T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2022/395 Esas KARAR NO : 2026/95 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ: 30/06/2021 NUMARASI: 2016/1065 Esas, 2021/507 Karar DAVANIN KONUSU: ALACAK KARAR TARİHİ: 22/01/2026 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkil…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2022/395 Esas KARAR NO : 2026/95 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İstanbul Anadolu 9. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ: 30/06/2021 NUMARASI: 2016/1065 Esas, 2021/507 Karar DAVANIN KONUSU: ALACAK KARAR TARİHİ: 22/01/2026 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkili tarafından açılan güvenlik hizmeti ihalesini davalılardan ...... Şti.'nin (....) .../05/2006 tarihinde kazandığını ve sözleşmesinin .../01/2014 tarihinde sona erdiğini, sözleşmesi sona erdikten sonra davalı şirketin işçilerin kıdem, ihbar, yıllık izin ve UBGT ücretlerini ödemediğini, işçiler tarafından açılan alacak davalarının bu şirket ile müvekkili aleyhine sonuçlandığını, müteselsil sorumluluk gereği müvekkili tarafından toplamda 846.010,64 TL ödeme yapıldığını, davalılardan ...... Şti.'nin de (...) şu an tasfiye halinde olan ...... Şti. ile şirket ortakları, faaliyet ve çalışma alanlarının aynı olduğunu, 2014 yılında işçiler tarafından müvekkili aleyhine davalar açılmaya başlandığında her iki davalı şirketin internet sitesinden ulaşılan fotoğrafların aynı olduğunun görüldüğünü, bu durumun noterde de onaylatıldığını, ..... şirketinin internet sitesindeki fotoğraflarda görevlilerin üzerindeki üniformaların ....şirketine ait üniformalar olduğunu, yine davalı ...... şirketinin internet sitesinden alınan bilgisayar çıktısında "referanslarımız" bölümünde müvekkili şirketin adı yazsa da müvekkilinin bu şirketten hiçbir zaman hizmet almadığını, ticaret sicil kayıtlarında ortaklarının soyadlarının aynı olduğunu, hatta bu ortakların .. olduğunu, bu nedenle davalı şirketlerin aralarında organik bağ bulunduğunun Yargıtay kararları ile de sabit olduğunu belirterek müvekkili tarafından ödenen 846.010,64 TL'nin ödendiği tarihten itibaren yasal faizi ile birlikte davalılardan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı ....... Şti. vekili yasal süresinden sonra sunduğu cevap dilekçesinde; müvekkili ile diğer davalı .....firması arasında organik bağ olduğu iddiasının somut gerçeğe ve hukuka aykırı olduğunu, müvekkili şirketin özel güvenlik hizmetleri konusunda danışmanlık vermek üzere davalı ...... Şti.'den tamamen bağımsız bir faaliyet alanı ile kurulduğunu, davalı ..... . firmasının 2013-2014 yılında davacı... ile yapılan ihale şartlarının ağırlaşması nedeni ile maddi anlamda zora girmiş bir firma olduğunu, müvekkili şirketin, davalı ....şirketi aleyhine açılan davaların ikamesinden yaklaşık 4 yıl önce 2010 yılında kurulduğunu, davacı tarafından davalı ....firması ile müvekkili firmanın kurucularının soyadlarının aynı olduğu ve baba oğul oldukları ileri sürülmüş ise de, bu hususun iki şirket arasında organik bağ olduğunun kabulüne yeterli olmadığını, nitekim aksinin kabulü halinde ortakları aynı olan sayısız firmaların birbirlerinin borçlarından sorumluluğunun gündeme gelebileceğini ve bu hususun da açıkça hakkaniyete, hukuka aykırı olduğunu, müvekkili şirketin faaliyet konusunun davalı ......firmasından farklı olarak danışmanlık olması, kuruluş tarihinin 2010 yılı olması ve uzun süredir faaliyet göstermesi, kuruluş adreslerinin ve fiili adreslerinin farklı olması, ortaklarının resmiyette ve fiiliyatta aynı olmaması hususlarının organik bağın bulunmadığının açık kanıtı olduğunu, müvekkilinin bu davada taraf ehliyetinin olmadığını belirterek davanın usulden ve esastan reddine karar verilmesini savunmuştur. Davalı ......Şti. tarafından davaya cevap verilmemiştir. İLK DERECE MAHKEME KARARI: İlk derece mahkemesince; davacı ile davalı ..... Şti. arasında 28/04/2006, 09/01/2008, 12/01/2009, 12/01/2010, 12/01/2011 tarihlerinde güvenlik hizmeti alımına dair sözleşmeler imzalandığı, taraflar arasındaki güvenlik hizmeti sözleşmesinde düzenlenen iç ilişkinin şekli ve kapsamına göre, iç ilişkide tüm sorumluluğu davalı yüklenici ..... Şti.'nin üstlendiği, bu kapsamda davacının iş kanunu ve SGK mevzuatı kapsamında dış ilişkide müteselsil sorumluluğu gereği yaptığı tüm ödemeleri bu davalıdan rücuen talep edebileceği, davacı tarafından yapılan ödemelerin 10/06/2020 tarihli bilirkişi ek raporunda detaylı olarak tespit edildiği, buna göre davacının yaptığı bu ödemelerin tamamını sözleşmedeki hükümler uyarınca davalıdan ödeme tarihlerinden itibaren davacının talebi de gözetilerek yıllık % 9 yasal faizi ile birlikte talep edebileceği, davacı ayrıca, sözleşmenin tarafı olan bu şirket dışındaki diğer davalı ........ Şti.'nin de sorumlu olduğunu iddia etmiş ise de, davalı şirketin sözleşmesel yükümlülüğü olmadığı ve sorumluluğunu gerektirir başkaca bir nedenin de bulunmadığı gibi davalı şirketlerin ortaklarının aynı kişiler olmasının, aynı borçtan sorumlu olacakları anlamına gelmediği, aksi yönde davacı tarafından başkaca yazılı delil de sunulmadığından davanın bu davalı şirket yönünden reddi gerektiği gerekçelerine istinaden davanın, davalı Tasfiye Halinde ... Şirketi yönünden kabulü ile, 845.857,54 TL alacağın, 114.835,47 TL'sinin 24.06.2015 tarihinden itibaren; 405.118,20 TL'sinin 20.01.2016 tarihinden itibaren; 94.306,77 TL'sinin 03.05.2016 tarihinden itibaren; 12.963,00 TL'sinin 05.05.2016 tarihinden itibaren; 16.806,26 TL'sinin 11.05.2016 tarihinden itibaren; 201.827,84 TL'sinin 13.06.2016 tarihinden itibaren işleyecek yıllık %9 yasal faizleri ile birlikte tahsiline, davanın davalı .....Şti. yönünden reddine dair karar verilmiştir. İSTİNAF NEDENLERİ: Karar yasal süresinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; mahkemece, delilleri incelenmeden, eksik inceleme ve araştırma sonucunda karar verildiğini, her iki davalı şirketin ortakları, faaliyet ve çalışma alanlarının aynı olduğunu, şirketler arasında organik bağ bulunduğunun bilirkişi raporuyla sabit olduğunu, şirketler arasında ticari ilişkinin tespit edildiğini, şirketlerin aynı aile fertlerine ve ortak müdüre sahip olduğunu, her iki şirketin internet sitesinden alınan noter onaylı fotoğraflar ve kayıtlarda görüleceği üzere iki şirketin çalışanları, faaliyet alanları, gösterdikleri referanslar ve iş ortaklarının aynı olduğunu, tüzel kişilik perdesinin aralanması ilkesi gereği aslında aynı şirket olan bu iki şirketin ikisinin birden davalı sıfatını haiz olduğunu, yine bu ilke gereği şirket ortaklarının da borçlardan şahsi olarak sorumlu olduğunu, bu nedenle davanın her iki davalı yönünden de kabulü gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir. DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dava, davacı tarafından dava dışı işçilere ödenen işçilik alacaklarının faizi ile birlikte davalılardan rücuen tahsili istemine ilişkindir. İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nun 355. maddesi uyarınca istinaf başvurusunda ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılmıştır. Davacı şirket ile davalı ... Şti. arasında 28/04/2006, 09/01/2008, 12/01/2009, 12/01/2010, 12/01/2011 tarihlerinde güvenlik hizmeti alımına dair sözleşmeler imzalanmıştır. Davacı vekili işbu dava ile, adı geçen şirketin işçilerinin iş ilişkisinden kaynaklı açtığı davalar neticesinde hükmedilen alacakların müvekkili tarafından ödendiğini, ancak taraflar arasındaki sözleşme uyarınca yapılan ödemelerden davalı şirketin sorumlu olduğunu, aynı zamanda davalı şirketler arasında organik bağ bulunduğundan bahisle davalı .....Şti.'nin de sorumlu olduğunu ileri sürerek ödenen bedelin faizi ile birlikte her iki davalıdan rücuen tahsilini talep etmiştir. Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, davacı ile aralarında yapılan sözleşme uyarınca davalı .... Şti.'nin iç ilişkide tüm sorumluluğu üstlendiği gerekçesi ile bilirkişi raporunda tespit edilen miktarın faizi ile bu davalıdan tahsiline karar verilmiş olup öte yandan davalı .......Şti. yönünden ise, diğer davalı şirket ile aralarında organik bağ bulunduğu ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmiştir. Mahkemece tesis edilen karar, davacı vekili tarafından istinaf edilmiş olup aralarında organik bağ bulunduğundan bahisle davanın her iki davalı yönünden de kabulüne karar verilmesi talep edilmiştir. Davalı .......Şti. yönünden tesis edilen karara karşı bir istinaf talebi bulunmadığından bu davalı yönünden karar kesinleşmiştir. Uyuşmazlık, her iki davalı şirket arasında organik bağ bulunup bulunmadığı, buna göre davalı ......Şti.'nin de diğer davalı ile birlikte borçtan sorumlu tutulup tutulamayacağı noktalarında toplanmaktadır. Mahkemece uyuşmazlık ile ilgili bilirkişilerden rapor alınmıştır. Bilirkişi heyeti tarafından sunulan 25/04/2019 tarihli raporda; davacının 2011-2016 yıllarına ilişkin ticari defterlerinin usulüne uygun olduğu, davalı .... şirketinin 2011 ve 2016 yıllarına ilişkin ticari defterlerinin açılış tasdiklerinin zamanında alındığı, ancak kapanış tasdiklerinin zamanında alınmadığı, ayrıca 2012, 2013, 2014, 2015 ve 2017 yıllarına ilişkin ticari defterlerinin açılış ve kapanış tasdiklerinin zamanında alındığı, davacının ticari defterlerine göre davalı ...şirketi ile arasında 2011 - 2016 yıllarında ticari ilişkinin bulunduğu, 2016 yılı sonu itibariyle davacının 202,67 TL borçlu olduğu, davalı ....şirketinin ticari defterlerine göre diğer davalı ile arasında ticari bir ilişkinin bulunduğu, 31/08/2015 tarihi itibariyle davalı ......... şirketine 388.886,15 TL borç kaydettiği, karşılığında aynı miktar alacak kaydettiği, bu şekilde bakiyenin bulunmadığı, davacının 59 adet icra dosyası sebebiyle yaptığı ödemeleri talep ettiği, ancak dosya kapsamında 10 adet icra dosyasına ilişkin ödeme belgesinin bulunduğu, mevcut ödeme belgelerinin toplamının 111.113,03 TL olduğu, davacının rücu kapsamında talep ettiği alacaklara ödeme tarihinden itibaren yasal faiz talep edebileceği, davacının, davalı ........ ile arasındaki sözleşmelerin 5.9 maddesi uyarınca ödediği işçilik alacaklarını rücuen talep edebileceği, davalılar arasında organik bağ bulunduğu iddiasının mahkemenin takdirinde olduğu bildirilmiştir. Bilirkişi heyeti tarafından sunulan 10/06/2020 tarihli ek raporda; davacının rücu talebinde bulunduğu 59 adet icra dosyasına ilişkin sunduğu ödeme dekontlarının incelenmesi neticesinde, yapılan ödemelerin toplam 845.857,54 TL olduğu, davacının bu miktarı rücu edebileceği, talep edilen rücu alacağına davacı tarafından ödeme yapılan tarihler itibariyle yasal faiz işletilmesi gerektiği bildirilmiştir. Uyuşmazlığın çözümü açısından, organik bağ ve tüzel kişilik perdesinin aralanması kavramları üzerinde durmak gerekmekte olup aşağıda yer verilen Yargıtay HGK kararında buna yönelik ayrıntılı açıklamalar yapılmıştır. "...Uygulamada işverenler iş hukukundan doğan yükümlülüklerden kaçınmak için bazı durumlarda bir holding veya şirketler topluluğunda ya da bunların dışında kalan şirketlerde işçiler görünüşte bir şirketin işçisi olarak gösterilmektedir. Bu duruma engel olmak için tüzel kişilik perdesinin kaldırılması teorisi geliştirilmiştir (Süzek, s.152). Tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi ancak istisnai ve sınırlı durumlarda titizlikle uygulanması gereken bir teoridir. Bu teoriye ihtiyatlı bir biçimde yaklaşılmalı; istisnai bir teori olduğundan mümkün olduğunca dar yorumlanmalı ve bu teorinin uygulanmasına ancak tüzel kişilik kavramının arkasına saklanılarak dürüstlük kuralına aykırı davranıldığı, kendisine tanınan hakkın kötüye kullanılarak üçüncü kişilerin zarara uğratıldığı, zarara yol açan tüzel kişinin sorumluluğuna hükmedebilmek için ise başka bir yasal nedene dayanılmasının mümkün olmadığı durumlarda başvurulmalıdır. Zira tüzel kişilik perdesinin aralanması, tüzel kişilerin borçlarından dolayı başkalarının sorumlu tutulamayacağı ilkesinin, özellikle şirketlerin sadece sermayeleri ile sorumlu olacakları ve tüzel kişilerin borçlarından dolayı ortakların sorumlu tutulamayacağı kuralının önemli bir istisnasını teşkil etmektedir (Çamoğlu, E.: Ticaret Ortaklıkları Bağlamında Perdenin Kaldırılması Kuramı ve Yargıtay Uygulaması, BATİDER, C. 32, S. 2, 2016, s. 12.). Görüldüğü üzere tüzel kişilik perdesinin aralanması teorisi her somut olayın özelliği gözetilerek değerlendirilmeli ve Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) 2. maddesi gereğince dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılma yasağı gözetilerek tüzel kişiliğin alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla kullanılıp kullanılmadığı, tüzel kişiliği düzenleyen normların dışına çıkılıp çıkılmadığı incelenmelidir. Borçlu şirketin yanında aynı ana şirkete bağlı bir kardeş şirketin sorumluluğuna gidilebilmesi tüzel kişilik perdesinin aralanması suretiyle mümkün olabilmektedir. Bu durum sadece ana ve kardeş şirket için değil, aynı zamanda grup veya holding sistemi içinde yer alan kardeş şirketler arasında da söz konusu olabilmektedir. Tüzel kişilik perdesinin aralanması genellikle kardeş şirketler arasında söz konusu olduğundan, ana şirket ile kardeş şirket ve ortaklar arasındaki karmaşık ilişkiler zinciri net bir şekilde ortaya konulmalıdır. Bu noktada bu şirketlerin ekonomik anlamda bağımsız şirket vasfında olup olmadığının araştırılması büyük önem taşımaktadır. Çünkü kardeş şirketler arasında perdenin aralanması teorisine başvurabilmek için tek bir iktisadi işletmenin yürütüldüğü farklı faaliyetler için birbirinden bağımsız tüzel kişiliklerin kurulmuş olması gerekmektedir. Hukuken iki farklı tüzel kişilik gibi görünen bu şirketler aslında özdeştir, alacaklılardan mal kaçırmak ya da sorumluluktan kurtulmak amacıyla kötü niyetli olarak iki farklı tüzel kişilik gibi kurulmuştur. Ayrıca bunların üretim, pazarlama ve ihracat faaliyetleri birbirini tamamlayıcı nitelikte olup, şirketler aslında tek ve aynı iktisadi işletmeye vücut vermektedir (Öztek, S./Memiş, T.: Şirketler Hukuku ve İcra İflas Hukuku İlkeleri Karşısında Borçlu Şirketin Alacaklılarının Hakim Ortağa Karşı Korunması, Erol Ulusoy (Editör), I. Uluslararası Ticaret Hukuku Sempozyumu, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi, İstanbul, 2008, s. 209). Tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasına benzeyen bir başka kavram organik bağ kavramıdır. Tüzel kişilik perdesinin aralanmasında olduğu gibi organik bağ kavramında da bir tüzel kişinin borçlarından bir başka tüzel kişinin sorumluluğuna gidilmektedir. Bu hâliyle organik bağ kavramının da kaynağını TMK’nin 2. maddesinde yer alan dürüstlük kuralı ve hakkın kötüye kullanılması yasağı oluşturmaktadır (Öztek/Memiş, s. 210). Ancak organik bağ kavramı, tüzel kişilik perdesinin aralanmasına göre daha geniş bir anlama sahip olsa da organik bağın varlığı, tek başına tüzel kişilik perdesinin aralanmasını gerektirmemektedir. Başka bir deyişle şirketler arasında organik bağ tespit edilse dâhi tüzel kişilik perdesinin aralanması ve alacağın perdenin arkasındakinden de istenebilmesi için sırf alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötü niyetli işlemler yapıldığının da somut verilerle ispatlanması gerekmektedir. Şirketler arasında ortakların akraba olması tek başına organik bağ veya tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için yeterli değildir veya şirketlerin aynı faaliyeti yürütüyor olması organik bağ için yeterli değildir (Baycık, G.: İşverenin Tespitinde Birlikte İstihdam ve Tüzel Kişilik Perdesinin Kaldırılması Kurumları, İş Uyuşmazlıklarında Yargıtay ve Bölge Adliye Mahkemeleri Kararları Değerlendirme Toplantısı (Seminer Bolu/Abant – 06 Nisan 2019), Türkiye İnşaat Sanayicileri İşveren Sendikası, Ankara 2019, s. 20). Şirketler arasında organik bağ olup olmadığı; şirketlerin adreslerinin aynı olması, ortaklık yapılarının ve yönetim kurullarının benzer olması veya temsilcilerinin aynı olması, faaliyet alanları, hisse devirleri, muvazaalı işlemler gibi hususlar ve somut olayın özellikleri de gözetilerek tespit edilebilir. Ancak tüzel kişilik perdesinin çapraz aralanmasında her iki şirketin faaliyet alanı, ortaklık yapısı, ortakları gibi konularda öyle büyük ve derin bir kesişme vardır ki; bu şirketlerle iş yapan kişiler nezdinde iktisadi bir bütünlük içerisinde tek bir şirketle iş yapılıyor algısı oluşmaktadır. Ayrıca üçüncü kişiler nezdinde uyandırılan bu algı neticesinde, ticaret yaparken güçlü bir yapıya sahip görüntüsü oluşturularak, şirketlerden birinin borca batırılması ya da içinin boşaltılıp iş alanının diğerine kaydırılması işlemleri tipik bir hakkın kötüye kullanılması olarak değerlendirilmelidir..." (Yargıtay HGK'nun 2017/(22)9-3109 Esas 2021/1075 Karar sayılı ilamı). Tüzel kişilik perdesinin aralanması ( Disregard of the legal entity veya Lifting the Corparete Weil) teorisinin amacı tüzel kişiliğin ayrılığı ilkesinin kötüye kullanılarak hukuki sorumluluktan kaçınmayı önlemek, hakkaniyet sağlamaktır. Perdeyi aralamak teorisiyle tüzel kişiliğin ayrılığı ilkesinin kötüye kullanıldığı durumlarda farklı tüzel kişilik savunması kabul edilmeyerek perdenin arkasındaki kişi sorumlu tutulabilmektedir. Başka bir anlatımla perdeyi aralama teorisiyle birlikte tüzel kişinin borcundan üyelerin, üyelerin borcundan tüzel kişinin ya da ana ortaklıkla yavru ortaklıkların özdeş kılınarak sorumlu tutulmasına olanak sağlanmaktadır (Coşkun Koçak, Tüzel Kişilik Perdesinin Aralanması 1. Uluslararası Ticaret Sempozyumu 02 Şubat 2008 Marmara Üniversitesi Hukuk FakültesiYayını s.h.58). Dosyaya getirtilen ticaret sicil kayıtlarının incelenmesinde; davalı ....Şti.'nin .../11/2004 tarihinde kurulduğu, kurucularının ..., ..., ... ..., ......ve ..... olduğu, ortaklar tarafından yapılan hisse devirlerinden sonra şirketin ortaklarının 2012 yılında ... ve ... haline geldiği ve her ikisinin de münferit yetki ile müdür seçildiği, 2013 yılında ise ...'ın da hissesini devretmesi ile müdürlük görevine son verildiği ve şirketin tek ortağının ... olduğu, şirketin .../04/2015 tarihinde aldığı karar ile ekonomik kriz gerekçe gösterilerek tasfiye sürecine girdiği, ...'ın tasfiye memuru olarak seçildiği; davalı .......Şti.'nin ise ../10/2010 tarihinde ..., ... ve ... tarafından kurulduğu, 2011 yılında ise ...'ın hissesini devretmesi ile şirketin ortaklarının ... ve ... haline geldiği ve her ikisinin de münferit yetki ile müdür seçildiği, 2013 yılında ...'ın hissesini devretmesi ile şirketin ortaklarının ... ve ... haline geldiği ve her ikisinin de münferit yetki ile müdür seçildiği, 2015 yılında ise ...'ın da hissesini devretmesi ile müdürlük görevine son verildiği ve şirketin tek ortağının ... olduğu anlaşılmıştır. Dosyanın incelenmesinde, davalı ....Şti. .../10/2010 tarihinde kurulmuş olup .../10/2010 tarihli ticaret sicili gazetesine göre, ..., ... ile birlikte 10 yıl süre ile bu şirketin müdürü olarak seçilerek münferit imzaları ile şirketi temsil ve ilzama yetkili kılınmıştır. Öte yandan ...'ın ....Şti.'nin de ortağı olduğu ve .../11/2006 tarihli ticaret sicili gazetesine göre, diğer ortak ... ile birlikte 10 yıl süre ile şirket müdürlüğüne seçilerek münferit imzaları ile şirketi temsil ve ilzama yetkili kılındığı anlaşılmıştır. Buna göre davacı şirket ile davalı ....Şti. arasında akdedilen .../01/2011 tarihli sözleşme imzalandığında ... her iki davalı şirketin de müdürü olup (diğer akdedilen sözleşme tarihlerinde ....Şti. henüz kurulmamıştır) söz konusu sözleşmeyi de ....Şti. müdürü sıfatıyla imzalamıştır. Her iki davalı şirketin de ilk kuruluşlarında faaliyet alanları bakımından benzerlikler bulunmakta olup davalı ....Şti.'nin faaliyet alanı daha geniş ve kapsamlıdır. Ancak daha sonra ....Şti. 2011 yılında aldığı karar ile, ana sözleşmede yer alan amaç ve konu maddesini değiştirdiği ve değişikliğe ilişkin hükümler ile birlikte bu davalı şirketin faaliyet alanının, diğer davalı ....Şti.'nin faaliyet alanı ile birebir aynı olduğu gibi bunun yanında faaliyet alanı ile ilgili ilave maddelere de yer verildiği, anlaşılmıştır. Ayrıca her şirketin de birçok adres değişikliği yaptığı, bu adreslerden bir tanesi dışında diğerlerinin farklı olduğu, aynı olan ... Mah. Sk. No:... .../İstanbul adresini davalı ....Şti.'nin 2008-2014 yılları arasında, davalı ....Şti.'nin ise 2012-2013 yıllarında kullandığı görülmüştür. Yapılan açıklama ve tespitler uyarınca, her iki davalı şirketin de faaliyet alanları arasında benzerliğin bulunduğu (hatta ....Şti.'nin faaliyet konuları daha fazla olsa da, diğer davalı ....Şti.'nin faaliyet konularının tamamı ile birebir aynı olduğu), belli bir dönemde aynı işyeri adresini kullandığı, ...'ın her iki davalı şirketin de müdürü olduğu ve bu durumun adı geçenin ....Şti.'nde ki hissesini devrederek ortaklıktan ayrıldığı .../04/2011 tarihine kadar devam ettiği, ayrıca davacı şirket ile davalı ....Şti. arasında akdedilen .../01/2011 tarihli sözleşmeyi de her iki şirketin müdürü olduğu dönemde imzaladığı, yine ...'ın da 2012-2013 döneminde her iki davalı şirketin müdürü olarak görev yaptığı, bu durumun ise adı geçenin ....Şti.'nde ki hissesini devrederek ortaklıktan ayrıldığı .../10/2013 tarihine kadar devam ettiği, görüleceği üzere baba-oğul olan bu kişilerin bir dönem her iki şirkette ortak olduğu gibi müdürlük görevinde de bulunduğu, ayrıca birbirleri arasında yapılan hisse devirleri ile davacı tarafın dava dilekçesi ekinde noterde onaylatarak sunduğu internet sitesinde yer alan bilgi ve görseller de gözetildiğinde her iki davalı şirket arasında organik bağ bulunduğu kabul edilerek dava konusu rücu alacağından her iki davalının birlikte sorumlu tutulması gerekirken mahkemece yazılı olduğu şekilde tesis edilen hüküm ile sadece davalı ....Şti.'nin sorumlu tutulması isabetli olmamıştır. Davalı ....Şti.'nin de diğer davalı ile birlikte davacının rücu talebine konu alacağından sorumlu olduğunun tespitinden sonra sorumlu olacağı miktarın da tespiti gerekir. Bu yönden yapılacak değerlendirme için öncelikle usuli kazanılmış hak kavramının açıklanmasında yarar bulunmaktadır. "...Usuli kazanılmış hakkın hukuki sonuç doğurabilmesi için; taraflar, mahkeme ya da Yargıtay tarafından açık biçimde yapılmış olan ve istisnalar arasında sayılmayan bir usul işlemi ile taraflardan biri lehine, diğeri aleyhine doğmuş ve kendisine uyulması zorunlu olan bir hakkın varlığından söz edilebilmesi gerekir. Bu kapsamda HMK’nın 281. maddesi hükmü değerlendirildiğinde; bir tarafın bilirkişi raporuna itiraz etmemesi ile bilirkişi raporuna itiraz eden taraf lehine usulî kazanılmış hak doğacaktır. Başka bir anlatımla; bir taraf bilirkişi raporuna itiraz etmez, diğerinin itirazı veya mahkemenin kendiliğinden gerekli görmesi üzerine yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırılır veya aynı bilirkişiden ek rapor alınır ve ikinci bilirkişi raporu veya ek rapor, birinci rapora itiraz edenin daha da aleyhine olursa, ilk rapora itiraz etmeyen taraf bakımından ilk bilirkişi raporu kesinleştiğinden ve bununla itiraz eden taraf lehine usulî kazanılmış hak doğduğundan, mahkemenin ilk bilirkişi raporuna göre karar vermesi gerekir (KURU, Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, İstanbul 2001, Cilt:3, s. 2753). Yargıtayın yerleşik içtihatlarında; HMK’nın 281. maddesi ve 282. maddesi ayrı ayrı değerlendirilmektedir. Bu durumda; hakimin HMK’nın 282. maddesi uyarınca, raporu diğer deliller ile birlikte serbestçe değerlendireceği, ancak bilirkişi raporuna itiraz edilmemesi halinde ikinci bilirkişi raporu veya ek rapor, birinci rapora itiraz edenin daha da aleyhine olursa, ilk rapora itiraz etmeyen taraf bakımından HMK’nın 281. maddesi gereği ilk bilirkişi raporu kesinleştiğinden itiraz eden taraf lehine usulî kazanılmış hak doğduğu kabul edilmektedir. Ayrıca, aleyhe olan hususların kabul edilmediği beyan edilse bile itiraz nedenleri gösterilerek ek ya da yeni rapor alınmasının talep edilmediği ve rapora göre karar verilmesinin talep edildiği durumlarda da usuli kazanılmış hakkın ortaya çıktığı benimsenmiştir (Emsal, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 18/02/2021 tarihli ve 2018/10(21)-94 E., 2021/111 K. sayılı ilamı, Yargıtay 17. Hukuk Dairesinin 13/09/2017 tarihli ve 2016/14455 E. , 2017/7655 K. sayılı ilamı, Yargıtay 6. Hukuk Dairesinin 25/11/2021 tarihli ve 2021/4525 E. 2021/1793 K. sayılı ilamı)..." (Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin 2022/222 Esas 2022/2331 Karar sayılı ilamı). Somut olayda, bilirkişilerin 10/06/2020 tarihli ek raporu ile, davacının 845.857,54 TL alacak miktarı yönünden rücu talebinde bulunabileceği tespit edilmiş olup ek rapor davalı ....Şti. vekiline usulüne uygun olarak tebliğ edilmesine rağmen davalı taraf rapora karşı beyan ve itiraz sunmadığından artık tespit edilen miktar yönünden davacı lehine usuli kazanılmış hak oluşmuştur. Bu doğrultuda davacı lehine oluşan usuli kazanılmış hak gözetildiğinde adı geçen davalı şirketin, diğer davalı şirket ile birlikte tespit edilen bu miktardan sorumlu tutularak hüküm tesis edilmesi gerekir. Ayrıca, davacı tarafından dava dilekçesi ile talep edilen miktar dikkate alındığında kabul edilen miktara göre davanın kısmen kabulüne karar verilmesi gerekirken davanın kabulü yönünden hüküm tesis edilmesi hususu ise eleştirilmekle yetinilmiştir. Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, yeniden yargılama yapılmasına gerek olmadığından HMK'nun 353/1-b.2 bendi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında her iki davalı yönünden davanın kısmen kabulüne dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun KABULÜ ile, İstanbul Anadolu .... Asliye Ticaret Mahkemesinin 2016/.. Esas, 2021/... Karar sayılı ve .../06/2021 tarihli kararının 6100 sayılı HMK'nun 353/1-b.2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, yeniden esas hakkında HÜKÜM TESİSİNE, 2-a)Davanın davalı Tasfiye Halinde ....Şti. yönünden KABULÜNE, 845.857,54 TL alacağın; 114.835,47 TL'sinin ....06.2015 tarihinden itibaren; 405.118,20 TL'sinin ....01.2016 tarihinden itibaren; 94.306,77 TL'sinin 03.05.2016 tarihinden itibaren; 12.963,00 TL'sinin 05.05.2016 tarihinden itibaren; 16.806,26 TL'sinin ....05.2016 tarihinden itibaren; 201.827,84 TL'sinin ...06.2016 tarihinden itibaren işleyecek yıllık %9 yasal faizleri ile birlikte davalı Tasfiye Halinde ....Şti.'den tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla tahsili ile davacıya ÖDENMESİNE, b)Davanın davalı ....Şti. yönünden KISMEN KABULÜNE, 845.857,54 TL alacağın; 114.835,47 TL'sinin 24.06.2015 tarihinden itibaren; 405.118,20 TL'sinin ...01.2016 tarihinden itibaren; 94.306,77 TL'sinin 03.05.2016 tarihinden itibaren; 12.963,00 TL'sinin ....05.2016 tarihinden itibaren; 16.806,26 TL'sinin ...05.2016 tarihinden itibaren; 201.827,84 TL'sinin 13.06.2016 tarihinden itibaren işleyecek yasal faizi ile birlikte davalı ....Şti.'den tahsilde tekerrür olmamak kaydıyla tahsili ile davacıya ÖDENMESİNE, fazlaya ilişkin istemin reddine, c)Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 57.780,53 TL harçtan davacı tarafından peşin olarak yatırılan 14.447,75 TL harcın mahsubu ile bakiye 43.332,78 TL harcın davalılardan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, d)Davacı tarafından yatırılan 29,20 TL başvurma harcı ile 14.447,75 TL peşin harç ile yapılan 4.509,80 TL yargılama gideri olmak üzere toplam 18.986,75 TL'nin davalılardan alınarak davacıya VERİLMESİNE, bakiye kısmın davacı üzerinde bırakılmasına (kabul ret oranına göre davalı ....Şti. 18.983,14 TL'den sorumlu olmak şartıyla), e)Davacı kendisini bir vekille temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca belirlenen 132.878,63 TL vekalet ücretinin davalılardan alınarak davacıya VERİLMESİNE (hakkında verilen karar kesinleşen ....Şti. 59.342,88 TL'den sorumlu olmak şartıyla) f)Davalı ... Şti. kendisini bir vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT uyarınca belirlenen 153,10 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak bu davalıya VERİLMESİNE, İstinaf Başvurusu Yönünden; 3-Hüküm tarihinde yürürlükte bulanan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gereken 732,00 TL harcın davacı tarafından peşin olarak yatırılan 14.445,00 TL harçtan mahsubu ile bakiye 13.713,00 TL harcın hüküm kesinleştiğinde ve talebi halinde davacıya İADESİNE, 4-Davacı tarafından karşılanan 894,10 TL istinaf harçları ile 96,30 TL istinaf yargılama gideri olmak üzere toplam 990,40 TL'nin davalı ....Şti.'den alınarak davacıya VERİLMESİNE, 5-6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince taraflarca yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının hüküm kesinleştiğinde ve kararın tebliğ gideri karşılandıktan sonra artan kısmının yatıran tarafa İADESİNE, Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanununun 353/1-b.2 bendi ile aynı Kanunun 361.1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içerisinde Yargıtay nezdinde Temyiz Kanun Yolu açık olmak üzere oybirliği ile karar verildi.22/01/2026