Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının, müvekkili işveren bünyesinde servis şoförü olarak çalıştığını, müvekkili Şirkete ait servis aracının deposunu uzun bir süre boyunca (günde birkaç kez akaryakıt bayisine uğrayıp taşıt tanıma sistemi aracılığıyla) işverenin bilgisi dışında doldurarak bu akaryakıtı başkalarına sattığını, başka bir ifadeyle davalının servis aracının gerçek tüketiminin çok üzerinde yakıt alımları yapmak suretiyle müvekkili Şirketin güvenini kötüye kullandığını, fazla yakıtı
DAVA KONUSU: Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının, müvekkili işveren bünyesinde servis şoförü olarak çalıştığını, müvekkili Şirkete ait servis aracının deposunu uzun bir süre boyunca (günde birkaç kez akaryakıt bayisine uğrayıp taşıt tanıma sistemi aracılığıyla) işverenin bilgisi dışında doldurarak bu akaryakıtı başkalarına sattığını, başka bir ifadeyle davalının servis aracının gerçek tüketiminin çok üzerinde yakıt alımları yapmak suretiyle müvekkili Şirketin güvenini kötüye kullandığını, fazla yakıtı satarak haksız kazanç elde ettiğini, davalının bu eylemlerinin tespiti üzerine hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu, davalı hakkında zincirleme şekilde hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçundan kamu davası açıldığını, davalının fazladan aldığı yakıtı satarak haksız kazanç elde ettiğini ve müvekkili işvereni çok büyük zararlara uğrattığını iddia ederek maddi ve manevi tazminatın davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. KARAR: Uyuşmazlık, davalı çalışanın davacı işyerinde servis şoförü olarak görev yaptığı sırada davacıyı zarara uğratacak eylemlerde bulunup bulunmadığı ve bu eylemleri sebebiyle davacının maddi ve manevi zararının oluşup oluşmadığına ilişkindir. 1. Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, dava şartlarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere göre davacı vekilinin tüm, davalı vekilinin aşağıdaki paragrafların kapsamı dışındaki temyiz itirazları yerinde görülmemiştir. 2. 4271 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) "B. Kişiliğin korunması" " II. Saldırıya karşı" kenar başlıklı 24. maddesi şöyledir: "Hukuka aykırı olarak kişilik hakkına saldırılan kimse, hâkimden, saldırıda bulunanlara karşı korunmasını isteyebilir. Kişilik hakkı zedelenen kimsenin rızası, daha üstün nitelikte özel veya kamusal yarar ya da kanunun verdiği yetkinin kullanılması sebeplerinden biriyle haklı kılınmadıkça, kişilik haklarına yapılan her saldırı hukuka aykırıdır." 4721 sayılı Kanun gerçek kişi veya tüzel kişi ayrımı yapmaksızın kişilerin kişilik haklarını hukuken koruma altına almıstır. Ticari ... ve haysiyetin çiğnenmesi, tüzel kişiliğin ekonomik yaşam içindeki yerini ve itibarı durumunu sarsabilir. Tüzel kişilerin ya da bir kuruluşun kişilik haklarının zarar görmesi hâlinde, kişilik haklarına saldırıda bulunan kişi veya kişilere karşı yetkili organları aracılığıyla, kişilik haklarında ortaya çıkan azalmanın giderilmesi için dava açabilmesi, uygulama ve Yargıtay içtihatları ile kabul edilmiştir. Dosya içeriğine göre davacıya ait işyerinde servis şoförü olarak çalışan davalının, kullandığı araca gerçek tüketimin çok üzerinde fazladan mazot aldığı ve bu suretle menfaat edindiği, söz konusu olay nedeniyle hakkında ceza yargılaması yürütüldüğü ve İzmir 30. Asliye Ceza Mahkemesinin 2020/478 Esas, 2022/154 Karar sayılı dosyası ile davalının zincirleme şekilde hizmet nedeniyle güveni kötüye kullanma suçunu işlediğine karar verilmiştir. İlk Derece Mahkemesince, tarafların konumu ve olayın gerçekleşme şekli itibarıyla davacının manevi tazminata hak kazandığı belirtilmiş ise de bu yöndeki kabul dosya kapsamına uygun düşmemektedir. Zira manevi tazminat talep edebilmek için, bir kimsenin kişilik hakkına hukuka aykırı bir saldırı yapılmalı, bir manevi zarar bulunmalı, saldırı ile zarar arasında illiyet bağı olmalı ve davalının sorumlu olmasını gerektiren veya kusursuz sorumluluğunu gerektiren bir hâl bulunmalıdır. Somut olayda manevi tazminatın koşulları oluşmamış, davacının kişilik haklarına ne tür bir saldırıda bulunulduğu açıkça ortaya konulamamıştır. Bu nedenle davacının manevi tazminat isteğinin reddi gerekirken yazılı şekilde kabulü hatalı olup bozmayı gerektirmiştir.