İSTİNAF KARAR TARİHİ: 04/03/2026 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; Müvekkili kooperatif ile toprak sahibi arasında akdedilen kat karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince 1992 tarihinde tasdikli projesinde 40 daire göründüğü halde bu projeye aykırı olarak arazi üzerinde fiilen 88 daire inşaa edildiğini, kooperatifin ilk kur…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 4. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2024/1958 KARAR NO: 2026/1021 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ : İSTANBUL ANADOLU 1. ASLİYE TİCARET MAHKEMESİ TARİHİ: 18/01/2024 NUMARASI: 2022/285 Esas - 2024/28 Karar DAVANIN KONUSU: Tazminat (Haksız İhtiyati Tedbirden Kaynaklanan) İSTİNAF KARAR TARİHİ: 04/03/2026 Yukarıda yazılı ilk derece mahkemesi kararına karşı istinaf kanun yoluna başvurulmuş olmakla HMK' nın 353. maddesi gereğince dosya incelendi, GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; Müvekkili kooperatif ile toprak sahibi arasında akdedilen kat karşılığı inşaat sözleşmesi gereğince 1992 tarihinde tasdikli projesinde 40 daire göründüğü halde bu projeye aykırı olarak arazi üzerinde fiilen 88 daire inşaa edildiğini, kooperatifin ilk kurulduğu o dönemlerde henüz ferdileşme yapılmadığı için bu durumun hiçbir kooperatif üyesi tarafından anlaşılamadığını, üyelerin kendi satın aldıkları bağımsız bölüme düşen aidatların kooperatifin banka hesabına yatırdıklarını ve günün birinde ferdileşmenin tamamlanmasında satın aldıkları konuta tahsis edilen tapularını alacağı günü beklediklerini, tapu sicil müdürlüğü tasdikli projeye göre hazırlanan kat irtifak listesinin baz alınarak buna göre resmi kat irtifakını da 40 daire üzerinden kurduğunu, doğal olarak daha o tarihte dairelere isabet eden arsa paylarının gerçek durumla örtüşmez şekilde tapu sicil müdürlüğüne kaydedildiğini, ancak bu durumun kooperatiften satın alınmış olan ve kendisine fiilen dairesi de teslim edilmiş olan bir kısım üyelerin açıkta kalmasına ve mağduriyetine sebep olduğunu, bu kişilerin kooperatif üyesi olduğunu, parasını ödedikleri ve satın aldıkları dairelerini fiilen teslim aldıklarını ve kullandıklarını, ancak kullandıkları daireye isabet eden kat irtifakı payının tapuda görünmediğini, toprak sahibinin tüm dairelere ortaklık tesis edecek şekilde kooperatife üye kaydettiğini, toprak sahibinin daha önce akdetmiş olduğu tüm satış vaadi sözleşmelerini noter kanalı ile tek tek feshettiğini, bu sebeplerle şimdilik 100.000,00 TL maddi tazminatın en yüksek avans faizi ile birlikte davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir.Davalı cevap dilekçesi sunmamıştır. İlk Derece Mahkemesince; "...Tüm bu hususlar ve dosya kapsamı ile birlikte yapılan değerlendirmede; davalının davacı aleyhine İstanbul 25. Asliye Hukuk Mahkemesinin 2017/118 esas sayılı dosyası ile davacı aleyhine tapu iptal ve tescil davası açtığı, daha sonra mahkemece görevsizlik kararı verildiği, dosyanın mahkememize gönderilerek 2018/272 esasına kaydının yapıldığı, iş bu davada davalının dava konusu taşınmaz üzerine ihtiyati tedbir ve davalıdır şerhi konulmasını talep ettiği, görevsiz mahkemece 21/03/2017 tarihinde %10 teminat yatırılması koşulu ile kooperatife bağlı ... ada .... parsel sayılı taşınmaz üzerine ihtiyati tedbir ve davalıdır şerhi konulmasına karar verildiği, daha sonra 08/12/2017 tarihinde teminat için verilen bir aylık sürenin geçmesi sebebiyle mahkemece verilen ihtiyati tedbir kararının kaldırılmasına karar verildiği, dolayısıyla teminat yatırılmadığı için tedbir kararının uygulanmadığı ancak taşınmazına tapu kaydına "davalıdır" şerhinin işlendiği, davacının, davaya konu taşınmaza İhtiyati tedbir ve davalıdır şerhi konulmasından kaynaklı maddi tazminat talebinin davalıdır şerhi'nin hukuki niteliği dikkate alındığında yerinde olmadığı, bu şerhin ihtiyati tedbir ile aynı özellikte olmayıp taşınmazın devir, temlik ve üzerinde hak tesisini engellemeyeceği, sadece taşınmazı devralabilecek üçüncü kişiler yönünden davadan haberdar edilerek olası iyiniyet iddialarının önüne geçilmesinin amaçlandığı ayrıca ihtiyati tedbir kararının hiç uygulanmadığı düşünüldüğünde davacının uğradığı zarar ile herhangi bir nedensellik bağının kurulamayacağı, kaldı ki davalının, davacı aleyhine açtığı ve görevsizlik kararı sonrasında mahkememizde 2018/272 esas numarası ile kaydı yapılan dava dosyasında mahkemece davanın reddine karar verildiği, kararın henüz kesinleşmediği, davacının, davalının açtığı dava sebebiyle tasfiyenin tamamlanmasının uzadığı, bu sebeple kooperatifin zarar ettiği bu kapsamda huzur hakkı, muhasebe ücreti, noter giderleri, meslek odası aidatları, tapu harç ve masraflarına yönelik zarar kalemlerinin davalı tarafça karşılanması gerektiği iddia edilmiş ise de; davalının bu kapsamda anayasal hakkını kullandığı, taşınmazın devir, temlik ve üzerinde hak tesisini engellemeyen davalıdır şerhi sebebiyle tasfiyenin uzaması ve diğer gecikmeler sebebiyle davacının zarara uğradığı iddiasının dayanağının olmadığı zira bu durumların aldırılan bilirkişi raporlarının aksine tasfiyeye, kooperatifin işleyişine ve diğer işlemlere engel teşkil etmediği, bu sebeple davacının, davaya konu ettiği zarar kalemlerini davalıdan talep edemeyeceği anlaşıldığından davanın reddine,..." karar verilmiştir.Verilen karara karşı davacı vekilince istinaf yasa yoluna başvurulmuştur. Davacı vekili istinaf dilekçesinde; Davalı ... bir daire parası ödeyip bir dairenin tapusunu da aldığı halde, haksız ve yasa dışı taleplerle dava açarak koydurduğu ihtiyati tedbir kararı ve davalıdır şerhi sebebiyle inşaatları durdurabileceğini, tapuların verilmesini geciktireceğini böylece yarattığı kaos ve panik havasından yararlanarak kooperatife ne isterse kabul ettirebileceğini planlayarak açtığı dava sebebiyle konulan davalıdır şerhiyle müvekkili kooperatifin tasfiyesini uzattığını, esasen tasfiye bir sene önce bitebilecekken ve dolayısı ile muhasebe avukatlık huzur hakkı ücretleri gibi ücretlerin ödenmesine gerek kalmayacakken hem bu masraflar yapıldığını ve ayrıca tasfiye süreci kapatılamadığından genel kurullar yapılmak zorunda kalındığını, dava açılış tarihinin 30/01/2021 olup maddi tazminat kalemlerine 31 aralık 2020 tarihine kadar yapılmak zorunda kalınan giderlerin dahil edildiğini, neticede kooperatifin taşınmazları üzerinde halen dahi davalıdır şerhinin devam ettiğini,. o davanın sözde davacısı ...'nun İtirazlara rağmen bu şerhi kaldırmadığından ve kendi imzasını planlı ve kasıtlı olarak inkar ederek sözde sahte imzaya dayanarak tapu iptali ve tescil davası açarak kötü niyetli olarak kooperatifi zor duruma soktuğundan dolayı bu masraflardan sorumlu olduğunu belirterek kararın kaldırılmasını talep etmiştir. DELİLLERİN DEĞERLENDİRİLMESİ VE GEREKÇE : İnceleme, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun(HMK) 355. maddesi gereğince istinaf dilekçelerinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak ve kamu düzenine aykırı hususların olup olmadığı gözetilerek yapılmıştır.Dava; Haksız ihtiyati tedbir sebebiyle tazminat talebine ilişkindir. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 49. maddesi geregince, “Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı gidermekle yükümlüdür”. Bu hüküm dikkate alındığında kusur sorumluluğu olarak tanımlanan haksız fiil sorumluluğunun kurucu unsurları; fiil, zarar, illiyet bağı, kusur ve hukuka aykırılıktır. Haksız bir eylemin tazminat sorumluluğu doğurabilmesi için kusurlu ve hukuka aykırı bir fiil sonucunda zarar doğması, zarar ile fiil arasında da illiyet bağı bulunması gereklidir. Haksız ihtiyati tedbirden dolayı maddi tazminat davası açılabilmesi için icra edilmiş bir tedbir kararının bulunması, bu tedbirin haksız olduğunun ortaya çıkması, tedbir sebebiyle zarar meydana gelmiş olması ve zarar ile haksız ihtiyati tedbir arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekir. Somut olayda; Teminat, verilen sürede yatırılmadığından mahkemece ihtiyati tedbir kararının kaldırıldığı, başka bir ifadeyle teminat yatırılmadığı için tedbir kararının uygulanmadığı, meydana geldiği ileri sürülen zarar ile davalının eylemi (tapu kaydına "davalıdır" şerhi konulması) arasında tazminata hükmedilmesini gerektirir nitelikte ve doğrudan doğruya uygun illiyet bağının varlığının ispat edilemediği anlaşıldığından verilen kararda bir isabetsizlik bulunmayıp davacı vekilinin istinaf isteminin reddine karar vermek gerekmiştir. Dosyadaki belgelere, duruşma sürecini yansıtan tutanaklar ve gerekçe içeriğine göre, ilk derece mahkemesi kararında davanın esasıyla ilgili tarafların gösterdiği hükme etki edecek tüm delillerin toplandığı, kanunun olaya uygulanmasında ve gerekçede hata edilmediği, ihtilafın doğru olarak tanımlandığı, kararın usul ve yasaya uygun olduğu anlaşıldığından davacı vekilinin yerinde bulunmayan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince esastan reddinekarar verilmesi gerektiği kanaat ve sonucuna varılarak aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Usûl ve yasaya uygun İstanbul Anadolu .... Asliye Ticaret Mahkemesi'nin 2022/.... Esas 2024/.. Karar sayılı ..../01/2024 günlü kararına yönelik davacı vekili tarafından yapılan istinaf başvurusunun 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince ESASTAN REDDİNE, 2-492 Sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 732,00 TL maktu istinaf karar ve ilam harcının, peşin yatırılan 427,60 TL'nin mahsubuyla bakiye 304,40 TL harcın davacıdan tahsiliyle Hazineye gelir kaydedilmesine, 3-İstinafa başvuran tarafça istinaf aşamasında yapılan yargılama giderlerinin üzerinde bırakılmasına, 4-İncelemenin duruşmasız olarak yapılması sebebiyle avukatlık ücreti tayinine yer olmadığına, 5-6100 Sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince var ise kalan gider avansının karar kesinleştiğinde taraflara iadesine, 6-Karar tebliği, harç tahsil müzekkeri düzenlenmesi, harç ve avans iadesi işlemleri ile HMK nın 302/5. maddesi gereği kanun yollarından geçmek suretiyle kesinleşen kararların kesinleşme kaydı ile kesinleşme kaydı yapılan kararların yerine getirilmesi için gerekli bildirimlerin ilk derece mahkemesince yerine getirilmesine, 6100 Sayılı HMK'nın 353/1-b/1. maddesi gereğince, dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda ve 6100 Sayılı HMK'nın 362/1-a. maddesi gereğince, miktar itibariyle kesin olmak üzere oy birliğiyle karar verildi. 04/03/2026