9. Hukuk Dairesi 2025/9635 E. , 2026/702 K. "" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2210 E., 2025/2095 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 2. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/127 E., 2021/293 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlana…
9. Hukuk Dairesi 2025/9635 E. , 2026/702 K. "İçtihat Metni" MAHKEMESİ : İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 25. Hukuk Dairesi SAYISI : 2021/2210 E., 2025/2095 K. İLK DERECE MAHKEMESİ : İstanbul 2. İş Mahkemesi SAYISI : 2021/127 E., 2021/293 K. Bölge Adliye Mahkemesi kararı davacı vekili tarafından temyiz edilmekle; kesinlik, süre, temyiz şartı ve diğer usul eksiklikleri yönünden yapılan ön inceleme sonucunda, temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten ve Tetkik Hâkimi tarafından hazırlanan rapor dinlendikten sonra dosyadaki belgeler incelenip gereği düşünüldü: I. DAVA Davacı vekili dava dilekçesinde; müvekkilinin davalı ... Rektörlüğünde (...) değişen alt işverenler bünyesinde çalışmaya başladığını, davalı ... asıl işini yaptığını, emir ve talimatları Üniversiteden aldığını, 30.01.2009 tarihli Çalışma ve ... Bakanlığı müfettiş raporuyla asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı olduğunun tespit edildiğini ve hâlen çalışmaya devam ettiğini, işe girdiği tarihten bu yana asgari ücret artışlarından yararlanmadığını, ücretlerinin hâlen eksik ödenmeye devam edildiğini, asıl işverenin ... olması nedeniyle ilave tediye ödenmesi gerektiğini ileri sürerek fark ücret ve ilave tediye alacağının davalıdan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. II. CEVAP Davalı vekili cevap dilekçesinde; davacının 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname (696 sayılı KHK) kapsamında idari kadroya geçerken ilgili yasal düzenlemeler ve imzalanan sulh sözleşmesi ile geçmişteki iş ilişkisinden kaynaklı haklarından feragat ettiğini, davacıya eksik ücret ödenmediğini savunarak davanın reddini istemiştir. III. İLK DERECE MAHKEMESİ KARARI İlk Derece Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; davalı ... alt işvereni nezdinde çalışan davacının 696 sayılı KHK'nın yayımlanması sonrasında sürekli işçi kadrosuna geçtiği, davalı tarafça sunulu davacı imzasını taşıyan 26.03.2018 tarihli sulh sözleşmesi dikkate alındığında davacının toplam yarar ilkesi gözetilerek ve kanuni koşul uyarınca alacağı kalmadığını beyanla başkaca bir işleme gerek kalmaksızın sürekli işçi kadrosuna geçirildiği, davacı tarafça imzalanan feragate ilişkin sulh sözleşmesinin muvazaa kaynaklı alacakları da kapsamakta olduğundan kadro tesisi öncesi bu yöndeki alacak taleplerinin reddi gerektiği, kadro sonrası döneme ilişin olarak; kadroya geçiş aşamasında işverenle imzalanan iş sözleşmesinde asgari ücretin belli bir oranda fazlasının ödeneceği kararlaştırılmışsa sözü edilen kuralın, her asgari ücret artış dönemi için işvereni bağlayacağı ancak dosyaya sunulu bir sözleşme mevcut olmadığı gibi ücret için de belirli bir oran belirlenmediğinin görüldüğü, davaya konu uyuşmazlıkta davacı işçinin kadroya alınması ile birlikte herhangi bir sözleşme ile asgari ücretin belli bir oranı seviyesinde ücret ödeneceğinin açıkça öngörülmediği gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. IV. İSTİNAF İlk Derece Mahkemesinin yukarıda belirtilen kararına karşı süresi içinde davacı vekili tarafından istinaf başvurusunda bulunulması üzerine Bölge Adliye Mahkemesinin yukarıda tarih ve sayısı belirtilen kararı ile; İlk Derece Mahkemesince davanın reddine karar verilmesinin dosya kapsamına uygun olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf başvurusunun esastan reddine karar verilmiştir. V. TEMYİZ A. Temyiz Sebepleri Davacı vekili temyiz dilekçesinde; 1. Müvekkili ile alt işveren Şirketler arasında yapılan bireysel iş sözleşmelerinde ücretlerin asgari ücretin katsayıları üzerinden belirlendiğini, kadroya geçişte yeni bir sözleşme imzalanmadığından bu sözleşmelerin hâlen yürürlükte olduğunu, 2. Sulh sözleşmesi ve feragatnamenin kadroya geçiş sırasında davacının ve tüm kadroya geçirilenlerin iradeleri sakatlanılarak imzalatıldığını, 3. Davalı ... ile alt işveren şirketler arasındaki ilişkinin muvazaalı olduğunun dosyada mevcut emsal nitelikte bilirkişi raporu ve Mahkeme kararı ile tespit edildiğini ileri sürmüştür. B. Değerlendirme ve Gerekçe Uyuşmazlık; asıl işveren alt işveren ilişkisinin muvazaalı olup olmadığı ve davacının davalı ... işçisi olarak kabul edilmesinin gerekip gerekmediği, buna bağlı olarak dava konusu alacaklara hak kazanıp kazanmadığı, Anayasa Mahkemesinin 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (375 sayılı KHK) geçici 23/1-(c) ve (ç) ve geçici 24/1-(c) ve (ç) hükümlerinin iptaline dair 17.04.2024 tarihli ve 32520 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanan 27.12.2023 tarihli ve 2018/ 96... /222 Karar sayılı iptal kararının eldeki davaya etkisi ve kadroya geçişten sonra ilave tediye ücreti alacağına yönelik yapılacak değerlendirme hususlarındadır. 1. Anayasa Mahkemesinin 375 sayılı KHK'nın geçici 23/1-(c) ve (ç) ve geçici 24/1-(c) ve (ç) hükümlerinin iptaline dair 2018/96 E., 2023/222 K. sayılı iptal kararının uyuşmazlığa etkisinin ve bu iptal kararının bağlayıcılığı ve ne zaman hukuki sonuç doğuracağı sorununun ele alınması gereklidir. 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın (Anayasa) 153/1 hükmünde herhangi bir denetim yolu tanınmamış ve Anayasa Mahkemesi kararlarının kesin olduğu belirtilmiş, 5. fıkrada "İptal kararları geriye yürümez" kuralına yer verilmiştir. Türk anayasal sisteminde, Devlete güven ilkesini sarsmamak ve ayrıca Devlet yaşamında bir kargaşaya neden olmamak, kazanılmış hakları korumak için iptal kararlarının geriye yürümezliği kuralı kabul edilmiştir. Böylece hukuksal ve nesnel alanda etkilerini göstermiş, sonuçlarını doğurmuş bulunan durumların, iptal kararlarının yürürlüğe gireceği güne kadar olan dönem için geçerli sayılması sağlanmıştır. Bir kural işlemle kurulan statünün Anayasa Mahkemesinin iptal kararıyla ya da bir başka kural işlemle kaldırılması durumunda, bu statüye bağlı öznel (sübjektif) işlemlerin de geçersiz duruma düşmesi doğaldır. Dolayısıyla bu öznel işlemlerle, ortadan kalkan statüye dayanarak ileriye dönük haklar elde edilemez. Anayasa'nın bağlayıcılığı, Anayasa Mahkemesi kararlarına tüm Devlet organlarının uyma zorunluluğu ve Anayasa'nın üstünlüğü ilkesi, Anayasa'ya aykırı bir kuralın aykırılığının saptanmasından sonra uygulama alanı bulmasını kesinlikle önler. Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının zaman içerisindeki etkisi böylece çıkmakta ve iptal kararlarının geriye yürümeyeceği kuralı belirtilen anlamı taşıyarak geçerli olmaktadır. Anayasa’nın 153. maddesindeki bu kuralın yalnız lafza bağlı kalınarak yorumlanması, hukuk devleti ilkesine ve bu ilke içinde var olan adalet ve eşitlik ilkelerine aykırı sonuçlar doğurabileceği gibi itiraz yoluyla yapılacak bir denetimin amacına da terstir. Geriye yürümezlik ilkesinin en önemli istisnası, Anayasa’nın 152. maddesindeki somut norm denetimidir. Madde uyarınca mahkeme önüne gelen uyuşmazlıkta Anayasa'ya aykırılık iddiasını ciddi görür ve Anayasa Mahkemesine iptal için başvuru yaparsa; Anayasa Mahkemesi tarafından iptal kararı verildiğinde, iptal kararına uymak zorundadır. Özelikle Anayasa Mahkemesi kararları geriye yürümeyecekse somut norm denetimine başvurunun bir anlamı olmayacaktır. Somut norm denetiminde, iptal kararının yapısı gereği durdurulan dava bakımından geriye etkili uygulama söz konusudur. İtiraz yoluyla yapılan başvuru üzerine iptal edilen hükmü, benzer işlerde uygulama durumunda bulunan başka mahkemeler de Anayasa Mahkemesi iptal kararına uymak zorunda olup iptal edilen yasa maddesine dayanarak karar veremezler. İtiraz yoluna başvuran mahkemenin verilecek olan iptal kararı ile bağlı olması, diğer mahkemeler bakımından da aynı etkiyi haizdir. Sadece başvuran mahkeme açısından iptal kararının geriye yürüyeceğinin kabulü, uygulanacak olan norm bakımından mahkemeler arasında eşitsizlik doğuracaktır. Tüm mahkemelerin itiraz yoluna başvurması da beklenemez. Anayasa Mahkemesince verilecek iptal kararının, kesin hüküm hâlini almış yargı kararları saklı kalmak şartıyla, geriye yürüdüğünü kabul etmek zorunludur. Buna göre iptal kararının derdest olan davalar bakımından da uygulanması gerekir. Diğer yandan ifade etmek gerekir ki sulh, bir sözleşme olarak mahkeme dışında da yapılabilir. Mahkeme dışı sulh, diğer sözleşmeler gibi tamamen maddi hukuk hükümlerine tâbidir. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun (6100 sayılı Kanun) 313. maddesinin gerekçesine göre; mahkeme dışı sulh, borçlar hukuku konusu olduğundan düzenleme dışı bırakılmıştır. Bir diğer ifade ile 6100 sayılı Kanun'da sadece mahkeme huzurunda yapılan sulh düzenlenmiştir (Baki Kuru, Medenî Usul Hukuku El Kitabı, Cilt II, ..., Birinci Baskı, 2020, s.1104; aynı yönde bkz. Yargıtay (Kapatılan) 22. Hukuk Dairesi, 01.06.2015 tarihli ve 2014/9508 Esas, 2015/18965 Karar sayılı karar). Nitekim Kanun'un 313/1 hükmünde de sulh, görülmekte olan bir davada, tarafların mahkeme huzurunda yapmış oldukları bir sözleşme olarak ifade edilmiştir. Dolayısıyla Kanun'un 315. maddesi gereği kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğuran sulh, mahkeme huzurunda yapılan sulhtur. Şu hâlde mahkeme dışı sulh, mahkeme içi sulhe dönüşmedikçe kesin hüküm etkisi yaratmaz (Sabri Şakir Ansay, "Sulh", ... Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, Cilt 1, Yıl 1943, Sayı 2, 200-209, s.209; Ayşe Kılınç, "Mahkeme Dışında Yapılan Sulh ve Yargılamaya Etkisi", İstanbul Hukuk Mecmuası, Cilt 77, Yıl 2019, Sayı 2, 503-521, s. 515). Somut uyuşmazlıkta İlk Derece Mahkemesince; davacının kadroya geçmesinin ardından davalı ... ile bireysel iş sözleşmesinin imzalanmadığı, dosya arasında bulunan sulh sözleşmesi başlıklı belgeyi imzalayıp sürekli işçi kadrosuna geçtiği, imzalanan feragate ilişkin sulh sözleşmesi muvazaa kaynaklı alacakları da kapsadığı, kadro tesisi öncesi bu yöndeki alacak taleplerine hak kazanılamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmiştir. Ne var ki Anayasa Mahkemesinin 2018/96 E., 2023/222 K. sayılı iptal kararı ile; söz konusu davanın reddine ilişkin dayanak norm olan 375 sayılı KHK'nın sulh ve feragat sözleşmesine ilişkin geçici 23/1-(c) ve (ç) hükümleri iptal edilmiştir. Bu durumda yukarıda da açıklandığı üzere, Anayasa Mahkemesinin Resmî Gazete’de yayımlanmakla sonuç doğuran iptal kararının eldeki gibi kesin hüküm hâlini almamış derdest dosyalar yönünden uygulanması zorunludur. Somut olayda davacının kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğurduğu değerlendirilebilecek bir feragati bulunmadığı gibi taraflarca mahkeme önünde yapılmış bir sulh de bulunmamaktadır. Bu nedenle iptal kararının temyiz aşamasında gözetilerek uyuşmazlığa tatbikînin sağlanması gereklidir. Şu hâlde İlk Derece Mahkemesince, Anayasa Mahkemesi tarafından verilen iptal kararının gereği olarak sulh ve feragat sözleşmesine değer atfedilmeksizin davacının muvazaa iddia ettiği dönem bakımından muvazaa araştırması yapılması ve sonucuna göre karar verilmesi için kararın bozulması gerekmiştir. 2.Taraflar arasında ilave tediye ücreti hususunda uyuşmazlık bulunmaktadır. Somut olayda davacının, davalıya ait işyerinde ihale ile hizmet alımı yapılan alt işveren şirketler nezdinde çalışmakta iken, 696 sayılı KHK'nın 127. maddesi ile 375 sayılı KHK’ ya eklenen geçici 23. maddesi kapsamında sürekli işçi kadrosuna geçirildiği hususunda taraflar arasında uyuşmazlık bulunmamaktadır. Yine davacının sürekli işçi kadrosuna geçtiği sırada düzenlenmiş olan ve ücretinin asgari ücretin aylık belirli bir oranında ödeneceği hükmünü içeren bir iş sözleşmesi bulunmadığı anlaşılmıştır. Bu hâlde Mahkemece davacının sürekli işçi kadrosuna geçtikten sonraki dönem yönünden aylık fark ücret talebinin reddine karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak, davacı taraf dava dilekçesinde ilave tediye ücretinin hiç ödenmediğini belirtmiş olup buna karşılık davalı tarafça cevap dilekçesinde davacının ilave tediye alacağına hak kazanamadığı belirtilmiştir. Davacının kadroya geçtiği dönem sonrasına ilişkin hak kazandığı ilave tediye ücretlerinin ödenip ödenmediğine yönelik bir değerlendirme yapılmamıştır. Bu hâlde Mahkemece davacıya sürekli işçi kadrosuna geçtikten sonra ilave tediye ücreti ödenip ödenmediği araştırılarak çıkacak sonuç doğrultusunda karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile ilave tediye ücretine yönelik davacı talebinin reddine karar verilmesi hatalı olup bozmayı gerektirmiştir. VI. KARAR Açıklanan sebeplerle; 1. Temyiz olunan, İlk Derece Mahkemesi kararına karşı istinaf başvurusunun esastan reddine ilişkin Bölge Adliye Mahkemesi kararının ORTADAN KALDIRILMASINA, 2. İlk Derece Mahkemesi kararının BOZULMASINA, Peşin alınan temyiz karar harcının istek hâlinde ilgiliye iadesine, Dosyanın kararı veren İlk Derece Mahkemesine, bozma kararının bir örneğinin kararı veren Bölge Adliye Mahkemesine gönderilmesine, 02.02.2026 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi. K A R Ş I O Y Anayasa'nın 153. maddesinde yer alan “iptal kararları geriye yürümez” hükmünden anlaşılması gerekenin ne olduğu ve eldeki davaya etkisi uyuşmazlık konusudur. Somut olayda, davacı davalıya ait işyerinde ihale ile hizmet alımı yapılan alt işveren şirketler nezdinde çalışmakta iken, 696 sayılı KHK'nın 127. maddesi ile 375 sayılı KHK'ya eklenen geçici 23. maddesi kapsamında sürekli işçi kadrosuna geçmiştir. Davacı işçi sürekli işçi kadrosuna geçmeden önce, yukarıda zikredilen maddede geçiş için ön şart olarak getirilen şartlardan birisi olan “En son çalıştığı idare veya şirket ile daha önce kamu kurum ve kuruluşlarında alt işveren işçisi olarak çalıştığı iş sözleşmelerinden dolayı bu madde ile tanınan haklar karşılığında herhangi bir hak ve alacak talebinde bulunmayacağını ve bu haklardan feragat ettiğine dair yazılı bir sulh sözleşmesi yapmayı kabul ettiğini yazılı olarak beyan etmek” düzenlemesine istinaden davalı idereye yukarıdaki yasal düzenlemeye uygun şekilde sulh ve feragat sözleşmesi imzalayıp vermiştir. Davacı imzalamış olduğu sulh ve feragata rağmen davalı işverene karşı alt işveren nezdinde geçen çalışma döneminin muvazaalı olduğu iddiasıyla kadroya geçiş öncesine ilişkin dönem bakımından bir kısım ödenmemiş alacak iddiası yanında kadroya geçiş sonrasında da bir kısım işçilik alacaklarının eksik ödendiğini beyanla eldeki davayı açmıştır. Yapılan yargılama sonucunda kadroya geçiş öncesine ait istek İlk Derece Mahkemesi tarafından Dairemizin istikrarlı önceki uygulamasına istinaden sulh ve feragata değer verilerek kadroya geçiş sonrasına ilişkin talep ise ödenmemiş alacak bulunmadığı gerekçesiyle reddedilmiştir. Keza istinaf talebi de aynı gerekçelerle esastan reddedilmiştir. Kararın temyizi üzerine Dairemizde yapılacak inceleme öncesinde Anayasa Mahkemesi kadroya geçiş öncesi sulh ve feragatı zorunlu tutan mevzuat hükmünü iptal etmiş ve iptal kararı yürürlüğe girmiştir. Bu aşamada başlığa alınan usul problemi ortaya çıkmıştır. Öncelikle hemen belirtmek gerekir ki Dairemiz Anayasa Mahkemesi iptal kararlarının kesinleşmiş davalara etkisinin olamayacağı hususunda hem fikirdir, bu hususta görüş farklılığı yoktur. Derdest davalarda ise iptal kararının uygulanması esas olmakla birlikte istisnalarının olabileceği de kabul edilmelidir ki sayın çoğunluk somut olay bakımından istisnai uygulama görüşümüze katılmamıştır. Kişisel kanaatimiz, Anayasa'nın “iptal kararları geriye yürümez” şeklindeki hükmü nedeniyle iptal kararları öncesinde hüküm ve sonuçlarını doğurduğu için kazanılmış hak teşkil eden hususlar iptal kararından etkilenmezler. Bu hususu örneklendirerek açıklamak gerekirse, 5953 sayılı Basın Mesleğinde Çalışanlar ile Çalıştıranlar Arasındaki Münasebetlerin Tanzimi Hakkında Kanunu'na tâbi çalışanların ücret alacaklarına günlük yüzde beş faiz öngören hüküm Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş ve iptal kararı istisnasız derdest tüm davalara uygulanmıştır; çünkü faize hükmedilebilmesi için önce ücret alacağının varlığı tespit edilmelidir. Ücret alacağı ise dava konusu edildiğine göre kesin hükme kadar sadece taleptir, iddiadır. Varlığı kesin hükümle birlikte ortaya çıkar. İptal kararının yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla kesinleşmemiş davalardaki ödenmemiş ücret istemleri hâlihazırda sadece dava konusu talep olduğu henüz varlığı kesinleşmediği için faiz bakımından da hüküm ve sonuçlarını doğurmuş bir kazanılmış haktan söz edilemez. Diğer taraftan feragat, sulh, kabul ve ibra hüküm ve sonuçlarını anında doğurur, vazgeçme mümkün değildir. Davalı yasal bir düzenlemeye istinaden kadroya geçebilme karşılığında sulh ve feragatı kabul ettiği, neyin karşılığında neden vazgeçtiğini açıkça bildiği için öncelikle irade fesadı iddia edemez ederse de dinlenmez. Sulh ve feragat o andaki mevzuata uygundur ve niteliği gereği verildiği anda hüküm ve sonuçlarını doğurmuştur. Daha sonradan sulh ve feragatı geçiş için ön koşul kabul eden mevzuat hükmünün iptal edilmesi sulh ve feragatın geçerliliğine etki etmez, aksi kabul maddi hukuk anlamında kazanılmış hakkı ortadan kaldırır ki bu da iptal kararını geçmişe yürütmektir ve Anayasa'ya açıkça aykırıdır. Sulh, kabul ve feragata ilişkin 6100 sayılı Kanun'un 307 ve devamı maddelerine bakıldığında bu işlemlerin “kesin hüküm gibi hukuki sonuç doğuracağı” açıkça yazılıdır ki bu hüküm karşısında sulh ve feragata kesin hükmün sonuçları uygulanmalı yani iptal kararının sulh ve feragatı ortadan kaldırmayacağı kabul edilmelidir. Somut olay bakımından, sulh ve feragat sözleşmesi anında açılmış bir dava bulunmaması ve davanın daha sonra açılması nedeniyle söz konusu belgelerin 6100 sayılı Kanun'un 307 ve devamı maddeleri anlamında sulh ve feragat olup olmadığı da tartışmalı ise de öncelikle ve hemen söylemek gerekirse bu sulh ve feragatlara değer verilerek davaların reddi gerektiğine ilişkin iptal kararı öncesi kararlarda böyle bir tartışmaya girilmemiştir. Örneğin Dairemizin 12.01.2023 tarihli ve 2022/16197 Esas, 2023/364 Karar sayılı kararında “Dosya kapsamına göre davacı işçinin davalı Belediyenin alt işvereni olan şirketlerde çalışırken 375 sayılı KHK'nın geçici 24 üncü maddesi kapsamında 01.04.2018 tarihinde sürekli işçi kadrosuna geçerek ihbar olunan ... Belediyesi Personel AŞ bünyesinde çalışmaya başladığı, sürekli işçi kadrosuna geçiş sırasında imzalandığı açık olan sulh sözleşmesinde daha önce alt işveren işçisi olarak çalıştığı dönemlere ilişkin verdiği feragat beyanının bulunduğu anlaşılmaktadır. Bu hâlde söz konusu feragat beyanına davalı Belediye yönünden hukuki değer atfedilerek davacının sürekli işçi kadrosuna geçtiği tarihten önceki çalışma dönemi için dava konusu alacaklar bakımından davalıdan talepte bulunamayacağı kabul edilmelidir. Dolayısıyla 01.04.2018 tarihine kadar olan çalışma dönemi yönünden muvazaa iddiasının kabulü ile talep edilen alacakların hüküm altına alınması hatalıdır.” denilmiştir. Diğer taraftan söz konusu belgeler ne haktan ne de alacaktan tamamen vazgeçme niteliğinde değildir. Sadece kadroya geçiş öncesi dönem bakımından kadrosuna geçilecek olan asıl işverenden alacak talebinde bulunulmayacağı taahhüt edilmekte, alt işveren bakımından ise varsa alacak hakları devam etmektedir. Bu hâliyle herhangi bir dava veya takibin olmadığı dönemde alınan söz konusu belgelerin mahiyeti itibarıyla en azından ibra belgeleri oldukları kabul edilmelidir ve daha sonra çıkan özel kanun hükmüne istinaden alındıklarından dolayı 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (6098 sayılı Kanun) 420. maddesi koşullarına tâbi değildirler. Zaten bu güne kadar da 6098 sayılı Kanun'un 420. maddesi kapsamında bir denetime tâbi tutulmamışlardır. Söz konusu belgeler 6098 sayılı Kanun'un 132. maddesi kapsamında ibra belgeleri olarak kabul edilseler dahi yukarıda da değinildiği üzere, verildikleri anda hüküm ve sonuçlarını doğuracaklarından dolayı ulaşılması gereken sonuç değişmeyecektir. Sonuç olarak; Anayasa Mahkemesinin 17.04.2024 tarihli ve 32520 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 27.12.2023 tarihli ve 2018/ 96... /222 Karar sayılı, 01.02.2018 tarihli ve 7079 sayılı Olağanüstü Hal Kapsamında Bazı Düzenlemeler Yapılması Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabul Edilmesine Dair Kanun’un 118. maddesiyle 375 sayılı KHK'ya eklenen geçici 23/1-(c) ve (ç) ve geçici 24/1-(c) ve (ç) hükümlerinin Anayasa’ya aykırı olduklarına ve iptallerine ilişkin kararının kadroya geçiş öncesinde yasal zorunluluk gereği alınmış ve alındığı an itibarıyla kesin hüküm gibi tüm sonuçlarını doğurmuş olan sulh ve feragat sözleşmelerine uygulanamayacağı, uygulanmasının Anayasa'da açıkça yasaklanmış olan iptal kararının geçmişe yürütülmesi anlamına geleceği şeklindeki hukuki ve vicdani kanaatim nedeniyle aksi görüşteki sayın çoğunluğun ulaştığı sonuca katılamıyorum.