Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı işverenlerin Rusya'daki çeşitli projelerinde 01.02.2007 ile 08.10.2014 tarihleri arasında personel ve idari işler şefi olarak çalıştığını, son aylık ücretinin 3.000,00 USD olduğunu, iş sözleşmesinin davalı işverenler tarafından iş bitimi gerekçe gösterilerek sonlandırıldığını ileri sürerek, kıdem ve ihbar tazminatı ile prim, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel ücreti alacaklarının davalılardan tahsiline k…
Dosya içeriğine, bozmanın mahiyeti ve kapsamına göre taraflar arasındaki uyuşmazlık; husumet, zamanaşımı, davacının hizmet süresi, ücreti ve davacının çalışmasının geçtiği yer ile buna bağlı dava konusu alacakların ispatı ve hesabı noktalarında toplanmaktadır. 1. Temyizen incelenen İlk Derece Mahkemesi kararında ve kararın gerekçesinde hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı ve bozmaya uyulmakla karşı taraf yararına kazanılmış hak durumunu oluşturan yönlerin ise yeniden incelenmesine hukukça imkân bulunmadığı anlaşılmakla; davalı ... AŞ vekilinin tüm, davacı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. Maddi hukukun bir müessesesi olan zamanaşımı, hukuki işlem ve ilişkinin esasına uygulanan hukuka tâbidir (..., Milletlerarası Özel Hukuk, Ankara, 2022, s.315; ..., Türk Milletlerarası Özel Hukuku, Ankara, 2021, s.127). Buna göre Rusya Federasyonu İş Kanunu'nun bu konudaki hükümlerinin uyuşmazlıkta uygulanması, 5718 sayılı Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkındaki Kanun (5718 sayılı Kanun) 2 ve 8. maddelerinin bir gereğidir. Dairemizce daha önce bazı kararlarda, Rusya Federasyonu İş Kanunu'nun bireysel iş uyuşmazlığının çözümü için mahkemeye başvurma sürelerinin düzenlendiği 392. maddesi ve Belarus İş Kanunu'nun 242. maddesinde sözü edilen sürelerin, hak düşürücü süre olduğu belirtilmişse de yeniden yapılan değerlendirmede; bu sürelerin zamanaşımı süresi niteliğinde olduğu sonucuna varılmıştır. Yabancı unsurlu uyuşmazlıklarda kamu düzeni, 5718 sayılı Kanun'un 5. maddesi uyarınca uygulama alanı bulmakta olup söz konusu hüküm “Yetkili yabancı hukukun belirli bir olaya uygulanan hükmünün Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması halinde bu hüküm uygulanmaz; gerekli görülen hallerde Türk hukuku uygulanır.” şeklindedir. Türk kamu düzeninin ihlali sonucunu doğuracak hâller çoğunlukla emredici bir hükmün açıkça ihlali hâlinde söz konusu olmaktadır. Ancak her emredici hükmün ihlalinin veya her emredici hükmü ihlal eden bir (yabancı) kuralın, Türk kamu düzenine aykırı bulunduğunu söylemek olanaklı değildir. Öyleyse iç hukuktaki kamu düzeninin çerçevesi; Türk hukukunun temel değerlerine, Türk genel adap ve ahlak anlayışına, Türk kanunlarının dayandığı genel siyasete, 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda (Anayasa) yer alan temel hak ve özgürlüklere, milletlerarası alanda geçerli ortak prensiplere ve özel hukuka ait iyiniyet prensibine dayanan kurallara, medeni toplulukların müştereken benimsedikleri ahlak ilkeleri ve adalet anlayışının ifadesi olan hukuk prensiplerine, toplumun medeniyet seviyesine, insan hak ve özgürlüklerine aykırılık şeklinde çizilebilir. İç hukukta kamu düzeninin, tarafların uymak zorunda oldukları kamu hukukundan ve özel hukuktan doğan ancak tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri kurallar olarak anlaşılması gerekir. Zamanaşımı süresi, kamu düzenine ilişkin olmadığından dava konusu uyuşmazlığa uygulanan yabancı hukuktaki zamanaşımı süresinin uygulanması gerekmiştir. Nitekim iç hukukumuzda işe iade davalarında 1 aylık arabulucuya başvuru süresi, işe iade davalarında arabuluculuk faaliyeti sonunda anlaşmaya varılamaması hâlinde son tutanağın düzenlendiği tarihten itibaren iki hafta içinde iş mahkemesinde dava açılabileceğine ilişkin süre, yine idare mahkemesinde dava açmak için öngörülen 60 günlük dava açma süresi daha kısa olup iç hukukumuzdaki 3 aydan daha kısa sürelerle yapılan uygulamaların kamu düzenine aykırı olmadığı kabul edildiğinden, dava konusu uyuşmazlığa uygulanan Belarus hukukundaki 3 aylık zamanaşımı süresinin kamu düzenini ihlal eder nitelikte olmadığı değerlendirilmiştir. Somut olayda dava tarihi itibarıyla zamanaşımı süresinin dolduğu ve davalı tarafça da usulüne uygun şekilde zamanaşımı def'inde bulunulduğu anlaşılmaktadır. Bu nedenle davacının 24.04.2013 - 24.10.2013 ve 28.10.2013 - 24.04.2014 tarihleri arasındaki çalışma dönemi bakımından davanın reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamakta ise de İlk Derece Mahkemesince, söz konusu sürenin hak düşürücü süre olarak nitelendirilmesi ve 6100 sayılı Kanun'un 297/2 hükmüne göre hükmün sonuç kısmında gerekçeye ait herhangi bir söz tekrar edilmeksizin karar verilmesi gerekirken hüküm yerinde davanın hak düşürücü süre nedeniyle reddine karar verildiğinin yazılması hatalıdır. 3. İlk Derece Mahkemesince davacının 01.02.2007-23.04.2013 tarihleri arasındaki çalışma döneminin Türkiye'de geçtiği kabulünden yola çıkılarak bir kısım alacaklar hüküm altına alınmış, fazla çalışma, hafta tatili ile ulusal bayram ve genel tatil ücreti alacakları bakımından ise davacı tanıklarının yurt dışındaki şantiyelerde davacı ile birlikte çalıştıkları, Türkiye'de geçen çalışmalara dair herhangi bir delilin bulunmadığı, davacının bu alacak kalemlerini ispat edemediği gerekçesiyle söz konusu taleplerin reddine karar verilmiştir. Ancak Dairemiz bozma ilâmında taraflar arasında hukuk seçimi olan dönem bakımından Rusya ve Belarus hukuklarının uygulanması gerektiği, bu dönemler dışındaki çalışmalar bakımından ise Türk hukukunun uygulanması gerektiği belirtilmiştir. Somut olayda davacının Türk hukuku uygulanan çalışma döneminin de yurt dışında geçtiği dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Hâl böyle olunca Türk hukuku uygulanan dönem bakımından, davacı tanıklarının yurt dışında bulundukları gerekçesiyle bir kısım taleplerin reddine karar verilmesi yerinde değildir. Bu durumda davacının 01.02.2007-23.04.2013 tarihleri arasında yurt dışında çalıştığı kabul edilerek deliller değerlendirilmeli ve bu döneme ilişkin talepler bakımından Türk hukuku uygulanarak karar verilmelidir. Ayrıca bu değerlendirme yapılırken, davacının dava dilekçesinde bu alacakların USD cinsinden tahsilini talep ettiği de dikkate alınmalı, USD para birimi üzerinden hüküm kurulması gerektiği göz ardı edilmemelidir. Açıklanan ilke ve esaslara uyulmaksızın bozma ilâmına aykırı biçimde karar verilmesi hükmün ikinci kez bozulmasını gerektirmiştir.