T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/695 - 2025/1781 T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/695 KARAR NO : 2025/1781 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KOCAELİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 14/12/2023 NUMARASI : 2019/99 Esas - 2023/714 Karar DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : KEMAK OT…
T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ Esas-Karar No: 2024/695 - 2025/1781 T.C. SAKARYA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 7. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO : 2024/695 KARAR NO : 2025/1781 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I BAŞKAN :... (...) ÜYE :... (...) ÜYE :... (...) KATİP :... (...) İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : KOCAELİ 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ : 14/12/2023 NUMARASI : 2019/99 Esas - 2023/714 Karar DAVACI : ... VEKİLİ : Av. ... DAVALI : KEMAK OTELCİLİK TURİZM RESTORAN İNŞAAT GIDA SANAYİ VE TİCARET LİMİTED ŞİRKETİ - ... VEKİLİ : Av. ... DAVA : Menfi Tespit (Kıymetli Evraktan Kaynaklanan) DAVA TARİHİ : 06/03/2019 KARAR TARİHİ : 23/10/2025 KR. YAZIM TARİHİ : 23/10/2025 İstinaf incelemesi için dairemize gönderilen dosyanın ilk incelemesi tamamlanmış olmakla HMK'nın 353. ve 356. maddeleri gereğince; dosya içeriğine ve kararın niteliğine göre sonuca etkili olmadığından duruşma yapılmasına gerek görülmeden dosya üzerinden yapılan inceleme sonucunda; GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: TARAFLARIN İDDİA VE SAVUNMALARININ ÖZETİ: Davacı vekili dava dilekçesinde özetle; davacının, davalı şirketin, 9694 hissesini bedelsiz aldığı, 13.04.2018 tarihine kadar dava dışı şirket Özel Yalova Merkez Sağlık Hizmetleri San ve Tic. A.Ş.'nin yönetim kurulu üyesi ve hissedarı olduğunu, mali sıkıntılardan kurtulamayan dava dışı Özel Yalova Merkez Sağlık Hizmetleri San. ve Tic. A.Ş. ortaklarının hastanenin satılması yönünde karar aldığı, davalı Kemak Otelcilik Turizm Restoran İnş. Gıda San. ve Tic. Ltd. Şti. yetkilisi ...'tun tüm borçların ödemesini üstlendiği ve buna karşılık şirket hissedarlarının da bedelsiz olarak davalıya devretmeyi kabul ettiğini, davacı ...'ın 31.03.2018 tarihinde hisse devir sözleşmesi ile 1.250 payını İbrahim Külüşlü'ye bedelsiz devrettiğini, İbrahim Külüşlü'nün şirketteki %94 hisseyi bu şekilde devraldığını, hastanenin satış sürecini bizzat kendisinin yaptığını, takibe konu senedin 13.04.2018 tarihli protokol ile teminat amaçlı olarak düzenlenmiş senet olduğunu, dava dışı şirket Özel Yalova Merkez Sağlık Hizmetleri San. ve Tic. A.Ş.'nin 9694 hissesini, borçların ödenmesi koşuluyla bedelsiz devralan davalı şirketin borçların ödenmesi sonrasında şirket borçlarının anlaştıkları değer üzerinden çıkması halinde davalı alıcı yönünden doğabilecek ödeme farkına karşılık tüm hissedarlar ve borç teminatı olmak üzere senet düzenleyerek davalı şirkete verdiğini, dava-takip konusu senedin TTK'nın 776 b. maddesinde öngörülen mücerret borç ikrarını içermediğini, bu konuda taraflar arasında 11.04.2018 tarihli protokolün düzenlendiğini; davalı şirketin; hissesini, borçlarını ödemek koşuluyla bedelsiz devraldığı Özel Yalova Merkez Saglık Hizmetleri San. ve Tic. A.Ş.'nin borçlarını ödemediği, üstelik herhangi bir borç doğmadan kendilerinde bulunan ve borç olarak almış oldukları teminat-senedini doldurmak suretiyle davacı aleyhine Kocaeli 8. İcra Müdürlüğü 2018/46439 E sayılı icra dosyası ile takip başlattığını, haksız ve usulsüz bir şekilde başlatılan icra takibinin davacının itibarlarını zedelediği ve ticari hayatlarını bitirme noktasına getirdiği, davalı şirketin yapmış olduğu bu işlemlerin hukuka aykırı olduğu, kötü niyetle yapıldığı, icra tarihinde davacının muaccel bir borcunun bulunmadığını, alacakları konusunda herhangi bir riskin meydana gelmediği, takip-dava konusu senedin, şarta bağlı olup bu borcun doğup doğmadığının yargılamayı gerektirdiği, takip-dava konusu senedin kayıtsız şartsız para borcu ikrarını içermediği, bu sebeple söz konusu senedin kambiyo vasfında olmadığı, kambiyo senetlerine mahsus icra takibine konu da edilemeyeceğini, takibin de bu yönüyle iptal edilmesi gerektiğini, bu nedenle dava ve takip konusu senetten dolayı borçlu olmadıklarının tespitine karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde özetle; davacının iddialarının haksız ve yersiz olduğu, reddinin gerektiğini, şöyle ki, davacı ve ortaklarının birçok kez İzmit'e gelip, çaresiz olduklarını, olayın sadece hastanenin iflasıyla neticelenmeyip evvelce bir kısım borçlara ve bazı bankalara şahsi kefaletleri olduğundan, kendilerine ait ev ve araçlarla banka hesaplarına hacizler geldiğini, tüm şahsi mallarını kaybedeceklerini beyanla, davalıya hisseleri devir almasını söylediklerini, davalının bu durum üzerine, ilk teklif tutarı olan 55 milyon TL'sini peşin ve 8 ay sonra 5 milyon TL olmak üzere toplam 60 milyon TL'sine yükseltmesi sonucu birkaç kez gidip, yapılan incelemeler neticesi bankalara, personele, dava ve icra dosyalarına, piyasaya olan mevcut borçların 60 milyonun da üzerinde olduğu tespit edilmesi üzerine, bu kez davacı ve ortakları 60 milyonun üzerinde çıkacak borcu ödemeyi taahhüt ettiklerini, bu bağlamda davacı ve diğer bir kısım ortakların, davalıya verdikleri 08.04.2018 tarihli taahhütname ile borçların anlaşma bedelinin 60 milyonun üzerine çıkması halinde 2 milyon TL'sini haricen ödemeyi taahhüt etmiş olduklarını, bu aşamada şirket borcunun minimum 62 milyon TL'nin üzerine çıkacağının sabit olduğunu, yine hisse devri anlaşmaları sırasında, borcun 60 milyon TL'nin üzerine çıkacağının kesin olarak anlaşıldığını, davalı ve 9 ortak arasında 13.04 2018 tarihinde hisse devrine dair ön satış protokolünün yapıldığını, eski ortaklardan bedelleri belirtilen senetlerin alındığını, protokole imza atanların, yer alan beyanları ile verdikleri senetleri ödemeyi kabul ve taahhüt ettiklerini, davacı ve diğer hissedarların bu bağlamda, hisselerini İbrahim Kulüşlü'ye devir ettiği, onun üzerinden hisse devri yapılarak ödemelere başlandığı, ilk bir-iki ay içinde yapılan borç ödemelerinin 68 milyon TL'ye yükseldiğini, üstelik bu süreçte hiç parasının kalmadığını, evvelce aracını bile satıp, parasını hastaneye sarf ettiğini sürekli söylemekte olan davacının bu sözüne itimatla, davalının 27.04.2018 tarihinde davacıya 130.000,00 TL havale yaptığını ve 27.04.2018 tarihli ibranameye imzasının alındığını, şirket borçlarının, anlaşma tutarının çok üzerinde çıkması sonucu, 13.04.2018 tarihli protokol gereği davacı, senet bedelini ödemesi için aranmış ise de ödemeye yanaşmadığını, protokolde ... T.C. no.lu ...'ın, 100.000 TL tutarlı senedi, alıcı davalıya ödeyeceğini kabul ve taahhüt ettiği, hatta 3 no.lu paragrafın son kısmında, borçların daha da yüksek çıkması halinde aradaki farkı dahi senet bedellerine oranlı olarak, ödemeyi kabul ve taahhüt ettiğini, protokole imza koyan ortaklardan sadece Doğan Erkırlının iade isteği olmadığını, ancak fazlaya ilişkin ödemeyi kabul etmeyeceğine ilişkin şerh koyarak imza attığını, Kocaeli 8. İcra Müdürlüğünün 2018/46439 E. sayılı dosyasında takip dayanağı olan senedin boş olarak alınmadığı, bedeli ve vadesinin davacının gözü önünde tanzimle, davacının imzasının alındığını beyanla haksız davanın reddini talep etmiştir. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI ÖZETİ: İlk derece mahkemesince; "...1-Davanın REDDİNE, 2-İcra takiplerinin durdurulması için infaz edilmiş ihtiyati tedbir kararı olmadığından davalı lehine tazminata hükmedilmesine yer olmadığına, ..." şeklinde hüküm kurulmuştur. İlk derece mahkemesince verilen karara karşı davacı vekili tarafından istinaf yoluna başvurulmuştur. İLERİ SÜRÜLEN İSTİNAF SEBEPLERİ: Davacı vekili istinaf dilekçesinde özetle; takibe konu senedin 13.04.2018 tarihli protokol ile teminat amaçlı olarak düzenlenmiş senet olduğunu, 02.05.2023 tarihli bilirkişi heyetinin raporunda SGK'nın 28.11.2022 tarihli cevabında ek olarak dosya içerisine sunduğu ödemelerin rapora konu edilmediğini, defter kayıtları ve dosyada mevcut raporlarda da görüldüğü üzere 54.474.035,38 TL net borç ödemesinin yapıldığı, iddia edildiği gibi borcun 55 milyon olduğunu, 55 milyonu peşin 8 ay sonra 5 milyon olmak üzere toplam 60 milyona aldığını, borcun 60 milyonun üzerine çıkması durumunda bir kısım ortakların 2 milyon TL'yi haricen ödemeyi taahhüt ettiklerini ve borcun 62 milyona çıktığı gibi bir durumun söz konusu olmadığını, mizan bilgilerine göre davalı şirketin borç ödemeleri toplamı 60 milyon TL’nin üzerinde olmadığından davacının dava konusu senet nedeniyle borçlu olmadığının ortaya çıktığını, dava konusu takibin haksız ve kötü niyetli olarak yapıldığını belirterek; istinaf taleplerinin kabulüne, yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmesi talebiyle istinaf yoluna başvurmuştur. Davalı vekili tarafından istinaf başvurusuna karşı cevap dilekçesi verilmemiştir. DELİLLER:Kocaeli 1. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin14/12/2023 tarih, 2019/99 Esas - 2023/714 Karar sayılı kararı ve tüm dosya kapsamı. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE: Dava kambiyo senedinden kaynaklanan menfi tespit talebine ilişkindir. İlk derece mahkemesince davanın reddine karar verilmiştir. İlk derece mahkemesi kararına karşı davacı vekili tarafından istinaf başvurusu yapılmıştır. İnceleme; 6100 sayılı HMK.'nın 355. madde hükmü uyarınca, istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır. Dosyanın incelenmesinde; davacının ortağı olduğu dava dışı Özel Yalova Merkez Sağlık Hizmetleri San ve Tic. A.Ş.'nin ekonomik olarak zor durumda olduğu için davalı ile şirketin hisselerinin devri için görüşmeler yapıldığı, davalı ile şirketin borçlarının anlaşılan bedelden davalı tarafından ödenmesi için anlaşıldığı, bunun karşılığında şirketin %94’lük hissesinin davalıya devrinin kararlaştırıldığı, borçların kararlaştırılan bedelden fazla çıkması halinde ise davalı tarafından ödenmesi gereken fazla miktarın teminatı olarak dava konusu davacının düzenleyeni olduğu, davalının lehtarı olduğu 11.04.2018 düzenleme, 15.05.2018 ödeme tarihli 100.000,00 TL bedelli bononun teminat olarak davalıya verildiği, davalının anlaşılan borçtan fazla borç ödememesine rağmen teminat senedini takibe koyduğu, senedin bedelsiz olduğundan menfi tespit talepli eldeki davanın açıldığı; davalı tarafça senedin teminat senedi olduğunun kabul edildiği, tarafların şirketin borçlarının 60.000.000,00 TL’den fazla olması halinde davacının ve diğer ortakların oluşacak fark ödemesine teminat için anılan senedi tanzim ettikleri, davalının ödediği borç miktarının anlaşılan bedelden fazla olması nedeniyle senedin takibe konulduğu, davanın reddinin talep edildiği, mahkemece yapılan yargılama sonunda davanın reddine karara verildiği, karara karşı davacı tarafın istinaf yasa yoluna başvurduğu görülmüştür. Gerçekte var olmayan bir borç ya da geçersiz bir hukukî ilişki nedeniyle icra takibine maruz kalması muhtemel olan veya icra takibine maruz kalan bir kimsenin (borçlunun) gerçekte borçlu bulunmadığını ispat için açacağı dava, menfi tespit davası olarak adlandırılmaktadır. Menfi tespit davası 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun (İİK) 72. maddesinde düzenlenmiştir. Bu maddeye göre, borçlu, icra takibinden önce veya takip sırasında borçlu bulunmadığını ispat için menfi tespit davası açabilir. İcra takibinden önce açılan menfi tespit davasına bakan mahkeme, talep üzerine alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere gösterilecek teminat mukabilinde, icra takibinin durdurulması hakkında ihtiyati tedbir kararı verebilir. İcra takibinden sonra açılan menfi tespit davasında ise ihtiyati tedbir yolu ile takibin durdurulmasına karar verilemez. Ancak, borçlu gecikmeden doğan zararları karşılamak ve alacağın yüzde on beşinden aşağı olmamak üzere göstereceği teminat karşılığında, mahkemeden ihtiyati tedbir yoluyla icra veznesindeki paranın alacaklıya ödenmemesini isteyebilir. 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun (TMK) “ispat yükü” başlıklı 6. maddesinde; kanunda aksine bir hüküm bulunmadıkça, taraflardan her biri, hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispatla yükümlü tutulmuştur. İspat yükünü düzenleyen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (HMK) 190. maddesi “(1) İspat yükü, kanunda özel bir düzenleme bulunmadıkça, iddia edilen vakıaya bağlanan hukuki sonuçtan kendi lehine hak çıkaran tarafa aittir. (2) Kanuni bir karineye dayanan taraf, sadece karinenin temelini oluşturan vakıaya ilişkin ispat yükü altındadır. Kanunda öngörülen istisnalar dışında, karşı taraf, kanuni karinenin aksini ispat edebilir” şeklindedir. Her somut olaydaki maddi vakıaya göre lehine hak çıkaran taraf ve ispat yükü şekilleneceğinden, maddî hukuk kuralına ilişkin bu vakıaların doğru ve net bir şekilde belirlenerek ortaya konulması gerekmektedir. Maddede aksine düzenleme olmadıkça ibaresi eklendiğinden, kanunda ispat yükü ile ilgili özel bir düzenlemeye yer verildiğinde, ispat yükü genel kurala göre değil de kanunda belirtilen özel düzenlemeye göre belirlenecektir. Kural olarak, bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran/iddia eden taraf, o vakıayı ispat etmeye mecburdur (TMK m. 6). İspat yüküne ilişkin bu genel kural, menfi tespit davaları için de geçerlidir. Yani, menfi tespit davalarında da tarafların sıfatları değişik olmakla beraber, ispat yükü bakımından bir değişiklik olmayıp, bu genel kural uygulanır. Bu davalarda da bir vakıadan kendi lehine haklar çıkaran (iddia eden) taraf o vakıayı ispat etmelidir. Menfi tespit davasında borçlu ya borçlanma iradesinin bulunmadığını ya da borçlanma iradesi bulunmakla birlikte daha sonra ödeme gibi bir nedenle ortadan kalktığını ileri sürebilir. Borçlu borcun varlığını inkâr ediyorsa, bu durumlarda ispat yükü davalı durumunda olmasına karşın alacaklıya düşer. Borçlu varlığını kabul ettiği borcun ödeme gibi bir nedenle sona erdiğini ileri sürüyorsa, bu durumda doğal olarak ispat yükü kendisine düşecektir. Menfi tespit davasında kural olarak, hukukî ilişkinin varlığını ispat yükü davalı/alacaklıdadır ve alacaklı hukukî ilişkinin (borcun) varlığını kanıtlamak durumundadır. Keza açılan menfi tespit davasında alacaklı (davalı) nın senedin ihdas (veriliş) nedenini değiştirmesi (tâlil etmesi) hâlinde de kanıt yükü alacaklı davalıya düşer (Çavdar, 755). Borçlu bir hukukî ilişkinin varlığını kabul etmiş, ancak bu hukukî ilişkinin senette görülenden farklı bir ilişki olduğunu ileri sürmüşse bu kez, hukukî ilişkinin kendisinin ileri sürdüğü ilişki olduğunu ispat külfeti davacı borçluya düşmektedir. Zira davacı borçlu, senedin varlığını kabul etmekle birlikte bir hukukî ilişkiye dayanmadığını değil, başka bir hukukî ilişkiye dayandığını ileri sürmekte; temelde bir hukukî ilişkinin varlığını kabul etmektedir. Borçlu (davacı) menfi tespit davasına konu senedin teminat, hatır senedi olduğunu veya alacaklı (davalı) ya avans olarak verildiği iddiasıyla menfi tespit davası açabilir. Bu şekilde açılan menfi tespit davasında, kanıt yükü borçlu (davacı) dadır. (HGK’nın 2017/(6)3-969 esas- 2021/866 karar) Somut olayda; davacı taraf davaya konu edilen senedin teminat senedi olduğunu ileri sürmüş, davalı taraf da bu hususu kabul etmiştir. Gerçekten de gerek tarafların kabulleri, gerek ise de dosyaya sunulan dava dışı Özel Yalova Merkez Sağlık Hizmetleri San ve Tic. A.Ş.'ye ilişkin 13.04.2018 tarihli “Hisse Devrine İlişkin Ön Satış Protokolü”nün 3.maddesinden dava konusu senedin teminat senedi olduğu anlaşılmaktadır. Dava konusu bono, sözleşmenin teminatı olarak verildiğinden uyuşmazlığın çözümünde taraflar arasındaki temel ilişki dikkate alınmalıdır. (Yargıtay 11. Hukuk Dairesinin 2024/5598 esas 2025/4984 karar sayılı ilamı) Taraflar arasında düzenlenen dava dışı Özel Yalova Merkez Sağlık Hizmetleri San ve Tic. A.Ş.'ye ilişkin 13.04.2018 tarihli “Hisse Devrine İlişkin Ön Satış Protokolü”nün 2.maddesine göre davalının hisseleri devralınan şirketin borçlarını anlaştıkları bedel üzerinden ödemeyi kabul ettiği, aynı protokolün 3.maddesinde de hisseleri devralınan şirketin borçlarının anlaşılan bedelden fazla çıkması halinde aralarında davacıların da bulunduğu ortakların fark bedelin teminatı olarak senet vereceklerinin yazıldığı, borcun anlaşılan bedelde olması halinde senetlerin iade edileceği, anlaşılan bedelden fazla olması halinde aradaki farkın senet bedellerine oranla ödeneceğinin kararlaştırıldığı, 08.04.2018 tarihli protokolde ise davacının da aralarında bulunduğu bir kısım ortakların 2.000.000 TL borcu üstlendikleri görülmüştür. Gerek davalının yazılı beyanları gerek ise de davacı asilin 27.02.2020 tarihli beyanından tarafların protokolde yazılmayan ve tarafların şirket borcu olarak anlaştıkları bedelin 60.000.000,00 TL olduğunun anlaşıldığı, yine 08.04.2018 tarihli protokol ile de davacının da aralarında bulunduğu kişilerin 2.000.000 TL borcu da üstlendikleri nazara alındığında protokole konu anlaşılan borç miktarının 62.000.000 TL olduğu, buna göre davalı tarafından yapılacak borç ödemelerinin 62.000.000 TL altında kalması halinde dava konusu senedin bedelsiz kalacağı, üstünde olması halinde ise senet bedelinin ödenmesinin gerektiği, dosyaya alınan bilirkişi ek ve kök raporlarında dava dışı şirketin defter kayıtlarındaki borç ödemesinin 55.525.040,13 TL olduğu, defter kayıtları dışında davalı tarafından dava dışı şirket adına yapılan ödemelerin 5.450.571,69 TL olduğu, 625.000,00 TL teminat senetleri için yapılan ödeme olduğu, davacının takip ve feriler için yaptığı ödemelere ilişkin belgelendirdiği 3.192.478,69 TL olmak üzere toplam 64.793.090,51 TL borç ödemesi yaptığı, bu şekilde protokolde belirtilen 62.000.000,00 TL’nin üzerinde ödeme yaptığı, dava konusu senedin bedelsiz kalmadığı anlaşılmıştır. Davacı taraf devirden önce doğan dava dışı şirketin SGK’dan olan 4.253.359,10 TL olan alacağın hesaplamaya dahil edilmediğini bu nedenle hesaplamanın hatalı olduğunu iddia etmiş ise de, ilk derece mahkemesince yazılan müzekkerelere verilen 28.11.2022 tarihli ve 24.10.2023 tarihli müzekkere cevaplarına göre; devir tarihinden önce doğan ve devirden sonra ödenen bir SGK borcunun olmadığı, SGK’nın yapılacak ödemeleri şirket borçlarına mahsup ettiği, bilirkişi raporunda da anılan borçların davalı tarafından ödendiğine dair mükerrer bir ödeme kaydı olduğuna dair tespitte yapılmadığından mahkemece davanın reddine karar verilmesi isabetlidir. Gerekçeli karar başlığında; davacı vekilinin adresinin yazılmaması 6100 sayılı HMK'nın 297. maddesine aykırı ise de, bu eksiklik mahallinde her zaman düzeltilebileceğinden eleştirilmekle yetinilmiştir. Dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle, yasaya uygun gerektirici nedenlere, delillerin takdirinde bir isabetsizlik bulunmamasına ve ileri sürülen istinaf sebepleri dikkate alındığında; mahkemenin vakıa ve hukuki değerlendirmesinde; usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmamasına, HMK.'nın 355. maddesi uyarınca; kamu düzenine ilişkin konularda da kararın esasına etkili bir aykırılık bulunmaması nazara alınarak; davacı vekilinin istinaf sebepleri yerinde görülmediğinden; istinaf başvurusunun esastan reddine, karar verilmesi gerekmiştir. H Ü K Ü M: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacının istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b.1 maddesi uyarınca; ESASTAN REDDİNE, 2-İstinaf kanun yoluna başvurma harcının hazineye gelir kaydına, 3-Alınması gereken 615,40-TL istinaf karar harcından, istinafa gelirken peşin alınan 427,60-TL'nin mahsubu ile kalan 187,8-TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak hazineye irat kaydına, harç tahsili ve harç tahsil müzekkeresi yazılması işlemlerinin HMK'nın 302/5 maddesi uyarınca ilk derece mahkemesi tarafından yerine getirilmesine, 4-İstinaf eden tarafından istinaf kanun yoluna başvuru için yapılan masrafların kendi üzerinde bırakılmasına, 5-İstinaf eden tarafından yatırılan istinaf avansından kullanılmayan kısmının HMK'nın 333. maddesi uyarınca; karar kesinleştikten sonra ilk derece mahkemesince istinaf edene iadesine, 6-İstinaf incelemesi duruşmalı yapılmadığından vekalet ücreti takdirine yer olmadığına, 7-6100 sayılı HMK'nın 359/4 maddesi uyarınca; kararın Dairemizce taraflara tebliğine, İlişkin; 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ilamın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay İlgili Hukuk Dairesi'ne TEMYİZ yasa yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.23/10/2025 Başkan ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Üye ... e-imzalıdır Katip ... e-imzalıdır * Bu belge, 5070 sayılı Kanun hükümlerine uygun olarak elektronik imza ile imzalanmıştır.*