T.C. İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2021/281 Esas KARAR NO : 2025/781 DAVA : Genel Kurul Kararının İptali (Kooperatif Genel Kurul Kararının İptali) DAVA TARİHİ : 24/02/2016 KARAR TARİHİ : 20/11/2025 Mahkememizde görülmekte olan Genel Kurul Kararının İptali (Kooperatif Genel Kurul Kararının İptali) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacılar vekili dava dilekçesinde; davalı şirkette ..., ... ve ... isimli kişilerin kardeş olup her bi…
T.C. İSTANBUL 2. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2021/281 Esas KARAR NO : 2025/781 DAVA : Genel Kurul Kararının İptali (Kooperatif Genel Kurul Kararının İptali) DAVA TARİHİ : 24/02/2016 KARAR TARİHİ : 20/11/2025 Mahkememizde görülmekte olan Genel Kurul Kararının İptali (Kooperatif Genel Kurul Kararının İptali) davasının yapılan açık yargılaması sonunda, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacılar vekili dava dilekçesinde; davalı şirkette ..., ... ve ... isimli kişilerin kardeş olup her birinin şirket sermayesinin yaklaşık 1/3'ünü temsil eden paylara sahip olduklarını, sermayeyi temsil eden paylarına ilişkin haklarını doğrudan ve yine ...'de pay sahibi bulunan ve esasen hakim ortak sıfatıyla kendilerine ait olan şirketler olan ... (Hakim Ortak ...), ... (Hakim Ortak ...) ve ... ( Hakim Ortak ...) vasıtasıyla kullandıklarını, davacıların davalı Holdingde ( ...'ün 10-... 436.584.000 adet) sermayenin %33,33'ünü temsil eden pay sahibi olduklarını, diğer pay sahipleri ... ve ... ve ... ile ... kardeşlerin davalı şirketin işleyişinde birlikte hareket ettiklerinden davalı şirketin hakim ortağı konumunda bulunduklarını, davanın konusunun 14/01/2016 tarihindeki olağanüstü genel kurulda alınan sermaye artırım kararının iptali davası olduğunu, sermaye artımının şirket ihtiyacından dolayı olmayıp davacılara zarar verme kastı ile alınmış karar olduğunu, daha önce 31/10/2013 tarihli olağanüstü genel kurul ile 13 Milyon TL'lik sermayenin 46 kat artırılarak 613.097.521,12 TL'ye yükseltildiğini, bunun davacı tarafa maliyetinin 100 Milyon TL olup, ödeme süresinin 15 gün olarak belirlendiğini, bu karara karşı ... 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyada iptal kararının verildiğini, davalı tarafın bu kararı temyiz etmek yerine kesinleştirerek bu sefer hemen akabinde 23/12/2015 tarihli olağanüstü genel kurulda 850.250.718,12 TL iç kaynaklardan sermaye artırımına gittiğini, bu kararın kesinleşmiş önceki mahkeme kararına (... 7. ATM ... Esas ) karşı hile niteliğinden olduğunu, amacın davacı tarafın pay oranının kat kat küçültülmesi olduğunu, 22 gün sonra bu sefer dış kaynaklardan karşılanmak üzere nakdi sermaye artırımı kararı olmak üzere dava konusu edilen 14/01/2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısının yapılarak davalı şirket sermayesinin 1.003.450.000,00 TL'ye artırılmasına karar verildiğini, böylece 54 gün içinde esas sermayenin 77 kat artırıldığını, gayenin davacı tarafın hisse oranının düşürülmesi olduğunu, mahkemenin iptal hükmünden ve iç kaynaklardan yapılan sermaye artırımından hemen sonra yapılan dış kaynaklı sermaye artırımının dürüstlük kuralına aykırı olduğundan ...maddesine aykırı olduğunu, ayrıca eşit işlem ilkesine aykırılık teşkil ettiğini, bu kadar büyük ve peş peşe sermaye artırımı yapılmasını nedeninin ihtiyaçtan kaynaklanmadığı, davacının rüçhan hakkının kullanılması engellenerek hisse oranının düşürülmesinin hedeflendiğini, sermaye artırımına gerekçe yapılan şirketin yüksek borç pozisyonunun gerçek dışı olduğunu, şirket yatırımlarının yüzde doksanının öz kaynaklarının 1 Milyar civarında olup, toplam borç yükünün 24/12/2015 tarihinde bile 210 Milyon TL civarında olduğunu, böyle bir mali tabloda bu miktar borç için sermayeyi 1Milyar TL'ye çıkarmanın mantıksız olduğunu, bir diğer gerekçe olan finansman ihtiyaçları konusunda mantıklı bir gerekçe sunulmadığını, davalı şirketin bugüne kadar ciddi anlamda doğrudan yatırımları olmadığını, önceki sermaye artırımı nedeniyle şirketin zarara uğradığını, davalı tarafın 31/12/2015 tarihli yıl sonu bilançosunu beklemeden 23/12/2015 tarihli bir bilanço çıkararak sermaye artırışına gittiğini, yıl sonu bilançosu çıkarılması halinde ihtiyaç duyulan sermaye artışının iç kaynaklardan karşılanma ihtimalinin oluşacağını, bu şekilde hareket edilmekle dürüstlük kuralının ihlal edildiğini, şirketin kaynaklarının şirketin zararına olarak kullanıldığını, şirket kaynaklarının çoğunluk pay sahiplerine aktarıldığını, buna ilişkin ... Cumhuriyet Başsavcılığı'nın ...ve... soruşturmalarının devam ettiğini, tüm bu nedenlerle 14/01/2016 tarihli genel kurulda alınan sermaye artırımı kararının iptalini, ayrıca alınan genel kuru kararının icrasının yürütmesinin durdurulmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalı ...Ş. cevap dilekçesinde; Sermaye artırım tarihi itibarıyla dava konusu ...’nin finansman ihtiyacı içerisinde bulunduğunu, yüksek miktarda borcu olduğunu, dava konusu ... A.Ş.’nin bahis konusu sermaye artırımlarını, 2013-2015 yılları arasında hissedarı olduğu şirketlerde gerçekleştirdiği 254.432.638,61.-TL nakdi sermaye artırımları gerekçesiyle yapıldığını, dava konusu ...’nin, iştiraki olan ...Tic. A.Ş.’nin ...A.Ş.’nin satın almasını finanse etmek amacıyla ... (...), ... (...), ... isimli yurtdışı finans kuruluşlarından temin ettiği krediye garantör olduğunu, bu kapsamda dava konusu ...’nin işbu krediye garantör olmak amacıyla ...(...), ... (...) ile “...” akdettiği, işbu sözleşmede dava konusu... A.Ş.’nin bilançosundaki cari oranın %1.2 seviyesinde tutma zorunluluğu olduğunu, dış kaynaklardan sermaye artırımı yapılmasının ticari bakımdan gerekli ve haklı olduğunu, diğer ortakları zarara uğratma kastının olmadığını, sermaye artırımı kararının kanuna, dava konusu ...’nin ana sözleşmesine ve iyi niyet ilkelerine aykırı olmadığını, bu bağlamda davacıların rüçhan haklarını kullanmaları nedeni ile davacıların ortaklıktan kaynaklanan bir hak kayıplarının bulunmadığını, artırılan sermaye miktarının dava konusu ...’nin finansman ihtiyacı ile orantılı olduğunu, şirketlerin ticari faaliyetleri ve kararları üzerinde mahkemelerin yerindelik denetimi yapamayacağını, dava dosyasında yer alan 07.03.2017 tarihli kök bilirkişi raporu ile 29.01.2018 tarihli ek bilirkişi raporunun hüküm kurmaya elverişli olduğunun dikkate alınarak davanın reddini talep etmiştir. Birleşen ... 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ... Esas sayılı dosyasında davalı vekili dava dilekçesinde; 31,10,2013 tarihli olağanüstü genel kurulda şirketin esas sermayesine altı yüz milyon TL ilave edilmek suretiyle sermayeyi 46 katına çıkaracak şekilde müvekkili muhalefetine karşılık tamamı dış kaynaklardan olmak üzere sermaye artırımı karar alındığını, kararın gerekçesi davacı, müvekkilleri hiç gerek yok iken bu miktarda yüksek bir sermaye artırımına katılarak mali kaynaklarını sarf etmek yahut şirketteki pay oranını ve paydaşlık mevkiini kaybetmek ikileminde bıraktığını, bu karara karşı sermaye artırımı dürüktlük kuralına ve kanuna aykırı olduğundan bahisle taraflarına iptal davası ikame edildiğini, nitekim 31.10.2013 tarihli sermaye artırım kararı, alınan kararı kanuna, dürüstlük kuralına aykırı olduğu gerekçesiyle, ... 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin ...E. ... K. sayılı dosyasında verileri karar 21.10.2015 tarihinde iptal edildiğini, İstanbul 7. Asliye Ticaret Mahkemesi ...E. ...K. Sayılı dosyasında verilen sermaye artırımına ilişkin genel kurul kararının iptaline ilişkin hüküm 21.11.2015 tarihinde kesinleşmiş olduğunu, 01.12.2015 tarihinde alınan yönetim kurulu kararı uyarınca şirket pay sahipleri yeni bir artırım kararı alınmak üzere olağanüstü genel kurula davet edildiğini, 24.12.2015 tarihinde alınan yönetim kurulu kararı uyarınca, şirket pay sahipleri 22 gün sonra için bir kez daha bu defa dış kaynaklardan nakdi sermaye artırımı kararı almak için şirketi olağanüstü kuru! toplantısına çağrıldığı, 31.10.2013 tarihli olağanüstü genel kurulda 46 katına çıkarılmak istenen sermaye, bu kez 14.01.2016 tarihli olağanüstü genel kurulda 77 katına (863.378.239,14 TL'den 1.003.450.000,00 TL'ye) çıkarıldığını, nihayet, 24.02.2016 tarihinde alınan 4 nolu yönetim kurulu kararı uyarınca ise yönetim kurulunun pay bedellerini ödemeye çağrı metninde alınan karar uyarınca şirket sermayesinin 16 Ocak 2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısında sermaye taahhüdü yoluyla 863.378.296,14 TL'den 1.003.450.000,00 TL 'ye artırım olduğunu, katılan pay sahiplerinin iştirak taahhütlerinin ödenmeyen kısmından aşağıda belirtilen tutarları ödemeye çağrılmasına karar verilmiş olup, metnin devamında şirketin ilgili pay sahiplerinin yukarıda belirtilen sermaye borçlarını en geç 28.03.2016 tarihinde şirketin aşağıdaki banka hesabına ödemeleri rica olunur şeklinde karar alındığını, dava konusu talebinin işbu 24.02.2016 tarihinde alınan 4 no.lu yönetim kurulu kararının butlanının tespiti ve kararın uygulanmasının durdurulması olduğunu, müvekkili ..., kardeşleri ile birlikte 2012 yılına kadar 40 yılı aşkın bir süre şirketin yönetimi üstlendiğini, Ancak, müvekkile karşı beslenen kişisel husumetler ve yüksek maddi beklentiler neticesinde müvekkili şirketi yönetiminden 2012 yılı itibari ile uzaklaştırıldığını, müvekkili hiçbir gerekçe gösterilmeksizin bugüne değin uzun müddet idareci bulunduğu şirket yönetiminden uzaklaştırılması benzer şekilde müvekkili ...'ün kızı olan...'ün bağlı İştiraklerden olan ...A.Ş. Yönetim kurulunda bulunmasına rağmen son genel kurulda şirket yönetiminden sebepsiz yere uzaklaştırılması, bu uygulamanın hiçbir haklı gerekçeye dayanmaksızın sadece müvekkilinin kızı olması sebebiyle gerçekleştirilmesi yine müvekkilinin kızı ...'ün geçirdiği trafik kazası sonucu hasta yatağında iken iş akdinin feshedilmesi, davalı şirket yönetimindeki ortakların müvekkile karşı kişisel husumetlerinin ve kötü niyetli tavırlarının açık bir göstergesi olduğunu, davalı şirket yönetiminin hukuka aykırı ve eylem işlemleri bunlarla da sınırlı kalmadığını, 31.10.2013 tarihli sermaye artırım kararı, ... 7. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ...E. sayılı dosyasında verilen karar ile iptal edilmiş olmasına karşılık, karar davalı şirketini yönetim kurulunca temyiz edilmeksizin kesinleştirildiğini, akabinde hemen bir genel kurul tertip edilerek 23.12.2015 tarihli olağanüstü genel kurulda 850.280.718,02 TL. iç kaynaklardan sermaye artırımı kararı alındığını, davalı şirket hakim ortakları, anlaşıldığı üzere hukuka aykırı işlemleri dolayısı ile temyiz gibi sonucu aleyhlerine bitecek bir kanun yolu ile birkaç sene kaybetmek yerine kötü niyetli planlarını uygulamaya devam edebilmek için derhal kanuna aykırı İşlemlerinin bir yenisini daha tesis etmek istenmiş olduğunu, bu durum, kesinleşmiş mahkeme hükmüne karşı hile niteliğinde olduğunu, zira o hükmün yasakladığı sonuca güya hukuka uygun bir görüntü verilmeye çalışılarak ulaşılması, yani müvekkili davalı şirketteki pay oranlarının kat be kat küçültülmesi hedeflendiğini, gerçekten, bu hedef uğruna, anlaşılmaz bir biçimde 22 gün sonrası İçin bir kez daha bu defa dış kaynaklardan nakdi sermaye artırımı kararı almak için şirketi 14.01.2016 tarihli olağanüstü genel kurul toplantısına çağırmış olanı davalı şirket yöneticileri ve pay sahipleri, bir kez daha hiçbir gerek ve ihtiyaç bulunmamasına karşılık davalı şirket sermayesini 863.378.239,14 TL'den 1.003.450.000,00 TL'ye çıkarıldığını, böylece şirket sermayesi tam 54 gün sonra 77 kat artırıldığını, ... A.Ş. yönetim kurulu ve genel kurulda çoğunluk gücünü haiz hâkim pay sahipleri müvekkili bir kez daha önemli mali külfetler ve zarara uğratmak pahasına yapmış olduğu ardışık hukuka eylemler ve işlemler ile müvekkillerinin pay oranlarını düşürmek suretiyle pay oranlarını bertaraf etmek, mali yönden zarara uğratmak gayesi ile hareket etmekte ısrarcı olduğunu, söz konusu sermaye artırımlarına karşı taraflarınca genel kurul iptal davaları açılmış olup, davalar derdest olduğunu, dava konusu yönetlm kurulu kararı da gerek bu planların bir parçası olması sebebiyle hakkın kötüye kullanılması mahiyetinde ve gerekse muhteva itibariyle batıl yönetim kurulu kararlarından olmakla geçersiz bir işlem olduğunu, davalı şirket tarafından alınan 15.01.2016 tarihli 1 sayılı yönetlm kurulu kararı uyarınca "yeni pay alma haklarını kullanan pay sahiplerinin artırıma iştirak edecekleri miktarlara istinaden iştirak taahhütnamesi imzalamalarına ve iştirak tutarlarının 9625 (yüzde yirmi beşlik) kısmının, bakiyesi Yönetim Kurulu'nun bu konudaki kararı ile Yönetim Kurulunca belirlenecek tarihte ve en geç sermaye artırımının Ticaret Siciline tescil edildiği tarihten itibaren 24 (yirmi dört) ay içinde ödenecek şekilde, peşin ve defaten alınmasına; iştirak tutarlarının Şirket'in aşağıdaki banka hesabına ödenmesine” şeklinde karar verildiğini, yönetim kurulu kararının geçersizliği açıfından, TTK 'da yönetim kurulu kararlarının butlanına ilişkin özel bir hükme yer verildiğini, bununla birlikte genel hükümlerin de burada uygulanması mümkün olduğunu, bu bakımdan mutlak emredici hükümlere aykırı yönetim kurulu kararlarının batıl olduğu söylenebildiğini, burun haricinde, özel olarak TTK. 391 'de yönetim kurulu kararlarının batıl olduğunun tespiti ifade edildiği üzere TTK. 391 'de açık hükme bağlanmış ve örnekler verildiğini, hüküm uyarınca, (1) Yönetim kurulunun kararının batıl olduğunun tespiti mahkemeden istenebilir olduğunu, özellikle; a) Eşit işlem ilkesine aykırı olan, b) Anonim şirketin temel yapısına uymayan veya sermayenin korunması ilkesini gözetmeyen, c) Pay sahiplerinin, özellikle vapgeçilmez nitelikteki haklarım ihlal eden veya bunların kullanılmalarını kısıtlayan yâ da güçleştiren, d) Diğer organların devredilerhez yetkilerine giren ve bu yetkilerin devrine ilişkin, kararlar batıldır. Görüldüğü üzere “özellikle” denilerek örnekler verildiğinden yapılan sayım sınırlayıcı olmadığını, Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) m. 391 1/c hükmüne göre “ Pay sahiplerinin, özellikle vazgeçilmez nitelikteki haklarını ihlal eden veya bunların kullanılmalarını kısıtlayan ya da güçleştiren” yönetim kurulu kararları bağıl olduğunu, ... A.Ş.'nin 26.2.2016 tarihli ve 4 nolu Yönetim Kurulu kararı da bu maddeye açıkça aykırı teşkil ettiğini, davalı şirket yönetim kurulu, 35 milyon TL'lik ödemeyi kanunda öngörülen azami 24 aylık kanunda gösterilen üst sınırdan (TTK. Md. 459/3, TTK. Md. 344 süreye rağmen sadece 31 güne sıkıştırıldığını, müvekkili pay sahiplerinin sermaye artırımına katılmak zorunda kaldığını, astronomik rakamlar yönünden çok kısıtlayıcı süreler öngörmek suretiyle katılım ve pay sahipliği hakları daimi şekilde ihlal edildiğini, ortaklık haklarının ellerinden alınmaya çalışıldığından, pay sahipliğine ilişkin vazgeçilmez hakların açık bir ihlali olduğunu, yönetim kurulu kararının iptalini talep etmiştir. Birleşen ... 8. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin ...Esas sayılı dosyada davalı vekili cevap dilekçesinde; davacılar dilekçesinde, sistematik olarak işbu davaya konu iddialarla ve olaylarla uzaktan yakından ilgisi bulunmayan bir takım ticari ve ceza davalarından bahsederek işbu haksız davaya yaratma çabası içerisine girdiğini, dilekçede ki hem “olaylar” hem de “açıklamalar başlığı altında yer verilen iddiaların tümü başka davaların konusu olup, bahsedilen ticari davaların sona erdiğini, müvekkili şirket, hissedarı olduğu şirketlerde 2013-2015 yılları arasında yapılan nakdi sermaye artışları dolasıyla belirtilen tabloda gösterildiği gibi toplam 254.432.638,61 TL tutarında sermaye ye ilişkin yükümlülüklerini yerine getirdiğini, müvekkili şirket tarafından sermaye bedellerinin nakden ödendiğini ispat ve sermayenin ödendiğini tespit eden yeminli mali müşavirlik raporları ve sermayenin ödendiğini gösterir banka dekontları işbu dilekçe ekinde Mahkemeye sunulduğunu, 2013- 2015 dönemli İçerisinde, hissedarı olduğu şirketlerdeki sermaye artışları dolasıyla yaptığı sermaye ödemeleri, temettü ve kâzanç payı ödemesi, hisse alım bedeli ödemelerinden aynı dönemdeki şirketin temettü gelirleri çıkarıldığında müvekkili şirketin sırf hissedarı olduğu şirketlerdeki sermaye artışlarına ilişkin yükümlülüklerini yerine getirmesi dolasıyla nakit akışının 148.570.850,95 TL eksi bakiye verdiğini, ayrıca müvekkili şirket, ... Asliye 7. Ticaret Mahkemesinin ... E. Sayılı dosyasında, öncelikle İç kaynaklarını sermayeye dönüştürülmesi ve akabinde dış kaynaklı nakdi sermaye artışı yapılabileceği şeklindeki usuli nedenlerle iptal kararı üzerine müvekkili şirket, ... Asliye 7. Ticaret Mahkemesinin şekli nedenlerle iptal kararı üzerine hissedarlarca yapılan sermaye ödemelerinin temerrüt faiziyle birlikte geri ödenmesi kanunen zorunlu olduğundan, sermaye paylarının iadesi olarak hissedarlara toplam 92,136,648,15 TL tutarında ödeme yapıldığını, ayrıca 3.084.590.55 TL tutarında K.D.V ödendiğini, şirketin yaptığı nakdi ödemelerin toplamına bakıldığında (148.570.850,95 +92.136.648,15 + 3.084.590,55 TL) müvekkili şirketten 243.792.089,65 TL nakit çıkışının yapıldığını, buna karşın müvekkili şirketin 14.01.2016 tarihli Olağanüstü Genel Kurul toplasında alınan sermaye artırım kararı ile şirket sermayesi sadece 140.071.760,86 TL tutarında artırıldığını, sermaye borçlarının ödenmesi için talepte bulunan 28.03.2016 tarihi, müvekkilin mevcut fitansal durumu, ödemeleri ve rasyo incelemesinin yapılacağı 31.03.2016 tarihi dikkate alınarak tespit edildiğini, bu yönde alınan dava konusu Yönetim Kurulu kararı dürüstlük kuralına ve yasaya tamamıyla uygun, somut nakdi ihtiyaç nedeniyle alınan bir zorunlu karar olduğunu, dolasıyla, müvekkili şirketin kredinin geri çağrılması riski ile karşı karşıya bırakılmaması amacı ile ödeme tarihi 28.03.2016 olarak tespit edilmek suretiyle alınan davaya konu Yönetim Kurulu Kararı İle sermaye borcunun 31 güne sıkıştırılması söz konusu olamayacağını, bilindi TTK'nun 334. Maddesi gereğince tescilden önce ödenen kısım haricinden taahhüt edilip ödenmeyen bakiye tutarın tescilden itibaren en geç 24 ay süre içerisinde ödenebileceği açık olduğunu, iç kaynaklardan yapılan sermaye artırımında, pay sahipleri fiili olarak herhangi bir nakdi veya ayni kaynak ödemez ve artırım tamamen şirketin kendi iç kaynaklarından karşılanır olduğunu, iç kaynaklardan yapılan sermaye artışı, öz kaynaklar toplamını dahi değiştirmeyen bir işlem olup, arıtım ile özkaynak kalemlerinden ödenmiş sermaye kalemine sınıflama değişikliği yapıldığını, söz konusu işlem, pay sahiplerine ve şirkete ek bir külfet yaratıldığını, nitekim davacılar da bu artırıma tekabül eden hisselerini aldığını, dolasıyla iç kaynaklı sermaye artırımı, şirkete ek bir finansman kaynağı sağlamamakta olup, şirketin mal varlığını efektif olarak artırmadığı ve toplam piyasa değerini etkilemediğini, sermaye artırımı müvekkili şirketin halihazırda yaptığı ödemelere ilişkin olduğundan, bu artırımın ne denli elzem olup, artırıma ilişkin bir kısım ödemenin, rasyo değerlendirilmesi 31.03.2016 tarihinde yapılacağından 28.08.2016 tarihine kadar yapılmasının da acil olduğunu, zaten bu aciliyet sebebi ile sermaye artırımına gidildiğini, esasen bir holding şirketinin sermaye artırımının davacılarca sürekli engellenmeye çalışılmasının haksız ve kötü niyetli olduğunu, bu nedenle haksız tedbir talebinin reddine kprar verilmesi gerektiğini, Mahkemenin sermaye artırımı kararının icrasının geri bırakılması talebinin reddetmesi halinde, davacıların herhangi bir riski ve kaybı olmadığını, zira, davacılar artan sermaye sebebi ile arttırılan sermayeyi tekabül eden payların hali hazırda sahibi durumunda olduğunu, açıklandığı üzere, müvekkili şirket Yönetim kurulunca ödeme süresi üzerinde çok detaylı ve titiz bir çalışma yapılmış olup, belirlenen süre tümüyle mali ve finansal ihtiyaçları gözetilerek belirlendiğini, HMK'nın 390. Maddesi uyarınca, hâkimin ihtiyati tedbir şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği dikkatlice incelenmesi ve hangi yasal sebebe ve hangi somut duruma göre ihtiyati tedbir kararını verdiğini belirtilmesi, ihtiyati tedbir şartları mevcut değilse, yasanın öngördüğü ölçüde ispat edilmemişse, ihtiyati tedbir isteminin reddine karar verilmesi gerektiğini, müvekkilin bir holding olması itibariyle, akdi yükümlülüklerini yerine getirerek, likitide oran ve rasyolarını koruyabilmesi, holding şirketi ile veya iştirakleri aracılığı ile yeni yatırımlar yapabilmesi, bu kapsamda satın alacağı yeni şirketler için tekliflerde bulunabilmesi, müzakerelere girişerek yeni taahhütler altına girebilmesi, karlı bir ortaklık yapılabileceği düşünüldüğünde seri bir şekilde ticari anlaşmalara akdedilebilmesi, mall ve finansal olarak güçlenmesi özetle amaç ve konusu uyarıca ticari faaliyette bulunabilmesi İçin sermayesinin sürekli bir şekilde yeterli ve yüksek olması gerektiğini, müvekkili şirketin kanuna, ana sözleşmesine ve dürüstlük kurallarına uygun olarak aldığı sermaye artırım kararı tamamıyla ticari faaliyetine yönelik bir karar olduğunu, sermaye artırım kararı ve bu karara İstinaden alınan Yönetim Kurulu Kararı yerindelik denetimine tabi tutularak tedbir yoluyla durdurulmasına karar verilemeyeceğini, nitekim, Yargıtay 11. Hukuk Dalresi'nin 10.07.2010 tarihli ve... E.... K. Sayılı ve 02.02.2010 tarihli ve ... E... K. kararlarında da açıkça belirtildi; şirketlerin ticari faaliyetleri ve kararları üzerinde Mahkemelerin yerindelik denetimi yapması hukuken olanaklı değildir olduğunu, yeni TTK'nun 374. Maddesi uyarınca yönetim kurulu, emredici kanun hükümlerine aykırı olmayan, anonim ortaklığının menfaatlerini dürüstlük kurallarına göre gözeten, kişisel ve yabancı menfaatleri ön plana almayan, fakat yanlış olan kararlar sorumluluk doğurmaz olduğunu, o bakımdan, müvekkilin gerçek, ivedi sermaye ihtiyacı sebebi ile ana sözleşmesine, yasaya uygun olarak müvekkili sermayesinin %66,66'nı temsil eden hissedarlarının olumlu oyu ile sermaye artırımına karar verildiğini, acil nakit İhtiyacı dikkate alınarak Yönetim Kurulu tarafından davaya konu kararın alındığını, davacıların müvekkile karşı ileri sürülebilecek, belge ve delillere dayanan herhangi bir haklı iddiasının bulunmadığı apaçık olduğundan, HMK'nın 390, Maddesi uyarmca yasal koşulları bulunmayan haksız ve dayanaksız, kötü niyetli ihtiyati tedbir kararı verilmesi talebinin reddine karar verilmesi gerektiğini, diğer yandan, dava konusu 24.02.2016 tarihli ve 4 sayılı Yönetim Kurulu kararının şirketin temel yapısına uyulmadığı, sermayenin korunması ilkesine aykırı olduğu iddiası da tümüyle dayanaksız, hatta gayriciddi bir iddia olduğunu, haksız ihtiyati tedbir talebine karşı cevap ve itirazlar içeren 1. Bölümde detayları ile izah edildiğini, delilleriyle de ispat edildiğini, pay sahiplerince alınan sermaye artırım kararı müvekkilleri acil nakdi sermaye ihtiyacının giderilmesi noktasında mali ve finansal bakımdan doğru bir karar olup, sermayeye bir zarar verilmediğini, davacıların, öncelikle şirkete verile zararın tazmin edlimesi gerektiği iddiasının ciddi bir tarafı dahi olmadığını, davacılarca müvekkili şirket Yönetim Kurulu üyelerinin mahkum edildiği bir tazminat davası dahi olmadığını, davacılardan ... ile ... ve ... kardeş olup, müvekkili şirkete miras yoluyla ortak olduğunu, her üç ortak kardeş, (eş ve çocukları ile birlikte sahip oldukları ve aynı zamanda ana hissedarları olan şirketler de dâhil olmak üzere) eşit olarak %33,33'er paya sahip olduğunu, bir başka deyimle, müvekkili şirket nezdinde azınlık-çoğunluk statüsü olmadığını, bu gerçek, 14.01.2016 tarihinde yapılan Olağanüstü Genel Kurul Toplantısı'na ilişkin Hazır Bulunanlar Listesi ile de sabittir olduğunu, Dolayısıyla, davacıların dilekçelerindeki "kendisinin azınlıkta olduğu" ve/veya müvekkili şirket nezdinde "hâkim ortaklık” bulunduğu şeklindeki iddia gerçek dışıdır olduğunu, kötü niyetli davacılar dava dilekçesinde sürekli bir şekilde ... Asliye ...Ticaret Mahkemesi'nde görülen davada Mahkemece sermaye artışına ilişkin gene! kurul kararının iptal ettiğini ve dolayısıyla işbu dava bakımından da haklı olduklarını iddia etmişler ise de bu iddianın her şeyden önce hukuki bir yani dahi olmadığını, Zira, ... Asliye 7. Ticaret Mahkemesi'nce verilen iptal kararı müvekkili şirketin 31.10.2013 tarihinde yapılan Olağanüstü Genel Kurul Toplantısında alınan sermaye artırım kararına ilişkin olup, davacıların izahı hukuken mümkün bulunmayan iddiası eğer kabul edilecek olursa, bu durumda herhangi bir şirketin pay sahiplerince alınan sermaye artırım kararı Mahkeme'ce iptal edilir işe, bu şirket bir daha asla sermaye artırımı yapamayacağını, ...Asliye 7. Ticaret Mahkemesi'nin ... E. sayılı dosyası ile görülen davada Mahkeme'ce davanın kabulüne karar verildikten sonra ... Asliye 9. Ticaret Mahkemesi de haklı ve hukuka uygun olarak artık ortada hukuken geçerli bir sermaye artırımına konu Genel Kurul kararı almadığından bu dava hakkında "karar verilmesine yer olmadığına” dair karar verildiğini, görüleceği üzere, davacılarca delil vasfına haizmiş gibi ciddi ciddi izah edilmeye çalışılan ancak işbu dava bakımından hukuken hiçbir ehem niyeti olmayan anılan davanın işbu dava bakımından “emsal teşkil etmesi” de hukuken mümkün olmadığını, zira anılan dava 2013 yılına ait bir genel kurul toplantısına ilişkin olduğunu, Savcılıkça yürütülmekte olan soruşturma kapsamında re'sen atanan bilirkişi Ceza ve Ceza Usul Hukuku Profesörü tarafından hazırlanan 31.05.2015 tarihli Bilirkişi Raporu le Yönetim Kurulu üyelerinin güveni kötüye kullanma suçunun ne basit ne de nitelikli halini işlenmediğini, ... Asliye 9. Ticaret Mahkemesi'nin 16.12.2013 tarihli ihtiyati tedbir kararının bir hukuka uygunluk nedeni olduğunu belirmiş ise de, Savcılığın alelacele bir iddianame ile kamu davası ikame ettiğini, Kötü niyetli davacılarca dilekçede bahsedilen diğer bir dava İse ... Asliye 9. Ticaret Mahkemesi'nin ... E. sayılı dosyası ile görülüp karara bağlanan ve hatta icra müdürlüğünce infaz edilen bir bilgi edinme davası olduğunu, anılan bilgi edinme davası müvekkili şirketin 31.10.2013 tarlhinde yapılan Olağanüstü Genel Kurul Toplantısından sora davacılarca ikame edilmiş olup, Mahkemenin 21.01.2016 tarihli kararından sonra karar ... 19. İcra Müdürlüğü'nün... E. sayılı dosyası ile infaz Edildiğini, Görüleceği üzere, davacılar, işbu dava konusu uyuşmazlık ile hiçbir İlgisi olmamasına rağmen, anılan bilgi edinme davasını dahi Mahkeme huzuruna taşıyarak işbu haksız davaya bir dayanak yaratmaya çalışıldığını, açıklanan gerekçelerle, davalı şirket yönetim kurulunun 12 ve 14 sayılı kararlarının TTK'nun 392. Maddesi uyarınca batıl olarak nitelendirilmesinin mümkün almadığı sonucuna ulaşıldığını, davanın reddini talep etmiştir. Mahkememizde devam eden birleşen 2 dava vardır. Birisinin konusu davalı şirketin 14/01/2016 tarihli olağanüstü genel kurulunda alınan sermayenin artırılmasının iptali iken diğer dava ise birleşen 8. ATM dosyasında açılan davalı şirketin yönetim kurulunun aldığı 24/02/2016 tarihli ve 4 nolu yönetim kurulu kararının butlanına karar verilmesi talebine ilişkindir. Mahkememizce 24/05/2018 tarih .. Esas ... Karar sayılı kararı ile her iki davanın da reddi yoluna gidilmiştir. Bu karara karşı davacı tarafın istinafı sonucu İstanbul BAM 14.H.D.... Esas ... Karar sayılı kararı ile taraflara son sözlerinin verilmemesi, ek rapor taleplerinin değerlendirilmemesi usulünce basit yargılama usulüne uygun olarak tahkikata son verilmemesi gerekçesiyle eski karar kaldırılmıştır. BAM kaldırma kararından önce alınan 07/03/2017 tarihli bilirkişi heyeti raporunda; Asıl Dava Yönünden 1. Öncelikle, genel kurulun almış olduğu her bir sermaye artırımı kararının daha önce ya da daha sonra alınan sermaye artırımı kararlarından bağımsız nitelikte olduğu, Sayın Mahkememizin takdirindedir. Buna bağlı olarak, genel kurulun almış olduğu sermaye artırımı kararlarının mahkeme tarafından iptal edilmiş olmasının, burıdan sonra alınacak olan sermaye artırımı kararlarının ipso iure (kendiliğinden) iptal edilmesi sonucunu doğurmayacağı, her bir sermaye artırımı kararının iptali için kanun, esas sözleşmeye ya da dürüstlük kuralına aykırılık iptal sebeplerinin mevcut olup olmadığının ayrı ayrı incelenmesi gerektiği, bu bağlamda ... 7. Asliye Ticaret Mahkemesinin ... E ve 21.10.2015 tarih 2... sayılı kararının değerlendirilmesi hususlarının takdiri de Sayın Mahkemenize ait olan bir husustur. 2. Doktrinde, anonim şirketin mali durumunun gerektirmemesine ya da gerektiğinden fazla artırım yapılarak azınlık pay sahiplerinin ortaklıktaki sermaye ve pay oranlarının küçültülmesini amaçlayan, hakların sakınıtarak kullanılması ilkesine aykırı sermaye artırımı kararlarının dürüstlük kuralına aykırılıktan dolayı iptal yaptırımına tabi oldukları savunulmaktadır (MOROĞLU, Erdoğan, Anonim Ortaklıklarda Sermaye Artırımı, İstanbul 2003, s. 295-296; Ayrıca TEKİNALP, Ünal, Sermaye Ortaklıklarının Yeni Hukuku, İstanbul 2013, s. 101-102). Yargıtay 11. HD, 11.12.1994 tarih ve ...E. ... K. Sayılı kararında “Ancak, davacılar vekili müvekkillerinin paydaşı bulunduğu davalı şirketin 30.12.1994 tarihinde toplanan genel kurulunda, şirketin her türlü demirbaş donanımının ve sermaye yapısının yeterli olduğu yeni bir yatırım yapılması gerekmediği halde, 5) gündem maddesi görüşülerek yeniden değerleme fonu dahi dahil edilmeksizin, esas sermayenin 300.000.000 liradan (3.000.000.000 ) firaya çıkartıldığını bu kararın çoğunluğun çıkarlarını gözetmek ve azınlığın payını küçültmek amacı gütmek suretiyle objektif iyiniyet kurullarına aykırı düştüğünü ileri sürdüğüne) göre, mahkemece bu iddialar üzerinde durularak, şirket demirbaşları, bilançoları ve diğer kayıtları uzman bilirkişiye incelettirilip oluşacak sonuca göre, esas sermayenin arttırılmasına ilişkin genel kurul kararının objektif iyiniyet kurallarına uygun olup olmadığının saptanması ve bu konuda bir karar verilmesi gerekirken, değinilen yönlerin araştırılmaması doğru görülmemiş, hükmün bu bakımdan bozulması gerekmiştir” şeklinde karar vermiştir. Yine Yargıtay 28.10.2004 tarih ve ... E. ve ... K. Sayılı kararında “Böyle bir durumda, mahkemece yapılması gereken, davalı vekilinin itirazları doğrultusunda şirketler muhasebesi ve finansı konusunda uzman bilirkişilerden oluşturulacak yeni bir kurula davalı şirket ve sermaye artırımına konu hisselerin ait bulunduğu dava dışı şirketlerin kayıt ve defterleri üzerinde inceleme yaptırılarak, davalı şirketin sermaye artırımına ihtiyacının bulunup bulunmadığı, kararlaştırılan artırım şeklinin bu ihtiyacı karşılama amacını sağlayıp sağlamayacağı, ayni sermaye artırımına konu şirket paylarının ekonomik değeri konusunda görüş alınması, davacının genel kurul toplantılarındaki muhalefet şerhini bütünü itibariyle böyle bir artırıma dönük rüçhan hakkı kullanma iradesi taşıyıp taşımadığı değerlendirildikten ve davalının holding olması ve TTK.nun 466/4 üncü maddesi uyarınca başka şirketlere iştirak amacıyla kurulması, diğer bir değişle üreten değil, yöneten bir şirket olması gerçeğinin doğurduğu öncelik kaygıları ve hedef yönelimlerinde yatan özellikler de gözetildikten sonra bir karar verilmesinden ibarettir. Bu nedenle açıklanan yönler irdelenmeden eksik incelemeye dayalı verilen kararın bozulması gerekmiştir” şeklinde karar vermiştir (kararlar için bkz. Wwww,. ... .cm). Görüldüğü üzere gerek Yargltay kararlarında gerek doktrinde belirtildiği üzere, bir sermaye artırımı şirketin ihtiyacı dolayısıyla yapılıyorsa ve artırım miktarı bu ihtiyacın tutarı ile uyum içindeyse sermaye artırımı kararının azınlığı ızrar amacıyla alındığından bahsedilemez. Bir diğer ifadeyle, sermaye artırımı kararının azınlığın haklarını ihlal amacıyla yapıldığından bahsedebilmek için genel kurulun herhangi bir sermaye ihtiyacının bulunmamasına rağmen artırım kararı alması veya artırım şeklinin hakların sakınılarak kullanılması ilkesine aykırı olarak alınması gerekir. Hatta yukarıdaki Yargıtay kararında da belirtildiği üzere, sermaye artırımı kararının hukuka aykırı olup olmadığının değerlendirilmesinde şirketin yapısal özelliklerinin, mesela holding olması da göz önünde bulundurularak değerlendirme yapılması gerekmektedir. 3. Yukarıda yapılan bu açıklamalar ışığında davaya konu olan sermaye artırımı kararına ilişkin olarak bilirkişi Heyetimizin muhasip ve finans uzmanı üyelerinin yapmış olduğu mali tespit ve değerlendirmelerde: iç kaynaklardan sermaye artırımının gerçekleştirildiği yılın sonu olan 31.12.2015 tarihi itibarıyla davalı şirketçe raporlanan Toplam Kaynaklar (Kısa Vadeli Borçlar * Uzun Vadeli Borçlart Öz Kaynarlar) içerisinde, Öz Kaynakların tutarı 889.277.573,22 TL olup, bu kaynakların toplam aktifleri karşılama oranı 478 oranıyla sınırlı durumda olduğu, yine 31.12.2015 tarihi itibarıyla raporlanan Toplam Aktifin yaklaşık 4491 oranındaki bölümü ise Duran Varlıklar toplamından ve tamamına yakırı bölümü de “Mali Duran Varlıklar” hesap sınıfında raporlanan finansal yatırımlardan oluştuğu; dolayısıyla da bu varlık ve kaynak dengesi çerçevesinde Öz Kaynaklar toplamlının, Duran Varfıkların ancak bir bölümünü karşılayabildiği, ayrıca, davalı şirketin 2015 yılsonu itibarıyla raporlana Dönen Varlıklarının Kısa Vadeli Yabancı Kaynakları karşılama oranı da 441,5 ile sınırlı olup, şirketin Net Çalışma Sermayesi açığı ile faaliyetlerini sürdürmekte olduğu tespitleri yapıldıktan sonra davalı şirketçe yatırımların finansmanı için gerekli olan kaynağın, uzun vadeli bir kaynak ya da öz kaynaklar ile karşılanması finansal yönden makul bir işletme politikası olarak değerlendirmesinde bulunulmuştur. Bunun yanısıra ayrıca, kaynak gereksinmesine gerekçe yatırımların seçimi ve yönetimine ilişkin kararların ekonomik ve tutarlı olup olmadıkları hususunun finansal yönden değerlendirilebilmesinin ise, yapılan yatırımların anlamlı bir zaman aralığı sonundaki fiili performans sonuçlarına bağlı olacağı işletme ekonomisinin doğası gereği olduğu vurgulanmıştır. Bu mali tespitler sonucunda, davalı şirketin finansal verilerinin finansal yapının korunması anlamında finansman ihtiyacı içinde bulunduğunu gösterdiği ve gerek doktrin gerek yukarıda belirtilen Yargıtay uygulaması doğrultusunda, sermaye artırımı. kararının bu finansal ihtiyaçların karşılanması amacıyla alındığı, dolayısıyla kanuna, esas sözleşmeye ya da davacı pay sahiplerini ızrar anlamında dürüstlük kuralına aykırılığın bulunmadığı hususunun takdiri Sayın Mahkemenize aittir. 9,2. Birleşen Dava Yönünden 1. Birleşen davada davacılar, davalı Şirket yönetim kurulunun 24.02.2016 tarih ve 4 no.lu kararıyla asıl davaya konu olan sermaye artırımına Katılan pay sahiplerinin iştirak taahhütlerinin ödenmeyen kısmını ödemeye çağrılmasına karar verilmiş olduğunu, metnin devamında şirketin ilgili pay sahiplerinin sermaye barçlarını en geç 28.03.2016 tarihinde şirketi basıka hesabına ödemeleri rica olunur şeklinde karar alındığını, Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) m. 391 1/c hükmüne göre “ Pay sahiplerinin, özellikle vazgeçilmez nitelikteki haklarını ihlal eden veya bunların kullanılmalarını kısıtlayan ya da güçleştiren” yönetim kurulu kararları batıl olduğunu, ... AŞ.'nin 26.2.2016 tarihli ve 4 nolu Yönetim Kurulu kararı da bu maddeye açıkla aykırı teşkil ettiğini, davalı şirket yönetim kurulu, 35 milyon TLlik ödemeyi Kanunda öngörülen azami 24 aylık kanunda gösterilen üst sınırdan (TTK. Md. 499/3, TTK. Md. 344 süreye rağmen sadece 31 güne sıkıştırıldığını, müvekkili pay sahiplerinin sermaye artırımına katılmak zorunda kaldığını, astronomik rakamlar yönünden çok kısıtlayıcı süreler öngörmek suretiyle katılım ve pay bahipliği hakları daimi şekilde ihlal edildiğini, ortaklık haklarının ellerinden alınmaya çalışıldığından, pay sahipliğine ilişkin vazgeçilmez hakların açık bir ihlali olduğunu iddia etmiştir. 2. Esas sermaye sisteminde sermaye taahhüdü yoluyla sermaye artırımına ilişkin TTK. m. 459/4'ün yapmış olduğu yotlama ile bu tür sermaye artırımlarında taahhüt edilen sermayenin ifasına ilişkin uygulanacak TTK m. 344'e göre nakit olarak taahhüt edilen sermayenin en az yüzde yirmibeşinin tescilden önce, gerisinin de sermaye artırımının tescilini izleyen yirmidört ay içinde ödenmesi gerekmektedir. Görüldüğü üzere, TTK m. 344 bakiye sermaye taahhüdü borcunun ifası için yirmi dört aylık azami bir süre öngörmüştür. Bir diğer ifadeyle bakiye sermaye taahhüdü borcunun yirmi dört aylık süre dolmadan şirkete ödenmesi gerekmektedir. Sermaye artırımı kararında genel kurul, bu azami süreyi aşmamak kaydıyla belirli bir tarih ya da süre belirleyebileceği gibi, genel kurulun böyle bir tarih ya da süre belirlenmesi halinde yönetim kurulu yirmi dört aylık süre içinde kalmak ve eşit işlem ilkesine uymak şartıyta apelde bulunarak, pay sahiplerinin bakiye sermaye taahhüdü borcunun belirlediği bir tarihte şirkete ifa etmelerini talep edebilir. Nitekimi asıl davaya konu olan davalı şirket genel kurulunun sermaye artırımı kararı konucunda esas sözleşmenin değiştirilen 7. Maddenin yeni şeklinde “..arttırdan sermayenin ödenmeyen kısmı, Yönetim Kurulunun bu konudaki kararı ile Yörletim Kurulunca belirlenecek tarihte ve en geç sermaye artırımının ticaret siciline tescil edildiği tarihten itibaren 24 ay içinde ödetileceği,...” belirtilmiştir. Davalı şirket yönetim kurulu almış olduğu 26.2.2016 tarihli ve 4 no.lu kararda iştirak taahhütlerinin ödenmeyen kısımdan aşağıda belirtilen tutarları ödemeye çağrılmasına, ödenmesi istenen sermaye borcunun son ödeme tarihinin 28.3.2016 olarak belirlenmesine karar vermiştir. Davacılar yönetim kurulunun almış olduğu bu kararın, TTK m.391 1/c'nin “ Pay sahiplerinin, özellikle vazgeçilmez nitelikteki haklarını İhlal eden veya bunların kullanılmalarını kısıtlayan ya da güçleştiren” yönelim kurulu kararları batıl olduğu şeklindeki hükmüne açıkça aykırılık teşkil ettiği, davalı şirket yönetim kurulu, 35 milyon TL'lik ödemeyi kanunda öngörülen azami 24 aylık üst sınır sürenin sadece 31 güne sıkıştırıldığı; müvekkili pay sahiplerinin sermaye artırımına katılmak zorunda kaldığı gerekçeleriyte butlanının tespitini talep etmiştir. Ancak somut olayda, davacılar esasen rüçhan haklarını kullanarak sermaye taahhüdünde bulunmuşlar ve taahhüt ettikleri sermayenin yüzde yirmibeşini davalı şirkete ödemişlerdir. Dolayısıyla davacıların sermaye artırımı kararına katılmaya zorlanmaları gibi bir durumun söz konusu olmadığı Sayın Mahkemenizin takdirindedir. Dava konusu yönetim kurulu kararıyla, pay sahiplerinin rüçhan haklarını kullanmak suretiyle şirkete borçlandıkları sermaye taahhüdü borcunun bakiyesinin şirkete ödenmesi talep edilmektedir. Daha açık bir anlatımla, davacılar rüçhan haklarını kullarımışlar ve dava konusu sermaye artırımı açısından rüçhan hakkı kullanmakla sona ermiştir. Bunun sonucu olarak, yönetim kurulu kararıyla rüçhan hakkının kullanılmasının engellenmesi ya da kısıtlanması esasen söz konusu değildir. Kullanılan bu rüçhan hakkı sonucunda da davacılar, şirkete karşı sermaye taahhüdü borcu altına girmişler ve bu borcun yüzde yirmibeşini şirkete ödemişlerdir. Davaya konu olan yönetim kurulu kararıyla da pay sahiplerinin şirket olan bakiye sermaye borçlarının ifası talep edilmektedir. Dolayısıyla dava konusu yönetim kurulu kararıyla davacıların rüçhan haklarını kullanmakla üstlendikleri sermaye taahhüdü borcunun bakiyesinin şirkete ifasının talep edildiği, bu durumda TTK m. 391 anlamında pay sahiplerinin herhangi bir hakkının ihlalinden bahsetmenin mümkün olmadığı hususunun takdiri Sayın Mahkemenize aittir. Sonuç: Bilirkişi kurulumuzun görev tanımı doğrultusunda, dava dosyasına sunulu beyan ve belgeler ile davalı şirketçe sunulan ticari defter kayıtları ve dayanağı belgeler üzerinde yapılan incelemelere dayalı olarak; a. Asıl dava yönünden Davalı şirketi finansal verilerinin finansman ihtiyacı içinde bulunduğunu gösterdiği ve gerek doktrin gerek yukarıda belirtilen Yargıtay uygulaması doğrultusunda, sermaye artırımı kararının bu finansal ihtiyaçların karşılanması amacıyla alındığı; bu bakımdan davacıları ızrar kastından bahsetmenin mümkün olmadığı hususlarının takdiri Sayın Mahkemenize ait olduğu; b. Birleşen dava yönünden dava konusu yönetim kurulu kararının TTK m. 391'e aykırılık oluşturmadığı hususunun Sayın Mahkemenize ait olduğu sonuç ve kanaatine varılmıştır." demişlerdir. BAM kaldırma gerekçesi gereğince davacının rapora itirazlarının değerlendirilmesi için alınan 29/01/2018 tarihli aynı heyete ait ek raporda açıklayıcı beyanlar yapıldıktan sonra kök rapordaki tespit, analiz ve değerlendirmelerin değişmediğini, kök raporla aynı kanaatte olunduğunu rapor etmişlerdir. Daha sonra 2.ayrı bir heyetten 22/01/2023 tarihli bilirkişi heyeti raporu alınmıştır. Bu raporda bilirkişi raporunda; "Dava dosyasında bulunan bilgi ve belgelerle, tarafların defter & belgelerinin incelenmesi, Sayın Mahkemece bilirkişi heyetine verilen görev ile sınırlı olarak mezkûr surette tahakkuk eden değerlendirme neticesinde; 1- dava konusu ... ile dava dışı iştirakleri ve bağlı şirketlerinin yüksek tutarlı yatırım projeleri yürüttükleri, dava konusu ...’nin ise bu yatırımları grup şirketlerine nakdi sermaye ödemesi ve grup şirketlerinin kullandığı kredilere garantörlük verme şeklinde finanse ettiği; şirket yönetiminin, finansman ihtiyacını ağırlıklı olarak iç kaynaklardan ve bir miktar ortaklardan sermaye artırım taahhütleriyle karşılamaya çalıştığı ve banka kredisi kullanmaktan imtina ettiği anlaşılmış olup, sermaye artırımı kararının davalı şirketin mali yapısını güçlendirmek amacıyla yapıldığı, 2-Şirketin mali tabloları uyarınca hesaplanan finansal oranlar kapsamında davada ileri sürülen Dürüstlük kuralına aykırılık teşkile ettiğine ilişkin bildirilen hususlarda kanaat oluşturulamamış olup, şirketin mali yapısını güçlendirmek amacıyla sermaye artışı ihtiyacına binaen alınan Sermaye artışı kararının dürüstlük kuralına aykırılık teşkil etmeyeceğinin değerlendirilmesine mahal veren mali dayanaklarının bulunduğu, 3- Mali ve Finansman Uzmanı bilirkişiler huzurdaki uyuşmazlıkta davalı şirketin söz konusu sermaye artışına ihtiyaç duyduğu sonucuna ulaştığından dava konusu sermaye artışının dürüstlük kuralına uygun olduğunun kabul edilebileceği ve TTK m. 445 vd. genel kurul kararlarının iptali için öngörülen şartların gerçekleşmediği, 4- TTK m. 391 uyarınca 24.02.2016 tarihli yönetim kurulu kararının butlanı şartlarının huzurdaki uyuşmazlıkta gerçekleşmediğinin kabul edilebileceği, Yukarıda yapmış bulunduğumuz açıklamalar sonucunda, tüm bilgi ve belgelerin değerlendirilmesi ve 6100 sayılı HMK ’nın 266/c.2 hükmü uyarınca bilcümle hukuki takdir ve tavsif sadece Sayın Mahkemeye ait olmak üzere, kanaatimizi arz ederiz." demişlerdir. Bu arada yapılan suç duyuruları sonucu yapılan ceza yargılamalarında ... 62.ASCM ... Esas, ... 37. ASCM ... Esas, ... 42. ASCM ... Esas sayılı dosyalarda yargılama sonucunda, Hizmet Nedeniyle Güveni Kötüye Kullanma; Tefecilik suçlarından beraat kararı verilmiştir. Tarafları aynı benzer bir dosyada Yargıtay 11. H.D. bilirkişi heyetinde finans konusunda uzman bilirkişi bulundurularak rapor alınmalı şeklindeki bozması karşısında (Yargıtay 11. H.D. ... Esas ...Karar sayılı içtihadı) finans uzmanı ...'in de olduğu 3 kişilik bilirkişi heyetinden rapor alınmıştır. Bilirkişi heyeti 09/07/2025 tarihli raporunda bahsi geçen Yargıtay bozmasındaki değerlendirmeleri de yaparak rapor sunmuştur. 09/07/2025 tarihli bilirkişi heyeti raporunda; "Yukarıdaki tabloda hesaplanan rasyolar, genel rasyo analizinde kabul gören değerlendirmeler esas alınarak yorumlanmaya çalışılacaktır. Daha önce sunulan raporlarda bu konuda TCMB tarafından yayınlanan reel sektör ortalamaları esas alınmış olsa da bu ortalamalara esas olan şirketlerin holding oldukları ancak her birinin birbirinden farklı sektörlerde faaliyet gösteriyor olması sonucu homojen bir yapı oluşturmamaktadır. Oysa bilimsel olarak birbiri ile mukayese edilecek türlerin benzeş olması gerekmektedir. Örnek vermek gerekirse, vahşi hayvanları mukayese ederken, bir sürüngen ile etoburu salt vahşi olmaları ortak özelliğinden hareketle aynı kategoride ele almanın sağlıklı olamayacağı açıktır. Finansal analize tabi tutulacak tabloların da aynı standartta olması gerektiği gibi aynı zamanda bu benzer ve/veya aynı faaliyet alanında bulunan şirketlerin mali verilerinin karşılaştırılması analizin sağlığı ve çıkacak sonuçların yorumlanması açısından önem arz etmektedir. Biraz daha açacak olursak, davalı ... AŞ’nin amiral gemisi olarak adlandırılabilecek ana bağlı ortaklıklarından ... AŞ (..), Türkiye’nin tek ulusal akrilik elyaf üreticisi ve (faaliyet raporlarına göre de) dünya pazarlarında %17’lik pay ile lider konumdadır. ... AŞ’nin yapısı gereği çok farklı alanlarda faaliyet gösteren bağlı ortaklıklılardan ve iştiraklerden oluştuğu ve tüm bunların konsolide edilmiş (bilanço ve gelir tablolarından) mali tablolarından elde edilmiş tek bir bilanço ve gelir tablosu olduğu dikkate alındığında, TCMB reel sektör ortalamaları ile elde edilen verilen mukayesesinin sağlıklı olamayacağı açıktır. Yukarıdaki tabloda ilk sırada yer alan rasyo, Cari Oran olarak belirtilen değer olup, şirketin kısa vadeli borç ödeme kapasitesini, kısa vadeli borçlarını ne derece karşılayabileceğini gösteren bir likidite oranıdır. Bu oranın “1” olması şirketin sahip olduğu dönen varlıklar ile kısa vadeli borçlarını ancak ödeyebildiğini, “2” olması şirketin kısa vadede ödemesi gereken borçların 2 katı kadar likit varlığa sahip olduğunu, “1”in altındaki bir cari oran ise şirketin net çalışma sermayesinin yetersiz olduğunu gösterir. Bu bağlamda, davalı ... AŞ’nin 2013 yılı sonu itibarıyla iyi bir cari orana sahip olduğu, ancak 2014 yılı sonu itibarıyla bu oranın “1”in altına düşerek 0,8506 oranına gerilediği, 2015 yılı sonu itibarıyla daha da kötüleşerek 0,4155 oranına düştüğü görülmektedir. Bir diğer ifadeyle, 2015 yılı sonu itibariyle davalı şirketin dönen varlıklarının (daha da açarsak özellikle hazır değerler altında toplanan kasadaki parasının) kısa vadeli borçlarının yarısını bile ödemeye yeterli olmadığını göstermektedir. İkinci sırada yer alan ve “Finansal Kaldıraç Oranı” olarak da adlandırılan toplam yabancı kaynakların toplam varlıklara oranı rasyosu; şirketin aktiflerinin ne kadarlık kısmının yabancı kaynaklarla finanse edildiğini gösterir. Bu oranın yüksek olması, kredi verenler açısından emniyet marjının dar olduğunu, işletmenin faiz ve borç ödeme açısından zor durumlara düşme olasılığının yüksek olduğunu gösterir. Burada genel kabul gören bir oran, ülke ve sektörlere göre değişmekle beraber asıl olan bu oranın zaman içindeki seyridir. Davalı ... AŞ açısından bakıldığında bu oranın incelenen süreç içinde artma - trendine girdiği, aktiflerinin yabancı kaynaklar açısından finanse edilmeye doğru gidildiği yönündedir. Davacılar vekilinin, işletmenin kaynak ihtiyacını özkaynak yerine dış finans kaynaklarına neden yönlendirmediği, finans gereksinimini bu şekilde de tedarik edebileceği şeklindeki itirazları bu bağlamda ele alındığında, zaten davalı şirketin yeterli nakit (likit) özkaynak ihtiyacı karşılanamadığı için yabancı finansmana yöneldiği, dolayısıyla bu oranın yükselmesinin neden olduğu, sonuç itibarıyla da davacılar vekilinin bu konudaki itirazlarının yerinde olmadığı açıklığa kavuşmuş olmaktadır. 3.sırada yer alan, Özkaynak/Toplam Yabancı Kaynak rasyosu analiz bütünlüğü açısından yukarıda detayı verilen 2013, 2014 ve 2015 yıllarına ait bilançolardan alınmıştır. Bu rasyonun incelenen yıllar itibarıyla 8,52, 8,21 ve 3,53’e düştüğü, özkaynakların toplam yabancı kaynakların 8,52 katından 3,53 katına gerilediği görülmektedir. Dana önce sunulan bilirkişi raporunda bu oran 4,12 ve 1,78 olarak verilmişse de bunun hatalı bir hesaplamadan kaynaklanmış olabileceği anlaşılmaktadır. Zira yukarıda onaylı bilanço verilerinden hesabımızdakinden farklı bir oran çıkması da mümkün değildir. Ancak unutulmaması gereken önemli nokta, özkaynakların ödenmiş sermeye ve sadece rakam değeri olan ancak likit bir değer taşımayan yasal yedeklerden oluşmasıdır. Somut olayda bu rasyonun çok da önemi bulunmamaktadır. Ancak, davacıların özellikle sermeyenin 66 kat arttırılması şeklinde sundukları iddia dikkate alındığında, bu rasyoyu 2013 yılındaki bilançoda ödenmiş sermaye olarak gösterilen 706,040.2024,76TL değil, 2012 yılındaki 66 kat arttırım söylemine esas kabul edilen 13.098.000TL ödenmiş sermayeyi esas alındığında, bu takdirde bu oranın 1,42 olduğu hesap edilebilecektir. Bu rasyo aynı zamanda Finansman Oranı olarak da adlandırılır ve işletmenin mali bağımsızlık derecesini gösterir. Söz konusu orana ödeme gücü katsayısı veya borçlanma katsayısı da denilmektedir. Bu oranın yüksek olması; işletmeyi, alacaklı durumunda bulunan üçüncü kişilerin baskısından kurtarır. Oranın 1’den küçük olması ise, işletmeye kredi verenlerin, işletme sahip ve ortaklarından daha fazla işletmeye yatırımda bulunduklarını gösterir. Bu ise alacaklıların güvencesini azaltmakta ayrıca ekonomik durgunluk dönemlerinde, ağır faiz yükü, işletmenin mali olanaklarını tüketerek, işletmeyi borçlarını ödeyememe durumunda bırakabilir1. Sonuç itibarıyla davalı ... AŞ’nin huzurdaki dava açısından bu rasyonun kullanılması ve dikkate alınmasının anlamlı olamayacağı görüşüne ulaşılmıştır. İşbu raporda hesaplanma amacı ise, daha önce sunulan bilirkişi raporları ile yeknesaklık sağlamak ve daha kolay karşılaştırılmasına imkan tanımaktan ibarettir. Bu noktada yukarıda yer verilmeyen ancak huzurdaki davada sermaye arttırımı konusunda önem arz eden bir diğer rasyo ise Ödenmiş Sermaye/Toplam Özkaynaklar rasyosudur. 2013, 2014 ve 2015 yılları için bu rasyo sırasıyla 0,59, 0,56 ve 0,90’dır. Bir diğer ifadeyle ödenmiş sermayenin 863.378.239,14TL olduğu 2015 yılında toplam özkaynakların %90’ı ödenmiş sermayeden oluşmaktadır. Oysa 2012 yılında, 13.098,000TL ödenmiş sermayeye sermaye enflasyon düzeltmesi olumlu farkları eklendiğinde, bir diğer ifadeyle ödenmiş sermaye güncellendiğinde toplam sermaye 174.065.000TL iken, toplam Özkaynak tutarı 1.822.989.000TL ve Ödenmiş Sermaye/Özkaynaklar oranı 0,09’dur. Burada eğer davacılar vekilinin iddia ettiği gibi ödenmiş sermayeyi enflasyon düzeltme farkını dikkate almadan 13.098.000TL olarak alındığında, bu oranın yani ödenmiş sermayenin toplam özkaynaklar içindeki payının %1’in altına (binde 7) düştüğünü görebiliriz. Dördüncü sırada yer alan Net Kâr/Özkaynak rasyosu, Mali Rantabilite Oranı olarak adlandırılmakta olup, bir işletmenin özkaynaklarının karlılığını ortaya koymaktadır. Özsermayenin kazanma gücü olarak da ifade edilen mali rantabilitenin yüksek olması arzu edilir. Firmanın 1 TL’lik özsermayesinin ilgili dönemde yüzde kaç getiri sağladığı önemli bir göstergedir2. Davalı ... AŞ’nin 2013, 2104 ve 2015 yıllarında sırasıyla mali rantabilite oranının; 0,05, 0,04 ve 0,02’ye gerilediği açıkça görülmektedir. Karlılık Oranı olarak adlandırılan beşinci sıradaki Net Kâr/Toplam Aktif rasyosu, bir işletmenin karlılığını ölçmede en sık kullanılan oranlardan biridir. Söz konusu oranla firmanın zaman içindeki genel anlamda kârlılık artışı ya da azalışı izlenebilir. Aktiflerin kâr yaratabilme gücünü diğer bir ifadeyle aktiflerin ne kadar etkin kullanıldığını göstermesi açısından bu oranın yüksek olması arzu edilir. Ancak, davalı ... AŞ’nin incelenen üç yıl içinde bu oranının 0,05, 0,04 ve 0,01’e gerilediği görülmektedir. Dosya üzerindeki incelemelerimiz esnasında, özellikle garantörlük geliri ve buna bağlı olarak Cari Oran Rasyosunun istenilen düzeyde tutturulması ile ilgili ilave detaylı inceleme yapılması gerekmiş ve bu konuda heyetimizce 22.01.2025 tarihli sunulan beyan dilekçesi ile ilave inceleme için gerekli mali tabloların sunulması gerektiği ve beklendiği sayın mahkeme heyetine beyan edilmiş, akabinde Sayın Mahkemenin 23.01.2025 tarih, (14) nolu celsesinde almış olduğu (7) nolu ara karar ile 05.02.2025 tarihinde yeniden mahkeme huzurunda inceleme yapılmasına karar verilmiştir. Yeniden incelemeye davacılar vekili de katılmış ve USB bellek içinde sunulan mali kayıtların bir örneği de davalı taraf vekiline verilmiştir. 05.02.2025 tarihinde yapılan yeniden incelemede sunulan mali tablolar detaylı olarak incelenmiş ve davalı vekilinin 05.02.2025 tarihli beyan dilekçesinde sunduğu beyanları teyit ettiği tespit edilmiştir. Davalı vekili tarafından sunulan beyan dilekçesi dosyada mevcut olduğundan, tekrarına yer vermemek adına burada yer verilmemiştir. Davalı ... AŞ’nin, sermaye artışına gerekçe olarak ileri sürdüğü, şirketin iştiraki olan ... AŞ’nin, ... AŞ’nin satın almasını finanse etmek amacıyla yabancı finans kuruluşlarından temin ettiği krediye garantör olmak amacıyla ..., ... (...) ile akdettiği “...”nin sunulan Türkçe tercümesi incelendiğinde; Sözleşmenin 6.06 maddesinde ... AŞ’nin belirlenen bazı rasyoları (her birini ayrı ayrı) sürdürmeyi taahhüt ettiği görülmektedir. Bunlardan en önemlisi Konsolide Olarak en az 1,2:1,0 düzeyinde bir Cari Oran rasyosu olduğu görülmektedir. Yukarıda da incelediğimiz üzere; davalı ... AŞ’nin 2013 yılı sonu itibarıyla iyi bir cari orana sahip olduğu, ancak 2014 yılı sonu itibarıyla bu oranın “1”in altına düşerek 0,8506 oranına gerilediği, 2015 yılı sonu itibarıyla daha da kötüleşerek 0,4155 oranına düştüğü görülmektedir. Bağımsız denetim raporlarından davalı ... AŞ’nin 2014 yılında Garantörlük Hizmet gelirlerinin 2.507.614.000TL, 2015 yılında 399.429.000TL, 2016 yılında ise garantörlük şartı olan cari oranın kısmen tutturulması (sözleşmeye göre tam tutmasa da yakın olması ve iyileşmenin finansörlerce kabul edildiği beyanı dikkate alındığında) sonucunda, 1.417.185.000,00 TL gibi bir garantörlük geliri artışı olduğu tespit edilmiştir. Nitekim konsolide bilanço dipnotları incelendiğinde (dipnot:28), davalı Şirketin elde etmiş olduğu Garantörlük Hizmet Gelirinin yıllar itibariyle tutar ve toplam gelir içerisindeki oranlarının aşağıdaki olduğu görülmektedir: Sonuç itibarıyla, davalı şirketin yapmış olduğu sözleşmeyle aynı zamanda ciddi bir gelir elde etmekte olduğu, sözleşmedeki şartların sağlanmasının, bu gelirin devamı açısından önem arz ettiği tespit edilmiştir. Takdiri Sayın Mahkemeye aittir. Davacılar, sermayenin 66 kat arttırılmak istendiğini ileri sürmektedir. Burada söz konusu olan ödenmiş sermaye tutarıdır. Enflasyon düzeltmesi uygulanmadığında ödenmiş sermaye 13.097.521,12TL’dir. Yasal zorunluluk gereği ortaklardan nakit sermaye katkısı öncesi yasal yedeklerin sermayeye ilavesi zorunludur. Davalı ... AŞ aşağıdaki tabloda detayı verilen 850.280.718,02 TL tutarı sermayeye ilave etmiş ve şirketin kayıtlı ödenmiş sermayesi 863.378.239,14TL’na yükselmiştir. A Ancak burada en önemli nokta, bu ilavenin, şirkete yeni bir nakit girişi sağlamadığıdır. Şirketin ödenmiş sermayesi bu tutara yükselirken, hissedarlar bir bedel ödemeden iştirak etmişlerdir. Dolayısıyla hissedarların her biri hisseleri oranında artıştan istifade etmiştir. Buna bağlı olarak şirketin, iç kaynaklardan yapılan sermaye artırımı yoluyla 65,92 kat artarak, 13.097.521,12TL’den 863.378.239,14TL’ye ulaşan sermayesinin hissedarlara herhangi bir ek maliyet oluşturmadığı, dolayısıyla bu hususun şirket ortaklarının zararına bir işlem olarak değerlendirilmesinin uygun olmayacağı kanaatinin Sayın Mahkemenin takdirine sunulması gerekmektedir. Bu miktarın üzerinde gerçekleşen nakdi sermaye artırımının ise istenen cari oranları karşılayacak şekilde ortaya çıkıp çıkmadığının incelenmesi gerekmektedir. Davalı ... AŞ 14.01.2016 tarihli olağanüstü Genel Kurul toplantısında, yukarıda sayılan nedenlerle nakit girişi sağlamak amacıyla sermaye artımı kararı öncesi mevcut sermayesinin 10,7 katı, buna karşılık öz varlıkları dikkate alınarak yapılacak değerlendirmede ise %16 oranında dış kaynaklardan yapılan sermaye artırımı miktarı olan 140.071.760,86TL arttırarak 1.003.450.000,00TL yükseltme kararı alındığı görülmektedir. Sonuç itibarıyla davacıların, davalı ... AŞ’nin, ödenmiş sermayenin 66 kat arttırıldığı şeklindeki iddiası, ortakların iç kaynaklar ve dış kaynaklardan taahhüt ederek sağladıkları sermayenin kümülatif olarak değerlendirilmesi neticesinde varılan bir oran olup, ortaklara dürüstlük kuralına aykırı bir yük yüklendiği sonucuna varma anlamında kullanılabilir nitelikte olmadığı kanaatine varılmaktadır. Vakıa olarak davacıların yerine getirmek zorunda kalacakları yükümlülükleri dikkate alındığında, dış kaynaklardan yapılan ve davacı pay sahiplerini etkileyen sermaye artırım oranının % 16 olduğu belirtilmelidir. Takdiri Sayın Mahkemeye aittir. Dosyaya sunulan uzman görüşünde; şirketin sermaye arttırımı kararına gitmesi yerine söz konusu rakamları uzun vadeli borçlanma ile karşılaması mümkündür şeklinde bir iddia ileri sürülmüşse de bu iddianın geçerliliğini ortaya koyan somut bir açıklama yapılmadığı görülmektedir. Uzun vadeli borçlanma ancak uzun vadeli yabancı kaynak olarak Banka kredisi kullanımı veya uzun vadeli tahvil ihracı veya ortaklardan borçlanma şeklinde gerçekleşebilecektir. Uzun vadeli kredi sözleşmeleri, kısa vadeli ticari kredilerde olduğu gibi kısa süre içinde temin edilmesi mümkün değildir. Davalı şirketin yapısı ve ihtiyaç duyulan likit sermaye ihtiyacı dikkate alındığında, yüksek meblağlı bir kredi sözleşmesi için her şeyden önce şirketin finansal tablolarının böyle bir kredi kullanımına onay verecek yapıda olması gerekmektedir. Oysa davalı şirketin o dönemki bilanço yapısıyla böyle bir meblağlı kredi başvurusunda bulunduğunda reddedilmesi olağandır. Bir diğer yöntem ise bu meblağın kullanılacağı bir projenin yapılmasıyla proje kredisi teminidir. Bunun için de öncelikle projenin ortada olması veya hazırlanması gerekmektedir. Bu kadar yüksek meblağda bir kredi temini gerektiren projenin yapımının ise en iyi ihtimalle minimum 6 ay süreceği, projenin bağımsız kuruluşlarca denetiminin yapılmasının en az 3 ay süreceği ve nihayetinde davalı şirkete kaynağı kullandıracak finansal yapının bunu onaylamasının da en hızlı olarak 3 ayda gerçekleşeceği dikkate alındığında, davalı şirketin ihtiyaç duyduğu likiditeye en erken 1 yıl sonra kavuşacağı açık olduğundan bu yöntem de sorunun ivedi çözümüne katkı sağlamayacaktır. İkinci bir yöntem olarak uzun vadeli tahvil arzı ise, belli projelerin yapılması ve nihayetinde SPK iznine tabi olup, her şeyin yolunda gitmesi halinde bu iznin de en erken 9 ayda gelmesi muhtemeldir ki bu da ivedi likit ihtiyacını karşılamaktan uzaktır. Nihayetinde son bir yöntem olarak davalı şirket gerekli likit ihtiyacı için ortaklara başvurarak ortaklardan borç alam cihetine gidebilecektir. Ancak unutulmaması gereken konu bu borcun kısa değil uzun vadeli olması gerektiğidir. Şirketlerde ortaklardan uzun vadeli borçlanmanın önünde bir engel olmasa da piyasaların genel teamülü ortaklardan kısa süreli borçlanma şeklindedir. Kaldı ki bunun da bir maliyeti olacağı açıktır. Nitekim Davalı Şirket Riskin Erken Saptanması Komitesinin 23 Ekim 2015 tarihli yazısı ile “... Asliye 7. Ticaret Mahkemesi’nin ... tarihli ve ... E. ...K. sayılı kararı uyarınca sermayenin temerrüt faiziyle birlikte geri ödenmesi zorunlu olduğundan, müvekkilimiz Şirket’ten minimum 90 Milyon TL nakit çıkışı öngörüldüğü” ifadesiyle, ... 7. Asliye Ticaret Mahkemesi’nin ... tarih, ... E. ...K. sayılı kararı uyarınca, iptal edilen sermayeyi temerrüt faizi ile Şirket ortaklarına 30.11.2025 tarihinde ödemek zorunda kalmıştır. Yapılan bu nakdi ödemelerin ardından davalı Şirketin Riskin Erken Saptanması Komitesi tarafından Yönetim Kuruluna sunulan 01 Aralık 2015 tarihli Raporda da, “kredilerin geri çağrılma riskinin olduğu, böyle bir durumun şirketin ve şirketler topluluğunun ekonomik kaybının yanında itibar kaybına yol açacağı, 31 Aralık 2015 rasyosunun tutmaması halinde, hiçbir tedbir alınmadan beklenilmesinin bankalar tarafından olumsuz karşılanacağı, kredinin kat edilmesi ve ödeme yapılmasının talep edilmesi riskini yaratacağı, yüksek seviyelerdeki net borç pozisyonunun uzun süre sürdürülebilirliğinin finansal açıdan mümkün olmadığı, Şirket’in bir holding olması itibariyle asli amacının yatırım yapmak olduğu dikkate alındığında da, yeni yatırım yapabilmesi için yeterli hazır değeri bulunmadığı, mevcut finansal durumun yeterli olmadığı ve bu amaçla da nakdi sermaye artışına ihtiyaç olduğu, bu artışın esasen ticari bir zorunluluk olduğu” tespit edilmiş olup bu tespite katılmamanın da mümkün olmadığı görüşüne ulaşılmıştır. Bu değerlendirmeler altında, söz konusu nakit ihtiyacının, ihtiyaç duyulan 31.12.2015 tarihine kadar uzun vadeli kredi kullanımı ile karşılanamayacağı açıktır. Bu doğrultuda davalı şirketin, Riskin Erken Saptanması Komitesi’nin anılan Raporu akabinde Şirket Yönetim Kurulunun 01.12.2015 tarihli ve 28 sayılı kararı ile; “Şirket esas sermayesinin 13.097.521,12- TL’den 613.097.521,12- TL’ye artırılmasına ilişkin 31 Ekim 2013 tarihli genel kurul kararının ... Asliye 7. Ticaret Mahkemesi’nin 21 Ekim 2015 tarihli, ... E.... K. sayılı kararı ile iptal edilmesi nedeniyle Riskin Erken Saptanması Komitesi’nce düzenlenen 23 Ekim 2015 ve 01 Aralık 2015 tarihli raporlardan Şirketin, acilen, ilave nakdi sermaye ihtiyacının hasıl olduğu anlaşıldığından, Şirket sermayesinin artırılmasının, bunun için yasa uyarınca öncelikle iç kaynakların sermayeye dönüştürülmesinin, akabinde sermayenin nakden artırılmasının genel kurula tavsiye edilmesine, bu bağlamda gerekli yasal işlemlere başlanılmasına” oybirliğiyle karar verdiği görülmektedir. Sonuç itibarıyla, yukarıda yapılan detaylı izahlar neticesinde, şirketin sermaye arttırımı kararına gitmesi yerine söz konusu rakamları uzun vadeli borçlanma ile karşılaması mümkündür şeklindeki uzman görüşüne katılmanın finansal gerçeklik açısından mümkün olmadığı değerlendirilmiştir. Dolayısıyla ilkesel olarak Sermaye artırımı kararı sebebiyle azınlık pay sahiplerinin zarara uğrayacak olması kaçınılmaz ise de onları en az şekilde zarara uğratacak yolun seçilip seçilmediğine ilişkin değerlendirmede, dış kaynaklardan finanse edilme sonucu ortaya çıkan durumun davacıların lehine olmadığı kanaatine ulaşılmış bulunmaktadır. Takdiri Sayın Mahkemeye aittir. Üzerinde durulması gereken bir diğer husus ise, şirketin arttırdığı sermayenin şirkete derhal nakit olarak girmesine gerek olup olmadığıdır. Sermaye artışının ¼’ü peşin kalanı 24 ay içinde talep edilerek, sermaye artışı sağlandığı takdirde ¼’lük kısım nakit olarak girecek, geri kalan tutar ise ortaklara borç şeklinde kısa vadeli ve uzun vadeli şekilde dağılacaktır. Bu işlemin muhasebe kaydı ve dolayısıyla finansla açıdan cari orana etkisi ise aşağıdaki gibi olacaktı:A Davalı şirket tarafından 14.01.2016 tarihinde nakden artırılan sermayenin 105.053.820,71 TL 2016 takvim yılı içerisinde ortaklardan nakden tahsil edildiği, kalan 35.017.940,15 TL ise 2017 ve 2018 yıllarında ihtiyaç kapsamında ortaklardan tahsil edildiği görülmüştür. Bu kapsamda cari oran aşağıdaki gibi hesaplanacaktır: d Nakdi Sermaye Artırımının 105.053.820,71 TL kısmı 2016 yılında tahsil edilmemiş olsaydı, cari oranın 1,0 olacağı ve rasyonun tutturulamayacağı anlaşılmaktadır. Davaya konu olan Yönetim Kurulu kararı ile de Davalı Şirket’in acil ve somut nakit ihtiyacı ve 31 Mart 2016 tarihinde rasyo değerlendirmesinin bankalarca yapılacağı dikkate alınarak, tüm pay sahipleri için ödeme tarihinin 28 Mart 2016 olarak tespit edildiği Yönetim Kurulu Kararının da bu anlamda şirketin içinde bulunduğu mali durum dikkate alındığında yerinde olduğu değerlendirilmiştir. Son olarak, sermaye artışına ihtiyacın olduğu tespiti ile birlikte, bu ihtiyaca yönelik alınan kararın, ihtiyacı karşılayıp karşılayamadığı sorgulaması yapıldığında; davalı Şirketin sermaye artışına gitmesine gerek duyduğu iki temel nedenin, bir diğer ifadeyle sorunun çözülüp çözülmediği açısından bir yaklaşım geliştirmek gerekeceği açıktır. Bunlardan birincisi ve en önemlisi cari oranının tutturulmasıdır ki, bu oran tutturulmadığı takdirde birincisi şirket garantör gelirinden yoksun kalacaktır. Bu oranın tutturulduğu ve şirketin garantör gelirine kavuştuğu ve faaliyet dışı gelirini arttırdığı müşahede edilmiştir. İkincisi ise cari oranın düşmesi ile beraber kredilerin kat edilmesi riskidir. Bu oranın tutturulmasıyla, davalı şirketi için önemli bir riskin bertaraf edildiği de müşahede edilmiştir. İkinci neden ise şirketin nakit ihtiyacının kısmen de olsa giderilmesidir. Eğer davalı şirket nakit ihtiyacını sermaye arttırımı şeklinde değil de ortaklardan veya başka kaynaklardan giderdiği takdirde ciddi bir finansman giderine de katlanmak zorunda kalacağı açıktır. Davalı şirketin sermaye arttırımı zorunlu seçeneğini kullanmasıyla, şirkete ilave yük (faiz gideri) getirmeden likit dengesini daha kabul edilebilir bir seviyeye taşıdığı, mali yapısını güçlendirdiği nihayetinde de şirketin değerini arttırdığı müşahede edilmiştir. Bu haliyle alınan kararların yukarıda ortaya konan ihtiyacı karşılamaya uygun olduğu yönündeki kanaatin Sayın Mahkmenin takdirine sunulması gerekmektedir. Davalı ... AŞ’ne ait 2013, 2014 ve 2015 yılına ait tüm mali veriler (Bilançolar, gelir tabloları ve notları) incelendiğinde, davalı ... AŞ’nin ödenmiş sermayesini 1.003.450.000,00TL’ye yükseltmesinin, şirketin mali yapısını güçlendirme ve iş yapabilme kapasitesini arttırma için bir zorunluluk olduğu, genel kurulun bu gereği yerine getirerek hissedarlarının menfaatlerini koruduğu sonuç ve görüşlerine ulaşılmıştır. TTK AÇISINDAN DEĞERLENDİRME: Sayın Mahkemenin huzurundaki uyuşmazlık sermaye artırımı niteliğinde genel kurul kararının dürüstlük kuralına aykırı olarak alındığı iddiası ile iptali talebi ile açılmış bulunmaktadır. Keza bilahare açılan ve huzurdaki dosyada birleştirilen talep ile sermaye artırımı sonrası alınan ve sermaye payı ödemelerinin kanunda belirtilen dörtte birinin peşin, kalan miktarın 24 ay içerisinde yatırılması gerekliliğine yönelik ilkelere aykırı yönetim kurulu kararının da iptali talep edilmiş bulunmaktadır. Davacının iddiası ile şirketin sermaye artırımına ihtiyacı bulunmamaktadır ve belirtilen karar azınlık oluşturan ortaklarına zarar vermek için alındığından dürüstlük kuralına aykırı olup iptali gerekir. Sermaye artırımı kararlarının dürüstlük kuralına aykırılığı gerek hukuk yazınında gerek yargı kararlarında ortaya konan bir durum olup, bu konuda birçok ilke geliştirilmiştir. Sermaye arttırımı kararının dürüstlük kuralına aykırılık teşkil edip etmediği hususunda, her somut olay için o somut olayın özellikleri dikkate alınarak mahkeme tarafından karar verilmektedir. Bununla birlikte öğretide sermaye artırımını dürüstlük kuralına aykırılığının tespitinde yol gösterecek bazı hususlara değinilmiş olup bunlar şu şekildedir: sermaye artırımının şirketin amaç ve gereksinimiyle paralel olup olmadığı, çoğunluk pay sahiplerinin sermaye artırımına gitmek istemelerindeki amaçlarının sadece kişisel yarar sağlamak olup olmadığı, sermaye artırımı kararı sebebiyle münferit ve azınlık pay sahiplerinin zarara uğrayıp uğramadığı, sermaye artırımı kararı sebebiyle azınlık pay sahiplerinin zarara uğrayacak olması kaçınılmaz ise de onları en az şekilde zarara uğratacak yolun seçilip seçilmediği3. Her somut olayda hâkimin, bu hususları da dikkate alarak dürüstlük kuralına aykırılık konusunda bir tespitte bulunması gerekmektedir. Yargıtay da sermaye artırımı kararının dürüstlük kuralına aykırılığı gerekçesiyle açılmış iptal davalarına ilişkin vermiş olduğu kararlarında, sermaye artırım kararının şirketin amacına uygunluğu ile finansal ihtiyaçları çerçevesinde alınıp alınmadığı hususlarını dikkate almak suretiyle bir tespitte bulunmuştur. Yukarıda mali inceleme kapsamında şirketin finansal durumunun söz konusu sermaye artırımına ihtiyaç gösterdiğini ortaya koymakta olup. Takdiri Sayın Mahkemeye aittir. YÖNETİM KURULU KARARINA YÖNELİK Yönetim kurulunun sermayenin ödemesi yönündeki kararının da geçersizliğinin belirlenmesi talep edilmekle birlikte, artıma konu sermayenin şirkete getirilmesine yönelik olarak eşit işlem ilkesine aykırı davranılmadığı belirlenmekle, butlan şartlarının oluşmadığı kanaatinin Sayın Mahkemenin takdirine sunulması gerekmektedir. Yönetim kurulu kararlarının iptali ancak kayıtlı sermaye sisteminde sermaye artımına yönelik kararlar bakımından kanunda düzenlenmiş bulunduğundan, huzurda yargılama konusunu oluşturan yönetim kurulu kararının iptaline yönelik bir sonuca varılması mümkün görünmemektedir. Buna karşın yukarıda mali incelemede de ortaya konulduğu üzere şirketin mali yapısının söz konusu sermaye miktarının şirkete getirilmesi gereğini ortaya koyduğu dikkate alındığında, ödemenin gerçekleştirilmesine yönelik yönetim kurulu kararının dürüstlük kuralına da aykırı olmadığı kanaatine varılmış bulunulmaktadır. Takdiri Sayın Mahkemeye aittir. SONUÇ: Sayın Mahkeme görevlendirmesi, dosya içeriği ve dosyada mevcut delillerin yukarıda detaylı olarak ele alınıp incelenerek değerlendirilmesi neticesinde, her türlü hukuki mütalaa ve takdir hakkı tamamı ile delillerle doğrudan temas eden Sayın Mahkemeye ait olmak üzere; 1. İptali talep edilen sermaye artışı kararının dürüstlük kuralına aykırı olduğu yönünde kanaat oluşmadığı, iç ve dış kaynaklardan yapılmasına karar verilen sermaye artışının şirketin mali ve finansal ihtiyaçları ile uyumlu olduğu kanaatinin Sayın Mahkemenin takdirine sunulması gerektiği, 2. Yönetim kurulunun sermaye koyma borçlarının tahsili talebinin eşit işlem ilkesine aykırı olduğunun benimsenemeyeceği, bu sebeple butlan şartlarının oluşmadığı kanaatinin Sayın Mahkemenin takdirine sunulması gerektiği, sonuç ve görüşlerine ulaşıldığı, keyfiyetin nihai takdiri ve her cenahtan bilcümle hukuki tavsifi tamamıyla muhterem Mahkemeye ait olmak üzere arz olunur." denilmiştir. Sonuç olarak alınan tüm heyet raporu ve ek raporların da iptali istenen sermaye artışı kararının mevzuata uygun olduğu, iç ve dış kaynaklardan yapılmasına karar verilen sermaye artışının şirketin mali ve finansal ihtiyaçları ile uyumlu olduğu, en son alınan 09/07/2025 tarihli bilirkişi raporu ile de finans uzmanının içinde bulunduğu heyetçe bu ihtiyacın makul olduğunu gösteren gerekçelerle mahkememizin de genel kurul toplantısında alınan sermaye artırımı kararının şirket ihtiyaçları nedeniyle alındığı bilirkişi raporları ile de sabit olduğundan bu kararın iptaline yönelik davanın reddine karar vermek gerekmiştir. Yine birleşen dosyada açılan davalı şirketin yönetim kurulunun sermaye koyma borçlarının tahsili talebinin mevzuata uygun olduğu, bilirkişi raporları ile de bu uygunluğun ortaya konulduğu, eşit işlem ilkesine aykırılık teşkil eden bir durumun olmadığı anlaşıldığından birleşen dosyada yönetim kurulu kararının iptali talebinin reddine kararı verilmiştir. Ayrıca alınan birden fazla heyet raporu ve ek rapor göz önüne alındığında yargıda hedef süre, usul ekonomisi ilkesi nazara alınarak mevcut bilirkişi raporları hüküm kurmaya elverişli olduğundan yeni rapor veya ek rapor alınmamıştır. Her iki birleşen davada da davanın reddi yoluna gidilmiştir. HÜKÜM:Yukarıda yazılı nedenlerle; 1-Davacıların asıl davada açtıkları davalı şirketin 14/01/2016 tarihli olağanüstü genel kurulda alınan sermayenin artırımı kararının iptali talebinin REDDİNE, 2-Birleşen ... 8.ATM...Esas sayılı dosyasında açılan davalı şirketin yönetim kurulu kararının iptali davasının REDDİNE, Asıl dava olan Mahkememizin 2021-281 Esasında açılan dava yönünden; *492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL harçtan daha önceden ödenen 29,20 TL harç düşüldükten sonra eksik kalan 586,20 TL harcın davacılardan alınarak hazineye gelir kaydına, *Davalı aleyhine açılan dava reddolunduğundan dolayı davalı lehine AAÜT gereği tek olarak takdir edilen 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine, *Davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına, *Artan avansın karar kesinleştiğinde iadesine, Birleşen dava olan 8.ATM ... Esasında açılan dava yönünden; 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL harçtan daha önceden ödenen 29,20 TL harç düşüldükten sonra eksik kalan 586,20 TL harcın davacılardan alınarak hazineye gelir kaydına, Davalı aleyhine açılan dava reddolunduğundan dolayı davalı lehine AAÜT gereği tek olarak takdir edilen 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacılardan alınarak davalıya verilmesine, Davacılar tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerlerinde bırakılmasına, Asıl ve birleşen dava yönünden davalı tarafından yapılan 24.000,00 TL bilirkişi ücreti, 148,00 TL posta/tebligat ücreti olmak üzere 24.148,00 TL masrafın davacılardan alınarak davalıya verilmesine, Dair, davacılar ve davalı vekillerinin yüzüne karşı gerekçeli kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 haftalık süre içerisinde İstanbul Bölge Adliye Mahkemesine İSTİNAF YOLU açık olmak üzere oy birliği ile verilen karar açıkça okunup anlatıldı. 20/11/2025 Başkan ... Üye ... Üye ... Katip ...