TÜRK MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 21/12/2023 NUMARASI : 2022/8 Esas, 2023/910 Karar DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali KARAR TARİHİ : 12/11/2025 Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonu…
T.C İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 15.HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2024/631 KARAR NO : 2025/1289 TÜRK MİLLETİ ADINA BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ KARARI İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İSTANBUL 13. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 21/12/2023 NUMARASI : 2022/8 Esas, 2023/910 Karar DAVANIN KONUSU: İtirazın İptali KARAR TARİHİ : 12/11/2025 Taraflar arasında görülen davanın yerel mahkemece yapılan yargılaması sonucunda verilen hükme karşı istinaf yoluna başvurulmuş olup, duruşmasız olarak dosya üzerinde yapılan inceleme ve istinaf talepleriyle sınırlı olarak yapılan değerlendirme sonunda; GEREĞİ GÖRÜŞÜLÜP DÜŞÜNÜLDÜ : Dava; taraflar arasında düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanan iş bedeli alacağının tahsili için yapılan icra takibine vaki itirazın iptali talebine ilişkin olup, mahkemece davanın reddine dair verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf başvurusunda bulunulmuştur.Davacı vekili, taraflar arasında 05/03/2018 tarihinde imzalanan alt yüklenici sözleşmesi gereğince müvekkilinin davalının yapımını yüklendiği ... Öğrenci Yurdu'nun kaba inşaat işini yapmayı üstlendiğini, sözleşmenin 4. maddesinde, iş bedeli ödemelerinin yapılacağı tarihlerin ve miktarlarının açıkça belirtildiğini, davalının ödemesi gereken toplam iş bedelinin 18.500.000,00TL olarak kararlaştırıldığını, ancak davalının bugüne kadar 50 parça şeklinde ve "... Öğrenci Yurdu C/H mahsuben" açıklaması ile 8.568.000,00TL ödeme yaptığını, bakiye 9.932.000,00TL'nin ödenmediğini, bunun üzerine müvekkili tarafından davalı hakkında İstanbul 29.İcra Müdürlüğü'nün ...Esas sayılı dosyasından takip yapıldığını, ancak davalının haksız itirazı üzerine takibin durdurulduğunu ileri sürerek itirazın iptaline, takibin devamına ve icra inkar tazminatının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep ve dava etmiştir. Davalı vekili, dava dilekçesinin müvekkiline usulüne uygun tebliğ edilmediğini, davanın dayanağının 05/03/2018 tarihli 18.500.000,00TL bedelli sözleşme olmayıp, bu sözleşmeyi bertaraf etmek için sonradan yapılan 14/03/2018, 24/05/2018 ve 30/08/2018 tarihli toplamda 15.000.000,00TL bedelli sözleşmeler olduğunu, müvekkili tarafından davacıya toplamda 12.868.000,00TL ödeme yapıldığını, davacının yaptığı işteki eksik ve ayıplar tutarının yaklaşık 4.500.000,00TL olduğunu, eldeki dava ve icra takibi yapılmadan önce taraflar arasında 07/12/2018 tarihli protokol yapıldığını ve protokol doğrultusunda müvekkili tarafından davacıya 1.900.000,00TL ödeme yapılması halinde iş bu davadan ve icra takibinden feragat edeceğinin kabul ve taahhüt edildiğini, tarafların bu suretle birbirlerini ibra ettiklerini, davacının protokolün geçerli olmadığına yönelik iddialarının mesnetsiz olduğunu, yapılan protokol gereğince müvekkilinin davacıya herhangi bir borcunun bulunmadığını savunarak, davanın reddine karar verilmesini istemiştir.Mahkemece, davalı tarafça ıslah suretiyle cevap dilekçesi sunulmuş ise de, süresi içerisinde cevap dilekçesi verilmediğinden, ortada ıslah edilmesi mümkün usul işleminin varlığından söz edilemeyeceğinden, ıslah suretiyle verilen cevap dilekçesinin verilmemiş sayılması gerektiği, (HGK 07/06/2017 tarih 2017/17-1093 - 1090 E.K. sayılı kararı), taraflar arasında imzalanan 07/12/2018 tarihli protokol uyarınca 1.800.000,00TL'nin protokolün yapıldığı gün, 100.000,00TL'nin ise protokolün iptaline dair ihtarname gönderildikten sonra davacıya ödendiği, davacı yanca iptal edilen 07/12/2018 tarihli protokol kapsamında TBK'nın 28. maddesindeki gabin hükümlerine dayanılarak edimler arasındaki açık orantısızlık nedeni ve davacının müzayeke halinde olması sebebiyle protokol hükümlerinin uygulanamayacağının, protokolün alacaktan feragat anlamına gelmediğinin belirtildiği, davalı tarafça süresi içinde cevap dilekçesi sunulmamış ve artık 05/03/2018 tarihli sözleşmeden sonra yapıldığı bildirilen sözleşmelere dayanılamayacağı kabul edilse dahi, davalının yaptığını bildirdiği ve davacı tarafından karşı çıkılmayan ödemelerden sonra tarafların edimleri arasında aşırı nispetsizlik bulunduğunu söylemenin mümkün olmadığı, edimler arasında aşırı nispetsizlik olduğu, yani gabinin objektif unsurunun gerçekleştiği kabul edilse dahi, bu kez davalının, davacının darda kalma, tecrübesizlik, düşüncesizlik hallerinden yararlanmak ve onu sömürmek kastı ile hareket ettiği hususunda dosyada somut bir delil bulunmadığı, tarafların her ikisinin de basiretli tacir olup, davalının, davacıyı sömürmek kastı ile hareket ettiğinin söylenemeyeceği, davacı tarafından 12/11/2018 tarihinde takibe girişildikten ve 20/11/2018 tarihinde iş bu dava açıldıktan sonra 07/12/2018 tarihinde protokol yapılmasının da bunun delili olduğu (Yargıtay 15 HD. 2013/6528 - 2014/3345 E.K. Sayılı 14/05/2014 tarihli; 2011/7135 - 2012/2518 E.K. Sayılı 07/04/2012 tarihli; 2015/4657 - 2016/1981 E.K. Sayılı 29/03/2016 tarihli kararları) gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Taraf vekilleri yerel mahkeme kararını istinaf etmiştir. Dairemizin 2020/851 Esas ,2021/2185 Karar sayılı ilamı ile , Mahkemece, taraflar arasındaki hangi sözleşmenin/sözleşmelerin geçerli olduğu, buna göre 18.500.000,00 TL iş bedelinin mi yoksa 15.000.000,00 TL iş bedelinin mi geçerli olacağı, bu sözleşme/sözleşmeler gereğince ne miktar iş yapıldığı, eksik ve ayıplı işler bulunup bulunmadığı, varsa ne miktardaki eksik ve ayıplı işler bedeli olduğu, neticede yükleniciye ödenmesi gereken iş bedelinin ne olduğu; tarafların farklı ödeme rakamları telaffuz ettiğinden hangisinin kabul edilmesi gerektiği veya ödenen bedelin gerçek miktarının ne olduğu; sonuç itibariyle davacı alacağının miktarının ne olduğu ve bu miktar ile protokolde ödenmesi kararlaştırılan miktar arasında açık bir oransızlık bulunup bulunmadığı hususlarında mahallinde keşif yapılıp, tarafların sundukları flash bellek ve deliller de değerlendirilerek ve belirtilen bu hususlarda konusunda uzman bilirkişi kurulundan bilirkişi raporu alınarak objektif unsur yönünden somut bir sonuca varılması gerekirken, herhangi bir araştırma yapılmaksızın ve tarafların sundukları deliller de değerlendirilmeksizin, "davalının yaptığını bildirdiği ve davalı tarafından karşı çıkılmayan ödemelerden sonra tarafların edimleri arasında aşırı nispetsizlik bulunduğunu söylemenin mümkün olmadığı" şeklindeki soyut ifadelerle yetinilerek karar verilmesi doğru olmadığı , Öte yandan, davacı tarafından, üçüncü kişilere çek ödemelerinin bulunduğu, mali durumunun kötü olduğu ve işçilerin çeşitli eylem baskısı altında bulunduklarının davalı tarafça bilindiği ileri sürülerek bu hususlara ilişkin flash bellek ve delillerin sunulduğu, bu delillerin incelenmediği belirtildiği , Davacının bu yöndeki istinaf itirazları, gabin iddiasının subjektif unsuru ile ilgili olup, bu kapsamda zarar görenin zor durumda kalması (müzayaka), düşüncesizlik (hıffet) veya deneyimsizlik (tecrübesizlik) içinde olması ve sözleşmenin zarar görenin özel durumunu bilerek ve durumdan yararlanmak kastı ile (sömürme) yapılmış olması gibi, gabin iddiasının subjektif unsurlarının gerçekleşip gerçekleşmediğinin derinlemesine incelenmesi ve kararda değerlendirilmesi gerektiği , ancak, mahkeme kararında "gabinin objektif unsurunun gerçekleştiği kabul edilse dahi, bu kez davalının, davacının darda kalma, tecrübesizlik, düşüncesizlik hallerinden yararlanmak ve onu sömürmek kastı ile hareket ettiği hususunda dosyada somut bir delil bulunmadığı, tarafların her ikisinin de basiretli tacir olup, davalının, davacıyı sömürmek kastı ile hareket ettiğinin söylenemeyeceği, davacı tarafından 12/11/2018 tarihinde takibe girişildikten ve 20/11/2018 tarihinde iş bu dava açıldıktan sonra 07/12/2018 tarihinde protokol yapılmasının da bunun delili olduğu" şeklindeki genel gerekçelerle ve sunulan deliller incelenip değerlendirilmeksizin karar verildiği , Yerel mahkeme kararının gabinin objektif ve subjektif unsurları araştırılmaksızın, mahallinde keşif yapılıp bilirkişi kurulu raporu alınıp, yukarıda değinilen hususlar değerlendirilmeksizin, eksik incelemeye dayalı olarak verildiği ,Bu durumda mahkemece, yukarıda yapılan değerlendirmeler kapsamında araştırma, inceleme, keşif ve değerlendirme yapılarak oluşacak uygun sonuç dairesinde bir karar verilmesi gerekirken, bu hususlar üzerinde durulmaksızın, yazılı şekilde karar verilmesi yerinde olmadığı ,Davalı vekilinin istinaf sebeplerinin incelenmesinde; somut olayda, davalı şirket adına çıkarılan tebligat üzerine, keyfiyet, yani şirket yetkilisinin orada olup olmadığı, geçici olarak şirket dışında bulunup bulunmadığı, geçici olarak şirket dışındaysa nerede olduğu hususları sorulup yazılmadığından, davalı şirket adına dava dilekçesinin tebliği için çıkarılan tebligatın usulsüz olarak tebliğ edildiği sonucuna varıldığı, davalı tarafça süresinde cevap dilekçesi sunulduğunun kabulü gerektiği , diğer davalı istinaf talepleri incelenmeksizin yerel mahkeme kararının kaldırılmasına karar verilmiştir.Mahkemece Dairemizin kaldırma kararından sonra , sunulan flash bellek dikkate alınmak suretiyle davacının ticari defter ve belgeleri üzerinde bilirkişi aracılığıyla inceleme yapılması için bilirkişi heyetinden alınan 13/10/2022 havale tarihli raporunda: ilk imzalanan sözleşme baz alındığı ve mahkemece geçerliliği kabul edildiği takdirde davalının davacıya 5.669.000.00 TL borçlu olduğu, daha sonraki tarihte imzalanan üç adet sözleşme kabul edildiğinde davalının davacıya toplam 4.869.000.00 TL borçlu olduğu, taraflar arasında daha sonraki tarihte akdedilen üç sözleşme ile ilk sözleşmenin yenileme suretiyle sona erdirildiği, taraflar arasında gerçekleştirilen protokolün geçerli olduğu, eksik işlerin tamamlandığının belirtildiği tarih olan 07.09.2018 tarihinden sonraki faturaların eksik işler için olmadığı, herhangi bir geçici kabul tutanağı tutulmadığından dosyaya ibraz edilen ve toplamı 2.091.183.00 TL olan faturaların eksik işler için olamayacağı , Davacının borcunu eksik ifa ettiğine yönelik olarak davalı tarafından ileri sürülen iddianın ispatlanamadığı, , taraflar arasındaki protokolün geçerliliğinden bağımsız olarak davacının, sözleşme gereğince belirlenen ücrete hak kazandığı, davalının davacıya toplam 4.869.000.00 TL borçlu olduğu..." tespit ve rapor edildiği , taraf vekillerinin itirazı kapsamında bilirkişi heyetinden alınan 26/04/2023 havale tarihli ek raporlarında: İlk imzalanan 18.500.000.00 TL LİK sözleşme baz alındığı ve mahkemece geçerliliği kabul edildiği takdirde davalının davacıya, 7.339.000.00 TL bakiye borçlu olabileceği, daha sonraki tarihte imzalanan üç adet 17.700.000.00 TL. lik sözleşmeler kabul edildiğinde davalının davacıya toplam 6.539.000.00 TL. bakiye borçlu olabileceği, taraflar arasında daha sonraki tarihte akdedilen üç sözleşme ile ilk sözleşmenin yenileme suretiyle sona erdirildiği, taraflar arasında gerçekleştirilen protokolün geçerli olduğu, Davalı taraf sözleşmelerden doğan borçlarının bir bölümünü ödememiş olup davacı davalı tarafından ödenmeyen alacağının tahsili için dava açmış olduğunun belirlendiği, taraflar arasındaki protokolün geçerliliğinden bağımsız olarak davacının, sözleşme gereğince belirlenen ücrete hak kazandığı..." tespit ve rapor edildiği , İstinaf kararı kapsamında çekişme; taraflar arasında hangi sözleşmenin/sözleşmelerin, 18.500.000,00 TL iş bedelinin mi yoksa 15.000.000,00 TL iş bedelinin mi geçerli olacağı, bu sözleşme/sözleşmeler gereğince ne miktar iş yapıldığı, eksik ve ayıplı işler bulunup bulunmadığı, varsa ne miktardaki eksik ve ayıplı işler bedeli olduğu, yükleniciye ödenmesi gereken iş bedelinin ne olduğu; tarafların farklı ödeme rakamları telaffuz ettiğinden hangisinin kabul edilmesi gerektiği veya ödenen bedelin gerçek miktarının ne olduğu; sonuç itibariyle davacı alacağının miktarının ne olduğu ve bu miktar ile protokolde ödenmesi kararlaştırılan miktar arasında açık bir oransızlık bulunup bulunmadığı ve nihayet taraflar arasında imzalanan 07/12/2018 tarihli protokolün gabin nedeniyle geçersiz sayılıp sayılmayacağı, olayda gabin şartlarının gerçekleşip gerçekleşmediği noktalarında toplandığı ,Dosya kapsamında taraflar arasında akdedilen dört sözleşmenin konusunun da, “Üniversite Mahallesi 1 Pafta ... Parsel .../İstanbul; -22 katlı bina tadilatı” olduğunun görüldüğü ,Bilirkişi kök raporu kapsamına göre; borcun yenilenmesi işleminin geçerliliği, tarafların yeni bir borç meydana getirirken eskisini ortadan kaldırmak iradesine sahip olmalarına bağlı olduğu , bu irade beyanı, açık bir irade beyanı olabileceği gibi örtülü bir irade beyanı da olabileceği , dolayısıyla tarafların yeni bir borç kurulurken eskisini ortadan kaldırmak amacıyla hareket edip etmediklerinin yapılan işlemin içeriğinden ya da işin özelliklerinden çıkarılması gerektiği , Somut olayda bedelleri ve tarihleri de dikkate alındığında, taraflar arasında sözleşmenin yenilenmesi iradesinin bulunduğu kabul edilmiş ve kök raporu revize eden ek bilirkişi raporuna göre ilk sözleşmeden sonra imzalanan üç adet 17.700.000.00 TL. tutarındaki sözleşmeler kabul edildiğinde davalının davacıya toplam 6.539.000.00 TL. bakiye borçlu olduğu sonucuna varıldığı Öte yandan davacı yanın gabin iddiasının değerlendirilmesinde; TKB m. 28'de aşırı yararlanma (gabin) düzenlendiği , hüküm gereğince bir sözleşmede karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık varsa, bu oransızlık, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiği takdirde, zarar gören, durumun özelliğine göre ya sözleşme ile bağlı olmadığını diğer tarafa bildirerek ediminin geri verilmesini ya da sözleşmeye bağlı kalarak edimler arasındaki oransızlığın giderilmesini isteyebileceği , Hüküm uyarınca gabin için üç şartın birlikte gerçekleşmesi gerekmektedir:- Karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık,-Sömürülen kişinin zayıf durumu, zarar görenin zor durumda kalması veya düşüncesizliği ya da deneyimsizliği,- Oransızlığın, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden bilerek yararlanılmak suretiyle gerçekleştirilmesi gerektiği , Taraflar arasındaki sözleşmelere nazaran, mahkememizce yapılan incelemeye göre davacının davalıdan 6.539.000,00 TL. alacaklı olduğu halde, 07/12/2018 tarihli protokol ile davacının 1.900.000,00 TL ödenmesi durumunda bakiye alacağından feragat ettiği, hir iki tutar arasında üç misli aşan fark nedeniyle açık bir oransızlığın söz konusu olduğu kabul edilmesi gerektiği , Ancak yukarıda değinilen gabinin subjektif koşulları irdelendiğinde, davacı yanın, zor durumda kaldığı, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden bilerek yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiğine ilişkin iddialarının ispatlanması gerektiği , Davacı taraf, üçüncü kişilere çek ödemelerinin bulunduğunu, mali durumunun kötü olduğunu, bu durumun davalı taraça bilindiğini, işçilerin çeşitli eylem baskısı altında bulunduklarının da davalı tarafça bilindiğini ileri sürmüş delil olarak sunulu flash bellek ve whatssup yazışmalarına dayandığı ,Mahkemece flash bellek incelenmiş olup, içeriğinde 30-40 adet işçinin davaya konu yurt binası önünde ateş yakıp eylem yaptıkları, bu eylemlerden yerel basına yansıyan görüntülerin bulunduğu anlaşılmış, bu hususlar davacı yanın dilekçesinde de açıklandığı , davacının sunmuş olduğu 37 adet işçiden alınmış ve yurt inşaatı nedeniyle alacaklarını aldıklarını el yazılarıyla tevsik ettikleri 10.12.2018 tarihli belgelere göre işçilere toplam 717.470,00 TL elden ödeme yapıldığının görüldüğü ,Dosya kapsamında bulunan whatssup yazışmalarına göre de, davalı şirket yetkilisinin davacıya karşılıklı olarak oturup aralarındaki alacak verecek meselesini çözmeyi teklif ettiği, bunun her iki taraf içinde iyi olacağını belirttiğinin anlaşıldığı ,Tüm bu delillerin incelenmesinde davacı tarafından işçilere 714.470.,00 TL tutarında elden ödeme yapılması ticari teamüllere ve hayatın olağan akışına uygun görülmediği gibi, whatssup yazışması içeriğinden davacının içinde bulunduğu durumun davalı tarafından bilindiği ve bu durumdan yararlanılmak suretiyle faydanıldığı sonucunun çıkarılamayacağı sonucuna varıldığı ,Mahkemece yapılan yargılama, toplanan taraf delilleri, hükme elverişli bulunan bilirkişi heyeti kök ve ek raporu ile tüm yargılama dosyası kapsamına göre, yukarıda değinilen hukuksal durum ve somut olayın birlikte değerlendirilmesi sonucunda; taraflar arasında 05/03/2018 tarihli KDV dahil 18.500.000,00TL bedelli, 14/03/2018, 24/05/2018 ve 30/08/2018 tarihli toplamda 15.000.000,00TL bedelli (KDV dahil 17.700.000,00TL) sözleşmeler bulunduğu, dört sözleşmenin konusunun da, “Üniversite Mahallesi 1 Pafta ... Parsel .../İstanbul; -22 katlı bina tadilatı” olduğu, sözleşmelerin bedelleri ve tarihleri de dikkate alındığında, taraflar arasında sözleşmenin yenilenmesi iradesinin bulunduğu, sonraki tarihli üç adet toplam 17.700.000.00 TL. Tutarındaki sözleşmelerin geçerli sözleşmeler olduğu kabul edildiğinde davalının davacıya toplam 6.539.000.00 TL. bakiye borçlu olduğu ,Taraflar arasında dava açıldıktan sonra yapılan 07/12/2018 tarihli protokol ile davacının 1.900.000,00 TL ödenmesi durumunda bakiye alacağından feragat ettiği, bu ödemenin davacıya yapılmış olduğu, davacı yan, gabin nedeniyle işbu protokolün geçersiz olduğunu savunmuş ise de; TKB m. 28 gereğince gabin için üç şartın birlikte gerçekleşmesi gerektiği , - Karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık,-Sömürülen kişinin zayıf durumu, zarar görenin zor durumda kalması veya düşüncesizliği ya da deneyimsizliği,- Oransızlığın, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden bilerek yararlanılmak suretiyle gerçekleştirilmesi , Taraflar arasındaki sözleşmelere nazaran, mahkememizce yapılan incelemeye göre davacının davalıdan 6.539.000,00 TL. alacaklı olduğu halde, 07/12/2018 tarihli protokol ile davacının 1.900.000,00 TL ödenmesi durumunda bakiye alacağından feragat ettiği, hir iki tutar arasında üç misli aşan fark nedeniyle açık bir oransızlığın söz konusu olduğu kabul edilmesi gerektiği ,Ancak yukarıda değinilen gabinin subjektif koşulları irdelendiğinde, davacı yanın, zor durumda kaldığı, zarar görenin zor durumda kalmasından veya düşüncesizliğinden ya da deneyimsizliğinden bilerek yararlanılmak suretiyle gerçekleştirildiğine ilişkin iddialarının ispatlanması gerektiği , Davacı taraf, üçüncü kişilere çek ödemelerinin bulunduğunu, mali durumunun kötü olduğunu, bu durumun davalı taraça bilindiğini, işçilerin çeşitli eylem baskısı altında bulunduklarının da davalı tarafça bilindiğini ileri sürmüş delil olarak sunulu flash bellek ve whatsupp yazışmalarına dayandığı , Mahkememizce flash bellek incelenmiş olup, içeriğinde 30-40 adet işçinin davaya konu yurt binası önünde ateş yakıp eylem yaptıkları, bu eylemlerden yerel basına yansıyan görüntülerin bulunduğu anlaşılmış, bu hususlar davacı yanın dilekçesinde de açıklandığı , davacının sunmuş olduğu 37 adet işçiden alınmış ve yurt inşaatı nedeniyle alacaklarını aldıklarını el yazılarıyla tevsik ettikleri 10.12.2018 tarihli belgelere göre işçilere toplam 717.470,00 TL elden ödeme yapıldığının görüldüğü ,Dosya kapsamında bulunan whatsupp yazışmalarına göre de, davalı şirket yetkilisinin davacıya karşılıklı olarak oturup aralarındaki alacak verecek meselesini çözmeyi teklif ettiği, bunun her iki taraf içinde iyi olacağını belirttiği ,Tüm bu delillerin incelenmesinde davacı tarafından işçilere 714.470.,00 TL tutarında elden ödeme yapılması ticari teamüllere ve hayatın olağan akışına uygun görülmediği, gabin iddiası için delil oluşturma çabası olarak değerlendirildiği, whatsupp yazışması içeriğinden davacının içinde bulunduğu durumun davalı tarafından bilindiği ve bu durumdan yararlanılmak suretiyle faydanıldığı sonucunun çıkarılamayacağı, davacı yanın alacağı için zaten dava açmış olmasına rağmen, yargılama sırasında sulh sözleşmesini imzaladığı, dosya kapsamında davalı yanın davacının müzayaka halinden faydalandığını ispatlar yönde bir delil bulunmadığı, salt işçi eylemlerinin basına yansıması davalının kötü niyetinin ispatlanması yönünden delil olarak kabul edilemeyeceği, sulh protokolünün geçerli olduğu anlaşıldığından kanıtlanamayan davanın reddine, davacının takipte kötü niyetli olduğu kanıtlanamadığı için kötü niyet tazminat talebinin reddine karar verilmiştir.Davacı vekili istinafında , bilirkişinin işin eksik yapılmadığını ortaya koyduğunu , müvekkilinin zor durumda olduğunu ,bu hususun davalı tarafça da bilindiği hususlarının kararda bulunduğunu , protokoldeki miktarla , bilirkişinin miktarı arasında orantısızlık bulunduğunu ,davalı tarafça bilindiğini ve faydalanıldığını , mahkemenin gabinin subjektif unsurunun gerçekleştiğini irdelemesi gerektiğini . Uyuşmazlık konusu olayda gabinin müzayaka halinin subjektif ve objektif unsurlarının gerçekleşmiş olmasına rağmen davanın haksız yere reddedildiğini , davanın kabulüne karar verilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir.Davalı vekili istinafında , anlaşma protokolüne göre davadan vazgeçmesi gerekirken , dava reddedildiğinden ,9.932.000,00 TL. üzerinden kötü niyet tazminatına hükmedilmesi gerektiğini belirterek yerel mahkeme kararının kaldırılmasını talep etmiştir. Uyuşmazlık, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 470. ve devamı maddelerinde düzenlenen eser sözleşmesinden kaynaklanmaktadır. Davacı yüklenici, davalı ise iş sahibidir.Taraflar arasında 05/03/2018 tarihli taşeron sözleşmesi imzalanmıştır. Bu sözleşme ile davacı taşeron sıfatıyla, davalının yapımını yüklendiği ... Öğrenci Yurdu'nun kaba inşaat işini yapmayı üstlenmiştir. Davacı vekili 07/12/2018 tarihli ve altındaki imzası inkar edilmeyen protokole karşı beyanlarını 29/05/2019 tarihli dilekçeleri ile bildirmiş, ancak iş bu protokolün kendileri tarafından müzayaka halinde imzalandığı gerekçesi ile gabin sebebiyle geçersiz olması dolayısıyla davalıya gönderilen 27/12/2018 tarihli noter ihtarnamesi ile iptal edildiğini ve bu sözleşmeye bağlı olmadıklarını bildirdiklerini beyan etmiştir.Davacı taraf işin 05/03/2018 tarihli 18.500.000,00TL bedelli sözleşmeye istinaden yapıldığını, davalı taraf ise işin bu sözleşmeyi bertaraf etmek için sonradan düzenlenen 14/03/2018, 24/05/2018 ve 30/08/2018 tarihli toplamda 15.000.000,00TL bedelli sözleşmelere istinaden yapıldığını belirtmekte; davacı taraf davalının 8.568.000,00TL ödeme yaptığını, bakiye 9.932.000,00TL'nin ödenmediğini ileri sürmekte, davalı taraf ise davacıya toplamda 12.868.000,00TL ödeme yapıldığını, davacının yaptığı işteki eksik ve ayıplar tutarının yaklaşık 4.500.000,00TL olduğunu, ancak dava konusu protokol gereği 1.900.000,00 TL bedel ödenmesi konusunda anlaşıldığını savunmakta, davacı ise protokolün gabin nedeniyle geçersiz olduğunu ileri sürmektedir. Taraflar arasında düzenlenen ve imzası inkar edilmeyen 07/12/2018 tarihli protokolün 1.maddesinde;07/12/2018 tarihinde davalı şirket tarafından davacıya 1.900.000,00TL ödeneceği, buna karşılık davalı şirket hakkında açtığı tüm dava ve icra takiplerinden ferileri ile birlikte feragat edeceği, anlaşma konusu olan 1.900.000,00TL'nin davalı şirket tarafından davacıya ödendiği anda tarafların alt yüklenici sözleşmesinden kaynaklanan edimlerini yerine getirmiş sayılacağı, tarafların gayrikabili birbirlerini rücu ve ibra ettikleri,4.maddesinde; davacının bu protokol hükümlerine göre davalı şirket hakkında açtığı her türlü dava ve icra takiplerinden feragat etmeyi kabul ettiği, bu iş ile ilgili vekil tayin edilmiş avukatlık ücretleri, tarafların kendilerini ilgilendiren yasal harçlar, vergiler vb. yükümlülerin tarafların kendilerini bağlayacağı, her iki tarafın da kendi vekilleri ile ilgili olan hukuku kendisinin çözeceği, birbirlerinden başkaca herhangi bir talepte bulunmayacakları kabul ve taahhüt edilmiştir.Yerel mahkemece öncelikle taraflar arasındaki hangi sözleşmenin geçerli olduğu hususunu değerlendirilmiştir. Bu husuta mahkemenin gerekçe olarak bildirdiği , borcun yenilenmesi işleminin geçerliliği, tarafların yeni bir borç meydana getirirken eskisini ortadan kaldırmak iradesine sahip olmalarına bağlı olduğu , bu irade beyanı, açık bir irade beyanı olabileceği gibi örtülü bir irade beyanı da olabileceği , dolayısıyla tarafların yeni bir borç kurulurken eskisini ortadan kaldırmak amacıyla hareket edip etmediklerinin yapılan işlemin içeriğinden ya da işin özelliklerinden çıkarılması gerektiği , somut olayda bedelleri ve tarihleri de dikkate alındığında, taraflar arasında sözleşmenin yenilenmesi iradesinin bulunduğu kabul etmiştir. Yerel mahkemenin bu kabulünde hukuka aykırılık yoktur. Böylece mahkeme , taraflar arasında daha sonraki tarihte akdedilen üç sözleşme ile 05.03.2018 tarihli ilk sözleşmenin yenileme suretiyle sona erdiğini tespit etmiştir. 13.10.2022 tarihli kök ve 07.09.2018 tarihli ek rapor ile ayıplı ifa olmadığı belirlenmiş ayrıca , ek raporda üç adet 17.700.000.00 TL. lik sözleşmeler kabul edildiğinde davalının davacıya toplam 6.539.000.00 TL. bakiye borçlu olabileceği, taraflar arasında gerçekleştirilen protokolün geçerli olduğu belirtilmiştir.Mahkemece davacının davalıdan 6.539.000,00 TL. alacaklı olduğu halde, 07/12/2018 tarihli protokol ile davacının 1.900.000,00 TL ödenmesi durumunda bakiye alacağından feragat ettiği, hir iki tutar arasında üç misli aşan fark nedeniyle açık bir oransızlığın söz konusu olduğu tespit edilmiştir. Bu tespit tek başına gabinin varlığı için yeterli değildir. Aşırı yararlanmanın ikinci unsuru olan subjektif unsur , taraflardan birinin , diğerinin özel durumunu bilmesi ve bu durumdan yararlanmak istemesidir. Buna sömürme kastı denilmektedir. Gabinin oluşması için bilmek tek başına yeterli değildir. Ayrıca yararlanma isteği şarttır. Eldeki davada 07.12.2018 tarihli protokol davadan sonra yapıldığı görülmektedir. Davacı davaya devam etme hakkı var iken bu protokolü yaptığı , diğer bir söyleyişle protokolün iradi olduğu anlaşılmaktadır.Ekonomik olarak kötü durumda bulunmak , zorda kalma halinin kabulü için yeterli değildir. Zor durumda kalmak demek çaresizlik duygusuna kapılacak kadar güç durumda sıkıntı içinde olmak demektir. Davamızda davası devam eden davacının çaresizlik durumunda kaldığının kabulü de mümkün değildir. Dosya kapsamında davacının zor durumda olduğunu bilerek davalının sömürdüğünü ispatlayan deliler yoktur. Yerel mahkemece de Dairemizin kaldırma kararından sonra , subjektif unsura dair iddia ve delillerin yeterince irdelendiği anlaşılmaktadır. Davacının alacağı için dava caçtığı sonra sulh protokolü imzaladığı . davada subjektif unsur gerçekleşmediği için yerel mahkemenin gabin iddialarını kabul etmemesi isabetlidir. Tüm bu sebeplerle davacının istinaf talebinin reddine karar verilmiştir.Davalı istinafında kötü niyet tazminatı verilmesi gerektiğini belirtmiştir. Davacının davadan sonra 07.12.2018 tarihli protokole ilişkin olarak gabin iddiasını ileri sürmesi , bir irade sakatlığı iddiasıdır. Eldeki davada ispatlanamadığı için reddedilmesi tek başına davacının davasında ve iddiasında kötü niyetli olduğunu göstermez. Bu sebeple davalı vekilinin istinafı da yersizdir. Belirttiğimiz sebeplerle yerel mahkemem kararı isabetli olduğundan , taraf vekillerinini istinaf taleplerinin reddine karar verilmişitir.Açıklanan nedenlerle, 6100 sayılı HMK'nın 355. madde hükmü uyarınca istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılan istinaf incelemesi sonucunda, dosya kapsamına, kararın dayandığı delillerle yasaya uygun gerektirici nedenler ve ileri sürülen istinaf sebeplerine göre, mahkeme kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, taraf vekillerinin istinaf başvurularının HMK'nın 353/1-b-1. bendi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerekmiştir. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-İstanbul 13. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 21/12/2023 tarih ve 2022/8 Esas, 2023/910 Karar sayılı kararında usul ve esas yönünden yasaya aykırı bir durum bulunmamasına göre, taraf vekillerinin istinaf başvurusunun HMK'nın 353/1-b-1 maddesi gereğince esastan REDDİNE, 2-Davacıdan alınması gereken 615,40 TL istinaf karar harcından peşin alınan 427,60 TL'nin mahsubu ile bakiye 187,80 TL istinaf karar harcının davacıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA, 3-Davalı tarafça yatırılması gereken 615,40 TL maktu istinaf karar harcından peşin olarak yatırılan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL harcın davalıdan alınarak HAZİNEYE GELİR KAYDINA,4-Taraflarca yapılan istinaf yargılama giderlerinin üzerlerinde BIRAKILMASINA,5-İstinaf incelemesi sırasında duruşma açılmadığından taraflar yararına vekalet ücreti takdirine YER OLMADIĞINA,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 6100 sayılı HMK'nın 361. maddesi gereğince kararın tebliğ tarihinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'da temyiz yolu açık olmak üzere 12/11/2025 tarihinde oybirliği ile karar verildi.