T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1396 - 2025/2299 T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/1396 KARAR NO : 2025/2299 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 17/10/2023 NUMARASI : 2021/460 Esas - 2023/939 Karar DAVACI : ... VEKİLLERİ : Av. ... DAVALI : RTA LAB…
T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/1396 - 2025/2299 T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/1396 KARAR NO : 2025/2299 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : GEBZE ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 17/10/2023 NUMARASI : 2021/460 Esas - 2023/939 Karar DAVACI : ... VEKİLLERİ : Av. ... DAVALI : RTA LABORATUVARLARI BİYOLOJİK ÜRÜNLER İLAÇ VE MAKİNE SANAYİ TİCARET A.Ş. - ... VEKİLLERİ : Av. ... DAVA : Tazminat (Haksız Fiilden Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 24/06/2021 KARAR TARİHİ : 31/12/2025 KR. YAZIM TARİHİ : 07/01/2026 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; yatırım amaçlı olarak, Nisan 2020 tarihinden başlamak üzere çeşitli tarihlerde davalı şirketin, 09.08.2019 tarihli izahnamesi ile şirket hisselerini halka arz etmesine müteakiben aralıklarla belirli miktarlarda hisse senedi satın aldığını, aralıklarla satın almış olduğu bu hisse senetlerinin tamamını Temmuz 2020 tarihine kadar sattığını, daha sonra davalı şirketin Kamu Aydınlatma Platformu'na (KAP) 14.08.2020 tarihinde yapmış olduğu Özel Durum Açıklamasıyla, Devlet Malzeme Ofisi Genel Müdürlüğü ile 14.08.2020 tarihli SARS-Cov2(2019-nCov)RT-gPCR Tespit kitinin temini hususunda 2020-2021 dönemi için 1 yıllık sağlık market tıbbi malzeme Çerçeve Anlaşma imzalandığını bildirmesini müteakiben, şirket hisselerinin değer kazanacağı düşüncesi ve güveni ile 17.08.2020 tarihinde, halka arzda bulunmuş olan şirketten tekrar birim fiyatı 51.90 TL'den 31.268 lot hisse senedi alımı yaptığı; davalı şirketin, 14.08.2020 tarihli Çerçeve Anlaşma kapsamında, 19.08.2020 tarihinde Devlet Malzeme Ofisi Genel Müdürlüğü'nden ilk olarak 500.000 adet test kiti siparişi alındığını ve bu siparişlerin en geç 02.09.2020 tarihinde teslim edileceğini açıkladığını, daha sonra 25.08.2020 tarihinde ikinci olarak 500.000 adet test kiti siparişi daha alındığını ve bu siparişlerin en geç 31.08.2020 tarihinde teslim edileceğini açıkladığını; ayrıca aynı açıklama ile 19.08.2020 tarihinde verilen ilk 500.000 adetlik siparişin 200.000 adetinin teslim edildiğinin de açıklandığını, davalı şirketin kanuni yükümlülüğü olmasına rağmen, teslim tarihi olarak belirttiği 02.09.2020 (ilk sipariş için) ve 31.08.2020 (ikinci sipariş için) tarihlerinde siparişin teslim edildiğine veya edilmediğine dair Kamu Aydınlatma Platformu'na hiçbir açıklama ve bildirimde bulunmadığını, davalı şirketin, ilk siparişin teslim edilmesi gereken tarihten (02.09.2020) 34 gün sonra gecikmeli olarak teslimatı 06.10.2020 tarihinde tamamladığını, ancak 02.09.2020 tarihinde yatırımcıların ve dolayısı ile davacı müvekkilin, süreç hakkında aydınlatılmasına yönelik hiçbir açıklama veya bildirim yapılmadığını, yine aynı şekilde, ikinci siparişin teslim tarihi olan 31.08.2020 tarihinden 50 gün gecikmeli olarak 20.10.2020 tarihinde teslimat yapıldığını, yine ne teslim tarihi olan 31.08.2020 tarihinde ne de 50 günlük gecikme sürecinde herhangi Kamu Aydınlatma Platformu'na herhangi bir açıklama veya bildirimde bulunulmadığını, davalı şirketin, davacı müvekkile karşı kanuni ve akdi tüm yükümlülüklerini ihmal ettiğini, kusurlu eylemleriyle şirketin hisse senetlerinin değer kaybetmesine ve dolayısıyla davacı müvekkilin zarar etmesine neden olduğunu, davalı şirketin özel durum açıklamasında belirtmiş olduğu sipariş teslim tarihlerinin tutarsızlık ve çelişki içerdiğini, belirlenen teslimat tarihlerinin kendi içinde çelişki içermesi ve tatmin edici açıklamalarda bulunulmaması, yatırımcıların yanlış fikir edinmelerine yol açmakta aynı zamanda sürecin, öngörülebilirliğini zedelemekte ve yatırımcıların bu ölçüde karar vermelerine engel olduğunu, öyle ki, dava konusu mevcut durumda bir manipülasyon olduğunun anlaşılır olduğunu; bilgiye dayalı manipülasyonun, kamuya yalan, yanlış, veya eksik bilgi akışı ya da açıklanması gerekirken bilginin açıklanmaması yüzünden, kamuyu aydınlatma sistemine olan güvenin bozulmasına yol açan ve bilginin fiyata yansımasını engelleyen manipülasyon türü olduğunu, Sermaye Piyasası Kanunu'nun (SPKn) 47. maddesi bu durumu “sermaye piyasası araçlarının değerini etkileyebilecek, yalan, yanlış, yanıltıcı, mesnetsiz bilgi vermek, haber yaymak, yorum yapmak ya da açıklamakla yükümlü oldukları bilgileri açıklamamak” şeklinde açıklandığını, davalı şirketin, gecikmeye dair açıklamasını da öngörülen teslimat tarihinden çok daha sonra yaptığını, davalı şirket tarafından yapılan özel durum açıklamasında bu gecikmenin teslimatın operasyonel büyüklüğünden kaynaklandığı ifade edilmiş olsa da; 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 18. maddesinin 2. fıkrası gereğince her tacirin ticaretine ait bütün faaliyetlerinde basiretli bir iş adamı gibi hareket etmesi gerektiğini, buna göre, davalı şirketin daha henüz DMO ile yaptığı çerçeve anlaşmanın imza edilmesi sürecinde anlaşmanın operasyonel büyüklüğünü karşılaşılabilecek çeşitli sorunları bilebilecek durumda iken ve bu tür zorlukları göz önünde bulundurması gerekirken gerekli dikkat, tedbir ve özeni göstermemesinin davalı şirketin bizatihi ihmale dayalı kusurundan kaynaklandığını, özel durum açıklamasının ertelenebilmesi için ilgili Tebliğ'de öngörülen koşullar gerçekleşmeden hukuka aykırı bir şekilde erteleme yapıldığını, davalı şirketin ilgili açıklamayı koşullar oluşmadan ertelemesi nedeniyle müvekkil nezdindeki zararın müvekkilin bilgilenmesinin ve yatırımının yönlendirmesinin dolaylı olarak engellenmesi neticesinde ortaya çıktığını; davalı şirketin hukuka aykırı eylemi ve asli kusuru nedeniyle müvekkilin uğradığı zarardan sorumlu olduğunı, davalı şirketin yayınlamış olduğu izahnamenin mevcut riskler konusunda gerekli bilgileri içermediği, bu açıdan eksik bir izahname niteliği taşıdığı; müvekkilin davalı şirketin sunmuş olduğu izahnameye binaen yatırımda bulunduğunu, ancak davalı şirketin sunmuş olduğu izahnamenin risk faktörleri başlıklı bölümünde müvekkilin uğramış olduğu zarara yönelik bir açıklama bulunmadığını, izahname yeterli ve gerekli bilgileri içermediğini, dolayısıyla 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 10. ve 32. maddeleri gereğince izahnamede yer alan yanlış, yanıltıcı ve eksik bilgilerden kaynaklanan zararlardan ihraççıların sorumlu olduğunu iddia edilerek, davanın kabulü ile, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla, bilirkişi incelemesi neticesinde artırılmak üzere şimdilik 50.000 TL'lik zararının zarar tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı şirketten alınarak davacı yana ödenmesine, yargılama giderleri ve karşı vekalet ücretinin davalı tarafa yükletilmesine karar verilmesi talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının, Devlet Malzeme Ofisi tarafından verilen 19.08.2020 tarihli siparişin teslimat tarihi 02.09.2020 iken 25.08.2020 tarihli siparişin teslimat tarihinin 31.08.2020 olmasının ticari hayatın olağan akışına aykırı olduğunu iddia etmekle birlikte 25.08.2020 tarihli sipariş verilirken Devlet Malzeme Ofisi'nin vaka sayılarının artması sebebi ile elindeki tanı kitlerinin sayısında ciddi şekilde azalma olduğunu, 31.08.2020 tarihine kadar acil ihtiyaçlarının bulunduğunu ve bu sebeple ivedilikle teslim edilmesi gerektiğini iletmiş olduğundan bu yönde sipariş geçildiğini, tanı kitlerinin Devlet Malzeme Ofisi tarafından kullanılan numune alma kitiyle birebir uyumlu olmadığının tespit edildiğini, kitlerin ivedilikle uyumlu hale getirilmesi ve Devlet Malzeme Ofisi'ne teslim edilmesi üzerine çalışmalar yapıldığını, uyum çalışmaları sürecinde ise teslimatta gecikmeler yaşandığını, davacı tarafından yatırım kararına esas alındığı iddia edilen 09.08.2019 tarihinde Kamuyu Aydınlatma Platformu'nda yayımlanan izahname, davacının yatırım kararından yaklaşık 1 yıl önce yayımlanmış olduğu ve davalının sermaye artırımına ilişkin olduğunu, kaldı ki bahis konusu izahnamede piyasa riski açıkça belirtildiğini, müvekkili şirket hisselerinin davacının satın aldığı tarihten sonra 15.09.2020 tarihine kadar 51,9-62,8 TL değerlerinden işlem gördüğünü, bu durumun tek başına dahi 02.09.2020 ve 31.08.2020 tarihlerinde teslimatların yapılamaması durumunun hisselerin değer kaybına sebebiyet vermediğini açık bir şekilde gösterdiğini, hatta davacı tarafın hukuka aykırı olduğunu iddia ettiği erteleme kararının açıklandığı tarih olan 20.10.2020 tarihinden sonra dahi hisse senedi fiyatının artış gösterdiğini, yani, davacının iddia ettiği üzere teslimatın geciktiğine ilişkin açıklamanın derhal yapılmamasının veya buna ilişkin açıklamanın geç yapılmış olmasının hisse senedinin fiyatı üzerinde herhangi bir etkisi olmadığını, hisselerin değer kaybetmesinde davalının herhangi bir kusuru bulunmadığı gibi davalı şirket aleyhine idari para cezasına konu edilen fiilleri ile hissenin fiyatındaki düşüş arasında herhangi bir illiyet bağı kurulmasının da mümkün olmadığını, keza dünyada ve Türkiye'de yaşanan olaylar doğrultusunda hissenin fiyatının dönem dönem yükseldiği ve düştüğünün de yapılacak inceleme sırasında açık bir şekilde görüleceğini, bu kapsamda davacının hisselerin değerinin sürekli olarak azalacağına ilişkin bir kaygısının olması durumunda hisselerini satın almak isteyen diğer yatırımcılara satma imkanı defalarca bulunmakta olduğu gibi hisselerini alış fiyatının üstüne çıktığı dönemde dahi satmadığını, iddia edilen zararın oluşma sebepleri incelenirken davacının alım ve satım kararındaki motivasyonunun illiyet bağı bakımından önem arz ettiğini, davacının pandemi sürecinde tanı testleri üreten davalı hisse senetlerinin değer kazanacağı düşüncesi ile bu hisse senetlerine hür iradesi ile yatırım yaptığını, bir süre sonra aldığı fiyatın çok üzerinde olmasına rağmen satış yapmadığı ve daha sonra gerçekleşen işlemleri nedeni ile uğramış olduğu zararı davalıdan talep etme yoluna gittiğini, davacının dosyaya sunmuş olduğu hesap ekstresinde görüleceği üzere, zarara uğradığını iddia ettiği 20.10.2020 tarihli açıklamadan sonra da uzun süre davalı paylarında alım satım yaptığını, hatta zarara uğradığını iddia ettiği 20.10.2020 tarihli açıklama sonrası paylarının sadece 1.514 lotunu sattığını, bu hususun dahi davacının zarara uğradığım iddiasının samimi ve gerçeğe uygun olmadığını ortaya koyduğunu, Mahkeme tarafından takdir edileceği üzere; davacının hatalı yatırım kararının sonuçlarını davalıya yüklemeye çalıştığını, oysa müddeinin iddiasını ispat ile yükümlü olduğunu, tazminat talebine mesnet tutulan eylemler ile zararın oluşması arasındaki illiyetin varlığının davacı tarafından ispat edilmesi gerektiğini, aksi halde sadece özel durum açıklamalarının "geç" yapılması sebebi ile fiyatın düştüğü iddiasına dayalı olarak tazminata hükmedilemeyeceğinin tartışmasız olduğunu, somut dava bakımından “derhal” açıklama yapılmamış olmasından kaynaklanan bir zarar bulunmadığını, keza davacının açıklamanın geç yapılmış olması sebebiyle zarara uğradığını iddia ettiği tarihlerde davalı hisselerinin yükselmeye devam ettiğini, hisse değerindeki aşağı yönlü hareketin davalının “derhal açıklama yapmaması” sebebi ile oluştuğu ortaya konamadığı gibi "geç bildirim" ile iddia edilen zarar arasındaki bağın ne şekilde kurulduğu, neye dayandırıldığının da anlaşılamadığını, davacının Sermaye Piyasası Kurulu (SPK) tarafından verilen idari para cezasını nitelik olarak zarar tespiti ile karıştırdığını, idari para cezasının Şirket'in veyahut yatırımcılarının uğradığı bir zarar mevcut olduğunda değil usule aykırılık bulunduğu hallerde verildiğini, bu kapsamda SPK tarafından verilen idari para cezası da zarar tespiti niteliğinde olmadığını belirtilerek haksız ve hukuki dayanaktan yoksun davanın reddine, yargılama giderleri ve vekâlet ücretinin davacı tarafa yükletilmesine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARAR ÖZETİ : İlk derece mahkemesince yapılan yargılama ve tüm dosya kapsamı birlikte değerlendirildiğinde; " ... Davanın REDDİNE ... " karar verilmiştir. Bu karara karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ : Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; davalı şirket, davacı müvekkile karşı kanuni tüm yükümlülüklerini ihmal ettiğini, kusurlu eylemleriyle şirketin hisse senetlerinin değer kaybetmesine ve dolayısıyla davacı müvekkilin zarar etmesine neden olduğunu; zira, davalı şirketin özel durum açıklamasında belirtmiş olduğu sipariş teslim tarihleri tutarsızlık ve çelişki içerdiğini, gecikmeye dair açıklamasını da öngörülen teslimat tarihinden çok daha sonra yaptığını, özel durum açıklamasının ertelenebilmesi için ilgili tebliğde öngörülen koşullar gerçekleşmeden hukuka aykırı bir şekilde erteleme yapıldığını, davalı şirket ertelemeyi ilgili tebliğ maddesi gereğince yaptığını belirttiğini ancak ertelemeye temel oluşturan sebepler somut olarak belirtilmediğini, yine işbu sebeple de davalı şirketin erteleme kararının yerinde olmadığı sabit olup emsal kararda da belirtildiği gibi Yargıtayın yerleşik içtihatları ile de bu durum sabit bulunduğunu, davacı müvekkilin uğramış olduğu zarar davalı şirketin kusurundan kaynaklandığını, yerel mahkemece bilirkişi raporu alınmışsa da işbu rapora olan itirazları değerlendirilmeksizin, hükme esas alınmaya elverişli olmayan rapor ile karar tanzimine gidildiğini, ayrıca, kabul anlamına gelmemekle beraber, haksız fiilden bahsedilebilmesi için haksız fiilin bir "konu" üzerinde gerçekleşmesi ve "konu"ya zarar vermiş olması gerekip işbu dava bakımında haksız fiil konusunu davalı şirkete ait hisse payları oluşturduğunu, davacı müvekkilin hisse paylarını davalı şirketten yahut borsadan almış olması arasında herhangi bir fark bulunmadığını zira, hisse payları her iki durumda da davalı şirkete ait olduğunu ve davalı şirketin hukuka, ticari teamüllere ve basiretli bir tacirden beklenen öngörüye ve dürüst davranma beklentisine aykırı eylemleri neticesinde değer kaybına uğradığını beyan ile yerel mahkeme kararının kaldırılmasına, davalı şirketin kusurundan kaynaklanan müvekkilin uğradığı fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla bilirkişi incelemesi neticesinde tespit edilecek zarar uyarınca sonradan arttırılmak üzere şimdilik 50.000TL'nin zarar tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı taraftan tazminine ve tahsiline karar verilmesini talep ederek istinaf başvurusunda bulunmuştur. DELİLLER: Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi 17/10/2023 Tarih - 2021/460 Esas - 2023/939 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava; borsadaki manipülatif eylem ve piyasa bozucu işlem nedeniyle uğranmış olunan maddi zarar ve yoksun kalınan kâr nedeniyle tazminat istemine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiş karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nın 355. maddesi uyarınca istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni yönünden yapılmıştır. Dosyanın incelemesinde; davacı tarafça davalı şirketin yayınlamış olduğu izahnamenin mevcut riskler konusunda gerekli bilgileri içermediği, bu açıdan eksik bir izahname niteliği taşıdığı; müvekkilin davalı şirketin sunmuş olduğu izahnameye binaen yatırımda bulunduğu; ancak davalı şirketin sunmuş olduğu izahnamenin risk faktörleri başlıklı bölümünde müvekkilin uğramış olduğu zarara yönelik bir açıklama bulunmadığı, izahname yeterli ve gerekli bilgileri içermediği; dolayısıyla 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 10. ve 32. maddeleri gereğince izahnamede yer alan yanlış, yanıltıcı ve eksik bilgilerden kaynaklanan zararlardan ihraççıların sorumlu olduğu, iddia edilerek şimdilik 50.000,00 TL tazminat ödenmesinin talep edildiği, davalı tarafça davanın reddinin talep edildiği, ilk derece mahkemesince davanın reddine karar verildiği, verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu anlaşılmıştır. Davacı, eldeki tazminat davasında, davalı şirketin Kamu Aydınlatma Platformu'na (KAP) 14.08.2020 tarihinde yapmış olduğu özel durum açıklamasıyla, Devlet Malzeme Ofisi Genel Müdürlüğü ile 14.08.2020 tarihli SARS-Cov2(2019-nCov)RT-gPCR Tespit kitinin temini hususunda 2020-2021 dönemi için 1 yıllık sağlık market tıbbi malzeme Çerçeve Anlaşma imzalandığını bildirmesini müteakiben, şirket hisselerinin değer kazanacağı düşüncesi ve güveni ile 17.08.2020 tarihinde, halka arzda bulunmuş olan şirketten tekrar birim fiyatı 51.90 TL'den 31.268 lot hisse senedi alımı yaptığı; davalı şirketin, 14.08.2020 tarihli Çerçeve Anlaşma kapsamında, 19.08.2020 tarihinde Devlet Malzeme Ofisi Genel Müdürlüğü'nden ilk olarak 500.000 adet test kiti siparişi alındığını ve bu siparişlerin en geç 02.09.2020 tarihinde teslim edileceğini açıkladığını, daha sonra 25.08.2020 tarihinde ikinci olarak 500.000 adet test kiti siparişi daha alındığını ve bu siparişlerin en geç 31.08.2020 tarihinde teslim edileceğini açıkladığını; ayrıca aynı açıklama ile 19.08.2020 tarihinde verilen ilk 500.000 adetlik siparişin 200.000 adetinin teslim edildiğinin de açıklandığını, davalı şirketin kanuni yükümlülüğü olmasına rağmen, teslim tarihi olarak belirttiği 02.09.2020 (ilk sipariş için) ve 31.08.2020 (ikinci sipariş için) tarihlerinde siparişin teslim edildiğine veya edilmediğine dair Kamu Aydınlatma Platformu'na hiçbir açıklama ve bildirimde bulunmadığını, davacının davalı şirketin sunmuş olduğu izahnameye binaen yatırımda bulunduğunu, ancak davalı şirketin sunmuş olduğu izahnamenin risk faktörleri başlıklı bölümünde davacının uğramış olduğu zarara yönelik bir açıklama bulunmadığını, izahname yeterli ve gerekli bilgileri içermediğini, dolayısıyla 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 10. ve 32. maddeleri gereğince izahnamede yer alan yanlış, yanıltıcı ve eksik bilgilerden kaynaklanan bu zarardan sorumlu olduğunu iddia etmektedir. Sermaye piyasası araçlarının değerini, fiyatını veya yatırımcıların yatırım kararlarını etkileyebilecek nitelikteki bilgi, olay ve gelişmeler, kamuyu aydınlatma belgeleri ile kamuya açıklanır (SPK m.15/1). “Kamuyu aydınlatma belgeleri” ayrı bir kavram olarak ilk defa 6362 sayılı SPK‟da düzenlenmiş; ancak tanımlanmamıştır. SPK m.32'de “izahname, pay alım tekliflerinde hazırlanan bilgi formu, özel durum açıklaması, birleşme ve bölünme işlemlerinde hazırlanacak duyuru metinleri, borsada işlem görme duyurusu ve finansal raporlar”ın birer kamuyu aydınlatma belgesi olduğu ifade edilmiştir. Bu belgeler, SPK m.32'de yer alanlar ile sınırlı değildir. Kamuyu aydınlatmak ile yükümlü olanların düzenlemesi gereken sair kamuyu aydınlatma belgeleri Kurul tarafından belirlenebilecektir. Mevzuatımızda kamuyu aydınlatma belgelerinde yer alan yanlış, yanıltıcı veya eksik bilgilerden kaynaklanan zararlardan sorumluluk hali, ayrıntılı bir şekilde ilk defa 6362 sayılı SPK m.32'de “Kamuyu aydınlatma belgelerinden doğan sorumluluk” madde başlığı altında hükme bağlanmıştır. 6102 sayılı TTK m.549'da “Belgelerin ve beyanların kanuna aykırı olması” başlığı altında anonim şirkete ilişkin belgeleri düzenleyenler veya beyanları yapanların hukuki sorumluluğu düzenlenmiştir. TTK m.549'a paralel bir uygulama benimsenerek, SPK m.32'de benzer bir düzenleme yapılmıştır. TTK m.549 hükmü, her türlü anonim ortaklığın kamuyu aydınlatma belgeleri için uygulanabilecek bir düzenlemedir. SPK m.32 ise, halka açık anonim ortaklıklar ile diğer ihraççılar bakımından geçerli olan, TTK m.549'a göre özel hüküm niteliğindedir. 6362 sayılı SPK m.32'de “Kamuyu aydınlatma belgelerinden doğan sorumluluk” madde başlığı altında, her türlü kamuyu aydınlatma belgesi için uygulanacak genel bir düzenleme getirilmiştir. Ayrıca Kanun'da izahname (SPK m.10), ihraç belgesi (SPK m.11/3) ve finansal tablo ve raporlarda yer alan bilgilerden doğan hukuki sorumluluğa (SPK m.14/2; 63) ilişkin özel düzenlemeler de yer almaktadır. Bu düzenlemelerde, genel olarak yanlış, yanıltıcı ve eksik bilgilerin yer aldığı kamuyu aydınlatma belgelerine dayanarak işlem yapan yatırımcıların tazminat hakları, bundan sorumlu tutulanlar ile sorumluluğun türü ve kapsamı belirlenmiştir. 6362 sayılı SPK'nun 32/1. fıkrasında kimlerin kamuyu aydınlatma belgelerinden doğan hukuki sorumluluğu bulunduğu açıklanmış olup, buna göre kanunun 10. maddesinde sorumlu olduğu belirtilen kişiler ile mevzuat uyarınca izahname, pay alım tekliflerinde hazırlanan bilgi formu, özel durum açıklaması, birleşme ve bölünme işlemlerinde hazırlanacak duyuru metinleri, borsada işlem görme duyurusu ve finansal raporlar gibi Kurulca kamuyu aydınlatma amacı ile düzenlenmesi öngörülen sair kamuyu aydınlatma belgelerini imzalayanlar veya bu belgeler kendi adına imzalanan tüzel kişilerin bu belgelerde yer alan yanlış, yanıltıcı veya eksik bilgilerden kaynaklanan zararlardan müteselsilen sorumlu olacakları kabul edilmiştir. SPK' nın 32. maddesinin 3. fıkrasında kamuyu aydınlatma belgelerinde yer alan bilgilerin yanlış, yanıltıcı veya eksik olması konusunda bilgi sahibi olmadığını ve bu bilgi eksikliğinin kast veya ağır ihmallerinden kaynaklanmadığını ispatlayan kişilerin sorumlu olmayacağı, 4. fıkrasında yanlış, yanıltıcı veya eksik bilgiler içeren izahnamenin geçerlilik süresi boyunca; diğer kamuyu aydınlatma belgelerinin ise kamuya açıklandığı tarihten hemen sonra, ilk halka arzdan veya borsada satın alınan veya satılan sermaye piyasası araçlarının, gerçeğe uygun bilginin ortaya çıktığı tarihten hemen sonra borsada satılması veya satın alınması üzerine yatırımcıların malvarlıklarında zarar meydana gelmesi hâlinde bu maddeye göre ileri sürülecek tazminat talepleri açısından kamuyu aydınlatma belgesi ile zarar arasında illiyet bağı kurulmuş sayılacağı, 6. fıkrasında ise kamuyu aydınlatma belgelerinden doğan tazminat talebinin, dördüncü fıkradaki zararın meydana geldiği tarihten itibaren altı ay içinde zamanaşımına uğrayacağı öngörülmüştür. 6100 sayılı Kanun'un (HMK) 33. maddesine göre; Hakim, Türk hukukunu resen uygulamak zorundadır. Bir davada olayları belirtmek ve açıklamak taraflara, hukuki nitelendirme Hakime aittir. Hakim, bildirilen hukuki sebeplerle bağlı olmayıp, hukuki sebebi kendiliğinden bulup uygulamakla sorumludur. Yukarıda yapılan açıklamalar çerçevesinde somut olay değerlendirildiğinde; davalı şirketin sunmuş olduğu izahnamenin risk faktörleri başlıklı bölümünde davacının uğramış olduğu zarara yönelik bir açıklama bulunmadığı, izahname yeterli ve gerekli bilgileri içermediğinden bahisle 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu'nun 10. ve 32. maddeleri gereğince izahnamede yer alan yanlış, yanıltıcı ve eksik bilgilerden kaynaklanan maddi zararın tazmininin talep edildiği davada, davanın hukuki sebebi Sermaye Piyasası Kanununun 107 maddesindeki piyasa dolandırıcılığına ilişkin düzenleme olmayıp, davanın hukuki dayanağının Sermaye Piyasası Kanunun 32. maddesindeki kamuyu aydınlatma belgelerinden doğan hukuki sorumluluğa ilişkin düzenleme olduğu, o halde, davacının maddi tazminat isteminin kamuyu aydınlatma belgelerinden doğan hukuki sorumluluk hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi ve hesap edilmesi gerekirken, Mahkemece hukuki nitelendirmede hata edilerek ve yanılgılı gerekçe ile 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunun 107 maddesindeki piyasa dolandırıcılığına ilişkin hükümler çerçevesinde değerlendirme yapılması, hükme esas alınan bilirkişi raporunda 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunun 32. maddesi çerçevesinde hiçbir değerlendirme ve hesaplama yapılmadığı halde, eksik, yetersiz ve denetime elverişli olmayan rapora dayanılarak davanın reddine karar verilmesi doğru olmamış, kararın kaldırılması gerekmiştir. O halde mahkemece yapılması gereken iş; sermaye piyasası uzmanı 3 kişilik bilirkişi heyetinden asıl ve birleşen davada davacının maddi tazminat istekleri bakımından, 6362 sayılı Sermaye Piyasası mevzuatı ve özellikler Sermaye Piyasası Kanunu'nun 10 ve 32. maddesindeki koşullar ve hesaplama yöntemi dikkate alınarak davalı şirket tarafından KAP'da yapılan yanıltıcı ve yanlış olduğu ileri sürülen duyuruların anılan mevzuata göre yanlış ve yanıltıcı olup olmadıkları ve bu duyurular nedeniyle davacının maddi zararının bulunup bulunmadığı konusunda, daha önceki bilirkişi raporu ile bu rapora taraflarca yapılan itirazların da irdelendiği denetime elverişli rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesinden ibarettir. Açıklanan tüm bu gerekçelerle; davacı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda açıklanan nedenlerle kabulüne, kararın açıklanan gerekçeler doğrultusunda kaldırılmasına ve davanın yeniden görülmesi için 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353-(1)-a)-6) maddesi gereğince; dosyanın mahkemesine gönderilmesine karar vermek gerekmiştir H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacının ilk derece mahkemesinin kararına ilişkin istinaf başvurularının 6100 sayılı HMK'nın 353/1-a.6 maddesi gereğince; yukarıda açılanan hususlara ilişkin olmak üzere ESASTAN KABULÜNE, 2-Gebze Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 17/10/2023 tarih, 2021/460 Esas 2023/939 Karar sayılı kararının KALDIRILMASINA, 3-Dosyanın açıklanan eksikliklerin giderilmesi için mahkemesine GÖNDERİLMESİNE, 4-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf karar harcının talebi halinde ve ilk derece mahkemesi tarafından istinaf edene iadesine, 5-İstinaf eden tarafından istinaf başvurusu için yapılan giderlerin, esas hükümle birlikte ilk derece mahkemesi tarafından yargılama giderleri içinde değerlendirilmesine, 6-Kararın 6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; ilk derece mahkemesi tarafından taraflara tebliğine, 7-İstinaf incelemesi duruşmasız yapıldığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 362/1-g maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda oybirliği ile KESİN olarak karar verildi.31/12/2025 Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*