kabul edilerek bu tarihten itibaren işletilecek yasal faiziyle (sigorta şirketi yönünde avans faizi ile) birlikte davalılar ... Anonim Türk AŞ, ..., ... ve ...'dan müştereken ve müteselsilen tahsiliyle davacıya verilmesine,3-Manevi tazminata ilişkin taleplerinin REDDİNE,..." şeklinde karar verdiği, yukarıda belirtili taraflarca yukarıda belirtili nedenlerle tarafların verilen kararı istinaf ettiği görülmüştür.Vekalet görevi sona erinceye kadar vekilin hukuki sorumluluğu devam edeceğinden, bu emredici hukuk kuralına aykırı yapılan sözleşmeler geçersiz olduğundan ve ıslah dilekçesini Av. ... ibraz ettiğinden, İstinaf Başvurusunda Bulunan Davalılardan ..., ... ve ...'in bu husustaki istinaf talebinin reddi gerekmiştir. Dava, alacak istemine ilişkin olup yetkili mahkemenin davalı adres mahkemesi de olabileceğinden, bu hususun kamu düzenine ilişkin kesin yetki kurallarından olmadığından, davalı şirket merkez adreslerinin İstanbul Anadolu yargı çevresinde olduğundan yetki istinaf talebinin de reddi gerekmiştir.Vekalet ilişkisi vekalet görevi sona erinceye kadar devam edeceğinden ve dava açılana kadar vekalet görevinin de devam ettiği anlaşılmakla, azil veya istifa da bulunmadığından Davalılardan ..., ... ve ...'in bu husustaki istinaf talebinin reddi gerekmiştir. Gerek istinaf sebebi yapılan ve gerekse HMK'nın 355. maddesine göre kamu düzeni nedeniyle resen dikkate alınması gereken hususların incelenmesinde; Hükme esas alınan bilirkişi raporunun yeterli, denetime ve somut olayın özelliklerine uygun olması ve İlk derece mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, inceleme konusu kararın usul ve esas yönünden hukuka uygun olduğu anlaşıldığından, davalılar ... ve ..., davalı ..., davalı ... Sigorta Şirketi ve davacının istinaf başvurularının HMK m.353/1-b-1 uyarınca oybirliğiyle esastan reddine karar verilmesi sonuç ve kanaatine varılmakla aşağıdaki hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M : Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere ; 1.HMK m.353/1-b-1 gereğince davalılar ... ve ..., davalı ..., davalı ... Sigorta Şirketi ve davacının istinaf başvurularının esastan REDDİNE, 2.İstinaf incelemesinin duruşmasız yapılması nedeni ile AAÜT m. 2/2 hükmü uyarınca taraflar lehine vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 3.Davalılar ... ve ...'dan alınması gereken 129.187,23 TL harçtan peşin olarak yatırılan 32.296,80 TL'nin mahsubu ile bakiye 96.890,43 TL'nin bu davalılardan tahsili ile Hazineye irad kaydına,4....'den alınması gereken 129.187,23 TL harçtan peşin olarak yatırılan 32.296,80 TL'nin mahsubu ile bakiye 96.890,43 TL'nin bu davalıdan tahsili ile Hazineye irad kaydına,5.Davacıdan alınması gereken 615,40 TL harçtan peşin olarak yatırılan 427,60 TL'nin mahsubu ile bakiye 187,80 TL'nin davacıdan tahsili ile Hazineye irad kaydına,6.... Sigorta Şirketi'nden alınması gereken 95.565,69 TL harçtan peşin olarak yatırılan 23.891,42 TL'nin mahsubu ile bakiye 71.674,27 TL'nin bu davalıdan tahsili ile Hazineye irad kaydına,7.İstinaf başvurusu için yapılan yargılama giderlerinin HMK'nın 360 ıncı maddesi yollamasıyla, madde 323 uyarınca istinafı talep edenler üzerinde bırakılmasına, Dair, HMK m. 361 uyarınca, kararın tebliğinden itibaren iki hafta içinde temyiz yolu açık olmak üzere, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 06/11/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.