Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı ... Kurumunda belirsiz süreli iş sözleşmesi ile 4857 sayılı İş Kanunu'na (4857 sayılı Kanun) tâbi kamu işçisi statüsünde çalıştığını, ünvanında ve yaptığı işte bir değişiklik olmadığı hâlde muvafakati olmaksızın 2020 Ocak ayından itibaren ücretinin düşürülerek maddi zarara uğradığını, ayrıca 6772 sayılı Devlet ve Ona Bağlı Müesseselerde Çalışan İşçilere İlave Tediye Yapılması ve 6452 Sayılı Kanunla 6212 Sayılı Kanunun 2 nci…
Uyuşmazlık, davacı işçinin alabileceği ücret ve ücret niteliğindeki tüm ödemelerin bir üst sınıra tâbi olup olmadığı ve bu miktarın nasıl belirleneceği, buradan hareketle talep edilen alacaklara hak kazanılıp kazanılmayacağı ve vekâlet ücreti hususlarına ilişkindir. 1. Mesleki Yeterlilik Kurumu, 5544 sayılı Meslekî Yeterlilik Kurumu ile İlgili Bazı Düzenlemeler Hakkında Kanun (5544 sayılı Kanun) ile kendisine verilen görevleri yerine getirmek ve bu Kanunda belirtilen hususlar dışında özel hukuk hükümlerine tâbi olmak üzere, kamu tüzel kişiliğini haiz, idarî ve mali özerkliğe sahip ve özel bütçeli bir yapıya sahiptir. Kurum Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının ilgili kuruluşudur. Kurum personelinin ücretinin belirlenmesine dair Kurumun kendi mevzuatında, yani 5544 sayılı Kanun'un 25. maddesinin 1. fıkrasında, "Başkan, yönetici personel ve diğer personelin ücret, malî ve sosyal hakları; bakanlık genel müdürüne yapılan ödemeleri aşmamak kaydıyla, Yönetim Kurulunun kararı ve Genel Kurulun onayı ile belirlenir." şeklinde düzenleme mevcuttur. Yine dosya kapsamında bulunan, Yüksek Hakem Kurulu kararı ile bağıtlanmış olan toplu iş sözleşmelerinin ilgili maddelerinde de toplu iş sözleşmesinden yararlanan personelin aylık temel ücretlerinin hesaplanmasında, Kurum Başkanının her yıl ocak ayındaki temel ücret tutarı üzerinden, yapılan işe göre birtakım katsayılardan faydalanılacağı kararlaştırılmıştır. Kurum personeline dair gözden kaçırılmaması gereken bir diğer yasal düzenleme ise emredici niteliğe sahip 375 sayılı KHK'nın ek 11. maddesinin 1. fıkrasının (c) ve (ç) bentleridir. İlgili fıkralarda Mesleki Yeterlilik Kurumu kadro ve pozisyonlarına ilk defa veya yeniden atanan genel müdür, genel sekreter, genel müdür yardımcısı ve genel sekreter yardımcısı ünvanlı personel ile uzman ünvanlı meslek personeline, ilgili mevzuatı uyarınca ödenen her türlü maaş, aylık, ücret, ek ücret, prim, zam, tazminat, ikramiye, fazla çalışma ücreti, kâr payı ve her ne ad altında olursa olsun yapılan diğer ödemeler ile sosyal hak ve yardımlar kapsamında yapılan bütün ayni ve nakdî ödemelerin bir aylık toplam net tutarının; genel müdür ve genel sekreterler için Bakanlık genel müdürü, genel müdür yardımcısı ve genel sekreter yardımcıları için Bakanlık genel müdür yardımcısı, uzman ünvanlı meslek personeli için Başbakanlık uzmanlarına mevzuatında kadrosuna bağlı olarak mali haklar ile sosyal hak ve yardımlar kapsamında yapılması öngörülen ödemelerin bir aylık toplam net tutarını; istihdam edilen personelden anılan bentlerde emsali belirlenmemiş olan personele, ilgili mevzuatı uyarınca ödenen her türlü maaş, aylık, ücret, ek ücret, prim, zam, tazminat, ikramiye, fazla çalışma ücreti, kâr payı ve her ne ad altında olursa olsun yapılan diğer ödemeler ile sosyal hak ve yardımlar kapsamında yapılan bütün ayni ve nakdi ödemelerin bir aylık toplam net tutarının ise Cumhurbaşkanı'nca belirlenecek emsali Devlet memuruna ilgili mevzuatında kadrosuna bağlı olarak mali haklar ile sosyal hak ve yardımlar kapsamında yapılması öngörülen ödemelerin bir aylık toplam net tutarını geçemeyeceği ifade edilmiştir. Emsal alınacak memur ünvanlarının tespitinde, kadro veya pozisyon ünvanları ile ifa ettikleri görevler itibarıyla 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na göre girebilecekleri sınıflardaki aynı veya benzer görevlerin aynı veya benzer kadro, unvan veya derecesinin dikkate alınacağı ve diğer mevzuatın bu maddeye aykırı hükümlerinin uygulanmayacağı yine ek 11. maddede belirtilmiştir. Ayrıca Kurum personelinin ücretlerinin belirlenmesine dair toplu iş sözleşmesinin ilgili maddelerinde de Kurum başkanının her yıl ocak ayındaki temel ücret tutarı üzerinden, yapılan işe göre birtakım katsayılardan faydalanılacağının kararlaştırılmasının yanında 375 sayılı KHK'nın ek 11. maddesinin 1. fıkrasının (c) ve (ç) bentlerine göre de belirleme yapılacağı hüküm altına alınmıştır. Bütün bu düzenlemelerden ve özellikle 375 sayılı KHK'nın ek 11. maddesinin 1. fıkrasının (c) ve (ç) bentlerinden varılacak sonuç şudur ki "her türlü maaş, aylık, ücret, ek ücret, prim, zam, tazminat, ikramiye, fazla çalışma ücreti, kâr payı ve her ne ad altında olursa olsun yapılan diğer ödemeler ile sosyal hak ve yardımlar kapsamında yapılan bütün ayni ve nakdî ödemelerin bir aylık toplam net tutarı" şeklindeki yasal düzenleme, Kurum personelinin ücretine dair bir üst sınır/tavan öngörmüştür. Açıklanan ilke ve esaslara göre değerlendirme yapıldığında; davacının 6772 sayılı Kanun kapsamında ilave tediye ödemesinden yararlanacak işçilerden olduğu noktasında tereddüt bulunmamaktadır. Ancak davacıya yapılan aylık ödemeler toplamının, ilgili Kanun Hükmünde Kararname gereği tavan sınırlamasına tâbi olduğu da muhakkaktır. Dosya kapsamında bu yönde bir araştırma ve incelemenin bulunmadığı anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca davacının, varsa mali hakları ile buna bağlı talepleri, ilgili mevzuat hükümlerinde tarif edilen emsali bulunduktan sonra emsaline göre tespit edilecek üst sınır aşılmamak kaydıyla belirlenmelidir. Mahkemelerce eksik araştırma ile hüküm kurulması hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. 2. Diğer yandan, davacı dava dilekçesinde; müvekkilinin ücretinin Yüksek Hakem Kurulu kararları ile kesinleşen toplu iş sözleşmelerinin 21. ve 22. maddelerinde yer verildiği üzere Kurum başkanının her yıl ocak ayındaki baz/temel/çıplak ücreti esas alınarak belirlenen katsayısına göre ödenmesi gerektiği ve toplu iş sözleşmesi hükmü uyarınca müvekkiline ilave tediye ödemesi yapılması gerektiğinin tespiti ile eksik ödenen aylık ücret ile ilave tediye alacaklarının davalıdan tahsilini talep etmiştir. Söz konusu alacak davası yönünden dava dilekçesinde yer alan tespit talepleri ayrı bir dava değil, eda davasında ele alınması gereken bir ön sorundur. Ön sorun, davanın görülüp karara bağlanabilmesi için mahkemece öncelikli olarak çözüme kavuşturulması gereken sorundur ve ayrı bir dava niteliği yoktur. Ne var ki İlk Derece Mahkemesince tespit talebi ayrı bir dava gibi değerlendirilmek suretiyle alacak taleplerinin kabulü yanında ayrıca tespit hükmü kurulması hatalı olup bu nedenle de bozmayı gerektirmiştir.