İSTİNAF KARAR TARİHİ :18/02/2026 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde; İstanbul ... Mahallesi, Pafta:2, Ada:303, Parsel:58'de bulunan taşınmaz ile ilgili olarak müvekkili bankaca 06.12.2005 tarihinde yapılan ihalede mezkûr gayrimenkulün ....AŞ’ne satışının Yönetim Kurulu'nca onaylanmaması üzerine davalı şirket tarafından 23.…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO:2026/219 KARAR NO: 2026/746 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ:İSTANBUL 6. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ:24/06/2025 NUMARASI:2024/218 Esas - 2025/428 Karar DAVANIN KONUSU: Alacak İSTİNAF KARAR TARİHİ :18/02/2026 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ:Davacı vekili dava dilekçesinde; İstanbul ... Mahallesi, Pafta:2, Ada:303, Parsel:58'de bulunan taşınmaz ile ilgili olarak müvekkili bankaca 06.12.2005 tarihinde yapılan ihalede mezkûr gayrimenkulün ....AŞ’ne satışının Yönetim Kurulu'nca onaylanmaması üzerine davalı şirket tarafından 23.12.2005 tarihli Banka Yönetim Kurulu'nun kararının iptali ve yürütülmesinin durdurulması istemiyle İstanbul 2.İdare Mahkemesi nezdinde açılan davada verilen 05.07.2006 tarih, 2006/479 E. 2006/1483 K. sayılı karara dayanılarak, Beyoğlu Asliye l. Ticaret Mahkemesi'nin 2006/433 Esas sayılı dosyası ile banka aleyhine açılan hükmen tescil davası kapsamında Beyoğlu Asliye 2.Hukuk Mahkemesi'nin 18.08.2006 tarih, 2006/42 D.iş sayılı İhtiyati Tedbir Kararı ile dava konusu gayrimenkulün 3.kişilere devir ve satışının durdurulmasına karar verildiğini, ancak Beyoğlu Asliye l. Ticaret Mahkemesi'nde yapılan yargılama neticesinde, Mahkemenin 25.12.2008 tarih, 2006/433 Esas, 2008/473 Karar sayılı kararı ile hükmen tescil davasının reddine karar verildiğini ve bu karar 04.02.2009 tarihinde kesinleştiğini, Mahkeme kararına istinaden de 08.01.2009 tarihinde taşınmaz üzerindeki ihtiyati tedbir şerhinin terkin edildiğini, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu kapsamında ihtiyati tedbirin haksız olduğunun anlaşılması halinde, ihtiyati tedbir isteyenin bundan doğan zarardan sorumluluğunun söz konusu olacağını, ihtiyati tedbir koyduran tarafın, dava sonucunda haksız çıkması halinde, ihtiyati tedbirin haksız olduğunu, haksız olarak ihtiyati tedbir koydurmuş olan tarafın sorumluluğunun haksız fiil sorumluluğuna benzediğini, bu kapsamda ihtiyati tedbir kararının icra edilmiş olması, ihtiyati tedbirin haksız olması, zarar, uygun illiyet bağı gerektiğini, ayrıca bu sorumluluğun kusursuz sorumluluk olduğunu, ihtiyati tedbir haksız ve bundan da bir zarar doğmuş ise bu haksız ihtiyati tedbiri koydurtmuş olan tarafın bundan zarar gören karşı tarafa veya üçüncü kişiye tazminat ödemekle yükümlü olduğunu, haksız ihtiyati tedbir koyduran taraf, ihtiyati tedbir kararının icra edildiği tarih ile ihtiyati tedbirin kalktığı tarih arasındaki dönemde meydana gelmiş zararları ödemekle yükümlü olduğunu, davacı bankanın davalı sıfatını taşıdığı Beyoğlu Asliye l. Ticaret Mahkemesi'nin 2006/433 Esas sayılı dosyası kapsamında da icra edilmiş bir ihtiyati tedbir kararı olduğunu, yapılan yargılama neticesinde de, davanın reddine karar verilmek suretiyle ihtiyati tedbir talep eden ....Ş.'nin haksızlığının hüküm altına alındığını, dolayısıyla dosya kapsamında ihtiyati tedbir koydurtan ....Ş.'nin haksız olduğunun mahkemenin verdiği ve kesinleşen karar ile sabit olduğunu, yanı sıra davalı tarafından Beyoğlu Asliye 1.Ticaret Mahkemesinde açılan davaya konu gayrimenkulün satışına ilişkin olarak 09.08.2006 tarihinde yapılan ikinci ihalede gayrimenkule 19.275.000.-YTL bedel teklif edildiğini, yapılan bu teklifin Yönetim Kurulu tarafından onaylandığını, ancak alınan ihtiyati tedbir kararı sebebiyle satışın yapılamadığını, müvekkili bankanın özel hukuk hükümlerine göre işletildiğini ve aktifinde yer alan gayrimenkulleri satarak gelir elde ettiğini, haksız ve hukuki dayanaktan yoksun ihtiyati tedbir kararı sebebiyle dava konusu gayrimenkulün satışını gerçekleştiremediği için de bu parayı kullanamadığını ve zarara uğradığını, dolayısıyla haksız ihtiyati tedbir sebebiyle davacı bankanın zarara uğradığı hususunun açık olduğunu, haksız ihtiyati tedbir sebebiyle bankanın uğradığı zararın 18.08.2006-08.01.2009 tarihleri arasında cari faiz oranlarına göre 11.795.229,17 TL olduğunu, bu sebeplerle davalının mal kaçırma ihtimaline binaen menkul, gayrimenkul malları ile tüm hak ve alacakları üzerine ihtiyatı tedbir ve ihtiyatı hacız konulmasına, fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla haksız ihtiyati tedbir sebebiyle oluşan 11.795.229,17 TL banka zararının 08.01.2009 tarihinden itibaren ticari işlerde uygulanan reeskont faiziyle birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Davalı vekili cevap dilekçesinde; Müvekkili şirketin 06.12.2005 tarihli ihale ile ... Mahallesi 303 ada ve 58 parsel sayılı taşınmazı satın aldığını, fakat daha sonra davacı bankanın gerekçe göstermeksizin ihaleyi iptal ettiğinden, banka aleyhine İstanbul 2. İdare Mahkemesinin 006/479 Esas sayılı dosyası ile dava açıldığını, dava devam ederken davacı bankanın iyi niyet kurallarına aykırı olarak davaya konu gayrimenkulü başka bir firmaya satmak istediğini, bunun üzerine 2006/2068 Esas Sayılı dosyası ile dava açıldığını, davanın derdest olduğunu, ihalenin iptal işleminin iptal davası olan 2006/479 Esas sayılı davanın müvekkili lehine sonuçlandığını, ancak davadan sonra davacı bankanın tescil işlemini gerçekleştirmemek üzere Danıştay’a müracaat ettiğini, Danıştay'dan aldıkları yürütmeyi durdurma kararı akabinde ihtilaflı olan gayrimenkulü gizli ve müvekkilinden habersiz olarak başka bir kişiye satılmasına teşebbüs ettiğini, davacı bankanın gizli satış yapmak istemelerini öğrenmesi üzerine müvekkili şirketin ihtiyati tedbir talebinde bulunduğunu, davacı tarafından açılan davada davacının iddialarının eğerlere dayalı bir dava olduğunu, davacı bankanın ihtilafa konu gayrimenkulü ... Tekstil isimli firmaya 19.000.000TL'ye sattığını, ancak Beyoğlu Asliye Ticaret Mahkemesinde ihtiyati tedbir kararı bulunması sebebiyle ile satış işleminin gerçekleşmediği sonucu zarara uğradığı iddiasında olduğunu, davacı bankanın hatasının dava devam ederken böyle bir satışa teşebbüs etmesi olduğunu, tazminat davasının şartlarının açık olduğunu, bu şartlardan en önemlisinin bir zararın meydana gelmiş olması ve zarar ile eylem arasında illiyet bağının bulunması şartlarının en önemlilerinden olduğunu, davacı bankanın zarar iddiasının doğru olmadığını, Zira iddia edilen satışın geçersiz olduğunu, Hukuk Usulü Muhakemeler Kanununun, gayrimenkulün aynına ilişkin ihtilaflarda teminatsız ihtiyati tedbir kararı verilmesini uygun gördüğünü, zira gayrimenkulün üçüncü bir kişiye satılması halinde ve idare mahkemesinin kesinleşmesi halinde müvekkilinin haklarının ortadan kalkmış olacağını, davacı bankanın iyi niyetli davranmadığından müvekkilinin Beyoğlu Mahkemesine müracaat etmekten başka çaresi kalmadığını, ihtiyati tedbir kararının, Danıştay'da görülmesi devam eden bir dava dosyası sebebiyle verildiğini, böyle bir durumu yaratan ve müvekkilini ihtiyati tedbir kararı almak zorunda bırakan kurumun tek amacının müvekkiline haber vermeden ve ihale usulüne riayet etmeden davaya konu gayrimenkulü belli bir şirkete satmak istemesinden ibaret olduğunu, davalı kurumun her celse ihtiyati tedbire itiraz etmesi ve dosyanın Danıştay’dan dönüşünün uzun sürmesi sonucunda 2007 tarihinde Mahkemenin %10 teminata hükmettiğini, davacı kurumun Beyoğlu 1. Asliye Ticaret Mahkemesinde görülen davada tazminat talebinde bulunmadığını, dosyaya sundukları Beyoğlu 1.Asliye Ticaret Mahkemesi kararı üzerine davacı avukatının aynen yazdığı “karar lehimize temyiz edilmeyecek ücreti vekâlet takip edilecektir" ibaresi ide davacı bankanın tazminat talebinin olmadığının yazılı ikrarı olduğunu, yine Beyoğlu Asliye Ticaret Mahkemesince karar verildikten sonra teminatın iade edildiğini, davacı bankanın tazminat talebinin olmadığını gösteren diğer bir belge ise müvekkilinin bankada bulunan teminatının iadesi olduğunu, davacı bankanın iddia ettiği zararın ne olduğu ve nereden kaynaklandığının açıklanamadığını, zarar olabilmesi için tedbire konu bir malın yok olması veya haksız yere telef olması veya ucuza satılmış olması gerektiğini, oysaki ihtiyati tedbire konu malın bir gayrimenkul olduğunu, gayrimenkul fiyatlarının artması sebebiyle her an daha yüksek bir bedel ile satılmasının mümkün olduğunu, davacı bankanın ihtiyati tedbire rağmen davaya konu gayrimenkulü 3. kişiye kiraya verdiğini, kanunun aradığı zararın somut bir zarar olduğunu, kesin ve ihtimalden uzak olması gerektiğini, tazminat talebinde eğerlere ve şayetlere dayalı iddiaların dinlenemeyeceğini, her ne kadar davacının haksız ihtiyati tedbirden dolayı müvekkilinin kusursuz sorumlu olduğu iddiasında ise de bu iddianın doğru olmadığını, davacının müvekkilinden 11.000.000 TL gibi fahiş ve gerçeklerle bağdaşmayan bir tazminat talebinde bulunduğunu, bu rakamın nereden kaynaklandığının belli olmadığını, mahkeme kararına dayalı ittihaz olunan ihtiyati tedbirlerde tazminatın söz konusu olamayacağını, bu sebeplerle davacı tarafından açılan davanın reddine karar verilmesini talep etmiştir.Davalı vekili yeniden yargılama talep dilekçesinde; İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin ilgi kararı Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmesi üzerine müvekkili şirket 24/08/2020 tarihinde Anayasa Mahkemesine mülkiyet hakkının ve makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği ileri sürülerek bireysel başvuruda bulunulduğunu, T.C Anayasa Mahkemesi İkinci Bölüm 2020/29168 Başvuru numaralı ve 10/01/2024 karar tarihli karar ile mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin iddianın kabul edilebilir olduğuna; Anayasanın 35.maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine, kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine karar verildiğini, Anayasa Mahkemesince ihlalin ve sonuçlarının giderilmesine yönelik olarak verdiği kararın gayet açık olduğunu, yapılan tüm yanlışları ortaya koyduğunu ve çözüm yolunu da gösterdiğini, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararı ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesi kararı ile 6216 Sayıyı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu Ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun 50/2 göre Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir......yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir ve 6100 sayılı HMK 374 ve devamı maddelerinde düzenlenen Yargılamanın İadesi hükümleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini belirterek; davanın ilk red kararında dayanak olarak alınan 12/03/2012 tarihli bilirkişi raporunda belirlenen hususlar ve Anayasa Mahkemesinin kararında 57, 58 maddesinde açıklanan hususlar çerçevesinde yargılamanın yenilenmesi ile davacının davasının reddine, yargılama giderlerinin ve vekalet ücretinin davacıya yüklenmesine karar verilmesini talep etmiştir.İlk Derece Mahkemesince; "...Dava; haksız ihtiyati tedbir sebebiyle maddi tazminatın ödetilmesi istemine ilişkin karar sebebiyle mülkiyet hakkının ihlali gerekçesi ile yargılamanın iadesi istemidir.Tazminat Talebinin Dayanağı Olan Mahkeme Kararları:Beyoğlu Asliye 2. Hukuk Mahkemesinin 18/08/2006 Tarih ve 2006/42 D.İş Sayılı Kararı Şu Şekildedir:“Davacı vekilinin, 18.8.2006 tarihli dilekçesi 4734 sayılı kanunun ve ... Bankası A.Ş. ihale yönetmeliği hükümleri gereğince 06.12.2005 tarihinde açık arttırma usulü ile ...’de Beyoğlu adresinde bulunan gayrimenkulün safisinin yapıldığı tapuda devredilmediğinden anılan gayrimenkulün 3. kişilere ihale ve safisinin önlenmesi için tedbir talep etmiş olmakla ;Davacı vekilinin tedbir talebini havi dilekçesinde ibraz ettiği belgeler yeterli görüldüğünden... adresinde bulunan tapunun.... parselde kayıtlı gayrimenkulün HUMK’nun 101 ve müteakip maddelere gereğince 3. kişilere devir ve satışının ihtiyati tedbiren durdurulmasına "karar verilmştir.Beyoğlu Asliye 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 25/12/2008 Tarih ve 2006/433 E., 2008/473 K. Sayılı Kararı 1- Davacı ... A.Ş. vekili tarafından davalı ... Bankası A.Ş. Genel Müdürlüğü aleyhine açılmış bulunan iş bu hükmen tescil davasının reddine, (…) karar verilmiş , verilen işbu 25/12/2008 tarihli hüküm davacı vekiline kalemde imza ile 16/01/2009, davalı vekiline posta ile 19/01/2009 tarihinde tebliğ olunmuş Tarafların Kararı Temyiz Etmemesi Üzerine hükmün 04/02/2009 tarihinde kesinleştiği anlaşılmıştır.İstanbul 40. Asliye Ticaret Mahkemesinin 08/05/2012 Tarih ve 2011/92 E., 2012/123 K. Sayılı Kararı Şu Şekildedir: “Dava, taraflar arasında görülmekte olan davaya konu gayrimenkul üzerine davalı tarafından haksız olarak ihtiyati tedbir kararı alınması sebebiyle davalının haksız ihtiyati tedbirden kaynaklı zarara uğradığı iddiasına dayalı tazminat davasıdır. Davacının delil olarak gösterdiği Beyoğlu 1. Asliye Ticaret Mahkemesine ait 2006/433 Esas, 2008/473 Karar sayılı dosyasının incelenmesinde; davacının ....Ş., davalının ... Bankası A.Ş, davanın murafaanın meni, hükmen tescil davası olduğu, yapılan yargılama sonucunda davanın reddine karar verildiği anlaşılmıştır. (…) Yargıtay 7. Hukuk Dairesinin 26/06/2014 Tarih ve 2014/5752 E., 2014/14470 K. Sayılı Kararı Şu Şekildedir:“Dosya kapsamına göre, uyuşmazlık haksız eylemden davacının taşınmazı üzerine davalının talebi ile konulan ihtiyati tedbirin haksızlığı sabittir. Uyuşmazlığın niteliği gözetildiğinde davacının zararının haksız eylemin meydana geldiği tarihe göre belirlenmesi gerekir. Hal böyle olunca davacının davaya konu taşınmazının ihtiyati tedbirin konulduğu 18.08.2006’ds satılsa idi satış değerinin 18.08.2006 tarihi ile tedbirin kalktığı 08.01.2009 tarihi arasındaki getireceği ticari faiz gelirinin hesaplatılması, faiz gelirinin fazla olması halinde zararın oluştuğu gözetilerek sonucuna göre karar verilmesi gerekir. Bunu gözetilmemesi ve tedbirlerin haksızlığı sabit olduğu halde dava açıldıktan sonra dava konusu taşınmazın yüksek bedelle satıldığından bahisle davalının dava açılmasına sebebiyet vermediği gerekçesiyle yargılama giderlerinin davacıya yüklenmesi ve davalı yararına vekalet ücretine hükmedilmesi usul ve yasaya aykırı olup kararın bozulması gerekmiştir.” gerekçesi ile Bozma kararı verilmiştir.Bozma kararı sonrasında yapılan yargılama neticesinde İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2014/693 E. Sayılı dosyası ile yapılan yargılama neticesinde 03/05/2016 Tarih 2014/693 E., 2016/403 K. Sayılı Kararı Şu Şekildedir: “Dosya içeriği delillere göre; Beyoğlu 1. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2006/433 E. sayılı dava dosyasında, davalı şirket tarafından davacı banka aleyhine hükmen tescil davasının açıldığı ve bu dava ile ilgili olarak dava konusu taşınmaz üzerine 18.08.2006 tarihinde ihtiyati tedbir konulduğu, yapılan yargılama sonucunda davalı şirketin açmış olduğu davanın reddine karar verildiği, kararın 04.02.2009 tarihinde kesinleştiği, ihtiyati tedbire ilişkin şerhin 08.01.2009 tarihinde terkin edildiği tespit edilmiştir. Davacının taşınmazı üzerine davalının talebi ile konulan ihtiyati tedbirin haksız olduğu incelenen dosya kapsamında anlaşılmaktadır. (…), yapılan hesaplamaya göre davacının faiz gelirine ilişkin kaybı daha fazla olduğundan hesaplanan faiz gelirine ilişkin davacı zararı talebi aştığından taleple bağlı kalınarak 11.795.229,17-TL tazminatın 08.01.2009 tarihinden itibaren yürütülecek reeskont faizi ile birlikte davacı yararına davalıdan tahsili gerektiği sonuç ve kanaatine varılarak (…), Davanın kabulüne; 11.795.229,17-TL’nin 08.01.2009 tarihinden itibaren yürütülecek reeskont faizi ile birlikte davacı yararına davalıdan tahsiline;karar verilmiştir. Kararın temyizi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 30/05/2017 Tarih ve 2016/15312 E., 2017/3452 K. Sayılı Kararı Şu Şekildedir: “Davacı ...bankası A.Ş. vekili Avukat ... tarafından, davalı...A.Ş. aleyhine 30/04/2009 gününde verilen dilekçe ile tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; (…) Mahkemece, Yargıtay 7. Hukuk Dairesi 19/12/2013 gün ve 2012/7159 -2013/22721 sayıl ilamına uyulmasına karar verilmiş olmasına rağmen bozmanın gereği tam olarak yerine getirilmemiştir. Yukarıda yazılı bozma ilamında, taşınmazın ihtiyati tedbirin konulduğu 18/08/2006 tarihi ile ihtiyati tedbirin kalktığı 08/01/2009 tarihi arasındaki değer artışı ile elde edilemeyen satış gelirinin faiz getirisi arasındaki farkın bulunması, şayet faiz getirisi fazla ise bu farkın davacı zararı olarak kabul edilmesi olduğu belirtilmiştir. Dosya içerisinde bulunan; 21/03/2016 havale tarihli bilirkişi ek raporunda açıklaması da yapılarak, taşınmazın ihtiyati tedbirin kalktığı 08/01/2009 tarihi itibariyle değeri isabetli ve dosya kapsamına uygun şekilde 22.223.550,00 TL olarak belirlenmiştir. Şu halde; mahkemece yapılması gereken bozma ilamında belirtildiği şekilde 18/08/2006 ihtiyati tedbir tarihi itibariyle tahsil edilemeyen taşınmaz rayiç değeri olan 19.054,001,00 TL ile ihtiyati tedbirin kalktığı 08/01/2009 tarihi itibariyle tespit edilen 22.223.550,00 TL taşınmaz rayiç değeri arasındaki farkın değer artışı olarak kabulü, hesaplanan ticari faiz getirisinden bu miktarın düşülmesi ve sonuç fark rakamın davacı zarar olarak kabulü iken yanılgılı değerlendirme ile mahrum kalınan faiz getirisinin tamamının doğrudan davacı zararı olarak kabulü ile yazılı şekilde karar verilmesi doğru olmamış ve kararın bozulması gerekmiştir. (…) Temyiz olunan kararın yukarıda gösterilen sebeplerle davalı yararına BOZULMASINA, davalının diğer temyiz itirazlarımın ilk bentte açıklanan sebeplerle reddine (…) oybirliğiyle karar verildi.” gerekçesi ile mahkememiz kararının bozulmasına karar verildiği,İstanbul 6. Asiye Ticaret Mahkemesinin 16/10/2018 Tarihli ve 2018/389 E., 2018/1015 K. Sayılı Kararı ve 02/11/2018 Tarihli “Maddi Hatanın Düzeltilmesi Kararı” Şu Şekildedir: Şu Şekildedir:“Mahkememizce 16/10/2018 tarihli celsesinde Yargıtay bozma ilamına uyularak yargılamaya devam edilmiştir. (…) davacı talebiyle bağlı kalınarak 11.795.229,17-TL faiz getirisinden, 3.169.549.00-TL değer artışı miktarının düşülmesi sonucunda belirlenen 8.625.680,17-TL'nin davacı zarar olarak kabulü gerektiği ve bu tazminatın 08.01.2009 tarihinden itibaren yürütülecek reeskont faizi ile birlikte davacı yararına davalıdan tahsiline karar verilmiştir. Yukarıda açıklanan sebeplerle; Davanın KISMEN KABULÜNE, 8.625.680,17-TL'nin 08/01/2009 tarihinden itibaren yürütülecek reeskont faiziyle birlikte davacı yarara davalıdan tahsiline fazla istemin REDDİNE. (…) karar verildi.” Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 12/12/2019 Tarih ve 2019/363 E., 2019/6002 K. Sayılı Kararı Şu Şekildedir:“Davacı ...bankası AŞ vekili Avukat ... tarafından, davalı ... AŞ aleyhine 30/04/2009 gününde verilen dilekçe ile haksız ihtiyati tedbir sebebiyle maddi tazminat istenmesi üzerine yapılan yargılama sonunda; Mahkemece davanın kısmen kabulüne dair verilen 16/10/2018 günlü kararın Yargıtay’ca duruşmalı olarak incelenmesi davalı vekili tarafından süresi içinde istenilmekle, daha önceden belirlenen 26/11/2019 duruşma günü için yapılan tebligat üzerine duruşmalı temyiz eden davalı vekilleri Avukat ... ve Avukat ... ile karşı taraftan davacı vekili Avukat ... geldiler. Açık duruşmaya başlandı. Süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve hazır bulunanların sözlü açıklamaları dinlendikten sonra taraflara duruşmanın bittiği bildirildi. Dosyanın görüşülmesine geçildi. Tetkik hâkimi tarafından hazırlanan rapor ile dosya içerisindeki kâğıtlar incelenerek gereği düşünüldü. Dosyadaki yazılara, mahkemece uyulan bozma kararı gereğince hüküm verilmiş olmasına ve bozmanın kapsamı dışında kalarak kesinleşmiş olan yönlere ilişkin temyiz itirazlarının incelenmesi olanağı bulunmamasına göre yerinde görülmeyen temyiz itirazlarının reddiyle hükmün ONANMASINA (...) ve davacı banka yararına takdir olunan 2.037,00 TL duruşma avukatlık ücreti ile aşağıda yazılı onama harcının davalıya yükletilmesine 12/12/2019 gününde oy çokluğuyla karar verildi.”Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 12/12/2019 Tarih ve 2019/363 E., 2019/6002 K. Sayılı Kararının Yargıtay Hâkimi Süleyman Arslan Tarafından Yazılan Karşı Oy Yazısı Şu Şekildedir:“(…) 1- Haksız ihtiyati tedbir altında kaldığı dönem itibarıyla, taşınmazdan elde edilen kira geliri, davacı tarafından dosyaya bildirildiğine göre hüküm altına alınan zarardan bu miktarın mahsup edilmesi gerekir. 2- Mahkemece; hüküm altına alınan zarar miktarı, ihtiyati tedbirin kalktığı 08/01/2009 tarihine kadar olan zararı kapsadığına ve bu tarihten itibaren bu miktara ayrıca reeskont faizi işletildiğine göre davacının, bunun dışında bu taşınmazdan bir gelir elde etmemesi gerekir. Oysa dava konusu taşınmaz davacı uhdesinde, kiraya verildiği gibi değer kazanmaya devam ederek 19/04/2011 tarihinde satılmıştır. Aradaki bu değer farkı ve 08/01/2009 tarihinden satış tarihine kadar, elde edildiği dosya kapsamı ile anlaşılan kira gelirinin de işleyecek olan faiz miktarından mahsubuna karar verilmesi gerekirdi, aksi takdirde taşınmazdan iki kere kazanç elde edilmiş olacak ve davacı tarafın sebepsiz zenginleşmesine sebebiyet verilecektir. Yukarıda izah edilen gerekçelerle kararın bozulması gerektiği düşüncesinde olduğumdan sayın çoğunluğun onama görüşüne katılmıyorum.”Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 12/12/2019 Tarih ve 2019/363 E., 2019/6002 K. Sayılı Kararının Yargıtay Hâkimi Hulusi Akdere Tarafından Yazılan Karşı Oy Yazısı Şu Şekildedir:“(…) Mahkemece bilirkişilere tespit ettirilmesi gereken bir konu uzmanlığı bulunmayan hâkim tarafından değerlendirilmesi istenmiştir. Her ne kadar Dairemizin bozma kararına uyan mahkeme, usuli kazanılmış hak sebebiyle artık bozma kararı gereğince işlem yapmak ve hüküm vermek zorunda olsa da, Yargıtay’ın bozma kararı, tartışmasız ve çok açık bir maddi hataya dayanıyorsa, usuli kazanılmış hak kuralına dayanılmaz (Baki Kuru ders kitabi sh.641). Zira maddi hata usuli kazanılmış hakkın istisnalarından biridir. Yargıtay kararları da bu yöndedir. Somut olayda uzmanlık gereken bir konuda hüküm kurmaya elverişli bir bilirkişi raporu almadan hâkimin karar vermesini istemek tartışmasız ve çok açık bir biçimde maddi hatadır. Açıklanan sebeplerle dairemizce sehven verilen bozma kararının maddi hataya dayandığı ve davacı yararına usul kazanılmış hak doğurmayacağı hususu da nazara alınarak, davanın bütünüyle reddine karar verilmesi gerektiği düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum.” şeklinde olup “Mahkememizden verilen işbu 16/10/2018 tarihli hüküm, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2019/363 E. 2019/6002 K. sayılı 12.12.2019 tarihli ilamı ile onandığı, onama ilamının davacı vekiline 04.02.2020 tarihinde, davalı vekiline 04.02.2020 tarihinde tebliğ edilmiş olup, süresi içinde davalı vekilinin vaki karar düzeltme talebi üzerine Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin 2020/1729 E. 2020/2646 K. sayılı 08.07.2020 tarihli ilamı ile karar düzeltme talebinin reddine karar verilmiş olmakla, hükmün, 08/07/2020 tarihinde kesinleştiği görülmüştür.İş bu kararın kesinleşmesi sonrasında davalı tarafça Anayasa Mahkemesine başvuruda bulunulmuş olup Anayasa Mahkemesinin 2020/29168 Başvuru Numaralı ve 10/01/2024 Tarihli Kararı Şu Şekildedir:“Başvuru, haksız ihtiyati tedbir sebebiyle aleyhe hükmedilen maddi tazminatın belirlenmesinde taşınmaz malikinin elde etmiş olduğu menfaatin dikkate alınmaması sebebiyle mülkiyet hakkının ve yargılamanın uzun sürmesi sebebiyle de makul sürede yargılanma hakkının ihlal edildiği iddialarına ilişkindir.Başvurucu, ihalenin iptalinin dava konusu olması sebebiyle taşınmazın satışının durdurulmasında haklı sebepleri bulunduğu gibi bankanın tedbir sebebiyle uğradığını ileri sürdüğü zararın da farazi olduğunu, tedbirden kaynaklanan somut bir zararı bulunmadığını, hatta taşınmaz bu süre içinde değer kazandığı ve davacı banka tarafından ilk ihalede teklif edilen bedelin çok üzerinde bir bedel ile üçüncü kişiye satıldığını iddia etmektedir. (…) bir ekonomik değer veya icrası mümkün bir alacağı elde etmeye yönelik meşru bir beklenti Anayasa'da yer alan mülkiyet hakkı güvencesinden yararlanabilir. Meşru beklenti, makul bir şekilde ortaya konmuş icra edilebilir bir alacağın doğurduğu, ulusal mevzuatta belirli bir kanun hükmüne veya başarılı olma ihtimalinin yüksek olduğunu gösteren yerleşik bir yargı içtihadına dayanan, yeterli somutluğu olan beklentidir. Temelsiz bir hak kazanma beklentisi veya sadece mülkiyet hakkı kapsamında ileri sürülebilir bir iddianın varlığı meşru beklentinin kabulü için yeterli değildir.Somut olayda da başvurucunun adli yargıda açmış olduğu davaya konu taşınmazın üçüncü kişilere devrini önleyen tedbir konulmuş ne var ki asıl dava ile birlikte tedbir de reddedilmiştir. Bu itibarla tedbirin haksızlığının mahkemesince tespit edilmesinden sonra Banka başvurucu aleyhine bu tedbirden kaynaklanan zararının ödenmesi için dava açmış ve yapılan yargılama sonucunda başvurucunun 8.625.680,17 TL ödemesine karar verilmiştir. Dolayısıyla Mahkeme kararı gereğince başvurucunun malvarlığında somut bir azalma meydana geldiğinden ve ek olarak mülkiyet hakkının korunması çerçevesinde talep edilen ihtiyati tedbir sebebiyle tazminata hükmedildiğinden başvurucunun Anayasa'nın 35. maddesi kapsamında korunması gereken bir menfaatinin olduğu sonucuna varılmıştır. Bu aşamada belirtmek gerekir ki ihtiyati tedbir kararı başvurucu tarafından talep edilmiş ise de tedbirin dayanağını teşkil eden mülga 1086 sayılı Kanunu'nun 101. maddesi, maddede sayılan şartların varlığı halinde hâkim tarafından tedbire karar verilebileceği hükmünü içermekte olup tedbir hâkimin takdirinde olan bir usul işlemidir. Üstelik davanın ve dolayısıyla tedbir süresinin uzaması da büyük ölçüde yargısal makamların sorumluluğundadır. Dolayısıyla tedbir tarihinde hukuka uygun olduğu varsayılan tedbir talebinin davanın reddiyle birlikte haksızlığının ortaya çıkması üzerine bu tedbirden kaynaklanan zararın tespiti davasında oluştuğu kabul edilen zararın belirlenmesi sırasında bu usul işleminin tüm sonuçlarının tedbir isteyen üzerinde bırakılması sonucunun doğması başlı başına ağır bir külfete yol açmaktadır. Bireysel başvuruya konu uyuşmazlıkta başvurucunun talebi ile gerçekleşen ihtiyati tedbir süresince Banka taşınmazı elinde bulundurmaya devam etmiş, her ne kadar taşınmaz için teklif edilen bedeli tahsil etme imkânından yoksun kalmış ise de süreç sonunda taşınmazı üçüncü kişiye satarak ihtiyati tedbire konu olan değerden önemli derecede fazla bir miktarı elde etmiştir. Başvurucunun iddiasına göre mahkeme kararının sonucunda ihtiyati tedbire konu taşınmaz ikinci ihale ile elden çıkmış ancak bedeli başvurucunun davranışları sonucunda elde edilememiş izlenimi oluşacak şekilde tedbir süresi içinde işleyecek farazi faiz miktarı maddi zarar olarak kabul edilmiştir. Yine başvurucuya göre bu kabul sonucunda Banka hem taşınmazı gelişen piyasa koşullarına göre satmayı kararlaştırdığı bedelden daha yüksek bir bedelle devretmiş hem de taşınmaz elinden çıkmış gibi teklif edilen ihale bedeline işleyecek yasal faizi de tahsil etme imkânına kavuşmuş böylece Bankanın mal varlığında uğramış olduğu zarardan daha fazla bir artış gerçekleşmiştir. Bu itibarla başvurucu esas itibarıyla tedbirin haksızlığının ortaya çıktığı tarihteki koşulların taraflar arasındaki ilişkinin dinamiklerinden kopuk olarak değerlendirilmesi ve Bankanın ikinci ihale ile elde etmeyi umduğu bedele işleyecek faizin bu şekilde zarar olarak kabul edilmesinin başvurucunun menfaati ile Bankanın menfaati arasında kurulması gereken adil dengeyi kendi aleyhine bozduğunu öne sürmektedir. Başvurucunun bu iddiaları mülkiyet hakkı kapsamındaki uyuşmazlığın sonucunu doğrudan etkileyen ve karşılanması gereken hususlara ilişkindir. Mahkeme ve sonrasında temyiz incelemesinde bu iddia ve itirazların bütünüyle karşılanmadığı anlaşılmaktadır. Üstelik böyle bir incelemenin yapılmayıp gerçek zararın mevcut olup olmadığı tartışılmadığı gibi hesaplanan zarar üzerinden zarar miktarı belirlenirken aleyhine tedbir istenenin bu malvarlığından yararlanabilme ve kullanma imkânının olduğunun da dikkate alınmaması her iki tarafın menfaatlerinin mümkün olduğunca dengelenmesi ve sürecin taraflardan biri aleyhine ölçüsüz bir sonuca yol açılmaması yönündeki kurala da aykırılık teşkil etmektedir.” Bu durumda başvurucunun mülkiyet hakkı kapsamındaki uyuşmazlığa ilişkin sonuca etkili iddia ve itirazları ilgili ve yeterli bir gerekçeyle karşılanmadığı ve sürecin sonunda başvurucuya aşırı bir külfet yüklendiği kanaatine varıldığından Anayasa'nın 35. maddesinin öngörülen pozitif yükümlülüklerinin olayın koşulları altında yerine getirilmediği sonucuna ulaşılmıştır. Anayasa’nın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine, Kararın bir örneğinin mülkiyet hakkının ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesine (E.2018/389, K.2018/1015) gönderilmesine karar verilmiştir.”Davalı Şirket vekili 03/04/2024 tarihli talep dilekçesinde özetle: Anayasa Mahkemesinin 2020/29168 başvuru numaralı ve 10/01/2024 tarihli kararı ile Anayasanın 35. maddesinde güvence altına alınan mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ve kararın bir örneğin mülkiyet hakkının ihlal edilmesinin sonuçlarının kaldırılması için yeniden yargılama yapılmak üzere İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesine gönderilmesine hükmettiğini, ihtiyati tedbir uygulaması ile davacı bankanın dava konusu yapılacak bir zararı bulunmadığını, ... Bankası A.Ş. tarafından 30/04/2009 tarihinde ... A.Ş. ile birleşen ....Ş.’ye karşı açılmış tazminat davasında da davacının zararının bulunmadığını, asıl zarar görenin müvekkili şirket olduğunu, davacı bankanın zarar etmediği gibi müvekkili şirketten tahsilat yaparak sebepsiz zenginleştiğini, Yargıtay 4. Hukuk Dairesinin kararındaki muhalefet şerhinde belirtildiği gibi 12/03/2012 tarihli bilirkişi heyet raporunda taşınmazın 08/08/2011 tarihli gerçekleşen gerçek satış değeri değerlendirildiğinde davacının uğradığı bir zarardan söz edilemeyeceğini belirterek yargılamanın yenilenmesini ve davacının davasının reddine karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.Davacı Banka Vekili 25/06/2024 Tarihli Beyan Dilekçesinde Özetle:Davanın konusunun müvekkili bankanın uğradığı zararın tazminine yönelik olduğunu, her ne kadar Anayasa Mahkemesi tarafından mülkiyet hakkının ihlal edildiğine ilişkin hüküm tesis edilmiş ise de huzurdaki davanın konusunun mülkiyet hakkı ile ilişkilendirilemeyeceğini, verilen hüküm neticesinde davalı şirketin mülkiyetine geçmeyen bir taşınmaz sebebiyle mülkiyet hakkının ihlal edildiğinden bahsedilemeyeceğini, söz konusu taşınmazın malikinin müvekkili banka olduğunu, müvekkili bankanın haksız ihtiyati tedbir sebebiyle taşınmaz üzerinde mülkiyet hakkını kullanamadığı ve bu sebeple de zarara uğradığını, müvekkili bankanın mülkiyet hakkının hiçe sayıldığını, yargılamanın yenilenmesini gerektirecek bir sebep olmadığını, davalı şirketin müvekkili banka aleyhine açmış olduğu diğer davaların da müvekkili banka lehine sonuçlandığını belirterek yeniden yargılama talebinin reddine, kesin hükme bağlanan davalarının kabulüne karar verilmesini talep ettiği görülmüştür.AYM'nin yargılamayı tekrarlatan kararı, niteliği itibariyle yargılamanın iadesi kurumuna benzemektedir. Yargılamanın iadesi talebi üzerine, bu talebin kabul edilebilir olduğu belirlenip işin esasının incelendiği durumlarda da yapılan yargılama, ilk yargılamanın devamı niteliğindedir. AYM'nin yargılamanın tekrar yapılması gerektiğine dair kararı kesin olup ilk derece mahkemesi artık iade koşullarının bulunup bulunmadığını tartışamaz ve işin esasını, AYM kararı gerekçesi doğrultusunda, yeniden yargılar. Böylece eldeki dava, daha önce görülüp hükme bağlanmış olan davanın devamı niteliğinde bir davadır.6216 sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulü Hakkında Kanun'un 50. maddesi gereğince; " (1) Esas inceleme sonunda, başvurucunun hakkının ihlal edildiğine ya da edilmediğine karar verilir. İhlal kararı verilmesi hâlinde ihlalin ve sonuçlarının ortadan kaldırılması için yapılması gerekenlere hükmedilir. Ancak yerindelik denetimi yapılamaz, idari eylem ve işlem niteliğinde karar verilemez. (2) Tespit edilen ihlal bir mahkeme kararından kaynaklanmışsa, ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldırmak için yeniden yargılama yapmak üzere dosya ilgili mahkemeye gönderilir. Yeniden yargılama yapılmasında hukuki yarar bulunmayan hâllerde başvurucu lehine tazminata hükmedilebilir veya genel mahkemelerde dava açılması yolu gösterilebilir. Yeniden yargılama yapmakla yükümlü mahkeme, Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde mümkünse dosya üzerinden karar verir." Bu yasal düzenlemeye göre, AYM'nin ihlalin giderilmesi için yargılamanın yeniden yapılmasına karar verildiği durumlarda, davayı yeniden görecek mahkemenin, bu yargılamayı hangi çerçevede yapacağı da belirlenmiştir. Buna göre, davayı yeniden görecek mahkeme, "... Anayasa Mahkemesinin ihlal kararında açıkladığı ihlali ve sonuçlarını ortadan kaldıracak şekilde" bir yargılama yapacaktır. Yani ilk kararın hak ihlali içermeyen kısımları tekrar yargılama konusu yapılamayacak, sadece ihlal konularıyla sınırlı ve ihlalin sonuçlarını ortadan kaldıracak bir yargılama yapılacaktır. Esasen bu hususlar, Yüce 11. HD'nin karar gerekçesinde de yer almaktadır.AYM'nin yargılamayı tekrarlatan kararı, niteliği itibariyle yargılamanın iadesi kurumuna benzemektedir. Yargılamanın iadesi talebi üzerine, bu talebin kabul edilebilir olduğu belirlenip işin esasının incelendiği durumlarda da yapılan yargılama, ilk yargılamanın devamı niteliğindedir. AYM'nin yargılamanın tekrar yapılması gerektiğine dair kararı kesin olup ilk derece mahkemesi artık iade koşullarının bulunup bulunmadığını tartışamaz ve işin esasını, AYM kararı gerekçesi doğrultusunda, yeniden yargılar. Böylece eldeki dava, daha önce görülüp hükme bağlanmış olan davanın devamı niteliğinde bir davadır.Mahkememizce verilen 2018/389 Esas, 2018/1015 karar sayılı kararı sonrası davalı ... A.Ş. vekilinin 03/04/2024 tarihli dilekçesi ile Anayasa Mahkemesine ait karar ile müvekkilinin mülkiyet hakkının ihlaline karar verildiği ileri sürülerek yeniden yargılama talep etmesi üzerine dosya 2024/218 esasa kaydedilerek yargılamaya devam edilmiştir.Taraflarca gösterilen delilen toplanmış, dosya üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılarak bilirkişi raporu alınmıştır. Bilirkişi ..., ... ve Prof.Dr.... tarafından düzenlenen 11/04/2025 tarihli bilirkişi raporu raporu dosya kapsamına ibraz edilmiştir. Taraf iddia ve savunmaları ibraz edilen deliller, bilirkişi rapor ile Tüm dosya kapsamı bir arada değerlendirildiğinde;Dava; 6100 Sayılı HMK.nun 374 ve devamı maddelerine dayalı yargılamanın yenilenmesi istemine ilişkindir.Yargılamanın yenilenmesi talebinin kanuni süre içinde yapıldığı, kaldırılması istenilen hükmün usulüne uygun olarak kesinleşmiş olduğu, ileri sürülen yargılamanın iadesi sebebinin kanunda yazılı sebeplerden olduğu, talebin ön koşullarının oluştuğu sebebiyle yargılamanın yenilenmesi sebeplerinin esastan incelenmesine karar verilmiştir. Dosya kapsamından da anlaşıldığı üzere, davacı bankaya ait taşınmazın üçüncü kişilere devrini önleyen tedbirin haksız olduğu noktasında herhangi bir ihtilaf bulunmamakta olup ,haksız tedbir sebebiyle uğranılan zararın miktarı noktasındadır. İşbu davanın konusu olan tazminat istemine ilişkin olarak tesis edilen Anayasa Mahkemesi kararında “...Üstelik böyle bir incelemenin yapılmayıp gerçek zararın mevcut olup olmadığı tartışılmadığı gibi hesaplanan zarar üzerinden zarar miktarı belirlenirken aleyhine tedbir istenenin bu malvarlığından yararlanabilme ve kullanma imkânının olduğunun da dikkate alınmaması her iki tarafın menfaatlerinin mümkün olduğunca dengelenmesi ve sürecin taraflardan biri aleyhine ölçüsüz bir sonuca yol açılmaması yönündeki kurala da aykırılık teşkil etmektedir.” denilmek suretiyle her iki tarafın menfaatlerinin mümkün olduğunca dengelenmesine ve sürecin taraflardan biri aleyhine ölçüsüz bir sonuca yol açmaması gerektiğine işaret edildiğinden, işbu davada “fedakarlığın denkleştirilmesi” esasına göre tazminat hesaplaması gerektiği belirlenmiş olup, haksız ihtiyati tedbirden kaynaklanan tazminat davasında zarar kavramını sadece ihlale uğrayan hak konusu varlığın kendisinde meydana gelen eksilme ya da değişiklikleri dikkate alan tabii zarar teorisi çerçevesinde yapılan incelemelerde, bilirkişi heyetinde yer alan Gayrimenkul Değerleme Uzmanı ... tarafından taşınmazın değeri yönünden 2 yıl ve 4 ay 20 günlük süreçte bankanın herhangi bir zararının mevcut olmadığının tespit edildiği bildirilmiş mahkememizce bu görüşe itibar edilmemiştir.Somut uyuşmazlık incelendiğinde, haksız tedbir olmasaydı davacı banka söz konusu taşınmazı ikinci ihalenin alıcısı olan ... Tekstil’e 19.275.000 TL ihale bedeliyle satabileceği, bu sebeple, haksız tedbir sebebiyle taşınmazın satışının gerçekleştirilemediği tarih (18.08.2006) davacı bankanın zararın ortaya çıktığı tarih olarak kabul edilerek Zararın ortadan kalktığı tarihin ise ilgili tedbirin terkin edildiği 08.01.2009 tarih dikkate alınarak bankanın haksız tedbir sebebiyle uğradığı zararın 18.08.2006 ile 08.01.2009 tarihleri arasındaki 2 yıl 4 ay 20 günlük süreçte ortaya çıktığı anlaşılmıştır. Davacı bankaya ait taşınmazın üçüncü kişilere devrini önleyen tedbirin haksız olduğu noktasında herhangi bir ihtilafın mevcut olmadığı, bu noktada haksız tedbir olmasaydı, davacı banka ihale konusu taşınmazı 18.08.2006 tarihinde 19.275.000 TL bedelle devredebilecek ve buna bağlı olarak tedbirin kalktığı döneme kadar toplam 11.787.322,60 TL tutarında faiz getirisi elde edebilecek olduğu davacı bankanın haksız tedbir uygulanan taşınmazı 18.04.2011 tarihinde 25.000.000,00 TL’ye devrettiği bu koşulda davacı bankanın söz konusu taşınmazı tedbirin kalktığı 08.01.2009 tarihinde başka birine satabilecek olmasına rağmen 19.04.2011 tarihine kadar satmamış olması sebebiyle davacı banka taşınmazın satışını geciktirerek kendi kusuruyla zararın artmasına sebep olduğu hususu da nazara alınarak “fedakarlığın denkleştirilmesi” esasına göre ; Haksız tedbir sebebiyle satışın gerçekleştirilemediği 18.08.2006 ile söz konusu taşınmazın satışının gerçekleştirildiği 19.04.2011 tarihleri arasında toplam 1704 gün olduğu nazara alındığında ,13.501.944,52 TL / 1704 gün = 7.923,67 TL = Bankanın bir günlük ortalama zararı.7.923,67 TL x 873 gün = 6.917.363,91 TL Bankanın tedbir sebebiyle uğradığı zarar olduğu bu kapsamda davacı bankanın tedbir sebebiyle 18.08.2006 ile 08.01.2009 tarihleri arasında 2 yıl ve 4 ay 20 günlük süreçte uğradığı zarar toplam 6.917.363,91 TL olduğu dosya kapsamında 15/09/2011 tarihli bilirkişi raporu gereğince davaya konu gayrimenkulün kiraya verildiği ve 1.330.688TL kira getirisi olduğu da nazara alınarak 1.330.688TL düşüldüğünde davanın kısmen kabulü ile 5.586.675,91 TL'nin 08.01.2009 tarihinden itibaren işleyen reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazla istemin reddine karar vermek gerektiği kanaatine varılarak ve her ne kadar kısa karar da sehven "Davanın Kabulüne" denmiş ise de " davanın Kısmen Kabulüne " şeklinde tahsis olunarak aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur. 1-Davanın Kısmen Kabulü ile, 5.586.675,91 TL'nin 08.01.2009 tarihinden itibaren işleyen reeskont faizi ile birlikte davalıdan alınarak davacıya verilmesine, fazla istemin reddine, 2-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Harçlar Tarifesi gereğince hesap olunan 381.625,84-TL nispi karar ve ilam harcından 176.180,00-TL peşin alınan harcın mahsubuna, bakiye 205.445,84-TL nispi karar ve ilam harcının davalıdan tahsili ile hazineye irat kaydına, 3-Davacı tarafından yapılan; 14,30-TL Başvuru Harcı, 176.180,00-TL Peşin/nisbi Harcı, olmak üzere toplam 176.194,30TL harcın davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 4-Karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan 555.333,80-TL nispi vekalet ücretinin davalıdan alınarak davacıya verilmesine, 5-Reddedilen kısım yönünden karar tarihinde yürürlükte bulunan Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince hesap olunan 555.333,80-TL nispi vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya verilmiştir...." karar verilmiştir. Verilen karara karşı taraf vekillerince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur.Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Zemin ve bodrum kat ile ilgili olarak; Müvekkili Banka ile Beyoğlu PTT Genel Müdürlüğü arasında 30.01.2008 tarihinde imzalanan kira sözleşmesine istinaden 1 yıl + 3 ay opsiyonlu olmak üzere aylık net 15.000-TL+BSMV bedeli üzerinden kiraya verilmiştir. Taşınmaz 07.11.2009 tarihinde de teslim ve tahliye tutanağı imzalanmak suretiyle tahliye edilerek Bankaya teslim edildiğini, bu kapsamda 30.01.2008 (kira sözleşmesinin imzalandığı tarih)-08.01.2009 dönemi için, 15.000-TL + BSMV x 11 = 165.000-TL 15.000-TL / 30 x 8 = 4.000-TL olmak üzere 11 ay 8 gün için toplam 169.000-TL + BSMV elde edilmiş omasına rağmen bilirkişi raporunda 26 ay süre için hesaplama yapılarak bu tutar 393.900-TL olarak hesaplandığını, dolayısıyla elde edilmeyen, elde edilmesi mümkün olmayan, bir başka ifade ile var olmayan kira gelirleri müvekkili Banka tarafından elde edilmiş gibi hesaplama yapılmış olup bunun kabulünün mümkün olmadığını,Zemin kat ve 3. kattaki bağımsız bölümler ile ilgili olarak; 01.03.2010 tarihli kira sözleşmesi ile .... Şti.'ne kiralandığını,. Dolayısıyla kira sözleşmesi ihtiyati tedbirin kalktığı 08.01.2009 tarihinden sonra yapıldığından 18.08.2006-08.01.2009 tarihleri arasında taşınmazdan elde edilen kira gelirlerinin tespitinde dikkate alınması hukuken mümkün olmadığını, Oysaki bilirkişi raporunda bu husus gözetilmeksizin 26 ay süre için hesaplama yapılarak bu tutar 262.600-TL olarak kira geliri hesaplandığını, dolayısıyla elde edilmeyen, elde edilmesi mümkün olmayan, bir başka ifade ile var olmayan kira gelirleri müvekkili Banka tarafından elde edilmiş gibi hesaplama yapılmış olup bunun kabulü mümkün olmadığını, Zemin üstü 1. ve 2. katı ile çatı katı ile ilgili olarak; Bu taşınmazın 01.08.2009 tarihli kira sözleşmesi ile ...'ne kiralandığını, dolayısıyla kira sözleşmesi ihtiyati tedbirin kalktığı 08.01.2009 tarihinden daha sonraki bir tarihte imzalanmış olduğundan 18.08.2006-08.01.2009 tarihleri arasında taşınmazdan elde edilen kira gelirlerinin tespitinde dikkate alınması hukuken mümkün olmadığını, Oysaki bilirkişi raporunda bu husus gözetilmeksizin 26 ay süre için hesaplama yapılarak bu tutar 315.120-TL olarak kira geliri hesaplandığını, Kaldıki bilirkişi raporunda bununla yetinilmeyerek mezkur kira sözleşmesinde zemin üstü 1. ve 2. Katı ile çatı katı için toplam aylık kira bedeli olarak 4.000-TL + BSMV belirlenmesine rağmen bu husus tamamen göz ardı edilerek bilirkişiler tarafından 3 kat söz konusu olduğu gerekçesiyle 4.000-TL x 3 = 12.000-TL olarak aylık kira bedeli belirlenmiştir. Bilirkişiler tarafından burada da var olmayan kira gelirleri müvekkili Banka tarafından elde edilmiş gibi hesaplama yapılmış olup bunun kabulü mümkün olmadığını, Boş olan son 3 kat ile ilgili olarak; Herhangi bir kira geliri elde edilmemesine rağmen bilirkişi raporunda her kat için 4.000-TL aylık kira bedeli üzerinden 26 ay için hesaplama yapılarak 312.000-TL kira geliri hesaplandığını, Bilirkişiler tarafından burada da var olmayan kira gelirleri müvekkil Banka tarafından elde edilmiş gibi hesaplama yapılmış olup bunun kabulü mümkün olmadığını, Otopark alanı ile ilgili olarak; Bu alan 01.02.2009 tarihli kira sözleşmesi ile ... Derneği'ne kiralandığını, dolayısıyla kira sözleşmesi ihtiyati tedbirin kalktığı 08.01.2009 tarihinden daha sonraki bir tarihte imzalanmış olduğundan 18.08.2006-08.01.2009 tarihleri arasında taşınmazdan elde edilen kira gelirlerinin tespitinde dikkate alınması hukuken mümkün olmadığını, elde edilmemiş kiraların hesaplanmasının hatalı olması sebebiyle kararın kaldırılmasını talep etmiştir.Davalı vekili istinaf dilekçesinde; Tedbir süresince (18.08.2006-08.01.2009) 11.795.229 TL cari faiz hesaplamış ve gayrimenkul satılmadan ve zarar doğmadan bu faizi zarar kabul etmiş ve bu zararın tazminini istendiğini, bir gayrimenkulde zarar hesaplanması için bu gayrimenkul normal piyasa koşullarında satılması gerektiğini, dava açıldığında gayrimenkulün satılmadığı sebebiyle kararın kaldırılmasını talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE:İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava, haksız ihtiyati tedbir sebebiyle oluşan maddi tazminat istemine yöneliktir.Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, ilk derece mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, Yargıyat bozma ilamlarına uygun olarak yapılan bilirkişi hesabının ve tespitlerin hükme esas alınmasında bir usulsüzlük bulunmadığı anlaşıldığından taraf vekillerinin istinaf isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, ilk derece mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından taraf vekillerinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ayrı ayrı esastan reddine karar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM:Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul 6. Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2024/218 Esas 2025/428 Karar sayılı 24/06/2025 günlü kararına yönelik taraf vekilleri tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ayrı ayrı ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 615,40 TL'nin mahsubuyla bakiye 116,60 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 381.625,84 TL nispi istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 95.406,46 TL'nin mahsubuyla bakiye 286.219,38 TL harcın davalı ... Anonim Şirketi'nden tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 4-İstinafa başvuran tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 5-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle avukatlık ücreti tayinine yer olmadığına, 6-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise kalan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine, 7-Karar tebliği ve harç tahsil müzekkeri düzenlenmesi Dairemizce yapılmasına, harç ve avans iadesi işlemleri ile 6100 Sayılı HMK'nın 302/5. maddesi gereği kanun yollarından geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, 20/07/2017 tarih ve 7035 Sayılı Kanunun 31. maddesiyle değişik 6100 Sayılı HMK'nın 361/1. maddesi gereğince, kararın tebliğinden itibaren 2 hafta içerisinde Yargıtay'a temyiz başvurusunda bulunma yolu açık olmak üzere, oy birliğiyle karar verildi. 18/02/202