T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/822 - 2025/1813 T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/822 KARAR NO : 2025/1813 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 24/01/2024 NUMARASI : 2022/443 Esas - 2024/49 Karar DAVACI : ... VEKİLLERİ : Av. ... DAVALI : KÜTSERT …
T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/822 - 2025/1813 T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/822 KARAR NO : 2025/1813 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : SAKARYA ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 24/01/2024 NUMARASI : 2022/443 Esas - 2024/49 Karar DAVACI : ... VEKİLLERİ : Av. ... DAVALI : KÜTSERT OTOMOTİV VE MAKİNA SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ -... VEKİLLERİ : Av. ... ASLİ MÜDAHİL TALEP EDEN :... VEKİLLERİ : Av. ... DAVA : Ticari Şirket (Fesih İstemli) DAVA TARİHİ : 13/04/2022 KARAR TARİHİ : 31/10/2025 KR. YAZIM TARİHİ : 07/11/2025 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; Davacının davalı şirkette %25 pay sahibi olarak bulunmasına rağmen hiçbir sürece dahil edilmediğini, kâr payı alamadığını, şirketin malî yapısı hakkında bilgilendirilmediğini, fabrika binasının satışı için kendisine çoğunluğun baskısı ile 21/10/2021 tarihli kararın imzalatılmaya çalışıldığını, genel kurul toplantısına usulüne uygun çağrılmadığını, 17/12/2021 tarihinde saat 17:00'da yapılması öngörülen taşınmaz satışı gündemli olağan genel kurulun ilan edilen toplantı gününde toplantıdan 3 saat önce 14:00'da yapılmaya çalışıldığını ve diğer ortakların tehditvari sert tavırları ve baskıcı tutumları ile karşılaştığını ve boş tutanağı şerh düşerek imzalayıp toplantıyı terk ettiğini, Bu olaydan sonra ortaklarla tartışmaların büyüdüğünü ve hisselerini satması için diğer ortakların davacıya baskı kurduğunu, davacının şirketten dışlandığını, şirketin ticari defterlerini ve karar defterlerini incelemek istemesine rağmen izin verilmediğini, şirket kasasından kar payı dağıtılmaksızın para çekildiği ve gelirlerin diğer iki ortak arasında paylaşıldığını, ayrıca davacıyı yıldırmak amacıyla kamu borçlarının ödenmesinin ertelendiğini, şirket makinelerinin kiralanarak şirkete gelir kayıtlarının usulüne uygun yapılmadığını, davacının hakkının ihlal edilerek şirketin malvarlıklarının elden çıkarılmaya ve şirketin tasfiyesine çalışıldığını, ortaklar ile davacı arasında miras meselelerinden kaynaklı anlaşmazlıklar bulunduğunu, şirketin makinelerinin ve binalarının kiraya verilerek faaliyetlerinin askıya alındığını, olağan genel kurul toplantılarının yapılmadığını şirket defterlerinin usulüne uygun tutulmadığını, kar payı dağıtılmadığını, şirketin sigortalı çalışanının dahi bulunmadığını, şirketin özenle yönetilmediğini, bu haliyle ortaklığın devamının imkansız hale geldiğini belirterek, şirketin feshine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının payının 02/01/2006 tarihinde diğer ortaklar tarafından ödendiğini ancak buna ilişkin yazılı bir sözleşme olmadığını, davacı tarafa hisse bedeli karşılığında "... İli, ... İlçesi, ... Mahallesi, ... Kenarı mevkii, ... Pafta, ... Nolu Ada, ... Parsel No'da kayıtlı Dublex Mesken Havuz, Sosyal Tesisli niteliğindeki taşınmazın satın alındığını, bu taşınmazın bedelinin yarısı 40.000 TL elden peşin diğer yarısı ise HSBC Bankası Adapazarı/Sakarya Şubesinden kredi kullanılarak ödendiğini, bunun dışında yine hisse bedeli olarak şirkete ait 54 F... ve 54 AD ... plakalı araçların davacıya tahsis edildiğini, davacının ortaklıktan doğan haklarını mahkeme eliyle kullanma imkanına sahip olduğunu, dolayısıyla bu konudaki iddiaların haklı sebep teşkil etmeyeceğini, kar payı dağıtımı konusunda ise davacı tarafça şirkete bir müracaat olmadığını ya da genel kurul kararına karşı bir iptal davası açılmadığını, davalı şirketin pandemi sürecinden itibaren fiili olarak çalışamadığını, 24.12.2021 tarihli genel kurulun saat 14:00'da yapılmasının ortakların birlikte aldığı bir karar olduğunu ve ayrıca toplantı saatinin değişikliğinin ihtarname ile ortaklara bildirildiğini, toplantıda gündemin görüşülüp davacının taşınmaz satışı ile ilgili olarak muhalefet şerhi düşerek tutanağı imzaladığını, davacının diğer ortaklarca tehdit ve baskıya maruz bırakıldığı ve şirketin içinin boşaltıldığı iddialarını asılsız olduğunu, davacının şirketin mali kayıtlarını inceleme hususunda usulüne uygun şekilde bir talebinin olmadığını, şirketin kar payı dağıtılması yönünde alınmış bir kararının bulunmadığını, şirketin kötü yönetilmesinin söz konusu olmadığını, şirket ortaklarına haksız kazandırmalar yapılmadığını, şirketin makina ve ekipmanlarının kiralanmadığını, sadece ... Organize Sanayideki taşınmazın kiralandığını, davacının tüm haklarını alarak 2006 yılında şirketten fiilen ayrıldığını ve kendi adına Pestör Çevre Sağlık Tic. Şirketini kurarak faaliyet gösterdiğini, ancak resmiyette devir işleminin yapılmadığını, Şirket kazanımlarından ortaklar ... ve ...'nün gelir elde etmesinin olağan olduğunu, ... Organize Sanayi Bölgesindeki ... Ada 8 Nolu Parsel sayılı taşınmazın davalı şirket tarafından yetki verilen ... ve ... tarafından bedeli yarı yarıya ödenerek müştereken satın alındığını ancak OSB uygulamaları nedeniyle tapu kaydının yalnızca davalı şirket adına tescil edildiğini, bu sebeple davalı şirket yetkilisi ile ... arasında 13/03/2020 tarihinde fabrika binası ve arsasının 1/2 payı oranında ...'a devri yahut devir mümkün olmaz ise satış bedelinden gelecek bedelinın yarısının verilmesi konulu protokol imzalandığını ve bu kapsamda genel kurulda taşınmazın %50 payının İntuğ Döküm Sanayi ve Tic. Ltd. Şti.'ne satışı hususunda müdüre yetki verilmesi kararı alındığını, ortaklar arasında paylaşılmayan bir miras olmadığını ve aralarında husumet bulunmadığını aksine kardeş olan ortaklar arasında münasebetin devam ettiğini, ortaklar arasındaki anlaşmazlığın başlı başına ortaklığın feshi bakımından haklı sebep teşkil etmediğini, şirketin tasfiyesinin amaçlanmadığını sadece faaliyetlerinin askıda olduğunu ve tekrar canlandırılmaya çalışıldığını, bu amaçla pandemi sürecinden sonra araç satın alınarak envantere eklediğini ve arge çalışmalarının devam ettiğini, şirketin haciz baskısı altında olmadığını, davanın kötüniyetle açıldığını, hukuki yararın bulunmadığını, haklı sebeplerin gerçekleşmediğini dolayısıyla şirketin feshi ve ortaklıktan çıkma şartlarının oluşmadığını belirterek davanın reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ : İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; " ... Davanın KABULÜNE, Davalı Kütsert Otomotiv ve Makine Sanayi Ve Ticaret Limited Şirketinin feshine, tasfiye memuru olarak SMMM ...'ın atanmasına, tasfiye memuru için aylık 3.000,00-TL ücret takdirine, ücretin şirket hesabından tasfiye süresince her ayın 25'inde tasfiye memuruna ödenmesine, Kararın tescil ve ilanı için kesinleştiğinde Ticaret Sicil Müdürlüğüne gönderilmesine ... " karar verilmiştir. Bu karara karşı davalı vekili ile asli müdahale talep eden vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davalı vekili istinaf dilekçesinde özetle; ortaklar arasında anlaşmazlık bulunması limited şirket olan müvekkil şirketin feshedilmesi için yeterli bir sebep olmadığını, yerel mahkemece, müvekkil şirket ortaklarının kardeş oldukları ve ortaklar arasındaki uyumsuzluğun limited şirketlerde fesih sebebi olduğuna karar verdiğini ancak Yargıtay'ın çeşitli içtihatlarında ve doktrinde yer alan çoğunluk görüşlerde görüleceği üzere, Sermaye şirketlerinde şahsi ilişkilerin fesih sebebi sayılmayacağı görüşü benimsendiğini, yerel mahkeme 2020 yılı içinde şirkete ait iki aracın diğer ortak tarafından şirket adına satıldığı ve bu satış işlemlerinde piyasa değerinin çok altındaki fiyatların gösterilerek şirkete yansıtıldığı gerekçelerinin müvekkil şirketin feshi için haklı sebep oluşturduğunu ifade etmiş olsa da bilirkişi tarafından eksik değerlendirilen bu husus hükme esas alınmaması gerektiğini, 21/10/2022 tarihli bilirkişi raporunda yer alan ifadelere haklı gerekçelerle itirazlarlarını sunmuş olmalarına rağmen raporun hükme esas alınmaması gerektiğini, Yerel mahkeme kararında müvekkil şirketin son üç yıldır ticari faaliyetinin bulunmadığını gerekçe göstererek müvekkil şirketin haklı sebeple feshine karar verdiği ancak 2020 yılında görülen COVİD-19 Pandemisinin tüm dünyada yayılması ile gerek sosyal yaşam gerekse ticari hayat sokağa çıkma yasaklarıyla tamamen durduğunu, şirketin son 3 yıldır faal olmadığını kabul etmemekle birlikte, müvekkil şirketin faal olmaması nedeniyle mahkemece verilmiş olunan fesih kararı isabetsiz olup, alternatif çözüm yolları değerlendirilmesi gerekirken verilen hüküm hukuka aykırı bulunduğunu, müvekkili şirketin faaliyet yeri ile müvekkil şirkete ait olan taşınmazın adresleri farklı olup müvekkil şirket, gelir getirici faaliyetlerinden birisi olarak kendisine ait olan bir taşınmazı kiraya verdiğini, bu kira da şirketin malvarlığının aktiflerini arttırmak için olduğunu, yerel mahkeme bu hususu sehven hatalı değerlendirdiğini, yine, tanık dinletme taleplerinin mahkemece gerekli görülmemesi hakkaniyete ve hukuka aykırı bulunduğunu, Yargıtay güncel içtihatlarında ispat konusunda kardeşler arasındaki uyuşmazlıkların tanık ile ispatlanabileceğini içtihat ettiğini, yine müvekkil şirketin diğer ortakları çağırılarak şirketin devamına ilişkin taleplerine dair beyanları da alınmamış, ayrıca, müvekkil şirkete ait olan muhasebe kayıtlarını tutan mali müşavir re'sen dosyada hakimin talebi doğrultusunda incelenebilecekken, yerel mahkemece dava konusuna yönelik talepler aydınlatılmayarak usule ve esasa yönelik hatalı ve eksik incelemeler neticesinde karar verildiğini, beyan ederek, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, karar verilmesini talep ederek, istinaf başvurusunda bulunmuştur. Asli müdahale talep eden vekili istinaf dilekçesinde özetle; müdahillik taleplerinin kabul edilmediğini, şirketin tek mal varlığı olan taşınmaza ilişkin olarak açtıkları tapu iptal tescil davasında kazanılacak hakkın elde edilebilmesi bu davanın sonunda verilen kararla doğrudan ilgili bulunduğundan Mahkemece hukuki menfaatlerinin bulunduğu, bu durumun davalı şirket tarafından ikrar edildiği gözetilmeden asli müdahale taleplerinin reddedilmesi usul ve yasaya aykırı nitelikte olup işbu fesih kararının kaldırılması gerektiğini, ayrıca Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesinin 2023/578 E. sayılı dosyası bekletici mesele yapılmadığını, fesih son çare ilkesi uygulanmadığını, başka bir ifade ile şirketin feshini talep eden pay sahibinin, son derece yıkıcı sonuçlar yaratan fesih isteminden önce, menfaatlerini korumak için daha az yıkıcı yollara başvurması ve bunlardan sonuç alınamadığı takdirde şirketin feshini en son çare olarak talep etmesi gerektiğini (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 02.06.2014 Tarihli ve 2014/3669 E. ve 2014/10238 K.), esasen azınlık pay sahibinin ortaklıktan çıkarılması kararı verilebilecekken fesih ve tasfiye kararı verilmiş olması usul ve yasaya aykırı nitelikte bulunduğunu, fesih kararı verilmiş olsa da tasfiye aşaması işlevsiz kaldığını, zira, esasen şirketin tek mal varlığı olan fabrika binası ve arsasının tapu kayıtlarında, tedbir kararına rağmen hukuka aykırı şekilde yer alan 15.09.2022 başlangıç tarihli kira sözleşmesinin 10 yıllık kira şerhi bulunuyor olması, bu taşınmazın 1/2'sine ilişkin devam eden tapu iptal tescil davası devam ediyor olması göz önüne alındığında tasfiye işleminin de uzunca bir süre gerçekleştirilemeyeceği ortada olup Mahkemece azınlık pay sahibi ortağın ortaklıktan çıkarılması kararı verilmesi gerekirken fesih ve gerçekleşmesi çok uzun sürecek bir tasfiye kararı verilmesi usul ve yasaya aykırı bulunduğunu beyan ederek, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep ederek, istinaf yoluna başvurmuştur. Davacı vekili asıl davalının istinafına cevap dilekçesinde özetle; şirketin feshi talebi haklı nedenlere dayandığını, davalı vekilinin belirttiğinin aksine şirketin feshi için ortaklar arasında anlaşmazlık dışında şirketin devamını sağlayabilecek nitelikte hiçbir durum bulunmamakta olup davacı vekili kardeşleri tarafından devamlı bir şekilde dışlanmakta olduğunu, müvekkili tarafından yapılan ihtarlara yanıt verilmediğini, müvekkilinin şirkete ait belgeleri incelemesine izin verilmediğini, davacı müvekkil, şirket ortağı olmasına rağmen hiçbir kâr payı alamamış, hangi borç ve yükümlülükler altında olduğu ve şirketin malvarlığı yönünden de kendisine şirket veya müdürü tarafından hiçbir bilgi verilmediğini, genel kurul toplantıları yapılmamış yapılmış olsa dahi müvekkile usulüne uygun çağrı yapılmadığını, ortaklar arası beşeri ilişkiden kaynaklı sürdürülemezlik bulunduğunu, ortaklığın devamı hakkın kötüye kullanılması niteliği taşıdığını, şirket defterleri uygun tutulmamakta ve kâr payı dağıtılmamakta olması hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, şirkete ait malvarlıklarının satımları değerinin altında gösterildiğini, dosyada bahsi geçen araçların 2020 yılı piyasaları faturalarda belirtilen miktarların çok fazla üstünde olup faturaların gerçeği yansıtmadığı, şirket faaliyet gösterebilecek niteliklere haiz bulunmadığını, ayrıca şirketin kendisine ait tek taşınmazın kiralanması faaliyet amacının bulunmadığını kanıtlamakla birlikte kira gelirlerinden de davacı müvekkile hiçbir surette kâr payı verilmediğini, davalı vekili her ne kadar feshin son çare ilkesinin işbu davada uygulanmadığını belirtse de bu ilkenin gerekli olduğu durumu gayet doğru bir şekilde istinaf dilekçesinde açıklayarak dava genelinde toplanan deliller de göz önünde bulundurulduğunda feshin son çare olarak uygulandığını görmemek imkansız olduğunu beyan ederek, davalı yanın istinaf başvurusunun reddi ile yerel mahkeme kararının onanmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili asli müdahale talep eden yanın istinafına cevap dilekçesinde özetle; açılmış ve karara bağlanmış olan şirketin feshi talepli davanın müdahale talebinde bulunan açısından hiçbir hukuki bağlayıcılığı bulunmamakla birlikte müdahale talebinde hukuki menfaat bulunmadığını, ileri sürülen çekişmeli hakkın dava konusu ile ilgisi bulunmadığından istinaf talebinin de reddi gerektiğini, ayrıca, davalı şirket müvekkil tarafından gönderilen ihtarnamelere cevap vermemiş, müvekkilin şirket defterlerini incelemesine izin vermemiş, genel kurul toplantılarında usulüne uygun çağrı düzenlememiş, kâr payı dağıtımında müvekkilin payı ödenmemiş, cevap dilekçesi ile müvekkilin dışlanma aracı olarak şirketin kullanıldığı, şirket faaliyetlerinin durduğu, müvekkilin zarar görmesi için hakim ortakların özel bir çaba sarf ettikleri görülmekte olup fesih son çare olarak uygulandığını beyan ederek, müdahale talep eden yanın istinaf taleplerinin reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLER: Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi 24/01/2024 Tarih - 2022/443 Esas - 2024/49 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; davalı şirketin haklı nedenle feshi koşullarının gerçekleşip gerçekleşmediği, Şirketin feshi yerine farklı bir çözüm imkanının bulunup bulunmadığı istemini ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmiş karara karşı davalı vekili ile asli müdahale talep eden vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır. Davacının, davalı şirkette %25 pay sahibi olarak bulunmasına rağmen hiçbir sürece dahil edilmediği, kâr payı alamadığı, şirketin malî yapısı hakkında bilgilendirilmediği, fabrika binasının satışı için kendisine çoğunluğun baskısı ile 21/10/2021 tarihli kararın imzalatılmaya çalışıldığı, genel kurul toplantısına usulüne uygun çağrılmadığı, 17/12/2021 tarihinde saat 17:00'da yapılması öngörülen taşınmaz satışı gündemli olağan genel kurulun ilan edilen toplantı gününde toplantıdan 3 saat önce 14:00'da yapılmaya çalışıldığı ve diğer ortakların tehditvari sert tavırları ve baskıcı tutumları ile karşılaştığını ve boş tutanağı şerh düşerek imzalayıp toplantıyı terk ettiği, bu olaydan sonra ortaklarla tartışmaların büyüdüğünü ve hisselerini satması için diğer ortakların davacıya baskı kurduğu, davacının şirketten dışlandığı, şirketin ticari defterlerini ve karar defterlerini incelemek istemesine rağmen izin verilmediği, şirket kasasından kar payı dağıtılmaksızın para çekildiği ve gelirlerin diğer iki ortak arasında paylaşıldığı, ayrıca davacıyı yıldırmak amacıyla kamu borçlarının ödenmesinin ertelendiği, şirket makinelerinin kiralanarak şirkete gelir kayıtlarının usulüne uygun yapılmadığı, davacının hakkının ihlal edilerek şirketin malvarlıklarının elden çıkarılmaya ve şirketin tasfiyesine çalışıldığı, ortaklar ile davacı arasında miras meselelerinden kaynaklı anlaşmazlıklar bulunduğu, şirketin makinelerinin ve binalarının kiraya verilerek faaliyetlerinin askıya alındığı, olağan genel kurul toplantılarının yapılmadığı şirket defterlerinin usulüne uygun tutulmadığı, kar payı dağıtılmadığı, şirketin sigortalı çalışanının dahi bulunmadığı, şirketin özenle yönetilmediği, bu haliyle ortaklığın devamının imkansız hale geldiği iddiasıyla şirketin feshine karar verilmesi talepli eldeki davayı açtığı, davalı tarafından davanın reddinin savunulduğu, Mahkemece şirketin feshine karar verildiği, kararın davalı ve asli müdahillik talebi reddedilen ... tarafından istinaf edildiği görülmektedir. Konuya ilişkin yasal düzenleme şu şekildedir. 6102 sayılı TKK'nın 636-(3). maddesi; "Haklı sebeplerin varlığında, her ortak mahkemeden şirketin feshini isteyebilir. Mahkeme, istem yerine, davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilir." şeklindedir. 6102 sayılı TTK'nın 636-(3) maddesi uyarınca davalı şirket tüzel kişiliğine karşı açılan şirketin feshi davasının incelenmesinde; Yukarıda açıklandığı üzere, bu davayı şirket ortakları şirket tüzel kişiliğine karşı açabilirler. Bir ortağın, 6102 sayılı TTK'nın 636-(3) maddesine dayanarak, şirketin feshini isteyebilmesi için haklı bir sebebin olması gerekir. Kanun koyucu, haklı sebep olgusunun nisbi bir kavram olmasından ve her somut olayın özelliklerine göre değişebilmesinden yola çıkarak, haklı sebebin gerçekleşip gerçekleşmediğinin takdirini hâkime bırakmıştır. Hâkim incelemesini yaparken, tüm hukukî ve maddi olayları değerlendirecek; aynı zamanda şirketin yapısını, ortak sayısını ve ortaklar arasındaki ilişkiyi göz önünde bulunduracaktır. İleri sürülen sebebin haklı sebep olduğuna kanaat getiren hâkim, daha sonra uyuşmazlığı çözmeye elverişli yolları değerlendirecektir. Bu kapsamda hâkim; şirketin feshine, davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya diğer bir çözüm yoluna karar verebilir. Haklı sebeple şirketin feshinin temelinde, kişilik haklarının ve dürüstlük kuralının korunması yer almaktadır. Bu sebeple hâkim, haklı sebebin gerçekleşip gerçekleşmediğinin incelemesini yaparken, kişilik haklarının ve dürüstlük kuralının ihlal edilip edilmediğini de değerlendirecektir. Eğer davacının ileri sürdüğü haklı sebepler hem belirtilen ilkelere zarar veriyor hem de şirketin faaliyetlerine devam etmesini imkânsız kılıyorsa, hâkim şirketin feshine karar verebilecektir. Diğer bir deyişle, hâkim, ortak tarafından şirketin feshi için ileri sürülen sebepler ile şirket devam etseydi diğer ortakların elde edeceği menfaatleri karşılaştırdığında, fesih kararı vermenin daha doğru olduğuna kanaat getirebilecektir. Kanun koyucunun ortaklara bahşettiği şirketin feshini talep etme hakkı “son çare” olarak kullanılmalıdır. Başka bir ifadeyle, talepte bulunan ortak, şirket feshedilmeden de başka bir yolla amacına ulaşabilecekse, fesih talebi kabul edilmemelidir. Hâkim, şirketin feshi yerine; ortakların, şirketin veya şirket çalışanlarının menfaatlerine uygun olarak, başka bir çözüm yoluna karar verebilir. 6102 sayılı TTK'nın 636-(3) maddesi uyarınca, ileri sürülen sebepler, şirketin feshi için yeterli sayıldığında, hâkim, payının gerçek değeri ödenerek, davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözüme hükmedebilecektir. Davacı ortağın şirketten çıkarılması tamamen hâkimin takdirinde olup, hâkim bu yetkiyi resen kullanacaktır. Öte yandan, hâkim, şirketin feshi veya davacı ortağın şirketten çıkarılması yerine duruma uygun düşen başka bir çözüm yoluna da hükmedebilecektir. Öğretide hâkimin, örtülü boşluğu, amaca uygun sınırlama yaparak doldurması gerektiği ifade edilmiştir. Buna göre, hâkim, hükmün amacından hareket ederek, hali hazırdaki hükmün, söz konusu istisnai duruma, sınırlandırarak veya hükme sınırlı normlar ekleyerek uygulanmasını sağlayacaktır. Diğer bir deyişle, hâkim, hükmün işlevselliğini, sadece belirli durumlar için değil; kanun koyucunun hükmü düzenlerken gözden kaçırdığı istisnai durumlar için de sağlayacaktır (Arş. Gör.Ayşe ÇAKIR, TAAD, Yıl:9, Sayı:36. Ekim 2018, Ankara, s.241 vd.). Şirketin feshi yerine hakim tarafından resen değerlendirilmesi gereken diğer çözümlerden davacı ortağa payının gerçek değerinin ödenmesine ve davacı ortağın şirketten çıkarılmasına veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer bir çözümler arasında öncelik sonrası sırası olmadığı, bu nedenle şirket ortakları ile şirket menfaatlerine en uygun çözüm hangisi ise ona karar verilmesi gerektiğidir. Eldeki uyuşmazlıkta ilk derece mahkemesince 6102 sayılı TTK'nın 636-(3) maddesi uyarınca haklı sebeplerin varlığı kabul edilerek, eldeki fesih davasının [m.636-(3)] kabul edildiği görülmektedir. 6102 sayılı TTK'nın 636-(3) maddesi uyarınca açılan şirketin feshi davalarındaki haklı sebep ön koşulunun gerçekleştiği değerlendirilmekle beraber, şirketin varlığını devam ettirdiği, kira gelirinin bulunduğu, şirketin makinelerinin ve araçlarının bulunduğu, bu durumda şirketin faaliyetlerine devam edebileceği, yukarıda açıklandığı üzere şirketin feshinin son çare olduğu, payının gerçek değeri ödenerek, davacı ortağın şirketten çıkarılması veya duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer çözüm yollarının araştırılması ve karar verilmesi gerektiği, buna karşın ilk derece mahkemesince kararda belirtilen gerekçelerle diğer ortakların görüşü alınmadan feshe karar verilmesinin hatalı olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda; ilk derece mahkemesince şirketin diğer ortakların şirketin devamını isteyip istemedikleri konusunda beyanları alındıktan sonra, şirketin devamı talep edildiğinde anılan hüküm (m.636/3) uyarınca; fesih dışındaki çözümler arasında öncelik ve sonralık sırası olmadığın da dikkate alınarak davacı ortağa payının karar tarihine en yakın tarihteki gerçek değerinin ödenmesi sureti ile şirketten çıkarılmasına ya da başka uygun bir çözüme karar verilmesi ve yargılamaya bu yönden devam edilmesi gerektiğinden kararın kaldırılması gerekmiştir. Açıklanan tüm bu gerekçelerle; taraflar vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle kabulüne, diğer istinaf nedenlerinin bu aşamada incelenmesine yer olmadığına, kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince; dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Tarafların ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince; yukarıda açılanan hususlara ilişkin olmak üzere ESASTAN KABULÜNE, 2-Sakarya Asliye Ticaret Mahkemesi 24/01/2024 Tarih - 2022/443 Esas - 2024/49 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın açıklanan eksikliklerin giderilmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talebi halinde ve ilk derece mahkemesi tarafından istinaf edene iadesine, 5-İstinaf eden tarafından istinaf başvurusu için yapılan giderlerin, esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesi tarafından yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 6-Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine, 7-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile KESİN olarak karar verildi. 31/10/2025 Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*