T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/711 KARAR NO : 2025/1947 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2022/318 KARAR NO : 2023/819 DAVA TARİHİ : 22/04/2022 KARAR TARİHİ : 19/10/2023 DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit DAİRE KARAR TARİHİ : 24/10/2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 24/10/2025 İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 19/10/2023 Tarih …
T.C. İZMİR BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 13. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/711 KARAR NO : 2025/1947 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A B Ö L G E A D L İ Y E M A H K E M E S İ K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İZMİR 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ ESAS NO : 2022/318 KARAR NO : 2023/819 DAVA TARİHİ : 22/04/2022 KARAR TARİHİ : 19/10/2023 DAVANIN KONUSU : Menfi Tespit DAİRE KARAR TARİHİ : 24/10/2025 KARAR YAZIM TARİHİ : 24/10/2025 İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 19/10/2023 Tarih ve 2022/318 Esas 2023/819 Karar sayılı kararının, istinaf başvurusu yoluyla incelenmesinin davacı ve davalılar vekili tarafından istinaf edilmesi üzerine, dairemize gönderilen dosya incelendi, dosya içeriğine göre incelemenin duruşmasız olarak yapılması uygun görülmekle, gereği konuşulup düşünüldü. İSTEM: Davacı avukatı tarafından verilen dava dilekçesinde özetle; davacının, .... Mah. ... Cad. No..../... .../... adresinde 2013 yılına kadar mülkü kendisine ait olan yerde market işlettiğini, market işlettiği dönemde, mali sıkıntılarını çevresindekilere anlattıktan sonra önce ...'nın 2009-2010 yılları içinde davacıya borç para vermeyi önerdiğini, davacının, ilk borç parayı aldıktan bir süre sonra yeniden borç para istediğini ancak bu defa, kendisinde para olmadığını, ama abisi olan ...'dan borç alabileceğini söyleyerek davacıyı davalı ...'e gönderdiğini, davacının bu şekilde davalı ...'den de o tarihlerde borç para aldığını ancak ekonomik zorluklar, bankalara olan borçları ve sair nedenlerle borcu zamanında ödeyemeyince davalı ...'nın davacıya, kendisinin de bankalara faiz ödemek zorunda kaldığını, bu yüzden aldığı borç paralar için aylık % 5 oranında faiz istediğini söylediğini ,davacının bunu kabul etmek zorunda kaldığını, o tarihten sonra davalı ...'in, davacının ödediği paraları sürekli faiz alacağına saydığını, alacağına böylece sürekli tefeci faizi işlettiğini, davacının halihazırda İcra Müdürlüğü'nün dosyasında 1.000.000 TL'yi aşkın borçlu gözüktüğünü,davacıya yüksek tefecilik faiziyle verilen paralar, bu paralara karşı hesaplanan faiz tutarları ve davacının alınan ödemelere ilişkin elde bulunan bazı dökümanların, yargılaması sona eren İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi dosyasında mevcut olduğunu, söz konusu belgelerde davalı ...'in el yazıları bulunduğunu, kendisinin de ceza yargılamasında bunu kabul ettiğini, davalı ...'nın davacıya borç verirken, faiz ve bazı kalemler ekleyerek sürekli olarak yeni rakamlı senet imzalattığını, bu senetlerin 30.08.2010 düzenleme tarihli ve 157.800 TL. bedelli, 28.02.2011 düzenleme tarihli ve 253.000TL. bedelli ,31.07.2011 düzenleme tarihli ve 350.000 TL. bedelli , 30.09.2011 ödeme tarihli ve 420.000TL. bedelli, 30.12.2011 vade tarihli 515.000 TL bedelli, 31.01.2012 ödeme tarihli 552.000 TL. bedelli ve 10.04.2012 ödeme tarihli 650.000 TL bedelli senetler olduğunu, bu süre içerisinde davacının yaşadığı mali krizin derinleştiğini, işyeriyle ilgili olarak Belediye'den kaynaklanan imar ve ruhsat sorunları nedeniyle işyerinin bazen mühürlendiğini, işlerinin aksadığını, bankaların çektiği kredilerle ilgili icra takiplerine başladığını, davalı ...'in 650.000 TL lik bedelsiz tefecilik senedini 'ciro ederek' icraya koydurması ve davacının dükkanına haciz işlemi uygulatmasının da, bankaların bu işlemleri başlatmasına vesile olduğunu, bu süreçte davacının üç adet evinin (...Caddesi No:.... D.... ... .. Mah. ../... Sk. No:... D... ... ve . ...'da bulunan ev) icra yoluyla sattırıldığını, davalı ...'nın, söz konusu esasen bedelsiz olan ve tefecilik yoluyla alındığı İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kesinleşmiş kararıyla sabit olan, imzalattığı 650.000 TL bedelli bu senedi, davacı ile hiçbir ilgisi olmayan, ticari ve insani bir ilişkisinin de olmadığı ve hatta kendisinin de hiçbir ticari ilişkisinin olmadığı, damadı ....” ın arkadaşı olan diğer davalı ... ' e ciro ederek icra takibini bu kişi üzerinden başlattığını, bu kişinin kötü niyetli olarak davalı ...'le birlikte hareket ettiğini, diğer davalı ...'un alacaklısı gözüktüğü ve tefecilik karşılığında alınmış 650.000 TL'lik senedin İzmir 16. İcra Müdürlüğü'nün 2012/6253 E. sayılı dosyasıyla icraya konulduğunu, takipteki rakamın büyüklüğü, ekonomik krizde olduğu bir dönem nedeniyle davacı için dava açmasının çok zor olduğu bir dönemde, senede karşı hukuki müracaat haklarını kullanamadığını, takip sonrası dükkanının üzerine hemen haciz konulduğunu, davacının bu olaylardan sonra davalı ...'in çevrede tefeci olarak bilindiği bu yolla davacı gibi birçok kişinin malına mülküne el koyup, haksız kazanç yoluyla birçok mal varlığı edindiğini öğrendiğini ve İzmir Cumhuriyet Başsavcılığına her iki davalı hakkında şikayetçi olduğunu, davalılar hakkında İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yapılan 2018/66 E. - 2021/37 K. sayılı dosya ile 27.01.2021 tarihinde karar verildiğini, kararda davalılardan ... hakkında tefecilik suçundan 2 yıl 6 ay hapis ve 30.000 TL adli para cezası verildiğini, kararın İzmir BAM 8. CD'nin 28.01.2022 t., 2021/2538 E. - 2022/91K. sayılı istinaf başvurusunun esastan reddi kararıyla kesinleştiğini, takip konusu senedin suça konu geçersiz bir senet olduğunu, yani kambiyo senedi vasfında olmadığı ve Türk Borçlar Kanunu 27. Madde karşısında kesin hükümsüz olduğunun ortaya çıktığını, davalı ...'in , ... ilçesinde pek çok kişiye yüksek faizle para vererek borç para temin ettiğini ve buradan elde ettiği geliri, şirketi olan ....Şti üzerinden elde etmiş gibi gösterdiğini, davacının bugüne kadar ...'ya olan tefeci borcunun bir kısmını, yine ...'nın talimatı ile davalının şirketine(.... Şti.) ait pos makinelerinden işlem yaparak ödemek durumunda kaldığını, davacının bu yolla davalı ...'e, hem kendisinin hem de eşinin kredi kartlarından sadece yedi sekiz ayda 72.075 TL. ödemede bulunduğunu, bu kredi kartı alışveriş belgelerinin, ödemelerin tefecilik ödemeleri olduğunu açıkça ortaya koyan belgeler olduğunu, davacının bu ödemesi gözüken belgeler karşılığında .... şirketinden hiçbir şey satın almadığını, davalı ...'in, tefecilik üzerinden elde ettiği geliri işletmesi aracılığıyla akladığını, sanki ortada bir mal ya da hizmet alışverişi varmış gibi gösterdiğini, bu kadar büyük miktarlı bir senedin ... aracılığıyla icra takibine konulmasının başka bir açıklaması olmadığını, davalı ... ve ... arasındaki böyle bir alacak ilişkisinin somut, açıklanabilir, şüpheye yer bırakmayacak şekilde gösterilebilmesi, aralarındaki ilişkinin açıklanması gerektiğini, bir kimsenin esasen alacaklı olmadığı bir kişiye karşı halihazırda da çok yüksek bir rakam olan ve mahkeme kararına göre ödeme de gerçekleştiği tespit edilen, 650.000 TL. lik bir senedi başka bir kişi adına icraya konulması ve icra işlemlerinin gerçekleştirilmesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, dolayısıyla diğer davalı ...'ün yaptığı bu eylemin, tefecilik suçunun perdelenmesi suretiyle iştirak niteliğinde olduğu ve senedin de esasen tefecilik eylemleri nedeniyle alınmış olması dolayısıyla kesin hükümsüz yani bedelsiz olduğunun açık olduğunu, davalıların ceza yargılamasındaki ifadelerinin de kendi arasında çelişkili olduğunu, davalı ... kolluktaki ifadesinde diğer davalıdan başlangıçta 50.000 TL peşinat aldığına dair tek bir cümle kurmazken, mahkemedeki ifadelerinde böyle bir ifade kullandığını, halbuki 2011-2012 yıllarında böylesi bir rakamın, kolluk ifadesinde unutulacak kadar küçük olmadığını, bunun da davalıların kötüniyetli işbirliğini gösteren bir başka veri olduğunu, İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesinin, senedin bir suç delili olduğuna hükmederek, davalı ...'in bir bütün olarak eylemlerinin tefecilik suçunu oluşturduğuna kanaat getirdiğini, kararın kesinleştiğini, kararın kesinleşmesini müteakip, arabuluculuk başvurusu yapıldığını, 2022/27559 no'lu arabuluculuk dosyasının anlaşmazlıkla sonuçlandığını, kesinleşen suç karşısında dava açmak zorunluluğu doğduğunu belirtmiş , telafisi imkansız zararların önüne geçmek, İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nin kesinleşmiş mahkumiyetle sonuçlanan tefecilik dosyasının önemi, içeriği ve söz konusu senedin açık şekilde tefecilik yoluyla elde edildiği yani suç eşyası olduğunun ceza mahkemesi kararıyla tespit edilmesi sebepleriyle, suça konu İzmir 16. İcra Müdürlüğü'nün 2012/6253 E. sayılı icra takibinin, ivedilikle ve kesinleşmiş mahkumiyet kararı ve TBK 27. Maddesi de gözetilmek suretiyle öncelikle teminatsız olarak tedbiren durdurulmasına, davacının, davalılara İzmir 16. İcra Müdürlüğü'nün 2012/6253 E. Sayılı icra dosyası nedeniyle borçlu olmadığının tespitine, İzmir 16. İcra Müdürlüğü'nün 2012/6253 E. sayılı dosyasına yatan ve bugüne kadar ödenen paranın, fazlaya ilişkin haklar saklı kalmak kaydıyla şimdilik 15.000 TL sinin ödeme tarihinden itibaren işleyecek ticari faiziyle birlikte davalılardan istirdatına, haksız ve kötüniyetli olarak ve iştirak halinde icra takibi yapan davalılar hakkında müştereken ve müteselsilen, % 20'den az olmamak kaydıyla kötüniyet tazminatına hükmedilmesine karar verilmesini talep etmiştir. YANIT : Davalılar avukatı tarafından verilen yanıt dilekçesinde özetle;davacının dava dilekçesinin 4. Maddesinde, İzmir 16. İcra Müdürlüğü’ nün 2012/6253 E. sayılı icra dosyasına davacının iddiasının ödenmiş senedin icraya konulduğu yönünde olduğunu, davacının dosyaya ödeme yaptığına ilişkin yazılı bir delil sunmadığını, davacının bir diğer iddiasının ise davalı ...’nın tefecilik yaptığı ve ...’ün kötü niyetli olarak ... ile birlikte hareket ettiği olduğunu,davacının davalı ...’ün ... ile birlikte hareket ettiği iddiasının doğru olmadığının mahkeme kararı ile sabit olduğunu, İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2018/66 E. 2021/37 K. sayılı dosyası ile yapılan yargılamada ...'ün tüm suçlamalardan ve tefecilik suçundan beraat ettiğini, davalı ... tarafından İzmir 16. İcra Müdürlüğü’nün 2012/6253 E. sayılı takip dosyası ile davacı hakkında başlatılan icra takibine konu senedin ...’e ciro yolu ile geçtiğini , davalının iyi niyetli üçüncü şahıs olduğunu, senet ciro edildiği sırada davacı ... ile diğer davalı ... arasındaki senede dayalı hukuki ilişkiyi bilmesinin mümkün olmadığını, davacının istirdat talebinin yerinde olmadığını ,davacının istirdat talebini tefeciliğe dayandırdığını, davacının tefecilik iddiasını kabul etmemekle birlikte bir an için borcun tefecilikten kaynaklandığı varsayılsa bile bu borcun eksik borç olup, eksik borç def’inde bulunulduğunu, eksik borç nedeni ile yapılan ödemelerin BK M.605’ de ifade edildiği üzere geri istenemeyeceğini, davacının dava dilekçesinde, davalı ...’nın tefecilik yaptığı, buna dayalı ceza aldığı, davalıdan aldığı 50.000 TL.-60.000 TL. yi kat kat fazlası ile ödediği, ödediği paraları faize saydığı bu nedenle borcun bitmediği, borcu ödediği halde zorla senetler imzaladığı, son olarak 650.000,00 TL bedelli senet imzalatıldığı, senedin diğer davalı tarafından icraya konulduğu, bu yüzden üç adet evinin satıldığı, ailevi sorunlar yaşadığı hatta, kızının okulu bırakmak zorunda kaldığı iddiası ile icra dosyasına konu borçlu olmadığının tespitini istediğini, davacının ekonomik ve mali sıkıntıya girmesinin sebebinin ... olmadığını, davacınnı, 2008 yılında mali sıkıntıya girdiğini dilekçesinde açıkça belirttiğini, davacının davalı ile girdiği hukuki ilişkiden çok önce bütün gayrimenkullerini ipotek vererek bankalara teminat gösterdiğini, krediler aldığını, bu nedenle davacının üç adet evinin satılması, aile sorunları yaşaması ve kızının okul bırakmasının davalı ile uzaktan yakından bir alakası olmadığını, diğer yandan davacı ... ile davalı ....' nın akraba olduğunu, tarafların akraba olmaları ve yıllardır aynı mahallede yaşamaları nedeni ile birbirlerini çok iyi tanıdığını, yıllarca, aynı mahallede davacının market işlettiğini, davalı ...'in ise beyaz eşya işi yaptığını, market işletmekte olan davacının, 2008-2009 yıllarında ekonomik sıkıntıya girdiğini, bu nedenle dava dilekçesinde bahsettiği kendisine ait üç adet evini ve dükkanı bankalara teminat göstererek krediler aldığını, aldığı bu kredileri ödeme güçlüğüne düşen davalının, borçlarını ödeyebilmek için işletmekte olduğu marketin mülkünün ikiye bölüp yarısını davalıya satmayı teklif ettiğini, davalının da bu teklifi kabul ettiğini ve davacının, anlaşma doğrultusunda mülkün ikiye bölünmesi için tadilat projeleri hazırlaması ve dükkanın ikiye bölünmesi işlemlerinin uzadığını, bu süreçte davalının anlaşmaya istinaden davacıya nakit para ödemeler yaptığı ve kendisine ait tapuda .... adına kayıtlı ...’da bulunan evi verdiğini ve her yaptığı ödeme karşılığı davacıdan senet aldığını, satışa konu dükkanın tadilat projelerinin hazırlanması ve ikiye bölünmesi aşamasında dükkanın yüzölçümü konusunda belediyede karışıklıklar oluştuğunu, dükkanın yüzölçümünün 140 m2’lerden sadece 42 m2lere düştüğünü ve belediye tarafından dükkanın mühürlendiğini, bu konuda davalar açıldığını( İzmir 10. Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 2011/1340-2013-28 K. sayılı davası ve İzmir 3. İdare Mahkemesi’nin 2015/1105 E. sayılı davası) bunun üzerine taraflar arasındaki alım satım işinin geri kaldığını, anlaşmanın bozulduğunu ,davalının bahsedilen alım satım işine istinaden davacıya yaptığı ödemeler nedeni ile davacının davalıya borçlu olup, İcra takibine konu senedin bu alışverişten kaynaklanan ödemeler karşılığı düzenlenen senet olduğunu, davacının, davası ile tefeciliğe rağmen ödemiş olduğu borcuna karşılık alınan senedin icraya konulduğundan bahisle icra takibinden dolayı borçlu olmadığının tespitini istediğini, davacı dilekçesinde ve Ceza Mahkemesi önünde verdiği ifadelerinde; davalıdan hem 50.000,00 TL. - 60.000,00 TL. nakit para aldığını, hem de davalıya ait olan tapuda .... adına kayıtlı ...’da bulunan evi aldığını kabul ettiğini, davacının davalıya sattığı dükkanın Gaziemir Belediyesi tarafından mühürlenmesi neticesi tapudan devrini yapamadığından taraflar arasındaki alım satım anlaşmasının bozulduğunu, davalının bu satış dolayısı ile davacıya nakit ve taşınmaz bedeli karşılığı 650.000,00 TL ödediği bedeli davacıdan alamadığını, davacının dilekçesinde bahsettiği banka kartı ile yaptığını iddia ettiği ödemelerin davalıya yapılmış ödemeler olmadığını, ödemelerin davalının da ortak olduğu ... Şti.’ne yapılmış ödemeler olduğunu, ödemelerin davalıya değil ortağı olduğu şirkete yapıldığını, bu şirketin tek ortağının davalı olmadığını, davalı ... ' nın yargılandığı İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2018/66 E. 2021/37 K. sayılı dosyasında bedelsiz senedin tahsili suçundan beraat ettiğini, tefecilik suçundan ceza aldığını, mahkeme, cezaya gerekçe olarak, davacının banka slipleri ile davalının ortağı olduğu şirkete yapmış olduğu ödemeler gösterildiğini , mahkeme kararı ve gerekçesinde senedin bedelsiz kaldığına ve bu yönde suç oluştuğuna dair gerekçe ve ibare olmadığını, bu nedenle davalının alacaklı olduğu senedin ödendiği ve bedelsiz kaldığının davacı tarafça ispatı gerektiğini, davacının senet bedelini ödediğini ispatlamadığı sürece davalıya borçlu olacağını, davacının davalıdan nakit para aldığını ve davalıya ait ...'da bulunan taşınmazı aldığını beyan ve ikrar etmekle davalıya borçlu olduğunu kabul ettiğini, davacının, icra takibine konu senedin tefecilikten kaynaklanmadığını, “hile ile alındığı”, taraflar arasından “her hangi bir para alışverişi olmadığını” davalılara keşide ettiği İzmir 14. Noterliğinin 11.02.2013 tarih ve 00784 No.lu ihtarnamesi ile de açıkça ortaya koyduğunu,davacının istirdat talebinin yerinde olmadığını, davacının istirdat talebini tefeciliğe dayandırdığını, davacının tefecilik iddiasını kabul etmemekle birlikte bir an için borcun tefecilikten kaynaklandığı varsayılsa bile bu borcun eksik borç olup, eksik borç def’inde bulunulduğu eksik borç nedeni ile yapılan ödemelerin BK M.605’ de ifade edildiği üzere geri istenemeyeceğini belirtmiş , her iki davalı yönünden de davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARININ ÖZETİ: Mahkemece ;davanın kısmen kabulü ile, Davacı ... ' un İzmir 16. İcra Müdürlüğü' nün 2012/6253 E. sayılı dosyası, dolayısıyla davalılara borçlu olmadığının TESPİTİNE, Takibin DURDURULMASINA, İzmir 16. İcra Müdürlüğü' nün 2012/6253 E. sayılı dosyasındaki takip miktarı olan 650.000,00 TL üzerinden hesaplanan % 20 kötü niyet tazminatı 130.000,00 TL nin davalı ... ' dan alınarak davacıya verilmesine, Davalı ... yönünden kötü niyet tazminatı talebinin REDDİNE, İcra dosyasına yapılan 15.000,00 TL lik ödemenin dava tarihinden itibaren işleyecek ticari avans faizi ile birlikte davalılardan alınarak davacıya verilmesine karar verilmiştir, İSTİNAF TALEBİNDE BULUNAN: Davacı ve davalılar istinaf talebinde bulunmuştur. İSTİNAF NEDENLERİ: Davacı avukatı tarafından verilen istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesinde özetle; -yargılama gideri ve vekalet ücreti yönünden müşterek müteselsil sorumluluk talebine yönelik hüküm kurulmadığını, -davalı ... hakkında kötüniyet tazminatına hükmedilmemiş olmasının yerinde olmadığını, -senet cironun hangi dayanakla kendisine verildiğine dair beyanının olmadığını, -davalı ...'in iyiniyetinden söz edilmesi mümkün olmayıp, aksine davacıya zarar verme konusunda kötüniyetli olduğunu beyanla kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. Davalılar avukatı tarafından verilen istinaf kanun yoluna başvuru dilekçesinde özetle; -davalı ... yönünden İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2018/66 Esas, 2021/37 Karar sayılı tefrecilik suçundan beraat ettiğini, - takip konusu senedin tefecilik karşılığı verilen senet olduğunun belirtilmediğini, İzmir 16. İcra Müdürlüğü’nün 2012/6253 E. sayılı dosyasına konu müvekkilin alacaklı olduğu bononun geçersiz olduğu söylenemeyeceğini, icra takibine konu senedi geçersiz saymak soreti ile davanın kabulüne karar vermesi usul ve yasaya aykırı olduğunu, -davalı ... yönünden İzmir 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nin 2018/66 Esas, 2021/37 Karar sayılı kararında İzmir 16. İcra Müdürlüğü’nün 2012/6253 E. sayılı dosyasına konu senedin tefecilik karşılığı verilen bir senet olduğuna yönelik bir karar olmadığını, -mahkemenin Ağır Ceza Mahkemesinin müvekkilim hakkındaki tefecilik suçundan mahkumiyet kararına dayanarak takip konusu kambiyo senedinin geçersiz senet olduğu yolundaki kararı bu nedenle uygun olmadığını, -davacı taraf her ne kadar davalılardan aldıkları paraları ödediğini iddia etmişlerse de bu borçlarını ödediklerini ispatlayamadığını, - senedi icraya koymuş olmak tek başına kötü niyet tazminatı gerektirmeyeceğini, - Yargıtay’ın kararının tefecilik karşılığı alınan bononun icra işlemine konulmuş olması tek başına alacaklının kötü niyetli olmasını gerektirmediğini beyanla kararın kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir. GEREKÇE: Dava, icra takibinden sonra açılan menfi tespit istemine ilişkindir. Yerel mahkemece yapılan yargılama neticesinde; davanın kısmen kabulüne karar verilmiş, karara karşı taraflar istinaf kanun yoluna başvurmuştur. Dairemizce istinaf incelemesi, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Davacı, takip dosyasına dayanak senedin tefecilik nedeniyle düzenlendiğini, davalıya borcunu fazlasıyla ödediğini iddia etmekte olup, davalı ise bononun mücerret borç ikrarı içerdiğini, davacının iddialarını yazılı delille ispatlaması gerektiğini savunmaktadır. Davaya dayanak davalının davacıya olan eylemi nedeniyle İzmir 1.ağır ceza mahkemesinin 2016-8-66 Esas 2021-37 karar sayılı davalının üzerine atılı tefecilik suçundan mahkumiyetiyle neticelenen dosyasının istinaf incelemesi neticesinde;"...Sanık ...'in ortağı olduğu .... Şti'nin ticari defterlerinin bilirkişi marifetiyle incelemeye alındığı, bu rapordan sanık ... ile katılan arasında yalnızca 2009 yılı ocak ayında 579 TL tutarında alış-veriş gerçekleştiğinin tespit edildiği, başkaca bir alış-veriş bulunmadığı, katılan tarafından dosyaya sunulan pos sliplerine göre 2011 - 2012 yılları arasında sanık ... ile katılan arasında 38 defa kredi kartıyla alış-veriş gerçekleştiği, bu miktarların 380,00 TL ila 9.000 TL arasında değiştiği, toplam 72.025 TL tutarında olduğu, ticari defterlerde bu alışverişlere dair fatura veya kayda rastlanmadığı, sanık ...'in pos cihazı ile yapılan ödemelerin sebebine ilişkin herhangi bir anlatımda bulunulmadığı, beyaz eşya alım satımının faturasız gerçekleşemeyeceği, bir yıl içerisinde 38 defa değişik miktarlarda ödemelerin katılanın beyaz eşya satın almış olmasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, herhangi bir alış-veriş yapılmaksızın katılan tarafından sanığa ödendiği anlaşılmış olup, katılanın tefecilik konusunda iddialarını bu hususun doğruladığı, tefecilik suçunda failin birden fazla kişiye sistematik biçimde borç para vermesinin suçun unsuru olarak aranmadığı, tanıkların, sanığın daha önce tefecilik yapmadığını, başkalarına faizli borç vermediğine ilişkin beyanlarının sanık ...'in tefecilik suçunu işlemediğine delil teşkil edemeyeceği, sanık her ne kadar bu paraların katılanın dükkanının satın alınması bedelinin bir yıllık süre içerisinde ödemek üzere anlaşmaları nedeniyle verdiği paralar olarak verdiğini açıklamış ise de, tapuda resmi devir işlemi yapılmadan böylesine yüksek meblağlı bir paranın verilmesinin hayatın olağan akışına ve ticari işletmesi olan sanığın özel durumuna uygun olmadığı, paraya sıkışık olan katılanın acil paraya ihtiyacı olduğu halde sanığa taksitler halinde ödemede bulunmak üzere satmasının da hayatın olağan akışına uygun olmayacağı, sanık ... tarafından katılana yalnızca bir kez faizli borç verildiği, bu borcun üzerine yeni faiz yükleri yüklenmiş olmasının eylemin birden fazla kez işlediğinin kabulünü gerektirmeyeceği göz önünde tutulduğunda, sanık ... için tefecilik suçunun unsurlarının oluştuğu... Gerekçesiyle tefecilik suçundan mahkumiyetine karar verildiği karaınn istinaf denetimindin bu şekilde geçerek kesinleştiği görülmüştür. Burada hemen belirtmek gerekir ki; 6098 sayılı TBK'nın 27. maddesinde "Kanunun emredici hükümlerine, ahlaka, kamu düzenine, kişilik haklarına aykırı veya konusu imkânsız olan sözleşmeler kesin olarak hükümsüzdür. Sözleşmenin içerdiği hükümlerden bir kısmının hükümsüz olması, diğerlerinin geçerliliğini etkilemez. Ancak, bu hükümler olmaksızın sözleşmenin yapılmayacağı açıkça anlaşılırsa, sözleşmenin tamamı kesin olarak hükümsüz olur." hükmü düzenlenmiştir. Kambiyo senetlerinden olan bono arkasındaki temel ilişkiden bağımsız borç ikrarı içeren senetlerden olup, kural olarak bonoya dayalı bir alacağın ödendiğinin ispat yükü borçluya ait ise de, tefecilik nedeniyle düzenlenen bonolar TBK'nın 27. maddesine göre, kanunun emredici hükümlerine, ahlaka ve kamu düzenine aykırı olduğundan kesin olarak hükümsüzdür. Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2020/4083 Esas 2021/4099 Karar sayılı 26/04/2021 tarihli ilamında da açıklandığı üzere, ceza davası sonunda tefeciliğe ilişkin maddi vakıa kesinleştiğinden 6098 sayılı TBK’nın 27/1. (818 sayılı Borçlar Kanununun 20/1.) maddesi hükmü uyarınca, kanunun emredici hükümlerine, ahlaka ve kamu düzenine aykırı sözleşmeler geçersiz olacağından, dava konusu bono hukuken geçerli olmadığı, dolayısıyla söz konusu bu belirleme doğrultusunda mevcut dosyanın konusunu oluşturan bononun tefecilik suçu kapsamında alındığına ilişkin maddi vakıa belirlemesinin yapıldığı, ceza mahkemesinde belirlenen bu maddi vakıanın hukuk hakimini bağlayıcı nitelikte olması nedeni ile bononun tanzim tarihinde yürürlükte bulunan 818 sayılı TBK'nın 20/1. maddesi gereğince kesin hükümsüz olduğu, bu hükümsüzlükten dolayı dosya davacısının davalılar aleyhine açmış olduğu menfi tespit davasının kabulünün gerektiği, yine bononun davalılardan ... tarafından kanunun emredici hükümlerine ve ahlaka aykırı olarak alındığı; Böylece yukarıdaki açıklamalar ışığında, davacı tarafça davalı ...' dan alınan borç paranın ödendiği ancak davalı ... ' nın dava konusu edilen senedi davalı ... ' e ciro ederek davacı hakkında icra takibi başlatılmasına sebebiyet verdiği; Tüm bu hususlar göz önüne alındığında, söz konusu takip dosyasına konu senet dolayısıyla takip borçlusu davacının takip alacaklısı davalı ... ile davalı ... ' ya borçlu bulunmadığı, kesinleşen ceza dosyası kapsamı nazara alındığında davalı ... ' nın tefecilik sonucu elde edilen senedi ciro ederek davacı hakkında icra takibi açılmasına sebebiyet verdiği, kötü niyetli olduğu ve davalı ... yönünden kötü niyet tazminatı koşullarının oluştuğu ancak davalılardan ... 'ün tefecilik suçundan beraat etiği, diğer davalının ...'daki evine talip olması nedeniyle davalı ...'den alacaklı olduğunu beyan ettiği, tefecilik ve bedelsiz senedi kullunma suçundan davalı ..."un beraat ettiği ve beraat kararının istinaf denetiminden geçerek kesinleştiği, bu haliyle bu davalı yönünden senedin tefecilik sonucu elde edildiğini bilerek icra takibine başladığı ve kötü niyetli olduğu hususunun kanıtlanamadığı ve davalı ... yönünden kötü niyet tazminatı talebinin reddinin gerektiği, davacı tarafça dava konusu edilen takip dosyasına 188.220,00-TL'lik ödeme yapıldığı, yapılan ödeme yönünden her iki davalı açısından da yapılan ödemenin istirdadına ilişkin yasal koşulların oluştuğu görülmüştür. Yine; Davalılardan Mahmut, iyi niyetle dava konusu takip dosyasındaki senedi ciro yoluyla alarak takibe geçtiğini savunarak davanın reddini istemiş ise de kural olarak; TTK uyarınca borçlu, senet metninden anlaşılmayan şahsi defileri, hamilin senedi iktisap ederken bile bile borçlunun zararına hareket etmiş olduğunu kanıtlamadıkça iyi niyetli hamile karşı ileri süremeyeceği, Somut olayda kural olarak ciroyla senedi alan takip alacaklısı davalı ...'un senedin iktisabında bile bile veya ağır kusurla davacının zararına hareket ettiği ve kötü niyetli olarak iktisap ettiği konusunda bir değerlendirme yapılması gerekmekte ise de, ceza davası sonunda tefeciliğe ilişkin maddi vakıa kesinleştiğinden 6098 sayılı TBK’nın 27/1. (818 sayılı Borçlar Kanununun 20/1.) maddesi hükmü uyarınca, kanunun emredici hükümlerine, ahlaka ve kamu düzenine aykırı sözleşmeler geçersiz olacağından, böylece dava konusu bono hukuken geçerli olmadığından ve icra takip dosyasında davalı ... alacaklı sıfatını taşımasada neticeten takibin dayanağının bono olması karşısında iki davalı açısından takip dosyası nedeniyle boçlu olmadığının tespitine karar verilmesinin sonucu etkili görülmediğinden dairemizce kaldırma sebebi yapılmamış, dairemizce davacı ve davalılar vekilinin bildirdiği esasa ilişkin tüm istinaf sebeplerinin reddi gerekmiştir. Bununla birlikte; 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) "Yargılama giderlerinden sorumluluk” başlıklı 326. maddesinde; “(1) Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir. (2) Davada iki taraftan her biri kısmen haklı çıkarsa, mahkeme, yargılama giderlerini tarafların haklılık oranına göre paylaştırır. (3) Aleyhine hüküm verilenler birden fazla ise mahkeme yargılama giderlerini, bunlar arasında paylaştırabileceği gibi, müteselsilen sorumlu tutulmalarına da karar verebilir.” hükmüne yer verildiği, yerel mahkemece de 326/3 maddesi uyarınca takdir hakkı kullanılarak tahsili yoluna gidildiği, yargılama gideri ve vekalet ücreti yönünden davalılardan tahsili yoluna gidildiğinden bu yöndeki istinaf talebinini yerinde olmadığı, yine dava dilekçesinde istirdata yönelik olarak 15.000,00 TL lik talepte bulunulduğu söz konusu talep yönünden HMK 26. Maddesi gereğince taleple bağlı kalınmasının gerektiği anlaşılmakla taraflarca bildirilen istinaf taleplerinin 6100 sayılı Hmk 353/1-b-1 maddesi uyarınca reddi gerekmiş dairemizce aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Yukarıda açıklanan nedenlerle: İzmir 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 19/10/2023 Tarih ve 2022/318 Esas 2023/819 Karar sayılı kararı usul ve yasaya uygun olmakla davacı ve davalılar vekilinin istinaf isteminin 6100 sayılı HMK 353/(1)-b-1 maddesi uyarınca ESASTAN REDDİNE, İstinaf talebinde bulunan davacı tarafından alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından davacı tarafından yatırılan 269,85 TL'nin mahsubu ile kalan 345,55 TL'nin davacıdan alınarak Hazineye irat kaydına, İstinaf talebinde bulunan davalılar tarafından alınması gereken 45.426,15 TL istinaf karar harcıdan davalılar tarafından yatırılan 11.356,50 TL'nin mahsubu ile kalan 34.069,65 TL'nin davalılardan alınarak Hazineye irat kaydına, İstinaf yargılama giderlerinin tarafların kendi üzerinde bırakılmasına, İlişkin, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, HMK'nın 361/1 maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren 2 haftalık yasal süre içinde temyiz yolu açık olmak üzere 24/10/2025 tarihinde oy birliği ile karar verildi.