T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/1305 KARAR NO : 2025/2225 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KOCAELİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 04/04/2024 NUMARASI : 2023/527 Esas - 2024/221 Karar DAVACI : ... - ... - ... DAVALI : ... - ... - ... VEKİLİ : Av. ... - ... DAVA…
T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/1305 KARAR NO : 2025/2225 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN : ... (...) ÜYE : ... (...) ÜYE : ... (...) KATİP : ... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KOCAELİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 04/04/2024 NUMARASI : 2023/527 Esas - 2024/221 Karar DAVACI : ... - ... - ... DAVALI : ... - ... - ... VEKİLİ : Av. ... - ... DAVA : Menfi Tespit (Kambiyo Senetlerinden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 31/03/2023 KARAR TARİHİ : 24/12/2025 KR. YAZIM TARİHİ : 13/01/2026 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davalı tarafından Kocaeli İcra Dairesi 2018/70584 E. sayılı dosya kapsamında 400.000,00-TL değerindeki bonoya dayanılarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibinde bulunulduğunu, söz konusu takibe dayanak bono, davalı taraf ile arasındaki hukuki ilişki neticesinde, teminat senedi olarak düzenlendiğini, davalı ile aralarında 20/06/2017 tarihli Gayrimenkul Satış Sözleşmesi imzalandığını, Kocaeli İli, İzmit İlçesi, Ş. ... mahallesı ... Ada, ... ve ... parseller yapılacak olan gayrımenkul projesinde 70 m yüzölçümlü dükkanın satışı için 250.000,00-TL bedel ile anlaşıldığını, tarafınca anlaşmaya uyulamaması halinde, davalının zarara uğramaması amacıyla Kocaeli İcra Dairesi 2018/70584 E. sayılı takibe konu olan bononun davalıya teslim edildiğini, nitekim proje sonucunda, davalının kardeşinin ...'a taraflar arasında yapılan bir protokol ile Kocaeli İli, İzmit İlçesi, Ş. ... Mahallesi, ... Ada, ... parselde bulunan işyeri niteliğindeki taşınmazda bulunan bağımsız bölüm 25/01/2018 tarihinde devredildiğini, keza ek olarak da 30/05/2019 tarihinde de Kocaeli İli, İzmit İlçesi, Ş. ... Mahallesi, ... Ada, ... parselde bulunan “çatı piyesli mesken niteliğindeki taşınmazda bulunan bağımsız bölüm de yine davalının kardeşine teslim edildiğini, hal böyle iken tarafınca sözleşmeye uyulduğunu, teminat senedi niteliğinde vermiş olduğu bononun vade tarihi 20/04/2018 olup, o tarihte sözleşme yükümlülüklerini yerine getirmiş olmasına rağmen (Bağımsız bölüm devri 25/01/2018 tarihinde) davalı tarafça takibe konu edildiğini, şifahen yapılan görüşmelerinde ise takibi durdurup ilerletmeyeceğini söyleyerek kendisini sürekli oyaladıklarını, ancak takibi kapatmadıklarını, bu nedenle menfi tespit davası açılarak herhangi bir borcunun olmadığının tespitini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili dilekçesinde özetle; davacının delil olarak dosyaya sunduğu gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi kanunda öngörülen şekil şartına uyulmadan adi yazılı olarak düzenlenmiş bir sözleşme olup iş bu sözleşmenin geçersiz olduğunu, yazılı delil niteliği taşımadığını, iş bu sözleşme konusu olan Kocaeli ili İzmit İlçesi Ş. ... Köyü ... Ada ... ve ... parsel (Eski Parsel numarası ...) sayılı taşınmazlar üzerine davacı tarafından yapı yapılıp, davalıya satılacağı öngörüldüğünü, buna rağmen iş bu taşınmazlar sözleşmenin düzenlenme tarihinden yaklaşık 3-4 ay sonra davacı tarafından davacının borcuna karşılık üçüncü şahsa devrettiği davacı tarafından beyan edildiğini, bu devir ile birlikte sözleşme zaten fiilen imkansız hale gelmiş olup, geçerliliğini kaybettiğini, davacı sözleşmede yapmayı taahhüt ettiği inşaata hiç başlamadığı gibi; sözleşmenin imzalanmasından kısa bir süre sonra bu taşınmazı devrettiğini, taraflar arasındaki anlaşma bu sözleşmeden ibaret olmayıp, başkaca sözlü anlaşmalarda yapılmıştır. Başkaca taşınmazların satımı konusunda sözlü anlaşmalar yapıldığını, müvekkil davalı ... tarafından davacı ...'a toplamda 650.000 TL ödeme yapıldığını, buna ilişkin davacı tarafından imzalanmış tahsilat makbuzları mevcut olduğunu, davacının yukarıda belirtilen parselleri üçüncü kişiye devretmesi ve taahhüt ettiği taşınmazları yapamayacak olduğu anlaşıldıktan sonra; davacı 1 ay içerisinde eski bir projesindeki dükkanı 250.000 TL karşılığında devredebileceğini, geriye kalan 400.000 TL'yi de daha sonra nakit yahut taşınmaz karşılığı ödeyebileceğini beyan ettiğini, bunun üzerine davacı ... tarafından biri 250.000 TL diğeri 400.000 TL olmak üzere iki bonoyu tanzim ederek müvekkile verdiğini, akabinde belirttiği taşınmaz olan Kocaeli ili İzmit İlçesi Ş. ... Köyü ... Ada ... parsel A2 Blok Zemin Kat 10 nolu işyerini 25/01/2018 tarihinde davalı müvekkilin kardeşi olan ...'a devrettiğini, bu devirden sonra 250.000 TL bedelli bono kendisine iade edildiğini, kalan 400.000 TL bakiye davacı tarafından müvekkile ödenmemiş, uzun süre ödeme yahut taşınmaz devretme vaadi ile oyalandığını, sonrasında müvekkil 20/04/2018 tarihli takibe konu senet ile 06/11/2018 tarihinde Kocaeli İcra Müdürlüğü'nün 2018/70584 Esas sayılı dosyası takip başlattığını, takipten sonra davacı/borçlu ...'ın oğlu ... gelerek babasının borcunu bildiğini ve bu borcu ödeme gücünün olmadığını ve kendisinin ödemek istediğini beyan ettiğini, akabinde Kocaeli ili İzmit İlçesi Ş. ... Köyü ... Ada ... Parsel A 2 Blok 3. Kat 10 nolu çatı piyesli meskeni ileride babasının borcuna teminat olması hasebiyle yine müvekkilin kardeşi ...'a 30/05/2019 tarihinde devrettiğini, bu devre ilişkin olarak taraflar arasında protokol düzenlendiğini, devam eden süreçte ne davacı ne de oğlu tarafından ödeme yapılmaması üzerine davacının oğlu ... 12/11/2021 tarihinde müvekkile gelerek kendisinin bu parayı toparlayamadığını beyan etmiş bunun üzerine teminat olarak vermiş olduğu taşınmazın satılarak paraya çevrilmesi ile taşınmazın bedeli olan 170.000 TL'nin icra dosyasının bakiyesinden düşülmesine muvafakat ettiğini, salt bu durum bile davacının iddialarının asılsız olduğunu, müvekkile borcu olduğunu oğlu tarafından açıkça bilindiğini ve kabul edildiğini gösterdiğini, müvekkili davacı yanca taşınmazın satışından elde edilen bedel 162.601,63 TL borç tahsilatı dosyaya bildirilmiş ve 7.398,37 haricen tahsil harcı dosyaya yatırılmış olup, toplamda 170.000 TL olarak harcı ile birlikte bildirim yapıldığını, dava konusu takip ile dava tarihi arasında yaklaşık 4,5 yıllık bir süre olduğu, bu sürede davacı takipten haberdar olduğunu, daha önce müvekkili şikayet etmiş ve bu şikayet sonucu müvekkil hakkında Kocaeli Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 2019/30535 Soruşturma sayılı dosyasından takipsizlik kararı verildiğini, yine daha önce şikayetleri üzerine İcra Ceza Mahkemesi'nde davacı üçüncü bir şahıs ile birlikte yargılandığını, tüm bu süreçlerde menfi tespit davası açmamasına rağmen; bu denli uzun bir süre geçtikten sonra iş bu davayı açtığını belirterek haksız ve hukuki dayanaktan yoksun olarak açılmış bulunan davanın reddine karar verilmesini, davacı tarafın borçtan kurtulma iradesi ile kötü niyetli olarak iş bu davayı açmış olması nedeni ile alacağın %20'sinden az olmamak üzere davacı aleyhine kötü niyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ : İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; " ... Davanın REDDİNE, İcra takibinin durdurulması için infaz edilmiş ihtiyati tedbir kararı olmadığından davalı lehine tazminata hükmedilmesine yer olmadığına ... " karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; söz konusu takibe dayanak bono, davalı taraf ile aralarında hukuki ilişki neticesinde, teminat senedi düzenlendiğini, davalı ile aralarında 20/06/2017 tarihli Gayrimenkul Satis Sözleşmesi imzalandığını, Yargıtay içtihatlarıyla da sabit olduğu üzere teminat senedinin şartları arasında teminat senedine atıf yapılan yazılı bir sözleşmenin veya belgenin bulunması gerektiğini, senet açıkça aralarındaki sözleşmeye bağlı teminat olarak verilmiş olup iyi niyetli davranmasının karşılığında, davalı tarafından kötü niyetle icra takibine konulduğunu, yerel mahkemenin gerekçeli kararında söz konusu senet her ne kadar bono olarak kabul edilse de işbu senedin teminat senedi olduğu ve dayalı olduğu sözleşmenin yükümlülüklerinin müvekkili davacı yanca yerine getirildiği de açık olduğundan davalı tarafından işbu teminat senedinin icraya konu edilmesi kötüniyetli olarak gerçekleştirildiği kararının deliller hukuki anlamıyla gereği gibi değerlendirilmeden hatalı olarak verildiğini beyan ederek, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, karar verilmesini talep ederek, istinaf başvurusunda bulunmuştur. DELİLLER: Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 04/04/2024 Tarih - 2023/527 Esas - 2024/221 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; Kocaeli İcra Dairesinin 2018/70584 esas sayılı dosyasından başlatılan kambiyo senetlerine özgü haciz yoluyla takipte takip konusu 02.01.2018 tanzim tarihli, 20.04.2018 vade tarihli 400.000,00-TL bedelli bonondan dolayı davacının davalıya borçlu olup olmadığının tespiti istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır. Dosyanın incelemesinde; davalı tarafından Kocaeli İcra Dairesinin 2018/70584 E. sayılı dosya kapsamında 400.000,00-TL değerindeki bonoya dayanılarak kambiyo senetlerine mahsus haciz yolu ile icra takibinde bulunulduğu, davacı tarafından söz konusu takibe dayanak bono, davalı taraf ile arasındaki hukuki ilişki neticesinde, teminat senedi olarak düzenlendiği, davalı ile aralarında 20/06/2017 tarihli Gayrimenkul Satış Sözleşmesi imzalandığı, Kocaeli İli, İzmit İlçesi, Ş. ... mahallesı ... Ada, ... ve ... parseller yapılacak olan gayrımenkul projesinde 70 m2 yüzölçümlü dükkanın satışı için 250.000,00-TL bedel ile anlaşıldığı, tarafınca anlaşmaya uyulmaması halinde teminat olması için bononun düzenlendiği, davalının kardeşi ...'a taraflar arasında yapılan bir protokol ile Kocaeli İli, İzmit İlçesi, Ş. ... Mahallesi, ... Ada, ... parselde bulunan işyeri niteliğindeki taşınmazda bulunan bağımsız bölümün 25/01/2018 tarihinde devredildiği, keza ek olarak da 30/05/2019 tarihinde de Kocaeli İli, İzmit İlçesi, Ş. ... Mahallesi, ... Ada, ... parselde bulunan “çatı piyesli mesken niteliğindeki taşınmazda bulunan bağımsız bölümün de yine davalının kardeşine teslim edildiği, teminat senedi niteliğinde vermiş olduğu bononun vade tarihinin 20/04/2018 olduğu, sözleşmenin gereği yerine getirilmesine rağmen, bononun takibe konulduğu iddiasıyla borçlu olmadığının tespiti için eldeki davanın açıldığı, davalı tarafından, davacının yükümlülüğüne uymadığı, daha önce davacıya toplam 650.000,00 TL ödeme yapıldığı, karşılığında 250.000,00 TL ve 400.000,00 TL'lik bonolar alındığı, Kocaeli ili İzmit İlçesi Ş. ... Köyü ... Ada ... parsel A2 Blok Zemin Kat 10 nolu işyeri 25/01/2018 tarihinde davalının kardeşi olan ...'a devredilmesi üzerine 250.000,00 TL'lik bononun davacıya iade edildiği, kalan 400.000,00 TL için davalının oğlu ...'ın babasının borcunu ödemek istediği, Kocaeli ili İzmit İlçesi Ş. ... Köyü ... Ada ... Parsel A 2 Blok 3. Kat 10 nolu çatı piyesli meskeni ileride babasının borcuna teminat olması için davalının kardeşi ...'a 30/05/2019 tarihinde devrettiği, buna ilişkin protokol düzenlendiği, daha sonra bu taşınmazın borca mahsuben satıldığı, davalının oğlunun 170.000 TL'nin icra dosyasının bakiyesinden düşülmesine muvafakat ettiği gerekçesiyle davanın reddini savunduğu, Mahkemece davanın reddine karar verildiği, kararın davacı tarafından istinaf edildiği görülmektedir. Dava konusu bononun teminat senedi olduğunu iddia eden davacının öncelikle bu iddiasını HMK’nın 201. maddesi uyarınca yazılı delille ispatlaması gerekmektedir. Takip dayanağı senette, senet borçlusunun davacı senet lehtarının davalı olduğu, senet metinlerinde, düzenleme yeri, düzenleme ve vade tarihi ile senet bedelinin yazılı olduğu, kambiyo senedi niteliğinde olduğu anlaşılmıştır. Dava konusu senette herhangi bir kayıt bulunmamasına rağmen davacı senedin teminat amacıyla düzenlendiğini iddia etmiş, davalı da davacının borcuna karşılık düzenlendiğini savunmuştur. Bütün mücerret alacaklarda olduğu gibi kambiyo senedi alacağı da kural olarak uygun bir asıl borç ilişkisine, bir illi ilişkiye dayanır. Bir kambiyo senedi düzenleyip veren ve bu senedi alan herkes, bütün hukuki işlemlerin yapılmasına temel teşkil eden bir gayeye ulaşmak istemektedir. İşte bu gaye bir kambiyo senedinde mündemiç hakkın doğumu ve devri açısından hukuki sebebi teşkil eder. Kambiyo senedi düzenlenmesi dolayısıyla ortaya çıkan ilişki “kambiyo ilişkisi” ismiyle anılmaktadır. Kambiyo senedi vermek suretiyle borç altına giren borçlu “kambiyo taahhüdü”nde bulunmuş olur. Kambiyo ilişkisinin altında esas itibariyle bir asıl /temel borç ilişkisi vardır. Kambiyo senedinden kaynaklanan talebin geçerliliği, temel ilişkiden kaynaklanan temel talebin ve bununla ilgili olarak taraflar arasında varılmış amaca ilişkin mutabakatın geçerliliğinden tamamen bağımsızdır. Kambiyo senedinden doğan talep hakkına kambiyo hukuku, temel talebe ise bu talebin ait olduğu hukuk kuralları uygulanır. Bu genel açıklamadan sonra hemen belirtelim ki, bono, ödeme vaadi niteliğinde bir kambiyo senedidir. Bu nedenle bonoyu düzenleyen, asıl borçlu durumundadır. Bonoda şekil şartları; “Bono” ya da “Emre Muharrer Senet” ibaresi, kayıtsız şartsız bir bedel ödeme vaadi, vade, ödeme yeri, lehtar, keşide yeri ve tarihi, keşidecinin imzasıdır. Zorunlu şartlardan biri eksik olduğu takdirde, senedin bono niteliği kaybolur. Bunlardan vade ve ödeme yeri esaslı şekil şartlarından değildir. Sayılan zorunlu şekil şartlarının yanında seçimlik şartlar da vardır. Bonoya isteğe bağlı olarak, faiz, bedelin nakden yada malen alındığı veya yetkili mahkeme kayıtları da konabilir (Poroy,R.: Kıymetli Evrak Hukuku Esasları 11. Bası, İstanbul 1989, s. 237 vd.). Kambiyo senedinin düzenlenmesiyle, mücerret bir borç ilişkisi yaratılmaktadır. Bu nedenle de karşı edimin elde edilip edilmediğinin önemi de bulunmamaktadır. Temel borç ilişkisinin bir sözcükle senede yansıtılması şeklinde ortaya çıkan bedel kaydının varlığı ya da yokluğu senedin bono niteliğini etkilemez. Bedel kayıtları daha çok keşideci ile lehdar arasındaki iç ilişki yönünden ve ispat konusunda önem taşır. Kişisel defi nedenlerinin varlığının kanıtlanmasını kolaylaştırır. Sözü edilen kayıtlar özellikle ispat hukuku açısından ilgilileri bağlayıcı niteliktedir. Bedel kaydı içeren bononun lehdarı, artık senedin “kayıtsız ve koşulsuz bir borç ikrarı olduğu” yolundaki soyutluk kuralına dayanamayacaktır. Borç ikrarını içeren bir belge aleyhine kanıt sunulabilir. Ancak; ikrar borcun nedenini içeriyorsa, sadece bu nedenin gerçekleşmediğinin kanıtlanması gerekir. Bono, bağımsız borç ikrarını içeren bir senettir. Bu nedenle bir illete bağlı olması gerekmez ve kural olarak ispat yükü senedin bedelsiz olduğunu ileri süren tarafa aittir. Ancak senette borcun nedeni “mal” ya da “nakit” olarak belirtilmişse, davacının yazılı borç sebebine dayanmaya hakkı olacağından, ispat yükü bunun aksini ileri süren tarafa ait olacaktır (HMK’nın m. 191/1, TMK m. 6). Eğer yanlardan biri senet metninde yazılı kaydın doğru olmadığını söylüyorsa, buna senedin talili denmektedir. Bu anlamda talil senet metninde açıklanan düzenleme (ihdas) nedenine aykırı beyanda bulunma anlamına gelmektedir ve bu hâlde ispat yükünün kaydın aksini iddia edene ait olacağında kuşku bulunmamaktadır. Bonoda yazılı bulunan bedel kaydının borçlular tarafından talil edilmesi nedeniyle HMK’nın 191. maddesinin 2. fıkrası ve TMK’nın 6. maddeleri uyarınca borçlunun bononun bedelsiz olduğunu ispat etmesi gerekir. Hemen burada, menfi tespit (borçsuzluğun tespiti) konulu eldeki davada ispat yükünün özellikleri üzerinde de durulmalıdır. 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 72. maddesi gereğince borçlu icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu olmadığını ispat için menfî tespit davası açabilir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (TMK m. 6 m.). İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir. Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle ortadan kalktığını ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkâr ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle sona erdiğini ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir. Görülmektedir ki, menfi tespit davasında kural olarak, hukuki ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukuki ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Borçlu bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukuki ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukuki ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira davacı borçlu, senedin varlığını kabul etmekle birlikte bir hukuki ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukuki ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukuki ilişkinin varlığını kabul etmektedir (Ankara 22. HD'nin 16/02/2024 tarih, 2021/1259 Esas ve 2024/106 Karar sayılı ilamı). Somut olaya gelince; dava, kambiyo senetlerinden dolayı borçlu olunmadığının saptanması istemine ilişkin olduğuna göre, konunun hem kambiyo hem de ispat hukuku açısından ve yukarıdaki açıklamaların ışığında ele alınması gerekir. Davacı, taraflar arasında gayrimenkul satışı nedeniyle bir ilişki bulunduğunu, senedin bedelsiz olduğunu, dava dilekçesinde açıklandığı üzere teminat olarak verildiğini ileri sürerek menfi tespit isteminde bulunmuş, davalı ise cevap dilekçesinde senedin bedeli karşılığında verildiğini savunmuştur. Yukarıda da ifade edildiği üzere bono bağımsız borç ikrarı içeren bir senet olup, senette bedel kaydının mevcut olması hâlinde ispat yükü kaydın aksini savunan tarafa aittir. Somut olayda takibe konu bonodaki bedel kaydının borçlular tarafından talil edilmesi nedeniyle HMK’nın 191. maddesinin 2. fıkrası ve TMK’nın 6. maddeleri uyarınca borçluların bononun bedelsiz olduğunu ispat etmesi gerekir. Yani davacıların senedin bedelsiz olduğunu ve teminat olarak düzenlendiğini ispatlaması gerektiği kabul edilmelidir. Somut olayda; incelenen bonoda, bononun teminat amacıyla verildiğine ilişkin her hangi bir ibare bulunmadığı anlaşılmaktadır. Yargıtay HGK'nın 14/03/2001 tarih ve 12-233/257 sayılı ve yine 20/06/2001 tarih ve 12-496/534 sayılı kararlarında da benimsendiği üzere; dayanak belgenin teminat senedi olduğu iddiası, hangi ilişkinin teminatı olduğu senet üzerine yazılmak suretiyle ya da ayrıca hazırlanmış bir yazılı belge ile kanıtlanmalıdır. Yazılı belge sunulduğu takdirde, belgede takip dayanağı senede açıkça atıf yapılması zorunludur. Bu nedenle davacı tarafından bononun teminat senedi olduğu kanıtlanmadığından aksi yöndeki istinaf nedenleri yerinde görülmemiştir. Tüm bu açıklamalara, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına, HMK'nın 355. maddesi uyarınca; kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmaması nazara alınarak, davacının istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca; ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından, istinafa gelirken peşin alınan 427,60-TL'nin mahsubu ile kalan 187,8-TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, harç tahsili ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin HMK'nın 302/5 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine, 4-İstinaf eden tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına, 5-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf avansından kullanılmayan kısmının HMK'nın 333. maddesi uyarınca; karar kesinleştikten sonra ilk derece mahkemesince istinaf edene iadesine, 6-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; kararın Dairemizce taraflara tebliğine, İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ilamın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay İlgili Hukuk Dairesi'ne TEMYİZ yasa yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi. 24/12/2025 ... Başkan ... ¸e-imzalıdır ... *Üye ... ¸e-imzalıdır ... Üye ... ¸e-imzalıdır ... Katip ... ¸e-imzalıdır * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*