T.C. SAKARYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/1154 - 2026/706 "T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I" T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/1154 KARAR NO : 2026/706 BAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 25.03.2025 NUMARASI : 2022/889 Esas - 2025/287 Karar İSTİNAF YOLUNA BAŞVURAN DAVACI : ... VEKİL…
T.C. SAKARYA BAM 3. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2025/1154 - 2026/706 "T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I" T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 3. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2025/1154 KARAR NO : 2026/706 BAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 25.03.2025 NUMARASI : 2022/889 Esas - 2025/287 Karar İSTİNAF YOLUNA BAŞVURAN DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... İSTİNAF YOLUNA BAŞVURAN DAVALI : SAKARYA ELEKTRİK DAĞITIM ANONİM ŞİRKETİ VEKİLİ : Av. ... İHBAR OLUNAN : GIG SİGORTA A.Ş. ... DAVANIN KONUSU : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) BAŞVURU TARİHİ : 14.05.2025-15.05.2025 İSTİNAFA GELİŞ TARİHİ: 09.07.2025 KARAR TARİHİ : 03.04.2026 İLAM YAZIM TARİHİ : 07.04.2026 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyadaki tüm belgeler ve dairemiz üyesi tarafından hazırlanan raporlar incelendi. Davanın dairemizin görev alanına girdiği, ilk derece mahkemesi kararının kesin olmadığı, istinaf başvurusunun süresi içinde yapıldığı, başvuru şartlarının yerine getirildiği anlaşılmakla; GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ : Davacı vekili dava dilekçesinde; davacının sahibi olduğu 34 ... plakalı yolcu otobüsünün, yolcu taşımacılığı yapan Metro Turizm Şirketi'nde İzmir-İstanbul, İstanbul-İzmir arası devamlı ve düzenli seferler yaptığını, otobüsü müvekkili ile ... isimli şahsın dönüşümlü olarak kullandıklarını, otobüs 24.08.2022 günü saat 03:25'te, ... idaresinde, Osmangazi Köprüsü bağlantı yolundan İstanbul istikametine orta şeritten seyir halindeyken Bilişim Vadisi mevkine geldiği esnada, o mevkide bulunan yüksek gerilim hatlarındaki elektrik tellerinin koparak 34 ... plakalı otobüsün ön cam ile sol ayna kısımlarına ardından tavan kısımlarına düşmesi ile maddi hasarlı trafik kazası meydana geldiğini, bu kazanın oluşumunda sürücünün herhangi bir kusurunun olmadığı, tüm kusurun yüksek gerilim hatlarının yapımı ve bakımından sorumlu ilgili kurumda olduğu anlaşılmış olup, kaza tespit tutanağı ile tutanak altına alındığını, meydana gelen kazadan ötürü, aracın bazı parçalarının kullanılamayacak hale geldiğini, kazanın meydana geldiği bölgede bulunan yüksek gerilim hatlarının yapım ve bakımından sorumlu firmanın Sakarya Elektrik Dağıtım A.Ş. olduğu tespit edildiğini, müvekkili tarafından, otobüsün kaza nedeniyle hasara uğrayan ve kullanılamaz hale gelen parçaların maliyetleri ile işçilik giderlerinin faturalarının davalı kuruma ibraz edildiğini, kurum tarafından müvekkiline, 05.09.2022 tarihinde, 40.410,00 TL hasar ödemesi gönderildiğini, her ne kadar, kaza nedeniyle araçta oluşan maddi hasar davalı kurum tarafından karşılanmış ise de; yolcu taşımacılığı yapan otobüsün kazadan ötürü çalışamadığı günler nedeniyle müvekkilinin kazanç/kâr kaybı zararına da uğradığını, kurum tarafından kazanç/kâr kaybı zararının karşılanmadığını, kurum tarafından talebi reddedilen müvekkilinin dava şartı arabuluculuk başvurusunun, 04.11.2022 tarihli ikinci oturumunda tarafların anlaşamadıklarının tutanak altına alındığını, müvekkiline ait yolcu otobüsünün, İzmir- İstanbul arası gidiş geliş seferinde cirosunun 7.000,00- 10.000,00 TL arasında değiştiğini, müvekkilin kazanç kaybının emsal kazanç araştırması neticesinde alınacak bilirkişi raporu ile hesaplanacağını, kopan elektrik hattında 34.000 Walt elektrik yüklü olduğunu, yüksek gerilim hattının kopan parçasının yolcu otobüsüne çarpması sonucu, tonlarca ağırlıkta olan otobüsün tekerlerinin havaya kalktığını, devrilmesine ramak kaldığını, kazada müvekkili de dahil araç içerisinde bulunan 43 kişinin büyük bir ölüm tehlikesi atlattığını, tüm bu hususlar göz önünde bulundurulduğunda, davalı Sakarya Elektrik Dağıtım A.Ş.'nin haksız fiili neticesinde haksız fiile ilişkin hükümler çerçevesinde, müvekkilinin davalıdan tazminat hakkı doğduğunu belirterek, 6100 sayılı HMK'nun 107 maddesi uyarınca, bilirkişiler tarafından tam ve kesin olarak belirlendiği anda arttırılmak ve fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla şimdilik 1.000,00 TL kazanç kaybından dolayı maddi tazminat ile 30.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; 6100 sayılı yasanın 6. maddesinde, genel yetkili mahkeme konusunun “Genel yetkili mahkeme, davalı gerçek veya tüzel kişinin davanın açıldığı tarihteki yerleşim yeri mahkemesidir.'' şeklinde düzenlendiğini, işaret edilen yasal düzenleme göz önüne alındığında, eldeki davanın derdest bulunduğu mahkemenizin işbu dava bakımından yetkili olmadığını, zira, davacı taraf, işbu davayı, davalı müvekkil şirketin bulunduğu Sakarya Asliye Ticaret Mahkemelerinde ikame etmek yerine Sayın Mahkemede açmış bulunmaktadır. Bu nedenle, yetki ilk itirazında bulunduklarını, her şeyden önce davacının zararı ve zararın boyutunu ispatlaması gerektiğini, davacı taraf elektrik tellerinin kopması sonucunda aracın hasar gördüğünü ve meydana gelen bu hasar nedeniyle müvekkil şirket tarafından davacı tarafa 05/09/2022 tarihinde 40.410,00 TL hasar ödemesi yapıldığını ikrar ettiğini, davalı müvekkil şirket tarafından davacı tarafın zararının giderildiği davacı tarafça da dava dilekçesi ile belirtildiğini, ancak davacı taraf her nasılsa 24/08/2022 günü gerçekleşen kazada kazalı aracın maddi zararı müvekkil şirket tarafından 05/09/2022 giderilmiş olmasına karşın hasara uğrayan aracın bir haftalık onarım süresi zarfında seferlere katılamadığından kazanç kaybının olduğunu ileri sürerek yeniden maddi tazminat talebinde bulunmuş olması hakkaniyete aykırılık teşkil ettiğini, keza müvekkil şirket tarafından davacı tarafın aracında meydana gelen hasar ve kazanç kaybı için gerekli ödemeler davacı tarafa yapıldığını, davacı taraf oluştuğunu iddia ettiği kazanç kaybını ispatlamakla mükellef olduğunu, yalnızca davacı tarafın vermiş olduğu bilgilere göre dava dilekçesinde yazılı olan kazanç/ kar kaybının ve manevi tazminat koşullarının gerçekleştiği kabul edilemeyeceğini, bu yöndeki davacı taleplerini kabul etmediklerini, davacının gerçekleştiğini iddia ettiği şekilde bir zarar ve kar/ kazanç kaybı gerçekleşmediğini, dava dilekçesinde yer verilen zararın boyutu ve miktarı ile meydana geldiği ileri sürülen kazanç kaybına ilişkin açıklamaları kabul etmediklerini, bu nedenlerle davanın reddini talep etmiştir. Davacı vekili ıslah dilekçesinde; alınan bilirkişi raporu doğrultusunda dava dilekçesinde 1.000,00 TL olarak talep edilen kazanç kaybı (maddi tazminat) bedelinin, 103.933,08 TL daha arttırılarak, toplam 104.933,08 TL olarak ıslahına, ve kaza tarihinden itibaren işleyecek avans faizi ile birlikte davacıya ödenmesine karar verilmesini talep etmiştir. İlk derece mahkemesi tarafından, davanın kısmen kabulüyle 104.933,08 TL'nin 24.08.2022 tarihinden itibaren işleyen ticari faiz ile birlikte davalıdan alınarak davacıya ödenmesine, manevi tazminat talebinin reddine, karar verilmiştir. Yerel mahkemenin bu kararına karşı taraf vekilleri tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; her ne kadar davanın kısmen kabulüne karar verilmişse de, manevi tazminat talebinin reddedilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, davada tüm kusurun davalıya ait olduğunun raporlar ile sabit olduğunu, kazanın meydana geldiği esnada, aracın ön tarafında bulunan ve muavin koltuğunda oturmakta olup yaşanan her şeye an be an şahit olan davacının yaşadığı korku ve travmanın manevi dengesini bozduğunu, yıllardır otobüs kaptanlığı yapan ve sayısız sefere çıkan davacının ilk defa böyle bir elim kaza yaşadığını, kaza nedeniyle yaşadığı stres, sıkıntı, üzüntü ve korkuya bağlı olarak travma sonrası kaygı bozukluğu teşhisi aldığını ve ölüm korkusu nedeniyle panik atak nöbetleri geçirmeye başladığını, dolayısıyla ilgili mevzuat hükümleri doğrultusunda davacı nezdinde doğan psikolojik ve ruhsal zarar nedeniyle manevi zararın davalı tarafından tazmin etme yükümlülüğünün hasıl olduğunu, buna rağmen mahkemece davacının manevi tazminat talebinin yetersiz inceleme ile reddedilmesinin kabul edilmez olduğunu, yaşanan bu olaydan davacının manevi olarak zarar görmediğini kabul etmenin hukuka aykırı olduğunu, bu nedenle istinaf incelemesi neticesinde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın tam kabulüne karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili istinaf dilekçesinde; mahkemece kararın gerekçesinin tarafların dilekçeleri ve bilirkişi raporları kopyalanmak suretiyle oluşturulmaya çalışıldığını, kararda gerekçeye yer verilmemesi nedeniyle yargılanma hakkının ihlal edildiğini, davalı kurum tarafından davacıya 05.09.2022 tarihinde 40.410,00 TL ödenmiş olmasına rağmen davacının kazanç kaybı iddiası ile dava açmasının ve bu davanın kabulüne karar verilmesinin hakkaniyete aykırı olduğunu, hükme esas alınan kusur raporunun hatalı ve yanlış değerlendirmeler içerdiğini, rapora yönelik itirazlarının mahkemece dikkate değer görülmediğini, bununla birlikte davalı şirket tarafından tutulan bakım ve onarım çalışmalarının kayıtlarında kazanın meydana meydana geldiği enerji hattında herhangi bir problem ya da herhangi bir ihmal olmadığının açıkça ortada olduğunu, dolayısıyla davalı kuruma sorumluluk yüklenemeyeceğini, mahkemece elektrik nakil hattına dışarıdan bir müdahalenin olup olmadığı ya da dış etken nedeniyle dava konusu kazanın meydana geldiğinin tespiti hususunda herhangi bir araştırma yapılmadığını, bu nedenlerle istinaf incelemesi neticesinde ilk derece mahkemesi kararının kaldırılarak davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. HMK'nun 33. maddesi ve 04.06.1958 ve 15/6 Sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme kararı gereğince, hakim Türk Hukukunu re'sen uygulamakla görevli olup, bir davada maddi vakıaları anlatmak taraflara, hukuki tasnif ve tespit ise hakime ait olacaktır. Bu nedenle hakim tarafların ileri sürdüğü hukuki sebepler ve tespitlerden bağımsız olarak somut olaya uygulanacak yasa hükümlerini kendisi belirleyecektir. Somut olayda 24.08.2022 tarihinde davacının maliki bulunduğu ve dava dışı Metro Turizm firmasının bilet kesen komisyoncusu olduğu 34 ... plakalı yolcu otobüsünün içerisinde yolcuları ve ikinci kaptanı olarak davacının bulunduğu esnada ve dava dışı ...'nın sevk ve istikametinde iken davalı şirkete ait elektrik tellerinin koparak araç üzerine düşmesi neticesinde araçta maddi hasar geldiği ve eldeki davanın aracın tamir süresi boyunca gerçekleştiremediği ticari yolcu taşımacılığı nedeniyle kazanç kaybı istemli olarak davalı elektrik dağıtım şirketine yöneltildiği anlaşılmaktadır. Buna göre her ne kadar mahkemesince davanın hukuki tasnifi yapılamamış ve uyuşmazlık hakkında uygulanması gereken hukuk kuralları ile ispat kuralları belirlenmemiş ise de eldeki dava, 6098 sayılı TBK 71.maddesine göre olarak tehlike sorumluluğu ve denkleştirme ilkesine göre faaliyet sahibi olan davalıya yöneltilen maddi ve manevi tazminat istemlerine ilişkindir. 30.11.2000 Resmi Gazete tarih ve 24246 sayılı Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği'nin "İkinci" bölümünün "Genel Hükümler" başlığı altındaki "Kuvvetli akım tesislerinin güvenliği" alt başlığında yer alan 5. maddesi şöyledir: " Kuvvetli akım tesisleri her türlü işletme durumunda, cana ve mala herhangi bir zarar vermeyecek ve tehlike oluşturmayacak bir biçimde yapılmalıdır. Herhangi bir kimsenin dikkatsizlikle de olsa yaklaşabileceği uzaklıktaki kuvvetli akım tesislerinin gerilim altındaki bölümlerine (aktif bölümler) dokunulması olanaksız olmalıdır ve ilerideki bölümlerde belirtilen emniyet mesafeleri ile koruma önlemleri sağlanmalıdır.". Aynı Yönetmeliğin ’bakım ve onarım’’ başlıklı 27. maddesi; "Tesislerin ve aygıtların teknik belgelerinde belirtilen aralıklarda bakım ve onarımları yapılmalıdır. Yapılan bakım ve onarımlar kalıcı bir şekilde kaydedilmelidir."; Kuvvetli akım tesislerinin denetimi ve güvenliği başlıklı 67. maddesinin (b) bendi ise; "İşletme tarafından tesisin özellikleri göz önüne alınarak belirli aralıklarla denetleme ve yoklamaların süresi hiç bir zaman 2 yılı geçmemelidir. Yoklama ve bakımların sonuçları düzenli olarak kaydedilmelidir." Yönetmeliğin " Hava hatları Uzaklıklar" 44. Maddesi: a) Hava hatlarında iletkenler arasında alınması gerekli en küçük uzaklıklar aşağıdaki gibi hesaplanacaktır: 1) Malzeme, kesit, salgı ve anma gerilimleri aynı olan, aynı ya da farklı yatay yüzeylerde bulunan iletkenler arasındaki en küçük (D) uzaklığı aşağıdaki formüle göre hesaplanacaktır. D= k. (Fmak + I) 1/2 + (U/150) Burada; D: Direk üzerinde iletkenler arasındaki uzaklık (m) k: Bir katsayı olup bu katsayı alçak gerilimde 0,35 yüksek gerilimde 0,50 alınacaktır. Fmak: Hesaplanan direğin en büyük açıklığına ilişkin en büyük salgı (m) l: Taşıyıcı zincir izolatörün uzunluğu (m) (Mesnet izolatöründe l=0 alınacaktır.) U: Hattın fazlar arası anma gerilimi (kV) 2) Bir direk üzerinde birden fazla sistem bulunursa ve bunlarda malzeme, kesit, salgı ve anma gerilimleri farklı ise, bu iletkenler arasında alınacak en küçük "D" uzaklığı, her devrenin kendi salgı ve gerilimlerinin madde 44-a/1'de verilen formülde yerine konması ile bulunacak değerlerden en büyüğüne eşit olacaktır. b) Konsol ve travers boyları ile bunlar arasındaki uzaklıklar madde 44-a/1 yada a/2'deki gibi hesaplanmakla birlikte ayrıca aşağıda belirtildiği gibi çizilecek iletken salınım diyagramlarına (Şekil-8'e bakınız.) göre gerilim altındaki iletkenler arasındaki uzaklığın (U/150) m.den daha az olmadığı doğrulanacaktır. Bu uzaklık 0,20 m'den az olamaz. Bu salınım diyagramları, +5 Cø ve %70 rüzgar yükü ile bölgenin en büyük sıcaklığında ve %42 rüzgar yükünde çizilecektir. İletken salınım kontrolünde en büyük sapma açısı α, 50ø'ye kadar α /4, 50ø-62ø 30'a kadar 12ø30 sabit ve 62ø30'dan büyük sapma açılarında ise iletken salınımları arasında α /5'e kadar bir açısal kayma varsayılarak gerekli doğrulamalar yapılacaktır. Bu madde yalnızca yüksek gerilimli büyük aralıklı hatlara uygulanır. c) Yukarıda hesaplanan konsol ve travers boyları ile bunlar arasındaki uzaklıklar ayrıca kamçılanma kontrolü yapılarak doğrulanacaktır. Bir direkte birbirinin üstünde bulunan iletkenlerden, alttaki iletkenin üzerindeki buz yükünün birdenbire düşmesinden sonra, alttaki iletkenin düşey düzlemde bir sıçrama yapacağı varsayılarak sıçramadan sonra üstteki buzlu iletkene uzaklığı (U/150) m.den az olmayacaktır. Bu uzaklık 0,20 m.'den az olamaz. Bu madde yalnızca yüksek gerilimli büyük aralıklı hatlara uygulanır. d) Aynı direk üzerinde bulunan yüksek ve alçak gerilimli iletkenlerin bağlantı noktaları arasındaki düşey uzaklık en az 1,5 m. Olacaktır. e) Alçak gerilimli küçük aralıklı hatlarda iletkenler arasındaki uzaklık 0,40 m. den az olmayacaktır. Bu uzaklıklar aşağıdaki durumlarda küçültülebilir: - Gerilimleri birbirine eşit olan aynı faz iletkenlerinde, - İletkenlerin birbirine değmemesi için gerekli güvenlik önlemleri alınmış olan hatlarda f) Hat iletkenleriyle topraklanmış metal bölümler arasındaki uzaklık en az (U/150 + 0,05) m. olacaktır. Bu uzaklık yüksek gerilimli hava hatlarında 0,20 m.den, alçak gerilimli hava hatlarında da 0,05 m.den az olamaz. U: Fazlar arası anma gerilimidir (kV). g) Toprak iletkeni ile faz iletkenleri arasındaki uzaklık, toprak iletkeninin faz iletkenlerini yıldırıma karşı maksimum 30ø'lik açı altında koruyabileceği biçimde hesaplanacaktır." şeklinde düzenlenmiştir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun "Tehlike sorumluluğu ve denkleştirme" kenar başlıklı 71. maddesinin ilgili bölümü şöyledir: "Önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumludur." Esasen, mülga 818 sayılı Borçlar Kanunun 41vd. Maddelerinde düzenlenen kusur sorumluğuna ilişkin hususlar ile kusursuz sorumluğuna ilişkin 54vd. Maddeleri ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun kusur sorumluluğuna ilişkin 49 vd. Maddeleri ile kusursuz sorumluluğa ilişkin 65 vd. Maddeleri benzer düzenlenmeler içermektedir. Şu farkla, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun, öteden beri yargısal içtihatlarla geliştirilen "tehlike sorumluluğu" hususuna ilişkin 71.maddesinde açık düzenleme getirmiş bulunmaktadır. Aynı şekilde mülga 818 sayılı Yasanın Ceza Hakimi kararının Hukuk yargılamasına etkisini düzenleyen 53. maddesi ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 74. maddesi yazım dili dışında aynı hükümleri içermektedir. Bilindiği üzere, kişilerin sözleşme dışı sorumluluğunda kural olarak kusur sorumluluğu esastır (BK m.41); ne var ki, yasa koyucu değişik sebeplerle kusursuz sorumluluk (objektif sorumluluk) hallerini de kabul etmiştir. Bu nedenle sözleşme dışı sorumluluktan söz edebilmek için, kişinin kusura dayanan bir sorumluluğunun veya kusuru olmasa dahi yasadan doğma bir sorumluluğunun bulunması zorunludur. Öte yandan, henüz 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunun 71. Maddesinde yer alan düzenleme getirilmeden önce de yargısal içtihatlarla kusursuz sorumluluk kavramı geliştirilmiş olup; 818 sayılı Türk Borçlar Kanunun yürürlükte olduğu tarihte de dayanağını daha çok 55.maddeden alan hukuksal yorum ile tehlike sorumluluğu kavramı geliştirilmiştir. Yüksek Mahkemenin zaman içerisinde, gelişen sosyolojik koşullara göre şekillendirdiği tehlike sorumluluğunun şu temele oturtulduğu görülmektedir. Yüksek Mahkemenin önceki kararlarında da benimsediği bir görüşe göre, İsviçre ve Türk Hukuk Sisteminde özel bir düzenleme söz konusu olmadıkça asıl olan kusur sorumluluğudur. Sanayinin gelişmesi ve yurt düzeyine yayılması sonucunda işyerlerinde kullanılan teknik ve motorlu araçların her geçen gün daha fazla artması ve bu nedenle de alınabilecek her türlü önlemlerle dahi önüne geçilmesi olanağı bulunmayan tehlikelerin ortaya çıkması, dolayısıyla iş kazaları ve meslek hastalıklarının büyük artışlar göstermesi karşısında kusura dayanan sorumluluk ilkesinin yetersiz kaldığı modern toplum hayatının ihtiyaçlarına cevap vermediği görülmüştür. İşte son zamanlarda kendisini yoğun bir biçimde hissettiren teknik ve teknolojik alanlardaki bu gelişmeler, kusursuz sorumluluğun bir türü olan tehlike sorumluluğu kavramını ortaya çıkarmıştır. Tehlike sorumluluğunu savunanlar faaliyet sahibinin özen borcunu ideal ölçüler içinde yerine getirmesi halinde dahi, meydana gelen zarardan yine de sorumlu tutulması gerektiğini savunmaktadır. Benzer şekilde bina sahibinin sorumluluğu kavramında da ele alındığı üzere ; Sorumlu kişi veya işletmenin, kusurlu olup olmaması, özen ödevini yerine getirip getirmemesi, işletme veya nesnede (şeyde) bir bozukluk veya noksanın bulunup bulunmaması, meydana gelen zararın tazmin borcu yönünden bir etkiye sahip değildir. Zira bunların sebep oldukları zararlarda, kusurun bulunup bulunmadığı ya da rolünün olup olmadığı çoğu zaman bilinemediği veya ispat edilemediği gibi, sorumlu kişi veya işletme, her türlü özeni gösterse, gözetim ve denetim ödevini yerine getirse, gerekli bütün tedbirleri alsa bile, gene çoğu zararın meydana gelmesini önlemek mümkün değildir. Bu sebeple sorumluluğunun bağlandığı olgu ile zarar arasında uygun illiyet bağı kurulduğu zaman, sorumluluk da gerçekleşmiş olacağından, bu işletme veya nesnelerin sahip veya işletenleri, bunların sebep oldukları zararı gidermek zorundadır. Yapım bozukluğunu veya bakım eksikliğini ispat etmesi gereken zarar görenin, bir de illiyet bağının varlığını ispat etmesi gerekir. İlliyet bağının ispatı bazı durumlarda çok zor olabilir. Bu hâlde zarar verici olgunun, bina veya yapı eserinin yapılışındaki bozukluğa veya bakım eksikliğine bağlanması hayatın olağan akışına uygun ise hâkim illiyet bağının varlığına karar verebilir (Erten, A: Türk Borçlar Hukukuna Göre Bina ve İnşa Eseri Sahiplerinin Sorumluluğu, BK.58, Ankara 2000, s.205). Burada sözü edilen illiyet bağı uygun illiyet bağıdır. Uygun illiyet bağı, olayların olağan akışına ve hayat tecrübesine göre sebebin, meydana gelen sonucu yaratmaya elverişli olmasıdır. Uygun illiyet bağı, sorumluluğu, zarar veren bakımından öngörülebilir risklerle sınırlamaktadır. (Eren, F .Borçlar Hukuku Genel Hükümler, İstanbul 2009, s.611, s.617) Başka deyişle, hayatın olağan akışı ve hayat tecrübesi bakımından öngörülemez zararlar uygun illiyet bağı kapsamında sorumluluğu doğurmayacaktır. İlliyet bağı; mücbir sebep, zarar görenin kendi kusuru veya üçüncü kişinin kusuru nedeniyle kesilebilir. TBK’nın 69. maddesi kapsamında sorumluluğun doğabilmesi için illiyet bağının kesilmemiş olması gerekir. İlliyet bağını kesen hallerden birinin varlığı veya zarara yapım bozukluğu veya bakım eksikliği dışında ve bunların bir katkısı olmaksızın mücbir sebepten üçüncü bir kişinin kusurundan kaynaklanan başka bir kazanın sebep olduğu kanıtlanmadığı takdirde ispat yükü yerine getirilmiş sayılır.( Hukuk Genel Kurulunun 2017/11-124 E., 2019/657 K. Sayılı ilamı) Somut olayda, davalının yürüttüğü faaliyeti nedeniyle tehlike sorumluluğu söz konusudur. Tehlike sorumluluğunda faaliyet her zaman "tehlike eğilimi" taşımaktadır. Bu nedenle de kurtuluş beyyinesi imkânı bulunmamakla birlikte ancak uygun illiyet bağının kesilmesi ile tazminat sorumluluğu ortadan kalkabilecektir. Kusur aranmaksızın sorumluluğun düzenlendiği haller, kusursuz sorumluluk halleri olarak ifade edilmektedir. Doktrinde kusursuz sorumluluk hallerinin olağan sebep sorumluluğu-tehlike sorumluluğu şeklinde ikili ayırıma tabi tutarken, 6098 sayılı Kanun tarafından açıklanan hakkaniyet sorumluluğu-özen (sebep) sorumluluğu-tehlike sorumluluğu şeklinde ayırıma tabi tutulduğu görülmektedir. Denetleme ve gözetimde özen (cura in custodio) gereği, kusur unsur olarak aranmaz. 6098 sayılı Kanun'un 71. maddesinin birinci fıkrasına göre; "Önemli ölçüde tehlike arzeden bir işletmenin faaliyetinden zarar doğduğu takdirde, bu zarardan işletme sahibi ve varsa işleten müteselsilen sorumludur." Açıklanan yasal düzenleme uyarınca, tehlikeli işletme sahibi ve varsa işleten, zararlandırıcı sonucun doğmasına yol açan enerji hattının yapım ve bakım eksikliklerinden kaynaklanan zararlardan sorumludur. Sorumluluktan kurtulmanın olumsuz koşulu ise, zarar ile yapım bozukluğu ve bakım eksikliği arasındaki illiyet bağının kesilmiş olmasıdır. Tehlike sorumluluğunun dayandığı temel ilke "Tehlike İlkesi" dir. Tehlike esasına dayanan kusursuz sorumluluğun doğması için, tehlikeli bir olgu ve meydana gelen zarar ile söz konusu tehlikeli olgu arasında illiyet bağının bulunması gerekli ve yeterlidir. Tehlikeli bir faaliyeti ile başkasına zarar veren kimse, bu zararın ortaya çıkmasında hiç kusuru olmasa bile sorumludur. Dolayısıyla mahiyeti gereği tehlike oluşturan bir girişimde bulunan kimse, kusurlu olmasa dahi, girişimin neden olduğu zararları tazmin etmek zorundadır. Sorumlu kişi veya işletmenin, kusurlu olup olmaması, özen ödevini yerine getirip getirmemesi, işletme veya nesnede (şeyde) bir bozukluk veya noksanın bulunup bulunmaması, meydana gelen zararın tazmin borcu yönünden bir etkiye sahip değildir. Zira, bunların sebep oldukları zararlarda, kusurun bulunup bulunmadığı ya da rolünün olup olmadığı çoğu zaman bilinemediği veya ispat edilemediği gibi, sorumlu kişi veya işletme, her türlü özeni gösterse, gözetim ve denetim ödevini yerine getirse, gerekli bütün tedbirleri alsa bile, yine de çoğu zaman zararın meydana gelmesini önlemek mümkün değildir. Bu sebeple, sorumluluğunun bağlandığı olgu ile zarar arasında uygun illiyet bağı kurulduğu zaman, sorumluluk da gerçekleşmiş olacağından; bu işletme veya nesnelerin sahip veya işletenleri, bunların sebep oldukları zararı gidermek zorundadır (Prof. Dr. Fikret Eren, Borçlar Hukuku Genel Hükümler 1991 Baskı Cilt 2 sf: 14-15). Sorumluluk hukukunun önemli öğelerinden biri de zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunmasıdır. İlliyet bağının kesildiği durumlarda, kusursuz sorumlu olan kişi sorumlu tutulmayacaktır. Uygun illiyet bağı ancak üç halde kesilir. Bunlar mücbir sebep, zarar görenin ağır kusuru ve üçüncü kişinin ağır kusurudur. Kusursuz sorumlulukta, zarar gören kişinin kusurun varlığını ispat etme zorunluluğu yoktur. İşletme sahibi veya işletenin meydana gelen zarardan sorumlu tutulabilmesi için kusuru aranmaz. Aksine kusursuz sorumlu olan davalının, olayla zarar arasında illiyet bağının bulunmadığını kanıtlaması gerekir. Ancak, aynı zamanda sorumlu kişinin zararın doğumunda kusuru varsa, bu kusur munzam (ek) kusur olarak gözönünde tutulur. Munzam kusur halinde, kusursuz sorumlu kişi illiyet bağını kesen sebeplere dayanarak sorumluluktan kurtulamayacağı gibi tazminat miktarının takdirinde bu kusur gözönünde tutulabilecektir. Elektrik Kuvvetli Akım Tesisleri Yönetmeliği'nin 5. maddesinde; "Kuvvetli akım tesisKuvvetli akım tesisleri her türlü işletme durumunda, cana ve mala herhangi bir zarar vermeyecek ve tehlike oluşturmayacak bir biçimde yapılmalıdır. Herhangi bir kimsenin dikkatsizlikle de olsa yaklaşabileceği uzaklıktaki kuvvetli akım tesislerinin gerilim altındaki bölümlerine (aktif bölümler) dokunulması olanaksız olmalıdır ve ilerideki bölümlerde belirtilen emniyet mesafeleri ile koruma önlemleri sağlanmalıdır." denilmiştir. Bu bağlamda; elektrik iletim ve dağıtım şirketleri, elektriğin iletildiği hatları denetlemek ve kontrol etmekle yükümlüdür. Herhangi bir kimsenin dikkatsizlikle de olsa yaklaşabileceği uzaklıktaki kuvvetli akım tesislerinin gerilim altındaki bölümlerine (aktif bölümler) dokunulması olanaksız olmalıdır ve ilerideki bölümlerde belirtilen emniyet mesafeleri ile koruma önlemleri sağlanmalıdır. Davalı şirketin yerleşim yerinden orta gerilim hattı geçirdiği ve elektrik dağıtımının niteliği itibariyle tehlike yaratacak bir iş olduğu gözetildiğinde davalının yüksek özen yükümlülüğü vardır. Yüksek Mahkemenin yerleşmiş içtihatlarına göre, davalı elektrik idaresinin gerilim iletkenlerine güvenli yaklaşma sınırının aşılmaması için gerekli önlemleri alması, düzenli aralıklarla kontrolleri yapması gerektiği, aksi takdirde BK'nun 54. ve 71. maddeleri uyarınca meydana gelen zarardan kusurlarından bağımsız olarak sorumlu olacağı kabul edilmektedir. Her ne kadar davalı kusursuz sorumlu ise de davacı tarafından öncelikle eylemin ve ortaya çıkan neticenin davalıya ait elektrik tellerinin kopmasından kaynaklandığını yani illiyet bağını TBK'nın 50, TMK'nın 6, HMK'nın 190.maddesi gereğince öncelikle ispat etmek zorundadır. Değinilen yasal düzenleme ve ilkelerin somut olaya uygulanmasında; dosya kapsamına göre davalı tarafından zamanında ve etkin önlemlerin alınmaması nedeniyle, devlet karayolu üzerinde bulunan elektrik havai nakil hattı iletken teleerinin koparak; davacı aracı üzerine düşmesi neticesinde meydana gelen olayda davalının kusursuz sorumluluğuna ek olarak, ihmali hareketiyle kusura dayalı munzam kusurunun da eklenmiş olduğu, davalı tarafından mücbir sebep, zarar görenin veya üçüncü kişinin illiyet bağını ortadan kaldıracak şekilde ağır kusuru da ortaya konulamadığından; davalı vekilinin sorumluluğa değinen istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Bu bakımdan yerel mahkeme tarafından yöntemince alınan 15.12.2024 tarihli ek rapora dayalı olarak davalının, davacı aracının ticari yolcu taşıma işinin aracın tamir süresince aksayacağı göz önünde bulundurularak muhtemel seferlerin gidiş dönüş hesaplaması yoluyla 7 gün ve 11 sefer hesabına göre sefer başı 9.539,37 TL olarak hesaplanan kazanç kaybı bakımından toplam 104.933,08 TL tazminattan sorumlu tutulmasında isabetsizlik bulunmadığından; davalı vekilinin tazminat miktarına ilişkin istinaf itirazları da yerinde görülmemiştir. Manevi tazminata ilişkin ilkeler, tazminat hukukunun genel kabul ve uygulanış biçimine göre de değerlendirildiğinde; davacının salt mal varlığı değerlerine yönelik haksız eylemden kaynaklı manevi tazminat isteminin kabulünün, eylemin korku ve panik yaratmış olması halinde bile mümkün olmadığı değerlendirilerek, koşulları bulunmayan manevi tazminat davasının ise reddine karar verilmesinde yanılgı bulunmadığından; davacı vekilinin bu kapsamdaki istinaf gerekçelerine itibar edilememiştir. Anılan nedenlerle ilk derece mahkemesi kararında usûl ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığından; taraf vekillerinin istinaf başvurularının H.M.K'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M : Yukarıda açıklanan nedenlerle; 1-Gebze Asliye Ticaret Mahkemesinin 25.03.2025 tarih 2022/889 esas, 2025/287 karar sayılı kararı usul ve yasaya uygun bulunduğundan, HMK'nun 353/1-b-1 maddesi gereğince taraf vekillerinin istinaf başvurularının ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-Yürürlükte bulunan Yargı Harçları Tarifesi uyarınca davacıdan alınması gereken 732,00 TL harcın peşin alınan 1.178,00 TL'den mahsubu ile fazla alınan 446,00 TL harcın davacıya iadesine, 3-Yürürlükteki Yargı Harçları Tarifesi uyarınca davalıdan alınması gereken 7.172,08 TL nispi ilam harcından peşin alınan toplam 1.793,40 TL harcın mahsubu ile bakiye 5.378,68 TL harcın davalıdan alınarak hazineye gelir kaydına, 4-Tarafların istinaf başvurusu için yapmış olduğu giderlerin kendi üzerinde bırakılmasına, harcanmayan istinaf gider avansının yatıran tarafa iadesine, 5-Karar tebliği, harç takibi ve avans iade işlemlerinin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, Dair, dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda HMK.362/1-a maddesi gereğince kesin olmak üzere oybirliği ile karar verildi. 07.04.2026 Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır *İşbu evrak 5070 sayılı Kanunun 5. Maddesi gereğince Güvenli Elektronik İmza ile imzalanmıştır*