9. Hukuk Dairesi 2011/44774 E. , 2013/31862 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ DAVA :Davacı birleşen davalı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ödenmeyen maaş alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, asıl davayı reddetmiş, birleşen davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Hüküm süresi içinde davacı birleşen devalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelend
**9. Hukuk Dairesi 2011/44774 E. , 2013/31862 K.** **"İçtihat Metni"** MAHKEMESİ :İŞ MAHKEMESİ DAVA :Davacı birleşen davalı, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı, ödenmeyen maaş alacaklarının ödetilmesine karar verilmesini istemiştir. Yerel mahkeme, asıl davayı reddetmiş, birleşen davanın kabulüne karar verilmesini istemiştir. Hüküm süresi içinde davacı birleşen devalı avukatı tarafından temyiz edilmiş olmakla, dava dosyası için Tetkik Hakimi ... tarafından düzenlenen rapor dinlendikten sonra dosya incelendi, gereği konuşulup düşünüldü: Y A R G I T A Y K A R A R I A)Davacı isteminin özeti: Davacı-birleşen dava davalısı vekili, müvekkiline küresel kriz gerekçesiyle zorunlu olarak izin kullandırıldığını, bu izinlerin karşılığının davacı ve diğerlerinin maaşlarından kesildiğini, davacının son dönem maaşlarının bir kısmının eksik, bir kısmının hiç ödenmediğini, fazla çalışma ücretlerinin ödenmediğini, davacılara işverenlik yetkililerince içeriği bildirilmeyen, sureti verilmeyen belgeler imzalanmasının istendiğini, işveren yöneticilerince davacıların “aldığınız maaşı hak etmiyorsunuz” şeklinde aşağılandığını, kullandırılan zorunlu izinler nedeniyle kesinti yapılacağı ve zorunlu olarak kullandırılan izin günlerine karşılık ücret ödenmeyeceğinin bildirildiğini, aynı konumda çalışan eski işçilere daha düşük, yeni alınanlara daha yüksek oranda ücret ödemesi yapılarak maaş adaletsizliği uygulanmaya başlandığını, tüm bu gerekçeler üzerine davacılarca iş akdinin haklı nedenle feshedildiğini, bir öğün yemek ve servis bulunduğunu, yılda bir yakacak yardımı yapıldığını, yılda üç kez erzak yardımı olduğunu, haftalık olarak değişen ve vardiya usulü ile çalışılan işyerinde her ay olmak üzere 11-07 vardiyası için normal saat ücretinin % 25’i oranında, 03-11 vardiyası için saat ücretinin % 15’i oranında vardiya primi ödendiğini, uygulanan haksızlıklar üzerine işten ayrılmak isteyenlere işverenlikçe haklarının eksiksiz ödeneceği vaadiyle istifa dilekçeleri alındığını, ancak davacıların işten ayrılma istekleri işleme konulmadığı gibi, maaş kesintileri, zorunlu izin kesintileri ile fazla mesai haklarının da ödenmediğini, bunun üzerine müvekkillerince ihtarname keşide edildiğini, davacıların bu eyleminden haberdar olan işverenin istifa dilekçelerini işleme koyduğunu bildirdiğini iddia ederek kıdem, ihbar tazminatı ve ödenmeyen maaş alacaklarının faiziyle tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı birleşen dava davacısı, davalının 13.01.2004 tarihinden itibaren davacı işyerinde kalite kontrol laboratuvarında teknisyen olarak görev yaptığını, kalite kontrol laboratuvarında çalışan teknisyenlerin ürün teknisyeni, yarı ürün teknisyeni ve hammadde teknisyeni olarak görev yaptıklarını, başlıca görevlerinin gerek ikmalci firmalardan gerekse üretim bölümünden gelen numune ve hammaddelerin şartnameye uygunluğunun test edilmesi, analizlerin yapılması, aylık kalite göstergelerinin hazırlanması, renk komponentlerinin testlerinin yapılması, kabul, şartlı kabul, kabul/ret kararının verilmesi olduğunu, yaptıkları görev nedeniyle teknik ve mesleki bilgi ve donanıma sahip olduğunu, işverenin müşterilerini de tanıdıklarını, imzalanan belirsiz süreli iş sözleşmesinin özel şartlar bölümünün c bendi uyarınca taraflar arasında koşulları oluşmuş rekabet etmeme borcu doğuran sözleşme bulunduğunu, davalının 26.04.2010 tarihinde kendi rızası ve beyanı ile iş akdini sona erdirdiğini, iş akdini sona erdirmesinden sonra davacı işveren ile aynı şekilde faaliyet gösteren bir başka boya ve boya kimyası alanında rakip müessesede çalıştığının tespit edildiğini, bu nedenle rekabet etmeme borcunu ihlal etmesi nedeniyle ve sözleşmede yer alan hüküm uyarınca son brüt ücretinin 1 yıllık tutarında ceza şart ödemesi gerektiğini, son brüt aylık ücretinin 1.408 TL olduğunu iddia ederek davalının son brüt ücretinin yıllık tutarındaki miktarın tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. B)Davalı cevabının özeti: Davalı-Birleşen dava davacısı vekili, davacının 13.01.2004-26.04.2010 arasında kalite kontrol laboratuvarında teknisyen olarak en son 1.408,00 TL Brüt ücretle çalıştığını, davacının 26.04.2010 tarihli istifası ile ihbar öneline uymadan ve hiçbir geçerli neden bulunmaksızın ayrıldığını, rekabet yükümlülüğüne aykırı davranışı nedeniyle cezai şart ödemesi gerektiğini, taraflar arasında rekabet etmeme borcu doğuran iş akdi bulunduğunu, davacının iş akdini 26.04.2010 tarihinde kendi rızası ve beyanı ile sonlandırdığını, her ne kadar noter ihtarnamesi ile alacak talebinde bulunmuş ise de, müvekkili tarafından herhangi bir hak ve alacağı bulunmaması ve iş akdini sonlandırmasından sonra işverenle aynı şekilde faaliyet gösteren bir başka boya ve boya kimyası alanında rakip müessesede çalıştığı tespit edildiğinden cevabi ihtarname keşide edildiğini, davacının söz konusu iddiaları doğru olmadığının imzasını içeren maaş bordroları ve istifa dilekçesi ile sabit olduğunu, fesih haklı sebebe dayansa da İş Kanunu madde 26/1’de öngörülen sürenin geçirilmesinden sonra yapılmışsa haksız feshin hüküm ve sonuçlarının uygulanacağını, iş akdini tamamen keyfi şekilde ve hiçbir geçerli sebep yokken feshettiğinden kıdem ve ihbar tazminatına hak kazanamayacağını savunmuştur. Birleşen davalı vekili, sözleşmeyi kabul etmediklerini, dayanak sözleşmenin davacının işe başvurusu sırasında içi boş olarak imzası alınan davacının özgür iradesini yansıtmayan bir belge olduğunu ve geçersiz olduğunu, sözleşmeye sonradan eklenen ücretin davacının işe giriş tarihinde geçerli olmayan bir ücret olduğunu, sözleşmenin tanzim tarihinin boş bırakıldığını, davacının çalışacağı kısmın işe başlarken belirlenmiş olmadığını, sonradan doldurulan yerlerde davacının onayı yerine geçmek üzere parafının da olmadığını, davacının haklı gerekçelerle işten ayrıldığını, davacının angarya yasağına aykırı talepte bulunmaya başladığını, ekonomik kriz bahanesi ile zorunlu ücretsiz izin kullanmaya ittiğini, aldığınız maaşı hak etmiyorsunuz diye hakaretlere başlandığını, zorunlu izinler nedeniyle maaşlarının eksik verildiğini, fazla mesai ücretlerinin verilmez olduğunu, müvekkili ve arkadaşlarını iş bırakmaya zorladığını, bu nedenle müvekkili ve arkadaşlarının 1.500 TL net maaş aldıkları işyerinden ayrıldıktan sonra yeni buldukları işyerlerinde daha düşük maaşla çalışmaya razı olmak durumunda kaldıklarını, müvekkilinin davacı yanında çalıştığı süre içinde yaptığı işin gereği olarak müşterilerini tanımak ve işverene mahsus olan işin esrarına vakıf olması gibi bir durumun söz konusu bile olmadığını, davacının hayali bir zarara dayalı olarak talepte bulunduğunu, davayı kabul anlamına gelmemek üzere ortada geçerli bir sözleşme olsa bile bu zararın tazmini için BK madde 148-150’deki yasal düzenleme gereği zararın vukuunun şart olduğunu, davacının huzurdaki davayı ikame etmesinin bir hakkın kullanımından ziyade davacı ve arkadaşlarını yasal haklarını kullanmaktan vazgeçirmeye yönelik olduğunu, doktrin ve Yargıtay uygulamasına atıfla talebin yasal ve hukuki dayanaktan yoksun olduğunu savunarak davanın reddini talep etmiştir. C)Yerel Mahkeme Kararının Özeti. Mahkemece asıl davanın reddine, birleşen dava bakımından ise 1/3 oranında hakkaniyet indirimi ile 11.324,00 TL cezai şart alacağının tahsiline karar verilmiştir. D)Temyiz: Karar davacı-birleşen dava davalısı tarafından temyiz edilmiştir. E)Gerekçe: 1.Dosyadaki yazılara, toplanan delillerle kararın dayandığı yasal gerektirici nedenlere göre davacı birleşen dava davalısının aşağıdaki bendin kapsamı dışında kalan temyiz itirazları yerinde değildir. 2.Taraflar arasındaki uyuşmazlık, rekabet yasağının ihlalinden doğduğu ileri sürülen cezai şart ücretinin tahsili istemine ilişkin olup, öncelikle dikkate alınması gereken husus uyuşmazlığın 4857 sayılı Kanun kapsamında değerlendirilip değerlendirilemeyeceği ve bu bağlamda iş mahkemesinin görevli olup olmadığı noktasında toplanmaktadır. 5521 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu'nun 1. maddesine göre, iş mahkemelerinin görevi “İş Kanununa göre işçi sayılan kimselerle işveren veya işveren vekilleri arasında iş sözleşmesinden veya iş Kanununa dayanan her türlü hak iddialarından doğan hukuk uyuşmazlıklarının çözülmesi”dir. Davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan mülga 818 sayılı Borçlar Kanunu’nun 348. maddesi “İş sahibinin müşterilerini tanımak veya işlerinin esrarına nüfuz etmek hususlarında işçiye müsait olan bir hizmet akdinde her iki taraf, akdin hitamından sonra, işçinin kendi namına iş sahibi ile rekabet edecek bir iş yapamamasını ve rakip bir müessesede çalışamamasını ve böyle bir müessesede şerik veya sair sıfatla alakadar olamamasını şart edebilirler. Rekabet memnuiyetine dair olan şart, ancak işçinin müşterileri tanımasından ve esrara nüfuzundan istifade ederek iş sahibine hissolunacak derecede bir zarar husulüne sebebiyet verebilecek ise, caizdir. İşçi, akdin yapıldığı zamanda reşit değil ise rekabet memnuiyetine dair olan şart batıldır.” hükmünü haiz olup, madde metninden de anlaşılacağı üzere bu madde sözü edilen sırlara vakıf işçinin sözleşme yapmak şartıyla işten ayrılması halinde aynı işi kendi adına yapmamasını, rakip bir müessesede çalışmamasını ve böyle bir müessesede şerik veya sair sıfatla alakadar olmamasını düzenlemektedir. Düzenleme, hizmet sözleşmesi içinde yer almakla birlikte hizmet sözleşmesi süresi içinde yapılmaması gereken bir hususta değil, hizmet sözleşmesinin sona ermesinden sonra yapılmaması gereken bir hususta düzenleme getirmektedir. İş sözleşmesinin devamı sırasında rekabet yasağının ihlali şeklindeki sadakatsizlik iş mahkemesinde görülecek bir davanın konusunu oluşturur. Bu rekabet yasağının sözleşmeden veya kanundan kaynaklanmasının hukuki sonuçları ile aynıdır. Oysa somut uyuşmazlıkta davacı taraf, davalının sözleşmenin sona ermesinden sonra gerçekleşen eylemi sebebiyle cezai şart istemektedir. Rekabet yasağının iş sözleşmesinin bitiminden sonraki bir tarihte ihlal edilmesi iş mahkemelerini görevli olmaktan çıkarmaktadır. Ayrıca rekabet yasağının belirlenmesinde ticari sırrın ne olduğu uzman mahkemelerce değerlendirilmesi gereken ve piyasa şartlarıyla sıkı sıkıya bağlı bulunan ticari bir konudur. Kaldı ki, davanın açıldığı tarih itibariyle yürürlükte bulunan mülga 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 4. maddesiyle kanun koyucu çok açık bir şekilde 818 sayılı Kanun'un 348. maddesinden kaynaklanan davaların mutlak ticari davalardan olduğunu öngörmüştür. Mutlak ticari davalar herhangi bir unsurun, bağlama noktasının veya sebebin davanın ticari niteliğini değiştirmediği, mahkemenin kanaatinin rol oynamadığı davalardandır. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu 29.02.2012 Tarih 2011/11-781 Esas- 2012/109 Karar sayılı ilamında da hizmet sözleşmesinin sona ermesinden sonra gerçekleşen rekabet yasağına aykırılığı düzenleyen 818 sayılı Kanun’un 348. maddesi kapsamında değerlendirilmesi gereken uyuşmazlıklara ilişkin davaların 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 4/1-3. maddesi gereğince mutlak ticari dava niteliği taşıdığı ve mutlak ticari davaların görülme yerinin ise, açık biçimde ticaret mahkemeleri olduğu belirtilmiştir. Açıklanan nedenlerle, mahkemece mutlak şekilde ticaret mahkemelerinin görevine giren rekabet yasağına dayalı cezai şart alacağına ilişkin dava tefrik edilerek, görevsizlik kararı verilmesi gerekirken işin esasına girilerek hüküm kurulması hatalı olup, bozmayı gerektirmiştir. F)Sonuç: Hükmün yukarıda açıklanan nedenle BOZULMASINA, peşin alınan temyiz harcının istek halinde ilgiliye iadesine, 04.12.2013 tarihinde oybirliği ile karar verildi.