T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/1086 Esas KARAR NO : 2025/1518 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ: 16/04/2025 NUMARASI : 2024/773 Esas, 2025/327 Karar DAVANIN KONUSU: İFLAS (Adi Takipten Doğan İtirazın Kaldırılması Ve İflas (İİK 156)) KARAR TARİHİ: 20/11/2025 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelend…
T.C. İSTANBUL BÖLGE ADLİYE MAHKEMESİ 17. HUKUK DAİRESİ DOSYA NO: 2025/1086 Esas KARAR NO : 2025/1518 T Ü R K M İ L L E T İ A D I N A İ S T İ N A F K A R A R I İNCELENEN KARARIN MAHKEMESİ: İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesi TARİHİ: 16/04/2025 NUMARASI : 2024/773 Esas, 2025/327 Karar DAVANIN KONUSU: İFLAS (Adi Takipten Doğan İtirazın Kaldırılması Ve İflas (İİK 156)) KARAR TARİHİ: 20/11/2025 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 353. maddesi uyarınca dosya incelendi. GEREĞİ DÜŞÜNÜLDÜ: Davacı vekili dava dilekçesinde; davalının, müflis ... Arma şirketinin yönetim kurulu üyesi ve genel müdürü olup kanuna aykırı eylem ve işlemleri ile adı geçen şirketi zarara uğratması nedeniyle bu zararın tazmini amacıyla İstanbul Anadolu Banka Alacakları İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyası ile aleyhine adi iflas yoluyla icra takibi başlatıldığını, iflas takibine esas alacağın TTK'nun 553. ve devamı maddelerinde düzenlenen yönetim kurulu üyesinin tazminat sorumluluğundan kaynaklandığını, müvekkili bankanın, zarara uğratılan şirketten alacaklı olması sebebiyle TTK'nun 556. maddesi uyarınca yönetim kurulu üyesinin sorumluluğuna gidilebilmesi için gereken tüm koşulların oluştuğunu, davalının halihazırda ... Spor Kulübü'nün genel sekreteri ve yönetim kurulu üyesi olduğunu, bunların yanında davalının Orta Doğu'nun en prestijli yayımlarından olan ... Week'in belirlediği bölgenin en etkili 100 ismini kapsayan Power 100 listesinde Türkiye'yi temsil eden 2 Türk'ten birisi olduğunu, ayrıca davalının ... Üyesi ve Endeavor Türkiye Üyesi olarak da nam saldığını, bu görevlerin sağladığı tanınırlık ve kredibiliteyle müvekkili banka ve SPK gibi birçok banka ve finans kuruluşundan kredi aldığını, ancak müflis şirketin içinin boşaltılması suretiyle bu kredi borçlarının ödenmemesine sebebiyet verdiğini, müvekkili bankanın, müflis şirket ile arasında imzalanan toplam 30.000.000,00 USD limitli iki genel kredi sözleşmeleri kapsamında sağlanan krediler tahsil edilemediğini ve bu bedele karşılık gelen 178.056.353,40 TL'yi alacak olarak müflis şirketin iflas masasına yazdırdığını, teminat mektubu ve kredi sözleşmesinden kaynaklı alacağın tahsili için başlatılan icra takibine itiraz üzerine açılan davada itirazın iptaline karar verilmiş ise de, alacağın tahsili için yapılan tüm icra işlemlerinin sonuçsuz kaldığını, müflis şirket dünyanın en büyük inşaat şirketlerinden biri iken davalı yönetim kurulu üyelerince içi boşaltılarak iflasa sürüklendiğini, genel kredi sözleşmeleri ile sağlanan kredilerin yönetim kurulu üyelerinin şahsi malvarlıklarına aktarıldığını, davalının yönetim kurulu üyesi olarak müvekkili bankanın dolaylı; müflis şirketin ise doğrudan uğradığı zararlardan TTK'nun 553 vd. hükümleri uyarınca sorumlu olduğunu şirketin iflası gerçekleştiği halde iflas idaresi veya iflas dairesi tarafından dava açılmaması halinde, şirketin zarara uğraması bakımından sorumlu yönetim kurulu üyelerine karşı dava açma hakkına şirketin alacaklılarının da haiz olduğunu, müflis şirketin zararına yapılan başkaca işlemler olduğu kesin olmakla birlikte tüm işlemler taraflarınca bilinemediğinden, şirketin iflas ettiği 2023 yılından geriye doğru en az beş yılı kapsayan tüm ticari defter ve kayıtları, banka hesapları, yönetim kurulu kararları ve diğer tüm belgeler birlikte incelendiğinde, şirketin zararının boyutu ve en önemlisi miktarının açıklığa kavuşacağını, bu nedenle zarar miktarının tam olarak belirlenebilmesi mümkün olmadığından müvekkili lehine olan itirazın iptaline ilişkin kesinleşmiş ilamdaki alacak miktarı üzerinden davanın açıldığını belirterek davanın kabulü ile, davalının iflas takibine yönelik haksız itirazının İİK'nun 156. ve devamı maddeleri uyarınca kaldırılmasına, takip konusu alacağın faiz, takip masrafları ve tüm ferileriyle birlikte müflis şirkete ödenmesini teminen davalıya depo kararı çıkarılmasına, ödeme yapılmaması halinde ise davalının iflasına karar verilmesini talep ve dava etmiştir. CEVAP: Davalı vekili cevap dilekçesinde; müvekkilinin iflasa tabi şahıslardan olmadığını, davacının iflas davası açma ehliyeti bulunmadığından husumet itirazlarının bulunduğunu, zira şirketin iflas etmesi halinde, dava açma hakkının şirket adına iflas idaresine ait olduğunu, davacının, kredi sözleşmelerinde kefil ve/veya garantör sıfatı dahi bulunmayan müvekkiline yönelik iflas talepli dava açmasının kötü niyetli olduğunu, TTK'nun 560. maddesi uyarınca, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğu için tazminat isteme hakkının zararın ve sorumlunun öğrenildiği tarihten itibaren iki yıl olduğu belirtilmiş olup bu nedenle davanın zamanaşımına uğradığını, dava dilekçesinde iflas takibine esas alacağın 6102 sayılı TTK'nun 553. maddesinde düzenlenen yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğundan kaynaklandığı ifade edilmiş ise de İİK'da düzenlenen iflas sebepleri arasında böyle bir iflas nedeninin bulunmadığını, davacının, talebini haklı gösterecek somut bir delil sunamadığını, TTK'nun 553. maddesi kapsamında kusura dayalı sorumluluk hali kabul edildiğinden müvekkiline atfedilebilecek bir kusur bulunmadığını, müflis şirketin tasfiyesinin yürütüldüğü iflas dosyasında bilirkişi tarafından sunulan raporda, müflis şirketin icraatlarında, yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğunun bulunmadığının tespit edildiğini belirterek davanın reddine karar verilmesini savunmuştur. İLK DERECE MAHKEME KARARI: İlk derece mahkemesince; "...Dava dışı şirketin İstanbul 2. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2022/388 E, 2023/161 K sayılı kararla 23/02/2023 tarihli kararla iflas kararı verildiği sabittir. Davacı, müflis şirketin yetkilisine karşı TTK.nun 553,556 maddelerine dayalı olarak sorumluluk davası açabileceğini, o halde iflasını da talep edebileceğini belirtmişse de; TTK.nun 556.m. uyarınca zarara uğrayan şirketin iflası hâlinde, pay sahiplerinin ve şirket alacaklılarının istemlerinin önce iflas idaresince ileri sürülecektir. İflas idaresi birinci fıkrada öngörülen davayı açmadığı takdirde her pay sahibi veya şirket alacaklısının mezkûr davayı ikame edebilecektir (İst. BAM, 43 HD, 2024/907 E, 1011 K.). Somut olayda, davacı, iflas idaresinden yetki aldığına dair 29/01/2025 tarihinde yapılan alacaklılar kurulu toplantısını sunmuştur. İstanbul 3. İflas müdürlüğünün 2023/2 iflas sayılı dosyasında 29/01/2025 tarihinde yapılan toplantıda bu davanın masa adına takibi teklifi kabul edilmemiş, alacaklıların masrafı karşılaması kaydıyla alacaklılara yetki verilmesine karar verilmiştir. Her ne kadar davadan sonra alınan bir yetkiye dayanılmışsa da, davacı bankanın TTK.nun 556. Maddesi kapsamında aktif husumetinin mevcut olduğunu kabul etmek gerekir. Öte yandan yazılan müzekkere cevaplarından anlaşılacağı üzere davalının tacir sayılan veya sayılması gereken kişilerden olduğunu ortaya koyan bir delil de dosyaya kazandırılamamıştır. Bu bakımdan davalının pasif husumeti de yoktur. İflasa tabi olmayan kişi hakkında iflas yoluyla yapılan takip de usule uygun değildir. Hiç kuşkusuz ticaret sicilinde kayıtlı olmamak bir kişinin tacir olmadığını söylemek için her zaman yeterli olmayabilir. Ticaret siciline kaydını yatırmadığı halde kendi adına ticari işletme işleteni tacir saymak gerekir. Ancak bunun da somut olarak ortaya konabiliyor olması gerekir. Fenerbahçeliler ismiyle başlayan bir düzine derneğe yazı yazılması istemi makul olmadığı gibi esasa etkili de değildir. Yine 34 bankaya yazı yazılarak şirket adına ödeme talimatlarını kimin verdiğinin sorulması, davalının bu bankalardan çektiği kredilerin sorulması, bankalarca hangi kredi risk grubuna dahil edildiğinin sorulması istemi de haklı görülmemiştir. Şirketler adına ödeme vb talimatlar vermek davalının şirket yetkilisi olduğunu göstermeye yarar, davalıya tacir sıfatı kazandırmaz. Davalının ortağı olduğu şirketlerin varlığı karşısında sosyal çevresinde kendini iş adamı olarak tanıtması tek başına yeterli değildir. Davalının tacir olması için kendi adına ticari işletme işletiyor olması veya bu izlenimi vermesi gerekir. Pek çok Yargıtay kararı ile istikrar kazandığı üzere, şirket ortağı, şirket yöneticisi olarak sosyal ve ekonomik alanda var olmak, tacir sayılmak ve iflasa tabi olmak sonucunu doğurmayacaktır. Vergi dairesinden gelen cevapla kira geliri dışında bir ticaret kazancı bildirilmediği görülmüştür. Kira işi, ticari bir işletme kapsamında faaliyet konusu olarak benimsenmedikçe, kira geliri elde eden kişiyi, tacir yapmayacaktır. Bu yönlerden davacının inceleme istemleri esasa etkili görülmemiştir. Ayrıca, davanın TTK.nun 553 vd maddelerine göre şirket yöneticisinin kusurlu hareketiyle şirketi zarara uğratması hükümlerine dayanılmış, nitekim alacaklılar kurulu toplantısında da banka vekili bu hükümlere göre davalının iflasının talep edildiğini belirtmiştir. Cevap dilekçesi ve ilk celseden sonra sunulan 12/02/2025 tarihli beyan dilekçesinde ise TTK.nun 195/5 maddesine göre hakim teşebbüsün iflasa tabi olması düzenlemesine göre davalının da hakim teşebbüs olarak iflasa tabi olduğu ileri sürülmüştür. İddianın genişletilmesine davalının rızasının olmadığı, açık itirazının olduğu bir yana, davalının bir teşebbüs olmadığı için hakim teşebbüs olması mümkün olmadığı gibi, şirketler topluluğuna ilişkin TTK.nun 195. Maddesinin somut olaya uygulanabilirliği de yoktur..." gerekçelerine istinaden davanın, HMK'nun 114/1-d, 1115/2 maddeleri uyarınca dava şartı yokluğundan usulden reddine dair karar verilmiştir. İSTİNAF NEDENLERİ: Karar yasal süresinde davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Davacı vekili istinaf dilekçesinde; re'sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu bir davada, HMK'nun 141. maddesi uygulanmayacağından dava şartlarına yönelik iddia ve taleplerin, iddia veya savunmanın genişletilmesi kapsamında değerlendirilemeyeceğini, ticaret siciline kayıtlı olmayan gerçek kişilerin muhtelif hukuki sebeplerle tacir olması, tacir sayılması yada tacir gibi sorumlu olması mümkün olup Mahkemece davalı gerçek kişinin bu koşulları taşıyıp taşımadığı araştırılmadan eksik inceleme ile karar verildiğini, davalının teşebbüs olduğu gerçeği göz ardı edilerek TTK'nun 195/5 maddesinin uygulama dışı bırakıldığını, halbuki teşebbüsün, gerçek kişileri de kapsadığını, 4054 sayılı Kanunun 3. maddesinde, teşebbüs kavramının, mal veya hizmet üreten, pazarlayan yada satan gerçek ve tüzel kişileri kapsadığının belirtildiğini, birden fazla şirkette kontrol gücüne sahip olan ve ekonomik kararlarını bağımsız biçimde alabilen gerçek kişilerin TTK'nun 195/5 maddesi uyarınca teşebbüs ve dolayısıyla tacir sayılması gerektiğini, davalının da bu niteliklere haiz olduğunu, zira davalının ... Eğitim Hizmetleri A.Ş.'de %51,25 oranında hisseye sahip olup yönetim kurulu üyesi olduğunu, ... Mühendislik A.Ş.'de ise %100 hisseye sahip olup şirketi münferiden yönettiğini, TTK'nun 195. ve devamı maddeleri kapsamında bir şirketler topluluğu söz konusu olup bu topluluğun fiili ve hukuki hakiminin ise bizzat davalı gerçek kişinin olduğunu, bununla birlikte davalının başkaca şirketlerde de hissedar veya yönetici olma ihtimali söz konusu ise de, bu hususta Mahkemece bir inceleme yapılmadığını, davalının, somut olaydaki faaliyetleri, sermaye ilişkileri ve ekonomik görünürlüğü dikkate alındığında TTK'nun 12. maddesi anlamında tacir sıfatına sahip olduğunu, ticaret sicil kaydı olmayan ancak çeşitli kuruluşlarda yöneticilik yapan ve kamuoyunda tacir izlenimi yaratan kişilerin tacir sayılabileceğinin Yargıtay kararlarında da belirtildiğini, özellikle Yargıtay 8. HD'nin 2017/13587 Esas 2017/11103 Karar sayılı kararında, gerçek kişilerin tacir sıfatının belirlenmesi için sadece ticaret sicili veya vergi dairesi kayıtlarına bakılmasının yeterli olmadığı, kişinin gerçek faaliyetinin detaylıca araştırılması gerektiğinin vurgulandığını, re'sen araştırma ilkesinin geçerli olduğu davalarda hakimin, tarafların sunduklarıyla sınırlı kalmaksızın uyuşmazlığın çözümüne hizmet edecek her türlü vakıayı ve delili araştırmakla yükümlü olduğunu, somut olayda bu yükümlülük yerine getirilmediği gibi ayrıca taraflarınca sunulan ve talep edilen belgelerin de görmezden gelindiğini, birçok şirkette pay sahibi ve yönetici olun davalının ayrıca ... üyesi olduğunu, TTK'nun 12. maddesi kapsamında kişinin tacir sıfatını kazanıp kazanmadığının belirlenmesi için, gelirlerinin ticari nitelik taşıyıp taşımadığı, faaliyetlerinin esnaf sınırını aşıp aşmadığı, gelir elde ettiği kaynakların ekonomik bağımsızlık derecesi ve faaliyetleri, kamuoyunda yaratılan tacir izlenimi gibi tüm unsurların eksiksiz şekilde araştırılması gerektiğini belirterek ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasını talep ve istinaf etmiştir. Davalı vekili istinafa cevap dilekçesinde, istinaf başvurusunun reddine karar verilmesini talep etmiştir. DELİLLERİN TARTIŞILMASI VE GEREKÇE: Dava, İİK'nun 154. maddesinde düzenlenen iflas yolu ile takibe karşı yapılan itirazın kaldırılması ve iflas istemine ilişkindir.İstinaf incelemesi 6100 sayılı HMK'nun 355. maddesi uyarınca istinaf başvurusunda ileri sürülen istinaf sebepleri ile sınırlı olarak ve kamu düzeni gözetilerek yapılmıştır.Mahkemece yapılan yargılama neticesinde, davalının tacir sayılan veya sayılması gereken kişilerden olmadığından iflasa tabi olmadığı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmiş olup karar davacı vekili tarafından istinaf edilmiştir.Somut olayda, takip başlangıçta İstanbul Anadolu 5. İcra Dairesinin ... Esas sayılı dosyasından başlatılmış olup takip talebinde "haciz yolu ile" takip istendiği yazılıdır. Henüz ödeme emri tebliğ edilmeden takip alacaklısının banka olduğundan bahisle yetkisizlikle kapatılarak İstanbul Anadolu Banka Alacakları İcra Dairesine tevzii edilmek üzere gönderilen icra dosyası bu icra dairesinin ... Esas sırasına kayıt edilmiştir. Bu icra dairesi tarafından düzenlenen iflas yolu ile adi takipte ödeme emri davalı borçluya tebliğ edilmiş ve itiraz üzerine takibin durdurulmasına karar verilmiştir."...Genel (adi) iflas yolu da, yetkili icra dairesine yapılacak bir takip talebi ile başlar. Takip talebinin yapılması ve içeriği, genel haciz yolundaki gibidir (m.58). Yani alacaklı, iflas takip talebini yetkili icra dairesine yazılı veya sözlü olarak yapar. Takip talebi, m.58'deki hususları (kayıtları) içerir. Bu nedenle, aynı (örnek no:1) basılı takip talebi örneği kullanılır. Yalnız, alacaklının, takip talebinde iflas istediğini (genel iflas yolu ile takip yaptığını) açıkça bildirmesi gerekir (m.58/5)..." (Prof. Dr. BAKİ KURU, İcra ve İflas Hukuku El Kitabı, 2. Baskı, Ankara 2013, syf. 1110-1111).Takip talebinde nelerin gösterileceği 2004 sayılı İİK'nun 58. maddesinde düzenlenmiştir. Bahsi geçen maddenin 2. fıkrasının 5. bendine göre, takip talebinde takip yollarından hangisinin seçildiğinin gösterilmesi gerekmektedir. Buna göre somut olayda, davanın niteliği gereği davacı alacaklının, takip talebinde iflas istediğini (genel iflas yolu ile takip yaptığını) açıkça bildirmesi gerekir. Oysa icra dosyası kapsamında yer alan takip talebinde "haciz yolu ile" takip istendiği yazılı olup haciz yolu ile girişilen takipte borçluya iflas yolu ile adi takipte ödeme emri tebliğ edilmiştir. Bu durumda ortada genel iflas yolu ile yapılan usulüne uygun bir takip bulunmadığından davanın özel dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerekirken Mahkemece yazılı olduğu şekilde davalının iflasa tabi olmadığı gerekçesiyle davanın dava şartı yokluğundan usulden reddine karar verilmesi isabetli olmamıştır.Dava şartları kamu düzeninden olup resen gözetilebilecek olması karşısında davacı vekilinin istinaf başvurusu bu sebeple kabul edilmiş ve ilk derece mahkemesi kararı kaldırılarak yeniden esas hakkında hüküm tesisi yoluna gidilmiştir.Açıklanan nedenlerle, davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulü ile, yeniden yargılama yapılmasına gerek olmadığından HMK'nun 353/1-b.2 bendi gereğince ilk derece mahkemesi kararının kaldırılmasına ve yeniden esas hakkında usulüne uygun bir takip bulunmadığından davanın özel dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine dair aşağıdaki hüküm kurulmuştur. HÜKÜM: Gerekçesi yukarıda açıklandığı üzere; 1-Davacı vekilinin istinaf başvurusunun yukarıda belirtilen nedenlerle KABULÜ ile, İstanbul Anadolu 3. Asliye Ticaret Mahkemesinin 2024/773 Esas, 2025/327 Karar sayılı ve 16/04/2025 tarihli kararının HMK'nun 353/1-b.2 maddesi gereğince KALDIRILMASINA, yeniden esas hakkında HÜKÜM TESİSİNE,2-a)Davanın usulüne uygun iflas talebini içerir icra takibi bulunmadığından 6100 sayılı HMK'nun 114/2 ve 115/2 maddeleri uyarınca özel dava şartı yokluğu sebebiyle USULDEN REDDİNE,b)Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı tarife gereğince alınması gerekli 615,40 TL harçtan davacı tarafından peşin yatırılan 427,60 TL harcın mahsubu ile bakiye 187,80 TL harcın davacıdan tahsili ile HAZİNEYE İRAT KAYDINA, c)Davacı tarafından yapılan yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,d)Davalı tarafından yapılan yargılama gideri bulunmadığından bu konuda karar verilmesine YER OLMADIĞINA, e)Davalı kendisini vekil ile temsil ettirdiğinden hüküm tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT tarifesi gereğince taktir olunan 45.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak davalıya VERİLMESİNE,İstinaf Başvurusu Yönünden;3-Hüküm tarihinde yürürlükte bulunan 492 sayılı Harçlar Kanunu gereğince alınması gereken 615,40 TL istinaf harcı davacı tarafından peşin olarak yatırıldığından yeniden harç alınmasına YER OLMADIĞINA,4-Hükmün kaldırılma nedeni gözetildiğinde davacı tarafından yapılan istinaf yargılama giderlerinin kendi üzerinde BIRAKILMASINA,5-6100 sayılı HMK'nın 333. maddesi gereğince taraflarca yatırılan gider avansının kullanılmayan kısmının hüküm kesinleştiğinde ve kararın tebliğ gideri karşılandıktan sonra artan kısmının yatıran tarafa İADESİNE,Dosya üzerinde yapılan inceleme sonucunda, İİK'nun 164. maddesi uyarınca kararın tebliğinden itibaren iki haftalık süre içinde Yargıtay nezdinde Temyiz Kanun Yolu açık olmak üzere oy birliği ile karar verildi.20/11/2025