T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2025/703 KARAR NO : 2026/681 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI : 2015/150 Esas - 2024/1112 Karar KARAR TARİHİ : 27/12/2024 DAVA : Trafik Kazası /Bedensel Yaralanma/Maddi-Manevi Tazminat KARAR TARİHİ : 24/03/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 24/03/2026 Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonunda ilk derece mahkemesin…
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ ESAS NO : 2025/703 KARAR NO : 2026/681 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN DOSYANIN MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ NUMARASI : 2015/150 Esas - 2024/1112 Karar KARAR TARİHİ : 27/12/2024 DAVA : Trafik Kazası /Bedensel Yaralanma/Maddi-Manevi Tazminat KARAR TARİHİ : 24/03/2026 KARAR YAZIM TARİHİ : 24/03/2026 Taraflar arasındaki davanın yapılan yargılaması sonunda ilk derece mahkemesince verilen, yukarıda tarih ve numarası gösterilen kararına karşı, istinaf başvurusunda bulunulmakla, dosyada duruşma yapılmasını gerektiren eksiklik görülmediğinden 6100 sayılı HMK'nun 353/1(b-1/son) cümle uyarınca istinaf incelemesinin duruşmasız yapılmasına karar verilerek, dosya incelendi; G E R E Ğ İ D Ü Ş Ü N Ü L D Ü DAVACI İSTEMİNİN ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; 09/02/2013 günü müvekkilinin yeşil ışıkta yaya geçidinden geçerken davalılardan ...'nın kullandığı (... plakalı) motosiklet ile çarpması sonucu hayati tehlike geçirecek şekilde BTM ile giderilemeyecek nitelikte hayat fonksiyonlarını (5).derecede ağır etkileyecek nitelikte yaralandığını, soruşturma sırasında alınan 07/10/2013 tarihli bilirkişi raporuna göre sürücü ...'un ağırlıklı ve asli kusurlu müvekkilinin kusursuz bulunduğunu, ceza dosyasında dinlenen tanıkların bu hususu doğruladığı, müvekkilinin Ege Ünv. Edebiyat Fakültesi Arkeoloji bölümünde profesör kadrosunda görev yaptığını, ayrıca Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Kurulu üyeliği ile Kültür Bakanlığı Kazı Başkanlığı yaptığını, iş gücü kaybına uğradığını, tedavisi bakımından Foça'dan Bornova'ya gidiş geliş masrafları yaptığını, fizik tedavi süresinde taksi ile hastaneye gidip geldiğini, bu masrafların bilirkişi tarafından yapılacak hesap ile ortaya çıktığını, ileride tedaviye yönelik her türlü giderlere dair haklarını saklı tuttuklarını, müvekkilinin hem kazadan sonrası hem de kalıcı maluliyet sebebiyle davadan sonrası tüm hayatı boyunca iş gücü kaybından dolayı ekonomik zarara uğradığını, bu nedenle ileride fazlaya ilişkin tüm talep ve dava hakları saklı kalmak kaydı ile müvekkilinin iş gücü kaybı sebebiyle şimdilik 5.000,00 TL, bilirkişi tarafından hesaplanacak hastaneye gidiş geliş taksi ücretleri olarak şimdilik 200,00 TL toplamda 5.200,00 TL maddi tazminatın ileriye dönük iş gücü kaybı ve kalıcı izler için fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydı ile kaza tarihinden itibaren (davalı sigorta için poliçe limiti ile sınırlı olmak dava tarihinden) işleyecek yasal faizi ile birlikte 150.000,00 TL manevi tazminatın kaza tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte sigorta dışındaki davalılardan müştereken ve müteselsilen tahsiline karar verilmesini istemiştir. Davacı vekili 14/06/2024 tarihli bedel arttırımı dilekçesinde 5.200,00 TL olarak talep edilen maddi tazminat alacağın 101.046,77 TL daha arttırarak 106.246,77 TL olarak kaza tarihin 09/02/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte karar verilmesini talep etmiştir. Davacı vekili 14/06/2024 tarihli makbuz ile ıslah harcı adı altında 1.725,63 TL yatırmıştır. DAVALI CEVABININ ÖZETİ: Davalı Şirket ve ... vekili 27/03/2015 tarihli cevap dilekçesinde özetle; 09/02/2013 tarihinde müvekkiline yeşil ışık yandığı sırada kazanın meydana geldiği, davacı tarafın yeşil ışığın kendisi için yandığı hususunun gerçeklerle örtüşmediğini, kaza tespit tutanağını düzenleyen trafik polislerinin kazayı gören eczanenin kamera görüntülerini izlediklerini, eczane teknisyeni tanık ...'ın davacının kırmızı ışıkta geçtiğine tanık olduğunu, müvekkiline herhangi bir ceza tutanağı yazılmadığını, kırmızı ışıkta geçen davacının asli kusurlu olduğunu, davacının şahitleri etkileyerek müvekkiline kusur ifade etmeye çalıştığını, sürücünün kullanmış olduğu motosikletin kısa mesafede yüksek hıza çıkmasının mümkün olmadığını, zira havanın yağışlı olması nedeniyle yerin kaygan olduğunu, İzmir 22. ASCM'nin 2015/57 sayılı dosyasında iki adet bilirkişi alındığını, bilirkişi raporlarının birbirine çelişik bulunduğunu, yeni rapor talebinde bulunacağını, kaldı ki hukuk hakiminin ceza yargılamasındaki kusur raporuna bağlı olmadığını, Kaza ve oluşum şekline bakıldığında davacıda hasarların nasıl meydana geldiğinin anlaşılmadığını, davacının yaşı ve bu güne kadar herhangi bir kaza geçirip geçirmediği, kronik rahatsızlıklarının olup olmadığının araştırılması gerektiğini, varsa illiyet bağını keseceğini, tüm tedavi evraklarının celbini ve davacının maluliyete ilişkin kesin raporunun aldırılmasını talep ettiklerini, Davacı yanın geçici iş göremezlik talebinin yerinde olmayıp hesabına da gerek bulunmadığını, zira SGK tarafından ödendiğini, daha sonra kusurluya rücu edildiğini, bu durumun ve davacıya gelir bağlanıp bağlanmadığının sorulmasını talep ettiklerini, davacı yanın her ne kadar profesör olup başka bir kaç kurumda çalıştığını iddia etse de, tazminat hesabında bu çalışmasının etkisinin olmadığını, ayrıca kaza sonrası kazı çalışmalarına devam ettiğini, davacının maaşlarını almaya devam ettiğinden zararı bulunmadığını, kabul etmemekle birlikte iş gücü tazminatı hesabında asgari ücretin baz alınması gerektiğini, 60 yaş sonrası pasif dönem olup tazminat hesaplarında asgari ücretin baz alındığını, Çeşitli tedavi giderlerinin yapıldığı beyan edilmiş ise de, bunun ispatla yükümlü olup, fatura ve makbuzların dosyaya sunulması gerektiği, talep edilen manevi tazminatın fahiş olup, kabul etmediklerini savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. Davalı sigorta vekili cevap dilekçesinde özetle; ... plakalı aracın müvekkili şirket nezdinde ZMMS poliçesinin mevcut olduğunu, sorumluluklarının kusur oranı ve teminatla sınırlı bulunduğunu, kusurunun bulunmaması halinde davanın reddi gerektiği, davadan önce kendilerine başvurulmadığından temürrüd olmadığını, dava açılmasına sebebiyet vermediğinden aleyhlerine yargılama giderlerine hükmedilemeyeceğini, bilirkişi incelemesi gerektiğini, SGK tarafından davacıya yapılmış ödemeler var ise dikkate alınması gerektiğini, kazanç kaybı dolaylı zararların istenemeyeceğini, davacının maluliyetinin Adli Tıp 3.İhtisas Kurulu tarafından hesaplanması gerektiğini, sigorta tarafından tanzim edilecek olan gerçek zararın vücut bütünlüğü kaybı oranı değil meslekte kazanma gücünün daimi kaybı olduğunu savunarak davanın reddine karar verilmesini istemiştir. DELİLLER : Kaza tespit tutanağı, adli rapor, soruşturma sırasında alınan kusur raporları, Ceza dosyası, ceza davası sırasında alınan kusur raporları, yargılama sırasında alınan kusur raporları tedavi evrakları, SGK cevabı, hizmet cetveli, maaş bordroları, maluliyet raporları, aktüerya hesabına ilişkin kök ve ek rapor, tarafların sosyal ve ekonomik durumlarını gösterir araştırma tutanakları, tanık beyanları, tüm dosya kapsamı. İDM KARARININ ÖZETİ : İlk Derece Mahkemesince verilen kararda özetle; İzmir 22.AsCM'nin 2022/218 Esas ve 2022/316 Karar sayılı 26/04/2022 tarihli ksinleşmiş ilamı ve son alınan denetime elverişli olması nedeniyle hükme esas alınan Karayolları Makina Mühendisi bilirkişi heyetinden alınan 26/12/2022 tarihli raporda 09/02/2013 tarihinde sürücü ...'un %100 oranında kusurlu olduğu ve davacı yaya .... 'in kural ihlali yapmadığının belirlendiği, Denetime elverişli olması nedeniyle hükme esas alınan İstanbul ATK Üst Kurulundan tarafından düzenlenen 22/11/2019 tarihli raporda, Davacının E cetveline göre %7 oranında meslekte kazanma gücünden kaybetmiş sayılacağı ve tıbbi iyileşme süresinin 9 aya kadar uzayabileceğinin belirlendiği, Aktüer bilirkişi .... tarafından düzenlenen düzenlenen denetime elverişli olması nedeniyle hükme esas alınan 22/05/2024 tarihli ek raporda; davacının geçici iş göremezlikten alacağının 19.530,36 TL , sürekli iş göremezlik alacağının 78.144,81 TL , bakım gideri alacağının 5.871,60 TL, SGK sorumluluğunda olmayan belgesiz tedavi giderinin 700,00 TL, tedavi ile ilişkili muhtemel ulaşım giderinin 2.000,00 TL olmak üzere davacının toplam maddi tazminat alacağının 106.246,77 TL' hesaplandığı, davalı sigorta şirketinin sorumluluğunun teminat limiti dahilinde olduğunun belirlendiği, davalı sigorta tarafından, davacıya herhangi bir ödemenin yapılmadığının bildirildiği gerekçeleriyle Davanın kısmen kabulüne, kısmen reddine, 78.144,81 TL sürekli, 19.530,36 TL geçici iş göremezlik, 5.871,60 TL bakım gideri, 700,00 TL tedavi gideri ve 2.000,00 TL ulaşım gideri olmak üzere toplam 106.246,77 TL maddi tazminatın davalılar ... ve .... .. Şti.'den kaza tarihi olan 09/02/2013 tarihinden itibaren ve davalı.... A.Ş'den poliçe limitiyle sınırlı olmak üzere dava tarihi olan 05/02/2015 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiliyle davacıya verilmesine, 40.000,00 TL manevi tazminatın davalılar ... ve ....Şti.'den kaza tarihi olan 09/02/2013 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte müştereken ve müteselsilen tahsiliyle davacıya verilmesine, fazlaya ilişkin talebin reddine karar verilmiştir. İSTİNAF NEDENLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; Hüküm altına alınan manevi tazminatın az olduğunu ileri sürerek talepleri doğrultusunda 150.000,00 TL'na hükmedilmesini istemiştir. Davalılar vekili istinaf dilekçesinde özetle; Dava konusu alacağın zamanaşımına uğradığını zira kaza tarihinin 09/02/2013 olup, 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğunu, zira dava dilekçesine bakıldığında davanın HMK 107.maddesinde düzenlenen belirsiz alacak davası olarak açılmadığı, zira sadece fazlaya ilişkin hakların saklı tutulduğunu, belirsiz alacak davası açtığına dair herhangi bir açıklamada bulunulmadığını, Davacı tarafın kırmızı ışıkta geçmesi nedeniyle asli kusurlu olduğunu, cevap dilekçesindeki anlatımlarını tekrarlayarak ceza mahkemesinde alınan bilirkişi raporlarının birbiri ile çeliştiğini, buradan alınan raporun hukuk hakimini bağlamayacağını, ısrarla beyan etmelerine rağmen ceza dosyasında dinlenmeyen tanık.... ile tanık ....'nın beyanlarına göre, trafik ışıklarının nasıl ve kime yandığı konusunda fikir verdiğini, asli kusurun müvekkiline yüklenmesinin kabul edilemeyeceğini, bilirkişilerin dosyayı yeterince incelemeyip tanık beyanlarına bakmadıklarını, eksik inceleme yaptıklarını, Davacıda meydana geldiği iddia edilen yaralanmaya ilişkin beyanın nasıl meydana geldiğinin anlaşılamadığını, davacının yaşına göre geçmişte kronik rahatsızlıklarının olup olmadığının araştırılmadığını, varsa illiyet bağının kesileceğinin sabit olduğunu, Davacının geçici iş göremezlik talebinin yerinde olmayıp hesabına da gerek bulunmadığını, zira ödemenin SGK tarafından yapılıp bilahare rücu edildiğini, Davacının her ne kadar Profesör olduğu ve birkaç kurumda çalıştığını iddia etmiş ise de, tazminat hesabında bunun etkisinin bulunmadığını, davacının eskisi gibi çalışmaya ve maaşlarını almaya devam ettiğini, kabul anlamına gelmemek üzere iş gücü tazminat hesabının asgari ücretin baz alınması gerektiğini, 60 yaş sonrası pasif dönem olup, asgari ücret baz alındığını, İstenen manevi tazminatın fahiş olup, kusura göre hükmedilen tazminatın hakkaniyete aykırı olduğunu, ileri sürerek kararın kaldırılmasına karar verilmesini istemiştir. İSTİNAFA CEVAP : Davacı vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle;İstinaf dilekçesinde davalılar vekilinin istinafına karşı cevap dilekçesinde davalıların istinaf itirazlarının reddine karar verilmesini istemiştir. Davalılar vekili istinafa cevap dilekçesinde özetle; Davacı tarafın istinaf nedenlerinin reddine karar verilmesini istemiştir. G E R E K Ç E Taraflar arasındaki uyuşmazlık, trafik kazası nedeniyle bedensel yaralanmaya dayalı maddi ve manevi tazminat isteminden kaynaklanmaktadır. İDM'nce yukarıda gösterilen gerekçelerle maddi tazminat talebinin bedel arttırım talebi doğrultusunda tam kabulü ile tüm davalılardan, manevi tazminat isteminin kısmen kabulü ile sigorta dışındaki diğer davalılardan tahsiline, fazlaya ilişkin istemin reddine karar verilmiştir. Karara karşı davacı vekili (manevi tazminat bakımından) ile sigorta dışındaki diğer davalılar istinaf kanun yoluna başvurmuştur. 6098 Sayılı TBK. 49 maddesi gereğince kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren bu zararı gidermekle yükümlüdür. 50/1.fıkrası gereğince zarar gören zararını ve zarar verenin kusurunu ispat yükü altındadır. 56. maddesine göre bedensel bütünlüğün zedelenmesi durumunda zarara uğrayana hakim bir miktar manevi tazminat verir. 6100 Sayılı HMK’nun 355. maddesi uyarınca inceleme, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapılır, kamu düzenine aykırılık olup olmadığı ise re'sen gözetilir; aynı Kanunun 357. maddesine göre de İlk derece mahkemesinde ileri sürülmeyen iddia ve savunma istinafta dinlenemeyeceği ve istinafta yeni delillere dayanılamayacağına ilişkin maddeleri çerçevesinde inceleme yapılmıştır. (I)Belirsiz Alacak Davası 6100 sayılı HMK'nun 33.maddesi gereğince olayları anlatmak taraflara hukuki niteleme mahkemeye aittir. Yargıtay HGK'nun 2022/11-397 E - 2022/701 K sayılı 18/05/2022 tarihli kararında gerekçeye göre fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak üzere şimdilik şeklinde açılan davanın belirsiz alacak davası şeklinde görülebileceğine işaret edilmiştir. Yargıtay HGK'nun 2019/11-4 E sayılı 2019/202 K sayılı 26/02/2019 tarihli karar düzeltme yoluyla bozma kararında özetle; "Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 107. maddesiyle, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda yer almayan yeni bir dava türü olarak belirsiz alacak ve tespit davası kabul edilmiştir. Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun “Belirsiz alacak ve tespit davası” başlıklı 107. maddesinin 28.07.2020 tarihli ve 31199 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 7251 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun’un (7251 sayılı Kanun) ile değiştirilmeden önceki metninde; 1- Davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin kendisinden beklenemeyeceği veya bunun imkânsız olduğu hâllerde, alacaklı, hukuki ilişkiyi ve asgari bir miktar ya da değeri belirtmek suretiyle belirsiz alacak davası açabilir. 2- Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olduğu anda davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın davanın başında belirtmiş olduğu talebini artırabilir. 3- Ayrıca, kısmi eda davasının açılabildiği hâllerde, tespit davası da açılabilir ve bu durumda hukuki yararın var olduğu kabul edilir.” düzenlenmesi bulunmakta iken; 7251 sayılı Kanun’un 7. maddesi ile madde başlığı “Belirsiz alacak davası”; 2. fıkrası “(2) Karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı veya değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesi mümkün olduğunda, hâkim tarafından tahkikat sona ermeden verilecek iki haftalık kesin süre içinde davacı, iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini tam ve kesin olarak belirleyebilir. Aksi takdirde dava, talep sonucunda belirtilen miktar veya değer üzerinden görülüp karara bağlanır.” şeklinde değiştirilmiş; maddenin 3. fıkrası ise yürürlükten kaldırılmıştır.(...) Bu Kanun hükmünün pratik sonucu özellikle tazminat davalarında görülecek; dava tarihinde (hesap güçlüğü ya da zarar verici durumun gelişmekte olması dolayısıyla) zararının miktarını tespit edemeyen davacı, davasını küçük bir tutarla açarak, daha sonra (zarar tutarını belirlemek mümkün hâle gelince), ıslah yoluna başvurmadan talebini artırabilecektir (Kuru, Baki/Budak, Ali Cem: Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun Getirdiği Başlıca Yenilikler, İstanbul Barosu Dergisi, Cilt 85, Sayı 2011/5, s. 13).(...) Madde gerekçesinde (...) açıklamayla, alacağın belirsiz olup olmadığı ile ilgili olarak bazı kriterler kabul edilmiştir. Bu kıstaslar, davanın açıldığı tarihte alacağın miktarını yahut değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin; i. Davacının kendisinden beklenememesi, ii. Bunun olanaksız olması, iii. Açıkça karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktarı ve değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olması olarak belirtilmektedir. Belirsiz alacak davasının getirdiği en önemli etkin koruma, usûl ekonomisi ve hak arama özgürlüğüne hizmet etmesi yanında, davacının yüksek yargılama giderlerine katlanma ve dava konusu hakkın zamanaşımına uğrama riskini azaltmasıdır. Dava konusu edilen alacağın belirli olup olmadığı ile ilgili olarak davanın açıldığı tarihte alacağın miktarının yahut değerinin tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin davacıdan beklenememesi kriteri ile açıkça karşı tarafın verdiği bilgi veya tahkikat sonucu alacağın miktar ve değerinin tam ve kesin olarak belirlenebilmesinin mümkün olması kriterini birlikte değerlendirip sonuca gidilmesi gerekir. Sırf taraflar arasında alacak miktarı bakımından uyuşmazlık bulunması, talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olması anlamına gelmez. Önemli olan objektif olarak talep sonucunun belirlenmesinin davacıdan beklenemeyecek olmasıdır. Sadece alacak miktarında taraflar arasında uyuşmazlık bulunması ya da miktarın tartışmalı olmasının belirsiz alacak davası açılması için yeterli sayılması hâlinde, neredeyse tüm davaların belirsiz alacak davası olarak kabulü gerekir ki, bu da kanunun amacına aykırıdır. Önemli olan davacının talebini belirli kılacak imkâna sahip olup olmadığıdır. Burada, alacağın belirlenebilir olması ile ispat edilebilirliğinin de ayrıca değerlendirilmesi gerektiği unutulmamalıdır. (...) her ispat güçlüğü olan alacağı belirsiz alacağa dönüştürmek gibi, hem kanunun amacına hem de genel ilkelere aykırı bir durumu ortaya çıkartabilir. (...) Ne var ki, bir davada bilirkişi incelemesine gidilmesi belirsiz alacak davasının açılabilmesi için yeterli değildir. Bir davada bilirkişiye başvurulmasına rağmen davacı dava açarken alacak miktarını belirleyebiliyorsa, belirsiz alacak davası açılamaz. Kategorik olarak, belirli bir tür davanın veya belirli kişilerin açtığı davaların baştan belirli veya belirsiz alacak davası olduğundan da söz edilemez. Alacağın hangi hâllerde belirsiz, hangi hâllerde belirli veya belirlenebilir olduğu hususunda kesin bir sınıflandırma yapılması mümkün olmayıp, her bir davaya konu alacak bakımından, belirsiz alacak davasına ilişkin ölçütlerin somut olaya uygulanarak, belirleme yapılması gereklidir.(...) Somut olaya gelince; Davacı vekili müvekkilinin trafik kazası nedeniyle yaralanmasına dayalı olarak dava dilekçesinin sonuç kısmında aynen "-ileriye dönük iş gücü kaybı ve kalıcı izler için fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak-kaydıyla "şeklinde ifade kullanarak maddi tazminat talep etmiştir. Dava dilekçesinin 4.sayfasında "tüm bunlar müvekkili hem kazadan sonrası için hem de kalıcı maluliyet sebebi ile davadan sonraki tüm hayatı boyunca iş gücü kaybından dolayı ekonomik zarara uğratmıştır. Bu nedenle ileride fazlaya ilişkin tüm talep ve dava haklarımız saklı kalmak kaydı ile müvekkilinin iş gücü kaybı sebebiyle sadece şimdilik 5.000,00 TL hastaneye gidiş geliş (bilirkişi tarafından hesaplanacaktır) taksi ücretleri olarak şimdilik 200,00 TL toplamda 5.200,00 TL maddi tazminat talep etme sorumluluğu doğmuştur." ifadesini kullanmıştır. Davacı vekili 14/06/2024 tarihli dilekçesinin konu kısmında "maddi tazminat talebimiz açısından bedel arttırım talebimizi içerir dilekçemizdir." ifadesini kullanarak 5.200,00 TL maddi tazminat talebini 101.046,77 TL şeklinde bedel arttırımı olduğunu belirterek 106.246,77 TL maddi tazminatın tahsilini talep etmiştir. Ancak harç bedel arttımı yerine ıslah harcı olarak tahsil edilmiştir. Dava dilekçesinin 4.sayfasında kurulan cümle ile dava konusundaki açıklama ve talep karşılaştırıldığında davacının bir yandan "ileride" "şimdilik" öte yandan "fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla" ifadesiyle alacağını belirsiz alacak davası olarak nitelendirmesine rağmen kısmi alacak davası gibi algılanacak şekilde dava açtığı diğer bir ifade ile davacının belirsiz alacak davası ile kısmı dava kavramlarının arasındaki sınırı tam olarak belirleyemediği anlaşılmaktadır. Davaya konu taleplerinin belirsiz alacak davasına konu olabilecek nitelikte olması karşısında; dava tarihi itibariyle zararın miktar ve değerini tam ve kesin olarak belirleyebilmesinin davacıdan beklenemeyeceği ve yukarıda belirtilen Yargıtay HGK'nun kararında yer alan "Belirsiz alacak davasının getirdiği en önemli etkin koruma, usûl ekonomisi ve hak arama özgürlüğüne hizmet etmesi yanında, davacının yüksek yargılama giderlerine katlanma ve dava konusu hakkın zamanaşımına uğrama riskini azaltmasıdır." gerekçesi göz önüne alındığında davanın kısmi değil belirsiz alacak davası olarak açıldığını kabulü gerektiği kanaatine varılmıştır. (II) Zamanaşımı; Yasal mevzuatta zamanaşımı definin ne zaman ve hangi sürede bildirileceğine ilişkin açık bir düzenleme yok ise de öğreti ve uygulamada zamanaşımı itiraz olmayıp defii niteliğinde olduğundan dilekçeler aşamasında bildirilmek zorundadır.6098 Sayılı TBK'nun 161.maddesi gereğince zamanaşımı ileri sürülmedikçe re'sen gözetilemez. 1-Talep artırımı bakımından: Davacı tarafın 14/06/2024 tarihli talep arttırım dilekçesi davalılar vekiline 19/06/2024 tarihinde tebliğ edilmiş, davalılar vekili 2 haftalık süre içerisinde 02/07/2024 tarihinde bu dilekçeyi ıslah olarak nitelendirerek zamanaşımı definde bulunmuştur. İDM'nce yapılan yargılama sırasında davacının talep arttırım dilekçesine karşı sürdüğü zamanaşımı defi bakımından olumlu veya olumsuz bir karar verilmemiştir. Yargıtay 4.HD'nin 2017/1852 E - 2018/1537 K sayılı 05/03/2018 tarihli kararında vurgulandığı gibi; Zamanaşımı def’i, bir hakkın ileri sürülebilmesine engel olgulardandır. Bu nedenle de öncelikle ve hadise hükümleri uyarınca incelenip çözümlenmesi gerekmektedir. Şu halde mahkemece davalının zamanaşımı def'i yönünden olumlu ya da olumsuz bir karar verilmesi gerekirken, işin esasına girilerek karar verilmiş olması doğru görülmemiştir. Ancak davanın talep arttırım dilekçesindeki taleplerinin zamanaşımına uğrayıp uğramadığı bakımından dava tarihi ile hüküm tarihine kadar geçen süre gözetilerek adil yargılama hakkı ve usul ekonomisi bakımdan Dairemizce kaldırma kararı verilmeden inceleme yapılmasının hakkaniyete uygun olacağı kanaatine varılmıştır. Eldeki dava yukarıda (I) nolu bentte kabul edildiği gibi belirsiz alacak davası niteliğinde bulunduğundan belirsiz alacak davalarında zamanaşımı dava tarihi itibariyle alacağın tamamı için kesilir. Zira 7251 sayılı Kanun’un 7. maddesi ile değişik 6100 Sayılı HMK'nun 107/2. fıkrası ve gerekçesine göre davacı taraf iddianın genişletilmesi yasağına tabi olmaksızın talebini arttırabilir. Açıklanan bu nedenlerle harcı tamamlanarak arttırılan bölümün zamanaşımına uğramadığı anlaşıldığından davalılar vekilinin arttırılan dava kesimine karşı zamanaşımı defi yerinde görülmemiştir. 2-Dava Dilekçesi Bakımından; Dava dilekçesi davalı ...'a 06/03/2015, buna karşılık davalı şirkete 16/03/2015 tarihinde tebliğ edilmiştir. Her iki davalı adına tek dilekçe ile 27/03/2015 tarihinde cevap dilekçesi verilmiş ise de, bu dilekçe davalı ... bakımından esasa cevap süresinden sonra verildiği gibi cevap dilekçesinde herhangi bir zamanaşımı defi bulunmamaktadır. Öte yandan davalılar vekili dosya içerisinde ikinci cevap dilekçesine rastlanılmamıştır. Özetle;davalıların esasa cevap süresi içerisinde zamanaşımı definde bulunmadıklarından davalılar vekilinin dava dilekçesine karşı zamanaşımı defi bakımından 6100 Sayılı HMK'nun 357.maddesi gereğince istinaf itirazları incelenmemiştir. (III)Kusur-Maddi Olgu; Kural olarak 6098 Sayılı TBK. 74 maddesi gereğince ceza mahkemesince verilen kararlar hukuk hakimi bakımından bağlayıcı değildir. Ancak, hukuk hakiminin bu bağımsızlığı sınırsız değildir, ceza mahkemesince fiilin hukuka aykırılığına yönelik kesinleşen maddi olgular hukuk hakimi bakımından da bağlayıcı olup, taraflar yönünden de kesin delil niteliği taşımaktadır (Yargıtay HGK'nun 17/09/2008 Tarih, 2008/4/564 esas, 2008/536 karar). İzmir 22. ASCM'nin 2022/218 E. - 2022/316 K. Sayılı 26/04/2022 tarihli kararının incelenmesinde; Mahkemece dosya üzerinden bilirkişi incelemesi yaptırıldığı, daha sonra Adli Tıp Trafik İhtisas Dairesi Başkanlığına gönderildiğini, her iki raporda da yaya ve araç sürücünün yeşil ışıkta geçme durumuna göre alternatif kusur değerlendirilmesi yapıldığı belirtilerek mağdurun ya da sanığın yeşil trafik ışığında geçtiğinin tespit edilemediği, sanığın bir an için kendisine yeşil ışık yandığı sırada kazanın meydana geldiği kabul edilse bile kazanın meydana geldiği yer yaya geçidine yaklaşmış olması, yağan yağmur nedeniyle zeminin ıslaklığından dolayı hızını şartlara uydurması gerekirken güvenli derecede hızını azaltmayarak kazanın meydana gelmesinde kusurlu olduğu, bu nedenle savunmasına itibar edilmeyerek cezalandırılmasına karar verildiği gerekçesiyle davalı sürücünün sonuç olarak hayati tehlike geçirecek ve kemik kırığı meydana gelecek şekilde taksirle davacıyı yaralama eyleminden dolayı 5.400,00 TL taksitli APC ile cezalandırılmasına karar verildiği anlaşılmaktadır. Karara karşı temyiz yoluna başvurulması üzerine Yargıtay 12.CD'nin 2022/5231 E - 2023/1111 K sayılı 05/04/2023 tarihli kararı ile özetle, " Oluş, tüm dosya kapsamı, taraf beyanları, rapor ve tutanaklar kapsamında, kaza sırasında yeşil ışığın taraflardan hangisine hitap ettiğinin kesin bir şekilde delillendirilerek tespit edilmediğinin görüldüğü, olaya ilişkin kamera görüntülerinin de olmadığı, her ne kadar sanık müdafii temyiz dilekçesinde bu şüphenin sanık lehine değerlendirilerek sanığın beraatine karar verilmesi gerektiği belirtilmişse de, kazanın meydana geldiği yerin özellikleri, yoğun araç ve yaya trafiği olan meskun mahal oluşu, çarpmanın yaya geçidi üzerinde gerçekleşmesi, olay mahallinde görüşe engel bir durumun olmaması, yağan yağmur nedeniyle zeminin ıslak olduğu ve sanığın tüm bu hususlara dikkat ederek, tedbirli bir sürücü olarak hızını mahal şartlara uydurması gerekirken güvenli derecede hızını azaltmayarak kazanın meydana gelmesinde kusurlu olduğu ve bu kabul ile uyumlu şekilde mahkumiyetine karar verilmiş olmakla, mahkumiyete ilişkin hükümde hukuka aykırılık bulunmamıştır." gerekçeleriyle onanmak suretiyle kararın kesinleştiği saptanmıştır. Özetle; davalı sürücü hakkında verilen taksirle bir kişinin yaralanmasına ilişkin mahkumiyet kararı kesinleştiğinden İDM açısından davalının kusurlu olduğuna ilişkin diğer bir anlatımla davalının tamamen kusursuz olmadığına ilişkin maddi olgu bağlayıcı hale gelmiştir. Bu durumda tarafların hangi oranda kusurlu olduğunun tespiti gerekir.Bu bağlamda yapılan incelemede; Kaza tespit tutanağı: 09/02/2013 tarihli kaza tespit tutanağı incelendiğinde, "kazada motor sürücüsü ... . ile yaya .....'in her ikisi de yeşilde geçtiğini beyan ettiğinden kusur oranı belirtilmemiştir." denmiştir. 1-28/05/2013 tarihli Trafik Bilirkişisi ....'in raporunda özetle: İzmir CBS'da yürütülen soruşturma sırasında alınan raporda, sürücü ...'nın TALİ derecede,buna karşılık müşteki yayanın ASLİ derecede kusurlu olduğu mütalaa edilmiştir. 2-07/10/2013 tarihli Trafik Eğitmeni ....'in raporunda özetle; İzmir CBS'da yürütülen soruşturma sırasında alınan raporda açıklamalar kısımında yeşil yada kırmızı ışığın kime yandığına ilişkin tarafların beyanlarına göre alternatif değerlendirilmeler olmakla birlikte raporun sonuç kısmında müşteki yaya ....'in kazanın oluşumunda KUSURSUZ, şüpheli sürücü ...'un ise ağırlıklı olarak ASLİ KUSURLU olduğu mütalaa edilmiştir. 3-08/12/2015 tarihli İstanbul ATK Trafik İhtisas Dairesinin raporunda özetle; İzmir 22.ASCM'nin 2014/57 sayılı dosyasından yapılan yargılama sırasında alınan raporda, hangi tarafın kırmızı ışıkta hangi tarafın yeşil ışıkta yada kırmızı ışıkta geçtiği hususunda kesin bir kanaate varılamadığı beyan edilerek; Sanık sürücünün yeşil ışıkta geçtiği iddiasının kabulü halinde adı geçenin KUSURSUZ, buna karşılık müşteki yayanın ASLİ derecede KUSURLU olduğu, Müşteki yayanın yeşil ışıkta geçtiği iddiasının kabulü halinde adı geçenin KUSURSUZ buna karşılık şüpheli sürücünün ASLİ derecede kusurlu olduğu mütalaa edilmiştir. 4- 12/07/2021 tarihli İTÜ Öğretim Elemanlarının raporunda özetle; İDM'nce aldırılan raporda, motosiklet sürücüsünün %75, yayanın %25 oranında TALİ KUSURLU olduğu, mütalaa edilmiştir. Aynı heyetten alınan 02/02/2022 tarihli ek raporda, tarafların itirazları değerlendirilmiş, kök raporda yapılan değerlendirmenin geçerli olduğu mütalaa edilmiştir. 5- (Son) 26/12/2022 tarihli Karayolları Trafik Güvenliği Daire Başkanlığının raporunda özetle; Raporda yukarıda sözü edilen 28/05/2013 tarihli trafik bilirkişisi ....., 07/10/2013 trafik eğitmeni ....., İstanbul ATK Trafik İhtisas Dairesinin 08/12/2015 ve İTÜ bilirkişi heyetinin 12/07/2021 tarihli asıl ve 02/02/2022 tarihli ek raporu davacı vekilinini itirazları, davacı....'in 10/02/2013 tarihli ifadesi, davalı sürücü ...'un aynı tarihli ifadesi İDM'nin yargılaması sırasında dinlenen davalı tanığı .... ve ....'nın ifadeleri, ceza mahkemesinin bozmadan önceki kararı irdelenmiştir. Raporun 5.sayfasında kaza tespit tutanağına göre kazanın meskun mahal içerisinde ışık kontrollü yaya geçidi üzerinde meydana geldiği, burada azami hız limitinin 50 Km/saat olduğu, aydınlatmanın bulunduğu, gün durumunun gece olup, havanın yağmurlu yol düzeyinin ıslak ve nemli olduğu ve özellikle çizilen kroki incelenerek yolun iki yönlü cadde olup, her yerinde iki şerit bulunduğu ve genişliğin 14 Metre olduğu, yolun her iki yanında 2,5 metre genişliğinde yaya kaldırımının bulunduğu, yayanın karşıya geçtiği yerin işaretlerle belirlenmiş ışıklı yaya geçidi olduğu, buna ait yatay ve düşey işaretlemelerin mevcut olduğu, yayaya çarpma noktasındaki sağ kaldırıma yaklaşık 1 metre mesafede olduğu, YANİ YAYANIN TAŞIT YOLU ÜZERİNDE ÇARPMA NOKTASINA KADAR 13 METRE YÜRÜDÜĞÜ, motosikletin çarpmadan önce fren izi bırakmadığının tespitine yer verilmiştir. Kusur açısından değerlendirme kısmında kaza tespit tutanağına atıfta bulunarak "teknik olarak her iki yönde de yeşil ışık yanması mümkün değildir" denmiştir. Sonuç olarak motosiklet sürücüsü davalının gece şartlarında aydınlatmanın bulunduğu, zeminin ıslak olduğu ve ışıklı yaya geçidinin olduğu mahalle yaklaştığında motosiklet hızını aracının yük ve teknik özelliklerine göre her an durabilecek şekilde ayarlamaması, ön ilerisine gerekli dikkat ve özeni göstermemesi, fren tedbirine başvurmadan herhangi bir doğrultu değiştirme manevrası yapmadan yayanın geçişini tamamlamasına müsade etmeyerek önlemsizce çarptığı olayda %100 ASLİ ve TAM KUSURLU olacağı, Buna karşılık yayanın karşıya geçmek üzere yeşil ışıkta taşıt yoluna girdiği, 13 Metre yol katettiği, fiziksel (yaşlılık ve yavaş yürüme) nedenleriyle ışığın yeşil yanma süresinin geçişini tamamlamak üzere 1 metrelik yolu kaldığında sonlandığı, geçişini tamamlamak üzere iken ışığın yeşilden kırmızıya döndüğü sırada, sağından gelen motosiklet tarafından çarpıldığı olayda kazaya etken KURAL İHLALİ YAPMADIĞI, mütalaa edilmiştir. Raporun sonuç kısmında dosyada yer alan bilirkişi raporlarında yeşil ışığın yandığı süreçte geçiş önceliğini kullanarak yaya geçidinde geçişini tamamlamak üzere 13 metre yol kateden yayanın kalan son 1 metrelik mesafede trafik ışığının kırmızıya döndüğü, "sağından yeşil ışıkta gelen sürücünün yayanın geçişini tamamlayana kadar yeşil ışık yansa dahi yayanın geçişini tamamlayana kadar beklemesi gerektiğinden" bahsedilmediği ifade edilmiştir. Yine raporda 07/10/2023 tarihli Trafik Eğitmeni raporunda belirtilen yaya ....'in kusursuz şüpheli sürücü ...'un ağırlıklı ASLİ KUSURLU olduğuna ilişkin belirttiği görüş ve kanaat uygun bulunduğu, diğer bilirkişi raporlarına iştirak edilmediği açıklanmıştır. Özetle;Dosyada mevcut kaza tespit tutanağı ve kusura ilişkin tüm bilirkişi raporları, tarafların sıcağı sıcağına verdikleri ilk ifadeler ve davalının istinaf dilekçesinde de belirttiği tanık beyanları irdelenmek suretiyle kaza tespit tutanağındaki krokiye göre davacı yayanın geçişini tamamlamasına 1 metre kala kazanın meydana geldiğini, diğer bir anlatım ile yaya yolunda 13 Metre katettiği, bu sırada kendisine yanan (yeşil) ışığın kırmızıya döndüğü, davalı sürücünün bu esnada kendisine yeşil ışık yansa bile davacının geçişini tamamlanmasını beklemediğine ilişkin son rapor dava dosyası kapsamına, olay ve oluşa uygun olup hükme esas alınmış olmasında usul ve yasaya aykırı bir yön görülmemiş olup, davalılar vekilinin aksine yönelen istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir. (IV) İş Göremezlik / Maluliyet ve Zarar; Maluliyet Oranı-İlliyet Bağı; Davalılar vekili istinaf dilekçesinde davacı yanın vücudunda ağır hasarların meydana geldiğini belirtmiş ise de, kaza ve oluşum şekline bakıldığında bu hasarların nasıl meydana geldiğinin anlaşılamadığını, davacının yaşı düşünüldüğünde geçmişten bu güne kadar herhangi bir kaza geçirip geçirmediği,(diabet, tansiyon, kemik erimesi gibi.) kronik rahatsızlıklarının olup olmadığının araştırılmadığını, varsa bu gibi rahatsızlıkların illiyet bağını keseceğini ileri sürmüştür. C.Başsavcılığınca yürütülen soruşturma sırasında alınan Ege Üniv. Tıp.Fak. Adli Tıp ABD'nca düzenlenen 27/03/2013 tarih 153 sayılı adli raporda sonuç olarak; davacının 09/02/2013 tarihinde trafik kazası sonucu meydana gelen yaralanmanın sağ hemitoraksla pnömotoraks, sağ hemitoraksta plevral effüzyon ve buna bağlı atelektazi oluşturması nedeniyle kişinin yaşamını tehlikeye soktuğu, BTM ile giderilemeyecek nitelikte olduğu, vücuttaki kemik kırıklarının hayat fonksiyonlarına etkisinin birden fazla kırık olması nedeniyle Ağır (5).derecede etkileyecek nitelikte olduğu mütalaa edilmiştir. Bilindiği üzere, haksız fiil sonucu çalışma gücü kaybının olduğu iddiası ve buna yönelik bir talebin bulunması halinde, zararın kapsamının belirlenmesi açısından maluliyetin varlığı ve oranının usulüne uygun şekilde belirlenmesi gerekmektedir. Söz konusu belirlemenin ise ATK, Üniversite Hastanelerinin Adli Tıp Anabilim Dalı bölümleri gibi kuruluşların çalışma gücü kaybı olduğu iddia edilen kişide bulunan şikâyetler dikkate alınarak oluşturulacak uzman doktor heyetinden; Kaza tarihi 11/10/2008 tarihinden önce ise Sosyal Sigorta Sağlık İşlemleri Tüzüğü, 11/10/2008 tarihi ile 01/09/2013 tarihleri arasında Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği, 01/09/2013-01/06/2015 tarihleri arası Maluliyet Tespiti İşlemleri Yönetmeliği, 01/06/2015-20/02/2019 tarihleri arası Özürlülük Ölçütü, Sınıflandırması ve Özürlülere Verilecek Sağlık Kurul Raporları Hakkında Yönetmelik, 20/02/2019 tarihinden sonra Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirilmesi Hakkındaki Yönetmelik, Çocuklar için kısaca.... isimli Çocuklar İçin Özel Gereksinim Değerlendirmesi Hakkında Yönetmelik hükümleri dikkate alınarak yapılması gerekmektedir. Buna göre, somut olayda, uygulanması gereken yönetmelik, kaza tarihi 09/02/2013 olduğundan, maluliyetin Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliğine göre belirlenmesi gerekir. İDM'nce Ege Ü.Tıp.Fak. Hastanesi Adli Sağlık Kurulundan alınan 09/08/2017 tarih 1298 sayılı raporunda sonuç olarak, olay tarihinde öğretim üyesi profesör olduğunu beyan eden 02/02/1949 doğumlu davacının 09/02/2013 tarihinde trafik kazasına bağlı olarak meydana gelen bulguların olay tarihinde yürürlükte bulunan "Çalışma Gücü Ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği" ne göre meslekte kazanma gücü olay tarihi ve bu günkü yaşına göre %19, tıbbi iyileşme süresi olay tarihinden itibaren ( 6) olarak kabulünün uygun olacağı mütalaa edilmiştir. İtiraz üzerine İstanbul ATK 2.İhtisas Kurulundan alınan 31/10/2018 tarih 9727 sayılı raporun sonuç kısmında "kişinin dava konusu olay tarihinden önce sol düşük ayak nedeniyle operasyon öyküsü ve bel bölgesinde Kifo-Skolyoz artışı olduğu, bunların dava konusu olay ile illiyeti kurulamadığı," belirtilmek suretiyle davacının 09/02/2013 tarihinde geçirmiş olduğu trafik kazasına bağlı yaralanmasının Çalışma Gücü Ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği" ne göre meslek grup numarası bildirilmemekle grup 1 kabul edilerek E cetveline göre %7.0 oranında meslekte kazanma gücünü kaybetmiş sayılacağı, iyileşme, iş göremezlik süresinin olay tarihinden itibaren 9 aya kadar uzayabileceği mütalaa edilmiştir. Raporlar arasında çelişki doğması üzerine İstanbul ATK Adli Tıp 2. Üst Kurulu tarafından düzenlenen 31/10/2019 tarih 1905 Sayılı raporunda Ege Üniversitesi Adli Tıp ABD Başkanlığının 27/03/2013 tarih 153 sayılı ve maluliyet oranına ilişkin 09/08/2017 tarih 1298 sayılı raporu, aynı üniversitenin Tıp Fakültesi Ortopedi ve Tramvatoloji ABD'nın düzenlediği 03/10/2018 tarih 279477 sayılı raporu, davacıya ait grafiler,İstanbul ATK 2.İhtisas Kurulunun 31/10/2018 tarih 9727 sayılı raporunda geçen "kişinin dava konusu olay tarihinden önce sol düşük ayak nedeniyle operasyon öyküsü ve bel bölgesinde kifo-skolyoz artışı olduğu, bunların dava konusu olay ile illiyeti kurulamadığı" şeklindeki mütalaaya da değinilerek davacının mevcut belgelere göre 09/02/2013 tarihinde geçirmiş olduğu trafik kazasına bağlı yaralanmasının Çalışma Gücü Ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği" ne göre meslek grup numarası bildirilmemekle yine grup 1 kabul edilerek E cetveline göre %7.0 oranında meslekte kazanma gücünü kaybetmiş sayılacağı, iyileşme, iş göremezlik süresinin olay tarihinden itibaren 9 aya kadar uzayabileceği mütalaa edilmiştir." Somut olayda, hükme esas alınan İstanbul ATK Adli Tıp 2.Üst Kurulunun 31/10/2019 tarih 1905 Sayılı raporu olay tarihinde yürürlükte bulunan 'Çalışma Gücü ve Meslekte Kazanma Gücü Kaybı Oranı Tespit İşlemleri Yönetmeliği'ne uygun şekilde düzenlendiği gibi Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Adli Sağlık Kurulunun 09/08/2017 tarih 1298 sayılı raporunda %19 olarak gösterilen maluliyet oranın davalılar vekilinin istinaf dilekçesinde dile getirdiği itirazları karşılar biçimde daha az %7 olarak belirlendiği anlaşıldığından davalılar vekilinin maluliyet oranı ve illiyet bağına yönelen istinaf başvurusu yerinde görülmemiştir. Gelir ve Kazanç Belirleme-Sürekli İş Göremezlik Kazanç Kaybı; Davalılar vekili davacının profesörlük dışında bir kaç kurumda çalışmasını maddi tazminat hesabına etkisi bulunmadığını, öte yandan davacının buralardan maaş almaya devam ettiğini, herhangi bir zararı olmadığını, ayrıca kabul anlamına gelmemek kaydı ile asgari ücret üzerinden hesabı gerektiğini, hukuk sisteminde 60 yaş sonrasının pasif olup, bu dönem zararının da asgari ücret üzerinden hesaplanması gerektiğini ileri sürmüştür. Yargıtayca kabul gören uygulamaya göre geçici ve sürekli iş göremezlik zararının hesabı için yaralanın yönetsel ve bedensel (fikri ve bedeni) çalışmasının karşılığı elde ettiği net kazancının bulunması esastır. Son yerleşik Yargıtay kararlarına göre; kazanç kaybı ifadesi yerine beden gücü eksilen kişinin “kazançlarında bir azalma olmasa bile”, aynı kazancı elde ederken yaşıtlarına ve aynı işi yapanlara göre daha fazla “güç-efor” harcayacak olması nedeniyle “güç (efor) kaybı tazminatı” isteme hakkı bulunduğu kabul edilmektedir. Yine hangi yaşta olursa olsun, beden gücü kaybına uğrayan kişilerin bir işi ve kazançları olmasa bile, günlük yaşamlarını sürdürürlerken sakatlıkları oranında zorlanacak (güç-efor sarfedecek) olmaları nedeniyle tazminat hesabı yapılması gerektiğine işaret edilmektedir. Dava dilekçesi, SGK Hizmet cetveli ile davacın çalıştığı kurumdan gönderilen belgeler incelenelerek Aktüerya bilirkişi kök ve ek raporunda davacının Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümünde Profesör olarak görev yaptığı,bunun dışında İzmir 1. Nolu Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu üyeliği ile Kültür Bakanlığı Phokai Kazı Başkanlığı görevlerini yürüttüğü ve 15/02/2016 tarihinde emekli olduğu gözetilerek bilinen dönem için 2013,2014,2015 ve 2106 yılı aylık brüt asgari ücret tutarlarından net asgari ücret belirlenerek ve emekli olduğu tarih sonrası AGİ'siz asgari net tutarı ücret üzerinden hesaplama yapılmıştır. Raporda davacın bakiye ömür süresi son dönem Yargıtay uygulamasına göre TRH 2010 tablosu esas alınmış, davacının aktif dönemi 15/02/2016 tarihine kadar, pasif dönemi 15/02/2016 - 02/09/2027 tarihleri olduğu tespit edilerek (Yargıtayca kabul göre progresif rant förmülüne göre) gerçekleşecek zarar olarak bilinen ve bilinmeyen dönem için en son yıllık kazancın her sene %10 arttırım ve peşin ödeme nedeniyle %10 iskontoya tabi tutularak her yıl için ayrı ayrı kazanç tutarları belirlendiği anlaşılmaktadır. Profesör olan davacının emekli olduktan sonra danışmanlık gibi kazanç getirici bir çalışması bulunduğunun ve ev işlerinde yardımcı olacağının kabulü yanında Yargıtay uygulamalarına göre aksinin kabulü halinde de yaşamsal faaliyetlerini sürdürmesi ekonomik bir değer taşıdığından pasif dönemde en az asgari ücret üzerinde bir gelir ettiğinin kabulü gerekir. Açıklanan bu nedenlerle davacının aktif ve pasif dönem maluliyet zararının hesaplanmasına bilirkişinin kök ve giderek ek raporunun hükme esas alınmış olmasında yerinde olup davalılar vekilinin aksine yönelen istinaf itirazı yerinde görülmemiştir. Geçici İş Göremezlik/İyileşme Süresi; Davalı vekili istinaf dilekçesinde davacının geçici iş göremezlik talebinin yerinde olmadığı ve hesabına da gerek olmadığını, zira geçici iş göremezliğin SGK tarafından ödendiği, daha sonra kusurlu yana rücu edildiğini ileri sürmüştür. Yaralanan kişinin, kalıcı sakatlık durumu söz konusu olmayıp, bir süre tedavi görmesi, iyileşinceye kadar çalışamaması ve bu yüzden iş ve kazanç kaybına uğramış bulunması halidir. Yargıtay kararlarında buna “mesleki işten kalma süresi” veya “çalışılamayan süre” denilmektedir Geçici işgöremezlik süresi, yalnızca tıbbi tedavi süresi ile sınırlı olmayıp ayrıca iyileşme (yeniden çalışmaya başlama) süresi söz konusu olduğundan tedavi süresinden daha uzun olabilir. Bu sürede kişi % 100 tam malul kabul edilmektedir. Yargıtay 10. HD'nin 2015/16681 E- 2017/5119 K sayılı 15/06/2017 tarih, 2015/15542 E - 2017/4392 K sayılı 23/05/2017 tarihli kararlarında vurgulandığı gibi 2918 Sayılı KTK'nun 98.maddesinde geçici iş göremezlik zararının SGK'nun sorumluluğunda olacağına ilişkin açık bir düzenleme bulunmadığından İDM'nce geçici iş göremezlik tazminatına hükmedilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön görülmemiştir. (V) Manevi Tazminat; 6098 Sayılı TBK'nun 56. maddesi gereğince; hakimin olayın özelliklerini göz önünde tutarak manevi zarar adı ile hak sahibine verilmesine karar vereceği bir para tutarı adalete uygun olmalıdır. Hükmedilecek bu para, zarara uğrayanda manevi huzuru doğurmayı gerçekleştirecek tazminata benzer bir fonksiyonu olan özgün bir nitelik taşır. Bir ceza olmadığı gibi mal varlığı hukukuna ilişkin bir zararın karşılanmasını da amaç edinmemiştir. O halde bu tazminatın sınırı onun amacına göre belirlenmelidir. Takdir edilecek miktar, mevcut halde elde edilmek istenilen tatmin duygusunun etkisine ulaşmak için gerekli olan kadar olmalıdır. 22/06/1966 günlü ve 7/7 sayılı Yargıtay İBK gerekçesinde takdir olunacak manevi tazminatın tutarını etkileyecek özel hal ve şartlar da açıkça gösterilmiştir. Bunlar her olaya göre değişebileceğinden hakim bu konuda takdir hakkını kullanırken ona etkili olan nedenleri de karar yerinde objektif ölçülere göre isabetli bir biçimde göstermelidir. Davaya konu somut olayın gerçekleşme şekli, yeri, zamanı, davacının olay tarihindeki yaşı, davalıların tam kusurlu olması, davacıda meydana gelen yaralanmanın niteliği, maluliyet oranı, iş göremezlik süresi, ceza mahkemesinin kararı, yukarıda açıklanan ilkeler, davalıların eylemindeki hukuka aykırılığın tespitinin sağlayacağı manevi tatmin ile birlikte değerlendirildiğinde İDM'ince hüküm altına alınan manevi tazminat miktarı somut olaya uygun olduğu anlaşıldığından taraf vekillerinin istinaf başvurusunun yerinde görülmemiştir. Yukarıda açıklanan nedenler ve tüm dosya içeriğine göre; ilk derece mahkemesince taraflarca gösterilen delillerin toplanmasında, değerlendirilmesinde esas ve usul bakımından hukuka aykırılık bulunmadığı ve taraf vekillerini tüm istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden 6100 Sayılı HMK'nun 353/1. fıkrası (b-1) bendi uyarınca istinaf başvurusunun ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaatine varılarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. H Ü K Ü M: Yukarıda açıklanan nedenlerle, 1-İlk derece mahkemesince taraflarca gösterilen delillerin toplanmasında, değerlendirilmesinde esas ve usul bakımından hukuka aykırılık bulunmadığı ve taraf vekillerini tüm istinaf nedenleri yerinde görülmediğinden 6100 Sayılı HMK'nun 353/1. fıkrası (b-1) bendi uyarınca istinaf başvurusunun AYRI AYRI ESASTAN REDDİNE, 2-Davacı tarafından peşin yatırılan 1.683,10 TL istinaf yoluna başvuru harcı ile 615,40 TL istinaf karar ve ilam harcının alınması gereken 732,00 TL'den mahsubuyla, bakiye 116,60 TL'nin davacıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 3-Davalı ... Şti. tarafından peşin yatırılan 1.683,10 TL istinaf yoluna başvuru harcı ile 2.497,52 TL istinaf karar ve ilam harcının alınması gereken 9.990,11 TL'den mahsubuyla, bakiye 7.492,59 TL'nin bu davalıdan alınarak Hazineye gelir kaydına, 4-Tarafların yaptıkları istinaf giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına, 5-Artan gider avanslarının yatıranlara iadesine, İlişkin dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda 24/03/2026 tarihinde 6100 Sayılı HMK'nun 361/1 ve 362/1-a Maddeleri uyarınca kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta süre içinde Yargıtay İlgili Hukuk Dairesi nezdinde temyiz yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.